• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Kurtuluş Savaşı’nın büyük bir zaferle kazanılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti adı altında yeni bir devlet kurulmuş ve bu devlet yeni ve daha büyük bir savaşla, kültür savaşıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu büyük kültür savaşı Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün teşviki ve büyük desteğiyle tarih araştırmaları üzerinde başlamıştır. Bu tarih araştırmaları, milli şuurun oluşması, millî kültürümüzü tanımak, korumak ve çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak adına yapılan girişimlerin en önemlisi olmuştur.
Sosyal ve siyasi yönden Atatürk’ün açıklarını arayan bir antikemalist zümre, insanları en hassas yönlerinden vurmanın yolunun dinden geçtiğini bilmektedirler. Bu sebeple dinin her türlü enstrümanlarını kullandıkları bilinen bir gerçektir. Tamamen iftiralardan ve yanlış anlaşılmaya bilerek sebebiyet vermekten oluşan bu saldırıların bir bölümü; Atatürk’ün dinsel dünyasına yönelik gerçekleşmektedir. Ancak ilk elden kaynak denen güvenilir vesikalar incelendiğinde durumun sadece iftiradan ve karalama kampanyasından ibaret olduğu açıkça ortadadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün dine bakışı herkesten daha samimi ve içtendir.
Bütün bu iç ve dış gaileler içinde ülkede milli birlik ve beraberliği sağlayamamanın sancısını çeken Türk unsuru vardı. Çünkü Türkler bütün bu gelişmelere rağmen hala daha milli şuur ve milliyetçilikten mahrum bulunuyordu. Bu sebeple II. Meşrutiyet’e paralel olarak çeşitli cemiyet ve dergiler etrafında toplanmaya başlayan Türkçü aydınlar milli mefkûreden ve şuurdan mahrum olarak yaşayan Türkleri bir arada, millet denilen bir bütün halinde toplama lüzumu üzerinde durmaktaydılar. İşte Türk Ocakları, milli varlığı tehlikede görerek Türkleri kurtarmak gerektiğine inan Türk gençleri ve aydınlarının bir hayat hamlesi yaparak ortaya koydukları cemiyet şeklinde kurulmuştur.
Denktaş, çocukluğunun geçtiği köyü ve çevresini ‘’Karkot Deresi’’ kitabında uzun uzun betimlemiştir.’’Akşamları Aybifon tepesinin serininde toplanırdı köylüler birer birer ve Omorfo’nun parlak ışıklarına bakarak konuşurlardı hep! Ben onlara şiirler okurdum. Okulda öğretmenlerimizin bize gizlice öğrettiği millî şiirlerden… Coşarlar, ağlarlardı. Aferin çekerlerdi bana. Daha sonraki yıllarda ‘İstiklâl Savaşı Nasıl Oldu?’ kitabından hikâyeler aktarırdım onlara. Gazi Paşa sanki bir dağdı gözlerimde, Toroslar kadar(… )’
20.yüzyıldan evvel insanoğlu defalarca uçma fikrini hayata geçirmeye çalışmış fakat bu girişimler bir adım ileriye gidemeden ilginç bir hatıra olarak akıllarda ve kayıtlarda kalmıştır. Profesyonel anlamda havacılık, 20.yüzyılın ilk yıllarından itibaren hızla büyüyen ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak atılım yapmış bir alandır. Bileriot adlı bir Fransız’ın 15 Temmuz 1909’da uçağıyla Manş Denizi’ni yarım saatte aşması dünya havacılık tarihinin kırılma noktasıdır. Bu hadiseden sonra özellikle Batı dünyasında havacılığa verilen önem artmıştır. Kısa sürede Amerika ve Avrupa’da büyük gelişme göstermiş ve Avrupa’da onlarca uçak fabrikası kurulmuştur.
Tarih dünya üzerindeki tüm milletler için önemli kabul edilen bir bilim dalıdır. Tüm milletler nereden ve nasıl geldiklerini öğrenmek amacı ile tarih bilimine merak duymuştur. Mustafa Kemal Atatürk’te Cumhuriyeti kurduktan sonra tarih bilimine önem vererek bu uğurda önemli çalışmalar yaptırmıştır. Türkler tarih sahnesinde çok eski zamanlardan beri varlıklarını sürdüren milletlerden biridir. Osmanlı Devleti zamanın ‘’Türk Tarihi’’ ile ilgili çalışmalar üzerinde çok fazla durulmamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise ‘’Türk ırkı’’ üzerinde çeşitli iddialar ortaya konulmuştur. Bu iddiaları yalanlamak, Türk tarihini ayrıntılı incelemek adına bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün teşviki ile önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk bu çalışmaları öylesine önemsemiştir ki çalışmalara bizzat kendisi katılmıştır, bazı kısımları kendisi kaleme almıştır.
Yıl 1881… Türk tarihine isimleri altın harflerle yazılacak iki kahraman dünyaya geldi. Mustafa ve İsmail Enver… İsmail Enver, Nafia Nezareti’nde fen memurluğu yapan daha sonra Surre emini olarak sivil paşalık rütbesine yükselecek Hacı Ahmet Paşa’nın çocuğudur. Mustafa ise hepimizin bildiği üzere gümrük memurluğu yapan Ali Rıza Efendi’nin oğludur. İsmail Enver, babası Hacı Ahmet Paşa’nın görevleri nedeniyle çocukluğunu farklı şehirlerde geçirirken, Mustafa ise 7 yaşında öksüz kalmıştır. İsmail Enver ilköğretimini doğduğu yer olan İstanbul’da tamamlarken, Mustafa ise Selanik’teki Şemsi Efendi Mektebi’nde tamamladı. Sıra rüştiye mektebine gelecekti.
1876 yılında, İdil nehri kenarındaki bir şehirde, Simbir’de dünyaya gelen Yusuf Akçura, fabrikatör bir ailenin çocuğuydu. Babasının ölümüyle birlikte ailesinin işleri bozulunca, 1883 yılında, henüz yedi yaşındayken annesiyle beraber İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Böylece Akçura, şimâl Türklüğünün yanında Osmanlı/Türkiye Türklüğüne de intisâp ederek iki vatanlı bir adam oluyordu. Akçura’nın hayatı bu iki vatan, bu iki ayrı coğrafya arasında “gel-git”lerle doludur. Akçura, Fransa’ya kaçana kadar bir Osmanlı Türkünün eğitim hayatını yaşadı, bir Osmanlı terbiyesi aldı.
Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmamız üzerine devlet yıkılmanın, millet yok olmanın eşiğine gelmişti. Böyle bir zamanda Atatürk, binlerce yıllık kültüründen doğan çelikleşmiş iradesine öncülük ettiği Türk’ü mutlak bir yok olma badiresinden kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda, ona çok yakışan bağımsız, hür ve haysiyetli bir hayat ile yükselme yolunu da açmıştı. Bu yolda “tereddütsüz ilerlemeyi” emreden ve genç kuşaklara çağdaş medeniyet seviyesinin en ön saflarını hedef olarak gösteren yüce Önder, milliyetçiliği şuurlu bir şekilde devlet politikasının temeli haline getirmiş ve Türk toplumuna yeniden “güçlü bir millet olma” vasfını kazandırmanın gereği üzerinde ısrarla durmuştur. Böylelikle Milli Mücadeleyi zaferle taçlandıran halk özgüvenini tekrar kazanmış, fertleri Türk olmanın haklı gururu ve mutluluğunu yeniden tatmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarihinde eşsiz bir yer kazanmakla kalmamış, eserleri, davranışları, düşünceleri ile Türk milleti için liderliğini hayattan çekildikten sonra da sürdürmüştür. O sebeple Atatürk’ün kişiliğinin belirli yerlerini ortaya koyan özellikleri nelerdir diye bir soru sorsak, hemen hemen hepimiz; O, çok yönlü bir insandı Vatan kurtarıcı, teşkilatçı insan, büyük komutandı. Devlet kuran, yaşatan insandı. Usta politikacı, örnek inkılapçı idi. Hem düşünce, hem hareket adamıydı.
 2  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler