• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihdergisi/
  • https://twitter.com/tarihtarihdergi
Yayınlarımız

Anasayfa

Anadolu’nun 1071 yılında Alparslan tarafından fethedilmesiyle birlikte başlayan Türkleşme ve İslamlaşma hareketi Batılı yönetimler tarafından kabul edilemez bir gerçek olarak tarihteki yerini almıştır. 1071 ve öncesinden başlayan bu kabullenemeyiş durumu Milli Mücadele yıllarına kadar devam etmiştir. 30 Ekim 1918 yılı Mondros Mütarekesi ile amaçlarına ulaştıklarını düşünerek Anadolu İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan kuvvetleri Türk topraklarını işgal plânlarını devreye sokmuştur.
Kuvvayı Seyyare kumandanı Ethem ve ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler, Milli Mücadele’nin Kuvvayı Milliye döneminde önemli hizmetlerde (Yunan ilerleyişinin yavaşlatılmasında, iç isyanların bastırılmasında) bulundular. Ancak, düzenli ordunun emrine girmek istemeyen ve –Mustafa Kemal’in yerine- Milli Mücadele’nin liderliğine oynayan Ethem ve kardeşlerinin birçok nedenden dolayı Ankara ile arası açıldı; ayaklandılar ve Birinci İnönü Savaşı sırasında Yunanlılara sığındılar. Ethem hareketinin dayandığı ideolojik bir temel de vardı: Yeşil Ordu hareketi… İslam ile Komünizmin sentezini yapmaya yönelik eklektik bir çaba… Kuvayı Seyyare’nin kullandığı şiddet ve halktan zorla para toplama çabası o dönemde ciddi rahatsızlık yaratmaktaydı. Tüm bunlara rağmen Ethem kazanılmaya çalışıldı. Ancak istenen sonuç alınamadı.
İkinci Dünya Savaşı son bulduğunda siyasal rüzgarlar demokratik rejimlerden yana esmekteydi. Çünkü; faşizm ve diktatörlüğün hüküm sürdüğü rejimler yenilgiye uğratılmış ve siyasal konjüktür bu tip tek partili veya tek adamlı rejimlere artık müsamaha gösterilmeyeceğini işaret etmişti. Nitekim; İnönü de savaş esnasında yaşanan ekonomik bunalıma ancak dış yardımların çare olabileceğini düşünmüş ve bunu sağlayabilmek için, ülkeyi batı demokrasilerinin gözünde pek hoş görünmeyen tek partili düzenden kurtarmayı istemiştir. Tam da bu sırada mecliste başını Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün oluşturduğu parti içi muhalefet, yönetimi sert biçimde eleştiriyordu.
Osmanlı Padişahlarının 34. olan II.Abdülhamit gerek şahsiyeti, gerekse icraatlarından dolayı farklı kesimlerce farklı şekilde anılmaktadır. Bu farklı düşüncelerin birbirine taban tabana zıt olmasından dolayı Sultan Abdülhamit, nesnel bir şekilde değerlendirilmemekte; özellikle son dönemin tarihçileri tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu noktada biz tarihçilere düşen II.Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan’’ ya da’’ Kızıl Sultan’’ olarak değerlendirmek değil, doğru ve yanlışlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek olacaktır. 33 yıl gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı tahtında kalan II.Abdülhamit’i ‘’Kurtlarla Dans Eden Adam’’ ya da alnı secdeden kalkmayan bir adam olarak nitelendirip tabulaştırmak ne kadar yanlışsa kendisine ‘’Kızıl Sultan’’ demek bir o kadar yanlıştır.
Osmanlı Devleti dünya da ki dengelerin yeniden şekillenmesine sebep olan 1.Dünya Savaşı’nda yenik olarak çıkması devlet içerisinde ki dengelerin değişmesine sebep olmuştur. Savaş sonrası mütareke görüşmeleri 27 Ekim de başlamış ve 30 Ekim 1918 tarihinde mütarekenin imzalanmasıyla sona ermiştir.(1) İtilaf Devletleri ilk işgallerle birlikte devlet yönetimine müdahale etmeye,ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu sarsmaya ve Türkiye’yi yok etmeye yönelik her türlü faaliyeti göstermeye başlamışlardır.Şu kadar ki,Mondros Mütarekesi’nin ilk uygulama biçimi,ordu cephelerinde işgaller şeklinde gerçekleşmiştir.
DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ Derin Tarih denilen ve bir Türk Dili mezununun kendisini TARİHÇİ ilan ederek çıkarttığı ve misyonu da ATATÜRK ve CUMHURİYET düşmanı olan bir dergiye DAMAT FERİT’in yurt dışındaki torunu mektup gönderiyor ve… Dedesi hakkında bir sayı önceki olumlu (!!!!!!)yazılarından dolayı“köklerimize sahip çıktığınız için size büyük güven ve saygı duyuyoruz”diyor. YAKIŞIR.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yerel yönetimlerin ana işlevi, Kurtuluş Savaşı ile yakılıp yıkılan ülkeyi onararak temel hizmetleri verir hale gelmek ve sınırlı olan nüfusu (11 milyon) arttırma politikası ile birlikte ülkenin sağlık sorunlarının (özellikle salgın hastalıklar) çözümüne katkıda bulunmaktı. Buna Cumhuriyet’in başkenti olan Ankara’nın örnek bir şehir olarak imarı ve geliştirilmesi eklenebilir.
Evet tam da tarihin belli ellerde yazılmaya başlandığı bir dönemde“hayır aslında öyle değildi böyleydi” tadında bir haber düştü sanal medyaya. “Vahdeddin’in Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor”başlıklı Osman Özdeş’in hazırladığı hem de tam birilerinin amacına uygun bir kitap. “Aslında Vahdettin Atatürk’ü gönderdi bakın yemin de etmiş, yeminine rağmen sözünü tutmamış” imajıyla yine birilerinin modası geçmiş yalanlarıyla dolu iddialarına kanıt olarak sunmaya çalıştıkları bir kitap..
1920’li ve 1930’lu yıllar boyunca Türkiye’nin temel kaygısı, güvenliğini sağlamaktı ve sorunlarını barışçı yollardan uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak çözmekti. Türkiye bu güvenlik ve barış ortamı içerisinde de, hızlıca kalkınmak amacındaydı. Cumhuriyetin ilanından 1938’e kadar Atatürk’ün TBMM açış konuşmalarında, bunu hemen her yıl görmek mümkündür. Nitekim, söz konusu dönem boyunca Türkiye, hem güvenliğini sağlamak, hem de sorunlarını barışçı yollardan çözen saygın ve güvenilir bir ülke olmak için çok yönlü bir dış politika izledi
Mustafa Armağan ÇARPITMALARINA devam ediyor. Lozan’dan sonra imzalandı dediği Chester Antlaşması Lozan’a ara verildiğinde ABD desteği için İMZALANMIŞTIR. Yıllardır Osmanlı zamanında verilen imtiyazlar nedeniyle TAMAMEN dış sermayeye mahkum edilmiş olan TÜRKİYE’nin içteki tüm yatırımları birdenORTADAN KALDIRILAMAZDI. Ayrıca Lozan’da kapitülasyonları kaldırma girişimlerimizin tümünü reddeden YABANCILARIN TEK korkusu TÜRKİYEDEKİ ÇIKARLARININ ve şirketlerinin ne olacağıydı.
 7  ...
 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar