• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Ortaya, birçok akademisyen ve yazarın katkıda bulunduğu, gerçekten gurur duyduğumuz iki değerli sayı koyduk. İlk sayıda çok satanlara girdik ve bu, yeni çıkan bir dergi için ciddi bir başarı idi. İnsanların karşısına bir hedefle çıkmıştık. Hedefimizi belki hatırlayanlar olur. Hedef: Her mahallede, her markette, her kitapçıda olmak… İşte dergiyi noktalamamızın altında yatan konu budur. Çünkü türlü çabalarımıza rağmen dağıtım terörünü yenemedik ve dağıtım ambargosunu kıramadık.
Türkiye, 1919-1922 yılları arasında, sömürgeci güçlere karşı ilk mücadeleyi yapmış ve pek çok açıdan mazlum milletlerin emperyalist güçlere karşı savaşımında ilham kaynağı olmuştur. Cumhuriyetin ilk 15 yılında, mücadele ettiği sömürgeci güçler ile saygın bir diplomatik ilişki geliştiren Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin egemenlik haklarını zedeleyici mahiyette taleplerine karşı, Batı İttifakı içerisinde yer almak ve bu ittifakın sağlayacağı güvenceden yararlanmayı amaçlamış ve bu yönde bir diplomasi yürütmüştür.Bu doğrultuda Türkiye özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini en yüksek perdeden tutmaya özen göstermiş, bu devletin üye olduğu tüm örgütlere girmeye ve bu örgütlerin sağladığı güvenceden yararlanmaya çalışmıştır.
Bilkent Üniversitesi Tarih Profesörü Doktor Jeremy Salt, Ermeni iddialarına dayanak gösterilen ve Soykırım Müzesi’nde asılı duran “Türk resmi görevlisi, açlıktan ölmek üzere olan Ermeni çocuklara ekmek göstererek alay ediyor” fotoğrafının, fotomontaj olduğunu kanıtladı.
Birinci Cihan Harbi başlayınca biz de seferber olarak ordumuzu altı ay kadar bir zaman içinde hazırlamış, sonra da savaşa girmiştik. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale boğazını zorlamışlar, fakat mağlûp olarak çekilmişlerdi. Başkumandanlığımız boğaz savunmasını takviye için Tekirdağı'nda 19 ncu tümenin teşkilini emretmiş ve bunun başına da kurmay yarbay Mustafa Kemal'i getirmişti. Birinci Ordu Kumandanı Müşir Liman Paşa'yı da karargâhı ile Gelibolu'ya göndermiş, boğazın savunma vazifesini ona vermişti. Yarım adanın çıkarmalara karşı korunması Gelibolu'da III. Kolordu Kumandanı Esat Paşa'nın uhdesinde bulunuyordu.
1919 seçimlerinin yapılmasının zamanı geliyordu. Normal koşullarda partilerin ya da adaylarınçekiştiği seçimleri önemli kılan baş neden İzmir’in işgalinden sonra gelişen fiili durumdu. 20 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi’nden sonra İzmir’de olduğu gibi başta Batı Anadolu ve Trakya olmak üzere ülkenin büyük bir kısmında yaşanan işgaller, bu seçimleri farklı yapıyordu. Seçimlerin yapılmasının baş yükümlüsü olan Osmanlı Hükümeti, topraklarında egemenlik haklarını kullanamadığı için özellikle işgal bölgelerinde seçimlerin yapılmasının işgal güçleri komutanınca yasaklanması ile karşılaşıyorlardı.
Bu makalede anayasacılık düşüncesi bağlamında Osmanlıdan Cumhuriyete bir sürekliliğin var olduğu ancak bu sürekliliğin statik bir yapıda olmadığı, özellikle İmparatorluğun ve sonrasında Cumhuriyetin yüzünü döndüğü batı dünyasının da etkisi ile anayasacılık düşüncesinde yapısal ve düşünsel değişimlerin de yaşandığı hususu incelenmektedir. Osmanlıdan Cumhuriyete Türk anayasacılık tarihi, aynı zamanda Türk modernleşmesinin de tarihi olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Türk modernleşmesindeki değişim ve süreklilikler de yine anayasacılık düşüncesi bağlamında ele alınmıştır.
Arapçadaki me-ha-ne fiil kökünden türetilen Mihne kelime olarak; denemek, sınamak, bir şeyin hakikatini araştırmak, inceliklerini düşünmek, imtihan etmek, soruşturmak, boyun eğdirmek, eziyet etmek gibi anlamlara gelir. Kavram olarak ise, genelde, yazgı/kader ve insan fiillerini soruşturma, yargılama ve belli bir inanç veya inanç sisteminin kabulünü sağlamak için dini sorgulama anlamına gelir. [1] Özel anlamda Mihne, Abbasi Halifesi Me’mun’un hilafetinin son dönemlerinde Bizans’a sefere çıktığı (218/833) bir zaman diliminde Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektuplarla fiili olarak başlayan, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde devam eden, Mütevekkil’in 232/833 yılında halife olmasıyla da tedrici olarak son bulan sürecin adıdır.[2]
Eisenhower Doktrini, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş periyodunda Başkan Dwight D.Eisenhower tarafından ortaya atılan ve komünizm tehdidine karşı yardıma ihtiyaç duyan tüm Ortadoğu ülkelerine askeri ya da ekonomik yardımda bulunmayı temin eden Birleşik Devletler dış politikasıdır. Doktrin, A.B.D.’nin 34. Başkanı Dwight Eisenhower’ın 5 Ocak 1957’de “Kongre’ye Ortadoğu’daki Durum Üzerine Özel Mesaj” söylevini ifade eder. Çalışmamızda II.Dünya Savaşı sonrası Türk dış politikasından başlayarak Eisenhower Doktrini’ne giden süreçten, Eisenhower Doktrini’nden ve doktrinin ilanından sonraki gelişmelerden bahsedeceğiz.
18. yüzyılda Arabistan’ın Necd bölgesinde ortaya çıkan Vehhabilik, dini, coğrafi, siyasi, sosyo-kültürel arka planının etkisiyle bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak Arabistan’ın tamamını etkisi altına alan bir hareket haline dönüşmüştür. İlk dönem Vehhabiliğinin yayılmasında sıralanan unsurların yanında hareketin lideri Muhammed b. Abdilvehhab’ın kişisel özellikleri de önemli bir etken olarak karşımıza çıkar. Başlangıçta Arabistan içerisinde yayılan hareketin daha sonraları dünyanın değişik bölgelerinde önemli ölçüde taraftarlarının oluştuğu dikkati çeker. Vehhabilik bugün Suudi Arabistan'ın resmi mezhebidir.
Gizli istihbâratın tarihi, her halde insanoğlunun "devlet mefhûmuyla tanıştığı tarih" kadar eskidir. Gerek İslâm coğrafyasında ve gerek diğer coğrafyalarda kurulan bütün devletler istihbârata önem vermişlerdir.
 8  ...