• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

"Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri" adlı kitabın yazarı Gotthard Jaeschke, VI. Sultan Mehmet Vahdettin'in İngiliz dostluğunu kazanmak için "İngilizlere yalvarıp yakardığını" belirtmiştir. Sina Aksin de, "İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele" adlı kitabında Vahdettin'in İngilizlerle ilişkilerini anlatırken, "Yalvaran Bir Padişah" başlığını kullanmıştır. Belgeler, G. Jaeschke'nin ve S. Akşin'in bu değerlendirmelerini doğrulamaktadır.
Mevlanzade Rıfat'ın 1929'da "Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin'in başlattığını" ileri sürmesinden sonra "dinci sağ" hemen harekete geçerek "kurmaca bir tarih" yazmaya başlamıştır. Bu kurmaca tarihe şöyle birkaç örnek vermek mümkündür: Necip Fazıl Kısakürek, "Milli şahlanış hareketinin fikirde yaratıcısı ve bu amaçla Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya gönderen, doğrudan doğruya Vahdettin'dir..." demiştir. Nihal Atsız, "(Vahdettin), Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil, bütün Osmanlı padişahları gibi vatanperverdir..." demiştir.
Yakın tarihin en çok "tartışılan" ve "çarpıtılan" figürlerinden biri son padişah Vahdettin' dir. "Vahdettin vatan haini midir?" sorusu, yakım tarihin "en kışkırtıcı" sorularından biridir, işte Vahdettin Dosyası, bu kışkırtıcı soruya "belgelerle" cevap vermek için hazırlanmıştır.
İddialardan biri de bütün çabalara rağmen “Artvin” kelimesinin etimolojik kökeni ve anlamının bulunamadığıdır. O halde Artvin bir Rum ya da Ermeni memleketi değildir. Kırzıoğlu’nun dediği gibi Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte bütün Anadolu gibi orası da Türk Yurdu olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Artvin’deki Ermenileri tehcir etmesi de mümkün değildir. Çünkü Artvin tehcir sırasında Rus işgali altındadır.
Bugünkü "sıkıyönetim" yerine kullanılan " idare-i örfîye" veya "örfî idare"nin hem kavram hem de kurum olarak ortaya çıkışı oldukça yenidir ve Osmanlı tarih literatürüne I. Meşrutiyet dönemiyle girmiştir. Meşruti yönetimin hukuki zeminini teşkil eden 1876 (1293) Kanun-ı Esasisi1 ile tebaaya tanınan hak ve hürriyetler tanzim edilirken fevkalade hallerde söz konusu hak ve hürriyetlerin ne şekilde sınırlandırılacağı veya askıya alınacağı hususu da düzenlenmişti.
Sözlük anlamı yemin demek olan kasâme1 fıkıh terimi olarak, köy veya mahallede veya bir şahsın kendi mülkünde, üzerinde öldürülme belirtileri bulunan katili meçhul bir ceset bulununca, maktûlün yakınlarının dava etmeleri üzerine köy veya mahalle halkından elli kişiye "maktûlü kendilerinin öldürmediğine ve öldüreni de bilmediklerine dair" yemin ettirilmesi anlamına gelir. Hanefilere göre bu yeminleri maktûlün bulunduğu yer sakinleri yapar. Yeminden sonra cesedin bulunduğu mülk sahibinin âkılesi ya da köy veya mahalle sakinleri ölünün diyetini üç yıl içinde tasfiye edilecek şekilde ödeme yükümü altına girerler. Diğer hukuk okullarına göre bu yemini maktûlün velileri katl ithamını ispatlamak üzere yaparlar.
Mecelle, Osmanlı Devleti'nde 1868-1876 yılları arasında kitaplar halinde hazırlanarak yürürlüğe girmiş olan İslâm özel hukukunun bir kısmını tedvin eden kanun kitabının kısaltılmış ismidir. Asıl ismi, adliyeye ilişkin hükümler mecmuası anlamına gelen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye'dir.
Eski hukukumuzda monarşiyle yönetilen devletlerin hepsinde olduğu gibi, yasama, yürütme ve yargı fonksiyonları, adı ne olursa olsun (halife, sultan, emir, padişah vs.) devlet başkanının uhdesindeydi. Ancak devlet başkanı bu fonksiyonlarını vekilleri vasıtasıyla kullanır, yargı fonksiyonunu da devlet başkanı adına onun tayin ettiği hâkimler yerine getirirdi
En geniş kapsamıyla afet, insanlara zarar veren olaylardır. Biraz daha dar kapsamlı olarak da doğanın sebep olduğu yıkımdır. Doğal afetlerin oluşumları temelde tabiata, tabiat olaylarına veya özelliklerine dayanır. Bu afetler, kendi aralarında yer kökenli (jeolojik) afetler ve atmosfer kökenli (meteorolojik) afetler olarak iki temel grupta incelenebilir. Bu gruba, kaynağını zararlı haşerenin sayısında meydana gelen artıştan alan biyolojik kökenli afetleri ve insan ihmalkarlıklarının yol açtığı yangın gibi afetleri de ilave etmek mümkündür.
Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihi, bir bakıma idarî reformlardan oluşan ve Osmanlı tarihinin panoramasını değiştiren bir devirdir. Bu idarî reformlar geçmiş asırlardaki pragmatik uygulamalardan farklı bir tarza ve muhtevaya sahiptir. İdare artık belli bir dünya görüşünün, yani bürokrasinin modernist dünya görüşünün etkisi altındadır. Kaçınılmaz olarak yeni bir hukukî düzenleme ile birlikte idarî reformlar gerçekleştirilmektedir. XIX. yüzyıl Tanzimat Devri reformları yeni bir hukukşinaslık, yeni bir hukukî adaptasyon olayını Türk-İslâm tarihi sahnesine getirmektedir.
... 181 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler