• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/tarih_tarih

Anasayfa

Filistin'e Yahudi göçü tarihi, başlangıç olarak binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. M.Ö. 1000'li yıllardan itibaren Filistin'e yerleşen Yahudilerin buradaki varlığı, Roma ve Bizans Dönemlerindeki sürgünlere ve göçlere rağmen bir şekilde devam etmiştir. Müslümanların 634'te bölgeyi ele geçirmeleri ve Roma ve Bizans dönemlerinde Yahudilere uygulanan yasakları kaldırmalarıyla bölgedeki Yahudi nüfusunda tekrar bir artış gözlenmiştir. 1517'de Osmanlı Devleti Filistin'i yönetimi altına aldığında da Kudüs ve civarında yerleşik bir Yahudi nüfusu uzun süredir mevcut idi.
Osmanlı tarihinde ve kaynaklarında Akabe meselesi olarak yer alan konu, İngiliz kaynaklarında daha ziyade Mısır'ın doğu sınırı, Sina Yarımadası sınırı ve Taba şeklinde geçer.1 Dolayısıyla, Akabe meselesinin mahiyetini tam olarak anlaşılabilmesi için Mısır Hidiviyeti'nin ne gibi imtiyazlara sahip olduğunu ve Mısır arazisinin neresi bulunduğunu bilmek lâzımdır
Osmanlı Devleti'nin Berlin Kongresi'nden sonra, benimsediği politikalar çerçevesinde Mısır sorununa yaklaşımı 19. yüzyılın son çeyreğini konu alan Osmanlı tarihinin önemli sorunlarından bir tanesidir. Bu bağlamda, Mısır sorununa bir çözüm bulmak amacıyla İstanbul'da düzenlenen konferansta II. Abdülhamid'in tutumu ayrıca bir öneme sahiptir.
Almanya-Osmanlı ilişkileri, köklü bir geçmişe ve temele dayanmaktadır. 1871'de Alman milli birliğinin kurulmasına kadar Prusya ile sürdürülen ilişkiler bu tarihten itibaren Almanya ile devam etmiştir. Yakınçağ başlangıcından itibaren Prusya ile Osmanlı Devleti savaş halinde karşı karşıya gelmemişlerdir. Onun için XIX. yy.'dan sonraki Türk-Alman ilişkileri, hasmane olmaktan çok, ikili faydalanma ve dostluk esasına dayalı olarak gelişmiştir. Hatta bazı Almanlar, Türkiye ve Türkleri tanıdıktan sonra Türkleri kendilerine yakın gören yayınlar bile yapmışlardı. Von der Goltz,1 arkadaşı Schmiterlöw'e, "Eğitim görmüş Türk subayının Prusyalıya düşünce ve yaratılışta çok yakın olduğunu yazar". Yine aynı dönemde Kannenberg, Türkleri "Doğunun Almanları" olarak adlandırmaktadır
Bu makale, Osmanlı Devleti ile Alman Kayzerliği arasında XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra yoğunlaşan diplomatik, ekonomik ve siyasi münasebetleri "Şark Meselesi" çerçevesinde ele almaktadır. Ayrıca bu bağlamda Osmanlı Devleti'nin güç kaybı çerçevesinde, Avrupa devletlerinin Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'da yayılmacı veya nüfûz elde etme politikaları ile büyük güçlerin kendi aralarındaki mücadelelerine de değinmektedir.
1699 Karlofça Anlaşması'ndan sonra özellikle Avrupa'da gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılın başından itibaren yaptığı savaşlar ve uğraşmak zorunda kaldığı iç isyanlar süresince başındaki badireleri, o dönemde çıkarlarının uyuştuğu bir ülke ile ittifaka girerek atlatmaya çalışmıştır. Bu ülke ise, neredeyse XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar İngiltere olmuştur.
Bilindiği üzere Osmanlı Devleti, Akdeniz ülkesidir. Akdeniz, tarihî süreç içerisinde her devirde stratejik öneme sahip olagelmiştir. Bu nedenle, Akdeniz'e kıyısı olan devletler bu denizde işgal ettikleri mevkii tahkim etmeye ve genişletmeye çalışmıştır. Akdeniz'e kıyısı olmayan devletler ise orada bir üs veya nüfuz bölgesi oluşturabilmek için, her türlü vasıtaya başvurmuştur. Bu ortamda, küçük veya zayıf bir Akdeniz ülkesi, sürekli tehdit altındadır.
Enver Bey, 23 Kasım 1881'de1 İstanbul'da Divanyolu'nda eski Lisan Mektebi karşısındaki evlerinde dünyaya gelmiştir.2 Altı yaşına kadar İstanbul'da çeşitli iptidâî mekteplerine devam etmiş, Fatih Mekteb-i İptidâî'sinin ikinci senesinde iken babasının Manastır'a tayini üzerine iptidâî tahsilini burada tamamlamıştır. Yine aynı şehirde askeri rüşdiye ve askeri idadi tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiye-i Şahane'ye girdi
Osmanlı Devleti'nin çöküş dönemine girmesiyle birlikte başlayan ve kurtuluşun çaresi olarak düşünülen Islahat hareketleri, özellikle Tanzimat'ın ilânı, ülkeye batılı fikirlerin girmesine ve gelişmesine yol açmıştı. Bununla birlikte basının da gelişmesi sonucu, 1860'lı yıllardan itibaren İmparatorluk bünyesinde birbirlerinden haberdar olan ve kuvvet alan bir muhalif aydın kesim ortaya çıkmıştır. Devletin kurtuluş çaresinin meşrutiyet rejiminde saklı olduğunu düşünen gerek Genç Osmanlı, gerekse Jön Türk hareketi, bu muhalif aydın kesimin tepkileri sonucu oluşmuş birer siyasî hareket özelliğini taşır. Bu kesimin çabalarıyla 23 Aralık 1876'da Osmanlı Kanun-i Esasî'si ilân edilmiş ve I. Meşrutiyet Dönemi başlatılmıştır.
Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane'de 1 Mayıs 1889 tarihinde, İttihat-ı Osmani Cemiyeti adında bir gizli cemiyet kuruldu.1 Cemiyetin kuruluşu 1789 Fıransız İnkılabı'nın yüzüncü yılına tesadüf etmekteydi. İttihat-ı Osmani Cemiyeti'nin kurucuları Ohrili İbrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sukuti, Kafkasyalı Çerkes Mehmet Reşit idi. Daha sonra Şerafettin Mağmumi, Giritli Şefik, Bakülü Hüseyinzade Ali, Konyalı Hikmet Emin, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Mekkeli Sabri ve Selanikli Dr. Nazım Beyler bu cemiyetin kurucuları arasında yer aldılar
... 174 ...