• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/tarih_tarih
Lozan'da Batı Trakya Meselesi: Bizim Olmayanı Kaybetmek / Ahmet Özgür Türen
Lozan'a saldıranların bir iddiası da Batı Trakya'nın Lozan'la verildiğidir. Halbuki Batı Trakya, Balkan savaşları sonunda imzalanan 10 Ağustos 1913 Bükreş Anlaşması ile Bulgaristan’a bırakılmıştır. Tarih bilmezlerin zekâ seviyelerinden dolayı, 10 Ağustos 1913'te Batı Trakya'yı Bulgarlara bırakan devletin Osmanlı olduğunu belirtmek durumundayım.

Ancak Mondros’un hemen ardından 25 Temmuz 1919’a kadar Edirne dâhil tüm Trakya Yunanların eline geçmiştir.[1] Batı Trakya'yı Lozan'da kaybettik diyenlere, zaten bizim olmayanı nasıl kaybettiğimizi sormak gerekli. Keza Batı Trakya bizim olmamasına rağmen Lozan'daki Türk heyeti Batı Trakya'yı almanın peşine düşmüştü. Bunun içindir ki bölgede bir halk oylaması yapılması konusunda ısrar ettiler. Çünkü bölgede Türk ve Müslümanlar çoğunlukta idi.
 
Mustafa Kemal’e göre; Doğu Trakya hukuki yönden Türk sınırları içerisinde bulunan bir vatan toprağıdır. Bu yüzden sonuna kadar müdafaa edilmeli, Batı Trakya’daki Türk çoğunluğunun hakları ise savunulmalıdır.[2]

İsmet Paşa da Lozan'da Mustafa Kemal'in bu görüşü doğrultusunda halk oylamasını ortaya sürünce Yunan temsilcisi Venizelos, “İzmir’de ve Trakya’da Balkan Savaşları sonuna kadar Türk çoğunluğunun olmadığını” sürmüştü. Venizelos’un bu tezleri üzerine İsmet Paşa, 23 Kasım 1922 tarihli toplantıda “Kendi Mukadderatını kendi tayin etmek” hakkının tanınmasında ısrar etti. Kaldı ki Batı Trakya’nın çoğunluğunun Rum olduğunu öne süren Yunan heyeti için bu durumun endişe verici olmaması gerektiğini, hatta kendi lehlerine neticelenebilecek bir husus olduğunu önemle vurguladı.[3]

Ardından Venizelos ve Lord Curzon, Batı Trakya meselesinin 1919'da Bulgaristan'a imzalatılan Neuilly ile kesin olarak halledilmiş olduğu tezini öne sürmüşlerdir.[4] Bununla da yetinmeyen İngiliz Temsilcisi Curzon, Wilson ilkelerinin, yani milletlerin kendi kaderini tayin etmesinin iki yüzlü bir silah olduğunu ve dünya barışına darbe indirdiğini söylemiştir.[5]

Curzon’a İsmet Paşa’nın cevabı net olmuştur; “Türkler, memleketin her yerinde olduğu gibi İstanbul’da da çoğunluktur ve halkoyuna müracaattan hiçbir surette çekinmezler. Lord cenaplarının kanaatlerine karşı şunu belirteyim ki dünyanın her tarafındaki milletler kendi kaderlerini kendileri tayin edebilselerdi, dünya barışına daha iyi hizmet edilmiş olurdu.”[6]

Müzakerelerde diğer ülkelerin temsilcileri Curzon'un tarafında idi. Fransız, İtalyan ve Japon delegeler genellikle onun fikirlerini tasdik etmişlerdir. Müzakereler adeta İngilizler tarafından yönlendirilmiştir. İtilaf devletleri, Sırbistan ve Romanya dâhil olmak üzere Türk sınırının Meriç’in batısına geçmesine şiddetle karşı çıkmışlardır. Türk heyetinin Batı Trakya’da plebisit yapılması yönündeki bütün çabaları sonuçsuz kalmıştır.[7]

Peki Batı Trakya'yı gerçekten istemiş miydik? Yoksa bu görünür bir istek miydi? Çünkü bunun görünür bir istek olduğunu Mustafa Kemal 16-17 Ocak 1923'teki İzmit Basın Toplantısı'nda şöyle dile getirmiştir:

“Batı Trakya'yla ilgili maddeyi Misak-i Milli'ye ithal edenler hiçbir şey düşünmemişlerdir. Bunu yapan ben değilim. Bu madde sonradan ithal edilmiştir. Denilmiştir ki, 'Halk oyuna müracaat edilirse Garbi Trakya'nın bize iltihakı temin edilmiş olacaktır.' Garbi Trakya'nın bize geçmesi kuvvet midir? Zaaf mıdır?

Bu arazi bir suretle iki düşman arazisine doğru uzanmıştır. Orasını elde tutmak için sarf olunacak çaba oradan elde edilebilecek yararı karşılamaz. Anavatanın korunması açısından Garbi Trakya'dan sarf-ı nazar etmek lazımdır.”[8]

Mustafa Kemal Atatürk, Batı Trakya'yı elde etme uğruna ortaya koyulacak mücadelenin bize daha çok zararı olacağını ifade etmiştir. Çünkü bir gerçek vardır ki Batı Trakya, Osmanlı'nın 1913'te kaybettiği bir toprak parçasıdır.

Keza Lozan Anlaşması ile çizilen Batı sınırımız zaten başlı başına bir zaferdir. Sebebi, anlaşmanın sonucunda sınırın Meriç hattına kadar çekilebilmesidir. Çünkü Lozan'da çizilen Trakya sınırı, Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmeden önceki sınırlarıdır.[9] Bu noktada Türk Heyeti'nin Lozan'da Batı Trakya için halk oylaması talep etmesi bile bir başarıdır.

Batı Trakya özelinde konuşmak gerekirse, “Bizim Olmayan Kaybedilmiştir”.

Türkiye Cumhuriyeti, soydaşları için meseleyi burada da bırakmamış, Batı Trakya’daki azınlık hakları, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan 1926 yılı Atina, 1930 yılı Ankara, 1951 yılı Türk-Yunan Kültür, 1968 yılı Türk-Yunan Kültür Protokolü antlaşmaları ile pekiştirilmiştir. Böylece Batı Trakya Türkleri konusunda son derece hassas davranan Türkiye, Yunanistan sınırları içinde kalan soydaşlarının haklarını hukuken temin etmeye çalışmıştır.[10]
 


[1] Semih Yalçın,Atatürk İnkılapları ve İnkılap Tarihi,Berikan Yayınları,Ankara,2008,s.239-240

[2] Zekai Güner,Atatürk'ün  Trakya Üzerine Düşünceleri,Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu,Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara,1998,s.760

[3] Ali Naci Karacan,Lozan,Nokta Kitap,İstanbul,2006,s.100-106

[4] Taner Baytok,İngiliz Belgeleriye Sevr'den Lozan'a,Doğan Kitapçılık,İstanbul,2007,s.228-231

[5]SehaMeray,Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler,C.1,SBF Yayınları,Ankara,1969,s.85-90

[6] Taner Baytok,age.,s.113

[7] Nur, Rıza, Joseph C. Grew,Lozan Barış Konferansının Perde Arkası (1922-1923), Örgün Yay, İstanbul,2003,s.72-94

[8] Atatürk'ün Bütün Eserleri,Cilt 14,İstanbul,s.267

[9] İlber Ortaylı,İmparatorluğun Son Nefesi,"Osmanlı'nın Yaşayan Son Mirası Cumhuriyet",İstanbul,2014,s.174

[10] Alp, İlker,Batı Trakya Türkleri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 10,Ankara,1995,s.623.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      90 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın