• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Yavuz Selim Karakışla’nın daha önce çeşitli popüler ve akademik yayınlarda yayınlamış olduğu çalışmalarından oluşan Eski Zamanlar Eski İnsanlar, Birinci Meşrutiyet’le Cumhuriyet’in ilk yılları arasındaki dönemi ele almakta ve yaklaşık 50 yıllık bu kritik dönüşüm sürecini alışılagelmiş Türk tarihyazımının dışına çıkarak, devlet değil, toplum eksenli bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Kitap, Türk tarihçiliğinin geleneksel yazım alanları olan siyasetçilerin iktidar mücadelelerini, siyasi manevralarını, bu manevraları meşrulaştıran ya da onlara kaynak olan ideolojik tutamakları ele almayı mümkün olduğunca bir kenara bırakarak, kendilerini tarihyazımında yazılı şekilde ifade etme olanakları zayıf olan toplum kesimlerinin günlük yaşamlarına odaklanmıştır.
Düşe kalka büyüyen temsili demokrasimiz bu yıl 140 yaşına basacak. Tarihimizin ilk anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, yapılan seçimlerin ardından ilk meclis 19 Mart 1877’de toplanmıştı. Petrosyan’ın Sosyalist Açıdan Jöntürk Hareketi çalışmasını okurken fark ettiğimiz gibi, ilk Anayasa (Kanun-u Esasî) çevresinde dönen tartışmalar “sultan”ın yetkilerinin sınırlandırılması, saray harcamalarının denetim altına alınması, Müslüman olmayanların temsili, basın özgürlüğü, resmî dil ve anadilde eğitim meselesi üzerinde düğümleniyordu. Katedilen mesafenin büyüklüğüne rağmen kimi başlıkların cari oluşu demokrasi adına hem kaygı hem de hayret verici. Sanki tarih tersine dönmüş gibi. Eski kuşaklar (Yeni Osmanlı ve Jöntürk hareketleri) yetkileri ayrıştırmak üzere mücadele etmişken, başkanlık rejimi etrafında şekillenen güncel talepler erki devletin en tepesinde yeniden toplamayı diliyor.
Soner Yalçın gazeteciliğe başladığı ilk yıllardan itibaren siyasette herkesin gözü önünde yaşanan olayların “arka planı”na ilişkin ilginç yorumlarıyla dikkat çekti. Yeni kitabı Galat-ı Meşhur’da da aynı yolda ilerliyor. OdaTV davasındaki tutukluluk süreci ile “olaylar”ın doğrudan aktörü olarak da öne çıkan Yalçın, “Türkiye’nin başına gelenler”i aralarında bağlantılar kurarak ve kendi yorumlarını sıkça ekleyerek bir kez daha anlatıyor.
İkisi de çekici değiller, dış görünüşleri bakımından hemen hiçbir cazibeleri yok. Dolgun ve alımsız bir kadın, kısa boylu, yüzünde gurur veya karakter çizgisi neredeyse yok derecesinde bir adam. Padişah kızıyla damat beyefendi. Sultan ile “damat”. 19 yüzyıldan gelen romantik esinti 20. yüzyılın hemen eteğinde parıltılarını devam ettirmektedir. Tarih bilgisi olmayan, çökmüş Osmanlı İmparatorluğu’nu tanımayan, padişahlık, sultanlık, saraya damat olmak nedir bilmeyen birisi için eldeki mektuplar, fotoğraflar şaşkınlık uyandırıcı ve hayret vericidir. Hele fotoğraflar, hele satırlar. Bu tutkulu romantizm, bu aklı ve eylemi bir yangın gölgesi gibi rüzgârda oraya buraya savrulan hayat! Heyhat ki, tek başına kalamaz, iki insan arasındaki özel ilişkilere indirgenemez. Onların her tavrı, her cümlesi ait oldukları topluma doğru kabarır, kanatlanır. Ve bir yazıklanma duygusu bize miras kalır. İdeal için koşan padişah damadı Moskova’da maymun kürkü peşindedir.
İstanbul Ayasofya Meydanı’nda, 31 Mart 1909 günü çekilmiş fotoğrafa bakılırsa şehre henüz bahar inmemiştir. Ağaçlar yeşerip çiçeklenmemiş, dallar ‘saltanat’larına kavuşmamıştır. Sarıklı ve din adamı görünüşlü insanların yoğunluğu dikkat çeker bu ‘gevşek’ fotoğrafta. Dahası ne bir isyan ne de bir gerilim havası vardır. Sol ön tarafta omzu tüfekli asker sanki avdan dönerken oraya uğramış avcı intibaı vermektedir. Fakat asıl ilginç olan simitçi çocuktur. Tarihe büyük darbe diye sunulan, mektep kitaplarına, siyasal kavgalara, ilericilik gericilik tartışmalarına kolaylıkla sokuluveren böylesi bir güne sızan bu çocuk, fırsatçı bir girişimci mi yoksa olup bitenden zerre haberi olmayan halkın sembolik olarak ta kendisi midir? Her fotoğraf yanıltır ama her fotoğraf da sonsuz okumaya açıktır. Hele belge diye sunuluyorsa bize.
George C. Comninel’in kitabı sadece Fransız Devrimi üzerine bir tarihyazımı çalışması değil, sınıf savaşımları tarihini anlamlandırmak isteyen herkes için bir başlangıç kitabı ve rehber olma iddiasında.
Kafkas halklarının tarihlerini, dillerini, kültürlerini araştıran Nikolay Marr, Lazca gramer üzerine araştırmalar yapmak üzere 1910’da Osmanlı Devleti’nin Lazistan Eyaleti’ne yaptığı seyahatin izlenimleri ‘Lazistan’a Yolculuk’ kitabında...
Gerek ortaöğretim bilgileriyle gerek ise kulaktan dolma bilgilerle olsun “Arap İhaneti” cümlesini hep duymuşuzdur, ancak bu bilgiler tam olarak olayı canlı yaşamayan insanlar tarafından anlatıldığı için maalesef olayın gerçek yönlerini, gerçek yaşanmışlıkları anlamamız için yeterli değildir. Burada tanıtımını yapacağımız eser ise sekiz yıl Ortadoğu’da ajanlık yapmış, Türk Arap mücadelesinde fitili ateşleyen kişi tarafından kaleme alınmasından dolayı diğer bilgilerden ve eserlerden ayrılır. Bunu canlı yaşayan ve ne Türk ne de Arap olan birinden dinlemek bu konunun bütün yönlerini bize sermesi açısından çok yararlı olacaktır.
Fotoğraf Fransız L’Illustration’dan. Şu ana kadar Mustafa Kemal’in basında yayımlanmış olarak bilinen EN ERKEN fotoğrafıydı. Tarihi 22 Haziran 1912. Altında sağdan sola olarak Enver Bey, Mustafa Kemal ve Nuri Bey isimlendirmeleri bulunmaktadır. Ancak iki hafta sonra Hacettepe Üniversitesinde bir bildiri ile tanıtacağım ve yayımlatacağım bu fotoğraftan daha önce hem de bir Türk basınında yer alan Mustafa Kemal’in Trablusgarp’daki bir başka fotoğrafı BİLİNEN EN ERKEN fotoğraf OLACAK.
Çanak olayının doruk noktası 28 Eylül idi. General Harington Britanya mevzileri etrafında önemli sayıda Türk askerinin toplandığını rapor etmişti: 'Tel örgünün arkasından sırıtıyorlar'. Açıkça belli oluyor ki aldıkları emirler çatışmanın önlenmesi için mümkün olan her şeyin yapıldığını fakat durumun giderek içinden çıkılmaz bir hâl aldığı yönündeydi. Harington ayrıca Britanya'nın Çanak pozisyonunun "kuvvetli" olduğunu rapor ediyordu, tel örgüler ve mevziler iyi durumdaydı. Bakanlar Kurulu bunun üzerine General'den Türklere bir ültimatom vermesini istedi. Tarafsız bölgeyi terk edip kısa sürede Çanak'tan ayrılmaları isteniyordu ve General'e bu sürenin sonunda komutasındaki tüm kuvvetleri kullanma yetkisi verildi.
... 11 ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler