• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar

Anasayfa

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’deki stratejik önemi ile yüzyıllar boyunca medeniyetlerin dikkatini çeken bir ada olmuştur. II. Selim’in saltanatında 1571 yılında Venediklilerden alınmış ve 1878 yılına kadar kesintisiz bir biçimde Türk hâkimiyetinde kalmıştır. 1878’de İngilizlerin adayı kiralamasından itibaren bugüne kadar gelen süreçte Türk, Yunan, İngiliz hatta Amerikan ve Rus çıkarlarının çatıştığı bir bölge olmaktan kurtulamamıştır. Milli Mücadele sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, yarım asra yakın bir süredir fiilen İngiliz yönetiminde olan Kıbrıs için ciddi bir teşebbüste bulunmaması, Lozan üzerinden Atatürk ve kurucu kadroya saldıranların argümanlarından birisi olmuştur.
Sosyal medyada gezinirken Marmaris'te bir tiyatro gösterisinin olacağına denk gelmiştim. Tiyatro gösterisinin ismi ''Kerbela'dan Madımak'a'' idi. Kerbela ve Madımak gibi mühim konulara değineceği açık olan bu tiyatro gösterisine gitmek için tam hazırlık yaparken, gösterinin afişinde bir gariplik dikkatimi çekti. Afişte bu konulara yer vermenin dışında, Atatürk döneminde devlete baş kaldıran Seyit Rıza'nın fotoğrafı da vardı.
Çanakkale'de binlerce kahraman, şehit ve gazi askerlerimizin yanı sıra, onların yanında omuz omuza hizmet veren kahraman kadınlarımız da vardı. Hemşireler... Onları anmadan gerçekleşen bir Çanakkale anlatımı, hiçbir zaman tam olmaz. Ama özellikle biri var ki…Okunmalı, okutulmalı. Adına hastaneler inşa edilmeli. Atatürk ile aynı sene doğan Safiye Hüseyin Elbi İlk hemşiremiz. Dedesi, Florance Nightingale'i Kırım'a götüren geminin personeliydi. Babası Ahmet Paşa, İngiltere'de Deniz Ataşeliği görevinde bulunmuştu. Kızına, Florance Nightingale'den sık sık bahsederdi.
Artık dönemin muhafazakar yazarı diyebileceğimiz Necip Fazıl, o günlerde hiç beklemediği bir olayla sarsılmıştır. Kendi ifadesiyle “En büyük hastalığım, felaketim asıl zaaf noktam“ dediği kumar yüzünden başı belaya girmiştir. 4 Mart 1951 tarihinde bir kumarhane baskınında gözaltına alınmıştır. O günlerde gazetelere yaptığı açıklamada yazacağı bir eser için, kumarhaneler hakkında bilgi toplamak amacıyla orada bulunduğunu söyleyecektir. 1970’de ise bu olayı daha farklı bir şekilde açıklamıştır. “ Efe ve külhani soyundan silahlı bir adam “ temin etmek için söz konusu kumarhaneye gittiği şeklinde anlatmış ve bu olayın Demokrat Parti’nin siyasi bir komplosu olduğunu belirtmiştir
Yıl 1527. Dönem Kanuni devri. Duyulmuş ki bir din adamı ortalarda bazı fikirler ileri sürüyormuş. İsa'nın Muhammed'den üstün olduğundan bahsediyor ve bunu da Kuran ayetlerine dayandırıyormuş. Kimdir bu kişi? Molla Kabız. Tez kellesi vurula… İran'dan gelen bir din adamıdır Molla Kabız. İyi yetişmiştir ama aykırı fikirleri vardır. Düşünceleri halk arasında yayılır. Durumdan rahatsız olan alim ve ulemalar ise onun karşısında cevap veremez ve madara olur. Sonuç… Yaka paça Divan- Hümayun'a. Önce yargılama, sonra da idam…
Vahdettin'in hain olup olmadığı çokça tartışılır. Vahdettin hain değildir diyenlerin başında Hüseyin Nihal Atsız gelir.(1) Öyle ki, Atsız'ın bu konuda yazdıkları Kadir Mısıroğlu ve onun çizgisindeki diğer tarihçiler için bir numaralı kaynak olmuştur.(2) Atsız'ın Türk Ülküsü adlı kitabında dillendirmiş olduğu iddialar, Vahdettin'i aklar seviyededir ve hatta vatan kahramanı yapacak niteliktedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konuda görüşleri ise açık ve nettir: Vahdettin haindir.(3) Nutuk'ta Vahdettin için çok ağır ifadeler kullanmıştır:
Çinlilerin Türklerden korktukları için Çin Seddi'ni yaptığını yıllardır okuduk veya duyduk. Milli duygularımızı kabartan bu bilgi, ne derece doğrudur? Yaklaşık 6700 km uzunluğundaki bu devasa duvarın yüksekliğinin 2 ila 12 metre arası değiştiğini söylersem, belki aklınızda beklediğim soru işaretlerini doğurabilirim. Eğer Çinliler bu duvarı gerçekten Türklerden korunmak için yaptıysa, bu yükseklikteki bir duvar ne derece etkili olabilir? Etkili olmayacaksa o zaman neden yapılmıştır? Çin'de M.Ö. 7. yüzyılda ''Savaşan Beylikler Dönemi'' vardı. Bu beylikler 7 taneydi. Her biri zamanla kendi beyliğinin etrafını duvarlarla çevirerek sınırlarını belirledi. Çin Seddi'nin temelleri de bu duvarlarla atılmıştı.
Hüseyin Nihal Atsız ve Necip Fazıl Kısakürek. İki farklı düşünce adamı… Nihal Atsız, Türklük odaklı. Necip Fazıl ise İslamiyet odaklı. Ne zaman tanıştıkları ise belirsiz. Atsız'ın söylediğine göre, 1945 yılıdır. Irkçılık-Turancılık davasından sonra Necip Fazıl, kendilerini evine davet eder ve mükellef bir rakı ziyafeti verir. Necip Fazıl vermiş olduğu bu ziyafetin ardından Atsız'a, kurmuş olduğu Büyük Doğu adlı derneğe katılmasını teklif eder.
Samiye Burhan, Türkiye'nin ilk kadın otomobil yarışçısı. Yıl henüz 1928. Yanlış duymadınız. 1928. 10 sene önceki Osmanlı'da kadınlar nüfus sayımında bile sayılmazken, gelinen noktada bir kadın otomobil kullanıyor. Bu da yetmiyor. Yarışıyor… O yıllarda İstanbul Hipodromu'nda araba yarışları düzenlenmekte. At yarışlarındaki gibi de bahisler mevcut. Gözler hep bir kişiyi arıyor. Samiye Hanımı… Çünkü o, otomobil yarışlarının değişmez pilotlarından. Cumhuriyet devrimleri yavaş yavaş meyvelerini vermiş. Öyle ki, karşımızda yarış pistlerinde ter döken bir kadın var. Ama Samiye Hanım, öyle böyle bir şoför değil… 1930 ve 1931 yıllarında girdiği yarışlarda dereceler elde ediyor.
1889′da Sultan Abdülhamid’in çağdaşı Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu, gemiyle İstanbul’a gelir. Sarayda ağırlanan prensin ardından İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya’nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid’ten, İslam dini, ilim ve teknolojisi hakkında bilgiler gönderilmesini rica eder.
 3  ...