• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Osmanlı Padişahlarının 34. olan II.Abdülhamit gerek şahsiyeti, gerekse icraatlarından dolayı farklı kesimlerce farklı şekilde anılmaktadır. Bu farklı düşüncelerin birbirine taban tabana zıt olmasından dolayı Sultan Abdülhamit, nesnel bir şekilde değerlendirilmemekte; özellikle son dönemin tarihçileri tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu noktada biz tarihçilere düşen II.Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan’’ ya da’’ Kızıl Sultan’’ olarak değerlendirmek değil, doğru ve yanlışlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek olacaktır. 33 yıl gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı tahtında kalan II.Abdülhamit’i ‘’Kurtlarla Dans Eden Adam’’ ya da alnı secdeden kalkmayan bir adam olarak nitelendirip tabulaştırmak ne kadar yanlışsa kendisine ‘’Kızıl Sultan’’ demek bir o kadar yanlıştır.
Osmanlı Devleti dünya da ki dengelerin yeniden şekillenmesine sebep olan 1.Dünya Savaşı’nda yenik olarak çıkması devlet içerisinde ki dengelerin değişmesine sebep olmuştur. Savaş sonrası mütareke görüşmeleri 27 Ekim de başlamış ve 30 Ekim 1918 tarihinde mütarekenin imzalanmasıyla sona ermiştir.(1) İtilaf Devletleri ilk işgallerle birlikte devlet yönetimine müdahale etmeye,ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu sarsmaya ve Türkiye’yi yok etmeye yönelik her türlü faaliyeti göstermeye başlamışlardır.Şu kadar ki,Mondros Mütarekesi’nin ilk uygulama biçimi,ordu cephelerinde işgaller şeklinde gerçekleşmiştir.
DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ Derin Tarih denilen ve bir Türk Dili mezununun kendisini TARİHÇİ ilan ederek çıkarttığı ve misyonu da ATATÜRK ve CUMHURİYET düşmanı olan bir dergiye DAMAT FERİT’in yurt dışındaki torunu mektup gönderiyor ve… Dedesi hakkında bir sayı önceki olumlu (!!!!!!)yazılarından dolayı“köklerimize sahip çıktığınız için size büyük güven ve saygı duyuyoruz”diyor. YAKIŞIR.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yerel yönetimlerin ana işlevi, Kurtuluş Savaşı ile yakılıp yıkılan ülkeyi onararak temel hizmetleri verir hale gelmek ve sınırlı olan nüfusu (11 milyon) arttırma politikası ile birlikte ülkenin sağlık sorunlarının (özellikle salgın hastalıklar) çözümüne katkıda bulunmaktı. Buna Cumhuriyet’in başkenti olan Ankara’nın örnek bir şehir olarak imarı ve geliştirilmesi eklenebilir.
Evet tam da tarihin belli ellerde yazılmaya başlandığı bir dönemde“hayır aslında öyle değildi böyleydi” tadında bir haber düştü sanal medyaya. “Vahdeddin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor”başlıklı Osman Özdeş’in hazırladığı hem de tam birilerinin amacına uygun bir kitap. “Aslında Vahdettin Atatürk’ü gönderdi bakın yemin de etmiş, yeminine rağmen sözünü tutmamış” imajıyla yine birilerinin modası geçmiş yalanlarıyla dolu iddialarına kanıt olarak sunmaya çalıştıkları bir kitap..
1920’li ve 1930’lu yıllar boyunca Türkiye’nin temel kaygısı, güvenliğini sağlamaktı ve sorunlarını barışçı yollardan uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak çözmekti. Türkiye bu güvenlik ve barış ortamı içerisinde de, hızlıca kalkınmak amacındaydı. Cumhuriyetin ilanından 1938’e kadar Atatürk’ün TBMM açış konuşmalarında, bunu hemen her yıl görmek mümkündür. Nitekim, söz konusu dönem boyunca Türkiye, hem güvenliğini sağlamak, hem de sorunlarını barışçı yollardan çözen saygın ve güvenilir bir ülke olmak için çok yönlü bir dış politika izledi
Mustafa Armağan ÇARPITMALARINA devam ediyor. Lozan’dan sonra imzalandı dediği Chester Antlaşması Lozan’a ara verildiğinde ABD desteği için İMZALANMIŞTIR. Yıllardır Osmanlı zamanında verilen imtiyazlar nedeniyle TAMAMEN dış sermayeye mahkum edilmiş olan TÜRKİYE’nin içteki tüm yatırımları birdenORTADAN KALDIRILAMAZDI. Ayrıca Lozan’da kapitülasyonları kaldırma girişimlerimizin tümünü reddeden YABANCILARIN TEK korkusu TÜRKİYEDEKİ ÇIKARLARININ ve şirketlerinin ne olacağıydı.
Erbakan önderliğindeki Milli Selamet Partisi de seçim afişinde AP ve CHP’yi vurmak için para çıkarttırıp onları İSRAİL yanlısı göstermeye çalışmıştır. Taklitçi ikizlerin parası başlığıyla verilen parada Ecevit ve Demirel Siyonist lidere benzetilerek gözü bantlı verilmiştir. En başta CHP’nin ilk afişini de son olarak yorumlamak şart. O zaman DP’den duyulan HIRSIZLIK ve İSPAT HAKKININ olmaması rahatsızlığının günümüzde de değişmemiş olması acı ve düşündürücü olsa gerek..
Demokrasi; modern, kentli, sanayileşmiş ve sınıflı toplumun ürünüdür. Bir başka deyişle eğitim/kültür seviyesi, ekonomik refah seviyesi ve toplumsal örgütlenmişlik düzeyi (dernek, vakıf, sendika, yurttaş girişimi vs.) yüksek toplumlarda sağlıklı bir şekilde işleyebilmektedir. Modern İngiliz demokrasisinin köklerini Magna Carta’ya (1215) götürmek mümkündür. Çünkü burada aristokratlar, monarşinin asker ve vergi toplama gücünü ve imkanı kısıtlamış, bunun için parlamento iznini gerekli kılmıştı.
Biliyorsunuz Nemrut Mustafa Paşa Divanı denilen Milli Mücadele zamanında İstanbul’da kurulmuş bir mahkeme vardır… İstanbul Hükümetinin emriyle kurulmuş ve MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARINI gıyablarında İDAMA mahkum etmiş ve suçlu suçsuz herkesi yargılayarak bazılarının (Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı gibi) İDAM edilmesini bazılarının da MALTA’ya sürülmesini SAĞLAYAN bu MAHKEMENİN başkanı KÜRT NEMRUT MUSTAFA PAŞA diye anılan Osmanlı subayıdır.
 7  ...