• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Lozan Ve Halifelik Meselesi / Sevgi Bayat
Lozan Anlaşmasının son dönem popüler konularından birisi de halifeliğin Lozan ile birlikte kalktığı ya da diğer bir ifade ile Atatürk’ün İngilizlerle işbirliği yapıp anlaşma çerçevesinde bu kurumu kaldırdığı yönündedir.

Halifelik tarihi seyir içerisinde birçok defa el değiştirmiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde, laik bir yönetim anlayışının hâkim olacağını Atatürk her fırsatta dile getirmiştir. Ancak en çok içi boşaltılmaya çalışılan ilke olan laiklik; devletin dinden tamamen soyutlanması değil, dinin ve devletin birbirine karıştırılmayan kavramlar olarak kalmasını sağlamaktır.

1.Dünya Savaşı’nda gördüğümüz üzere Halifenin çağrısı Araplar arasında hiçbir şekilde bağlayıcı güç olmamıştır. Bunun yanında saf değiştirmeleri ise Halifeliğin otoriter gücünün de kalmadığını göstermektedir.

3 Mart 1924 yılında halifelik kaldırılırken İzmir milletvekili ve aynı zamanda dönemin Adalet Bakanı olan Seyit Bey kaldırılan halifelik ile ilgili şu konuşmayı yapmıştır:

“Halifelik sorunu bir din sorunu olmaktan çok bir dünya sorunudur. İnançla ilgili sorunlardan değildir, millete ait hukukla ilgili işlerdendir… Halifelik bir millet işidir, bir tür vekillik işidir. Millet ile halife arasındaki anlaşmaya dayanan bir sözleşmedir. İslamiyet demokratik bir dindir. Hiç kimseye imtiyaz tanımaz. Büyük, küçük herkes eşittir. Halk bunu bilmiyor ise kabahat onlarda değil, bizdedir. Anlatamadığımız için bizdedir. Hilafet, hilafet diye çökmüş yoksullaşmışız. Artık yürüyelim.”[1]

Türkiye üzerinde bir baskı oluşturmak isteyen müttefik güçler, 1 yıl kadar anlaşmanın onaylanmasını geciktirmişlerdir. Lozan Anlaşması’nın imzalanması görüşmeleri 6 Martta İngiliz Parlamentosunda görüşülmeye başlanmıştır. Türkiye’de ise Halifeliğin kaldırılması 3 Mart'ta gerçekleşmiştir. Tarih bilmez Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları, bu tarihlerin bir pazarlık olduğunu iddia etmişlerdir. Bunu söylerken de yıllardır savaş yükü altında ezilmiş, asker ve millet olarak bütünleşmiş büyük yürekli mücadelenin, baskıyı ve esareti Anadolu topraklarından attıklarını unutmuş ve tarihi ucuz pazarlıklar üzerinden hayalleyerek yazmaya çalışmışlardır.

İngiltere'nin Lozan Anlaşması’nı halifeliğin kaldırılması koşuluyla kabul ettiğini ve (belgesiz hayal ürünü olarak) Ankara’nın gizliden gizliye İngiltere ile anlaşma içerisinde olduğunu ifade eden bu kesimler,[2] bunu söylerken de her fırsatta halifelik kurumunu kullanmaya çalışan İngiliz ve emperyalist çıkarlarını unutmuşlardır. Bütün bunlar değerlendirilirken daha öncesinde Osmanlı’nın elini kolunu bağlayıp, fiili teslimiyetini öngören Mondros ve Sevr Anlaşmalarında neden halifeliğin kaldırılmasına dair bir madde olmadığı konusunu bu iddiayı ortaya atanlar cevaplayamamaktadır. Maddelerini kendilerinin belirlemiş olduğu bu anlaşmaların içerisine halifelik ile ilgili bir madde koymayı elbette unutmuş olamazlardı. Koymadılar çünkü halifeliğin kalkması hiçbir zaman ne İngiltere’nin ne Fransa’nın ya da diğer emperyalist güçlerin istediği ve kabul ettiği bir durum değildir.

İsmet Paşa, devletlerin imzayı geciktirme tutumlarını şöyle ifade etmiştir. “ Yeni devlet, kuruluşu ile beraber medeni ve hukuki bir devletin bütün imkânlarını da yapmaya başlayacaktır. Devletin idare şekli değişmiş, milli iradenin hâkim olduğu bir cemiyet hedeflenmiştir. Bunun üzerine yürümeye başlanmış, hukuki ve idari sistemlerde büyük ıslaha girişilmiştir. Bu ıslahı memleket ne ölçüde hazmedecek ve kabul edecektir? Tepkiler ne ölçüde olacaktır? Bu bir belirsizliktir. Galip devletler kendine hiçbir surette yardım edilmeyecek yeni Türk devletinin içeride çıkacak karşı koymalara karşı ne kudret göstereceğini görmek, ölçmek istiyorlardı. Bütün bu ümitler, ayrı ayrı imtihanlar geçirerek silinmiştir.”[3]

İngiltere, her fırsatta Türk topraklarında karışıklık çıkarmak ve müdahale etmek isteyen bir devlettir. Bu kimi zaman yönetim, kimi zaman azınlık, kimi zamanda ayrılıkçı isyan hareketlerini desteklemek şeklinde olmuştur. Bütün bunları planlayan İngiltere’nin halifelik gibi tam anlamıyla elinde tuttuğu bir kurumu kaldırmayı pazarlık konusu yaptığını düşünmek akıldan uzaklaşmak demektir.

Çünkü İngiltere yeni kurulun Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ayakta kalamayacağını savunmaktadır. İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiser Vekili Henderson, Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından bir süre sonra 14 Ağustos 1923’te Londra’ya bir rapor sunmuştur. “ Kurulan Türk hükümeti ayakta duramazsa – ki uzun zaman ayakta duramaz kanaatindeyim- o zaman İngiliz Büyükelçisi hangi şehirde olursa Türk hükümeti oraya gelecektir. Bizim desteğimizle ayakta kalabilir, ama bizim desteğimiz olmazsa Türkiye’nin anarşiye sürüklenmesi kaçınılmazdır. Bu anarşi sonucunda hükümet düşer ve yeni bir hükümet kurulabilir.”[4]

İlginç olan ise İngiltere’nin Türk devletinin sona ereceğine dair katî inancıdır. Lord Curzon’un ifade ile : “Sanırım Türkiye, birçok hususlarda hayal kırıklığına uğrayacaktır. Lozan’da elde ettiğini iddia ettiği muvaffakiyetlerin kendi aleyhine döndüğünü görecektir.”[5]

İngiltere’nin net inancı, yapacağı müdahaleler ile zaten uzun süreli bir devlet kurmadığı yönündedir. Amacı olabildiğince imzaya giden süreci uzatmaktır. Yıkılmasını beklediği devletle herhangi biz uzlaşı anlaşması imzalamak istemediği için, Lozan’ı imzalamayı geciktirmiştir.

İngiltere anlaşmanın imzalanmasını geciktirdi derken aslında Lord Curzon imzalamayı geciktirmiştir demek daha doğru olacaktır. Lord Curzon, Lozan görüşmeleri sırasında da İsmet Paşa’yı en çok uğraştıran kişidir. Lozan Konferansı’ndan sonra İngiltere’de hükümet değişiklikleri olmuştur. Lord Curzon dönemi, 22 Şubat 1924’te İşçi Partisi iktidarı ile son bulmuştur. Ancak yeni başbakan MacDonald döneminde Lozan Anlaşması’nın imza süreci başlayabilmiştir. Netice itibari ile İngiliz Avam Kamarası, Lozan Anlaşması’nı 10 Nisan 1924’te onaylayabilmiştir.[6]

Lozan’ı geç imzalayan devlet sadece İngiltere değildir. Özellikle Fransa kapitülasyonlarla ilgili süreçte çok olumsuz tavır takındığı için Fransız Parlamentosu, 27 Ağustos 1924’te imzalamıştır. Daha sonra eklenen protokolleri Polonya ve ABD 23 Temmuz 1923 yılında imzalamış ancak yürürlüğe girme aşaması 1 Haziran 1924 yılını bulmuştur.

Sırp-Hırvat, Sloven Devleti ise anlaşmayı hiç imzalanmayan devletler arasındadır. Bu durumda sorulması gereken temel soru, iddia edildiği gibi İngilizlere hilafeti kaldırma sözü ile anlaşma imzalatıldıysa diğer devletlere hangi taahhütler verilmiştir? Ya da bekleyen devletler diğer devletler neden bekleme ihtiyacı hissetmişlerdir.

Bu noktayı Turgut Özakman şu ifadeleri özetlemiştir:“ Mısıroğlu’nun söylediklerinin tek kelimesi doğru olsa, İngiltere’nin el altından anlaştığı  (!) yeni Türkiye’ye çok dostça davranması, destek vermesi gerekmez miydi? Ama durum öyle değildir. İngiltere’nin Lozan’dan sonra yeni Türkiye’ye karşı ne kadar soğuk, uzak ve düşmanca davrandığını belgeleri Bilal N.Şimşir’in Ankara adlı kitabında bol bol bulunuyor.”[7]
  

[1] Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkiler,Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1,1924-1930,İstanbul,2007,s.19-22

[2] Taha Akyol,Bilinmeyen Lozan,İstanbul,2014,s.306

[3] İsmet İnönü, Hatıralar,Cilt 2,Ankara,1992,s.425

[4] Bilal Şimşir,Ankara, Bir Başkentin Doğuşu,Ankara,1998,s.231

[5] Cemil Bilsel,Lozan,Cilt II, İstanbul,1988,s.564

[6] Taha Akyol,a.g.e,s.309

[7] Turgut Özakman,Vahdettin,Mustafa Kemal ve Milli Mücadele,Ankara,2007,s.591

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      913 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın