• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Özgür Tarih Dergisi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
1889′da Sultan Abdülhamid’in çağdaşı Japon İmparatoru Meji’nin yeğeni Prens Komatsu, gemiyle İstanbul’a gelir. Sarayda ağırlanan prensin ardından İstanbul’a özel elçiler gönderen Japon İmparatoru, Sultan Abdülhamid’e Japonya’nın en büyük alameti olan, Büyük Krizantem Nişanı’nın da içinde bulunduğu çeşitli hediyelerle beraber bir mektup yollar. Japon İmparatoru mektubunda Abdülhamid’ten, İslam dini, ilim ve teknolojisi hakkında bilgiler gönderilmesini rica eder.
Asayişin sağlanmasında sıkıntıların olduğu bu dönemde, Şubat 1528'de Sultan Selim Camisi yakınlarında bir zenginin evine hırsız girer. Bu hırsız sadece evdeki eşyaları çalmakla yetinmez, ev halkını da öldürür. Bu olayı haber alan Kanuni, konunun araştırılmasını ve suçluların yakalanmasını emreder. Ancak tüm arama faaliyetlerine rağmen failler bulunamaz. İşte dananın kuyruğu da burada kopar.
Bir devlet hayal edin. Fransa'yı çok kısa bir sürede silip süpürsün, Polonya ve Orta Avrupa'yı ise tek seferde ham yapsın. Balkanlarda ayağı takılıp düşen müttefiki İtalya'ya ise ''Nasıl toprak işgal edilir?'' göstersin ve tüm Balkanları ele geçirsin. Nihayetinde tüm Avrupa'yı fethetsin ve Türkiye'nin sınır komşusu olsun. Tüm bunları hayal ettiniz mi? Cevap evet ise, şimdi de bu devletin sınır komşusu olma durumuna düşmüş Türkiye'nin ruh halini düşünün.
Atatürk inkılapları, milleti geleneklerinden koparmışmış (!) Haydi o zaman hepimiz zaman makinesine… Bir dönemin dünya fuhuş merkezi Osmanlı İstanbul'una gidiyoruz. Hemen söyleyeyim. Osmanlı'da genelev olduğunu bırakın kabul etmeyi, hayal bile edemeyen bir kesim için, travmaya sebep olabilecek bilgilerle dolu bir yazı okuyorsunuz.
Lisede tarih dersinde uyuyanlar bugün GİZLENEN tarihimizi(!) yazıyor. Dedelerinin mezar taşını okuyamadıkları için kahrolanlar, bugün bedava açılan Osmanlıca kurslarına gitmiyor. Zaten giden de Atatürk'e şükrediyor. Cumhuriyet'i kötüleyip şeriat isteyenler, bugün dünyada nerede gerçek İslam'ın yaşandığı konusunda kararsız. Atatürk'e her türlü hakareti edip yine de Atatürk'ü Koruma Kanunu'ndan yakınanlar, bu kanunu Adnan Menderes'in ateşli bir konuşma ile kabul ettirdiğinden habersiz.
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye, tarafsız bir politika izleyerek, savaş dışında kalmak için çaba harcadı. Ülkede Tek Parti yönetimi vardı. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, Refik Saydam başbakandı. Avrupa’da çıkan ateş, dünyayı kaplamış ve gelip Türkiye’ye dayanmıştı. Atatürk öleli daha bir yıl olmuştu. Bir anda Türkiye istemese de savaşın içinde kalabilirdi. Bu nedenle savaş ekonomisi uygulama ve savaş için silah, cephane ve gıda yığınağı yapmak zorunluluğu vardı. Ülke olağanüstü günler yaşıyordu. Seferberlik ilan edildi. Ardından çok sayıda gencin askere alınmasına başlandı. Savaş nedeniyle, başta tahıl ürünleri olmak üzere, pek çok ürün stoklanıyordu.
Necip Fazıl. Büyük şair. Geçen yüzyılın önemli isimlerinden. Öyle ki şu an bile ülkemizi yöneten kadroların fikir babası. Seversin sevmezsin ama hayran olmamak elde değil. Menderes'ten illegal olarak para isteyebilecek ve hatta o parayı da almayı başarabilecek bir adamdı. İnsanlar onu sadece şiirleri ile tanıdı. Ama o halbuki aynı zamanda tiyatro,roman ve hikaye yazarı idi.
Savaş yıllarının en önemli sorunu, bit salgınıydı. Bit ve benzeri haşerelerin büyük bir salgın hastalığa neden olmasından korkuluyordu. Haftalarca yıkanamamış askerlerin üstünde başında büyük kümeler ve zincirler halinde bitler görünüyordu. Bunun nedeni elbette su kıtlığıydı. Savaş koşullarında yeterince temizlenilemiyordu. Hem Türk hem de İtilaf Cephesinde askerlerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri yeterli biçimde yıkanamamaktı. Temiz su bulamamak en büyük sorundu.
İnönü düşmanlığı, Atatürk'e düşmanlığın ayaklarından biridir. Atatürk'ten nefret edenlerin veya kendini Atatürkçü gibi gösterenlerin ilk saldırdığı yer, her zaman İnönü'dür. Bu geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle. İnönü, Atatürk'e çok iyi bir yoldaş, arkadaş ve ikinci adam olmuştur. Bu yüzden kirli akılların öncelikli hedefi Atatürk ve İnönü ilişkisi olup, iftiraların boyutu ''İnönü, Atatürk'ü zehirledi'' noktasına kadar gelmiştir. Uzun yıllar beraber yürüyen bu iki değerli insanın üzerinden atılan iftiralar bununla bitmemiş ve bitmeyecektir.
Devir III.Murat devri,Osmanlı’nın en şaşaalı yılları.Yavuz zamanında başlayan Kuzey Afrika’daki fetihlerle beraber daha önce İstanbul’da pek rastlanmayan maymunların sayısı hızla artıyor.Maymunlar gemilerde gözcülük yapıyor,direklere kolayca tırmanıyor,keskin gözleriyle kara ya da başka bir gemi gördüklerinde aşağıya haber veriyor. Şehirde çok sayıda maymun dükkanı da var,çoğu Azapkapı ve Galata’da. O dönem İstanbulluların maymun sevgisi gemicilerle sınırlı kalmıyor,zenginler,sıradan insanlar da maymun beslemeye başlıyor.
 2  ...