• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Mecelle, Osmanlı Devleti'nde 1868-1876 yılları arasında kitaplar halinde hazırlanarak yürürlüğe girmiş olan İslâm özel hukukunun bir kısmını tedvin eden kanun kitabının kısaltılmış ismidir. Asıl ismi, adliyeye ilişkin hükümler mecmuası anlamına gelen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye'dir.
Eski hukukumuzda monarşiyle yönetilen devletlerin hepsinde olduğu gibi, yasama, yürütme ve yargı fonksiyonları, adı ne olursa olsun (halife, sultan, emir, padişah vs.) devlet başkanının uhdesindeydi. Ancak devlet başkanı bu fonksiyonlarını vekilleri vasıtasıyla kullanır, yargı fonksiyonunu da devlet başkanı adına onun tayin ettiği hâkimler yerine getirirdi
En geniş kapsamıyla afet, insanlara zarar veren olaylardır. Biraz daha dar kapsamlı olarak da doğanın sebep olduğu yıkımdır. Doğal afetlerin oluşumları temelde tabiata, tabiat olaylarına veya özelliklerine dayanır. Bu afetler, kendi aralarında yer kökenli (jeolojik) afetler ve atmosfer kökenli (meteorolojik) afetler olarak iki temel grupta incelenebilir. Bu gruba, kaynağını zararlı haşerenin sayısında meydana gelen artıştan alan biyolojik kökenli afetleri ve insan ihmalkarlıklarının yol açtığı yangın gibi afetleri de ilave etmek mümkündür.
Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihi, bir bakıma idarî reformlardan oluşan ve Osmanlı tarihinin panoramasını değiştiren bir devirdir. Bu idarî reformlar geçmiş asırlardaki pragmatik uygulamalardan farklı bir tarza ve muhtevaya sahiptir. İdare artık belli bir dünya görüşünün, yani bürokrasinin modernist dünya görüşünün etkisi altındadır. Kaçınılmaz olarak yeni bir hukukî düzenleme ile birlikte idarî reformlar gerçekleştirilmektedir. XIX. yüzyıl Tanzimat Devri reformları yeni bir hukukşinaslık, yeni bir hukukî adaptasyon olayını Türk-İslâm tarihi sahnesine getirmektedir.
Osmanlılarda XIX. yüzyıl öncesinde bağımsız bir belediye teşkilâtı mevcut değildi. Şehirlerin belediye işlerine kadılar bakardı. Kadı, hem kaza, ona bağlı nahiye ve köylerin mülki amiri, hem şehirlerin yargıcı, hem kolluk işlerinin sorumlusu, hem vakıfların denetçisi, hem de şehrin narh, fiyat tespiti, vergilerin konması ve toplanması gibi belediye işlerinin tek mesulü idi. Ancak narh, vergi, güvenlik işleri gibi konularda şehir kethüdaları, şehrin ileri gelenleri ve ruhani reisleri kadıya yardımcı olurlar idi. Bu durumda, Tanzimat Devri'ne kadar Osmanlı şehir ve kazalarında mahalli idare, belediye gibi bir kavram ve kurumdan bahsetmek mümkün değildir.
Demokrasi tarihimize baktığımızda, yerel demokrasi pratiklerinin, ulusal düzeydeki demokrasi uygulamasından daha önce ortaya çıktığı görülür. Avrupa'da da demokrasi pratiklerinin gelişmesi, yerel bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. İlk Osmanlı parlamentosunun kurulmasından önce, muhassıllık meclislerinde, vilayet, sancak, kaza ve belediye meclislerinde temsil ve tartışma geleneği bulunmaktaydı. Nitekim, ilk Meclis-i Mebusan'a seçilen üyelerin çoğu, bu gelenekten gelmişlerdi.
Osmanlı Devleti'nin taşra yönetimi, beylerbeyilik ve sancak teşkilâtına göre kurulmuştu. Buraları, padişahın yürütme iktidarını uygulamak üzere atanan beylerbeyi ve sancakbeyi olan kimseler yönetiyordu. Ancak XVI. yüzyılın sonlarından itibaren merkezî yönetimin zayıflaması sebebi ile köylüler, bazı âyân, kadı ve devlet memurları tarafından haksız yere soyuldular ve zulme maruz kaldılar
Özellikle on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nin en son oluşturulan eyâletlerinden birisi olan Kıbrıs Eyâleti'nde müslim ve gayrimüslim reâyânın aleyhinde olmak üzere çalkantılı bir süreç yaşanmıştı. Bu süreçte, ada tarihi boyunca etkilerini hissettirmiş olan deprem, veba, kuraklık, kıtlık ve çekirge istilâları (kaht u galâ ve istilâ-i cerâd) gibi felâketlerle birlikte (KBM.: 1/23; Cobham, 1908: 355), önemli rol oynamış başka faktörler de bulunmaktaydı.
Onsekizinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu artık kuruluş ve yükseliş devirlerindeki sağlıklı ve düzenli durumunu kaybetmiştir. İmparatorluğun ilk kuruluşundaki sağlam temellere dayalı kurumlar, yanlarına yenilerinin de eklenmesi ve bazı değişikliklerle devam etmekte ise de, merkezi otorite zayıflamış, yolsuzluk, rüşvet her yeri sarmıştır. Gerek idarî yönetimde, gerekse askerî sistemde (timarlı sipahiler-yeniçeriler) bozukluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bugün bütün uygar ülkelerde kurulmuş olan ulusal ve uluslararası yardım cemiyetleri yeni sayılabilecek kuruluşlardır. Savaş yaralılarına örgütlenerek yardım etme fikri Batı'da 19. yüzyıl ortalarında başlamıştır.
... 179 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler