• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Masamın üzerinde uzun süredir bekleyen kitaplardan biri, Hitler’in Ordusu. Kitap biçimi ve içeriğiyle popüler tarih kitaplarının göz alıcı örneklerinden. Ciltli, büyük boy, kuşe kâğıda basılı. Çok sayıda fotoğraf ve illüstrasyon yer alıyor. Tam da böyle, hem bakmalık hem okumalık kitapları sevenlerin bayılacağı türden. Nitekim, geçenlerde masamdan kaybolan kitabı kimin aşırdığını tespit etmekte hiç zorlanmadım. Neyse ki o da inkâr etmedi. Kitap geri geldi. Ama benim bu kitapla ilgili bir yazı yazasım bir türlü gelmedi. Nedeni kitabın kötü olması değil. Belki de tek kusuru çevirisinin biraz ağdalı olması, okurken dikkat çekecek kadar çok eski sözcük kullanılıyor. Bunun dışında, İkinci Dünya Savaşı’yla ilgilenenler için mükemmel bir kitap.
Bildiğimiz anlamda “modern Avrupa”nın başlangıç tarihi olarak Fransız Devrimi ve 1789’un kabulü yönünde tarihçiler arasında güçlü bir fikir birliği vardır. Britanya’nın yaşayan en önemli tarihçilerinden biri kabul edilen Simon Schama’nın (1945), bu konudaki iddialı çalışması Yurttaşlar Türkçeye çevrildi.
“Atamızın tabutu arkasından bütün İstanbul ağladı. Hazin ve yürekler paralayan alayın geçişi üç saatten fazla sürdü. İstanbul bugün derin bir ıstırabın, bir yetimliğin, bir yurt saran yoksulluğun elemiyle, Atasının tabutu önünde, onun son tesellisi olan milli ve medeni kemaline erişmiş bir bütünlükle, bir tek gözyaşı halindedir. (...) Eğik başlar hüngürtülü bir gözyaşı tufanıyla sarsılıyor, hıçkırıklar inlemeler, büyük ölünün manevi huzuru ile ürperen kalplerde baygınlık meydana getiriyordu.”
Prof. Dr. Hamiyet Sezer Feyzioğlu’nun Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun olduktan sonra tarih cemiyetinde sivrilmesini sağlayan doktora tezi, bazı ilaveler ve düzeltmelerle birlikte ‘Bir Osmanlı Valisinin Hazin Sonu: Tepedelenli Ali Paşa İsyanı’ ismiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından tarih meraklılarının beğenisine sunuldu. Bâb-ı Âli yönetiminin eyaletlerdeki etkinliğini büyük ölçüde yitirdiği XIX. yüzyılda çıkardığı isyanla, bilhassa Arnavutluk ve Yunanistan ülkelerini ateşe atan ve bölgedeki milli özgürlük hareketlerinin de önünü açan Tepedelenli Ali Paşa’nın siyasi kariyerine odaklanan bu çalışma, Batı’da dahi hayli ünlü bu meşhur Osmanlı yöneticisinin isyan günlerini konu alıyor daha çok.
Osmanlı tarihi, gerek araştırmacılar gerekse de popüler kültür açısından son zamanlarda oldukça ilgi uyandırıcı... Bunların arasında akademisyen Güner Doğan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Venediklü ile Dahi Sulh Oluna/17. ve 18. Yüzyıllarda Osmanlı-Venedik İlişkileri’ adlı kitabı, niteliği yüksek bir araştırma olarak öne çıkıyor. Doğan, neredeyse ezel ebed ilişki içerisinde olmuş iki devletin savaş-barış dönemleri, karşılıklı görüşmeler, ticari anlaşmalar gibi mümkün olabilecek tüm süreçlerini kapsayan 17. ve 18. yüzyıllardaki ilişkilerini aktarıyor.
Sanılanın aksine uzun değil kısa konuşmak zordur. Hatta onca uzun konuşmadan genellikle birkaç cümle ayakta kalır. Kısa konuşmak öyle mi? Sözün süzüle süzüle cevherine dönmesi, sağdan soldan yardım almadan kendi gücüyle ayakta kalması kolay mı? Bir nefes olarak nitelemişler eskiler dünyayı. Bir imalı bakış. Bakıp geçme gibi görmüşler. Ne var ki, insan sözü sever. Hayat uzun kurulmuş bir cümle gibidir de. İş tarihe, felsefeye, masala, hikayeye, sözün ve bağlamın uzamasına geldiğinde, sözün sözü açıp çoğaltması, besleyip büyütmesi de gereklidir. Hatta söz, ilkin büyür, büyüye büyüye aklın, dilin, hayalin, düşüncenin sınırlarına ulaşır, sonra da merkezine çekilir. Uzun sözü olmayanın kısa sözü neye yarar ki? Kısa söze kıymet verişimiz onun arkasındaki onca genişlik, güç, değer, değil mi?
Çocukluğumda okulumda okuduğum tarih kitapları yüzünden öteki ülkelerdeki çocuklar için üzülmeye başlamıştım. Sabahtan akşama bizim ulusumuzun çalışkanlığı, savaşkanlığı övgülerini okumak zorunda kalacaklardı. Avrupa tarihi bile dönüp dolaşıp bizim övgümüze dayanıyordu. Gün geldi, her ulusun çocuklarının kendine güven kazanması için birbirine benzer metinler okuduğunu öğrendim.
Ortadoğu’yu iyice tanımak için yapılacak ilk iş o bölgenin tarihini bilmek, bunun için de yetkin kaynakları okumaktır. Çünkü bugünün birçok sorunu, başta, bitmeyen savaşların nedenleri, yıllar öncesinden sadece aktörlerin adı değişerek sürüyor. Bu konuda aydınlatıcı en önemli kaynak kitap Bernard Lewis’nin Ortadoğu kitabı. Ortadoğu tarihinde en önemli adların başında hiç kuşkusuz Atatürk geliyor. Lewis, önce onun reformlarını yorumluyor. Kitapta Ortadoğu’nun durumu, İslam dini bağlamında konumu ve Avrupa ile ilişkisi irdeleniyor. Sultan II. Mahmud’un Batılı anlayışın etkisiyle kıyafet değiştirmesini bir dönüm noktası olarak yorumluyor örneğin. Kahvehanelerin müşterisinin, oraya gidenlerin durumundan yola çıkarak bölge halkının kimlerden oluştuğunu saptıyor.
Almanya’nın en çok ilgi uyandıran ve en bilinen, araştırılan dönemi şüphesiz Hitler dönemi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Hitler’in iktidara gelişine kadar varlığını sürdüren Weimar Cumhuriyeti ise bugüne dek bu ilgiden pek nasibini almadı. Colin Storer imzalı Weimar Cumhuriyeti’nin Kısa Tarihi, bu dönemin genel koşullarını, havasını ve Almanya toplumunda yarattığı değişiklikleri akıcı bir şekilde aktarıyor.
2 Ağustos 1914’te seferberlik ilan ederek savaşa hazırlanan Osmanlı İmparatorluğu daha önceki hiçbir askeri çatışmada rastlanmayan büyüklükte bir ölçekte bu sürece dahil oldu. Bu süreç Osmanlı devleti çerçevesinde devlet-toplum ilişkisini yeniden tanımladı ve şekillendirdi. Son tahlilde toplumsal anlamda seferberlik ve bunun sonucunda askere gitmek bir zorunluluktu. Mehmet Beşikçi imzalı Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Seferberliği, savaşta Osmanlı insangücü seferberliği meselesi üzerine odaklanan; seferberlik sürecinin Osmanlı devletini nasıl daha merkezi, otoriter ve milliyetçi bir çizgiye ittiğini etraflıca inceleyen önemli bir araştırma.
 7  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler