• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar

Anasayfa

Osmanlı Devleti tarafından yüzyıllar boyunca millet-i sadıka olarak kabul edilen Ermeniler, Avrupa devletlerinin Şark Meselesi olarak şöhret bulan politikaları neticesinde, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflayan Osmanlı idaresine karşı ciddi bir sorun teşkil etmeye başlamışlardır. Fransız Devrimi'nin fitilini ateşlediği milliyetçilik cereyanları ile zayıflayan Osmanlı Devleti'nin topraklarına göz koyan Avrupalı güçlerin Hıristiyan azınlıklardan kendi emellerini gerçekleştirebilmek için yararlanma arzuları, Ermeni Kilisesi tarafından da desteklenen Ermeni milliyetçiliğini teşvik etmiş; başlangıçta burjuva ve şehir kökenli olan ve elitist bir özellik taşıyan Ermeni milliyetçiliğinin Ermeni toplumunun tüm katmanlarına yayılarak ayrılıkçı bir renge bürünmesini hızlandırmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında propaganda için pek çok sebep vardı, fakat bunlardan en yaygını düşmanı kötü gösterme arzusuydu. Bütün propaganda organizasyonları düşmanlarının iyi taraflarını hasır altı etmeyi ve kötü taraflarına vurgu yapmayı amaçlamaktadır. Bunun en iyi bilinen örneği, I. Dünya Savaşı sırasında Alman karşıtı propagandadır-süngünün ucundaki bebekler, açlıktan ölen Belçikalılar, tecavüz edilen rahibeler... Bu propagandanın birincil amacı, tarafsız kalanları İngiltere'nin tarafına çekmektir ve tarafsız olanların başında da Amerika Birleşik Devletleri gelmekteydi.
Psikolojik harp ilk çağlardan beri bilinmekte ve uygulanmaktadır. Bu kavram rakibin moral gücünü zayıflatmak ve kendi kuvvetlerini zinde tutabilmek için yapılan faaliyetlerin tamamını kapsamaktadır. Psikolojik harp toplum psikolojisini iyi bilmeyi ve onu menfaati doğrultusunda kullanabilmeyi gerektirir. Bu yüzden toplum psikolojisi, yöneticilerin gözönünde bulundurması gereken son derece önemli faktörlerdendir. Toplum psikolojisini lehine kullanma metotları toplumun kolektif şuuruna ve şartlara göre değişebilir. Bu gerektiğinde hoşgörü, gerektiğinde cesurca öne atılma ve gerektiğinde de sertlik göstermek şeklinde ortaya çıkabilir.
Bu makalede öncelikle İran Avşarları hakkında genel bilgiler verilecek, bilâhare savaş öncesinde İran'daki Avşar nüfusu ve yerleşimleri ele alınacaktır. Son olarak da mevcut kaynaklar ışığında Avşarların Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve Osmanlı Devleti'nin de Avşarlar üzerindeki politikaları değerlendirecektir. Değerlendirmeler yapılırken Birinci Dünya Savaşı'nda İran'ın genel durumu, Avşarların özel şartları ve savaş ortamı gözden uzak tutulmayacaktır.
Türk coğrafyası içinde müstesna bir yere sahip olan Kafkasya, etnik, dinî ve tarihî nedenlerle Türklüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Kafkasya'nın Asya ile Avrupa arasında, önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde bulunması ve ticari zenginliği pek çok milletin buraya hakim olma arzusunu kabartmıştır. Bölgede ilkçağlardan itibaren Romalılar, Sasâniler, Persler, İskitler, Bizanslılar, Hazarlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Moğollar; XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti ile İran etkili olmuşlardır. Diğer yandan bölge Altın Ordu Hanlığı'nın yıkılmasından sonra Rusların taarruzlarına maruz kalmıştır.
Devletin yönetimini âdeta tek başına elinde tutan Enver Paşa'nın iradesiyle 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli bir ittifak Antlaşması yapılınca Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesi kaçınılmaz olmuştu. Bunun hemen akabinde Amiral Şuson (Souchon) komutasındaki Goben ve Breslav adlı Alman zırhlılarının Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'a gelmesi ve Enver Paşa'nın emriyle Türk donanmasıyla birlikte Karadeniz'e açılarak 29 Ekim 1914'te Rusların Sivastopol, Odesa, Novarosisk ve Kefe deniz üslerini bombalaması İtilâf Devletlerinin Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etmesine neden oldu.
1.Dünya Savaşı yıllarında büyük bir Türk ordusunun düşman ateşinden çok dondurucu soğuklar, açlık ve hastalıklar yüzünden Sarıkamış civarındaki karlı dağlarda neredeyse tamamen yok olması, bir yazarımızın yıllar önce ifade ettiği gibi hâlâ kafalarımızın içerisinde beyazlaşmış bir kor sıcaklığı ile durmaktadır.1 Sarıkamış yenilgisi, sadece büyük bir ordunun yok olmasına neden olmakla kalmamış, etkilerini bugün dahi hissedebildiğimiz bir felâketler dizisine de yol açmıştır.
Tarih araştırmalarında belki de en zor olan yakın tarihin incelenip yazılmasıdır. Çünkü her şey yerli yerine oturmamış veya yakın tarih nesnel bir tarzda incelenemeyecek durumda olabilir. Yaşananlar henüz sıcaktır ve bu düzlemde tarihin öznesi ve nesnesi olanlar hâlâ ilgili zeminde yer alıyorlarsa yazılabilecekler nesnel tarihçiliğin dışına taşırılabilir ya da -öyle olsa da olmasa da-siyasal/iktisadi beklentilerin aracı olarak değerlendirilebilir.
Avustralyalıların ve müttefik birliklerinin Nisan 1915'te Çanakkale Yarımadası'na çıkarma yaptığı Çanakkale Savaşı ya da Gelibolu Çıkarması genç Avustralya tarihinde yeni ufuklar açan bir olay olmuştur. Bu olay aynı zamanda modern Türk Devleti'nin kurulmasına da katkıda bulunmuştur. Avustralya ikonografisindeki merkezi öneminden dolayı, Avustralya askerlerinin bu savaşta yaşadıkları hakkında çok şey yazılmıştır. Olayı kayıtlara geçirmek, çözümlemek ve duygusallaştırmak için sarf edilen milyonlarca kelime sayesinde, Avustralyalıların bu savaştaki vatanları işgal edilen düşmanlarını -Türk askerleri- hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları savunulabilir.
Bilindiği gibi, Çanakkale Muharebeleri gerek cereyan şekli ve gerekse sonuçları bakımından sadece Birinci Dünya Savaşı'nın değil, Dünya harp tarihinin önemli olaylarından biridir. Bu muharebelerin cereyan şekline baktığımızda, kara ve deniz kuvvetlerinin müşterek taarruzu bakımından o zamana kadar Dünya tarihinde benzerine rastlamadığımız muharebelerden biri olduğunu görürüz. Sonuçları açısından ise, İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı'nı geçememeleri, başta Rus Çarlığı olmak üzere Birinci Dünya Savaşı'na katılmış bütün taraflar üzerinde askeri, siyasi, stratejik, psikolojik ve ekonomik etkileri olmuştur.
... 172 ...