• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Molla Kabız Olayı / Ahmet Özgür Türen

Yıl 1527. Dönem Kanuni devri.

Duyulmuş ki bir din adamı ortalarda bazı fikirler ileri sürüyormuş. Hz.İsa'nın Hz.Muhammed'den üstün olduğundan bahsediyor ve bunu da Kuran ayetlerine dayandırıyormuş.

Kimdir bu kişi?

Molla Kabız.

Tez kellesi vurula…

 

İran'dan gelen bir din adamıdır Molla Kabız. İyi yetişmiştir ama aykırı fikirleri vardır. Düşünceleri halk arasında yayılır. Durumdan rahatsız olan alim ve ulemalar ise onun karşısında cevap veremez ve madara olur.

Sonuç…

Yaka paça Divan- Hümayun'a.

Önce yargılama, sonra da idam…

 

Peki ne yapmıştı Molla Kabız ölümü hak edecek?

Resmi tarih, Molla Kabız'ı anlatırken yaftayı hemen yapıştırmış.

''İran'dan İstanbul'a gelip, Osmanlı uleması arasına katılmış şüpheli biri''(1)

Neden şüpheliymiş? Şüpheli olduğuna dair bir bilgi yok.

Neden şüpheli diyorsun?

''Çünkü birazdan Osmanlı onun boynunu vuracak da, haklı sebepler yaratıyorum.''

 

Devam ediyor resmi tarih.

''Bu adamın bir müddetten beri umumi yerlerde ve hatta bir rivayete göre bazı meyhanelerde ortaya attığı tuhaf fikirler, nihayet İstanbul halkını büyük bir teessür ve heyecan içinde bırakmıştır.''(2)

Molla Kabız, İstanbul halkı üzerinde bu derece bir heyecan yaratabiliyorsa, haklı da olamaz mıydı? Yalnız öncesinde Molla Kabız'ın itibarını aşağı çekmek ve okuyucuya kötü bir izlenim yaratmak için, rivayetçi tarihin işaret ettiği yere bakın:

''Bazı meyhanelerde ortaya attığı...''

Tamam anladık. Molla Kabız tu kakaydı(!)

 

Resmi tarihe göre Molla Kabız, Kuran ayetlerini delil göstererek Hz.İsa'nın Hz.Muhammed'den üstünlüğünü ileri sürüyordu. (3) Tek bildiğimiz iddianın kendisi. Detayına kesinlikle yer verilmiyor. Resmi tarihe göre biz anlıyoruz ki,  Molla Kabız kafasını ya bir yere çarpmış ya da aklını peynir ekmekle yemiş. Ama resmi tarihe göre tutarsız olan bu fikirler, ne ilginçtir ki halkı etkiliyor, hatta hızlı bir şekilde de yayılıyor.

 

Tatmin olmayan ve kafasında soru işareti kalan okuyucular için resmi tarih ekliyor:

''Bu olayda Batı'nın veya Doğu'nun ne dereceye kadar tesiri bulunduğu belli değilse de çok muhtemeldir.''(4)

Muhtemel olması için bir ipucu yok. Neden muhtemelmiş? Yine dış mihraklar(!)...

 

Şimdi hikayenin geri kalanını, resmi tarihin kendisinden dinleyelim:

Molla Kabız'ın düşüncelerinden dolayı rahatsız olup vazife çıkaran ama fikren rakiplerini alt edemeyen bir kısım ulema ve dindar da Molla Kabız’ı yaka-paça Divan-ı Hümayun’a, Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın huzuruna çıkarır. Sadrazam Makbul İbrahim Paşa, Molla Kabız'ı yargılamak için Rumeli Kazaskeri Fenerizade Muhiddin Efendi ve Anadolu Kazaskeri Molla Kadiri Efendi'yi görevlendirir. İki Kazasker de makam ve büyüklük taslama sevdalısı ancak Molla Kabız'a kıyasla din bilgisi zayıf kişilerdir..Padişah Kanuni Sultan Süleyman da yargılamayı gizli kafesinden izler. (5) Kazaskerler, Molla Kabız'ın iddialarını çürütemez ve cevap veremez. Asarız-keseriz demeye başlayarak işi şirretliğe dökmeye başlarlar.(6)

Böyle olunca, Sadrazam İbrahim Paşa duruma müdahale eder. “Bu şekilde bir davada şiddet göstermek yerine şeriatın, hukukun gereği neyse onun yapılması gerekirken siz cevap vermeğe bile güç yetiştiremediniz. Geçmiş ulemanın geçtiği yollardan geçemediniz. Bu bana acayip geldi” der.(7) Kimi kaynaklar Molla Kabız'ın mahkemeden sonra elini kolunu sallayarak çıkıp gittiğini yazsa da, kimi kaynaklar Molla Kabız’ın demir zincirli vaziyette zindana gönderildiğini yazar.

Mahkemeyi izleyen Kanuni Sultan Süleyman ''Bir dinsiz-mezhepsiz, Divanımıza gelip Peygamberimizin şanına noksanlık verecek hezeyanları dile getirir ve bu batıl fikirlerince delil dahi nakleder. Bununla beraber susturulup, delilleri çürütülmeden mahkemeden çıkar gider. Bu nasıl haldir?'' diye sorar ve bundan sonra Kanuni, yargılamayla bizzat ilgilenir ve ertesi gün yeniden bir mahkeme kurulmasını emreder. Bu sefer de yargıç olarak Şeyhülislam ile İstanbul Kadısı'nı görevlendirir.  Molla Kabız, yeniden yargıçların karşısına çıkar.(8)

 

Peçevi Tarihi'ne göre o an:

''Müslümanların müftüsü çok yumuşak bir tutumla Kabız'ın iddialarını sordu ve söylediklerini sabırla dinledi. Kabız ayet ve hadislerle ileri sürdüğü delillerini ortaya döktü. Sonra Şeyhülislam, karşısındakinin anlamakta ve bellemekte yanlışlıklara düşmüş bulunduğunu ilmi metodlarla açıklayarak şüphesini giderdi ve doğruyu anlattı. Böylece gerçek ortaya çıkınca Kabız'ın dili tutuldu, yenilip susturularak şaşakaldı. Şeyhülislam yeniden ona seslenerek 'İşte gerçek anlaşıldı, başka sözün var mıdır? Bu dipsiz inançtan döner ve doğruyu kabul eder misin?' dedi. Sapkın, inancında direnip bildiğinden şaşmadı. Bu sefer İstanbul Kadısı, Kabız'ı pişmanlığa çağırdı. Molla Kabız yine tövbe etmedi ve boyun eğmedi. Şeyhülislam ve İstanbul Kadısı, Kabız'ı kurtuluş semtine yöneltemediler.''(9)

Daha sonra fikirlerinden geri adım atmadığı için idam edilen Molla Kabız, görüldüğü gibi resmi tarihe göre hatasını anlamış ve yenilmişti. Şeyhülislam ve Kadı karşısında dili tutulmuş ama buna rağmen inancından dönmemişti. Bu olayı kim okursa okusun, haliyle şu soruyu soracaktır: Madem Molla Kabız susturuldu ve cevap veremedi, o zaman neden inancından dönmedi? Çünkü dönseydi yaşamasına izin verilecekti.

Böylelikle ''Molla Kabız yanlışını anladı, başını öne eğdi'' türünden resmi tarihçilerin yazdıklarının da yalan olduğu kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.

Şeriata göre sonuç belliydi. İdamına karar verdiler. ''Maceranın hücceti de sadetli padişah hazretlerinin eli ile imzalandı. O an amansız celladın elinden uğursuz başı zemine yuvarlandı.''(10) Molla Kabız'ın eğilmeyen başı orada düştü.

Tarihimizde kara bir leke mi? Değil. Çünkü aynı dönemde Avrupa'da da Katolik Kilisesi tarafından inançları yüzünden diri diri yakılan insanlar mevcut. Fakat bu hadiseyi, Osmanlı'da düşünce özgürlüğü konusunda bir gurur örneği olarak servis eden yazarları da görünce ağzım açık kalmıyor değil.(11)(12)Buna dayanak olarak da, Molla Kabız'ın ilk celsede Kazaskerlere galip gelmesini ve serbest bırakılmasını sunuyorlar. Kesilen kafa konusunda empati yapmadıkları ve ikinci celsenin gidişatı konusunda kafa yormadıkları aşikar.

Burada ilginç olan diğer şey de, Molla Kabız'ın düşüncelerinin içeriğini ve kendini nasıl savunduğunu bilmememiz. Çünkü Molla Kabız'ın iddialarının son derece önemli olduğunu, kendisini ikinci celsede yargılayan Şeyhülislam'ın bu görüşleri çürütmek için ''Risale fi afzaliyat al-nabi ayh-salam ala saire al-anbiya'' adlı makaleyi yazmış olmasından anlıyoruz.(13) Kanuni'nin ikinci celse ile bizzat ilgilenmesi, zaten sonucun baştan belli olduğu gösteren bir diğer ilginç detay.

Siz siz olun, bu konuları sakın ''Doğu'dan Batı'ya kadar tüm Müslüman milletler kılıç zoruyla İslam'a girmiştir. Sadece ve sadece Türk milleti muhteşem bir istisna oluşturarak bu kuralın dışında kalmıştır'' diyen bir kafadan okumayın.

 

Dipnotlar

1.İsmail Hami Danişmend,İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,İstanbul,1948,2.Cilt,syf.125

2. Agy.

3. Peçevi İbrahim Efendi,Peçevi Tarihi,Haz;Bekir Sıtkı Saykal,Kültür Bak.Yay.,Mersin,1992

4. Danişmend,Agy.

5. Solakzade Mehmet Çelebi,Solakzade Tarihi,Haz;Vahid Çabuk,Kültür Bak. Yay.,2. Cilt,s.157-160

6. Adnan Adıvar,Osmanlı Tarihinde İlim,İstanbul,syf.120

7.Solakzade Tarihi,Agy.

8. Agy.

9.Peçevi Tarihi,Agy.

10.Solakzade Tarihi,Agy.

11. Ahmet Yaşar Ocak; İbn Kemal'in Yaşadığı XV. ve XVI. Asırlar Türkiye'sinde İlim ve Fikir Hayatı; Şeyhülislam İbni Kemal Sempozyumu içinde,Diyanet Vakfı Yay.,Ankara,1989

12. Sızıntı Dergisi,Kasım 2012

13. İsmet Parmaksızoğlu; Kemal Paşazade Maddesi,MEB İslam Ansiklopedisi

 

Kaynaklar

Eserler

- Adnan Adıvar,Osmanlı Tarihinde İlim,İstanbul.

- Ahmed Refik, Osmanlı Devrinde Rafızîlik ve Bektaşîlik (1558-1591).

- Ahmet Yaşar Ocak, İbn Kemal'in Yaşadığı XV. ve XVI. Asırlar Türkiye'sinde İlim ve Fikir Hayatı,Diyanet Vakfı Yay.,Ankara,1989.

- Ali Yıldırım,Osmanlı Engizisyonu,İtalik Yay.,Ankara,2013.

- İsmail Hami Danişmend,İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,İstanbul,1948,2.Cilt.

- İsmet Parmaksızoğlu; Kemal Paşazade Maddesi,MEB İslam Ansiklopedisi.

- Müneccimbaşı Ahmet Dede,Müneccimbaşı Tarihi,Çev;İsmail Erünsal,Tercüman Yay.,İstanbul,2. Cilt.

- Peçevi İbrahim Efendi,Peçevi Tarihi,Haz;Bekir Sıtkı Saykal,Kültür Bak.Yay.,Mersin,1992

- Solakzade Mehmet Çelebi,Solakzade Tarihi,Haz;Vahid Çabuk,Kültür Bak. Yay.,2. Cilt.

 

 

Dergiler 

- Darulfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, c. IX, Sayı: 2 (Nisan 1932), İstanbul 1932.

- Sızıntı Dergisi,Kasım 2012

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      6734 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın