• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

1930- 1932 yılları arasında Türkiye’de Avusturya Büyükelçiliği Müsteşarı olan Nobert von Bischoff, 1933 yılında Avusturya Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Türkiye’de geçirdiği bu üç yıl zarfında Türk toplumuna ve modernleşmesine dair gözlem yapma imkânı da bulmuş ve bu birikimlerini yazıya dökmüştür. 1935 yılında Almanca olarak kaleme alınan bu anılar, “geçmişe dair” ve “ geleceğe dair” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Bischoff, “geçmişe dair” adını verdiği ilk bölümde okuyucuya bozkırlarda at koşturan Türk boylarından başlayarak Hititlere, oradan da Greklere kadar bir tarih gezintisi yaptırmakta, ardından da birey, aile, toplum olarak Türklerin yaşamına, evlerine, köylerine, şehirlerine ve İslam dinine dair gözlem ve tespitlerini anlatmaktadır.
Osmanlıların diplomasiyle ilişkisi hakkındaki baskın görüş, askeri ve ekonomik açıdan güçlü oldukları dönemlerde diplomasiyle pek ilgilenmedikleri ve dış ilişkilerde çoğunlukla kaba güce başvurdukları şeklindedir. Bu görüşe göre, Osmanlıların diplomasiyi bir yöntem olarak kullanmaya başlamaları ancak 19. yüzyılda mümkün olmuştur. Bunun nedeni imparatorluğun ekonomik ve askeri olarak oldukça güçsüz düşmesi, dağılmamak için diplomasiye başvurmak zorunda kalmasıdır. Batı oryantalizminin bu hükmü, 19. ve 20. yüzyıl tarih yazımında oldukça etkili olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu herhangi bir uygarlık üretemeyen, her türlü gelişim dinamiğinden yoksun, tüm ekonomisini, gelişimini ve siyasetini büyük oranda savaşlara bağlamış bir Asya despotluğu olarak resmedilmiştir.
Tarih boyunca en çok savaşa sahne olmuş Anadolu'da 90 yıllık eşi görülmemiş bir sulh ortamının mimarı olan Lozan'ı tartışmaya açanlar, bu toprakları cehenneme çevirmek ve yaşantımızı Ortadoğu'ya döndürmek isteyenlerdir. Lozan'a saldırmanın açıklaması budur. Böyle başlamıştı kitap. Halbuki en başta kitabı elime aldığımda "kaynak ve dipnotların bolluğu" sebebi ile Lozan üzerine yazılmış akademik ve sıkıcı bir kitap olduğunu sanmıştım. Ancak okumaya başladığınızda çok geçmeden bu fikriniz değişiyor. Popülist olmadan popüler olmayı başarmış bir eser.
100. yılında Birinci Dünya Savaşı’nı bütüncül olarak anlatan kitaplar Türkçede de çıkmaya başladı. Radikal Kitap’ın 1 Ağustos sayısında yayımladığımız dosyada da söylendiği gibi hâlâ Türkiyeli tarihçilerin bu eksikliğe önemli bir katkısı olamadı ama hiç değilse yayıncılar çeviri kitaplar yayımlıyorlar. Say Yayınları’nın bastığı Hew Strachan’ın Birinci Dünya Savaşı kitabı tam da bunlardan biri. Strachan Oxford Üniversitesi’nin tanınmış askeri tarih uzmanlarından. Batıda çokça yayımlanan, akademisyenler tarafından kaleme alınmış popüler tarih kitaplarının iyi bir örneği olan bu kitabı 2003’te çıkmış.
Kaynak Yayınları, Mahmut Esat Bozkurt’un bütün yazdıklarını ve TBMM’de yaptığı konuşmaları dört cilt halinde yayımlamaya karar verdi ve ilk cilt yayımlanarak kitapseverlere sunuldu. Bu ilk cilt, Bozkurt’un öğrencilik dönemi olan 1908-1916 yıllarında yazdıklarıyla, TBMM de İzmir milletvekili olarak bulunduğu ilk Meclis dönemini kapsıyor. Önce, Mahmut Esat Bozkurt’un özgeçmişini anımsayalım ve Bozkurt’un Türk devrimi içindeki yeri ve önemine değinelim.
Kitap, Büyükada’yla ilgili tüm kaynakları titizlikle elden geçirerek hazırlanmış. Millas önce bugüne kadar arkeolojik araştırmaların yapılmamasından yakınıyor ve tesadüfi olarak ele geçen bazı antik kalıntılara dikkatimizi çekiyor. Hemen ardından yazılı kaynaklara göz atıyor. MÖ 2’nci yüzyıldan başlayarak yazar ve araştırmacıların eserlerinde Büyükada izlerinin peşine düşüyor. Bizans döneminde Büyükada manastırlar ve sürgünlerle anılıyor. Yüz kişilik küçük bir yerleşim var. Esas olarak (daha sonraki dönemlerde de bu özellik değişmiyor) gemici ve balıkçıların barınağı. Sık sık Latin istilasına ve yağmalamaya hedef oluyor. Korsanlar da uğramayı ihmal etmiyorlar.
Eserlerini Fransızca ve Türkçe olmak üzere iki ayrı dilde kaleme alan ender yazarlardan biri Osman Necmi Gürmen. Özellikle Râna adlı romanıyla kendisini geniş kitlelere tanıtmış olan yazar, 2010 yılında Neydi Suçun Zeliha! ile yine tarihe uzanan bir yolculuk sunmuştu okurlarına. Halen Paris’te yaşayan Gürmen’in altıncı romanı Yaban Gülleri, Gölgeler Kitap’ın edebiyat serisinin ilk kitabı olarak okurla buluştu.
ÖzlemYıldız, II. Meşrutiyet döneminden Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan süreçte Osmanlı deniz ticaretini anlatıyor. Osmanlı Devleti’nde Deniz Ticareti’nde, İttihat ve Terakki’nin politikası, ticaret, limanlar ve deniz ticaretinin kentlere etkileri inceleniyor. Sanayi Devrimi fabrikalar, demiryolları, buharlı gemileriyle Avrupa’yı kısa sürede değiştirdiği gibi, sömürünün araçlarını da yarattı. Bu araçların Osmanlı’ya uzanması ise çok uzun sürmedi. Balta Limanı Antlaşması ile Avrupa, Osmanlı’da rahatça hareket etme imkânı buldu. Ticaret filosu kendine yetmeyen Osmanlı’nın bu durumunu fırsat bilen yabancı bandıralı gemiler Osmanlı iç denizlerinde cirit atıyordu.
Birçok şehrin tarihinde dönüm noktaları vardır. Kent merkezinden banliyölere kadar gözlemlediğimiz, incelediğimiz, belgelerden izlediğimiz, toplam bilgilerden oluşan kitaplar benim için ayrı bir önem taşır. Hele sık gittiğim bir kentse onunu tarihini, insan değişimini, göç haritasını bilmek isterim. İşte Prof. Dr. Çınar Atay’ın İzmir Bindokuzyüz kitabı benim öğrenmek istediğim her şeyi içeriyor. Kitabın başındaki ithaf şöyle: “Nihat Kürşad ve Necip Atay anısına...” Önsöz’de Çınar Atay, genel bir İzmir özeti yapmış. Belirleyici unsurları sıralamış. Eğlencesinden konsolosluklara kadar uzayan geniş bir listeden seçmeler yer alıyor. Bakın Giriş’te ne deniyor?
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girişi üzerine yazılanlar, ne yazık ki akademik dünyanın dar sınırları içinde kaldı. İttihatçıların savaşa giriş kararı, genellikle 1914 yılında Avrupa’daki diplomatik hareketlilik ve Osmanlıların ittifak arayışları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu konuda, Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde: Osmanlı Devleti Son Savaşına Nasıl Girdi başlıklı eseri temel başvuru kaynağıdır. Ayrıca, Sean McMeekin’in I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın Rolü ve Berlin–Bağdat Demiryolu başlıklı kitapları da önemlidir.
 5  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler