• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

20.yüzyıldan evvel insanoğlu defalarca uçma fikrini hayata geçirmeye çalışmış fakat bu girişimler bir adım ileriye gidemeden ilginç bir hatıra olarak akıllarda ve kayıtlarda kalmıştır. Profesyonel anlamda havacılık, 20.yüzyılın ilk yıllarından itibaren hızla büyüyen ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak atılım yapmış bir alandır. Bileriot adlı bir Fransız’ın 15 Temmuz 1909’da uçağıyla Manş Denizi’ni yarım saatte aşması dünya havacılık tarihinin kırılma noktasıdır. Bu hadiseden sonra özellikle Batı dünyasında havacılığa verilen önem artmıştır. Kısa sürede Amerika ve Avrupa’da büyük gelişme göstermiş ve Avrupa’da onlarca uçak fabrikası kurulmuştur.
Tarih dünya üzerindeki tüm milletler için önemli kabul edilen bir bilim dalıdır. Tüm milletler nereden ve nasıl geldiklerini öğrenmek amacı ile tarih bilimine merak duymuştur. Mustafa Kemal Atatürk’te Cumhuriyeti kurduktan sonra tarih bilimine önem vererek bu uğurda önemli çalışmalar yaptırmıştır. Türkler tarih sahnesinde çok eski zamanlardan beri varlıklarını sürdüren milletlerden biridir. Osmanlı Devleti zamanın ‘’Türk Tarihi’’ ile ilgili çalışmalar üzerinde çok fazla durulmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise ‘’Türk ırkı’’ üzerinde çeşitli iddialar ortaya konulmuştur. Bu iddiaları yalanlamak, Türk tarihini ayrıntılı incelemek adına bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün teşviki ile önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk bu çalışmaları öylesine önemsemiştir ki çalışmalara bizzat kendisi katılmıştır, bazı kısımları kendisi kaleme almıştır.
Yıl 1881… Türk tarihine isimleri altın harflerle yazılacak iki kahraman dünyaya geldi. Mustafa ve İsmail Enver… İsmail Enver, Nafia Nezareti’nde fen memurluğu yapan daha sonra Surre emini olarak sivil paşalık rütbesine yükselecek Hacı Ahmet Paşa’nın çocuğudur. Mustafa ise hepimizin bildiği üzere gümrük memurluğu yapan Ali Rıza Efendi’nin oğludur. İsmail Enver, babası Hacı Ahmet Paşa’nın görevleri nedeniyle çocukluğunu farklı şehirlerde geçirirken, Mustafa ise 7 yaşında öksüz kalmıştır. İsmail Enver ilköğretimini doğduğu yer olan İstanbul’da tamamlarken, Mustafa ise Selanik’teki Şemsi Efendi Mektebi’nde tamamladı. Sıra rüştiye mektebine gelecekti.
1876 yılında, İdil nehri kenarındaki bir şehirde, Simbir’de dünyaya gelen Yusuf Akçura, fabrikatör bir ailenin çocuğuydu. Babasının ölümüyle birlikte ailesinin işleri bozulunca, 1883 yılında, henüz yedi yaşındayken annesiyle beraber İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Böylece Akçura, şimâl Türklüğünün yanında Osmanlı/Türkiye Türklüğüne de intisâp ederek iki vatanlı bir adam oluyordu. Akçura’nın hayatı bu iki vatan, bu iki ayrı coğrafya arasında “gel-git”lerle doludur. Akçura, Fransa’ya kaçana kadar bir Osmanlı Türkünün eğitim hayatını yaşadı, bir Osmanlı terbiyesi aldı.
Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmamız üzerine devlet yıkılmanın, millet yok olmanın eşiğine gelmişti. Böyle bir zamanda Atatürk, binlerce yıllık kültüründen doğan çelikleşmiş iradesine öncülük ettiği Türk’ü mutlak bir yok olma badiresinden kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda, ona çok yakışan bağımsız, hür ve haysiyetli bir hayat ile yükselme yolunu da açmıştı. Bu yolda “tereddütsüz ilerlemeyi” emreden ve genç kuşaklara çağdaş medeniyet seviyesinin en ön saflarını hedef olarak gösteren yüce Önder, milliyetçiliği şuurlu bir şekilde devlet politikasının temeli haline getirmiş ve Türk toplumuna yeniden “güçlü bir millet olma” vasfını kazandırmanın gereği üzerinde ısrarla durmuştur. Böylelikle Milli Mücadeleyi zaferle taçlandıran halk özgüvenini tekrar kazanmış, fertleri Türk olmanın haklı gururu ve mutluluğunu yeniden tatmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinde eşsiz bir yer kazanmakla kalmamış, eserleri, davranışları, düşünceleri ile Türk milleti için liderliğini hayattan çekildikten sonra da sürdürmüştür. O sebeple Atatürk’ün kişiliğinin belirli yerlerini ortaya koyan özellikleri nelerdir diye bir soru sorsak, hemen hemen hepimiz; O, çok yönlü bir insandı Vatan kurtarıcı, teşkilatçı insan, büyük komutandı. Devlet kuran, yaşatan insandı. Usta politikacı, örnek inkılapçı idi. Hem düşünce, hem hareket adamıydı.
Kitapta 1940'lı yıllarda nitelikli öğretmen yetiştirmek amacıyla açılan ve kapatıldıktan çok sonra bile İsrail'in bizden alıp uyguladığı Köy Enstitüleri projesi anlatılıyor. Aziz Sancarları yetiştiren hocaların mezun olduğu, Amerikalı eğitim uzmanlarının bile imrendiği o okullar anlatılıyor. Bugünün aksine işte o zaman dünya bizi gerçekten kıskanıyordu. Ama ne yazık ki günümüzdeki birtakım zihniyetler o gün de vardı ve Aşık Veyselllerin ders verdiği o okulları gayri milli ilan ettiler. Ülkemizde gelenek bozulmadı ve başarı cezasız kalmadı. En sonunda da kapattılar.
Öncelikle tamamen Çin Kaynaklarından yani ShihChi, Han Shu ve Hou Han Shu gibi yıllıklardan yararlandım. Ayrıca öğrencilere bibliyografya açısından faydalı olması için Hunlarla ilgili yabancı veya Türk tüm Hun uzmanlarının eserlerini kullanmaya çalıştım. Her ne kadar ana kaynaklardan faydalandıysam da özelikle Prof. Dr. Bahaeddin Ögel ve Prof. Dr. Ayşe Onat’ın eserlerinden kaynakları karşılaştırarak faydalandım. Ayrıca ben öğrenciyken Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun Türk Milli Kültürü adlı kitabındaki kaynaklar listesinden tüm çalışmalarımda faydalanmıştım. Onu örnek alarak okuyucunun da benim kaynaklar listemden bu şekilde faydalanmasını amaçladım.
Lev Troçki, hiç kuşkusuz, 20. yüzyıla damgasını vuran önemli isimlerden biri. 1917 Bolşevik İhtilali’nin Lenin’le birlikte iki önemli isminden biri. Kızıl Ordu’nun kurucusu ve komutanı. İhtilalin ardından patlak veren iç savaşın kazanılmasında en büyük pay onun... Oysa Troçki asker değil... Matematik öğretmeni, o matematiği değil de devrimci olmayı seçince, “Dünya yeri doldurulabilir bir siyasetçi kazanmış olabilir ama yeri doldurulamaz bir matematikçi kaybetti,” mealinde bir laf etmişti...
Balkan Savaşları tarihimizin önemli dönemeçlerinden biri. Savaş öncesinde gerilimin tırmandığı yılları bir kenara koyup ateşin 1912’de parladığını kabul etsek bile ortaya çıkan yangının tümüyle sönmesi 1922’leri buluyor. Bu on yıllık dönem, hem uzun hem de sancılı bir süreç. Ölenler, yaralananlar, tutsak kalanlar, hastalananlar ve göçe zorlananlar... Tam bir trajedi! Özellikle Gümülcine, Kavala, Serez ve Ustrumca’da yaşananlar içler acısı. Bugüne değin bu kitlesel kıyımları sonraki kuşaklara aktaran yazarlarımız olmadı değil, oldu; hatta başka ulusların yazarlarının bile yaşanan acımasızlıklara ilgisiz kalmadığını görüyoruz. Örneğin Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün’de, Trakya demiryolu boyundaki tüm yerleşim birimlerinin yakıldığını ve toplu kıyımların Çatalca’ya kadar ulaştığını anlattı.
 3  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler