• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

“Eskiden üniversite geleneğiydi, emekli olan hocalar için ‘armağan’ çıkartılırdı” diye başlamış Mehmet Ö. Alkan, editörü olduğu Yakın Türkiye Tarihinden Sayfalar kitabının sunuş yazısına. Çünkü bu da bir armağan kitabı, Türkiye’nin önemli tarihçilerinden Prof. Dr. Sina Akşin için hazırlanmış. Sina Akşin, 2004 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden emekli oldu. Yakın tarih çalışmalarıyla tanınan, Osmanlı’nın son dönemi hakkında sayısız makale ve çok sayıda kitaba imza atmış, 31 Mart Olayı, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi kitaplarıyla bilinen bir isim.
“Türk Ocakları ve Siyaset (1960’tan Günümüze)” ve “Türkiye’de Ulus Devlet ve Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Erol Güngör” kitaplarının yazarı tarihçi Dr. Aytekin Ersal, Tarihçi Kitapevi’nden çıkan “Şeyh Sait’ten Dersim’e Cumhuriyet’in Şark Meselesi” isimli son çalışmasında genç Cumhuriyet’in karşılaşmış olduğu şark meselesini akademik açıdan incelemiştir. Türk siyasetine çokça malzeme olmuş olan Şeyh Sait isyanını yazar tarihsel açıdan Türk modernleşmesinden itibaren ele almıştır. Tanzimat dönemindeki merkeziyetçi yapıyı güçlendirme düşüncesi ve bunun uygulama arayışları, doğal olarak aşiret yapılarını tahrip etmeye başlamış ve bölgede bürokratik mekanizmaların kurulamaması, sosyolojik bir olgu olarak şeyhleri ve kurum olarak tarikatları ön plana çıkarmıştır.
1930- 1932 yılları arasında Türkiye’de Avusturya Büyükelçiliği Müsteşarı olan Nobert von Bischoff, 1933 yılında Avusturya Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Türkiye’de geçirdiği bu üç yıl zarfında Türk toplumuna ve modernleşmesine dair gözlem yapma imkânı da bulmuş ve bu birikimlerini yazıya dökmüştür. 1935 yılında Almanca olarak kaleme alınan bu anılar, “geçmişe dair” ve “ geleceğe dair” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Bischoff, “geçmişe dair” adını verdiği ilk bölümde okuyucuya bozkırlarda at koşturan Türk boylarından başlayarak Hititlere, oradan da Greklere kadar bir tarih gezintisi yaptırmakta, ardından da birey, aile, toplum olarak Türklerin yaşamına, evlerine, köylerine, şehirlerine ve İslam dinine dair gözlem ve tespitlerini anlatmaktadır.
Osmanlıların diplomasiyle ilişkisi hakkındaki baskın görüş, askeri ve ekonomik açıdan güçlü oldukları dönemlerde diplomasiyle pek ilgilenmedikleri ve dış ilişkilerde çoğunlukla kaba güce başvurdukları şeklindedir. Bu görüşe göre, Osmanlıların diplomasiyi bir yöntem olarak kullanmaya başlamaları ancak 19. yüzyılda mümkün olmuştur. Bunun nedeni imparatorluğun ekonomik ve askeri olarak oldukça güçsüz düşmesi, dağılmamak için diplomasiye başvurmak zorunda kalmasıdır. Batı oryantalizminin bu hükmü, 19. ve 20. yüzyıl tarih yazımında oldukça etkili olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu herhangi bir uygarlık üretemeyen, her türlü gelişim dinamiğinden yoksun, tüm ekonomisini, gelişimini ve siyasetini büyük oranda savaşlara bağlamış bir Asya despotluğu olarak resmedilmiştir.
Tarih boyunca en çok savaşa sahne olmuş Anadolu'da 90 yıllık eşi görülmemiş bir sulh ortamının mimarı olan Lozan'ı tartışmaya açanlar, bu toprakları cehenneme çevirmek ve yaşantımızı Ortadoğu'ya döndürmek isteyenlerdir. Lozan'a saldırmanın açıklaması budur. Böyle başlamıştı kitap. Halbuki en başta kitabı elime aldığımda "kaynak ve dipnotların bolluğu" sebebi ile Lozan üzerine yazılmış akademik ve sıkıcı bir kitap olduğunu sanmıştım. Ancak okumaya başladığınızda çok geçmeden bu fikriniz değişiyor. Popülist olmadan popüler olmayı başarmış bir eser.
100. yılında Birinci Dünya Savaşı’nı bütüncül olarak anlatan kitaplar Türkçede de çıkmaya başladı. Radikal Kitap’ın 1 Ağustos sayısında yayımladığımız dosyada da söylendiği gibi hâlâ Türkiyeli tarihçilerin bu eksikliğe önemli bir katkısı olamadı ama hiç değilse yayıncılar çeviri kitaplar yayımlıyorlar. Say Yayınları’nın bastığı Hew Strachan’ın Birinci Dünya Savaşı kitabı tam da bunlardan biri. Strachan Oxford Üniversitesi’nin tanınmış askeri tarih uzmanlarından. Batıda çokça yayımlanan, akademisyenler tarafından kaleme alınmış popüler tarih kitaplarının iyi bir örneği olan bu kitabı 2003’te çıkmış.
Kaynak Yayınları, Mahmut Esat Bozkurt’un bütün yazdıklarını ve TBMM’de yaptığı konuşmaları dört cilt halinde yayımlamaya karar verdi ve ilk cilt yayımlanarak kitapseverlere sunuldu. Bu ilk cilt, Bozkurt’un öğrencilik dönemi olan 1908-1916 yıllarında yazdıklarıyla, TBMM de İzmir milletvekili olarak bulunduğu ilk Meclis dönemini kapsıyor. Önce, Mahmut Esat Bozkurt’un özgeçmişini anımsayalım ve Bozkurt’un Türk devrimi içindeki yeri ve önemine değinelim.
Kitap, Büyükada’yla ilgili tüm kaynakları titizlikle elden geçirerek hazırlanmış. Millas önce bugüne kadar arkeolojik araştırmaların yapılmamasından yakınıyor ve tesadüfi olarak ele geçen bazı antik kalıntılara dikkatimizi çekiyor. Hemen ardından yazılı kaynaklara göz atıyor. MÖ 2’nci yüzyıldan başlayarak yazar ve araştırmacıların eserlerinde Büyükada izlerinin peşine düşüyor. Bizans döneminde Büyükada manastırlar ve sürgünlerle anılıyor. Yüz kişilik küçük bir yerleşim var. Esas olarak (daha sonraki dönemlerde de bu özellik değişmiyor) gemici ve balıkçıların barınağı. Sık sık Latin istilasına ve yağmalamaya hedef oluyor. Korsanlar da uğramayı ihmal etmiyorlar.
Eserlerini Fransızca ve Türkçe olmak üzere iki ayrı dilde kaleme alan ender yazarlardan biri Osman Necmi Gürmen. Özellikle Râna adlı romanıyla kendisini geniş kitlelere tanıtmış olan yazar, 2010 yılında Neydi Suçun Zeliha! ile yine tarihe uzanan bir yolculuk sunmuştu okurlarına. Halen Paris’te yaşayan Gürmen’in altıncı romanı Yaban Gülleri, Gölgeler Kitap’ın edebiyat serisinin ilk kitabı olarak okurla buluştu.
ÖzlemYıldız, II. Meşrutiyet döneminden Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte Osmanlı deniz ticaretini anlatıyor. Osmanlı Devleti’nde Deniz Ticareti’nde, İttihat ve Terakki’nin politikası, ticaret, limanlar ve deniz ticaretinin kentlere etkileri inceleniyor. Sanayi Devrimi fabrikalar, demiryolları, buharlı gemileriyle Avrupa’yı kısa sürede değiştirdiği gibi, sömürünün araçlarını da yarattı. Bu araçların Osmanlı’ya uzanması ise çok uzun sürmedi. Balta Limanı Antlaşması ile Avrupa, Osmanlı’da rahatça hareket etme imkânı buldu. Ticaret filosu kendine yetmeyen Osmanlı’nın bu durumunu fırsat bilen yabancı bandıralı gemiler Osmanlı iç denizlerinde cirit atıyordu.
 7  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler