• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Özgür Tarih Dergisi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Tezyini Türk Sanatlarından bahis açmadan önce, Türklerin sanata bakışlarını bilmek ve bu anlayış ile gelişen milli üslup üzerinde durmak istedik.
Altınlamak anlamına gelen tezhip, çok eski ve geleneksel kitap sanatlarımızdan biridir. Murakkaların, kıt'aların, hüsn-i hat levhalarının, dinî ve din dışı çeşitli konularda yazılmış el yazması kitapların iç ve cilt kapaklarının, minyatürlerin kenarlarının, ferman, berat, menşurlardaki tuğraların, özellikle Kur'an-ı Kerimlerin boyayla, altın yaldızla süslenmesidir.
Osmanlı Devri'nden beri yeri geldikce tekrarlanan cinaslı bir atasözümüz vardır: "Kem âlât ile kemâlât olmaz". Zamanımız için açıklamak gerekirse: Kötü âletlerle iyi eserler verilemez.
Bir diğer adı midâd olan, lügatte yazı yazmaya mahsus boya anlamına gelen mürekkep, günümüzde yazı yazmak veya basmak için muhtelif maddelerden meydana gelen çeşitli renk ve koyuluktaki sıvılara verilen isimdir.
Sanat Tarihi araştırmacıları tarafından genel olarak, Fatih Camii ile başlayan ve Edirne Selimiye Camii ile sınırlanan Klâsik dönem Osmanlı mimarisini kesin hatları ile dönem dönem birbirinden ayırmak oldukça güçtür.
Hat sanatı veya hattatlık, İslâm güzel sanatlarının cazip bölümlerinden biridir. İslâm yazısı, Atlas Okyanusu'ndan Endonezya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafî sahada yaşayan Müslüman milletler tarafından kullanılan ve kökü, M.O. VI. yüzyılda kuzeybatı Arabistan'da bugünkü Ürdün ve Filistin topraklarında görülen Arap asıllı Nabat adlı bir topluluğun alfabesine dayanır
Bu sahifelerde, Osmanlı Türklerinden başlayarak, zamanımıza kadar hüsn-i hattın gelişmesinde îtibarlı bir mevkie sahip bulunan celî kavramı ve onun ayrılmaz rüknü olan istif konusu -bir mak#le çerçevesinde- ele alınacaktır.1
Türk sanatının kendine özgü niteliklerle geliştirdiği mimari türlerinden biri kuşevleridir. Serçe, kumru, güvercin vb. gibi kuşların konaklaması, barınması amacıyla ya mimari elemanlarla bütünleşerek oyuk, delik, taka ya da eklenti bir yapı biçiminde tasarlanmış yuva, küçük ölçekli konut, ev olarak tanımlanacak bu yapılar kovuk, kuş köşkü, serçesaray vb. gibi isimlerle de bilinmektedir
İnsan yaşamının vazgeçilmez gereksinimlerinden biri olan su, tarih boyunca çeşitli uygarlıklarda ait olduğu uygarlığın mimari özelliklerini yansıtan, değişik biçim ve üsluplarda gerçekleştirilen yapılarla kent yaşamına dahil edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde dört yüzyılı aşkın bir zaman diliminde başkentlik yapmış İstanbul'da, köprüler, bentler, değirmenler, maksemler, teraziler, hamamlar, havuzlar, şadırvanlar, sebiller, selsebiller, suluklar, kuyu bilezikleri ve çeşmeler gibi su ile ilgili yapılar yer almaktadır.
... 14 ...