• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Yazarlar

Anasayfa

Söylemediği DOĞRULARLA tarihi SİYASETE alet etmeyi çok seven Melih Gökçek, "İLK EROİN fabrikasını CHP 1926'da kurmuş" diyerek güya "CHP UYUŞTURUCU üretmiş" havasını vererek yine TARİHİ çarpıtma örneği vermiş. Açılan İLAÇ fabrikasıdır ve Sayın Gökçek bilmiyorsa öğrensin ki sadece UYUŞTURUCU değil KİMYA alanında İLAÇ sanayiinde de kullanılır. İlaç niyetine yasal satılan uyuşturucular dünya farmakoloji tarihinin bir parçasıdır. Devlet de (CHP değil) TEKEL olarak UYUŞTURUCU İNHİSARI isminde kurduğu kurum ile bu ÜRETİMİ Tekel'ine almıştır. Tıpkı OSMANLI döneminde olduğu gibi.
Fatih Sultan Mehmet'in saltanat döneminden beri İstanbul'da meyhanelerin bulunduğu ve bunların Bizans döneminden kalmış oldukları çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Bu kaynaklardan bazıları, o dönemde İstanbul meyhanelerinin dünyaca ünlü olduklarını yazar. Osmanlı döneminde de içki denilince akla gelen önce şaraptı, ancak giderek Rakı ağır basmaya başladı. Rakı’nın ilk kez nerede kimler tarafından üretildiği kesin olarak belgelerle belirlenememiştir. Ancak, Rakı’nın ilk kez Osmanlı topraklarında üretildiği neredeyse tüm dünya ülkelerince kabul edilmektedir.
Atatürk'ün yurt dışına çıkmadığını söylersek aslında yanlış olur. Düzeltmek gerekirse, 1918 yılından sonra yurt dışına çıkmadığıdır. Ülke toprakları dışına çıkmamış bir kişinin böylesi inkılapları yapabilmesi ve böylesi bir ufka sahip olabilmesi mümkün olabilir mi? Atatürk, Osmanlı subayı iken birçok kereler Avrupa'da bulunmuş ve batıyı gözlemleme şansına erişmiştir. Bu gözlemleri ve çıkarımları, onun sonraki yaşamında çok önemli yer tutacaktır.
Şimdilerde Lozan Antlaşması’nın yüz yıllık olduğuna ve içeriğinde gizli maddeler bulunduğuna dair birçok safsata Lozan’ı değersizleştirmek adına dillendirilmekte ve özellikle sosyal medyada bu yalanlar olabildiğince yer bulmaktadır. Tuhaf olan Lozan’ı hezimet olarak gören güruhun Lozan’ın 100 yıllık yani 2023’te süresi bitecek bir antlaşma olduğunu iddia ederken 2023’ten sonra ne olacağını bazı komik öngörüler dışında bilememeleridir. Neresinden tutarsanız tutun hiçbir dayanağı, belgesi olmayan bu düşünce Türkiye’den başka hiçbir memlekette de dile getirilmemektedir.
Kuvvayı Seyyare kumandanı Ethem ve ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler, Milli Mücadele’nin Kuvvayı Milliye döneminde önemli hizmetlerde (Yunan ilerleyişinin yavaşlatılmasında, iç isyanların bastırılmasında) bulundular. Ancak, düzenli ordunun emrine girmek istemeyen ve –Mustafa Kemal’in yerine- Milli Mücadele’nin liderliğine oynayan Ethem ve kardeşlerinin birçok nedenden dolayı Ankara ile arası açıldı; ayaklandılar ve Birinci İnönü Savaşı sırasında Yunanlılara sığındılar. Ethem hareketinin dayandığı ideolojik bir temel de vardı: Yeşil Ordu hareketi… İslam ile Komünizmin sentezini yapmaya yönelik eklektik bir çaba… Kuvayı Seyyare’nin kullandığı şiddet ve halktan zorla para toplama çabası o dönemde ciddi rahatsızlık yaratmaktaydı. Tüm bunlara rağmen Ethem kazanılmaya çalışıldı. Ancak istenen sonuç alınamadı.
İkinci Dünya Savaşı son bulduğunda siyasal rüzgarlar demokratik rejimlerden yana esmekteydi. Çünkü; faşizm ve diktatörlüğün hüküm sürdüğü rejimler yenilgiye uğratılmış ve siyasal konjüktür bu tip tek partili veya tek adamlı rejimlere artık müsamaha gösterilmeyeceğini işaret etmişti. Nitekim; İnönü de savaş esnasında yaşanan ekonomik bunalıma ancak dış yardımların çare olabileceğini düşünmüş ve bunu sağlayabilmek için, ülkeyi batı demokrasilerinin gözünde pek hoş görünmeyen tek partili düzenden kurtarmayı istemiştir. Tam da bu sırada mecliste başını Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün oluşturduğu parti içi muhalefet, yönetimi sert biçimde eleştiriyordu.
Osmanlı Padişahlarının 34. olan II.Abdülhamit gerek şahsiyeti, gerekse icraatlarından dolayı farklı kesimlerce farklı şekilde anılmaktadır. Bu farklı düşüncelerin birbirine taban tabana zıt olmasından dolayı Sultan Abdülhamit, nesnel bir şekilde değerlendirilmemekte; özellikle son dönemin tarihçileri tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu noktada biz tarihçilere düşen II.Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan’’ ya da’’ Kızıl Sultan’’ olarak değerlendirmek değil, doğru ve yanlışlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek olacaktır. 33 yıl gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı tahtında kalan II.Abdülhamit’i ‘’Kurtlarla Dans Eden Adam’’ ya da alnı secdeden kalkmayan bir adam olarak nitelendirip tabulaştırmak ne kadar yanlışsa kendisine ‘’Kızıl Sultan’’ demek bir o kadar yanlıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yerel yönetimlerin ana işlevi, Kurtuluş Savaşı ile yakılıp yıkılan ülkeyi onararak temel hizmetleri verir hale gelmek ve sınırlı olan nüfusu (11 milyon) arttırma politikası ile birlikte ülkenin sağlık sorunlarının (özellikle salgın hastalıklar) çözümüne katkıda bulunmaktı. Buna Cumhuriyet’in başkenti olan Ankara’nın örnek bir şehir olarak imarı ve geliştirilmesi eklenebilir.
1920’li ve 1930’lu yıllar boyunca Türkiye’nin temel kaygısı, güvenliğini sağlamaktı ve sorunlarını barışçı yollardan uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak çözmekti. Türkiye bu güvenlik ve barış ortamı içerisinde de, hızlıca kalkınmak amacındaydı. Cumhuriyetin ilanından 1938’e kadar Atatürk’ün TBMM açış konuşmalarında, bunu hemen her yıl görmek mümkündür. Nitekim, söz konusu dönem boyunca Türkiye, hem güvenliğini sağlamak, hem de sorunlarını barışçı yollardan çözen saygın ve güvenilir bir ülke olmak için çok yönlü bir dış politika izledi
Demokrasi; modern, kentli, sanayileşmiş ve sınıflı toplumun ürünüdür. Bir başka deyişle eğitim/kültür seviyesi, ekonomik refah seviyesi ve toplumsal örgütlenmişlik düzeyi (dernek, vakıf, sendika, yurttaş girişimi vs.) yüksek toplumlarda sağlıklı bir şekilde işleyebilmektedir. Modern İngiliz demokrasisinin köklerini Magna Carta’ya (1215) götürmek mümkündür. Çünkü burada aristokratlar, monarşinin asker ve vergi toplama gücünü ve imkanı kısıtlamış, bunun için parlamento iznini gerekli kılmıştı.
 8  ...