• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Çinlilerin Türklerden korktukları için Çin Seddi'ni yaptığını yıllardır okuduk veya duyduk. Milli duygularımızı kabartan bu bilgi, ne derece doğrudur? Yaklaşık 6700 km uzunluğundaki bu devasa duvarın yüksekliğinin 2 ila 12 metre arası değiştiğini söylersem, belki aklınızda beklediğim soru işaretlerini doğurabilirim. Eğer Çinliler bu duvarı gerçekten Türklerden korunmak için yaptıysa, bu yükseklikteki bir duvar ne derece etkili olabilir? Etkili olmayacaksa o zaman neden yapılmıştır? Çin'de M.Ö. 7. yüzyılda ''Savaşan Beylikler Dönemi'' vardı. Bu beylikler 7 taneydi. Her biri zamanla kendi beyliğinin etrafını duvarlarla çevirerek sınırlarını belirledi. Çin Seddi'nin temelleri de bu duvarlarla atılmıştı.
Hüseyin Nihal Atsız ve Necip Fazıl Kısakürek. İki farklı düşünce adamı… Nihal Atsız, Türklük odaklı. Necip Fazıl ise İslamiyet odaklı. Ne zaman tanıştıkları ise belirsiz. Atsız'ın söylediğine göre, 1945 yılıdır. Irkçılık-Turancılık davasından sonra Necip Fazıl, kendilerini evine davet eder ve mükellef bir rakı ziyafeti verir. Necip Fazıl vermiş olduğu bu ziyafetin ardından Atsız'a, kurmuş olduğu Büyük Doğu adlı derneğe katılmasını teklif eder.
Samiye Burhan, Türkiye'nin ilk kadın otomobil yarışçısı. Yıl henüz 1928. Yanlış duymadınız. 1928. 10 sene önceki Osmanlı'da kadınlar nüfus sayımında bile sayılmazken, gelinen noktada bir kadın otomobil kullanıyor. Bu da yetmiyor. Yarışıyor… O yıllarda İstanbul Hipodromu'nda araba yarışları düzenlenmekte. At yarışlarındaki gibi de bahisler mevcut. Gözler hep bir kişiyi arıyor. Samiye Hanımı… Çünkü o, otomobil yarışlarının değişmez pilotlarından. Cumhuriyet devrimleri yavaş yavaş meyvelerini vermiş. Öyle ki, karşımızda yarış pistlerinde ter döken bir kadın var. Ama Samiye Hanım, öyle böyle bir şoför değil… 1930 ve 1931 yıllarında girdiği yarışlarda dereceler elde ediyor.
1889′da Sultan Abdülhamid’in çağdaşı Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu, gemiyle İstanbul’a gelir. Sarayda ağırlanan prensin ardından İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya’nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid’ten, İslam dini, ilim ve teknolojisi hakkında bilgiler gönderilmesini rica eder.
Asayişin sağlanmasında sıkıntıların olduğu bu dönemde, Şubat 1528'de Sultan Selim Camisi yakınlarında bir zenginin evine hırsız girer. Bu hırsız sadece evdeki eşyaları çalmakla yetinmez, ev halkını da öldürür. Bu olayı haber alan Kanuni, konunun araştırılmasını ve suçluların yakalanmasını emreder. Ancak tüm arama faaliyetlerine rağmen failler bulunamaz. İşte dananın kuyruğu da burada kopar.
İşgal altında bir İstanbul… İşgale gelen Avrupa devletlerinin orduları, İstanbul'daki Müslüman halkın şerefi ve namusuyla oynamaktan çekinmiyordu. Hatta ''keyfi'' olarak insanların canlarını dahi alabiliyorlardı. Fransız askerleri tarafından öldürülen Galata Köprüsü'nde görevli Şuayip Efendi (1) ve Yeşilköy'deki Mustafa adlı bir kişi (2), bu keyfi ölümlere örnekti.
Bir devlet hayal edin. Fransa'yı çok kısa bir sürede silip süpürsün, Polonya ve Orta Avrupa'yı ise tek seferde ham yapsın. Balkanlarda ayağı takılıp düşen müttefiki İtalya'ya ise ''Nasıl toprak işgal edilir?'' göstersin ve tüm Balkanları ele geçirsin. Nihayetinde tüm Avrupa'yı fethetsin ve Türkiye'nin sınır komşusu olsun. Tüm bunları hayal ettiniz mi? Cevap evet ise, şimdi de bu devletin sınır komşusu olma durumuna düşmüş Türkiye'nin ruh halini düşünün.
Atatürk inkılapları, milleti geleneklerinden koparmışmış (!) Haydi o zaman hepimiz zaman makinesine… Bir dönemin dünya fuhuş merkezi Osmanlı İstanbul'una gidiyoruz. Hemen söyleyeyim. Osmanlı'da genelev olduğunu bırakın kabul etmeyi, hayal bile edemeyen bir kesim için, travmaya sebep olabilecek bilgilerle dolu bir yazı okuyorsunuz.
Lisede tarih dersinde uyuyanlar bugün GİZLENEN tarihimizi(!) yazıyor. Dedelerinin mezar taşını okuyamadıkları için kahrolanlar, bugün bedava açılan Osmanlıca kurslarına gitmiyor. Zaten giden de Atatürk'e şükrediyor. Cumhuriyet'i kötüleyip şeriat isteyenler, bugün dünyada nerede gerçek İslam'ın yaşandığı konusunda kararsız. Atatürk'e her türlü hakareti edip yine de Atatürk'ü Koruma Kanunu'ndan yakınanlar, bu kanunu Adnan Menderes'in ateşli bir konuşma ile kabul ettirdiğinden habersiz.
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye, tarafsız bir politika izleyerek, savaş dışında kalmak için çaba harcadı. Ülkede Tek Parti yönetimi vardı. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, Refik Saydam başbakandı. Avrupa’da çıkan ateş, dünyayı kaplamış ve gelip Türkiye’ye dayanmıştı. Atatürk öleli daha bir yıl olmuştu. Bir anda Türkiye istemese de savaşın içinde kalabilirdi. Bu nedenle savaş ekonomisi uygulama ve savaş için silah, cephane ve gıda yığınağı yapmak zorunluluğu vardı. Ülke olağanüstü günler yaşıyordu. Seferberlik ilan edildi. Ardından çok sayıda gencin askere alınmasına başlandı. Savaş nedeniyle, başta tahıl ürünleri olmak üzere, pek çok ürün stoklanıyordu.
... 13 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler