• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Sözlü Tarih Nedir? / Ahmet Özgür Türen

            Kuşaktan kuşağa sözle aktarılan bilgilerin toplanması en eski tarih bilgi edinme yoludur ki bu M.Ö. Persian savaşlarında yapılan anlaşmalarda yer alanlara sorularını yönelten Heredot’tan bu yana Avrupalılar tarafından kullanılmaktadır. Latin Amerikalılar tarafından ise Bartolomede Las Cossas’tan bu yana uygulanmaktadır. Amerikalı yazarlarca da İngiliz kolonilerinin 17. yüzyılda Atlantik kıyılarına yerleşim alanları kurmaya başlamalarından itibaren uygulanmaktadır.[1]

             Yazının bulunmadığı yıllarda tüm toplumsal bilgiler, ağızdan ağza iletilmek zorundaydı. Bu da sözlü tarihin, tarihin ilk hali olduğunu gösterir.

             "Tarihî süreç içerisinde yaşanan olaylar, insanların zihinlerine kazınır ve sözlü üretim repertuarını teşkil eder. Bu üretim sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkan türküler, şiirler, destanlar, hikâyeler, menkıbeler, fıkralar, atasözleri, masallar, mitler tarihin ilk şeklidir. Akhilleus isminde bir savaşçı büyük ihtimalle yaşamıştır. Ancak tabiî ki bir su perisinin oğlu değildir. Anlatıla gelenlerden gerçeği eleyip çıkarmak ise tarihin başlıca görevidir. Böylelikle resmî tarihin yanı sıra halkın belleğindeki tarih dikkatlere sunulur. Bu durum bir taraftan tarihî olayları daha iyi anlama şansı sunarken öte taraftan tarihî olayların bizzat içerisinde olan insanların duygularının anlaşılmasını sağlar. Elbette ki anlatılanlara şüpheyle bakılmalı ve temkinli olunmalıdır. Ama zaten yazılı belgelere de şüpheyle bakmak gerekmektedir."[2]

             Thompson’a göre sözlü tarih, çeşitli toplumlardan ve kültürlerden insanları dinleyerek, hatıralarını, deneyimlerini kaydedip yorumlamaktır.[3]

             Fuat Köprülü de sözlü kaynaklar konusuna değinmiştir. Tarih biliminde amaç gerçeklere ulaşmak olduğuna göre bilinmeyen sebeplere ulaşmak için sözlü kaynakları ihmal etmemek gerektiği görüşündedir. Bu bağlamda destanî epik mahiyetteki halk romanları ve benzeri kaynakları bulmak gerektiğini belirtir.[4]

             Caunce ise sözlü tarihi şöyle tanımlamaktadır:

             “Sözlü tarih, kaynak olarak kişisel anıların kullanımı üzerine kuruludur. Bu kaynaklar temel alınarak tarihçilerin genelde dayandıkları belgeleri tamamlayıcı ve alternatif bir tarih oluşturulur."[5]

             Arzu Öztürkmen, sözlü tarih ile ilgili şu sözleri söylemiştir: “Sözlü tarih dediğimizde, belirli bir konu etrafında, o konu ile ilgili kişilerle yapılan ve kaydedilen uzun söyleşiler sonucu ortaya çıkan bilgileri belirli bir sistem içerisinde değerlendirmeyi, incelemeyi anlamalıyız.”[6]

             "Sözlü tarih başlı başına bir tarih türü olarak algılanmamalıdır. Yazılı kaynakların yanında alternatif bir araştırma ve tarih yazım yöntemidir. Yapılan tanımlar da bizi bu noktaya taşımaktadır. Sözlü tarihin profesyonel tarihçiler arasında tutunabilmesinin en büyük sebebi, akademisyenlerin ilgisini çekemeye başlayan bazı alanlarda yazılı kaynakların yetersiz kalmasıdır. Yakın dönem siyaset tarihi bu konulardan biridir. Yakın tarihte kayda değer hiçbir özel belge bırakmayan devlet adamları olmuştur. Tarihçiler de bu belgelerdeki boşluğu doldurmak için biyografiye el atmışlar ve bu kişilerin hayatta kalan çalışma arkadaşlarından ve ahbaplarından izlenimlerle anıları toplamak yoluna gitmişlerdir. Yani esasen sözlü tarih geçmişe ilişkin sözlü tanıklıkların kayda geçirilmesi ve analiz edilmesi demektir."[7]

            "Soykırıma uğramış, sürgün edilmiş pek çok halk bu sayede ayakta kalmış hiçbir tarihe kaydedilmeyen geçmişlerini gelecek kuşaklara aktarabilmişlerdir. Bu sözlü tarihi yerel tarihin en önemli araştırma kaynaklarından biri haline getirir (Akçalı, 2007, 58). Sözlü tarih, resmi toplumsal veya kamusal bellek ile bireysel bellek, yani insanların kendi deneyimleri sonucunda oluşturdukları geçmişler arasındaki ilişkiyi irdelemiştir. Sözlü tarih bu şekilde, kamu kuruluşları ve uygulamalarında sabitleştirilmiş resmi tarihsel anlatılara zıt düşen daha önce duyulmamış sesleri ortaya çıkarmış ve böylece çoklu bakış açılarını desteklemiştir. Örneğin, kendileriyle görüşme yapılan Kıbrıslı Türklerin 1974 olaylarından, yıllarca süren zorlukların sona ermesi olarak bahsetmeleri, Kıbrıslı Rumların bu olayları ülkelerinin şiddet zoruyla gerçekleşen ve süregelen bölünmüşlük durumunun başlangıcı olarak gören resmi algılamalarıyla çelişmiş ve aynı zamanda o güne kadar göz ardı edilen deneyimlerin su yüzüne çıkmasını sağlamıştır."[8]

 

TÜRKİYE'DE SÖZLÜ TARİH ÇALIŞMALARI

 

            Belgesellerde tanıklıklara başvurma sıkça yer verildiğinden Türkiye'de yapılan sözlü tarih çalışmalarını değerlendirdiğimizde belgesel sinemalarda sözlü tarihe sıkça yer verildiğini söyleyebiliriz . “Kardeş Nereye Mübadele”, “Nogay ve Kırım Türkleri Sözlü Tarih Belgeseli” gibi...          

             "TRT’nin “Milli Mücadelede Son Tanıklar” adlı yapıtı da sözlü tarih için çok önemlidir. Bu çalışma 13 bölümden oluşmuş ve 7 CD seklindedir ve çoğaltılarak pek çok kuruma gönderilmiştir. Adından da anlaşılacağı gibi “Milli Mücadelede Son Tanıklar” sözlü tarih çalışması, Milli Mücadeleye katılmış ve sağ olan kisiler ile ölmüş olanların çocukları ve torunlarıyla yapılmıştır. Bu çalışma Milli Mücadele dönemini bölge bölge ele almaktadır ve görüşmelerin yanı sıra akademisyen tarihçiler ile yerel tarihçilerin de görüşlerine yer vermektedir."[9]

             Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Göksel Köksoy Karpat tarafından yapılmış olan ve danışmanlığını Emel Göksu'un yaptığı “Tarihsel Alanlarda Sözlü Tarih Bilgisine Dayalı Kentsel Tasarım Kriterlerinin Oluşturulması Kemeraltı Anafartalar Caddesi (İzmir)” adlı yüksek lisans tezi sözlü tarih yöntemiyle yapılmış farklı bir çalışmadır. Çalışmanın ilk bölümünde tarih ve tasarım üzerine bir kavramsal çerçeve ele alınmış ve bilimsel tarihle sözlü tarih yaklaşımları irdelenmiştir. Sonraki bölümde kent parçasının bugüne ulaşan süreçlerin betimlenmesine yer verilmiştir. Betimlemede İzmir, Kemeraltı ve Anafartalar Caddesi’nde yer alan tekil yapıların bilimsel tarih literatüründe yer aldığı biçimiyle incelenmiş, ayrıca Anafartalar Caddesi’nin yapı, sokak, çeşitli belge ve bilgiler, eski fotoğraflar, plan detayları vb. ile zenginleştirilmiş olduğu görülmektedir. Bir sonra ki bölümde sözlü tarih yöntemi kullanılarak yapılan 12 anlatıcının vermiş olduğu bilgilere yer verilmiştir. Son bölümde ise sözlü tarih ile oluşan verilerle klasik tarih verileri karşılaştırılmıştır.[10]

             Ferya Çalış Ersöz’ün yürüttüğü “Sarıkamış Harekatı’nın Toplumsal Bellekteki İzdüşümleri” adlı çalışmada Sarıkamış Harekatı hakkında önce yazılı belgeler araştırılmış, incelenmiş ardından sözlü tarih yöntemiyle konuyla ilgili bilgiler toplanmıştır. Görüşme yapılan kişiler birebir Sarıkamış Harekatı’na katılım sağlamamış ancak Kars, Kars’ın ilçelerai ve köylerinde yaşayan gazi ve şehit yakınlarıyla görüşülmüştür. Böylece olaya tanık olanların en yakınlarından bilgi elde edinilmiştir. Anlatıların resmi tarih bilgileriyle örtüştüğü tezde ulaşılan bir sonuçtur. Ayrıca kadın anlatıcılardan daha çok erkek anlatıcıların bilgi verdiği ulaşılan bir başka sonuçtur.[11]

             Sosyal medyanın hayatımızın göbeğin oturduğu şimdilerde ise Youtube adlı platformda da başarılı sözlü tarih çalışmalarına rastlıyoruz. İlmi Etüdler Derneğinin "İslamcı Dergiler Projesi" kapsamında yapılan sözlü tarih mülakatları ile Bilim ve Sanat Vakfı tarafından, "Sözlü Tarih Araştırmaları Veritabanı ve İstanbul'un Mekansal ve Kültürel Çeşitliliğine Yönelik Uygulama Örnekleri Projesi" başlığı altında yapılan çalışmaları sizler de izleyebilirsiniz.

             "Bazı yüksek öğretim kurumlarının ders programlarına girmekle ve yerel tarih grupları içinde sözlü tarih toplulukları oluşturulmakla birlikte ülkemizde sözlü tarih çalışmaları, batılı ülkelerdeki çalışmalara bakarak, oldukça geridir. Bunda sözlü tarih çalışması yapmak için sahada çalışmanın bazı zorlukları olması, görüşmelerin ayarlanması ve yapılmasının fazla zaman alması, kayıt cihazı temininin mali külfeti, kaydedilen bilgilerin deşifresinin çok zaman alması, sözlü tarih ile ilgili çalışma metodu konusunda yeterli eğitimin verilmemesi ve en önemlisi tarihçilerin bu tür çalışmalara fazla hevesli olmaması gibi nedenlerden dolayı ülkemizde sözlü tarih çalışmaları yeterli gelişmeyi gösterememişlerdir. Türkiye gibi hızla degişen bir toplumsal ortam sözlü tarih yöntemini kullanmak için ideal bir yerdir. Fakat Avrupa ve Amerika’nın dışında üçüncü dünya ülkelerinde bile kullanılmakta olan bu yöntem maalesef ülkemizde yeterli ilgi görmemektedir."[12]



[1] İbrahim Sarı, Sosyal Bilgiler Öğretiminde Sözlü Tarih Etkinliklerinin Öğrenci Başarı, Beceri ve Tutumlarına Etkisi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ankara, 2007, s.51

[2] Esra Küpüç, Sözlü Tarih Kavramı ve Sözlü Tarihin Tarih Öğretimindeki Rolü,  Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü,  Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Van, 2014, s.4

[3] Yusuf Arslan, Yerel ve Sözlü Tarih Algısının Ortaöğretim Öğrencileri Üzerindeki Yansımaları, Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2012, s.14

[4] Esra Küpüç, s.10

[5] Yusuf Arslan, s.14

[6] Esra Küpüç, s.12

[7] A.g.t., s.8

[8] A.g.t., s.14

[9] İbrahim Sarı, s.82

[10] Meryem Kaya, Sosyal Bilgiler Dersinde Kullanabilecek Bir Öğretim Yöntemi Olarak Sözlü Tarih; Amaç, İçerik, Uygulama, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, 2013, s.33

[11] A.g.t., s.34

[12] İbrahim Sarı, s.88

  
43 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın