• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/

Anasayfa

Kuşaktan kuşağa sözle aktarılan bilgilerin toplanması en eski tarih bilgi edinme yoludur ki bu M.Ö. Persian savaşlarında yapılan anlaşmalarda yer alanlara sorularını yönelten Heredot’tan bu yana Avrupalılar tarafından kullanılmaktadır. Latin Amerikalılar tarafından ise Bartolomede Las Cossas’tan bu yana uygulanmaktadır. Amerikalı yazarlarca da İngiliz kolonilerinin 17. yüzyılda Atlantik kıyılarına yerleşim alanları kurmaya başlamalarından itibaren uygulanmaktadır. Yazının bulunmadığı yıllarda tüm toplumsal bilgiler, ağızdan ağza iletilmek zorundaydı. Bu da sözlü tarihin, tarihin ilk hali olduğunu gösterir.
Lepa Svetozarovna Radic idi adı. Hayat dolu bir kızdı. Edebiyat, müzik, spor ve sanata ilgiliydi. Özellikle el sanatlarına. Ama ülkesi Naziler tarafından işgal edilince, silaha sarılmak zorunda kaldı. Bir komünist oldu. 7. Partizan bölüğünün savaşçısıydı. Naziler'e büyük kayıplar verdiren baskınlarda başröldeydi. Bosna Kartal'ı diyorlardı ona. Yugoslavya’nın yiğit kızına. Gestopa ne kadar uğraşsa, yakalayamıyordu. Onu yakalayıp, Naziler'e teslim eden kendi insanları oldu. Ustaşalar. Bosnalı Faşistler. Yakalandıktan idam sehpasına çıkana kadar 3 gün ağır işkence gördü. Defalarca tecavüze uğradı. Sorulan her soruya cevabı şuydu. "Ben hain değilim."
Yeni Osmanlılar, 1865 yılında ortaya çıkan bir gruptur. Tanzimat döneminde ortaya çıkan bürokrat sınıfının devamı niteliğindedirler. Osmanlı milliyetçiliğini savunurlar. Bir “Osmanlı” vatandaşı yaratmak konusunda çalışmalar yapmışlardır. Cemiyet olarak ortaya çıkan ilk muhalefet olarak tanımlanabilirler. Sadece Osmanlı İmparatorluğu içerisinde kalmayarak yurtdışında da faaliyetlerini göstermişlerdir. Bu uğurda çeşitli gazeteler çıkartmışlardır ve sürgün hayatı yaşamışlardır. Sarayda görev alan devlet adamlarının da desteğini alarak I. Meşrutiyetin ilanında önemli rol oynamışlardır.
Münif Paşa ile başlayan bu tartışmalar, 1876 yılına dek sürmüştür. Birçok aydın, harf değiştirmenin zor oalcağını, iyileştirme yapmanın daha makul olduğunu savunmuştur. 2. Abdülhamid döneminde bu tartışmalar devlet baskısı yüzünden azalmıştır. İkinci Meşrutiyet’in ilanından bir süre sonra tekrar gündeme gelmiştir. Bu yıllarda Maarif Vekaleti tarafından harf ve yazım kurallarını düzeltmek ve düzenlemek için komisyonlar oluşturulmuştur. Yani alfabede sorun olduğu Osmanlı devletince de kabul edilmiş ve düzenlenmesi için resmi çalışma başlatılmıştır. İkinci Meşrutiyet sonrası alfabe tartışmalarında iki görüş mevcuttur. Arap harflerinin ıslahını savunanlar ve Latin harflerine geçilmesini savunanlar. Latini savunanlar; Abdullah Cevdet, Kılıçzade Hakkı ve Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimlerdir.
Gümülcine merkezli kurulan bu yeni Türk devletine Bulgaristan karşı çıksa da Yunanlılar memnuniyetle karşıladı. Hatta 2 Ekim 1913’te Yunanlılar Dedeağaç’ı Batı Trakya Türk Devletine bıraktı. Ancak Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kalıcı olamadı. Bulgaristan’ın Batılı devletler ve Rusya nezdinde yaptığı girişimler sonucu Osmanlı devleti üzerinde baskı kuruldu. Bu baskıların neticesinde Osmanlı devleti Bulgaristanla İstanbul antlaşmasını imzalayarak Batı Trakya’nın Bulgaristan’a ilhakını onaylamak zorunda kaldı. Batı Trakya Türk Cumhuriyetine ise 25 Ekim 1913 tarihine kadar bölgeyi Bulgarlara teslim etmeleri için süre tanındı. 55 günlük bu varlığını sürdüren bu devletin toprakları İstanbul’dan gelen Albay Cemal Beyin gözetiminde Bulgar kuvvetlerine teslim edildi.
17 Kasım. 1922. Saltanatın kaldırılması sonrası Vahidüddin'in İstanbul'dan kaçarak, ayrılışı. Hem de İngilizlerin korumasında.. Yaptığı hatalar ve yapmadığı katkılar ülkesinde kalamamasına neden olacaktı Vahdettin, İngilizlere ait Malaya adlı gemiye binerek İstanbul’dan kaçtığında onun İngilizlere yazdığı telgrafın orjinali şu: "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim Müslümanların Halifesi"
Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Tunceli, doğusunda Bingöl, batısında Malatya, kuzeyinde Erzincan ve güneyinde Elazığ illeri ile çepeçevre kuşatılmış olup 7774 kilometre karelik bir alana sahiptir. Tarihte bu bölge Dersim adıyla anılmaktadır. Genişliği 100 km. derinliği 30 km. olan Munzur (Mercan) Dağları Dersim'in kuzeyini bir set gibi kaplamaktadır. Bütün geçitleri Temmuzdan Eylül sonuna, bazen de Ekim ortalarına kadar geçişe müsaittir. Diğer zamanlar ise karla kaplıdır. Küçükgöl Dağı (Bobyezbaba Dağı) - Koçkerekbaba Dağı hattının kuzey tarafı Dersim'in en sarp, bölgesidir. Bazı aşiretler (Kalan, Abbasan, Kırgan, Bahtiyar, Beyit uşakları) sıkıştıkça bu bölge içindeki en sarp vadiyi teşkil eden Kutu Deresine sığınmışlardır.
İstanbul’un en eski dinî mimarisi olarak görülen ve günümüzde İmrahor İlyas Bey Camii olarak anılan yapı, Osmanlılar tarafından kiliseden camiye dönüştürülen mimari eserlerin nadide örneklerinden biridir. İmrahor İlyas Bey Camii, Bizans döneminde Yedikule yakınında bulunan Studios Manastırı’nın Vaftizci Yahya adına yaptırılmış Ioannes Prodromos Kilisesi idi. Adı geçen kilise ve manastırın inşa tarihleri kesin olarak bilinmese de Doğu konsülü olan Bizans asilzadesi Studios tarafından 461’de yapıldığı düşünülmektedir. Tarihi M.S. 5. yüzyıla kadaar giden kilise sarnıç ve ayazması ile de İstanbul’daki en eski su yapılarına sahipti. Ioannes Prodromos Kilisesi mimari özellikleriyle dikkat çekmekle birlikte baş keşiş Theodoros zamanında ikonoklaşma hareketine verdiği sert tepkiler ile de Hristiyanlığın önemli bir merkezi olmuştur.
Yazımızı Gazi Osman Paşa’nın genel biyografisi içerisinde; ailesi, yetişme şartları ve kişiliği üzerine kurgulamak istiyorum. Gazi Osman Paşa denilince akla ilk gelen Plevne Savunması olmaktadır. Çünkü tarihî simaların biyografisinde genellikle ön plana çıkarılan nokta, onun tanınmasına vesile olan en bilinen yönü olmaktadır. Bu yönü ile Gazi Osman Paşa da doğal olarak Plevne Savunması ile özdeşleşmiştir. Bunun yanında elbette Gazi Osman Paşa’nın askerî hizmetleri, siyasî faaliyetleri, idari işleri ve ıslahat çalışmaları da bulunmaktadır. Paşa’nın bu çok bilinen tarihî simasını şekillendiren ve onun milli bir kahraman olmasını hazırlayan temel şartlar, ailesi, yetişme şartları ve kişiliği yazımızın temelini teşkil edecektir. Çünkü kişinin meslekî hayatı boyunca sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar onun kişiliğinin bir tezahürüdür. Bu bağlamda yazımız, Paşa’nın 93 Harbi’ndeki faaliyetleri ve Plevne Savunmasındaki rolünden ziyade onun daha az bilinen yönleri üzerine odaklanacaktır.
Osmanlı’da terör deyince şüphesiz ilk akla gelen Ermeni Taşnak ve Hınçak komiteleridir. Ancak Osmanlı’nın 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkanlarda uğraştığı en önemli terör grubunu Bulgarlar teşkil etmekteydi. Hatta sözü edilen bu terör grupları Balkanların elimizden çıkmasında en önemli pay sahiplerinden biri oldu. Osmanlı arşiv vesikalarında Bulgar fesad komiteleri, Bulgar çeteleri, Bulgar komitacıları olarak geçen bu terör gruplarının en önemli faaliyetlerinden biri Selanik bombalama eylemleridir. Bu eylemler İç Makedonya Devrimci Örgütü tarafından tertip edilmiştir. Örgütün hedefi Osmanlı Makedonya’sının önce özerk bir yapı kazanması, sonrasında ise Bulgaristan’a bağlanmasıdır.
 1  ...
Fotoğraf Arşivi           Gazete Arşivi           Tarihçilik Üzerine MakalelerDiğer Makaleler