• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihdergisi/
  • https://twitter.com/tarihtarihdergi
Yayınlarımız

Anasayfa

Cumhuriyet tarihi yalancıları, Türkiye’nin bugün yaşadığı bütün sorunların olduğu gibi “Kürt Sorunu” diye adlandırılan “Ayrılıkçı Kürtçü Hareketin” de Kemalizm’in “yanlış politikalarından” kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Onlara göre, Atatürk eğer Türk Devrimini gerçekleştirmeyip Türk Ulus Devleti’ni kurmasaydı, Osmanlı’daki haliyle Kürtler asla sorun olmayacaklardı!
Adı Agop... Soyadı Dilaçar... “Dilaçar” adını ona Atatürk vermişti. Türkçe’nin bilinen en büyük uzmanlarından biriydi. Atatürk dönemini yaşamış bir cumhuriyet kuşağıydı. Kendisi, Ermeni kökenli bir Türkiye yurttaşıydı. Türk Dili’nin tam bir tutkunu ve belki de en iyi bileniydi. Atatürk Agop’u la ta Birinci Dünya Savaşı günlerinde tanışmıştı. Nasıl mı? Hadi, önce Agop'u Atatürk'ün karşısına çıkaran süreci kısaca anımsayalım: O, Kayserili bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 1895 yılında İstanbul'da doğdu.
Evet, her şey ters yüz ediliyor bu ülkede… Yineleyelim: -“Osmanlı bile Osmanlıca’ya Karşıydı!” Hem de belli bir kesimin çok değer verdiği Sultan II. Abdülhamit bile Osmanlıca’nın yazı dilinden yakınıyordu. Bunlar dikkate alınmadan, öyle bir inandırıldı ki toplum: Latin Harfleri’nin benimsenmesiyle, geçmişle bütün bağlar koparılmış… Toplum okuyamayan, düşünemeyen bir düzeye indirgenmiş… Toplum koskoca bir karanlığın içine itilmiş… Aman ne yaftalı sözler, ne şatafatlı düşünceler… Acı gerçek şuydu: Osmanlı Devleti’nde kadınların okuma yazma oranı hiçbir zaman yüzde birin üzerine çıkmadı. Ortalama okuyan yazan nüfus ise yüzde üçü hiçbir zaman aşamadı. Kimse o dönemin koşulları öyleydi demesin: Bu sıralarda İngiltere’de okuma yazma oranı yüzde seksenin üzerindeydi.
tatürk’ü İsmet Paşa öldürtmüş… Gör de inanma… Nereye gidecek bu saçmalıklar, anlamak olası değil? Yeniden tarih inşası desem, bu da değil… Bambaşka bir şey bu. Zembereği bozulmuş bir topaç, yuvarlanıp duruyor, deli gibi. Önce adını anmak bile istemediğim biriyle ilgili bir sözüm ona birkaç belge yayınladılar… Şimdi de Atatürk’ün İsmet Paşa tarafından öldürtüldüğünü söyleyecek kadar ileri gittiler… İki kâğıt parçası koymuşlar üzeri aynı karakterle yazılmış daktilo imajlarıyla… Bu memlekette onca tarihçi, yazı bilimi uzmanı var… Bir şey yapılacak madem, önce onlardan bir kaçına sorulu, görüşü alınır.
arihimizin en “acımasız” cami satışı son padişah Vahdettin tarafından gerçekleştirilmiştir. İşgal yıllarında saray ve hükümet, para ihtiyacı için İstanbul’daki ecdad mirasını; tarihi camileri, tarihi hamamları, medreseleri, hatta mezarlıkları bile işgalcilere satmıştır. Bu konudaki belgeleri ortaya çıkaran Atilla Oral’ın ifadeleriyle; “Vahdettin, atalarının emanetine sahip çıkmak isteyen bir padişah değildi. Eğer böyle biri olsaydı, ilk önce kültür miraslarına, ata yadigârlarına sahip çıkması gerekirdi. Oysa, bunlara sahip çıkmak amacıyla hiçbir çaba göstermedi. Aksine hayırsız mirasyediler gibi ne var ne yoksa satıp savurdu.
Kasım 1918’den itibaren Anadolu’nun ve Trakya’nın işgal edilmeye başlanması tüm vatanseverler gibi Mehmet Akif’i de derinden yaralamıştır. Akif o işgal günlerde İstanbul’da Sebilürreşad’da yayımladığı yazılarında teslimiyetçilere ve mandacılara inat halka sabır, ümit ve cesaret aşılamaya çalışmıştır. Örneğin, sansüre rağmen derginin 3 Nisan 1919 tarihli 402. sayısında yayımlanan “Bugünün Büyük Vazifesi” ve “İttihad-ı Milli” başlıklı yazılarla halka direniş çağrısı yapılmıştır.
Atatürk, 1 Kasım-10 Kasım 1918 tarihleri arasında Yıldırım Orduları Komutanı sıfatıyla Adana’dan Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda kendisine izin verildiği takdirde düşmanı (İngiliz ve Fransız kuvvetleri) Anadolu’ya sokmayacağını bildirmiştir. Ancak Ahmet İzzet Paşa, İtilaf devletleriyle ateşkes antlaşması imzalandığını belirterek hiçbir şekilde düşmana karşılık verilmemesini istemiş; düşmana ateşle karşılık vermekten söz eden Atatürk’ü de görevinden alıp İstanbul’a çağırmıştır. Atatürk ise İstanbul’a gitmeden önce Adana’da ilk direniş hazırlıklarını yapmıştır. Silah arkadaşı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile yaptığı “Adana Mülakatı” sonrasında “ilk direniş yuvaları” Adana’da kurulmuştur.
Atatürk ve arkadaşları Tuncelilileri yerlerinden, yurtlarından sürmeyi, köyleri içindekilerle birlikte yakmayı planlamamışlar; sağlıksız, eğitimsiz, yoksul ve aşiret reislerinin baskısı altında yaşayan insanları sağlıklı, eğitimli, zengin ve güvenli bir yaşama kavuşturmak için proje geliştirmişlerdir. Arazisi kötü olan bölgelerdeki insanların daha iyi şartlara sahip bölgelere gönderilmesi, dağ köylerindeki insanların ovalara indirilmesi gibi önlemler bölge insanını daha iyi yaşam koşullarına kavuşturmak amacı taşımaktadır.
Son yıllarda bazı yazarlar "30 bin kişinin idam edildiğini" yazıp çizerken hangi belgeye ve hangi araştırmaya dayanıyorlar? Hemen yanıtlayalım: Hiçbir araştırmaya dayanmıyorlar. Bu konudaki yazıların hiçbir kanıt ve belgesi yok. "İstiklal Mahkemeleri" konusunda bugüne dek yayımlanan en kapsamlı ve doyurucu araştırma İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ergün Aybars tarafından yapılmıştır. Aybars'ın Ankara DTCF'de doktora tezi olarak hazırladığı "İstiklal Mahkemeleri" adlı kitabında bu konuda TBMM arşivlerine dayalı sayılar verilmektedir.
Atatürk’ü anlamak hem zor hem kolaydır. Zordur, çünkü Atatürk bir dahidir ve dâhilerin kendilerine özgü bir düşünce sistematiği, kendilerine özgü bir yaşam matematiği vardır. İşte bu dehadan doğan “özgünlük” onu anlamayı zorlaştırır. Kolaydır, çünkü Atatürk tüm ömrünü ulusuna adamış “halkçı” bir düşün ve eylem önderi olarak hep halktan biri, hep halkla iç içedir. Bu nedenle doğrudan halka yönelik söylem ve eylemleri halkın anlayacağı sadelikte, açıklıkta ve netliktedir.
 5  ...
 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar