• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Kasım 1918’den itibaren Anadolu’nun ve Trakya’nın işgal edilmeye başlanması tüm vatanseverler gibi Mehmet Akif’i de derinden yaralamıştır. Akif o işgal günlerde İstanbul’da Sebilürreşad’da yayımladığı yazılarında teslimiyetçilere ve mandacılara inat halka sabır, ümit ve cesaret aşılamaya çalışmıştır. Örneğin, sansüre rağmen derginin 3 Nisan 1919 tarihli 402. sayısında yayımlanan “Bugünün Büyük Vazifesi” ve “İttihad-ı Milli” başlıklı yazılarla halka direniş çağrısı yapılmıştır.
Atatürk, 1 Kasım-10 Kasım 1918 tarihleri arasında Yıldırım Orduları Komutanı sıfatıyla Adana’dan Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda kendisine izin verildiği takdirde düşmanı (İngiliz ve Fransız kuvvetleri) Anadolu’ya sokmayacağını bildirmiştir. Ancak Ahmet İzzet Paşa, İtilaf devletleriyle ateşkes antlaşması imzalandığını belirterek hiçbir şekilde düşmana karşılık verilmemesini istemiş; düşmana ateşle karşılık vermekten söz eden Atatürk’ü de görevinden alıp İstanbul’a çağırmıştır. Atatürk ise İstanbul’a gitmeden önce Adana’da ilk direniş hazırlıklarını yapmıştır. Silah arkadaşı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile yaptığı “Adana Mülakatı” sonrasında “ilk direniş yuvaları” Adana’da kurulmuştur.
Atatürk ve arkadaşları Tuncelilileri yerlerinden, yurtlarından sürmeyi, köyleri içindekilerle birlikte yakmayı planlamamışlar; sağlıksız, eğitimsiz, yoksul ve aşiret reislerinin baskısı altında yaşayan insanları sağlıklı, eğitimli, zengin ve güvenli bir yaşama kavuşturmak için proje geliştirmişlerdir. Arazisi kötü olan bölgelerdeki insanların daha iyi şartlara sahip bölgelere gönderilmesi, dağ köylerindeki insanların ovalara indirilmesi gibi önlemler bölge insanını daha iyi yaşam koşullarına kavuşturmak amacı taşımaktadır.
Son yıllarda bazı yazarlar "30 bin kişinin idam edildiğini" yazıp çizerken hangi belgeye ve hangi araştırmaya dayanıyorlar? Hemen yanıtlayalım: Hiçbir araştırmaya dayanmıyorlar. Bu konudaki yazıların hiçbir kanıt ve belgesi yok. "İstiklal Mahkemeleri" konusunda bugüne dek yayımlanan en kapsamlı ve doyurucu araştırma İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ergün Aybars tarafından yapılmıştır. Aybars'ın Ankara DTCF'de doktora tezi olarak hazırladığı "İstiklal Mahkemeleri" adlı kitabında bu konuda TBMM arşivlerine dayalı sayılar verilmektedir.
Atatürk’ü anlamak hem zor hem kolaydır. Zordur, çünkü Atatürk bir dahidir ve dâhilerin kendilerine özgü bir düşünce sistematiği, kendilerine özgü bir yaşam matematiği vardır. İşte bu dehadan doğan “özgünlük” onu anlamayı zorlaştırır. Kolaydır, çünkü Atatürk tüm ömrünü ulusuna adamış “halkçı” bir düşün ve eylem önderi olarak hep halktan biri, hep halkla iç içedir. Bu nedenle doğrudan halka yönelik söylem ve eylemleri halkın anlayacağı sadelikte, açıklıkta ve netliktedir.
Atatürk’ün bir diktatör olup olmadığı, zaman zaman günümüzde bile tartışılan bir husustur. O dönemin ” Tek PartiYönetimi” olması, bu tarz görüşlerin ortaya atılmasına neden olmuştur ama, bir diktatörün yetkileri dikkate alınırsa, Atatürk’ün neden diktatör olamayacağı kolayca anlaşılır. Diktatörlüğün ne olduğunu bilmeyen, ne yazık ki, bilmediğini de bilmeyen Atatürkofobi hastası pek çok yazar-çizer tayfası, Atatürk’e “diktatör” derler. Adolf Hitler, Benito Mussolini, Josepf Stalin, Franco, Kaddafi, Saddam gibilerle Atatürk’ü, böylece utanmadan sıkılmadan aynı kategoriye sokarlar.
Ama bundan daha önemlisi bu hazretler Namık Kemal’in 1891’de Arap harfleriyle KİTAPLAŞTIRILAN “Vatan yahut Silistre” veya Ziya Gökalp’in 1918’de yine ARAP harfleriyle kitaplaştırılan “Türkleşmek Muasırlaşmak ve İslamlaşmak” kitaplarının bizim KÜLTÜRÜMÜZ olup olmadığını bir söylerlerse daha net konuşuruz. Zira bu ARAP HARFLERİYLE basılmış kitaplar Cumhuriyette hemen YENİ HARFLERLE basılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Ve bizim KÜLTÜRÜMÜZÜN temelleridir. Tıpkı 1900’de basılan Aşk-ı Memnu, 1923’de basılan Ateşten Gömlek gibi… Yani yine anlayacağınız gibi bu kitaplar KÜLTÜRÜMÜZDÜR ve bugün de tüm kitapçılarda farklı farklı baskılarıyla raflarda yer almaktadır. Tühh yine mi boşa çıktı bir çarpıtmanız daha..
Çocukluğuma ilişkin ilk hatırladığım şey, okula gitmek meselesiyle ilgilidir. Bundan dolayı annemle babam arasında aşırı bir mücadele vardı. Annem ilahilerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrük Dairesinde memur olan babam o zaman yeni açılan Şemsi Efendi Okuluna devam etmem ve yeni yöntem üzerine okumamdan yanaydı.
Günümüzde gerek iktidar sahipleri gerekse bazı basın yayın organları tarafından sıklıkla Cumhuriyete ve Atatürk'e saldırı aracı olarak kullanılmakta olan İstiklal Mahkemeleri'nin kuruluş amaçlarını, yapısını, faaliyetlerini ve yarattığı olumlu olumsuz sonuçları ele alalım. İstiklal Mahkemeleri'nin kuruluşunun sebebini anlamak için Mondros Mütarekesi'nden sonraki dönemde Anadolu'nun genel durumunu İstiklal Savaşı'nın başlamasını ve karşılaşılan güçlükleri bilmek gerekir.
Tarih boyunca Hacca gitmek için Orta Asya’dan yola çıkan hacılar, Mekke’den önce muhakkak İstanbul’a uğrar, bir kaç gün burada dinlenip, başta Eyüp Sultan olmak üzere cami ve tarihi âbideleri ziyaret eder ve sonra Mekke’ye doğru yola koyulurlardı. Türkistanlılar arasındaki bu gelenek bir atasözüne de yansımıştır: “İstanbul’nı körmegen, bu âlemge kelmegen” (ya’ni: İstanbul’u görmemiş bir kimse, henüz doğmamış sayılır!)
 5  ...