• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Türk İstiklal Harbinde İsmet Paşa / Tugay Şimşek
Ecnebi Devletler Birinci Harbin galibi olarak, bir galipten çok daha fazlasını almak istemişlerdir. 19. Asrın sonlarında Çarlık Rusya’nın yanında İngiltere ile Osmanlı Devletinin ilişkileri, Ermeni Azınlık Meselesi nedeniyle açılmıştı. İngiltere, Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu bu coğrafyada yeni düzeni uygulamak istiyordu. Dünya artık kabuk değiştiriyordu. Yeni düzende Emperyalizm denen sistemin temelleri bu zamanda ve Ortadoğu ile Afrika’nın Kuzeyinde atılacaktı. Büyük Devletler ticaret yapmak için Küçük Ülkelerin gelişmesini doğal olarak istemeyeceklerdir. Büyük hedeflere ulaşmak için stratejik noktaların kontrolü ile küçük hedeflere odaklanılıyordu.

Osmanlı Devletinin çekirdeği de bu dönemde değişime uğramıştır. Artık 20. Yüzyılın başındaki Ulusalcı akımlar başarısız olmuşlardı. Bu görüşü savunanlar da beceriksiz ilan edilmişlerdi. Osmanlı Devleti, Harpte yediği tokadın acısını derinden hissetti. Faturayı da Ulusalcı görüşe çıkardılar. Binaenaleyh Ulusalcı yapı tümden değişerek, mandacı görüşler türedi ve kabul ettirildi. Endişe hat safhaya varınca, İngiltere’ye karşı denge politikası gütmek, hatta İngiltere’nin yeni dünya düzenine adapte olmayı vaat ederek, otonom bir devlet gibi yaşamayı kabul ettiler. Kabul etmekle kalmayıp, dikte ettiler, zorladılar. Bu gruba göre öteki türlüsü İttihatçı özellikleri barındıran çarelerdi. Binaenaleyh İttihatçılar bizim başımıza bunca bela açmışken, onların görüşlerini benimseyemezdik. Fakat hiçbir şey hesaplandığı gibi olmadı. İngiltere’nin dostluğuna güvenen bu grup, her ne kadar Yunan Mezalimini tetkik ettirse ve bunun raporlarını yazdırsa da üzerinde durmadı, kamuoyu oluşturmadı ve dikkat çekmedi.[1] Yine İngiliz yanlısı olan bu Osmanlı Ricali, İngilizlerin çok sayıda İttihatçı yakaladığını gördü. Fakat bu duruma hayıflanmak yerine, yukarıda arz ettiğim sebepler yüzünden bilakis memnun kaldılar. Hâlbuki İngilizler, bu süreçte manipülasyon yaparak, yalnız Ermeni Tehcirinden ve İttihatçılardan tevkifte bulunmadı, Suçsuz yere sırf görevini yaptığı için İngilizlerin tevkif ettiği, idam ettiği ve Malta ile Mondros Adalarına sürdüğü insanlar vardı.[2] Osmanlı Ricali burnunun ucundaki bu haksızlıkları göremedi. Görenler olduğu zamanda ise Damat Ferit, Kabinesini revize ederek temizledi. Hatta Osmanlı Ricali bu kanunsuzlukları iyi karşıladı. İngilizlere, İttihatçı listesi bile verdiler. Son bir örnekte Osmanlı Devletinin önüne sundukları Barış Anlaşmasıdır. Mandacı görüşe sahip Osmanlı Ricalinin düşüncesi artık tam bir denge politikasını güdüyordu. Bu adamlar, öyle çaresiz kalmışlar ki, hiçbir planları olmadan “belki otonom bir devletimiz olur” diyerek bu haksız anlaşmayı da imzaladılar. Bu adamlar, İngilizlerden sürekli koruyuculuk yapacağını hayal ettiler. Ama İngiltere, bu çetin dönemde Osmanlı Devletinin daima karşısında oldu. Bu durumu bazı Osmanlı Ricali gördü. Ama onlar da Amerikan Başkanı Wilson’un 8 Ocak 1918’deki prensiplerini esas alarak, bir süre Amerikan Mandasına girilmesini savundular. Bunlardan başka bir grup vardı ki, o grup bu dönen entrikaları çözmüş ve ekseriyeti Anadolu’ya kendini atmıştı.  Bu adamlar iyi eğitim görmüş, lisan ve coğrafya bilgisine sahip, Osmanlı’nın uzman askerleridir. Sultan Abdülhamit’in(1876 – 1909) ağır ve zor dönemlerinden geçmişler, o dönemler de dahi Avrupa görmüşler, ağır sansüre rağmen lisan eğitimi, askerî eğitimler, sanat ve bilim de kendilerini ciddi derece de yetiştirip, Batılı Osmanlı Paşaları konumuna gelmişlerdir. Bu kadrolar, üzerinde durduğum sebeplerden dolayı ciddi öngörü becerisine, ciddi sezgilere, ciddi askerî ve politik terbiyeye sahipler. İsmet Paşa’da bu kadroların içinden gelmiş, son derece çalışkan ve üretken bir büyüğümüzdür. Kendisi Birinci Harp ve Mütarekenin ilk aylarıyla beraber gerek Dersaadet’de gerekse de çeşitli kıtalarda önemli görevlerde Osmanlı Memalikine hizmetlerde bulunmuş, 3 Nisan 1920’de Anadolu’ya geçmeden önce dahi bu hizmetlerine devam etmiş ve Birinci Harp’te Kafkas ve Suriye Cephelerinde mühim muharebelere katılmıştır. Konumuz İsmet Paşa’nın Anadolu’ya geçmesinden itibaren İzmir’in Kurtuluşuna değin yazılmasına tercih edildiği için incelememize bu hususlara değinerek devam edeceğiz.

1. Anadolu’ya Geçişinden, Birinci İnönü’ye Kadar
3 Nisan 1920 – 5 Ocak 1921

İsmet Paşa gibi önemli şahsiyetler, Cumhuriyetin erken döneminde görev yaparken, İstiklal Harbinde ve Birinci Harpte mühim tecrübeler kazanarak, o noktalara eriştiler. İsmet Paşa bir de Lozan’da bu tecrübelerine yenisini ekledi. Anadolu’ya geçene kadar İsmet Bey’i pek göremiyoruz. Ancak İsmet Bey, bu dönemde İstanbul’da hizmet vermektedir. İsmet Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın eski arkadaşlarındandır. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçmeden önce kendisinin mütalaalarını almıştır. Mustafa Kemal Paşa ona çok güveniyordu. Birinci Damat Ferit Dönemi bittiğinde(30 Eylül 1919), İstanbul ile Sivas anlaşmak için temaslarda bulunmaya başlamıştır. Bu süreçten önce Sivas ve İstanbul arasında 20 – 25 gün boyunca telgraf muhaberesi kesikti. Heyeti Temsiliye haberleşmeyi kesmiş, İstanbul Hükümeti, İngilizlerin savaş istememesi nedeniyle istifa edince, Heyeti Temsiliye bazı şartlar öne sürerek telgraf muhaberesinin açılacağını önermiştir. Heyeti Temsiliye, Damat Ferit Hükümetinin düşmanca tutumlarından usandığı için telgraf muhaberesini kesmişti. Bahusus Ali Galip Hadisesi bu dönem dâhilinde Heyeti Temsiliye’nin sabrını taşıran son damla olmuştur. İşte bu cereyanlardan sonra Heyeti Temsiliye’nin Ali Rıza Paşa Hükümetine yaptığı teklifte bazı atamaların yapılmasını istenmiştir. Bir defa Heyeti Temsiliye, Damat Ferit gibi bir hükümet istemiyordu. Zaten o ortamda artık hiçbir Osmanlı Aydını, Ricali, Bürokratı Damat Ferit’i onaylamıyordu. Binaenaleyh Heyeti Temsiliye’de bunu biliyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın, Albay İsmet Bey’e güvenini gösteren en mühim emarelerden bir tanesi: onu Harbiye Nezareti Müsteşarlığında görmek istemesidir. Kabine Dâhiliye Nazırı Damat Şerif Paşa dışında neredeyse Heyeti Temsiliye’nin istediği gibiydi. Mustafa Kemal Paşa askerî makamlara da isimler zikretmiştir. Genelkurmay’a Fevzi Paşa, 20. Kolordu’ya eskisi gibi Ali Fuat Paşa, 12. Kolordu’ya Albay Refet Bey gibi… İşte bu Ekim 1919 – Nisan 1920’ye kadar Albay İsmet Bey, İstanbul’dan vatan vazifesi ifa etmeye çaba harcamıştır.[3]

Albay İsmet Bey, İstanbul’daki mühim makamlar İngiliz İşgaline uğrayınca 19 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da toplanma çağrısına riayet etmiştir. Binbaşı Saffet(Arıkan) Bey ile Ankara’ya beraber gitmişlerdir. Saffet Bey ile ikisi trenle Maltepe’ye gittiler. Orada Piyade Talimgâhından yardım almak istiyorlardı. Bir gece burada misafir oldular. Saffet Bey ile İsmet Bey’e iki er kıyafeti verdiler. Ellerine de çıkış yapacakları vesikalar tutuşturdular. Mütareke Döneminde İşgal Devletlerinin giriş çıkışları çok sıkı kontrol ettiklerini bilmek için tarihçi olmaya gerek yok. İkisi de bir asker kafilesine denk gelmişler ve aralarına karışmışlar. Ellerindeki vesikaya göre ikisi de ormancı asker olmuşlardı. Soranlara bu şekilde kendilerini tanıtacaklardı. Bu adamların iyi eğitim görmüş kadrolar olduğunu belirtmiştim. Aynı zamanda cesur adamlardı. İzmit işgal altında olduğu için el değmemiş köylerden geçerek ilerliyorlardı. Tabii Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısına kulak veren başka kafilelerde mevcuttu. Celalettin Arif Bey’in bulunduğu bir kafileye katıldılar. İzmit’te İngiliz Askerleri kaynıyordu. Adapazarı da güvenli değildi. Bu noktada kafile Albay İsmet Bey’in coğrafya bilgisinden yararlandı. Kafileyi İngilizlere yakalanmadan bazı geçitlere yönlendirdi. Hendek’te bir gece bir köylünün evine misafir oldular. Geçitlerin bulunmasında büyük rol oynayan Albay İsmet Bey’e, kafilenin ekseriyeti kafile kumandanı yapmaya karar verdiler. Ancak Bolu’da bu unvan kaybolmuştu. Yine burada da bir gece misafir oldular. Bolu’dan sonra kayda değer bir durum yoktu. 20 gün süren tehlikelerle dolu bu yolculuk 3 Nisan 1920’de Ankara’da noktalandı.[4]

Albay İsmet Bey, Mustafa Kemal Paşa ile beraber aynı karargâhta kalıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Bey’in Edirne’den Mebus olmasını istiyordu. Bunu İsmet Bey’e açıkça söylemişti. İsmet Bey, bu ricayı geri çevirmemiş ve Edirne’den mebus seçilmişti.[5]

Meclis 23 Nisan’da açıldı. İlk etapta Meclisin adı tartışıldı. Bazı endişeler mevcuttu. İstanbul’a, Saltanat’a ve Hilafet’e muhalif olunmak istenmiyordu. Meclisin geçici olması arzu ediliyordu. İstiklal - i tamamiyet sağlanınca Meclis’te, Hükümette gerçek sahibine İstanbul’a geri verilecekti. Mustafa Kemal Paşa, ilk etapta bu endişelere yanıt vermedi. Sulhun bozulmasının birliği de bozacağını biliyordu. Meclis’e “Fevkalade Yetkilere Haiz Meclis” dediler. Zamanla bu isim “Büyük Millet Meclisi” olarak yerine oturacaktı. Mustafa Kemal Paşa, durumun anlaşılması ve neden bu Meclisin açıldığının iyice idrak edilmesi için bugüne kadar seyreden siyasi olayları sıralayan uzun bir nutuk irad etti. Aynı gün(24) Mustafa Kemal Paşa’yı Meclis Başkanı seçtiler.[6]

Tabii Meclisin bir de hükümeti olacaktı. İstanbul’da ne hükümet kalmıştı ne de Devlet. İngiliz işgaliyle tamamı tarumar edilmişti. 3 Mayıs 1920’de İlk İcra Vekilleri Heyeti seçildi. Albay İsmet Bey, bu heyette 129 oy ile Genelkurmay Vekili oldu.[7] Meclis Haziran ayına kadar Hilafet Ordularıyla, Şeriatçılarla, İngilizcilerle, Kürt Milliyetçileriyle, Azınlıklarla uğraşmak zorunda kaldı. Şu an’a kadar Anadolu’da pek çok isyan patlamıştı. Hepsi de başarıyla bastırılmış ama Heyeti Temsiliye’ye maddi ve manevi kayıplara sebep olmuştur.[8] Bu tecrübeli adamlar, Beypazarı’nda gece vakti olan çatışmalardan korkmuşlardır. Kim olsa korkardı. Çünkü ellerinde Meclis’i müdafaa edecek 20 Asker ancak vardı. Her an Meclisi basabilirlerdi. Beypazarı ya da Nallıhan dediğimiz noktalar Ankara’ya “şurası” denecek kadar yakınlardı. Albay İsmet Bey’de vatan ve milleti İngilizlerin kontrolünden kurtarmak için Milli Dava uğruna bu korkuyu yaşayanlar arasındaydı. Bu isyanlar Meclis’i çok zorlasa da teker teker bastırılıyorlardı. Ancak bastırılırken dediğim gibi kayıplara neden oluyordu. Meclis’i asıl zorlayan yokluktu. İstiklal Savaşı Türk’ün en büyük mucizesidir. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bu hareketi başlatırken, sadece ismi ve statüsü vardı. Ne kendisinin ne de arkadaşlarının parası yoktu. Yazının başında belirttiğim evsaflara sahiptiler. Şimdi Meclis’i açtılar. Bina lazım. Mebuslar gelecek kalacak yer ve maaş lazım. Üstelik İç Ayaklanmalar almış başını yürümüştü. Bunlarla çarpışan birliklerin iaşelerinin halledilmesi gerekiyordu. Kuvayi Milliye’nin örgütlendiği noktalara para göndermek, onları yaşatmak gerekiyordu. Ne yiyecek, nasıl giyinecek, bunlara ciddi cephane ve silah gerekiyordu. Telgraf muhabereleri yapılacak uzman memur ve bu memurlara da maaş gerekiyordu. Kısacası muazzam bir organizasyonun gerçekleştirilmesi şarttı. Peki bunlara nasıl imkân sağlanıyordu. Erzurum Kongresinden itibaren Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a bağlı olan mülki amirleri, memurlarıyla beraber lağvedip, yerlerine kendi atadığı adamları yerleştirdi. Tabii bu makamlardaki İstanbul Hükümetinin adamları lağvedilirken, makam odalarındaki kasalar doluydu. Mustafa Kemal Paşa bu paralara el koyup, Heyeti Temsiliye’nin idarî ve askerî işlerine kullandı. Heyeti Temsiliye’nin yoksul olduğunu kanıtlayan bir örnekte; Kuvayi Milliye’nin halk’ı gasp etmesidir. Netice olarak Kuvayi Milliye’ye para yetiştirilemedikçe, bazı yerlerde maalesef istenmeyen olaylar vukua geldi. Yetmezmiş gibi İngiliz siyaseti yine hortladı. İngilizler, İstanbul ve Çanakkale’de 5000 civarında askerlerini korumak için aradaki sınıra Yunan Askerlerini tampon yapmak istediler. Hyhte ve Bologna Konferanslarında Yunanlıların Milne Hattını geçmelerine müsaade ettiler.[9] Bu Yunan Kuvvetleriyle düzenli birliklere mensup, üç Türk Tümeni mücadele etti. Bütün bunların ihtiyaçları karşılanmak zorundaydı. Tabii sadece mülki makamların bütçeleriyle işler dönmüyordu. Türk Vatandaşlarının Kemalist harekete ciddi sempatisi vardı. Kuvayi Milliye ve Nizami Birliklerini halk coşkuyla karşılıyor, ellerinden geldiğince askeri doyuruyorlardı. Anadolu’nun çeşitli noktalarından gerek Heyeti Temsiliye döneminde gerekse de Meclis Hükümeti döneminde yüklü miktarda hibeler yapılmıştı.[10]

Yeni şartlar Osmanlı Devletini zorluyordu. Devlet demek doğru değil ama yine de telaffuz ediyoruz. Çünkü Devlet sadece bir hükümetten ibaret kalmıştı. O da İngilizlerin elinde hareket ediyordu. Mustafa Kemal Paşa bütün yerel yönetimleri almış, Devlet ancak İngiliz yönetiminde bir hükümetle, Kemalist Dava ile mücadele ediyordu. Yeni şartlardan ne kastettiğimizi açalım. Yunan Kuvvetleri 22 Haziran 1920’de hareket etmiş, 8 Temmuz’da Bursa işgal altına alınıncaya kadar ilerlemiştir. Osmanlı Hükümeti bu şartlara dayanamadı ve 20 Temmuz’da anlaşmayı imzalamaya karar vererek, murahhaslarını atadı. 10 Ağustos’ta Fransa’nın Sevr Kasabasında toplanan taraflar Osmanlı Devletinin anlaşmayı imzalamasıyla dağıldılar.[11] Ankara bu duruma büyük tepki gösterdi. Hatta başından beri hükümetin yanında olan İstanbul Gazeteleri dahi bu Anlaşmanın haksızlığına dikkat çekmeden duramadılar. Ankara Hükümeti karşılaştığı gücün yazının başında anlattığımız dünya düzenini şekillendirmeye çalışan büyük güçler olduğunu düşünerek, profesyonel davranmaya çalışıyordu. Bir defa Büyük Güçleri çete mensuplarıyla yenemezlerdi. Önce savaşı kazanacaklardı. Barış masasına ikinci safhada istedikleri şartlarda dâhil olacaklardı. Bu işler kolay değil. Yukarıda sözünü ettiğim, askerî birliklerin silahları, yedirilip, içirilmeleri, barınmaları vs. Ankara sağlıyordu ve Ankara bu sırada pek çok ayaklanmayı sorunsuz bastırıyor, Yunan Askerlerini de kayba uğratıyordu. İşte bunu yapan Genelkurmayın ta kendisiydi. Albay İsmet Bey’in dönem dâhilinde Genelkurmay Vekili iken yaptığı hizmetler takdire şayandır. Yavaş yavaş profesyonel ordu kurulacaktı. Bu hususa da bütçe ayrılmıştı. Temmuz Ayında Zabit Namzetleri Talimgâhı kurularak, asker ihtiyacı karşılanmıştır. Profesyonel Ordu, hemen kurulamazdı. Bu işleri idare edecek kadronuzun muazzam çalışması gerekir. Yunan Ordusu o dönem tamamıyla 120.000 civarındadır. Tabii İzmir’deki Birlikleri de dâhildir. Muharip olarak 50.000 civarında çeşitli mahallerde konuşlanmış kuvvetleri vardır. Bu 50.000 Askerin tamamını bir muharebe de kullanması mümkün değildir. Kuvayi Milliye’nin bu kadar mevcutlu, teçhizat ve bir arada bulunması mümkün değildir. Dönemin Genelkurmay Vekili İsmet Bey ve Mustafa Kemal Paşa Düzenli Birliklerinin hazır olması için uzun zaman çalıştılar. Ancak bu çalışmalara rağmen Yunanlıların üçte birine ancak varılabildi. 9 Kasım 1920’de Albay İsmet Bey, Batı Cephesinin Kuzey Kanadı Kumandanlığına getirildi.[12] Ancak bazı çeteler bu duruma karşı çıktılar. Bahusus Çerkes Ethem ve Reşit Kardeşler, İsmet Bey’i hedef alacaklardır. Çünkü bu işin başını çekenlerden birisinin de İsmet Bey olduğu bir gerçektir. Burada Çerkes Ethem’in, İsmet Bey’in emrine girmemesini kabul ederiz. Ancak Ethem ve Reşit’in esas öfkeleri Düzenli Birliklerin kurulmasıdır ve Ethem ile Kardeşi bu durumun müsebbibi olarak İsmet Bey’i görüyorlardı. İsmet Bey’in Anadolu’ya gelmesinden bu tarihe kadar nelerle mücadele ettiğini anlattığımızı düşünüyorum. İnönü Muharebeleri elbette önemlidir. İsmet Paşa hep İnönü Muharebeleri ile savunulur ama asıl hizmetleri İnönü Muharebeleri öncesi ve sonrasında ziyadesiyle mevcuttur.

Ertuğrul Grubu Kumandanı Albay Kazım(Özalp) Bey, Çerkes Ethem ile görüşmek üzere Kütahya’ya gitmiş, ancak Ethem ile değil Kardeşi Reşit ile görüşmüşlerdir. Ankara, Ethem’in ne istediğini anlamaya çalışıyordu ve uygunsa Ethem’in Birliklerini, Düzenli Birliklere tahvil etmek istiyordu. Ethem, Reşit kanalıyla Refet Bey’in lağvedilmesini istemiştir. Albay İsmet Bey durumu kavramış ve Genelkurmay Vekâletine Ethem’in, Refet Bey’i lağvettirerek, sorumluluğu kendisine yıkmak istediğini ve böylece Kuvayi Milliye aleyhlerinde bulundukları yönünde Ethem’in kamuoyu oluşturup, kuvvet toplayacağını ve sonra da bu kuvvetlerle Ankara’da ihtilal yapacağını bildiren bir telgraf çekmiştir.[13] O sırada Batı Cephesi, Ethem’in şekil ve vaziyetini tetkik ediyordu. Sağdan soldan Ethem’e saldırmak üzere mücehhez kuvvetler toplamaya çalışıyorlardı. Ama önce ikna edilmeye çalışılacaktır. Ethem ise Ankara’dan tamamen ümidi kesmiştir. Yetmezmiş gibi Demirci Efe’yi de yanına almaya teşebbüse çalışmıştır. Demirci Efe’ye yazdığı 9 Aralık 1920 Tarihli mektupta kendisini, Yörük Ali’yi ve Demirci Efe’yi Ankara’nın öldürmek istediğini bildirmiştir. Hatta ileri giderek, Demirci Efe’yi öldürülmesi için Refet Bey’in, kendisini öldürmesi için İsmet Bey’in görevlendirildiklerini yazmıştır. Ethem’in bundan sonraki cümlelerinde bu kumandan hakkında “namussuzlar” demesi dikkatleri çeker. Bu iki kumandanın hazıra konduğunu düşünüyordu. Özetle Ethem, Demirci Efe ile birleşmek istemişti.[14] Refet Bey, tam zamanında devriye gezerek, Keçiborlu taraflarında Demirci Efe’yi kuşattı ve Demirci Efe ile Ethem’in bütün bağlantısını kesmiş oldu.[15] Albay İsmet Bey, 11. ve 61. Tümenlerine Ethem’e karşı hazır olmalarını emretti.[16] Ethem, Demirci Efe ile birleşmeyi başaramayınca, Yörük Ali Efe’yi de denemiş ama mektubunu Yörük Ali Efe’nin eline ulaşamadan Ankara ele geçirmiştir. Sonunda başa çıkamayacağını anlayan Ethem, Kardeşi Yüzbaşı Tevfik’e, Batı Cephesine gönderilmek üzere bir mektup yazmış ve Batı Cephesinin Kuvayi Seyyare tarafından üst olarak tanınmadığını bildirmiştir.[17]

Mustafa Kemal Paşa, son kez Ethem ile olan sorunlarını halletmek istiyordu. Aralık’ta yazdığı mektupta Ethem’e bir heyet göndereceğini bildirmiştir.[18] Ethem, heyete isteklerinden vazgeçmediğini bildirmiş, heyet bu yönde raporunu sunmuştu. İcra Vekilleri Heyeti toplantı yaptı. Toplantıdan sonra Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Kumandanı İsmet Bey’e “Ethem’i dağıtın” emri verdi.(27 Aralık)[19] İsmet Bey’in Kuvvetleri 30 Aralık’ta Kütahya’ya girdi. Ethem’de çekilmek zorunda kaldı.[20] İsmet Bey, Ethem’e teslim olmasını bildirmişti. Ancak Ethem’in cevabı son derece sert oldu. Özetle şöyle dedi: “… Beni ve benim kuvvetlerimi ezecek, imkânınız vardı da Uşak için teklif ettiğim taarruzu niye yapmadınız. Öyleyse, cani hep sen, hep siz… A Budala kardeş vesvese yapan siz değil misiniz?... Siz ve sizin gibilerin çekememezliğine, kıskançlığına, ihtiraslarınıza, memleketi feda etmenize kararlarınızdan başka ne gibi deliller gerekir… Bana kalsaydı. Ne Mustafa Kemal Meclisi Başkanı olurdu ve ne de sen(İsmet) şimdi benim idamıma ferman okuyabilirdin ve ne de Ankara Millet Meclisi koridorlarındaki çeşitli şekillerdeki silahları, o Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü işaret edebilirlerdi… Ah! Zavallı, fesatla bulanmış vatansever!... Bana karşı emniyet alınız, aksi halde hakikat ve hak muvaffak olacaktır. Tarih bana az, size çok lanet edecektir.”[21] İşte bu kadro bu adamlarla mücadele ederek, Milli Zafer elde etmişlerdir.

Çerkes Ethem iyice köşeye sıkışınca 2 Ocak 1921’de İstanbul ile bağlantı kurmuş ve Sadrazam Tevfik Paşa’dan destek istemiştir.[22] Ethem yolun sonuna yavaş yavaş geliyordu. Kuvayi Seyyare’den birliklerin bazıları da kendisini terk etmeye başlamışlardı. Bu kuvvetler, Ankara Ordusuna katılacaklardı. Ethem hususunu tam olarak halletmek üzere iken Yunanlılar bir keşif taarruzuna çıktılar. Bir sonraki bölümde bakalım Türk Ordusu iki ateş arasından nasıl galip ayrılacak.

2. Birinci İnönü Muharebesi
6 – 11 Ocak 1921

İsmet Bey, Ethem ile uğraşmaya ara vermek zorunda kalmıştı. Yukarıda ifade ettiğim üzere yeni kurulan Düzenli Türk Birlikleri, Yunanlıların ancak üçte biri kadardı. İsmet Bey, iki kuvvetle nasıl başa çıkacaktı. Yunanlıların bu harekâtı keşif içindi.  Yunan Kuvvetleri Banaz, İnegöl, Yenişehir gibi bölgelere hâkim oldular. Ethem ile uğraşması için Gediz methalinde 61. Tümen bırakıldı. Ethem 300 kişiyle bu tümene saldırdı. Tümeni masum halk ile tehdit etti. Gediz Kasabasına top ateşinde bulundu. Gediz’in içindeki 190. ve 174. Alaylardan bazı birlikler Kazayı tahliye ettiler. Ethem Kuvvetleri de 8 Ocak’ta 1000 kadar mevcutla önce Gediz’i işgal etti, sonra da kaptırdığı Kütahya’ya tekrar hareket etti. Yunanlılar, Bursa ve Uşak istikametlerinden olmak üzere iki koldan saldırıyorlardı. Bursa Cephesinde Çivril ve Pazarcık’a varmışlardır. Acil takviye gerekiyordu. Binbaşı Nazım Bey’in hilafındaki 58. Alay, bir makineli tüfek ve bir dağ bataryası ile İnönü tren istasyonuna gelmişti. Ayrıca Ethem’den ayrılıp, Batı Cephesine yardım etmesi emredilen 1800 Süvari Birliği acele Kütahya’dan yola çıkacaklardı. Yunan Kuvvetleri 9 Ocak’ta Bilecik ve Bozüyük’e kadar ulaşmışlardı. Böylece İnönü mevziine gelmişlerdi. Takviyeler ise son an’da imdada yetişmişti. Kütahya’ya yürüyen Ethem Kuvvetlerini de Süvari Tugayı ve 190. Alaydan birlikler durdurdular. Batı Cephesinde durum çok nazikti. 174. Alayın, Ethem kanadından derhal Batı Cephesinin Kuzeyine kaydırılması şarttı. Ama Ethem Kuvvetleri Kütahya’ya giremeyince Derbent’e saldırmışlar, Derbent’e en yakın 174. Alay da Batı Cephesine yardıma gidememiş, Ethem’i tedip etmekle görevlendirilmiştir. Ethem’in o dönem Yunanlılar ile iletişim halinde olduğunun en açık delili: Yunan Uçaklarıyla, Türk Birliklerinin üzerine attırdığı bildiridir:

“Askerler! Şerre alet olmayın! Yoksa geliyorum ha!”

Albay İsmet Bey, sabaha karşı saat 6.30’da, Batı Cephesinde Yunan Askerleriyle muharebeye başladı. Saat 10.00’a kadar hava muhalefeti nedeniyle şiddetli çarpışmalar yaşanmadı. Albay İsmet Bey, ünlü geri çekilme manevrasıyla, Yunanlıları tuzağa itti. Öğleden sonra 15 kilometre geri çekildiği anlaşıldı. Çekilme öyle derin yapıldı ki neredeyse Eskişehir’e geleceklerdi.(10 Ocak) Yunan Kuvvetleri, keşfin sona erdiğine karar verdiler. Eskişehir’e kadar bütün coğrafyayı tespit ettiler ve uyguladılar. Ayrıca bu harp Yunanlılar için tecrübe oldu. Kuvvetlerinin ve Askerlerinin hangi noktada olduklarını gördüler. Yunan Askerî makamları bundan sonra asker ve mühimmat zayiatına gerek olmadığına karar vererek geri çekilmeye başladılar. İsmet Bey, Yunanlıların kararını öğleden sonra anladı. Takip harekâtını kontrollü olarak gerçekleştirdi. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Bey’i candan kutladı.

Bu Muharebeye şu Kuvvetler katılmıştır:

Taraf

Er

Subay

Tüfek

Ağır Mt.

Hafif Mt.

Top

Türk

8500

417

5500

47

18

28

Yunan

15.816

472

12.500

80

270

72

 
Kayıplar:

 

Türk

Yunan

 

Subay

Er

Subay

Er

Ölü

4

117

8

49

Yaralı

12

85

9

145

Esir

5

29

-

-

Toplam

21

231

17

194

Genel Toplam

252

211

 
Ethem Cephesine son olarak değinmek isteriz. Ethem Kuvvetleriyle Kütahya çevrelerinde 10 gün daha muharebe edilmiştir. 22 Ocak 1921’de Kütahya’ya giremeyeceğini anlayan Ethem, mahiyetindeki Kuvayi Seyyare’yi azat etti. Ethem bu 10 gün içinde Yunanlılarla iltica protokolü imzalamıştır. Yunanlılara sığındıktan sonra İzmir’e götürülmüş ve daha sonra Türkiye aleyhinde çalışmaya devam etmiştir.[23]

3. İkinci İnönü Muharebesi
27 Mart – 1 Nisan 1921

Birinci İnönü Zaferinden sonra gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında yoğun bir etki oldu. Gazeteler zaferi yazıyor. Yurtdışı Dergi ve Gazeteleri bile bu muharebeden bahsediyordu.[24] Politika da o oranda şekil değiştirmişti. Ecnebi Devletler, ilk defa TBMM Hükümetini muhatap aldılar. Önceden araya İstanbul Hükümetini alıyorlardı. Ankara Meclisi, kurulduğundan beri ilkeli tavır aldı ve şartlarından vazgeçmedi. Bu durum Ecnebi Devletlerin Sulh için Ankara’yı muhatap almasına sebep oldu. Ecnebi Devletler, Birinci Harpte ciddi hasara uğradı. Bu hasarın tekrarlanmasına mahal verecek ikinci bir savaşı kaldırabilecek güçleri yoktu. Bu Devletlerin tamamı rakiplerinin siyasetlerine göre dış politikalarını şekillendirirler. Bahusus İngilizler, düzen kuracakları ülkeleri bütünüyle tetkik eder ve sonuç bölümünde en doğru hareket hattını tayin eder. Ankara, İngilizlere en doğru hareketin kendilerini tanımaları olduğunu göstererek, onları zorladı. Bunu prensipleri ve kararlılıklarıyla gösterip, harp meydanlarında ispat ettiler. İngilizler, hala Ankara’yı direkt olarak çağırmamış, araya İstanbul Hükümetini almış ve Sadrazam Tevfik Paşa, bir heyetin İstanbul Hükümeti mahiyetinde Londra’daki Konferansa katılmasını Mustafa Kemal Paşa’dan istemiştir. Mustafa Kemal Paşa, ilkeli siyasetini sürdürerek, Türkiye’yi ancak Ankara’nın temsil edeceğini bildirmiştir. Tevfik Paşa bu durumu kabullenmiş ama İstanbul Hükümetinin de katılmasını istemiştir. Mustafa Kemal Paşa da ses çıkarmamıştır. Hariciye Vekili Bekir Sami(Kunduh) Bey, İtalya’ya gönderilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, hala prensiplerinden ödün vermiyordu. Ona göre konferansa resmi davet gerekliydi. O İstanbul Hükümetinin araya alınmasından hoşlanmıyordu. Ankara’nın direkt muhatap alınması taraftarıydı. Bekir Sami Bey’i, İtalya’ya temaslarda bulunmak bahanesiyle gönderdi. Aslında İtalya kanalıyla konferansa direkt davet edilmek emelindeydi. Aksi halde Ankara konferansa katılmayacaktı. Ankara’nın katılmadığı konferans ise açıkçası bir işe yaramazdı. Mustafa Kemal Paşa, emeline ulaşmış, Kont Sforza kanalıyla Ecnebi Devletler Ankara’yı davet etmişlerdi. 12 Şubat – 21 Mart 1921’de yapılan Londra Konferansı neticesiz kalmıştı. Konferansa Bekir Sami Bey’in kendi başına yaptığı anlaşmalar damga vurdu. Bekir Sami Bey, 11 Mart’ta Fransızlara, Suriye Sınırında ve Ergani’de üstünlük tanımasının yanında, Osmanlı Borçlarının düzenlenmesinde de Türkiye’nin aleyhinde, Fransa’nın lehinde bir anlaşma yapmıştır. Ertesi gün(12) İngilizlerle yaptığı anlaşmada da esir değiş tokuşunu tamamen İngilizlerin kontrolüne bırakmıştır. Bu anlaşmalar kabul edilemez anlaşmalardı. TBMM’de zaten bu anlaşmaları kabul etmedi ve Bekir Sami Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın ricasıyla istifa ettirildi.[25]  

1 Mart 1921’de Albay İsmet Bey, artık İsmet Paşa olmuştu. 14 Aralık 1915’den beri yani 5,5 senedir Albay rütbesindeydi. Bir ara rütbeler tasfiye edilmişti. Bu kadar geç terfi ettirilmesi buna bağlanabilir.[26] Rütbeler, madalyalar, nişanlar, makamlar o zaman için kolay kazanılamıyordu. 1910’dan beri asker İsmet Efendi şimdi İsmet Paşa oldu. Trablus, Balkan, Birinci Harpten beri 10 yılı aşkın bir sürede cephelerde geçmiş bir dönemdi. Osmanlı Devletinin en zor yıllarında yetişmiş bu kadro, en zor yıllarda en zor başarılara imza attılar. Şimdi de yeni başarılar bekliyordu bu yeni üniformaları… İlki yine İnönü mevzilerindeydi. Yunan Ordusu 23 Mart’tan itibaren geri çekildiği hattı doldurmaya başlamıştı. Çünkü İsmet Paşa, detaylı takip harekâtına girişmedi. 27 Mart günü cephe boydan boya şiddetli çarpışmalarla geçti. Afyon’da süngüler çarpıştı. Türk Birlikleri bu ilk teması kaybetti, dağıldı hatta kaçtılar. Durum ciddileşince Meclis Muhafız Taburu cepheye gönderildi. 29 Mart’ta Yunan Askerleri Söğüt’ü yaktılar. Yunanlılar Efzonlarla takviye edileceklerdi. Zaten sayıca Türk Tarafından üstün durumdaydılar. Bozüyük tarafı da yanan yerler arasındaydı. Ancak 31 Mart günü İsmet Paşa savaşın kaderini Yunan Tarafından Türk Tarafına çevirdi. Metristepe’den saldıran Türk Tarafı önce sarsıldı. Ancak İsmet Paşa verdiği emirde taarruzu ısrarla istedi. Süngü savaşında bazı Yunan Birlikleri mevzilerinden atıldılar. Kastamonu Kumandanlığı emrindeki 23. Türk Alayının 1. ve 2. Taburları Çankırı’dan takviye olarak yola çıktılar. Yunan Başkumandanı General Papulas’ta gelecek olan Efzonları direkt olarak Bandırma’ya indirecekti. Savaş iyice hızını almıştı. General Papulas takviye alsa da 1 Nisan’da Türk Süvarilerinin hâkim tepeleri ele geçirmesiyle mevziilerinde tutunamamıştır. Bozüyük ve Söğüt’ün geri alınmasıyla Yunan Birlikleri başladıkları noktaya dönmüşlerdir.

Bu Muharebeye şu Kuvvetler katılmıştır:

Taraf

Tüfek

Ağır Mt.

Hafif Mt.

Kılıç

Top

Türk

34.175

235

55

3500

104

Yunan

41.500

720

3134

3100

220

 
Kayıplar:

 

Türk

Yunan

 

Subay

Er

Subay

Er

Ölü

44

637

65

923

Yaralı

102

1720

215

3269

Esir

4

2

-

-

Kayıp

2

1359

-

-

Firar

4

1076

-

-

Toplam

156

4794

280

4192

Genel Toplam

4950

4472

 
Bu bölümü Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa’yı samimi olarak kutlamasıyla bitireceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa’yı bu zaferden dolayı nasıl kutladığını ve aralarında geçen telgraf muhaberesini Büyük Nutkunda bizlere aktarır.

Tebliğ
Metristepe
1.4.1921

Saat 18.30’da Metristepe’den gördüğüm vaziyet: Gündüzbey Kuzeyinde, sabahtan beri sebat eden ve artçı olması muhtemel bulunan bir düşman müfrezesi, sağ cenah grubunun taarruzuyla düzensiz çekiliyor. Yakından takip ediliyor. Hamidiye istikametinde temas ve faaliyet yok. Bozüyük yanıyor! Düşman, binlerce maktulleriyle doldurduğu muharebe meydanını silahlarımıza terk ediyor.
Batı Cephesi Kumandanı
İsmet
 
İnönü Muharebe Meydanında Metristepe’de Batı Cephesi Kumandanı ve Erkânı Harbiye Umumi Reisi İsmet Paşa’ya,

Bugün dünya tarihinde, sizin İnönü Muharebelerinde üstlendiğiniz vazife kadar ağır vazife üstlenmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin bağımsızlık ve hayatı, dâhiyane idareniz altında şerefle vazifelerini gören kumanda ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük emniyetle dayanıyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz. İstila altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdabaş oldu.

Namınızı tarihin iftihar kitabesine kaydeden ve bütün milleti hakkınızda ebedi minnet ve şükrana sevk eden büyük gaza ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin, size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş şaşalarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da nazır ve hâkim olduğunu söylemek isterim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal

Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,

Zulüm ve istibdat dünyasının en zalimane hücumlarına karşı, yalnız ve şaşkın kalan milletimizin maddi ve manevi bütün kabiliyet ve kuvvetlerini ruhundaki ateşle toplayan ve harekete getiren Büyük Millet Meclisi’nin Reisi Mustafa Kemal Paşa!

Kahraman Askerlerimiz ve Subaylarımızla Avcı hatlarında omuz omuza vuruşan Fırka ve Kolordu Kumandanları namına takdir ve tebriklerinize büyük bir iftiharla şükranlarımı arz ederim.
Batı Cephesi Kumandanı
İsmet

Bu Vesikalar İsmet Paşa’nın Türk Milletine katkılarının en derin örnekleridir.[27]

4. Kütahya – Eskişehir Muharebeleri
10 – 19 Temmuz 1921

Ağustos 1920’den itibaren Sovyetlerle ciddi temaslarımız oldu. Sovyetler 1917 Devriminde şekil ve anlam değişikliğine uğradılar. Yaşamak için türlü emellerin peşinde koşan Çar Rusya’sının yerine aynı amaca hizmet eden fakat farklı yollar izleyen Sosyalist Sovyet yönetimi gelmiştir. Sovyetler, bulundukları coğrafya da ayakta kalmak zorundaydılar. Ancak bunu Çarlık Rusya’sı gibi türlü emellere hizmet etmekte bulmamışlardır. Bilakis Batı Burjuvasına savaş açarak, Doğu’nun radikal lideri olmak istemişlerdir. Ankara’nın düşüncesi Sovyetlerle aynı doğrultudaydı. Ancak Ankara, canı ağzında hakiki hürriyet için mücadele ediyor, Sovyetler ise Doğu Milletine koruyucu gibi görünmek istiyordu. Mustafa Kemal Paşa, bunun farkında olduğu için Bolşevik olmayı reddetmiş, bir nevi Sovyetlerin Doğu Milletlerine şirin görünmesine karşılık, Türkiye’nin araç olmasına rıza göstermiştir. Fakat bunun karşılığında Trabzon ve Tuapse limanlarından ciddi şekilde ayni cephane yardımı almıştır. Bu yardım ilk etapta Sovyetlerin, Türkiye’ye şirin gözükme çabası nedeniyle fazla yapılmıştır. Nitekim 22 Eylül 1920’de başlayan Sovyet Yardımlarında, Mayıs 1921’e kadar 24.500 adet farklı cinslerden tüfek ile 87 adet top getirilmiştir.[28] Ancak Mayıs 1921’den Haziran 1922’ye kadar gelen cephane yardımı neredeyse yarı yarıya azalmıştır. Üstelik Ağustos 1920’de parafe edilen anlaşma 16 Mart 1921’de imzalanmıştır.[29] İşte Haziran 1922’ye kadar gelen tüfek ve top miktarları: 13.312 Tüfek ve top gelmemiştir.[30]

Yine de 24.500 Tüfek, Kütahya Muharebelerinde Türk Tarafının işine yaramıştır. Çünkü Tüfek sayımızı artırmıştır. Yukarıda belirttiğimiz İkinci İnönü Muharebesindeki tüfek sayısı bellidir. Kütahya Muharebelerine başlamadan önce iki tarafı da karşılaştıralım.

Taraf

Asker

Tüfek

Ağır Mt.

Hafif Mt.

Top

Uçak

Türk

122.131

60.103

432

236

162

4

Yunan

126.510

66.300

3100

3100

410

20

 
10 Temmuz 1921’de 11 tümenle saldırıya geçen Yunan Kolordularının; iki tümeni İnönü’ye, iki tümeni Tavşanlı’ya, bir tümeni Kütahya’ya, beş tümeni ise Seyitgazi’ye saldırmışlardır. Yunanlıların bir tümeni de Afyon’da yedekte bekleyecekti. İnegöl ve Yenişehir bu ilk çarpışmalarda tutunamadan işgal edildiler. Domaniç ve Orhaneli’de muharebenin ilk gününde işgal edilen noktalar arasındaydılar. İsmet Paşa birliklerini uyardı: “Bu muharebeler Savaşın son muharebeleri olabilir. Sorumlu davranın.” Yunan 3. Tümeni muharebenin ikinci gününde Türk Kuvvetlerinin Gediz Nehrindeki havaya uçurdukları köprüyü tamir ederek ilerledi. 11. Yunan Tümeni de Köprühisar’a ulaştı. 4. Yunan Tümeni, Teke yaylalarını işgal etti. Yunanlılar muharebeye iyi başlamışlardı. Muharebenin 3. günü(12) Türk Tarafı Gediz’i bıraktı. Gediz işgal edildi. Türk Ordusu Seyitömer hattında mevzilenmeye başlamıştı. Yunan 4. Tümeni, 13 Temmuz’da Afyon’u işgal etmeyi başardı. Yunan Ordusu Porsuk Çayını geçti. Türk Tarafı için durum nazikti. Pazarcık ve Tavşanlı’ya saldıran Yunan Tümenleri de başarı kazandılar. Ama Yenişehir tekrar Türk Tarafına geçti. Üstelik Türkler buradan ganimet iğtinam ettiler. Yine de Türkler için işler iyi gitmiyordu. TBMM’de çareyi cepheye gitmekte arayan mebuslar, cepheye gönüllü yazıldılar. Yunan Kuvvetleri Yumruçal – Nasuhçal Tepe zincirlerine şiddetli taarruzda bulunuyorlardı. Yumruçal’a çıkan Yunanlılar güçlükle müdafaa yaptılar. Bilecik’i kaptırdılar. Ancak Yunan Kuvvetleri burayı gece vakti tekrar geri aldı. 16 Temmuz’da Yumruçal’ın yanında Nasuhçal da işgal edildi. İsmet Paşa tüm birlikleri Eskişehir’in Doğusuna çekti. Nasuhçal işgal olurken, 4. Tümen Kumandanı Yarbay Nazım Bey şehit edildi. Bu hadise bütün Türkiye’de büyük teessüre gark etti. Hacıbayram Mezarlığına defnedilen Şehit Nazım Bey’e, TBMM tarafından Miralay payesi tevcih edildi. Yunan Askerleri 17 Temmuz’da 9. Tümen Kumandanı Albay Çoriyanis’in emrinde Kütahya’ya girdiler.[31] İsmet Paşa, hayatının en zor günlerini yaşadı. Yunan Ordusunun iyi savaşması sonucu imha edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. General Papulas, Türk Ordusunu imha etme emrini yayınladı. Durum Türk Tarafı için çok hassaslaşmıştı. İsmet Paşa, ne yapacağını bilemeyerek, Genelkurmay’dan düşüncesini sordu. Seyitgazi’nin doğusuna çekilmek için izin istedi. Fevzi Paşa Ayvacık’ın doğusunda kalmasını istedi. Yunan Ordusunda da zaferin sarhoşluğu yaşanıyordu. Yunanlılar, Türkleri bu nedenle İstiklal Savaşında yenemediler. 1919 ve 1920’de abartılı raporları, sağlam yapılmayan keşifleri, 1921 ve 1922’de de devam etmiştir. Bu defa Yunan Tebliğinde Türk Askerlerinin isyan ettiğini ve Başkumandanının(İsmet Paşa) çadırına bomba atıldığını ve yaralandığını, Kurmay Başkanının da(Yarbay Naci Bey) öldürüldüğünü yazmışlardır. Yunanlılar, Türkleri hafife alarak, sağlam tahkikat yapamamış ve Büyük Taarruz’da göreceğimiz üzere sürekli aynı hataları tekrarlamışlardır. Bu hatalar onlara sadece savaşı yitirmeleriyle bırakmamış, Milyonlarca Drahmi zarara sokmuş, birçok subayın idamına sebep olmuş ve yıllarca askerî cuntalarla uğraşmak mecburiyetinde kalmışlardır.

Mustafa Kemal Paşa, bu günlerde cepheye gitmiş ve durumu bizzat tespit etmiştir. İsmet Paşa’ya çekinmeden Sakarya Nehrinin doğusuna çekilme emrini vermiştir. Çünkü firarlar çok ağırdı. Ordu 60.000 Tüfekle savaşa başlamışken, elinde sadece 28.000 Tüfek kalmıştı. Kısacası İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’nın Temmuz 1920’den itibaren donattığı ve kurduğu, uğruna Çerkes Ethem ile vuruştuğu Türk Ordusu, dağılıp gitmişti. Öyle ki İkinci İnönü Savaşında dahi daha fazla cephaneye sahiptik. İşte Kütahya ve Eskişehir Muharebelerindeki Kayıplarımız: 121 Subay Şehit, 267 Subay Yaralı, 54 Subay Esir; 1522 Er Şehit, 4714 Er Yaralı, 320 Er Esir olmak üzere toplam 1643 Şehit, 4981 Yaralı Asker. Bütün Kayıplarımız ise firarlar hariç 6978 askerdir. Ayrıca 55 mitralyöz ve 18 top kaybedildi. Firar edenler ordunun yarısının kaybolmasına sebep oldular. Firar eden sayısı 30.809 Asker, üstelik 30.122’si silahıyla kaçmıştır.[32]

5. Sakarya Muharebesi
23 Ağustos – 13 Eylül 1921

Yarısı dağılmış bir orduyla ne yapılabilirdi. Yunanlılar Ordularını kaybetmemişlerdi. Türk Tarafına oranla kayıpları sadece 4714 askerdi.[33] Şu durumda Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa tekrar ordu kurmak zorunda kalacaklardı. Başarı hiç kolay gelmiyordu. Türk Ordusu bugün düştü. Tekrar toparlanabilecek miydi? 18 Temmuz’daki Sakarya Nehrinin Doğusuna çekilme emri verilmeseydi? Türk Ordusunun yarısı değil, tamamı dağılabilir ya da Türk Ordusu, bu yarım kuvvetlerle Yunanlıları geri atarlardı. Belki de Yunan Kuvvetleri çeşitli sebeplerle harekâtı durdurup, mevzilerini korurlardı. Bunların hepsi ihtimalen olabilirdi. Ancak şimdi bundan sonra ne olacak onun üzerinde duralım.

TBMM, haklı olarak bir hatalı aradı. Hatalı olarak Mustafa Kemal Paşa’yı gördüler. Kemalist hareketi başlatmıştı, binaenaleyh arkasında durmalı ve neden kurdukları orduyu donatamadıklarını açıklamalıydı. 2 Ağustos’ta başlayan bu tartışmalarda Mustafa Kemal Paşa önce taraf olmadı. Konuşulanları dinledi. Mebuslar hararetli tartıştılar. Birinci Meclis’in muhalif mebusları, Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesini teklif ediyorlardı. Ama zaten böyleydi. Orduyu Sakarya Nehrinin doğusuna Mustafa Kemal Paşa çektirmemiş miydi? O zaman buna başka bir şekil bulmak gerekiyordu. Mustafa Kemal Paşa iki gün sonra(4) kürsüye çıktı ve “kendisinin zaten orduyu kumanda ettiğini ama hızlı karar almak adına Meclisi aradan çıkarmak gerektiğini, Meclis’in ve Genelkurmayın tüm askerî yetkilerinin kendisinde toplanması gerektiğini” anlattı. Karşı çıkan mebuslar oldu. Mustafa Kemal Paşa’yı ağır itham altında bıraktılar. Meclis tutanakları kendisi hasta yatağında yatarken gösterildi. 5 Ağustos’ta hepsine teker teker cevap verdi. En nihayetinde acilen kanun çıkarıldı ve Mustafa Kemal Paşa’nın cephedeki tek hâkim olmasının önü açıldı.[34] Peki ordu ne olacaktı? O konuda muazzam bir başarı elde edildi. Yunan Ordusu yarısı kaybolmuş Türk Ordusuna hemen saldırmak isteyecektir. Türk Ordusunun toparlanmasına müsaade etmeyecektir. “Yunan Ordusu neden takip harekâtı yapmadı” şeklinde sorulabilir. Bana göre yeterli malzemeye ihtiyaç duydular. Ellerinde doğru dürüst pusula belki de yoktu. Ama esas mühim nedeni yeterli iaşe ve cephaneye sahip değildiler. Bu nedenle ancak 14 Ağustos’ta Eskişehir’den ve Seyitgazi’den yürüyüşe başladılar. Peki Türk Ordusu nasıl oldu da 28.000 olan muharip gücünü Sakarya Muharebesinde 63.000’e çıkardı? Hem de bir ay gibi kısa zamanda nasıl bunu yapabildi?

Başkumandanlık Makamı kurulur kurulmaz Mustafa Kemal Paşa’nın aklında, Milli bir kalkınma hamlesi vardı. Memleketler o günkü durumlara göre kalkınmalarını milletin fedakârlıklarına dayandırıyorlardı. Kalkınma araçları kısıtlıydı. Bankacılık, fon, kredi gibi araçlar son derece geriydi. Kalkınmayı ancak Millet yapacaktı. Orduyu da ancak millet tekrar kuracaktı. Temmuz 1920’de kurulan Zabit Namzetleri Talimgâhından Zabitler mezun olunca orduya yazılmışlardı. Sovyetlerin, Türk Ordusunun dağılmasından sonraki bir ay zarfında yardımı belki yok, belki de çok az idi. Bu konuya detaylıca bakmadım.

Mustafa Kemal Paşa 7 Ağustos ve 8 Ağustos’ta yayınladığı 10 adet Tekâlifi Milliye Emirleriyle Milletin feraseti ve fedakârlığıyla Türk Ordusunu donattı. Vatandaşların elindeki bilumum mühimmat toplandı. Silah sayısı bu nedenle 35.000 civarında artış gösterdi. Teker teker ilmek ilmek bir ay boyunca Türk Milleti topyekûn çalıştı ve her birine özel ilgi gösterilmek üzere fişekler dolduruldu. En ufak iğne ucu dahi orduya hibe edildi. Demiryolları titizlikle tamir edildi. Bahusus İstanbul’daki örgütlerin silah kaçırmasının bu dönemde büyük katkısı oldu.[35]

Halktan toplanan ayni ve nakdi yardımlarla Türk Ordusunun mevcudu ve kuvveti ile Yunan Tarafının Kuvvetleri şöyledir:[36]

Taraf

Subay

Er

Tüfek

Hafif Mt.

Ağır Mt.

Top

Kılıç

Uçak

Kamyon

Türk

6885

122.186

63.314

344

524

181

1309

2

-

Yunan

5500

178.000

75.900

2768

286

-

18

840

 
14 Ağustos’ta yola çıkan Yunan Kuvvetleri, Sakarya Nehrinin Batısına 20 Ağustos’ta ulaştı. 23 Ağustos’ta 100 kilometrelik cephede başlayan kanlı vuruşmada ilk gün Mangal Dağı düştü. 5. Tümen Mangal Dağından sorumlu olduğu için fatura ona kesildi. Ancak dağın düşmesinin ana sebebi çıkan fırtınadır. Yunan Askerleri 24 Ağustos’ta Beylikköprü ve Ilıcasu’dan geçmeyi başardılar. Yunanlılar, Türklerin dikkatini gösteri taarruzlarıyla dağıttılar. Türbetepe 7. Türk Tümeni ve Yunanlılar arasında sık sık el değiştirdi. Türkler, 25 ağustos’ta Mangal Dağını istirdat harekâtı yapsalar da başarılı olamadılar. Cephenin Kuzey Tarafı da Yunan üstünlüğü ile geçmiştir. Yıldız Tepe ve Kartal Tepe işgal altına alındı. İsmet Paşa ünlü geri çekilme manevralarından birini yapmak istediyse de Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa buna engel oldu. 27 Ağustos’ta ağır sıtma nöbeti geçiren Albay Fahrettin(Altay) Bey’in yerine, Kurmay Başkanı Yarbay Baki(Vandemir) Bey, Sivrihisar tarafına baskın vermişlerdir. Bu baskında Baki Bey bilmeden Yunan Başkumandanı Papulas’ın karargâhını hedef almıştır. Papulas canını zor kurtarmış, Türk Süvarileri ise Yunan Başkumandanını esir edememişler ve büyük bir fırsatı kaçırmışlardır. Mustafa Kemal Paşa, muharebe şartlarının aleyhte olduğunu tetkik edince bütün orduya genelgesini yayınladı: “Hattı Müdafaa yoktur, Sathı Müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Her birlik mevzilendiği ilk noktada düşmana karşı müdafaa yapacaktır.” 28 Ağustos’ta 4. Grup, son ihtiyatını da kullanarak, Yunanlıları 500 metre geri attı. Yunanlılar ikmal sıkıntısı çekmeye başladılar. Çünkü hesaplarına göre Türk Ordusunu kısa sürede atacaklardı. Savaş 6. gününe varınca iaşe sıkıntısı baş vermeye başladı. İnlerkatrancı’daki revirlerinde General Papulas protesto edildi. Yine de Yunan Birlikleri iyi işler çıkarıyorlardı. Yıldız – Sapanca arasında Türk Cephesini yardılar. Güneyde Güzelcekale’yi de işgal ettiler. Türk Ordusu üç günden beri cephesini kalınlaştırıyor. Taarruz başladığı gün Kuzeyden Güneye yayılan Türk Ordusunun, geride ihtiyat olarak yalnız iki tümeni mevcuttu. Yunanlıların ikmal kollarından uzaklaşmasının verdiği olumsuzluğun yanında, bir de Türk Ordusu Cephesini Doğu’ya uzatınca, Yunanlıların muharebe etmesi gereken birçok Türk Muharip grubu olmuş ve Yunan Kuvvetleri her Türk Birliği ile savaşından sonra yeni bir Türk Birliği ile muharebeye tutuşmak zorunda kalmışlardır. Binaenaleyh her çatışmalarında erimişlerdir. Bu gidişle Ankara’ya Papulas tek başına varacaktır. Aslında savaşı bırakıp, geride tekrar toplanmaları daha doğru olurdu. Ama Papulas zorlamayı tercih etti. Çünkü Yunan keşif raporları hatalıydı. Keşif Kolları ve Uçaklar, Türklerin geri çekildiğini rapor ettiler. Papulas buna güvenerek ilerlemeyi tercih etti. Polatlı’nın 4 kilometre yakınına kadar geldiler. Türk Cephesi tam savunma düzeninde olunca Yunanlıların güneyden ilerleme ihtimali belirdi. 3. ve 4. Gruplar birbirine uzak kaldı ama Yunanlılar, güneyde de durdurulmuşlardır. Çaldağı bu noktada önemliydi. Dağın batı yakası Yunanlıların eline geçti.(31) 1 Eylül’de Türk Tarafı bütün ihtiyatlarını kullandı. Çaldağı Muharebeleri ağır geçti. Polatlı tahliye edildi. Cephenin Kuzeyine kaydırılan Türk Birlikleri, Duatepe’yi muhafaza edemediler. Duatepe işgal edildi. Ertesi gün(2) Sakarya Muharebesinin en kritik günü oldu. Çaldağı tamamıyla Yunan Kuvvetlerinin eline geçti. Haymana hattı korunmak zorundaydı. İsmet Paşa katî emir verdi. Haymana müdafaa edilecek. Yunanlılar, Polatlı’nın Güneyine yöneldiler. 3 Eylül’e kadar 15 kilometre arazi kazandılar. Harp 3 Eylül’den itibaren durma noktasına geldi. Papulas, 5 Eylül tebliğinde savaşı Yunanlıların kazandığını yazdı. Orduya tebliğen ateşkes emri verdi. Sakarya Savaşına 5 gün ara verilecekti. İki tarafın da kayıpları ağırdı. Ciddi şekilde cephane sıkıntısı çekiyorlardı. 5 gün boyunca Türk Kurmayları; Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar birliklerine saldırı hazırlıkları yaptırdılar. 10 Eylül’de bu kurmaylar Duatepe’de oldular. Türk Taarruzu çok şiddetli olunca Yunanlılar birer birer mevzilerini terk ettiler. İlk gün bırakılan Mangal Dağı Türk Kuvvetleri tarafından çarpışmasız ele geçirildi. Yunan Başkumandanı Papulas, Başvekil Gunaris’ten çekilme izni aldı. Türk Kuvvetleri boşlukları doldurmaya başladılar. 12 Eylül’de Yunanlılar, köprülerden Sakarya Nehrinin Batısına geçme çabasına düştüler. 10 Eylül’den beri Çaldağı, Beştepeler, Duatepe, Kartaltepe, Basbaba Tepesi, Türbetepe ve Mangal Dağı Türklerin eline geçmişti. Mürettep Kolordu, Fettahoğlu Köprüsünü tutunca Yunanlıların nehri geçmesi zor olmuştur. Ama sonucunda 13 Eylül’de tamamen Sakarya Nehrinin Batısına geçmeyi başarmışlardır. 22 gün ve gece 100 kilometrelik cephede savaşın 6. Günüden itibaren Türk savunmasının üstünlüğü göze çarpmış, 5 Eylül’de Yunan Ordusu tamamen durdurulmuş, 10 Eylül’de başlatılan Türk Taarruzuyla da 3 gün içinde nehrin batısına atılmışlardır. Bu başarılar elde edilirken İsmet Paşa; Fevzi ve Mustafa Kemal Paşalarla yoğun mesai harcamışlar, Grup Kumandanlarıyla önemli bir başarı elde etmişlerdir. Fakat Kütahya Muharebesinde olduğu gibi bu muharebede de kayıplar ağırdı. İki Tarafın ağır kayıpları şu şekildedir:[37]

 

Türk

Yunan

 

Subay

Er

Subay

Er

Ölü

277

5436

208

3750

Yaralı

1058

17.422

700

18.255

Esir

23

805

-

-

Kayıp

27

8602

-

354

Firar

4

5635

-

-

Toplam

1389

37.900

908

22.359

Genel Toplam

39.289

23.267

 
6. Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Muharebesi
26 – 30 Ağustos 1922

Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa üçlüsüyle beraber, muharebeler de büyük hizmetleri dokunmuş, grup ve tümen kumandanları ile askerlerin tamamı yine büyük övgülere layık olmayı hak ediyorlardı. Çünkü bu kadro zor olanı Kütahya’da dağılan orduyu tahkim ederek, savaşacak konuma getirmişlerdir. Yine bu kadro savaş sırasında birliklerin tertibini savunmaya göre yaparak, Yunan Ordusunu yıldırmışlardır. Bu kadro kumanda vasıflarına tümüyle sahipti. Askerleri onlara saygı duyuyor, inanıyor ve örnek alıyordu. İsmet Paşa’nın imzasının bulunduğu bir takrirle 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya Gazi unvanı ve Mareşallik rütbesi tevcih edilmiştir.[38]

Sakarya Muharebesinin yankıları da büyük oldu. İngilizlerden çekindiği için TBMM’ye yaklaşamayan Fransa, Sakarya Muharebesinden hemen sonra Hariciye Danışmanı Mösyö Franklin Bouillion’u ikinci defa Ankara’ya gönderdi. TBMM güney sınırını güvene almak gayesindeydi. Bu yakınlaşmaya Sovyetlerde karşıydı. Türkiye’nin ne Bolşevik ne de Emperyal olduğu bir türlü Sovyetlere anlatılamamıştır. Türkiye’nin bu düşüncelerin himayesine girmeye de niyeti yoktu. Türkiye’de Bolşevik olacak sosyal sınıflar yoktur. Öteki türlü emperyal olmaya yönelik siyasi sınıflardan da mütarekeden beri çok çekmiştir. Sovyetler, Fransız Temsilcisi Türkiye’ye gelince hemen “Türkiye, burjuvaziye destek verecek ve Fransa’ya imtiyaz hakkı tanıyacak” gözüyle bakmışlardır. Hâlbuki Türkiye, nasıl Bolşevik olmaya yanaşmıyor ise emperyal olmaya da yanaşmayacaktı. Sovyetlerle yardım anlaşması parafe edilirken, Sovyetler, Türkiye’yi Bolşevik yapmayacaklarına dair taahhüt vermişlerdir. Şimdi bu telaşın menşeini anlamak güç oluyor. Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921’de anlaşma yapılıyor.[39] Türkiye güney sınırını bu şekilde güven altına almış ve Fransızlar Suriye hariç işgal ettikleri bölgeleri 3 – 4 ay içinde tahliye etmişlerdir.

Sakarya Muharebesinde yukarıda ifade ettiğimiz gibi kaybımız çok ağırdı. 63.000 civarında katıldığımız muharebeden 39.000 kayıpla çıktık. 25.000 Askerle elbette taarruz edilemezdi. TBMM taarruz edilmesini istiyordu. Türk Halk’ı da zaferin verdiği coşkuyla aynı kanıdaydı. Hâlbuki ortada bir de gerçekler vardır. Yunan Kaybının 23.000 olduğunu belirttik. Az bir kayıp değildir. Ancak Yunanlılar sayıca Türklerden fazla olarak savaşa katıldığından kayıpları hem sayı olarak hem de oran olarak Türklerden azdır. Yunanlılar Sakarya bahsinin girişinde anlattığımız üzere 76.000 muhariple savaşa başlamışlardı.  Savaştan sonra bile hala 53.000 muharip askere sahiplerdi. Yani savuma yapabilecek güçtelerdi. Burada Türkler açısından esas önemli olan kendilerdir. Çünkü 25.000 askerle taarruz edilemez. Nedenini Sakarya’daki kayıp veriyor. Kayıp sayımız taarruz sırasında 39.000 civarında dahi olamaz. Taarruz ederken yıpranan hep saldıran taraftır. Bu sayı 39.000’in üzerinde olur. Ancak elimizde 25.000 muharip kalmıştır. Öyleyse toparlanmak şarttır. Bütün kış boyunca toparlanma süreci yaşandı. Bunun için maddi kazanç gerekiyordu. Çeşitli vergi kanunlarıyla vergiler 8 misline kadar çıkarıldı. Ordunun ihtiyacı yine vatandaştan karşılandı. Vatandaşın ödediği 8 misli vergilerle ordu donatıldı.
 
Savaş başlamadan önce donatılan Türk Ordusu ve karşısındaki Yunan Orduları:[40]

Taraf

Subay

Er

Tüfek

Hafif Mt.

Ağır Mt.

Top

Kılıç

Uçak

Kamyon

Otomobil ve Ambulans

Türk

8659

199.283

85.300

2025

839

323

5285

10

198

33

Yunan

6565

218.432

90.000

3139

1280

418

1280

50

4036

1776

 
24 Ağustos 1922’de Akşehir’den Şuhut’a geçen Başkumandanlık Karargâhı kuzeyden güneye 14 Ağustos’tan beri yürüyen askerleri kontrol ediyorlardı. 26 Ağustos sabahı saat 3.00’da Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa; Fevzi ve Mustafa Kemal Paşa ile beraber Kocatepe’de bulundular. Saat 5.00’da verilen emre itaaten 165 toptan bir kısmı Yunan tahkimatlarına tanzim ateşi yapmaya başladılar. Yunan Kuvvetleri, gece balo yaptıkları için gafil avlandılar. Mustafa Kemal Paşa, elbette bunu biliyordu. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da sözde çay ziyafeti veriyordu. Harekât öyle gizli tutulmuştu ki hiçbir ecnebi diplomat, güneyde savaş olduğunun farkında değildi. Yunan Ordusu şaşkınlığını atamadan saat 6.55’te Tınaztepe’yi 15. Türk Tümenine kaptırdı. Saat 9.00’da 23. Tümen Belentepe’yi ele geçirdi. 11.25’de aynı durum Türkmentepe’de yaşandı. Yunan 1. Kolordu Kumandanı karşı taarruza kalkmayı denediyse de şiddetli Türk taarruzu karşısında olduğunu görünce bırakın taarruzu Afyon’u tahliye ettiler. Yunan Ordusunun bütün muhabere hatları kesilmişti. Türk Birlikleri 27 Ağustos’ta Afyon’a rahatça girdi. İsmet, Fevzi ve Mustafa Kemal Paşalar, 1. Ordu Kumandanı Nurettin Paşa’yı tebrik ettiler. 11. ve 14. Tümenler saldırdıkları tepeleri almışlardı. O hat üzerinde yalnız 57. Tümen Çiğiltepe’ye büyük bir çabayla saldırıyordu. Tümen Kumandanı Albay Reşat Bey, tepeyi ele geçiremedikleri için sinir harbi yaşamış ve kendine kıymıştır. 1. Türk Kolordusu bir türlü birlikte hareket edemiyordu. Sonunda 57. Tümen Çiğiltepe’yi ele geçirmiş ve telgraf muhaberesi sağlanmıştır.

12. Kolordunun emrindeyken hastalanıp, hastaneye yatırılan Yıldırım Kemal Konya Hastanesinden kaçıp, trenle Süvari Kolordu Kumandanı Albay Fahrettin Bey’den savaşmak için izin istemiş, Fahrettin Bey kendisini muharip olmayan bir hizmete vermiş ama iki saat sonra hasta hasta cepheye gelen bu vatansever büyüğümüz şehit olmuştur. Yunanlılarda bıkkınlık hat safhadadır. Er’ler, Kumandanların emirlerine riayet etmiyordu. Açıkçası firar ediyorlardı. İsmet Paşa verdiği emirde Yunan Ordusunun imhasını istedi. 12. Gruba yürüyüşlerinin gece yapılmasını istedi. Üçe bölünen Yunan Ordusunda, Frango grubu Dumlupınar’a doğru çekilmeye başladı. 61. ve 23. Türk Tümenleri Frango grubuyla, Trikopis grubunun arasına girerek, bağlantılarını kesecekler ve Trikopis grubu tamamıyla çevrilmiş olacaktır. Trikopis grubu tek açık nokta olan Çalköy – Gediz ve Kızıltaş Vadisine yanaşmaya çalışıyordu. Bir yandan top ateşleriyle de Trikopis grubu yavaşlatmaya çalışılıyorlardı. General Trikopis en sonunda ağır topları bırakmaya karar verdi. Kaçışı hızlandırmak gerekiyordu. Toplar kullanılamaz hale getirilip, yola devam edildi. 29/30 Ağustos gecesi Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar şiddetle taarruza devam etmeye karar verdiler. Yunan Birlikleri 30 Ağustos’ta Çalköy’e ancak ulaşabildiler. Ama geç kalmışlardı. Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, Harekât Şubesi Müdürü Binbaşı Tevfik(Bıyıklıoğlu) Bey’i durumu anlatması için Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdi. Trikopis sarılmıştı. Mustafa Kemal Paşa verdiği emirde, Çalköy’de toplanan Yunanlıların esir alınmasını istedi. Dumlupınar’daki Yunan Kuvvetleri dağıtılarak, Trikopis Kuvvetlerinin tehdit edilmesine neden oldular.[41]

7. Takip Harekâtı
31 Ağustos – 9 Eylül 1922

Büyük Taarruza başlamadan önce Sakarya Muharebesi oldu. İki çarpışma arasında bir sene boşluk var. Sakarya Muharebesinden çıktığımızda 39.000 Asker kaybettik. Geriye kalan yalnız 25.000 civarında askerdi. Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar bir sene boyunca muhalefete rağmen çalıştılar. Büyük Taarruz rakamlarını yukarıda verdim. 25.000’den 85.000’e getirildi. Bir sene de 60.000 takviye. İkinci İnönü’de iki ayda 26.000 takviye, Sakarya’da bir ayda 30.000 takviye. Ayrıca Büyük Taarruz başlamadan 80.000 civarında iaşeci takviyesi yapıldı. Bunlar hiç kolay işler değildir. Harp meydanlarında İsmet, Fevzi ve Mustafa Kemal Paşalar zaten başarılıydılar. Ama bu başarılarını getiren esas olarak savaştan önceki başarılarıdır. “Bu kişiler başarılı değildir” demek için gerçekleri halının altına süpürmek gerekir. Ama göz vardı, nizam vardı. Fark etmemek için kötü niyetli olmak gerekirdi.

31 Ağustos’ta Mustafa Kemal Paşa, TRT’nin büyük emeklerle hazırladığı “Kurtuluş” dizisindeki rolünü oynar gibi savaş meydanını gezdi. Bir Yunan Bayrağını yerden kaldırttı. Şöyle konuştu: “Bu manzara utanç vericidir. Fakat haklarımız için buna mecbur kaldık. Türkler, başka milletlerin topraklarında bunu yapmaz.” Çalköyünde İsmet, Fevzi ve Mustafa Kemal Paşalar yıkılmış bir binanın bahçesinde küçük bir toplantı yaptılar. Zaferle yetinilmemesine ve takip harekâtının başlatılmasına karar verdiler. İzmir’deki Yunan Karargâhı olanlardan ve Yunan Kayıplarından habersiz olacak ki; Türklerin durdurulup, mağlup edilmesi emrini verdi. Hâlbuki Yunanlılar üçe bölünmüş ve bir hayli kayıp vererek, mevcudu erimiştir. Hangi kuvvetle bunu yapacaklardı? Yukarıdaki bölümde de yazdığımız gibi Yunanlılar kaçmak için toplarını dahi bırakmışlardı. Mevcutsuz ve topsuz, hatta dört tarafı kuşatılmış Yunanlılar, nasıl Türkleri yeneceklerdi? Yunan Askerleri, Kumandanlarına riayet de etmiyorlardı. Bozgun halinde firar ediyorlardı. Emir kumanda zincirinin bozulduğu bu ortamda maalesef başıboş Yunanlılar, Köyleri yakmaya; hasta, yaşlı ve çocukları öldürmeye; genç kızların ırzlarına geçmeye başlamışlardı. Türk Ordusu acele etmeliydi. Ne kadar çabuk olunursa, o kadar insanın hayatı kurtarılacaktı. Uşak’ta rakamlar çok acıydı. 1000 kişi öldürülmüş, 300 aile Yunanistan’a kaçırılmış, 1800 ev, 12 cami ve 636 işyeri yakılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül’de takip harekâtını orduya bildirdi: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” Mustafa Kemal Paşa, “Soylu ve Büyük Türk Milletine” diyerek vatandaşlara da bir genelge yayınladı. Bu genelge de vatandaşlara savaşın detayları anlatıldı. İsmet Paşa’da yayınladığı emirde, İzmir işgal edildikten sonra ne yapılacağını anlattı.

Dört tarafı sarılmış Trikopis grubu artık çözülüyordu. Her tarafı kuşatılan Trikopis grubu gedik açamıyordu. Türk Kuvvetleri sıcak temasta iki tabur gücündeki askeri sarmışlar ve daha fazla dayanamayan Yunanlılar, teslim olmak zorunda kalmışlardır. Trikopis grubundan ilk etapta 1600 Er ve 84 Subay esir alınmıştı. Türk Ordusu kül olan Uşak’a da 1 Eylül’de girmiştir. Yunanlılar durmadan can yakıyorlardı. Eşme’de yanan Kazalar arasına girmişti. Kurtulanlar arasında Seyitgazi ve Gediz’de vardı. General Trikopis ve 2. Kolordu Kumandanı General Digenis’de yakalandılar. 2 Eylül’de gerçekleşen hadise de 4400 Er, 690 Subay ve 6 Dağ Topu ele geçirildi. General Trikopis, daha önce Hacıenesti’nin yerine Başkumandan olmuş ama kendisine telsizle ulaşamadıkları için bu haber verilememişti. Türk Başkumandanlık santralcileri bu haberi kapmışlar ve Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmişlerdi. Tutsak olan Trikopis, Uşak’ta Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına çıkarılınca, Trikopis’e Başkumandan yapıldığını Mustafa Kemal Paşa söylemiştir.

4 Eylül’de Alaşehir’de yanan kazalar arasına girdi. Nazilli’de bugün(4) kurtarılanlar arasındaydı. Mustafa Kemal Paşa, gazetelerde neşrolunmasını istemediği bir gizli bildiriyle 300 Subay ve 10.000 Esir alındığını belirtti. Manisa’da küle döndü. 18.000 binanın bulunduğu Manisa’da 500 bina kaldı. Öte yandan Yunanlılar, İzmir’e Türk Askerini sokmak istemiyorlardı. Çarpışmak için Yunanistan’dan İzmir limanına üç Yunan Alayı takviye geldi. Ancak Yunan makamlarının hesaplayamadığı bir şeyler vardı.  Artık kimse savaşmak istemiyordu. Askerler itaat etmediler ve karaya çıkmayı reddettiler. Gemi 7 Eylül’de Çeşme’ye çekildi. 7 Eylül Aydın için çok önemliydi. Aydın çok önemli Kuvayi Milliye mücadelelerinden 3 yıl sonra 7 Eylül 1922’de kurtarıldı. Yunanlılar, İzmir’de savunma yapmaya karar verdiler. Zaten nizamları da baştan sona bozulmuştu. 8 Eylül’de İzmir Yunan Askerlerinden boşaltıldı. Yunan Askerlerinin kimi birlikleri limana, limana sığmayan kimi birlikleri de çevre kazalara yönlendirildi. İzmir adeta ana baba günüydü. Liman kaçmaya teşebbüs eden mahalli Rumlarla dolmuştu. 8 Eylül’de Manisa’da kurtulan şehirler arasına girdi. Ama çoktan küle dönmüştü.

Türk Ordusu 9 Eylül’de sabahın erken saatlerinde Bornova’daki Tuzakoğlu Fabrikasına gelmişti. Yunan Askerleri İzmir’den kaçsalar dahi Rum Milliyetçilerinden bazı kimseler, bu fabrikanın olduğu noktadan Türk Süvarilerine ateş etmişler ve en öndeki 4 Türk Askerini şehit etmişlerdir.[42] Saat 10.30’da 4. Süvari Alayı Alsancak tarafına geldi. Yüzbaşı Şerafettin(İzmir) Bey, Hükümet Konağına; Yüzbaşı Zeki(Doğan) Bey, Kışlaya ve Binbaşı Reşat Bey ile Mülazımsani Besim Efendi’de Kadifekale’ye bayrak çekmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa bu gece Nif’te konaklayacak, İzmir’in istirdadını gece vakti alacak ve yarın İzmir’e gelecektir.

Türk Ordusunun 26 Ağustos – 18 Eylül 1922 arasındaki kayıpları: 146 Subay Şehit, 378 Subay Yaralı, 21 Subay Hasta, 2 Subay Esir; 2397 Er Şehit, 9477 Er Yaralı, 1900 Er Hasta ve 55 Er Esir olmak üzere 14. 376 Asker.[43]

İstiklal Savaşında İki Tarafın Genel Kayıpları[44]

 

Türk

Yunan

 

Subay

Er

Subay

Er

Ölü

592

10.109

943

23.297

Yaralı

1817

28.704

2161

64.814

Esir

34

1211

-

-

Hasta

21

1900

-

-

Kayıp

29

9961

-

-

Toplam

2493

51.885

3104

88.111

Genel Toplam

54.378

91.215

 
Bu kadar çok hadiseden sonra İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa veya diğer büyüklerimizin hiçbir hizmette bulunmadığını düşünmek ideolojiktir. Anadolu’da beş parasız kaldılar. Koca Orduyu tek başlarına kurup, idare ettiler. Muazzam bir organizasyon ile Meclis kurdular. İstanbul Hükümetini idare etmek için türlü mücadeleler yaptılar. Hem Anadolu’da hem İstanbul’da teşkilatlar meydana getirdiler, İngilizlerle karşı karşıya gelinmek zorunda kalındı. Fransızlarla Güneyde sıcak temasta bulunuldu. Anadolu’da İstanbul eliyle, ecnebilerin eliyle 19 adet isyan patladı. Hepsi de bastırıldı. Doğu Anadolu’da Taşnak Ermenileri ile uğraşıldı ve Gümrü Anlaşmasıyla başarılı olundu. Batı Anadolu’da Yunanlılar yenildi. Daha sonra Doğu Trakya Mudanya’da kazanılacaktı. Peki bütün bunlar başarı değil miydi? Öldürülmeleri için her şey yapıldı, idamlarına karar verdiler. Korkmadan Anadolu’ya finans sağlayıp, ordu kurdular. Bütün mülki amirleri kullandılar… Sonunda hep beraber savaşı kazançla bitirdiler. Bütün bunlar kolay mıydı? Başarı değil miydi? Bunlar asla kolay olamazdı. Bu kadar zamandır çektikleri sabır neticesinde bu başarılar elde edildi. Hayatları harp meydanlarındaydı. Gizli saklı bir şeyleri yoktu. İşte kendi el yazılarıyla yazdıkları telgraflar açık. Hem de herkese… Arşive gidip, okunabilir. Bu yapılanları başarısızlık olarak gösteremeyiz. Biraz okuduğumuzu anlayabiliyorsak, başarı gözümüze gözümüze çarpıyor. Literatürden halk’ın haberi olması gerekir. Bütün makaleler erişime açık. Ama ne yazık ki Toplumun haberi yok! Bilime önem veren ve hizmet veren nesil yetiştirmek şarttır. Ancak o zaman gerçek bilime erişebiliriz.
 
Harp Tarihi Uzmanı
Tugay Şimşek
 
BİBLOGRAFYA
- ABALIOĞLU, Yunus Nadi, Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, Sel Yayınları, İstanbul – 1955.
- ALTAY, Fahrettin, On Yıl Savaş ve Sonrası 1912 – 1922, İnsel Yayınları, İstanbul – 1970.
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 1, Sa. 1, Ankara – 1984, ss. 199 – 213.
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 2, Sa. 4, Ankara – 1985, ss. 65 – 85.
- Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 7, Sa. 21, Ankara – 1991, ss. 603 – 609.
- ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, C. 1, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul – 1962.
- ATATÜRK, Mustafa Kemal, Söylev, Türk Dil Kurumu.
C. 1, Ankara – 1974.
C. 2, Ankara – 1978.
- Atatürk’ün Milli Dış Politikası, C. 1, Kültür Bakanlığı, Ankara – 1981.
- Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, C. 4, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara – 1964.
- Atatürk Yolu Dergisi, Sa. 21, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, ss. 81 – 96.
- AYBARS, Ergün, İstiklal Mahkemeleri, İleri Kitabevi, İzmir – 1995.
- BAYUR, Yusuf Hikmet, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1995.
- BELEN, Fahri, Büyük Türk Zaferi Afyon’dan İzmir’e, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul – 1970.
- BELEN, Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür Bakanlığı, Ankara – 1983.
- BUJAK, Alb., 1918 – 1922 Yunan Ordusunun Seferleri, Çeviren: Kur. Yb. İbrahim Kemal, 113 Sayılı Askerî Mecmua Lahikası, İstanbul – 1939.
- ÇALIŞLAR, İzzettin, Sakarya’dan İzmir’e Birinci Kolordu, 87 Sayılı Askerî Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1932.
- Çerkes Ethem’in Hatıraları, Dünya Yayınları, İstanbul – 1962.
- DOĞANTAN, Tevfik, Bursa Bölgesinde Yapılan Savaşlar, 116 Sayılı Askerî Mecmua Lahikası, İstanbul – 1940.
- ESENGİN, Milli Mücadele’de Hıyanet Yarışı, Ulus Basımevi, Ankara – 1969.
- GÜRALP, Şerif, İstiklal Savaşının İçyüzü, Dizergonca Matbaası, İstanbul – 1958.
- İDİKUT, İhsan, İdeal Kumandanlarımızdan 4 Fırka Kumandanı Miralay Şehit Nazım Bey, Şirketi Mürettibiye Basımevi, İstanbul – 1952.
- İNÖNÜ, İsmet, Hatıralar, Hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, 4. Basım, Ankara – 2014.
- İnönü Vakfı.
- Kurtuluş Savaşımız, Dışişleri Bakanlığı, Ankara – 1973.
- MÜDERRİSOĞLU, Alptekin, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Maliye Bakanlığı, Ankara – 1973.
- MÜDERRİSOĞLU, Alptekin, Sakarya, C. 2, Kültür Bakanlığı, İstanbul – 1982.
- MÜDERRİSOĞLU, Alptekin, Sakarya Meydan Muharebesi Günlüğü, Kaştaş Yayınları, İstanbul – 2004.
- ÖZALP, Kazım, Milli Mücadele 1919 – 1922, C. 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1988.
- ÖZKÖK, Rüknü, Düzce – Bolu İsyanları, Milliyet Yayınları, İstanbul – 1970.
- SARIHAN, Zeki, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Türk Tarih Kurumu.
C. 3, TBMM’den Sakarya Savaşına, Ankara – 1995.
C. 4, Sakarya Savaşından Lozan’ın Açılışına, Ankara – 1996.
- SELEK, Sabahattin, Anadolu İhtilali, Cem Yayınevi, İstanbul – 1973.
- SELEK, Sabahattin, Milli Mücadele(Ulusal Kurtuluş Savaşı), C. 2, Örgün Yayınlar, İstanbul – 1982.
- SONYEL, Salâhi R., Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 2003.
- ŞEHİDOĞLU, Süreyya, Milli Mücadele’de Adapazarı – Bolu – Hendek ve Yöresi Ayaklanmaları, Bilgi Basımevi, Ankara – 1970.
- ŞİMŞİR, Bilal N., Ankara… Ankara Bir Başkentin Doğuşu, Bilgi Yayınevi, Ankara – 2006.
- ŞİMŞİR, Bilal N., Malta Sürgünleri, Bilgi Yayınevi, 5. Basım, Ankara – 1969.
- Takvimi Vekayi, Numero: 3883, 21 Haziran 1920.
- TÜRKGELDİ, Ali Fuat, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1951.
- Türk İstiklal Harbi, Genelkurmay Basımevi.
C. 2/3, Birinci, İkinci İnönü, Aslıhanlar ve Dumlupınar Muharebeleri, Ankara – 1966.
C. 2/4, Kütahya, Eskişehir Muharebeleri, Ankara – 1974.
C. 2/5 – 2, Sakarya Meydan Muharebesi ve Sonraki Harekât, Ankara – 1973.
C. 2/6 – 2, Büyük Taarruz, Ankara – 1968.
C. 2/6 – 3, Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı, Ankara – 1969.
C. 6, İç Ayaklanmalar, Ankara – 1964.
C. 6, İstiklal Harbinde Ayaklanmalar, Ankara – 1974.
C. 7, İdari Faaliyetler, Ankara – 1975.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, C. 1, 2, 10, 12.
- ULUSOY, Mümtaz, İstiklal Savaşında İkinci Kolordu, 96 Sayılı Askerî Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1935.
- VANDEMİR, Baki, Türk İstiklal Harbinde Sakarya’dan Mudanya’ya Kadar, 140 Sayılı Askerî Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1946.
- YAVUZ, Bige, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk – Fransız İlişkileri, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1994.


[1] Rum Mezalimlerini Tetkik Raporları ve bilumum Yunan Fecaatine dair, Dersaadet’in 1919 – 1923 arasında basılmış çeşitli broşürlerinden yararlanabilirsiniz.

[2] Detaylarına Bilal N. Şimşir, Malta Sürgünleri, Bilgi Yayınevi, Ankara – 2009’dan bkz.

[3] Bu bölümde şimdiye kadar yazdıklarım için şu kaynaklara bkz. Mustafa Kemal Atatürk, Söylev, C. 1, Türk Dil Kurumu, Ankara – 1974; a.g.e, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul – 1962; Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu, Ankara – 1951.

[4] Albay İsmet Bey’in Anadolu’ya geçiş macerasını özetledim. Tamamı için bkz. İsmet İnönü, Hatıralar, Hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, 4. Baskı, Ankara – 2014, ss. 178 – 182; Hatıratta Anadolu’ya geçiş tarihi 9 Nisan olarak gösterilmiştir. Ancak İsmet İnönü’nün 3 Nisan’da Anadolu’ya vardığı vakadır. Konuya müteallik detaylı deliller Utkan Kocatürk ve Afet İnan’ın; İsmet İnönü ile 1973’de yaptıkları mülakat da vardır. Bkz. Utkan Kocatürk, İsmet İnönü ile Bir Konuşma, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 1, Sa. 1, Ankara – 1984, ss. 200 – 202; Söz konusu röportajı incelemenizi tavsiye ederim. Çok ince bilgiler mevcuttur. Bu bilgilerin arasında Kemalistlere verilen idam kararları da mevcuttur. Söz konusu idam İradeleri bugün Osmanlı Arşivlerinde tasniflidir. Divanı Harp, İsmet İnönü’yü de 6 Haziran 1920’de idama çarptırmıştır. Vahdettin bu kararı 15 Haziran’da onaylamıştır. İsmet İnönü’nün bu idam kararlarını dönemin gazeteleri de yazmıştır. İdam hakkında bilgi için bkz. a.g.m, s. 210; Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, İleri Kitabevi, İzmir – 1995, s. 14; Vahdettin’in, İsmet İnönü ve birçok önemli kimseler için idamlarını tasdik eden İradeyi Seniyye için bkz. Takvimi Vekayi, Numero: 3883, 21 Haziran 1336, s. 2.

[5] İsmet İnönü’nün Hatıraları, s. 183.

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, C. 1, ss. 1 – 38.

[7] a.g.c, s. 203.

[8] Detaylı olarak İç Ayaklanmaları incelemek için bkz. Türk İstiklal Harbi, C. 6, Genelkurmay Basımevi, Ankara – 1964; a.g.e, Ankara – 1974; Kenan Esengin, Milli Mücadele’de Hıyanet Yarışı, Ulus Basımevi, Ankara – 1969; Rüknü Özkök, Düzce – Bolu İsyanları, Milliyet Yayınları, İstanbul – 1970; Süreyya Şehidoğlu, Milli Mücadele’de Adapazarı – Bolu – Hendek ve Yöresi Ayaklanmaları, Bilgi Basımevi, Ankara – 1970.

[9] Salâhi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C. 2, TTK, Ankara – 2003, ss. 86 – 94.

[10] Bir örnek Ankara’dan verelim. Ankara Halk’ı 1 Milyona yakın bağışta bulunmuşlardı. Bkz. Bilal N. Şimşir, Ankara… Ankara Bir Başkentin Doğuşu, Bilgi Yayınevi, Ankara – 2006; Kurtuluş Savaşının mali yapısını incelemek için şu kaynakları önemle tavsiye ederim: Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, Cem Yayınevi, İstanbul – 1973; Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Maliye Bakanlığı, İstanbul – 1973.

[11] Kurtuluş Savaşımız, Dışişleri Bakanlığı, s. 19; Sevr Anlaşmasının detaylı değerlendirmesi için bkz. Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, TTK, Ankara – 1995, ss. 51 – 62.

[12] TİH, C. 2/3, Ankara – 1966, s. 42.

[13] Esengin, s. 241.

[14] Yunus Nadi Abalıoğlu, Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti, Sel Yayınları, İstanbul – 1955, s. 41.

[15] Şerif Güralp, İstiklal Savaşının İçyüzü, Dizergonca Matbaası, İstanbul – 1958, s. 104.

[16] TİH, C. 6, Ankara – 1974, s. 223.

[17] Esengin, s. 239.

[18] Söylev, C. 2, s. 396.

[19] TİH, C. 6, Ankara – 1974, s. 234.

[20] Sabahattin Selek, Milli Mücadele(Ulusal Kurtuluş Savaşı), C. 2, Örgün Yayınlar, İstanbul – 1982, s. 945.

[21] TİH, C. 6, Ankara – 1974, s. 314.

[22] a.g.e, s. 228.

[23] Bu bölümde aktardığımız Birinci İnönü Muharebesi ve Ethem hadisesinin içyüzü şu kaynaklarda fazlasıyla mevcuttur: TİH, C. 2/3, s. 115, 126, 164, 172, 179, 196, 198, 199 – 212, 247; Tevfik Doğantan, Bursa Bölgesinde Yapılan Savaşlar, 116 Sayılı Askeri Mecmua Lahikası, İstanbul – 1940, s. 31, 32; TİH, C. 6, Ankara – 1974, s. 229, 243; İhsan İdikut, İdeal Kumandanlarımızdan 4. Fırka Kumandanı Miralay Şehit Nazım Bey, Şirketi Mürettebiye Basımevi, İstanbul – 1952, s. 58; Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, C. 4, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara – 1964, s. 368; Çerkes Ethem’in Hatıraları, Dünya Yayınları, İstanbul – 1962.

[24] Her iki İnönü Zaferinin yankılarını irdelemek için dönemin gazetelerine bakabilirsiniz. Bu konuda yazılmış bazı makaleler de mevcuttur. Bkz. Hamza Eroğlu, İsmet İnönü ve I. ve II. İnönü Muharebelerinin İçeride ve Dışarıda Etkileri, ATAM Dergisi, C. 2, Sa. 4, Ankara – 1985; Nuri Köstüklü, Birinci İnönü Muharebesi ve Siyasi Sonuçları Üzerine Düşünceler, ATAM Dergisi, C. 7, Sa. 21, Ankara – 1991; İzzet Öztoprak, Birinci İnönü Savaşının Anadolu, İstanbul ve Dış Basında Karşılanışı ve Yorumu, Atatürk Yolu Dergisi, Sa. 21, Ankara – 1998.

[25] Londra Konferansı hakkında bkz. Atatürk’ün Milli Dış Politikası, C. 1, Kültür Bakanlığı, Ankara – 1981, ss. 309 – 315; Osmanlı Borçları hakkında şu eseri önemle tavsiye ederim: Bige Yavuz, Kurtuluş Savaşı Döneminde Türk – Fransız İlişkileri, TTK, Ankara – 1994.

[26] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. 3, TTK, Ankara – 1995, s. 427; Ayrıca İnönü Vakfındaki İsmet İnönü Biyografisini okumanızı tavsiye ederim. Çünkü bu biyografi Genelkurmayın seçme uzmanları tarafından seçme kaynaklarla hazırlanmış özel bir çalışmadır.

[27] İkinci İnönü Muharebesi Bölümünde şu kaynaklardan istifade ettim: TİH, C. 2/3, s. 281, 344, 365, 381, 395, 414, 444; Doğantan, s. 34, 36, 37, 38; Söylev, C. 2, s. 426

[28] TİH, C. 7, Ankara – 1975, s. 314.

[29] Atatürk’ün Milli Dış Politikası, C. 1, s. 329.

[30] Kazım Özalp, Milli Mücadele 1919 – 1922, C. 1, TTK, Ankara – 1988, s. 219.

[31] Albay Bujak, kitabında 5000 esir, 168 top ve 2000 deve ganimet alındığını yazar. Bkz. Alb. Bujak, 1918 – 1922 Yunan Ordusunun Seferleri, Çeviren: Kur. Yb. İbrahim Kemal, 113 Sayılı Askeri Mecmua Lahikası, İstanbul – 1939, s. 214.

[32] Kütahya – Eskişehir Muharebeleri bölümü için şu kaynaklardan yararlandım: TİH, C. 2/4, Ankara – 1974, s. 196, 198, 205, 220, 234, 259, 296, 366, 537; Sarıhan, C. 3, s. 601; Mümtaz Ulusoy, İstiklal Savaşında İkinci Kolordu, 96 Sayılı Askeri Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1935, s. 12; TBMMZC, C. 10, ss. 261 – 274; a.g.c, C. 2, s. 304; İdikut, s. 123.

[33] TİH, C. 2/4, s. 537.

[34] Başkumandanlık Kanunu ile ilgili detayları Meclis Zabıtları ve Atatürk’ün Büyük Söylevinin 2. Cildinde ilgili bölümlerden inceleyebilirsiniz.

[35] Bu konuda da rakamlar mevcuttur. Türk İstiklal Harbi Serisinin 7. Cildinde(İdari Faaliyetler) bu rakamlar verilmiştir.

[36] TİH, C. 2/5 – 2, Ankara – 1973, s. 4.

[37] Kayıp bölümünü de içine almak üzere bu bölümde şu kaynaklardan yararlandım: TİH, C. 2/5 – 2, s. 4, 12, 30, 80, 114, 127, 138, 149, 159, 166, 174, 221, 234, 245; Alptekin Müderrisoğlu, Sakarya, C. 2, Kültür Bakanlığı, İstanbul – 1982, s. 117, 140, 195, 218, 295; Baki Vandemir, Türk İstiklal Harbinde Sakarya’dan Mudanya’ya Kadar, 140 Sayılı Askeri Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1946, s. 42; Alptekin Müderrisoğlu, Sakarya Meydan Muharebesi Günlüğü, Kaştaş Yayınları, İstanbul – 2004, ss. 381 – 588.

[38] TBMMZC, C. 12, s. 255.

[39] Anlaşmanın tamamı için bkz. Atatürk’ün Milli Dış Politikası, C. 1, ss. 580 – 590.

[40] TİH, C. 2/6 – 2, Ankara – 1968, s.13.

[41] Bu bölümde şu kaynaklardan istifade ettim: Söylev, C. 2, s. 494; TİH, C. 2/6 – 2, s. 89, 116, 149, 187; İzzettin Çalışlar, Sakarya’dan İzmir’e Birinci Kolordu, 87 Sayılı Askerî Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul – 1932, s. 57; Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası 1912 – 1922, İnsel Yayınları, İstanbul – 1970, s. 49.

[42] Tetkik etmedim. Doğru olduğundan emin değilim ama sanırım Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin önündeki anıt bu 4 asker için yapılmış olabilir.

[43] Bu bölümde şu kaynaklardan istifade ettim: Sarıhan, C. 4, Ankara – 1996, s.613; TİH, C. 2/6 – 3, Ankara – 1969, s. 3, 25, 35, 43, 61, 87, 103, 109, 123, 168, 174, 177, 240; TİH, C. 2/6 – 2, s. 276; ATTB, s. 474, 475, B: 473, 474; Fahri Belen, Büyük Türk Zaferi Afyon’dan İzmir’e, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul – 1970; Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür Bakanlığı, Ankara – 1983.

[44] Yunan Tarafının kayıplarını Sayın Zeki Sarıhan adı geçen eserinde Yunan Kaynaklarından aktarmıştır. Bkz. Sarıhan, C. 4, s. 681; Türk Tarafının Kayıplarını bugüne kadar ki muharebelerin kayıplarını inceleyerek görebiliriz.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
134 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın