• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Vahdettin Hayranlığı / Prof.Dr.Kemal Arı
Anlaşılmaz biçimde (tabi ki anlaşılır) Vahdettin’in bir vatan haini olmadığı, Anadolu’da ulusal direnişi örgütlediği efsanesi yayılıyor! Bunu her yerde gözlemliyorsunuz. Her ağızdan, “Mustafa Kemal’i Samsun’a Vahdettin gönderdi” deniliyor. Bunda bir şey yok! Elbette Mustafa Kemal, Vahdettin’in iradesi ile Samsun’a gitti. 
Ancak, niçin gönderildi ve o ne yaptı? O’nun ne yapması isteniyordu ve o ne yaptı?
Asıl sorun burada:
Bundan sonra da efsaneler başlıyor: Meşhur 40.000 altın hikayesi; sonra da güya el altından Anadolu’ya yardım şu bu… 
Demek, bir toplumun kafası yalan dolanla gerçekten karıştırılabiliyor, yanlış ve düzmece bir tarih algısı yaratılabiliyormuş! Atatürk’ün öngörüleri o kadar ileri ki; bu nedenle tarih yazmanın önemini vurguladıktan sonra; “Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek, insanlığı şaşırtacak bir içeriğe bürünür” demiş! 
Gerçekten de öyle… 
Bugün bunu yaşayarak görüyoruz.
Sürekli sorguladım; hadi belli bir kesimi anladım; onlar Atatürk düşmanlığı yaparak, Osmanlı’nın özellikle en sorunlu, en çok eleştiriye açık olması gereken iki padişahını yüceltiyorlar: Sultan II. Abdülhamit ve Sultan Vahdettin… İlki, ikincisinin ağabeyi… İlki çok zeki; ancak vehimli; özgürlüklere düşman, baskıcı ve istibdattan yana… Aydınlara kan kusturmuş… Döneminde toprak kaybetmedi masalı söyleniyor ama; onun zamanında yitirilen toprağın haddi hesabı yok! Kendine göre bir politika geliştiriyor; bu politika anlaşılır bir şey! O günkü koşullarda, yapacağı başka şey de yok zaten… İkincisi ise; vehmini ve ürkekliğini, sanki ağabeyi Abdülhamit’ten almış. Ancak daha da ürkek ve tedbirsiz… Zekaları karşılaştırılamaz bile; ikincisi, politikadan pek anlamıyor! Kötü bir insan olmadığını pek çok kaynaktan biliyorum; ancak, körüne ve dikine giderek, baskın bir kişiliği olan ablasının da baskısıyla, Damat Ferit gibi fıldır fıldır dönemin siyasetini alt üst ederek döndüren; ancak gerçeğin değil, düşlerin peşinde olan bir kişiliğin neredeyse esiri ve zebunu olmuş… Zaman zaman ondan yakınıyor; ama onca yakınmasına karşın, sadaret mührünü ondan hiç sakınmıyor…
Bunu da geçelim:
Kafama taktım; bu, Vahdettin’i yüceltmek sevdası hep, Atatürk’e ve cumhuriyetin değerlerine karşı çıkanların pohpohlamasından mı kaynaklanıyor?
Hayır!
Kesinlikle hayır!
Temiz ve saf dimağlar, Osmanlı Devleti, tarihimizin çok önemli bir parçası olduğundan; ona bir türlü insanına, ülkesine ve devletine kötülükler getirmeyi isteyecek bir padişahı kendi duygu dünyalarına kabul ettiremiyorlar. İçlerinden isyan etmek geliyor; hayır böyle bir şey olamaz; bir Osmanlı sultanı, ülkesine ve halkına ihanet edemez diyorlar… Çok kişi bunu açıkça söylemese de kendi iç dünyalarında kendi kendilerine bunu fısıldıyorlar…
Pekala; bunun nedeni, yalnızca bu saf/ temiz duygular mı?
Hayır…
Özellikle bu tür insanlarımız için söylüyorum: Bilgisizlik… Tarihimizin, özellikle Kurtuluş Savaşı’ndaki iç ihanet cephelerini bilmiyorlar. Padişah fermanlarından, din kaynaklı kışkırtılarak çıkartılan ayaklanmalardan, kardeşi kardeşe, Müslüman’ı Müslüman’a vurdurmaktan pek haberleri yok. Varsa bile, bildikleri şeylerin, bu anlama geldiğine ilişkin bir analiz yetenekleri gelişmemiş… Daha doğrusu, herkes kendi işinde gücünde; bu nedenle bu konulara fazla yoğunlaşamamışlar… Böylece de duygu dünyasıyla karışık bir hoşgörü kültürü ile, Vahdettin’i ülkesine ve insanlarına kötülükler yapan bir portreden çıkarıp, onu daha makul bir yere oturtup, kendi duygu dünyalarını rahatlatmak istiyorlar…
Oysa, biz ne kadar istersek isteyelim: Gerçek, olduğu kadar gerçektir. Onu ne abartmaya, ne de değiştirerek göstermeye çabalamak anlamsız… Atatürk’e ve onun kuşağına göre Vahdettin bir “hain”dir… Yaptıkları, aracı oldukları şeyler, ülkeye kötülük getirmiştir. Onu aklamak adına söylenen pek çok şey, gerçek bilgiden öte, efsaneden başka bir şey değil! Bunu kavramak için de değişik kitaplar okumayı önerelim:
Bunlardan birisi; İbn’ül Emin Mahmut Kemal; Son Sadrazamlar, Sultan Vahdettin Bölümü; Mabeyinci Lütfi Simavi; Osmanlı Sarayı’nın Son Günleri; Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim; Turgut Özakman; Vahdettin; Sina Akşin, Osmanlı Hükümetleri ve Milli Mücadele…
Bunlar, ilk anda akla gelen; ilk üçü doğrudan Vahdettin’e yakın olmuş, onu görmüş, onun hizmetinde bulunmuş ve görüp tanıklıklarını yazmış kişilerin anlattıkları; son ikisi üzerine konuyu doğrudan ele alan incelemeler…
Tabi başkaları da var… 
Ancak Vahdettin üzerine okuma yapanlar, şunu hiç unutmasın: Son zamanlarda, tarih bilimiyle asla uzlaşmayan bir yığın propaganda kitabı piyasada dolaşıyor. İçten içe Atatürk’ü ve yaptıklarını sorgulayarak, ona ve onun yaptığı şeylere ait ne varsa hep karalamalarda bulunan; örneğin yazı devrimini bile kötüleyen yığınla kitap… Bunlara itibar etmemek ve gerçek kaynaklardan gitmek koşuluyla, konu üzerinde okuyup, kapsamlı bilgilere sahip olmak gerekiyor.
  
4821 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın