• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihdergisi/
  • https://twitter.com/tarihtarihdergi
Yayınlarımız

Anasayfa

Erbakan önderliğindeki Milli Selamet Partisi de seçim afişinde AP ve CHP’yi vurmak için para çıkarttırıp onları İSRAİL yanlısı göstermeye çalışmıştır. Taklitçi ikizlerin parası başlığıyla verilen parada Ecevit ve Demirel Siyonist lidere benzetilerek gözü bantlı verilmiştir. En başta CHP’nin ilk afişini de son olarak yorumlamak şart. O zaman DP’den duyulan HIRSIZLIK ve İSPAT HAKKININ olmaması rahatsızlığının günümüzde de değişmemiş olması acı ve düşündürücü olsa gerek..
Demokrasi; modern, kentli, sanayileşmiş ve sınıflı toplumun ürünüdür. Bir başka deyişle eğitim/kültür seviyesi, ekonomik refah seviyesi ve toplumsal örgütlenmişlik düzeyi (dernek, vakıf, sendika, yurttaş girişimi vs.) yüksek toplumlarda sağlıklı bir şekilde işleyebilmektedir. Modern İngiliz demokrasisinin köklerini Magna Carta’ya (1215) götürmek mümkündür. Çünkü burada aristokratlar, monarşinin asker ve vergi toplama gücünü ve imkanı kısıtlamış, bunun için parlamento iznini gerekli kılmıştı.
Biliyorsunuz Nemrut Mustafa Paşa Divanı denilen Milli Mücadele zamanında İstanbul’da kurulmuş bir mahkeme vardır… İstanbul Hükümetinin emriyle kurulmuş ve MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARINI gıyablarında İDAMA mahkum etmiş ve suçlu suçsuz herkesi yargılayarak bazılarının (Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı gibi) İDAM edilmesini bazılarının da MALTA’ya sürülmesini SAĞLAYAN bu MAHKEMENİN başkanı KÜRT NEMRUT MUSTAFA PAŞA diye anılan Osmanlı subayıdır.
Ortaya, birçok akademisyen ve yazarın katkıda bulunduğu, gerçekten gurur duyduğumuz iki değerli sayı koyduk. İlk sayıda çok satanlara girdik ve bu, yeni çıkan bir dergi için ciddi bir başarı idi. İnsanların karşısına bir hedefle çıkmıştık. Hedefimizi belki hatırlayanlar olur. Hedef: Her mahallede, her markette, her kitapçıda olmak… İşte dergiyi noktalamamızın altında yatan konu budur. Çünkü türlü çabalarımıza rağmen dağıtım terörünü yenemedik ve dağıtım ambargosunu kıramadık.
Türkiye, 1919-1922 yılları arasında, sömürgeci güçlere karşı ilk mücadeleyi yapmış ve pek çok açıdan mazlum milletlerin emperyalist güçlere karşı savaşımında ilham kaynağı olmuştur. Cumhuriyetin ilk 15 yılında, mücadele ettiği sömürgeci güçler ile saygın bir diplomatik ilişki geliştiren Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin egemenlik haklarını zedeleyici mahiyette taleplerine karşı, Batı İttifakı içerisinde yer almak ve bu ittifakın sağlayacağı güvenceden yararlanmayı amaçlamış ve bu yönde bir diplomasi yürütmüştür.Bu doğrultuda Türkiye özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini en yüksek perdeden tutmaya özen göstermiş, bu devletin üye olduğu tüm örgütlere girmeye ve bu örgütlerin sağladığı güvenceden yararlanmaya çalışmıştır.
Bilkent Üniversitesi Tarih Profesörü Doktor Jeremy Salt, Ermeni iddialarına dayanak gösterilen ve Soykırım Müzesi’nde asılı duran “Türk resmi görevlisi, açlıktan ölmek üzere olan Ermeni çocuklara ekmek göstererek alay ediyor” fotoğrafının, fotomontaj olduğunu kanıtladı.
Birinci Cihan Harbi başlayınca biz de seferber olarak ordumuzu altı ay kadar bir zaman içinde hazırlamış, sonra da savaşa girmiştik. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale boğazını zorlamışlar, fakat mağlûp olarak çekilmişlerdi. Başkumandanlığımız boğaz savunmasını takviye için Tekirdağı'nda 19 ncu tümenin teşkilini emretmiş ve bunun başına da kurmay yarbay Mustafa Kemal'i getirmişti. Birinci Ordu Kumandanı Müşir Liman Paşa'yı da karargâhı ile Gelibolu'ya göndermiş, boğazın savunma vazifesini ona vermişti. Yarım adanın çıkarmalara karşı korunması Gelibolu'da III. Kolordu Kumandanı Esat Paşa'nın uhdesinde bulunuyordu.
1919 seçimlerinin yapılmasının zamanı geliyordu. Normal koşullarda partilerin ya da adaylarınçekiştiği seçimleri önemli kılan baş neden İzmir’in işgalinden sonra gelişen fiili durumdu. 20 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi’nden sonra İzmir’de olduğu gibi başta Batı Anadolu ve Trakya olmak üzere ülkenin büyük bir kısmında yaşanan işgaller, bu seçimleri farklı yapıyordu. Seçimlerin yapılmasının baş yükümlüsü olan Osmanlı Hükümeti, topraklarında egemenlik haklarını kullanamadığı için özellikle işgal bölgelerinde seçimlerin yapılmasının işgal güçleri komutanınca yasaklanması ile karşılaşıyorlardı.
Bu makalede anayasacılık düşüncesi bağlamında Osmanlıdan Cumhuriyete bir sürekliliğin var olduğu ancak bu sürekliliğin statik bir yapıda olmadığı, özellikle İmparatorluğun ve sonrasında Cumhuriyetin yüzünü döndüğü batı dünyasının da etkisi ile anayasacılık düşüncesinde yapısal ve düşünsel değişimlerin de yaşandığı hususu incelenmektedir. Osmanlıdan Cumhuriyete Türk anayasacılık tarihi, aynı zamanda Türk modernleşmesinin de tarihi olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Türk modernleşmesindeki değişim ve süreklilikler de yine anayasacılık düşüncesi bağlamında ele alınmıştır.
Arapçadaki me-ha-ne fiil kökünden türetilen Mihne kelime olarak; denemek, sınamak, bir şeyin hakikatini araştırmak, inceliklerini düşünmek, imtihan etmek, soruşturmak, boyun eğdirmek, eziyet etmek gibi anlamlara gelir. Kavram olarak ise, genelde, yazgı/kader ve insan fiillerini soruşturma, yargılama ve belli bir inanç veya inanç sisteminin kabulünü sağlamak için dini sorgulama anlamına gelir. [1] Özel anlamda Mihne, Abbasi Halifesi Me’mun’un hilafetinin son dönemlerinde Bizans’a sefere çıktığı (218/833) bir zaman diliminde Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektuplarla fiili olarak başlayan, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde devam eden, Mütevekkil’in 232/833 yılında halife olmasıyla da tedrici olarak son bulan sürecin adıdır.[2]
 8  ...
 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar