• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Lale Devri, Türk Rönesansı / Bekir Tütüncü

Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu iktidarın değişen koşullar karşısında zayıflamaya başlamasının paralelinde yaşadığı gerileme, -bilhassa askeri alanda alınan yenilgilerle beraber içinde olduğu durum- somut olarak görülmekteydi.[1]

Bu durum, Osmanlı askeri yapısının ve silah teçhizatının zamanın mevcut savaş teknolojisinden geride kaldığını da göstermektedir.Genel anlamda bu durumdan kurtulmak hususunda çareler aramaya başlayan devlet, artık Batı’nın sahip olduğu üstünlüğü kabul etmekle beraber kendisine nazaran Avrupa’nın artık daha güçlü olmasına sebep olan şartları kendinde tatbik etmek için girişimlerde bulunmaya başlayacaktır.[2]

III. Ahmet’in 1718-1730 tarihlerin arasındaki saltanatı ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadareti zamanında geçen dönem Lale Devri olarak anılmaktadır.[3]

İnsanlar, zengininden fakirine, ilmiye sınıfının en seçkin insanlarından, Ebu İshakzade’lerden tutun kayıkçılara, kasaplara kadar lale soğanı yetiştiriyorlar, yeni lale türleri ortaya çıkarıyorlardı.O kadar ki ‘’Tezkire-i Şükufeciyan’’ bizim tarihimizde lale yetiştiricilerinin biyografilerini ihtiva eder. Bu eşsiz kaynağı okuduğunuz zaman göreceksiniz ki, Türk cemiyeti 18.Yüzyılda ayrı bir tarzın içine girmiştir. Bilhassa bizim okul tarih derslerimizde bir israf, lüzumsuzluk olarak addedilen ve ardından kanlı ve cahil bir isyanı davet ettiği için adeta suçlanan Lale Devri, bir medeniyetin açılması ve gelişmesi için adeta lüzumlu bir üslup değişikliğidir.[4]

Halka yönelik eserleriyle tanınan, tarihi kitleye sevdirmekte çok büyük rolü olan tarihçi Ahmet Refik Altınay, bu döneme “Lale Devri” ismini vermiştir.Artık 18. Yüzyıl başlarında Osmanlılarla Avrupalılar karşılıklı olarak çok yakından tanışır oldular. Türk erkânından Batı’da uzun süre esaret altında bulunan Temeşvarlı Osman Ağa’nın hatıratı ile Viyana’ya elçi gönderilen ve göz hapsinde tutulan Zülfikar Paşa’nın Takriri de Batı hakkında bilgi edinmenin ve Osmanlıların aydınlanmasının tek taraflı olmadığının göstergesiydi.[5]Aynı şekilde bizim kılıklarımız, türbanımız, cüppelerimiz, kumaşımız, Avrupa’yı etkilemekte ve “turquerie” dediğimiz bir moda yayılmaktaydı.[6]

Paris, Viyana, Varşova, Lehistan ve Rusya’ya giden bu elçiler; Avrupa diplomasisi, kültürü, sanatı, sanayisi, tarımı ile birlikte askeri ve teknolojik gücü hakkında bilgi edinmeye ve bunları birer rapor halinde sunmaya başladılar.Damat İbrahim Paşa sadaretinde eskiye nazaran dışarıya gönderilen elçiler sayısında ve icraatında artışlar görüldü. Bu ülkelere giden elçilerden Osmanlı’nın aydınlanmasında en tesirli rapor Paris’e (1720-21) giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’ye aittir. Osmanlı perdesindeki ilk ve en önemli ‘’Gedik’’ olarak anılmıştır.

Viyana konsolosluğuna, 1719’da büyükelçi olarak giden İbrahim Paşa’nın maiyetinde kethüda olarak bulunan Kazancızade Ömer Ağa, 1725 yılında tayin edildi. 1732 yılına kadar yedi yıl Viyana’da görevde bulundu. Bundan böyle Osmanlılar kendilerini Avrupa’dan tecrit etmeyerek onların iç gelişmelerinden haberdar olup, Doğu-Batı arasındaki entegrasyonun ilk adımlarını da atmaya başlamışlardır.

Avrupa da 18. Yüzyılın başlarından itibaren her yünüyle her şeyi keşfetme ve icat etme peşinde akıl ve bilim doğrultusunda hareket ederek bilinçlenme sürecindeydiler. Avrupa’nın bu bilinçlenme devri, “Aydınlanma Çağı” olarak adlandırıldı. Yine bu devirde Avrupalılar, kendilerinden başka toplumların özelliklerine de ilgi duyup, araştırmaya başlamışlardı. Osmanlılar da bu durumdan istifade edip, Avrupa ile işbirliği yapmaya başlamıştı.[7]

Damat İbrahim Paşa, 3.Ahmet’in dikkatini başka yere çekmeyi başarmıştı. Onun eğlence düşkünlüğünden yararlandı ve onun eğlenmesi için Kağıthane’de “Sadabad Sarayı” inşa ettirdi.Esnaf ve loncalar da burada eğlenirler ve öyle amiyane eğlenceler değildir. Birtakım halk sanatları, Karagöz, Ortaoyunu gibi dalların burada inkişaf ettiği anlaşılmaktadır. Kâğıthane eğlenceleri, Türklerin hem hoşuna gitmiş, hem de mutaassıp ve fakirleşen halkın hasedini çekmiştir.[8]

Patrona Halil Ayaklanmasında kurulun bu kasırlar, acımasızca yıkılmıştır. Avrupa’nın “Barok” denilen üslubu ile yapılmış ve günümüze kadar gelmiş olan bazı eserler, o dönemde fuzuli olarak addedilmiştir.Damat İbrahim Paşa’nın başlattığı bu hareketlilik, yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmamıştır. Edirne, Bursa, Kütahya, Konya ve Damat İbrahim Paşa’nın memleketi Nevşehir’de imar faaliyetleri olup, birçok güzide mimari eserler yapılmıştı.

Bu dönemde başta edebi eserler olmak üzere kültürel ve bilimsel eserlerin Arapça ve Farsçadan, Türkçeye çevrilmesi için bir heyet oluşturuldu. Bu sayede Türkçe lügat kullanılmasının yaygınlaşması da sağlanmış oldu.

Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in Babıali’ye sunduğu sefaretnamesi Batı uygarlığının en gelişmişlerinden birisi olan Fransa ve Fransız toplumu, kültürü, sanatı, sanayisi, ekonomisi, tarım, ticareti, sağlık kuruluşları ve askeri eğitimi dâhil birçok bilgiler Osmanlı Devleti üzerinde derin etkiler bırakmıştır.[9]

İlk daimi ikamet elçisi olarak Londra’ya giden Yusuf Agâh Efendi’nin sır kâtibi Mahmut Raif Efendi Fransızca eser yazan ve Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in oğlu Mehmet Said Efendi de Fransızca konuşabilen ilk Osmanlı Türklerindendir.

Lale Devri’nin en önemli icraatı, Türkçe eserler basacak olan matbaanın ülkeye girişidir. Bu iş, Mehmet Said Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Bundan sonra da matbaanın kurulması için Müteferrika tarafından kitap basımının faydalarını anlatan “Vesiletü’t – tıbaa” adlı bir risale ile Sadrazam İbrahim Paşa’ya müracaat etti. Muhtemel tepkileri de önlemek amacıyla sadrazam vasıtasıyla, dini eserler haricindeki kitapların basılması için şeyhülislam fetva vermiştir.

İbrahim Müteferrika, matbaanın ordu için ne kadar önemli olduğunu göstermek amacıyla ilk olarak haritaları basmışlardır. Ardından ilk ciddi ve kapsamlı eser olan Türkçe sözlük “Vankulu” basılması çok önemlidir. Böylece imparatorluğun kendi asli unsurları olan Türk diline, tarihine, sanatına, kültürüne ve insanına daha fazla değer vermesi yine bu devirde başlamıştır. Ayrıca ilk Osmanlı Vakanüvislerinin tarihleri de basılmıştı.[10]

Dolayısıyla 18. Yüzyılda Türk medeniyeti Batı Avrupa ile bir kültürel alışveriş içine girmektedir. Bunun önemi üzerinde de durduk. Çünkü şu sıralar Fransa’da sadece tarihçiler ve Türk Tarihi çalışanları değil, sosyologlar da dönemin Türk eserleriyle, sefaretnamelerle çok ilgileniyorlar. Çeviriler yapılıyor ve bu onların düşüncesine yeni bir boyut getiriyor. O takdirde 18. Yüzyıla bizim de yeni bir boyutla, yeni bir görüşle bakmamız gerekir.[11]

Sonuç

Lale Devri’ne her ne kadar israf dönemi olup, fakirleşen halkın hasetini çekmiş olsa da son derece gerekli olan adımlar bu dönemde atılmıştır. Özellikler Dil ve Edebiyat konusunda bir öze dönüş söz konusudur. Aydınlanma Çağını yaşayan ve ilim, mimari, sanat, ekonomik, tarımcılık vs. alanlarında Osmanlı’dan üstün olan bir Avrupa ile kesintisiz bir alışveriş vardır. ‘’Barok’’ tarzı bir yapılanma ile Osmanlı Devleti, halkının gözünde somut bir devlet olarak görünmek istemiştir. Matbaa ile din dışı eserler de basılmak istenip, halkı bilinçlendirmek ve Osmanlıyı aydınlık geleceğe götürmek esas ana fikir edinilmiştir.

Türk Cemiyeti 18.Yüzyılda ayrı bir yapılanmanın içine girmiştir. Üzerinde durduğumuz bu yapılanmanın ardından kanlı ve cahil bir isyan olan ‘’Patrona Halil’’ isyanı ile bu devir sona ermiştir. Barok usulü ile yapılmış birçok kasır, çeşme, konak yıkılmış ve İstanbul’un kültürüne ait olan parçalar bu isyanla yok olmuştur.

 

 Dipnotlar

[1]Alaaddin Yalçınkaya, “XVII. Yüzyıl  Islahat, Değişim ve Diplomasi Dönemi (1703-1789)”, Türkler Ansiklopedisi, Ankara 2002, c. XII,  s. 65.

[2] Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, Altınordu Yay., İstanbul 1987, s. 149

[3] Ahmet Akgündüz-Sait Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul,1999, s. 216

[4]İlber Ortaylı, ‘’Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek’’,Timaş Yay., İstanbul, 2006, s.61

[5]Tufan Gündüz-Mehmet Alaaddin Yalçınkaya, ‘’Osmanlı Tarihi El Kitabı’’, “ Uyanış ve Toparlanma Çabaları’’, Grafiker Yay.,s.366.

[6]Ortaylı, a.g.e., s.62.

[7] Gündüz-Yalçınkaya, a.g.e., s.367.

[8] Ortaylı, a.g.e., s.60.

[9] Gündüz-Yalçınkaya, a.g.e., s..368.

[10]a.g.e. s.370.

[11] Ortaylı, a.g.e., s.62.

 

 

KAYNAKÇA

 

- YALÇINKAYA Alaaddin, “XVII. Yüzyıl  Islahat, Değişim ve Diplomasi Dönemi (1703-1789)”, Türkler Ansiklopedisi, Ankara 2002, c. XII  .

- TURHAN Mümtaz, Kültür Değişmeleri, Altınordu Yay., İstanbul 1987

- AKGÜNDÜZ Ahmet-ÖZTÜRK Sait, Bilinmeyen Osmanlı, Osmanlı Araştırmaları Vakfı İstanbul,1999. 

- ORTAYLI İlber, ‘’Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek’’,Timaş Yay., İstanbul, 2006. 

- GÜNDÜZ Tufan-YALÇINKAYA Mehmet Alaaddin, ‘’Osmanlı Tarihi El Kitabı’’, ’’ Uyanış Ve  Toparlanma Çabaları’’, Grafiker Yay., Ankara 2003.



Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      9307 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın