• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Burada, Necip Fazıl Kısakürek’in Mustafa Kemal Paşa’nın ölümü münasebetiyle kaleme aldığı yazısını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Gazi hakkında ölümünden 15 gün sonra, 25 Kasım 1938’de yayınladığı bu yazısında Necip Fazıl'ın dikkat ettiği hususları, yaklaşımlarını, şahsiyetine dönük fikirlerini ve duygularını göreceksiniz.. Necip Fazıl Kısakürek’in, Gazi’nin vefatının dünya kamuoyunda yarattığı yankılara ve hemen her devletin akın akın taziyeye gelişlerine bakıp “Osmanlı İmparatorluğu’nun yarı dünyaya sahip olduğu devirlerde bile böyle bir ihtirama sahip olabilmiş hükümdar yoktur.”deyişine, olaya nasıl baktığına, gözlemciliğine ve muhakemesini yansıtan bu sözlere şahit olacaksınız.
Atatürk, gerçekten böyle bir konuşma yapmış olabilir mi? Konuşmanın yayınlandığı belirtilen gazete, The Bombay Chronicle. Alıntının da Hakimiyeti Milliye gazetesinden yapıldığı belirtiliyor. Gelelim değerlendirilmesine: Baştan söyleyelim. Atatürk böyle bir konuşma yapmadı. İlginç olan kendini Atatürkçü olarak niteleyenlerin bu konuşmayı övünme amaçlı paylaşmaları. Gerçekten Atatürk’ü iyi tanımış olsalar konuşmayı okuduklarında konuşmadan şüphelenmeleri gerekirdi.
DP'nin belleklerde kalmış olan güçlü ve başarılı yönü ekonomik kalkınmada büyük bir canlılık ve heyecan yaratabilmesiydi. Bu yönden kusuru ise, kalkınmayı plansız yapması ve Maliye'yi iflasa sürüklemesi oldu. 27 Mayıs darbesine yol açan etkenlerden biri de herhalde budur.Şimdi tüm Demokrat Parti tarihini sitemizin adına uygun olarak ''Tarih Tarih'' ele alalım. Buyrunuz...
AKP'nin "cami söyleminin" Mehmet Şevket Eygi'den etkilendiği açık. Ancak başta Başbakan olmak üzere AKP'li yetkililer, Mehmet Şevket Eygi'nin yazıp söylediklerini bile işlerine geldiği şekilde kullanmışlardır. Şöye ki, Eygi "Cami Kıyımı" adlı kitabında, "Cami kıyımı 1950-60 arasında da devam ederek yol açma bahanesiyle nice tarihi caminin temellerine kadar yıkılmasına sebep oldu" diyerek 1950-1960 arasında DP ve Menderes döneminde yıkılan ve satılan camilerden de söz etmiştir. Ancak başta Başbakan olmak üzere AKP'li yetkililer "cami söylemlerinde" hiç bir zaman bu durumdan söz etme gereği duymamışlardır.
İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harrington, Padişah'ın yaveri Fahri Engin'le görüşerek Vahdettin'e şu mesajı göndermiştir: "Vaziyet Türkiye'de gittikçe fena bir şekil alıyor, Padişah isterse, kendisini Malaya gemimizle, Malta'ya nakledebiliriz. Durum düzelince memleketine dönerler.." Fahri Engin, Harrington'un bu mesajını Vahdettin'e iletirken Padişahı şöyle gözlemlemiştir: "Padişah beni iç mabeyn dairesinde kabul etti. Arkasında ropdöşambr vardı, yüzü tıraşlı, üzgün. Teklifi dinledi. Sonunda hiçbir şey söylemedi, sadece 'gidebilirsiniz' dedi. Benimle ikinci bir temas olmadı. Fakat Padişah'ın eşlerinden birinin erkek kardeşi olan Yarbay Zeki'nin, bu işler hakkında Harrington'la temasta olduğunu öğrendim."
Cumhuriyet tarihi yalancılarının sıkça söyledikleri yalanlardan biri de Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Anadolu'ya giderken Vahdettin'in Atatürk'e 40.000 altın verdiği iddiasıdır. Örneğin, Nihal Atsız, "Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'ya teşkilat yapması için 40.000 altın vermiştir. Bu paranın önemli kısmı, eskiden beri beslediği değerli yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir." demiştir. Ancak Vahdettin'in at beslediğine ilişkin en ufak bir belge veya bilgi yoktur. İyi bir binici olduğu da (bu at besleme hikayesi için) sonradan kurgulanmıştır. Vahdettin'in, Atatürk'e, 40.000 altın verdiği iddiası, Necip Fazıl'dan, Kadir Mısıroğlu'na kadar bütün Vahdettinci yazarların dört elle sarıldıkları bir yalandır.
Kurtuluş Savaşı'nın büyük onurunu Atatürk'e layık görmeyen şaşkınlar, 1929 yılından beri tarihi "eğip bükerek", belgeleri çarpıtarak ve beyinleri yıkayarak "Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin'in başlattığını" iddia etmişlerdir. Her şey aslında tescilli bir Atatürk düşmanı olan Mevlanzade Rıfat'ın başının altından çıkmıştır. 1929 yılında kaleme aldığı Türkiye İnkılabı'nın İç Yüzü adlı kitabında, "VI. Mehmet Vahdettin Han, Anadolu'da Milli bir kuvvet hazırlamayı düşünmüş ve bu kuvveti meydana getirmek için yakınında bulunanların telkini ile yaverlerinden Mustafa Kemal Paşa'yı geniş bir yetki ve özel bir talimatla galip devletlerin İstanbul'da bulunan temsilcilerinin bilgisi dışında gizlice Anadolu'ya göndermiştir." demiştir
Başlığı okuyup, "abarttığımı" zannetmeyin lütfen; çünkü İngiliz arşivlerinde bulunan ve Salahi Sonyel'in yayınladığı bir belge, Padişah Vahdettin'in İngiliz ajanı gibi çalıştığını gözler önüne sermektedir. Atatürk, Batı kamuoyunu Türk Milli Mücadelesi konusunda aydınlatmak için Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey başkanlığındaki bir kurulu Londra'ya göndermeye karar vermiştir. Yusuf Kemal Bey Londra'ya gitmeden önce İstanbul'a uğrayıp Padişahla da görüşecektir. 23 Şubat 1922'de Padişah Vahdettin'in huzuruna çıkan Yusuf Kemal Bey'in anlattıklarını dinleyen padişah, ona karşılık bile vermemiş, söylediklerini dikkate almamıştır. Padişah, Ahmet İzzet Paşa ve Tevfik Paşa'nın başkanlığındaki kendi heyetini Londra'ya göndermeye karar vermiştir.
Atatürk, hem Anadolu’ya geçmeden önce İstanbul’da Padişahla yaptığı görüşmelerle, hem de Anadolu’ya geçtikten sonra Padişaha gönderdiği mektup ve telgraflarla onu Milli harekete katılmaya, en azından Milli harekete karşı olmamaya çağırmıştır. Ama Vahdettin, Atatürk’ün bu çağrılarını hep reddetmiştir. Atatürk, İstanbul’da bulunduğu 13 Kasım 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında birçok defa Padişah Vahdettin’le görüşmüş, bu görüşmelerde Harbiye Nazırı olmanın ve Vahdettin’i Anadolu’ya geçirmenin yollarını aramıştır
Vahdettinci yazarlar ve onların takipçisi liberal tarihçiler, “Canım hiç bir padişah kendi ülkesini satmak ister mi?” diye mantıksal bir çıkarım yaparak “Padişah Vahdettin’in Türkiye’yi İngilizlere bırakmak istediği” tezine karşı çıkmaktadırlar. Aslına bakılacak olursa, mantıksal açıdan yaklaşıldığında evet, bir padişahın kendi ülkesini, üstelik can düşmanı olan İngiliz emperyalizmine, kendi elleriyle teslim etmesi “çok mantıksız” bir davranış olarak görülebilir. Ancak söz konusu Vahdettin olunca işler değişmektedir.
... 180 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler