• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/tarih_tarih



Vahdettin, Atsız ve Atatürk / Ahmet Özgür Türen

Vahdettin'in hain olup olmadığı çokça tartışılır. Vahdettin hain değildir diyenlerin başında Hüseyin Nihal Atsız gelir.(1) Öyle ki, Atsız'ın bu konuda yazdıkları Kadir Mısıroğlu ve onun çizgisindeki diğer tarihçiler için bir numaralı kaynak olmuştur.(2) Atsız'ın Türk Ülküsü adlı kitabında dillendirmiş olduğu iddialar, Vahdettin'i aklar seviyededir ve hatta vatan kahramanı yapacak niteliktedir.

            Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konuda görüşleri ise açık ve nettir: Vahdettin haindir.(3) Nutuk'ta Vahdettin için çok ağır ifadeler kullanmıştır:

            ''Saltanat-hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği, alçakça tedbirler araştırmakta..''(4)

            Milli Mücadele günlerinde kendisine zor günler yaşatan Vahdettin'e karşı Atatürk, haliyle bu ifadelerle de yetinmemiş ve şöyle demiştir:

            '' O zaman egemenliği atadan oğula geçirmek gibi yanlış bir yöntem sonucu olarak büyük bir kat, gösterişli bir san kazanabilmiş bir alçağın, onuru çok yüksek olan soylu bir ulusu nasıl utanacak bir duruma düşürebileceği kendiliğinden anlaşılır. Gerçekten neden ve nasıl olursa olsun Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi ulusu içinde tehlikede görebilecek derecede aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa bir ulusun başında bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır! Kıvancımız şudur ki, bu alçak alçaklığını, atalarından kalma padişahlık katından Türk ulusunca atıldıktan sonra tamamlamış bulunuyor. Türk ulusunun bu öncelikli davranışı elbette övülmeye değer. Beceriksiz, aşağılık, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının kanadı altına sığınabilir; ama böyle bir yaratığın bütün Müslümanların halifesi kimliğini taşıdığını söylemek kuşkusuz uygun düşmez.''(5)

            Dönemin, bir numaralı ve en güvenilir tanığı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün görüşlerinin aksine Atsız'ın görüşleri bu şekilde değildir. Atsız'a göre Vahdettin:

            ''Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil, bütün Osmanlı padişahları gibi vatanperverdir.'' (6) Atsız'ın bu düşüncesine göre Atatürk, vatanperver bir insana hain demiştir. O zaman Atatürk bir yalancı mıdır(!).

            Peki Nihal Atsız'a göre Vahdettin, sadece vatanperver midir? Tabiî ki hayır. Ali Fuat Bey, eserinde yazdığına göre Vahdettin, kardeşi Sultan Reşat kadar Arapça ve Farsçayı bilmezse de, o da fıkıhla ilgilenmişti. Vahdettin'in bu yönünü ilk olarak Ali Fuat Bey yazmıştır(7) Ancak daha sonra Atsız, bu bilgiyi biraz abartmış ve eserinde  ''Fıkıh bilgini idi… Devrin en iyi hukukçuları kadar fıkıh bilirdi.''(8) noktasına kadar getirmiştir.

            Atsız, Vahdettin'i aklamada başarılı bir kurgucudur. Misal, Vahdettin veliaht iken Almanya'ya yaptığı ziyarette siperleri dolaşırken, kendisine bir tehlikeye karşın başını eğilmesi ihtar edilmiş. Vahdettin de şu cevabı vermiş: ''Türk başı düşman karşısında eğilmez.''(9) İnsan hayret ediyor doğrusu. Vay ki vay…Milli Mücadele'de İngilizlerin kuklası olan ve ardından da İngiliz gemisi ile kaçan Vahdettin'den inciler…

            Ki o Vahdettin, Saltanat Şurası'nın ardından, kendisini odasına bırakmak için koluna giren Abdulmecit Efendi'ye (İzmir işgalinden sonra) ''Karılar gibi ağlıyorum'' diyen bir padişahtır.(10)

            Atsız, Mustafa Kemal'in teşkilatlanıp vatanı kurtarması için Anadolu'ya Vahdettin'in gönderdiğini ileri sürmüştür.(11) Kadir Mısıroğlu çizgisindeki tarihçilere ilham olan bu iddia, Atsız'ın kaleminden çıkmıştır. Atsız'a göre Vahdettin, Kazım Karabekir'i huzuruna çağırmış ve vatanı kurtarması için Anadolu'ya hangi paşaların gönderilmesi gerektiğini sormuş. Karabekir de, Mustafa Kemal'in ismini verince Padişah bunu kabul etmiş. (12) Ve kimse çakozlamasın diye de hemen ardından haklarında idam fermanı vermiş. Ne büyük oyunculuk(!) Ne büyük fedakarlık(!) Böyle bir padişaha Nutuk'ta böylesine ifadeler kullanabilen bir Mustafa Kemal(!)

            Bu kadar da olsa iyi. Gelelim Atsız'ın bomba iddiasına…

            Vahdettin, Mustafa Kemal Paşaya teşkilat yapması için 40.000 altın vermiş. Bu paranın önemli bir kısmını da, eskiden beri beslediği değerli yarış atlarını satmak suretiyle elde etmiş.(13) Ne belgesi var, ne tanığı, ne de kanıtı…Pes doğrusu.

Teşkilat İddiası

            Atsız'ın iddiası, Vahdettin Mustafa Kemal'i Anadolu'ya teşkilat yapması için gönderdiğidir. Ancak Mustafa Kemal, Anadolu'ya gönderilirken verilen talimatnameye göre teşkilat yapmak için değil, oradaki işgale karşı boyun eğmeyen Türklerin yarattığı sorunları çözmek için gönderilmiştir. Talimatnamede geçen hükümler özetle şunlardır:

- Bölgedeki asayişin düzeltilmesi, asayişsizlik sebeplerinin saptanması

- Silah ve cephanenin bir an önce toplattırılıp koruma altına alınması

- Bölge savunması için asker toplayan şuraların engellenmesi ve kapatılması

            Bölge halkının bu şekilde direnmesi Vahdettin ve Damat Ferit'i telaşlandırmıştır.(14) Vahdettin'e göre, bu durum İngiliz işgaline haklı bir zemin hazırlayacaktır. Keza İngiliz Yüksek Komiserliği, 21 Nisan 1919'da  Osmanlı Hariciye Nazırlığına konuyla ilgili bir nota verir.(15) Bu notada belirtilen konular, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderilme sebepleriyle bizzat paralellik içerir. Notanın ardından Osmanlı Hariciye Nazırlığı, İngiliz Yüksek Komiserliğine, ''İmparatorluk hükümetinin, asayişin herhangi bir şekilde bozulmasını önlemek için Mustafa Kemal Paşayı, bu havalide bulunan Osmanlı birliklerine ''Umumi Müfettiş tayin ettiğini'' bildirir.(16)

            Görüldüğü üzere bu görevin, teşkilatlanıp Milli Mücadele'yi başlatmak için verildiği iddiasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Tam aksine, bu yönde olan mücadeleleri bastırmak üzere verilmiştir.

40.000 Altın ve Yarış Atları İddiası

            Atsız, öncesinde de bu kurguya altyapı hazırlamak için Vahdettin'in iyi bir binici olduğundan bahsediyor.(17) Ancak Vahdettin üzerine çalışmalar yapmış ve bütün kaynakları taramış olan Turgut Özakman, böyle bir bilgiye rastlamadığını kesin bir dille ifade eder.(18) Yine Turgut Özakman, Vahdettin'in güvercinlere olan merakının kaynaklarda geçtiğini, buna rağmen yarış atlarına ilgisine yönelik tek bir kaynak olmadığını belirtir.(19)

Diyelim ki bu iddia doğru:

1. O kadar yarış atının beslenip yetiştirilmesi için ciddi bir tesis ve ekip gerekir. Çengelköy'deki köşkünün bahçesinde böyle bir imkan olmadığı gibi, kalıntılar da mevcut değildir. Padişahın çok yakın çevresinin bile anılarında, böyle bir at merakından veya atlardan bahseden yok.

2. Vahdettin'in atlarından biri yarışlara katılsa gazetelere haber olmaz mıydı? Yarışmalara sokmayacaksa neden besliyordu? At ticareti yapmak ise amaç, bu da koskoca padişaha yakışmazdı.

3. Peki, o kadar atı mütareke döneminde kim satın alır ve o atları ne yapar? Şimdiye kadar atları satın alan biri hakkında da bir bilgiye rastlanmamıştır.

4. 40.000 altın: 7,2 gr.X 40.000= 288.000 gr. = 288 kg.

Vahdettin bu ağırlıktaki bir altını Mustafa Kemal'e bizzat nasıl verdi? Atatürk, gizli görüşmenin yapıldığı o odadan bu altınları koltuğunun altına koyup nasıl ayrıldı?

5. Eğer bu parayı saray verdiyse, bu ağırlıktaki altını, Yıldız Sarayı'ndan Şişli'ye kadar işgal kuvvetlerine görünmeden nasıl taşıdılar?

6. Bu altınların önce Samsun'a, sonra Ankara'ya kadar taşındığını varsayarsak, bu yolculuk sırasında pay sahibi olan kimselerin, tarihimizde neden tanıklığı söz konusu değil?

            Ancak Atsız'ın ortaya attığı bu iddialar, ne yazık ki Vahdettinciler tarafından gözü kapalı doğru kabul edilir. Kadir Mısıroğlu, bu konuda bahsi yükseltmiş ve söz konusu altınların miktarını dört yüz bin altına çıkarmıştır.

            Atsız'ın çizdiği Vahdettin profiline göre, karşımızda gerçekten onun da en başta söylediği gibi vatanperver bir padişah var. Peki o zaman Atatürk mü haindir? Neticede Vahdettin hain değil de vatanperver ise, Atatürk Vahdettin'i böyle haksızca yaftalayarak ona ve milletine ihanet etmiştir.(!)

            Karşınızda belgesiz, tanıksız ve kanıtsız tarihçilik…

            Yazımı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün sözü ile bitirmek isterim: ''Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.''

Dipnotlar:                 

1. Nihal Atsız,Türk Ülküsü,1958,İstanbul,syf 85 vd;Atsız sonraki baskılarında bu bölümü çıkarmıştır.

2. Kadir Mısıroğlu, ''Lozan Zafer mi, Hezimet mi?''adlı eserinde kaynak göstermeden Atsız'ın görüşlerini kullanmıştır. Sarıklı Mücahidler eserinde ise bizzat kaynak olarak almıştır.

3. Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları-1,İnkılap Yayınevi,2010,s.260

4. Atatürk,Nutuk,C.15,Ankara,1989,s,1

5.Age,s.546

6. Nihal Atsız,Türk Ülküsü,s.85

7.Ali Fuat Türkgeldi,Görüp İşittiklerim,TTK,Ankara,1951,s.275

8.Atsız,s.86

9.Age,s.85

10. Vahdettin'in hain olmadığını düşünen tarihçi Tahsin Ünal bile bu sahne için şöyle yazıyor: ''Son Osmanlı Padişahı gibi son Endülüs Hükümdarı Abdullah da, memleketi müdafaa etmeden İspanya'dan Afrika'ya çekilirken, 'Kendimi tutamıyor, kadınlar gibi ağlıyorum' diyordu. Tarih, ezeli bir tekerrür mü demeli? Yoksa her iki hükümdara, Abdullah'ın annesinin dediği gibi, 'Ağlayın sefiller, ağlayın! Erkek olup müdafaa edemeyip acz gösterdiğiniz vatanınıza ve hükümdarlığınıza, oturup kadınlar gibi ağlayın' mı demeli?'' (Türk Siyasi Tarihi,s.506)

11. Atsız,s.86

12. Age,s.86

13.Age,s.86

14. Ali Fuat Türkgeldi,Görüp İşittiklerim,TTK,Ankara,1951,s.162

15.Gotthard Jaschke,Türk Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri,Çev.C.Köprülü,TTK,Ankara,1971,s.104; Sina Akşin,İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele,Cem Y.,İstanbul,1983,s.243

16.Jaschke,s.104

17. Atsız,s.86

18. Turgut Özakman,'Vahdettin,Mustafa Kemal ve Milli Mücadele',Bilgi Yayınevi,2012,s.32

19. Age,s.275

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      4241 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın