• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Osmanlılarda XIX. yüzyıl öncesinde bağımsız bir belediye teşkilâtı mevcut değildi. Şehirlerin belediye işlerine kadılar bakardı. Kadı, hem kaza, ona bağlı nahiye ve köylerin mülki amiri, hem şehirlerin yargıcı, hem kolluk işlerinin sorumlusu, hem vakıfların denetçisi, hem de şehrin narh, fiyat tespiti, vergilerin konması ve toplanması gibi belediye işlerinin tek mesulü idi. Ancak narh, vergi, güvenlik işleri gibi konularda şehir kethüdaları, şehrin ileri gelenleri ve ruhani reisleri kadıya yardımcı olurlar idi. Bu durumda, Tanzimat Devri'ne kadar Osmanlı şehir ve kazalarında mahalli idare, belediye gibi bir kavram ve kurumdan bahsetmek mümkün değildir.
Demokrasi tarihimize baktığımızda, yerel demokrasi pratiklerinin, ulusal düzeydeki demokrasi uygulamasından daha önce ortaya çıktığı görülür. Avrupa'da da demokrasi pratiklerinin gelişmesi, yerel bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. İlk Osmanlı parlamentosunun kurulmasından önce, muhassıllık meclislerinde, vilayet, sancak, kaza ve belediye meclislerinde temsil ve tartışma geleneği bulunmaktaydı. Nitekim, ilk Meclis-i Mebusan'a seçilen üyelerin çoğu, bu gelenekten gelmişlerdi.
Osmanlı Devleti'nin taşra yönetimi, beylerbeyilik ve sancak teşkilâtına göre kurulmuştu. Buraları, padişahın yürütme iktidarını uygulamak üzere atanan beylerbeyi ve sancakbeyi olan kimseler yönetiyordu. Ancak XVI. yüzyılın sonlarından itibaren merkezî yönetimin zayıflaması sebebi ile köylüler, bazı âyân, kadı ve devlet memurları tarafından haksız yere soyuldular ve zulme maruz kaldılar
Özellikle on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nin en son oluşturulan eyâletlerinden birisi olan Kıbrıs Eyâleti'nde müslim ve gayrimüslim reâyânın aleyhinde olmak üzere çalkantılı bir süreç yaşanmıştı. Bu süreçte, ada tarihi boyunca etkilerini hissettirmiş olan deprem, veba, kuraklık, kıtlık ve çekirge istilâları (kaht u galâ ve istilâ-i cerâd) gibi felâketlerle birlikte (KBM.: 1/23; Cobham, 1908: 355), önemli rol oynamış başka faktörler de bulunmaktaydı.
Onsekizinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu artık kuruluş ve yükseliş devirlerindeki sağlıklı ve düzenli durumunu kaybetmiştir. İmparatorluğun ilk kuruluşundaki sağlam temellere dayalı kurumlar, yanlarına yenilerinin de eklenmesi ve bazı değişikliklerle devam etmekte ise de, merkezi otorite zayıflamış, yolsuzluk, rüşvet her yeri sarmıştır. Gerek idarî yönetimde, gerekse askerî sistemde (timarlı sipahiler-yeniçeriler) bozukluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bugün bütün uygar ülkelerde kurulmuş olan ulusal ve uluslararası yardım cemiyetleri yeni sayılabilecek kuruluşlardır. Savaş yaralılarına örgütlenerek yardım etme fikri Batı'da 19. yüzyıl ortalarında başlamıştır.
İnsan düşüncesi evrimi boyunca ödül ve ceza kavramlarını hep yan yana görmüştür. Bir yanda bir iş, oluş ve hareketin kişisel çaba ve gayretlerle başarıya ulaştırılması ve sonuçta bu başarının takdir ve beğeni ile karşılanması yani ödül alma veya ödüllendirilme, diğer yanda toplumsal kurallara aykırı davranış veya karşı koymanın karşılığı ceza alma ve cezalandırılma. Bir bakıma bu iki kavramı dünya düzeninin olgunlaştırılmasında dengeyi sağlayan en önemli faktörler arasında görmek mümkündür.
Osmanlı Devleti Tanzimat ile birlikte birçok alanda ıslahat ve yeniden yapılanma gayreti içerisine girmiştir. Hatta Tanzimat'ın ilanından önce bile birtakım yenileşme hareketlerinin başlatıldığını biliyoruz. Bu dönemdeki yeniden yapılanma hareketi dışişleri alanında da kedini göstermektedir. Osmanlı'da Hariciye Nezareti 1836 yılında kurulmuştur. Hariciye Nezareti'nin kuruluşu hangi aşamalardan geçmiştir ve Batılı tarzdaki bu yeniden yapılanma acaba başarılı olmuş mudur? Bu sorun basına nasıl yansımıştır? Çalışmamızda bu sorulara cevap arayacağız.
Osmanlı Devleti'nin son yüz elli yıllık dönemine yönelik bir eleştiri ile başlayan Tanzimat Fermanı'nda, çeşitli gaileler yüzünden devletin ve halkın eski ihtişamlı ve zengin halini kaybedip güçsüzlük ve fakirliğe düştüğü tespiti yapıldıktan sonra, bunun sorumluları olarak şeriata ve kanunlara uymayan yöneticiler gösterilmektedir. Tanzimatçı kadroya göre devletin içine düştüğü çöküntüden kurtuluşun sağlanabilmesi için diğer yeniliklerin yanı sıra memur kadrosuyla ilgili düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdı.
Osmanlılar zamanında çoğu Nizamü'l-Mülk'ün Siyasetname'sinin etkisinde kalınarak yazılmış olan nasihatnâme ve siyasetnâme tarzındaki eserlerde casus kullanmanın önemi ısrarla vurgulanmıştır. Bu eserlerde ülke içinde olduğu gibi dış düşmanlara karşı da casus kullanılması öğütlenmiş, düşmanın durumunu bilmenin önemi ve ülkenin ancak bu sayede ayakta kalabileceği belirtilmiştir. Osmanlılarda "muhbirlik" ve "nakl-i kelam" pek hoş karşılanmamakla beraber, casusluk daha kuruluş yıllarından itibaren üzerinde önemle durulan bir konu olmuştur.
... 182 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler