• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Kaynak Yayınları, Mahmut Esat Bozkurt’un bütün yazdıklarını ve TBMM’de yaptığı konuşmaları dört cilt halinde yayımlamaya karar verdi ve ilk cilt yayımlanarak kitapseverlere sunuldu. Bu ilk cilt, Bozkurt’un öğrencilik dönemi olan 1908-1916 yıllarında yazdıklarıyla, TBMM de İzmir milletvekili olarak bulunduğu ilk Meclis dönemini kapsıyor. Önce, Mahmut Esat Bozkurt’un özgeçmişini anımsayalım ve Bozkurt’un Türk devrimi içindeki yeri ve önemine değinelim.
Kitap, Büyükada’yla ilgili tüm kaynakları titizlikle elden geçirerek hazırlanmış. Millas önce bugüne kadar arkeolojik araştırmaların yapılmamasından yakınıyor ve tesadüfi olarak ele geçen bazı antik kalıntılara dikkatimizi çekiyor. Hemen ardından yazılı kaynaklara göz atıyor. MÖ 2’nci yüzyıldan başlayarak yazar ve araştırmacıların eserlerinde Büyükada izlerinin peşine düşüyor. Bizans döneminde Büyükada manastırlar ve sürgünlerle anılıyor. Yüz kişilik küçük bir yerleşim var. Esas olarak (daha sonraki dönemlerde de bu özellik değişmiyor) gemici ve balıkçıların barınağı. Sık sık Latin istilasına ve yağmalamaya hedef oluyor. Korsanlar da uğramayı ihmal etmiyorlar.
Eserlerini Fransızca ve Türkçe olmak üzere iki ayrı dilde kaleme alan ender yazarlardan biri Osman Necmi Gürmen. Özellikle Râna adlı romanıyla kendisini geniş kitlelere tanıtmış olan yazar, 2010 yılında Neydi Suçun Zeliha! ile yine tarihe uzanan bir yolculuk sunmuştu okurlarına. Halen Paris’te yaşayan Gürmen’in altıncı romanı Yaban Gülleri, Gölgeler Kitap’ın edebiyat serisinin ilk kitabı olarak okurla buluştu.
ÖzlemYıldız, II. Meşrutiyet döneminden Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte Osmanlı deniz ticaretini anlatıyor. Osmanlı Devleti’nde Deniz Ticareti’nde, İttihat ve Terakki’nin politikası, ticaret, limanlar ve deniz ticaretinin kentlere etkileri inceleniyor. Sanayi Devrimi fabrikalar, demiryolları, buharlı gemileriyle Avrupa’yı kısa sürede değiştirdiği gibi, sömürünün araçlarını da yarattı. Bu araçların Osmanlı’ya uzanması ise çok uzun sürmedi. Balta Limanı Antlaşması ile Avrupa, Osmanlı’da rahatça hareket etme imkânı buldu. Ticaret filosu kendine yetmeyen Osmanlı’nın bu durumunu fırsat bilen yabancı bandıralı gemiler Osmanlı iç denizlerinde cirit atıyordu.
Birçok şehrin tarihinde dönüm noktaları vardır. Kent merkezinden banliyölere kadar gözlemlediğimiz, incelediğimiz, belgelerden izlediğimiz, toplam bilgilerden oluşan kitaplar benim için ayrı bir önem taşır. Hele sık gittiğim bir kentse onunu tarihini, insan değişimini, göç haritasını bilmek isterim. İşte Prof. Dr. Çınar Atay’ın İzmir Bindokuzyüz kitabı benim öğrenmek istediğim her şeyi içeriyor. Kitabın başındaki ithaf şöyle: “Nihat Kürşad ve Necip Atay anısına...” Önsöz’de Çınar Atay, genel bir İzmir özeti yapmış. Belirleyici unsurları sıralamış. Eğlencesinden konsolosluklara kadar uzayan geniş bir listeden seçmeler yer alıyor. Bakın Giriş’te ne deniyor?
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girişi üzerine yazılanlar, ne yazık ki akademik dünyanın dar sınırları içinde kaldı. İttihatçıların savaşa giriş kararı, genellikle 1914 yılında Avrupa’daki diplomatik hareketlilik ve Osmanlıların ittifak arayışları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu konuda, Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde: Osmanlı Devleti Son Savaşına Nasıl Girdi başlıklı eseri temel başvuru kaynağıdır. Ayrıca, Sean McMeekin’in I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü ve Berlin–Bağdat Demiryolu başlıklı kitapları da önemlidir.
Kitap Yayınevi, 19. yüzyılın tam ortasında İstanbul Yedikule’deki Balıklı Rum Hastanesi’nde hekimlik ve yöneticilik yapan Aleksandros Paspatis’in Balıklı Rum Hastanesi Kayıtlarına Göre İstanbul Ortodoks Esnafı, 1833-1860 adlı çalışmasını yayımladı. Marianna Yerasimos’un çeviri ve notlarıyla Ali Özdamar’ın yayıma hazırladığı kitap bugüne kadar okuduklarımızdan çok farklı bir İstanbul panoramasını ortaya koyuyor.
Tarihin derinliklerine dalsak Paris’te Allah adına Charlie Hebdo’ya düzenlenen saldırıyı ya da Almanya’da Pegida hareketiyle güncellenen Müslüman karşıtlığını aydınlatacak bir ışıkla dönebilir miyiz? Bana kalsa, “Tarihin dehlizlerinde kaybolma riskimiz yüksek” derim ama işin uzmanı Jean Paul Roux’ya göre tarih günümüze ışık tutabilir. Dahası tarihten tevarüs eden dinlerarası çatışma kesintiye uğramış değildir. Roux, Dinlerin Çarpışması kitabının girişinde, “Kabul edin ya da etmeyin Batı, İslam’la savaş halinde” hükmünü koyuyor. 2009’da yaşama veda eden Fransız Türkolog, 11 Eylül saldırılarını, Afganistan ve Irak’ın işgalini, Londra ve Madrid saldırılarını 1400 yıldır süregelen bir savaşın devamı olarak görüyor. Ve “Hıristiyanların ve Müslümanların karşılıklı verdiği onca emeğe karşın bu savaş tamamen gerçektir, hiçbir zaman sonlanmamıştır” diyor. Roux, Charlie Hebdo saldırısını görseydi; “Yine haklı çıktım” diye böbürleniyor olacaktı.
Siz, yaşadığınız, üzerinden zaman geçmiş, geride kalmış yılları ne kadar anımsıyorsunuz? Arada sırada geriye dönüp, o zaman diliminde yaşadıklarınızı anılar bohçasından çıkarıyor musunuz? O yıllardan birine bugün nasıl bakıyorsunuz, o zaman bazı notlar aldınız mı, sizin üzüldüğünüz, mutlu olduğunuz bireysel olaylar, kişisel olaylar neydi? Toplumsal hadiseler üzerinden mi, yoksa kişisel deneyimleriniz üzerinden mi kaydediyorsunuz geçen yılları? Bu ve benzer soruları merak ederim zaman zaman.
İstanbul üzerine yazılmış bir kitabı elime alır almaz, en merak ettiğim şey sözünü ettiği tarihtir. Hele bu günlükler, gezi notları, anılar toplamı ise yazıldıkları tarih daha da önemli olur. Çünkü bütün yazılanlar, o günü yansıtır, üstelik yazarın öznel notlarıdır. Bu kitaplardan o yılların yaşama biçimini en yalın haliyle öğrenmek mümkündür. Şahsen yazarın ne iş yaptığını, sosyal statüsünü de öğrenmek isterim. Çünkü bu unsur kaleme alınan metnin içeriğini, niteliğini, bakış açısını, kapsam alanını belirler. Haricen, o yazarı yaratır, o yazar da bu karışık ve karmaşık kenti yazar.
 7  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler