• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Gazi Osman Paşa / Necati Çavdar

“Büyük insanlar olmadan büyük işler başarılamaz, insanları büyük yapan ise kendi azim ve kararlarıdır”. Gazi Osman Paşa da bu ifadelerin işaret ettiği azim ve kararları sayesinde tarihte iz bırakmış, askeri dehası yabancı askerî ve siyasî uzmanların dahi takdirini kazanmış bir kahramandır.

            Yazımızı Gazi Osman Paşa’nın genel biyografisi içerisinde; ailesi, yetişme şartları ve kişiliği üzerine kurgulamak istiyorum. Gazi Osman Paşa denilince akla ilk gelen Plevne Savunması olmaktadır. Çünkü tarihî simaların biyografisinde genellikle ön plana çıkarılan nokta, onun tanınmasına vesile olan en bilinen yönü olmaktadır. Bu yönü ile Gazi Osman Paşa da doğal olarak Plevne Savunması ile özdeşleşmiştir. Bunun yanında elbette Gazi Osman Paşa’nın askerî hizmetleri, siyasî faaliyetleri, idari işleri ve ıslahat çalışmaları da bulunmaktadır. Paşa’nın bu çok bilinen tarihî simasını şekillendiren ve onun milli bir kahraman olmasını hazırlayan temel şartlar, ailesi, yetişme şartları ve kişiliği yazımızın temelini teşkil edecektir. Çünkü kişinin meslekî hayatı boyunca sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar onun kişiliğinin bir tezahürüdür. Bu bağlamda yazımız, Paşa’nın 93 Harbi’ndeki faaliyetleri ve Plevne Savunmasındaki rolünden ziyade onun daha az bilinen yönleri üzerine odaklanacaktır.

          Gazi Osman Paşa’nın biyografisi konusunda bugün son söz söylenmiş değildir. Özellikle ailesi konusunda bazı belirsizlikler mevcuttur. Bütüncül ve objektif bir biyografi inşasında varılabilecek en zor karar, hayatı incelenen şahsın kişiliği, mensubiyeti ve kendi dilinden çıkmamış ifadelerle onu vasıflandırmaktır. Bu yüzden Leon Halkın’ın ifadesiyle “biyografi güç bir sanattır”[1]. Çünkü artık tarihin bir nesnesi olmuş insana yeniden kimlik çıkarmak ve onu belki de gerçeğin dışında bambaşka bir figür olarak yeniden tarihe mal etmek büyük bir sorumluluk gerektirir. Gazi Osman Paşa’nın hayatını, Plevne öncesi ve Plevne sonrası Gazi Osman Paşa olarak iki döneme ayırmak doğru olacaktır. Bu tasnifte birinci evreyi oluşturan kısımla ilgili söylenecekler daha sınırlıdır.

Doğumu, Ailesi ve Çocukluğu

            Gazi Osman Paşa’nın asıl adının Osman Nuri olduğu bilinmektedir.Sicill-i Ahvâl adı verilen Osmanlı devletindeki memuriyet kaydında, nişan ve madalyalarında, atama yazılarında adı hep Osman Nuri olarak kullanılmıştır.Gazi Osman Paşa konusunda yapılan akademik çalışmaların tamamına yakınında Paşa’nın Tokat’ta doğduğu kabul edilmektedir. Gazi Osman Paşa da bu bilgiyi 22 Kasım 1890 tarihli sicill-i ahval(hâl tercümesi) kaydında teyit etmektedir. Fakat bazı yabancı yazarlar onun Amasya’da doğmuş olduğunu iddia etmişlerdir. Osman Paşa’nın doğduğu yer olarak bilinen köy, günümüzde Tokat merkeze bağlı olup eski adı Zodu, bugünkü adı ise Gazi Osman Paşa’dır[2].

          Paşa’nın doğum tarihi konusunda da ihtilaf söz konusudur. Onun doğum tarihi hakkında yaygın olarak bilinen yıl 1832’dir. Bunun yanında bazı yabancı yazarlar 1837 yılını, az sayıda araştırmacı ise onun doğum yılı olarak 1833 tarihini göstermektedirler. Paşa’nın hayatını doktora tezi olarak yazan Metin Hülagü, doğum tarihinin kesin olarak 1833 yılı olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Osman Paşa’nın sicill-i ahval kaydında verdiği hicri 1249 yılının miladi 1833’e tekabül etmesi sebebiyle paşanın doğum tarihini tartışmaya gerek olmadığını izah etmektedir. Yazar bir öneride de bulunarak, kitaplarda ve onu temsil eden her türlü figürde yer alan 1832 tarihinin 1833 olarak düzeltilmesi gerektiğini söylemektedir[3].

            Osman Paşa’nın anne ve babasının kimliklerine gelince; Paşa,sicill-i ahval kaydında ailesine fazla yer vermemiş olup babasının ve annesinin isimlerini ve hangi sülaleden olduklarını da belirtmemiştir. Bu konuda kesin bir bilgi olmamakla beraber farklı iddialar mevcuttur. Paşa’nın hayatını yazmış olan Metin Hülagü hem paşanın sicil kaydından elde ettiği işaretlerden hem de Paşa’nın mahiyetinde çalışmış şahısların hatıratından elde etmiş olduğu verilere göre Paşa’nın babasının İstanbul kereste gümrüğünde kâtip olarak çalışan Mehmed Efendi olduğunu söylemektedir[4]. Gazi Osman Paşa’nın kalfalarından Doktor Faik Bey de, Paşa’yı yakından tanıdığını ve babasının kereste gümrüğünde çalışan kâtip Mehmed Efendi nâmında bir zat olduğunu[5]yazmıştır. Tokat tarihi araştırmacısı Halis Turgut Cinlioğlu ise tamamen başka bir bilgi vererek Gazi Osman Paşa’nın babasının Çubukçu Şerif Ağa olduğunu ileri sürmüştür[6].

          Osman Paşa’nın annesinin kimliğini tespit edebilme konusundaki bilgiler ise yetersizdir. Yapılan araştırmalar Paşa’nın annesinin adı ve mensup olduğu sülale hakkında kesin bir netice ortaya koyamamıştır.Ancak Turgut Cinlioğlu, Paşa’nın annesinin adının Şâkire Hanım olduğunu söylemektedir[7]. Yakın zamanda Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi İbrahim Aykun’un Tokat Şeyh-i Şirvanî kabristanında tespit etmiş olduğu ve Gazi Osman Paşa’nın annesine ait olma ihtimali bulunan mezar taşında şu ibareler yer almaktadır.“Tokat eşrafından Yağcızade Mehmed Bey halilesi(eşi), 6. Ordu-yu Hümayun Feriki Yağcızade Elhâc Ali Paşa kerimesi(kızı) merhume Şakire hanım, ruhuna fatiha. Fi sene 1325(1909)”.

            Ailesinin tek erkek çocuğu olduğu bilinen Osman Paşa’nın başka kardeşlerinin olup olmadığı da yine bilinmeyenler listesindedir. Paşa’nın Yağcıoğulları ailesine mensubiyeti ise bugün itibariyle kesinlik arz eden bir durum değildir[8]. Kaynakların çoğu Paşa’yı “Yağcıoğullarından yoksul bir aileye mensup” olarak göstermektedir. Osmanlılar Zamanında Tokat eserinin yazarı Tokatlı Halis Turgut Cinlioğlu, Gazi Osman Paşa’nın Yağcıoğulları ailesine mensup olmadığını ileri sürmüştür.Cinlioğlu’na göre;  “Yağcıoğulları fakir değil varlıklı bir ailedir. Ayrıca Yağcıoğullarının ileri gelenleri de Paşa’nın kendi ailelerine mensup olmadığını ifade etmişlerdir[9]. Ercüment Ekrem Talu, Paşa’nın kesin olarak Yağcıoğulları ailesine mensup olduğunu[10] iddia etmektedir.

            Gazi Osman Paşa’nın ilk çocukluk döneminin Tokat’ta geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. Paşa’nın tercüme-i hal belgesinde yer alan “Pederimin Dersaâdet’te bulunmuş olduğu cihetle Tokat’tan tekmîl-i familyaca Dersaâdet’e hicret olunmuş olup”[11] şeklindeki ifadelerden hem onun ilk çocukluk yıllarının Tokat’ta geçmiş olduğu hem de babasının İstanbul’da çalışmakta olduğu konusunda bilgi edinmek mümkündür. Çok sayıda kaynakta Osman Nuri’nin “fakir ama temiz bir ailenin tek erkek çocuğu olarak doğduğu” ifade edilmiştir[12]. Osman Nuri 7-8 yaşlarındayken tüm aile fertleriyle birlikte İstanbul’da bulunan babasının yanına gelerek Beşiktaş semtine, bazı kaynaklara göre ise Cihangir semtine, yerleşmişlerdir[13].

 

Öğrenim Hayatı

            Bazı kaynaklar onun ilk tahsilini Tokat’ta ikmal etmiş olduğunu yazmış olmalarına rağmen çoğu kaynak onun ilk tahsilini İstanbul’da Cihangir Sıbyan Mektebi’nde 1844’te tamamlamış olduğunu kabul etmektedirler[14].Gazi Osman Paşa ise hal tercümesinde İstanbul’da Sıbyan mektebine başladığını ifade etmiştir[15]. 1844 yılında dayısının Ders Nâzırı bulunduğu Askerî İdadi’ye yazılmıştır[16].

            Burada beş yıllık tahsilini tamamladıktan sonra 1849’daHarbiye’ye girmiştir. Burada dört yıllık tahsilini tamamladıktan sonra 1853 yılında ilk üçe girerek Mülazim-i Sâni(Teğmen) olarak mezun olmuştur[17]. Görüldüğü üzere onun eğitim hayatını daha çok askeri okullar şekillendirmiştir.

            Harbiye’den sonra imtihansız olarak kurmay sınıfına (Erkân-ı Harb) kaydolmuş fakat o esnada Kırım Harbi başladığı için cephede görevlendirilmiştir[18]. Harp boyunca cephede yer aldıktan sonra harp sonunda İstanbul’a dönen Osman Paşa evvelce kaydolduğu Erkân-ı Harbiye’ye devam ederek 1858’de Kolağası(Önyüzbaşı) olarak mezun olmuştur[19].

İlk Görevleri

          Gazi Osman Paşa’nın katılmış olduğu savaşlar üç başlıkta toplanabilir. Bunlar; 1-Kırım Harbi(185-56), 2- Osmanlı-Sırp Savaşı(1876) ve 3- 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi(93 Harbi)dir[20].

          Kırım: Meslek hayatında ilk görevini Kırım Harbi’nde almıştır. Erkân-ı Harb öğrencisi iken gittiği bu harpten 1857 yılında dönmüştür. 

          Bursa: 1859 yılında Anadolu’daki ilk görevine gönderilmiştir. Ülkenin kadastro usulünde haritasının çıkarılması için pilot bölge olarak seçilen Bursa’ya gönderilen komisyonda görevlendirilen Osman Paşa burada iki yıl kaldıktan sonra İstanbul’a dönmüştür[21]

          Rumeli: 1861’de Yenişehir’de toplanan ordunun kurmaylık hizmetine tayin edilmiş, bir yıl sonra aynı ordu içerisinde Binbaşı olmuştur.

          Suriye: Cebel-i Lübnan’da çıkan bir isyanı bastırmak için görevlendirilmiş ve isyanın bastırılmasında önemli hizmetleri olmuştur.

          Girit: 1866 yılında çıkan Büyük Girit İsyanında görevlendirilen Osman Paşa Yarbay rütbesi ile askerin başına geçerek İsfakiye’de dağlı eşkıyayı perişan etmiştir. İlk defa buradaki hizmetlerinden sonra adı duyulmuş ve şöhret kazanmıştır. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazanan Osman paşa Albaylığa terfi ettirilmiş ve 3. Mecidi Nişanı ile taltif edilmiştir[22].

          Yemen: 1868’de Yemen’de çıkan isyanı bastırmak üzere tertip edilen Redif Paşa komutasındaki orduda 3 yıl Alay kumandanı olarak görev almıştır. Bu görev neticesinde rütbesi Mirliva/Tuğgeneral olmuştur[23].

          Manastır ve Yenipazar: 1871’de 3. Ordu merkezi olan Manastır’a Redif Livalığı ile görevlendirilmiştir. 1873 yılında ise 39 yaşında Ferik(Tümgeneral) rütbesine terfi ettirilerek Yenipazar Tümen Komutanlığı’na tayin edilmiştir.[24]

          İstanbul, İşkodra, Bosna, Erzurum: Yenipazar’dan sonra Ferik rütbesiyle önce İstanbul merkez 1873’te ise İşkodra kumandanlığına tayin edilmiştir. 1874 yılı içinde Bosna’da altı ay görev yapan Osman Paşa 1875’te merkezi Erzurum’da bulunan 4. Ordu kumandanlığına atanmıştır.

           Niş: 4. Ordu kumandanı olmasından kısa süre sonra 1875 yılı içinde acilen İstanbul’a çağrılarak Niş’te görevlendirilmiştir. Bosna-Hersek olayları, Karadağ İsyanı ve Bulgaristan’daki karışıklık nedeniyle tam bir kargaşa içerisinde olan Rumeli’deki huzursuzluğun giderilmesi ile görevlendirilmiştir[25]. Bu esnada Vidin kumandanı Yaver Paşa Anadolu’da bulunduğundan Osman Paşa boş bulunan Vidin kumandanlığına getirilmiştir.

            1876’da Sırpların bağımsızlık hareketlerine girişmesi üzerine Osman Paşa’nın Sırpları hiç beklemedikleri şekilde karşılaması üzerine Sırplar Ruslardan yardım istemiştir. Bu savaşla Osman Paşa adını tamamen duyurmuş ve şöhretini pekiştirmiştir. 1876 yılında 2. Mecidi Nişanı ile taltif edilerek rütbesi Müşirliğe terfi ettirilmiştir[26].Osman Paşa’nın tarihe mal olduğu ve asıl şöhretini kazandığı savaş ise 1877-78 Osmanlı Rus Harbi olmuştur[27].

Gazi Osman Paşa’nın Siyasi Hayatı

            93 Harbi sonuna kadar Askeri bir şahsiyet olarak öne çıkan Osman Paşa’nın 1878 yılına kadar siyasetle herhangi bir münasebeti olmamıştır. Paşa’nın siyasi hayatı 93 harbi sonunda sarayda vazifeler almasıyla başlamıştır. Bu dönemde Sultan II. Abdülhamid’in Başyaverliği, Mabeyn Müşirliği ve Seraskerlik gibi üst düzey görevlerde bulunmuştur.

Yıldız Mahkemesindeki Vazifesi: Sultan Abdülaziz vakasını soruşturmak amacıyla 1881’de Sultan II. Abdülhamid tarafından Yıldız Sarayı’nda kurulan özel mahkeme vakanın katl olduğuna hükmetmişti. Bu karar üzerine Sultan Abdülhamid 25 kişilik bir istişare heyeti kurmuştur. Osman Paşa da bu heyet içerisinde yer almıştır. Heyette yer alan 25 kişiden 15’i mahkemenin zanlılar hakkında verdiği idam kararının uygulanmasını, 10 kişi ise kararın müebbet hapse çevrilmesini istemiştir. Gazi Osman Paşa da kararın aynen uygulanmasını isteyenler arasında yer almıştır[28].

Gazi Osman Paşa Hakkında Bazı İddialar

Rüşvet ve Yolsuzluk iddiası: Paşa,dönemin bazı devlet adamları tarafından bazı mali yolsuzluklarda bulunduğu, siyasi açıdan İngiliz karşıtı ve Rus taraftarı olduğu ileri sürülerek lekelenmeye çalışılmıştır. Onu yolsuzluk yapmak ve rüşvet almakla suçlayanların başında Tunuslu Hayreddin Paşa ve İngiliz Büyükelçisi Henry Layard gelmiştir. Bu kişiler, Gazi Osman Paşa’yı ordunun ihtiyacı için tahsis edilen yüklü miktardaki parayı zimmetine geçirmekle suçlamışlardır.  Elbette ki bu suçlamalar siyasi mücadelenin bir neticesi olup ispata muhtaç bir konudur. Bu suçlamanın muhtemel sebebi; Osman Paşa’nın, Tunuslu Hayreddin Paşa’nın takip ettiği İngiliz yanlısı politikaya ve Batı modelli ıslahat hareketine karşı çıkmasıdır.

            Nusret ve Fuat Paşalar ise Sultan Abdülhamid’e bir dilekçe vererek Osman Paşa’yı yolsuzluk yapmak ve Ruslarla işbirliği yapmakla suçlamışlardır. Bunun temel sebebinin Gazi Osman Paşa’nın otoritesini sarsmak olduğu ihtimali yüksektir. Kurulan özel mahkemenin tahkikatı sonunda iddiaların asılsız olduğu anlaşıldığından Nusret ve Fuat Paşalar görevlerinden alınmışlardır. Böylece Sultan Abdülhamid’in Osman Paşa’ya olan güveni daha da artmıştır[29].

          Nusret Paşa, 1878’deki Ali Suavi olayı(Çırağan Vakası) konusunda Padişaha bir jurnal vererek olaydan Gazi Osman Paşa’nın Ali Suavi’nin darbe girişiminden önceden haberdar olduğunu iddia etmiştir. Fakat bu iddia da Gazi Osman Paşa’nın Padişah nezdinde lekelenmesine neden olmamıştır[30].

Rus Taraftarı olduğu iddiası: Paşa, siyasi rakipleri tarafından Rus hayranı olup Ruslar tarafından satın alınmak, onlarla işbirliği yapmak ve İngilizlerden nefret etmekle itham edilmiştir. Bu konuda da açık bir malumat bulunmamaktadır. Muarızları, Osman Paşa’nın Batılı tarzda reformlara karşı olduğunu ve bu konuda padişahı da etkilediğini iddia etmişlerdir. Paşa’nın Rus taraftarı olmasının gerekçesinin Plevne’den sonra Ruslara esareti esnasında Rus Çar’ının kendisine ilgi göstermesi olduğu iddia edilmiştir. Paşanın İngiliz aleyhtarı olmasının nedenlerinin ise İngilizlerin 1882’de Mısır’ı işgal etmesi ve 93 Harbi’nde Osmanlı Devleti’ni Rusya karşısında yardımsız bırakması olduğu iddia edilmiştir.

Tunuslu Hayreddin Paşa ile Mücadelesi

            Bu mücadelenin temel sebebinin, iki paşanın devletin takip edeceği dış politika ve ordunun ıslahı konusundaki fikir ayrılığı olduğu iddia edilmiştir. Hayreddin Paşa, devletin kurtuluşunu Avrupai usullerde yapılacak ıslahat hareketine bağlayıp İngiltere’ye yaslanan bir politikayı savunurken Osman Paşa ise yapılacak yeniliklerin Osmanlı kültür ve değerlerine ters düşmeden yapılması gerektiğini, ithal subaylarla yapılacak yenilik hareketlerinin dışa bağımlılığı doğuracağını savunmuştur. Bu mücadele sonunda Hayreddin Paşa 16 Temmuz 1879’da sadaretten istifa etmiştir[31].

Sultan II. Abdülhamid’in Gazi Osman Paşa Hakkındaki Düşüncesi

            Sultan Abdülhamid ile Osman Paşa arasındaki samimi münasebet Plevne Muharebeleri sonunda Osman Paşa’nın saraya alınması ile başlamıştır. Bu özel dostluk akraba ilişkisine dönüşmüş, Sultan iki kızını Osman Paşa’nın iki oğlu ile evlendirmiştir. Resmi görevleri ve padişah ile olan yakın ilişkilerinden dolayı Osman Paşa sarayda nüfuzlu bir yer edinmiştir. Osman Paşa’nın, Padişahı bazı noktalarda etkilediği söylenebilir. İngiliz politikasından uzak durmaya ikna etmesi ve Said Paşa’yı sadarete getirmesi bunların başında gelir.

            Padişah, Osman Paşa hakkında cereyan eden çok sayıda itham karşısında ona güvenini göstermiş ve vazifeden uzaklaştırmamıştır. Bazı yazarlar, Sultan Abdülhamid’in aslında Osman Paşa’yı yetersiz bulduğunu fakat onun asker ve halk arasındaki şöhretini kullanarak ordunun güvenini kazanmaya çalıştığını ileri sürmüşlerdir.Gazi Osman Paşa ömrünün sonuna kadar sarayda kalıp her hükümette kendisine görev verilerek Padişahin gözdesi olarak yaşamıştır[32].

Gazi Osman Paşa’nın Karakteri ve Özel Hayatı

          Gazi Osman Paşa;fiziki olarak çok uzun boylu olmamakla beraber vakur ve heybetli bir görünüme sahip,[33] esmer, geniş alınlı, iri ve siyah gözlü, gayet derin bakışlı[34] olarak tasvir edilmiştir. Gazi Osman Paşa’nın nitelikleri;sağlam ve güçlü bir bünye, nurlu bir yüz, keskin bir zekâ, yüksek bir din sevgisi, vatan gayreti, askerlik mesleğinin gerektirdiği sebat ve askerlik namusu olarak sıralanmıştır.Paşa, sakin ve sabırlı bir ruh yapısına, güçlü bir inanca, mütedeyyin ve mütevazı bir yaşayışa sahip,az ve öz konuşan bir insandır[35]. Mesleğinde sert ve ciddi bir asker olup sade yaşamayı tercih etmiştir. Vazifeleri haricinde münzevi bir yaşam sürmüştür. Az kişiyle görüşür, az ziyaretçi kabul ederdi[36].

            Düşünce ve karakter itibariyle dindar bir insan olan Paşa, kendi ifadesiyle, birkaç yıl müstesna bütün ömrü boyunca ibadetini eda etmiştir. Muarızları tarafından ise cahil, dar görüşlü ve bağnaz bir insan olarak anılmıştır[37].Gazi Osman Paşa İyi derecede Arapça, biraz da Farsça ve Fransızca biliyordu[38].

Evliliği

            Osman Nuri Paşa binbaşı rütbesindeyken, Ferik Neşet Paşa’nın kız kardeşi Zâtıgül Hanım ile evlenmiş olup bu evlilikten Ali Nureddin[39], Kemâleddin[40], Cemâleddin[41] ve Hüseyin Abdülkadir adlı dört çocuğu dünyaya gelmiştir. Sultan II. Abdülhamid, Gazi Osman Paşa’yı devlet adamı olarak çok takdir ettiği için onunla akrabalık bağı da kurarak paşanın iki oğlunu kendisine damat yapmıştır[42]

Vefatı

          Yılarca Astım hastalığı ile mücadele eden Osman Paşa 23 Mart 1316(4-5 Nisan 1900) Perşembe günü vefat etmiş ve Fatih Camii kabristanına defnedilmiştir[43] Ruhun şad olsun kahraman kumandan Gazi Osman Paşa…

 



[1] Leon E. Halkın, Tarih Tenkidinin Unsurları, (Çev: Bahaeddin Yediyıldız), TTK. Yayınları, Ankara 1989, s. 61.

[2]Sevan Nişanyan,Adını Unutan Ülke, Türkiye’de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü, Everest Yayınları, İstanbul 2010, s. 297;https://tr.wikipedia.org/wiki/GaziosmanpaşaTokat.

[3]   Metin Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Plevne”, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, 1995-1996 Kültürel Etkinlikler Kitabı, s. 130.

[4] Metin Hülagü, “Gazi Osman Paşa”, TDV. İslam Ansiklopedisi, C. 13, Ankara 1996, s. 464; Metin Hülagü, Yaralı Mareşal Gazi Osman Paşa, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul 2006, s. 27-28.

[5] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 28.

[6]Halis Turgut Cinlioğlu, Osmanlılar Zamanında Tokat, 4. Kısım, 1944, s. 80.

[7]Cinlioğlu, a.g.e., s. 80.

[8] Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Plevne”, s.131.

[9] Cinlioğlu, a.g.e., s. 80.

[10] Ercüment Ekrem Talu, “Tanıdığım Gazi Osman Paşa”, Kümbet Dergisi Gazi Osman Paşa Özel Sayısı, S.13, 2009, s. 18.

[11] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 27.

[12] Yusuf Açıkel, “Gazi Osman Paşa’nın Çocukluk Döneminde Yetiştiği Eğitim ve Öğretim Kurumları”, I. Uluslararası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ve Dönemi Sempozyumu Bildiriler, Tokat 2004, s. 32.

[13] Metin Hülagü, Gazi Osman Paşa, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1993, s. 28.

[14] Hülagü, a.g.e., s. 29;Açıkel, a.g.m., s. 37.

[15] Açıkel, a.g.m, s. 33.

[16] Bazı kaynaklar, Sıbyan Mektebi’nden sonra onun Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi’ne gittiğini yazmışlardır ancak bu bilgi Paşa’nın kendi ifadeleri arasında yer almamaktadır(Açıkel, a.g.m., s. 34).

[17] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 29.

[18] Hülagü, Gazi Osman Paşa, İz yay., s. 31.

[19]Açıkel, a.g.m, s. 33; Hülagü, Gazi Osman Paşa, İz yay., s. 31.

[20] Hülagü, Gazi Osman Paşa ve Plevne, s. 132.

[21] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 32.

[22] Hülagü, Gazi Osman Paşa, İz yay., s. 36

[23] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 34.

[24]Açıkel, a.g.m., s. 35.

[25] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 35.

[26] Açıkel, a.g.m., s. 35.

[27] Açıkel, a.g.m., s. 35.

[28] Metin Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Siyaset”, ”, I. Uluslararası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ve Dönemi Sempozyumu Bildiriler, Tokat 2004, s.108.

[29] Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Siyaset”, s. 111-114.

[30] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 264-265.

[31] Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Siyaset”, s. 120-124.

[32] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 269-273; Hülagü, “Gazi Osman Paşa ve Siyaset”, s. 126-129.

[33]Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 277; Açıkel, a.g.m., s. 48.

[34] Besim Özcan, “Birinci Kolordu Başkâtibi’nin Kaleminden Gazi Osman Paşa”, Kümbet Dergisi Gazi Osman Paşa Özel Sayısı, S.13, 2009, s. 26; Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 277.

[35] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 277.

[36] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 279.

[37] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 243.

[38] Hülagü, “Gazi Osman Paşa”, TDVİA. s. 465.

[39] 1899’da II. Abdülhamid’in büyük kızı Zekiye Hanım Sultan ile evlenmiştir(Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 283).

[40] 1898’de II. Abdülhamid’in ikinci kızı Naime Hanım Sultan ile evlenmiştir(Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 284).

[41] Gazi Osman Paşa vefat ettiğinde, Almanya’da askeri tahsilde bulunan veHünkâr Yaveriolan oğlu Cemaleddin(Cemal) Bey de İstanbul’a gelmek için hareket etmiştir(Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 294).

[42] Hülagü, Gazi Osman Paşa, TDVİA.s. 465.

[43] Hülagü, Yaralı Mareşal, s. 293.

  
45 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın