• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Her kitabın ruhunu ele veren anahtar cümleler vardır. Düş, düş gücü de Eco’nun Efsane Yerlerin Tarihi’nde bütün görkemiyle açığa çıkar. Bir romancı, tarihçi, akademisyen ve meraklı özne olarak Eco, bilgiyi yorumun arkasına iyice saklar, hayal gücünü kabartır sonra da sizi onunla el ele tutuşturarak kaybolur. Şimdi yazar nereye gitmiştir? O da bu güzel düşün peşinde midir? Hiç önemi yok. Bir kitabı güzel kılmak için bütün çabasını harcamış, büyütecini eski yazma kitapların üzerine tutmuş, şüpheyle kalkan kaşlarını titretmiş, muzip gülümsemeyle geri çekilmiştir.
Tarihi romanları tarih kitaplarından ayıran özellik nedir ve en önemlisi kaliteli bir tarih romanı nasıl olmalıdır? Cevap tam da yeni yayımlanan bir tarihi romanın ithaf bölümünde saklanmış duruyor gibi. Halil Bezmen, yeni romanı Lale, Kan ve Şehvet’in ithaf bölümünde şöyle diyor; “Kitabımda, Osmanlı İmparatorluğu’nun zenginliklerini bölüşmek isteyenlerin mücadelesini yazdım. Dış güçlerden -Rusya ve Avusturya- pek bahsetmedim. Onlara savaş alanında rastlanır ve düşman oldukları üniformalarından anlaşılır. Açıkta yapılan dövüşün neticesi de bellidir: Savaş alanını kim son terk ederse kazanan odur ve bundan böyle onun dediği olacaktır.
Vladimir Alexandrov’un yazdığı Siyah Rus adlı kitap bize inanılmaz bir yaşam öyküsünü aktarıyor. Bir roman değil, nesnel bir biyografi bu. Ama öylesine akıcı ki, bir romandan bile daha keyifle okunabiliyor. Kitabın başkahramanı Frederick Bruce Thomas. 1872’de Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinde Coahoma County’de dünyaya gelmiş. İç savaş biteli ancak yedi yıl olmuş. Anne ve babası (Hannah ve Lewis Thomas) savaştan önce köleler. Ama Lewis kısa sürede toprak sahibi olmayı ve para kazanmayı başarır. Köle kökenli bir siyahinin toplum içinde böylesine yükselmesi, bölgenin beyaz zenginleri tarafından hoş karşılanmaz. Çeşitli baskılar sonucu aile topraklarını yitirir ve Memphis’e göçer. Baba, 1890 yılında evlerinde kiracı olan bir diğer siyahi Frank Shelton tarafından öldürülür. Babasının ölümünden sonra Frederick evden ayrılır ve Chicago’ya gelir. Büyük bir otelde garson olarak çalışmaya başlar. Hizmet sektöründeki çalışmaları önce Chicago, sonra New York’da devam eder.
Charles King Georgestown Üniversitesi’nde profesör. Uzmanlık alanı ise Karadeniz. Bilen bilir, Türkçede ilk yayımlanan kitabının adı da Karadeniz’di. Ama Odesa, Moldovya ve Kafkaslar üzerine de kitapları var. Üç yıl kadar önce İstanbul’a geldiğinde tanışmıştık. İstanbul’un da bir açıdan Karadeniz kenti olduğunu düşünüyor ve bu konuda bir kitap yazmayı planlıyordu. Benim yarım yamalak İngilizcem, onun kırık dökük Türkçesiyle nasıl becerdiysek iki saate yakın konuşmuştuk. İstanbul’u bu denli iyi tanıması şaşırtmıştı beni. Derdi, ne anlatacağı değil, neresinden tutup da anlatacağı idi. Pera Palas ve Beyaz Ruslar o zaman da, üzerinde en çok durduğu konulardı.
Yavuz Selim Karakışla’nın daha önce çeşitli popüler ve akademik yayınlarda yayınlamış olduğu çalışmalarından oluşan Eski Zamanlar Eski İnsanlar, Birinci Meşrutiyet’le Cumhuriyet’in ilk yılları arasındaki dönemi ele almakta ve yaklaşık 50 yıllık bu kritik dönüşüm sürecini alışılagelmiş Türk tarihyazımının dışına çıkarak, devlet değil, toplum eksenli bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Kitap, Türk tarihçiliğinin geleneksel yazım alanları olan siyasetçilerin iktidar mücadelelerini, siyasi manevralarını, bu manevraları meşrulaştıran ya da onlara kaynak olan ideolojik tutamakları ele almayı mümkün olduğunca bir kenara bırakarak, kendilerini tarihyazımında yazılı şekilde ifade etme olanakları zayıf olan toplum kesimlerinin günlük yaşamlarına odaklanmıştır.
Düşe kalka büyüyen temsili demokrasimiz bu yıl 140 yaşına basacak. Tarihimizin ilk anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, yapılan seçimlerin ardından ilk meclis 19 Mart 1877’de toplanmıştı. Petrosyan’ın Sosyalist Açıdan Jöntürk Hareketi çalışmasını okurken fark ettiğimiz gibi, ilk Anayasa (Kanun-u Esasî) çevresinde dönen tartışmalar “sultan”ın yetkilerinin sınırlandırılması, saray harcamalarının denetim altına alınması, Müslüman olmayanların temsili, basın özgürlüğü, resmî dil ve anadilde eğitim meselesi üzerinde düğümleniyordu. Katedilen mesafenin büyüklüğüne rağmen kimi başlıkların cari oluşu demokrasi adına hem kaygı hem de hayret verici. Sanki tarih tersine dönmüş gibi. Eski kuşaklar (Yeni Osmanlı ve Jöntürk hareketleri) yetkileri ayrıştırmak üzere mücadele etmişken, başkanlık rejimi etrafında şekillenen güncel talepler erki devletin en tepesinde yeniden toplamayı diliyor.
Soner Yalçın gazeteciliğe başladığı ilk yıllardan itibaren siyasette herkesin gözü önünde yaşanan olayların “arka planı”na ilişkin ilginç yorumlarıyla dikkat çekti. Yeni kitabı Galat-ı Meşhur’da da aynı yolda ilerliyor. OdaTV davasındaki tutukluluk süreci ile “olaylar”ın doğrudan aktörü olarak da öne çıkan Yalçın, “Türkiye’nin başına gelenler”i aralarında bağlantılar kurarak ve kendi yorumlarını sıkça ekleyerek bir kez daha anlatıyor.
İkisi de çekici değiller, dış görünüşleri bakımından hemen hiçbir cazibeleri yok. Dolgun ve alımsız bir kadın, kısa boylu, yüzünde gurur veya karakter çizgisi neredeyse yok derecesinde bir adam. Padişah kızıyla damat beyefendi. Sultan ile “damat”. 19 yüzyıldan gelen romantik esinti 20. yüzyılın hemen eteğinde parıltılarını devam ettirmektedir. Tarih bilgisi olmayan, çökmüş Osmanlı İmparatorluğu’nu tanımayan, padişahlık, sultanlık, saraya damat olmak nedir bilmeyen birisi için eldeki mektuplar, fotoğraflar şaşkınlık uyandırıcı ve hayret vericidir. Hele fotoğraflar, hele satırlar. Bu tutkulu romantizm, bu aklı ve eylemi bir yangın gölgesi gibi rüzgârda oraya buraya savrulan hayat! Heyhat ki, tek başına kalamaz, iki insan arasındaki özel ilişkilere indirgenemez. Onların her tavrı, her cümlesi ait oldukları topluma doğru kabarır, kanatlanır. Ve bir yazıklanma duygusu bize miras kalır. İdeal için koşan padişah damadı Moskova’da maymun kürkü peşindedir.
İstanbul Ayasofya Meydanı’nda, 31 Mart 1909 günü çekilmiş fotoğrafa bakılırsa şehre henüz bahar inmemiştir. Ağaçlar yeşerip çiçeklenmemiş, dallar ‘saltanat’larına kavuşmamıştır. Sarıklı ve din adamı görünüşlü insanların yoğunluğu dikkat çeker bu ‘gevşek’ fotoğrafta. Dahası ne bir isyan ne de bir gerilim havası vardır. Sol ön tarafta omzu tüfekli asker sanki avdan dönerken oraya uğramış avcı intibaı vermektedir. Fakat asıl ilginç olan simitçi çocuktur. Tarihe büyük darbe diye sunulan, mektep kitaplarına, siyasal kavgalara, ilericilik gericilik tartışmalarına kolaylıkla sokuluveren böylesi bir güne sızan bu çocuk, fırsatçı bir girişimci mi yoksa olup bitenden zerre haberi olmayan halkın sembolik olarak ta kendisi midir? Her fotoğraf yanıltır ama her fotoğraf da sonsuz okumaya açıktır. Hele belge diye sunuluyorsa bize.
George C. Comninel’in kitabı sadece Fransız Devrimi üzerine bir tarihyazımı çalışması değil, sınıf savaşımları tarihini anlamlandırmak isteyen herkes için bir başlangıç kitabı ve rehber olma iddiasında.
... 10 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler