• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Özgür Tarih Dergisi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyıldan itibaren başlayan ve gittikçe derinleşen çözülmenin etkisi birçok alanda olduğu gibi, askerî alanda da görülmektedir. Osmanlı düzeninin çözülüşü, mutlakiyetçiliğin zayıflayıp çökmesiyle birlikte mütalaa edilmelidir.
Osmanlı Devleti'nin Afrika'da hakimiyet kurma çalışmaları Yavuz Sultan Selim'in 1517 yılında gerçekleştirdiği Mısır seferi ile başlayıp sonraki dönemlerde artarak devam etmiştir.Özelikle Kanûnî Sultan Süleyman zamanında bu çalışmalar çok yoğundur.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yabancı ülkelere gönderdikleri elçilerin kaleme aldıkları mektup, risale, seyahatname, takrir ve havadisnamelere sefaretname adı verilir. Bu sefaretnameler,1 padişaha sadrazama veya reisülküttaba (=dışişleri bakanı) arz edildiklerinden resmî bir nitelik taşırlar
İmparatorluk ve hanedanlıkların aniden çökmesi ciddi bir kriz anını yansıtır. Siyasal kuvvetler üzerinde hasıl olan potansiyel çatışma, pek çok taraf arasında sert tartışmaları ve sivil savaşları ortaya çıkartabilir. Böylesi zayıf bir süreç iktidar için rekabet edenler ile sahte taht varislerine kendilerine güç kazandırmak için teşebbüs imkanı sunabilmektedir
1970 yılında, Yugoslavya ve Romanya'nın işbirliğiyle, Tuna nehri üzerindeki Iron Gates geçidinde köpürerek çağlayan nehir akıntısının önüne set çeken hidroelektrik santral ve barajı inşa edilmişti
Tarihte İstanbul'a hakim olan hemen her devlet istisnasız olarak İstanbul'un hinterlandı konumunda kabul edebileceğimiz Karadeniz'e hakim olmak istemiştir. Osmanlı Devleti de bunlardan bir tanesidir
Onsekizinci yüzyılda aralıklarla süren Osmanlı-Rus savaşlarının hareket noktasını ve Osmanlı Devleti'nin dış politikasının değişmeyen ve öncelikli gündeminini Kırım oluşturmaktadır.
Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilk siyasi münâsebetler, 1475'te Kırım Hanlığı'nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle başlamıştır.1 Bu devirde Moskova Rusyası, Osmanlı Devleti ile dostça geçinmeyi bir zaruret olarak görürken,2 Osmanlı hükümeti nezdinde Rusya, Avrupaca siyasî mevkiî ve Osmanlı kudretine karşı gelecek bir iktidarı dahi haiz olmayan, Kafkasya ve Kırım bölgelerindeki Âl-i Cengiz hükümetlerinin harâc-güzârı küçük bir kuzey hükümeti olarak kabul ediliyordu.3
Osmanlı Devleti'nin sınırları dahilinde, bazen İstanbul'da bazen memleketin muhtelif köşelerinde zaman zaman isyanlar meydana gelmiştir. Kimi zaman taht değişikliği ile, kimi zaman ise isyancıların ele başılarının ortadan kaldırılmasıyla sonuçlandırılan isyanların temelinde, iktisadi, siyasi ve sosyal pekçok sebeplerin olduğu, ancak küçük bir bahane ile cereyan edip, geniş alana sirayet ettiği muhakkaktır. Nitekim isyanın elebaşısının adıyla tarihe geçen 1730 Patrona Halil Ayaklanması da sonuçları itibâriyle, Pây-ı Taht'ta ortaya çıkan isyanların en şiddetlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.1
722 M. de İran tahtında Şah Safi Süleyman'ın oğlu Şah Hüseyin bulunuyordu; bu zat 1694'ten beri yani otuz senedir hükümdardı. Şah Hüseyin'in babası Şah Safi çok zalimdi; büyük oğlunu öldürtmüş, ikinci oğlu yanından kaçmış, halim ve selim olan üçüncü oğlu Hüseyin babasından sonra İran şahı olmuştu; Şahın diğer bir zevcesinden Mirza Abbas adında bir oğlu daha vardı
... 11 ...