• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Türkiye'nin Çıplak Tarihi / Kollektif

Siz, yaşadığınız, üzerinden zaman geçmiş, geride kalmış yılları ne kadar anımsıyorsunuz? Arada sırada geriye dönüp, o zaman diliminde yaşadıklarınızı anılar bohçasından çıkarıyor musunuz? O yıllardan birine bugün nasıl bakıyorsunuz, o zaman bazı notlar aldınız mı, sizin üzüldüğünüz, mutlu olduğunuz bireysel olaylar, kişisel olaylar neydi? Toplumsal hadiseler üzerinden mi, yoksa kişisel deneyimleriniz üzerinden mi kaydediyorsunuz geçen yılları? Bu ve benzer soruları merak ederim zaman zaman.

Cem Mumcu’nun editörlüğünü yaptığı Türkiye’nin Çıplak Tarihi kitabı bunlara cevap verdiği kadar, yaşadığımız yılların kişisel tutanaklarını sıralıyor. Her yazar bir yılı yazmış. Kendi tarihi kadar genel tarihi de kaleme getirmiş.

Kitap, 1946–2014 yılları arasını kapsıyor. Kapaktaki yazı şöyle: “69 Yazardan 69 Yıl”.

Bu kitabı alışılmış “tarih” kitaplarıyla karıştırmamak gerek… Kişisel tarihler yazılmadan, genel bir tarihin yazılmasını zor görürüm. Burada her yılı bir başka yazardan okuyacaksınız, kimilerinin düşüncesine, anımsadıklarına katılacaksınız, kimilerinin anlattığının önemli olduğu iddiasına katılacaksınız ya da reddedeceksiniz. Bazılarına ilâveler de yapabilirsiniz.

Her yaşa göre ayrı bir etki ve değer taşıyan bir kitap bu. Eski kuşaklar bütün bu yıllar arasındaki olayları, anılarının mağarasından çıkarıp düşünecek. Bir tarih değerlendirmesi yapacak. Genç kuşaktan biri o zamanları öğrenecek, belki de bu öğrenme sonucunda bir tarih okumasına başlayacak.

Bireysel tarih dedim ama bu ülkede yaşayan herkes kendi başına bir tarihi yaşayamaz, bırakmazlar. O yüzdendir ki kendini anlatırken önce yaşadığı şehri, sonra da ülkeyi, ülke insanını anlatıyor hepsi.

Kimi isyanı kimi itidali yansıtıyor. Kitapta kimlerin yazdığını gördüğünüzde, yani içindekiler sayfasına baktığınızda mutlaka okuma isteği duyacaksınız. Üstelik onların yazılarından, denemelerinden, şiirlerinden, öykülerinden, romanlarından haberdarsanız, yazının ne olacağı konusunda tahminde de bulunabilirsiniz. Kitaptaki yazılar da kimi bir mektup, kimi bir günlük, kimi öykü, kimi deneme tadında!

Bu yazılardan bir genel tarih kitabı oluşturabilir misiniz? Neden olmasın? Çünkü bu malzemeleri elden geçirip, kronolojik bir düzene sokabilirsiniz. Bence renkli, eğlenceli bir kitap çıkabilir ortaya. Benim kuşağımdan olanların yazdıkları hiç kuşkunuz olmasın benim için çok daha ilgi çekici. Neden derseniz, birtakım olayların, kişisel izdüşümlerin ben de tanığı olmuştum, hatta birlikte yaşamıştık. Bir ortaklık algısı yanında, onların nasıl hatırladıklarını ve aktardıklarını merak ettiğim için ilgiyle okudum. Tabii bir süre sonra diğer genç adların bugünleri nasıl gördüklerini, nelere dikkat ettiklerini, neleri öne çıkardıklarını görerek okudum. Kendi kuşağımdan sonra 2000, 2010’ları anlatanları okuyunca, daha karamsar bir dünyanın, ülkenin hüzünlü insanlarıyla tanıştığımı söylemeliyim!

Gerçi Türkiye’de her kuşağın hayatında özgürlük kısıtlamaları, darbeler vardır; adeta bunlar ortak bir tarihtir. Onun için de herkesin yazısında rastlanır. Ancak son yıllardaki “karamsar” tablo üzerinde düşünmek gerektiriyor.

Türkiye’nin Çıplak Tarihi türündeki kitapları neden çok severim? Çünkü çeşitliliği içerir. Yıllar, yazanın dünya görüşü, anlayışının yanı sıra başka bir özelliği de yansıtır. Bu da her yılın üslubunu, değerlendirme yöntemini de vurguluyor. Böylece meselelere yaklaşımını, kuşak farkını da gösteriyor.

Çağrışımlar yaratan bir kitap

Kitapta yer alan yazarların o yılı, kendi hayatı üzerinden anlattığını söylemiştim. Yaşananlar veya yaşanamayanlar bütün çıplaklığı, şeffaflığı ile yazıldı mı, net bir cevap vermek mümkün değil. Bakıp şunu söylemek mümkün tabii, ben o yılı nasıl anlatırdım? O yıl ben neler yaşadım, ülke neler yaşadı, ülkede yaşananlar benim hayatımı nasıl etkiledi… Zengin soru ve çağrışımlar yaratan bir kitap.

Kitap, resmî tarih kavramına da önemli bir dipnotu özelliği taşıyor. Resmî tarihten alınan bilgilerin düzeltilmesine de bu kitapta rastlayacaksınız. Her bildiğiniz, her okuduğunuzun farklı yorumlarını da bu kitapta bulacaksınız.

Kitaptaki zaman dilimleri şöyle sıralanıyor: 1940’lar, 1950’ler, 1960’lar, 1970’ler, 1980’ler, 1990’lar, 2000’ler, 2010’lar. Oktay Akbal’la başlayan yazılar Ebru Demetgül ile sonlanıyor… Her yazı bir serüven, bir saptama ekseninde toplumsal kanavayı oluşturuyor. Çünkü bu deneyimler bireysel olarak nitelense de, bir toplumda yaşayan, onu birçok unsurun kuşattığı bir ortamda yaşanmıştır. Bu gerçeği her yazıyı okurken göz önünde bulundurmalıyız.

Benim kanımca bu kitabın tanıtılması, yerimiz müsait olsaydı, içeriden yazı örnekleriyle mümkün olurdu. Ancak kitabın tek şiirini Fazıl Hüsnü Dağlarca yazdığı için, yazıma onun “Diriydik yine de tek tek” diye sonlanan, Diriler Yılı şiirinden bölüm aldım.

Diriler Yılı
1947’yi yaz dediler bana
1947 yoktular
Kalabalık doldurmuştu yolları sokakları
Yüzleri ta eskiden kalma birer çocuk
Şeker yoktular kahve yoktular çay yoktular ekmek yoktular
Milli Şef İsmet Paşa günleriydi
Ağaçlarda yaprak yoktular
Gökyüzü öylesine çökmüştü ki
Gündüzleri ışıksızdılar ya
Geceleyin karanlıkta yoktular
II. Dünya Savaşı bitmişti
Kızıl Rusya parlamıştı daha kıpkızıl
İçerdeki açlık iki kolda yürüyordu adım adım
Başlamıştı köy göçü büyük kentlere
El ayak gövdeleriyle yoktular
Dağlarca Kızılırmak Kıyıları’ndaydı
Üç Şehitler’in denemeleri içinde
Sözcüğün öteki yakasına geçmişti
Toplumda değildi toplum
Toplum yoktular
Gazeteler parmakları kopuk ellerde
Yazıda gerçek yoktular
Batı’dan düşünüyorlardı yurt içinden uzak
Kiminin başında görülmez sarıklar göstermelik
Devrim yoktular
İkiye bölmüşlerdi kalabalığı
Sağcılar solcular birbirinde yoktular
Elmanın yarısı komünistti yarısı faşist
Elma içindeki kurdu göremezlerdi ki
Anadan doğma körlükte yoktular
Anadolu’m görmüş geçirmiş çınardı sanki
Çürümüş tarlalarda yoktular
Seçilmemiş devlet
Seçilmemiş alın yazısı gibiydi
Yaşamak yoktular
Diriydik yine de tek tek

Resmî olmayan, bireyselden genele yol alan ilgi çekici bir tarih. Her kitaplıkta olması gereken bir kitap.

Doğan Hızlan

  
20 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın