• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Cumhuriyet Döneminde İmam Yokmuş... / Prof.Dr.Kemal Arı

CENAZE NAMAZINDAKİ DENSİZLİK...

(-Fesuphanallah! Şimdi de Bu Çıktı:
Cumhuriyet Döneminde (?) İmam Yokmuş...)

Neresi olduğu hiç önemli değil...
Bir cenaze merasimi...
Mevta musalla taşında...
Cemaat toplanmış; cenaze namazı kılınacak...
İmam efendi geliyor...
Dinsel ve geleneksel bir uygulamadır cenaze namazı; cemaat hazır...
Rahmetliyi son yolculuğuna uğurlayacaklar...
Namaz kılınacak, dualar edilecek; helallik alınacak...
Böyle anlarda insanlar kalplerine nifak koymazlar; dargınlık varsa unutup giderler... Ölenin güzel yanları anılır; onlar dile getirilir; insanlar birbirleriyle başsağlığı dilerler...
Cenazeler aynı zamanda çok önemli toplumsal kaynaşma ortamlarıdır bu yönleriyle...
Hangimiz bu duyguları yaşamadık ki?
Akrabalar, bir ölenin başına oradan buradan kalkıp geldiklerinde; o uhrevi hava içinde birbirlerine daha sıcak sarılırlar... 
Bağlar daha da güçlenir; geçmiş yad edilir; sevaplar yapılır... 
Bu uhrevi hava dalga dalga mevtadan cenaze evine, oradan konu komşuya; derken duyup koşan herkese yayılır....
Ancak; gelin bakın olana, ne olmuş:
İmam efendi, helallik alacak cenazenin başında ve konuşup, cenazeye katılanlara dua ettirecek...
O da ne?
Birden şiraze kayıyor ve şu tuhaf sözleri söylemeye başlıyor:
-“Cumhuriyet döneminde cenazeler yerlerde sürükleniyordu. Cenazeleri kıldıracak imam bulunmuyordu. Fakat şeriatın yaşandığı yerde cenazeler aziz bir şekilde kalkar. Kabir azabı çekilmez...”
Allah, Allah...
Ne denir bu söze şimdi?
Eh, yobazlık varsa böyle bir şeydir sanırım...
En baştan başlayalım...
Cumhuriyet dönemi denilen şey, bugünden ayrı bir zaman dilimi mi?
Cumhuriyette cenaze kıldıracak imam bulunamıyorsa; bugün bunları söyleyen imam efendi imamlık yaptığına ve cenaze namazı kıldırabildiğine göre; demek ki günümüz bambaşka bir şey...
En azından cumhuriyet değil; bu anlam çıkıyor sözlerinden...
Ancak yanlış ifade edilen bu dönemden kasıt, elbette Atatürk, ardından da İnönü dönemi...
Ancak adamda şeriat özlemine bakar mısınız?
Bu tür yerlerde cenazeler aziz, yani kutsal biçimde kalkarmış ve kişiler de kabir azabı çekmezlermiş...
Yalanlarından mı söz etsek, cehaletinden mi; daha olmadı cumhuriyete karşı kininden mi!
Hangi birinden başlasak ki?
Oysa, cumhuriyetin dinle hiç bir sorunu olmadı.
Ancak, hangi dinle?
Gerçek, öz kaynaklarından anlatılan ve insanlara dinin gerçek kurallarının ve ilkelerinin öğretildiği bir dinle...
Ancak, din diye, din dışı sayısız uygulamayı dinin içine sokar; bir hurafeler dünyasında bireyi ve toplumu her türlü istismar edecek bir zümre ve zihniyet yaratırsan; eh kusura bakma İmam Efendi; bu dinle uğraşmak değil; din dışı uygulamaları dinden ayıklamak olur ki; bu da dine bir hizmettir...
Ha hemen söyleyelim:
Cumhuriyet döneminde ilk İlahiyat Fakültesi ve ilk imam hatip okulları Atatürk’ün zamanında açıldı. 
Din hizmetlerinde büyük adımlar atıldı... Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu... Kuran, Türkçe’ye çevrildi... Elmalılı Hamdi Yazır’a; “Hak Dili Kuran Dini” adıyla tefsir yaptırıldı... Buhari Hadisleri Türkçe’ye çevrilerek çok sayıda bastırılıp, her yana dağıtıldı.
Evet, Türkçe Ezan da okutturuldu...
Yadsıyacak değiliz; doğru ya da yanlıştı; ama temel amaç, bireyin Tanrı’nın ne dediğini insanlar anlasın isteniyordu...
Ancak, dini istismar edenler, hiç bir zaman Tanrı’nın buyruklarının tam olarak anlaşılmasını istemediler... Onlar, Arapça okunan dualardan pek bir şey anlamayan insanlarla Tanrı arasında köprü olmaktan çok mutluydular... Orada kendilerine özgü bir sınıf yaratmışlardı ve alabildiğine insanların cehaletinden yararlanarak ceplerini doldurmayı pek güzel başarıyorlardı.
Oysa Cumhuriyet’in temel hedefi, dinsel buyrukları doğru anlamış samimi inanç sahibi bir toplum oluşturmak; bunun için de aydın din adamı yetiştirmek ve toplumun hizmetini görmelerini sağlamaktı...
Şeriat’a gelince; al o şeriat senin olsun!
Şeriat dediğin bir yönetim biçimi olarak; eğer Ortadoğu’da yaşandığı biçimiyle bir şeyse; bu çağ dışı uygulamaları nasıl topluma bir kurtuluş yolu gibi önerebiliriz?
Neymiş?
Şeriat kuralıymış:
Kadın araba kullanırsa fuhuş artar, bekaret kalmaz; aileler dağılırmış...
Kim diyor bunu?
Arabistan’da şeriat kurulları...
Bir erkek, ölen eşiyle -af ediniz- bilmem şu kadar saat bilmem ne tür şeyler yapabilirmiş...
Sapıklığa bakar mısınız?
Nereye gidiyor işler, görüyor musunuz?
Pekala, bu imam efendinin aynı zamanda kişileri, siyasal sisteme ve yönetim biçimine karşı kışkırtmasına ne diyeceğiz?
Bizim bildiğimiz; rejimi hedef alan kışkırtmalar bir suç...
Göz göre göre artık bu suçlar işleniyor ve en tepeden en aşağıdakilere kadar, artık insanlar hukuku çiğnemekten; ceza gerektiren eylemlere ve davranışlara girmekten çekinmiyorlar...
Bu toplumsal bir çılgınlık, çözülme ve ayrışma halidir...
Bu durum, toplumu bitirir; karşıtlıkları artırır ve hukuka güven kalmayacağı için sonunda; toplumu oluşturan kesimleri, birbirlerine karşı kışkırtır...
Bu önce ayrışma, sonra kamplaşma, ardından da çatışmadır...
Hem, bu kin dolu duruşun, gerçek dinle ilgisi olmayacağına göre; dinin kendisi kirlenmez ama; en azından Türkiye’deki din algısını çağdışı bir zemine itmez mi?
O halde, bu davranış biçimleri, psikolojik bir travma kalmanın da ötesine geçerek, dinin çağdışı bir yorumla algılanmasını sağlayacak din karşıtlığı olarak da görülebilir...
Yani, dini olduğunu sandığı bir içgüdüyle hareket eden bu zavallı, aslında dine de kötülük ediyor, farkında değil...
Daha da önemlisi şu:
Ya bir ölü karşısında, onu hayırla dualarla yolcu etmek varken; o kişinin anısını bu tür saçma sapan şeylerle istismar etmek ne?
Ah, Ah...
Ah ki ne ah!
Bir rüya görüyoruz sanki...
Bir gün biter mi dersiniz?

Kemal Arı

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1832 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın