• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Atatürk’ün Hayalindeki Doğu: Atatürk’ün Tunceli’de Spor ve Eğlence Merkezi Projesi / Sinan Meydan
Atatürk, 1937’de Tunceli’ye yaptığı geziden sonra Celal Bayar, Şükrü Kaya, Ali Çetinkaya, Kâzım Orbay ve Abdullah Alpdoğan ile Elazığ İstasyonu’nda bir toplantı yapmıştır.

Bu toplantıya ait 17 Kasım 1937 tarihli belgeye göre şu kararlar alınmıştır:

“1. Arazi, su, hava bakımından barınılması güç olan bölgeler halkının daha iyi şeraiti haiz yerlere nakli teemmül edilmeli ve mali külfet tahmin edilerek tespit edilmelidir.
2. Pertek arazisi iyidir. Tedavi keyfiyeti nazarı dikkate alınmalı.
3. Büyük kesif köyler yapılmalı ve kültürü temin edilmelidir.
4. Maden amelesi olarak kaç aile naklolunabilir?
5. Münferit dağ köylerini toplayıp ovalara teksif edilmeli.
6. Girlayik’te pancar mıntıkası tesis ederek dağlıları ovaya indirmek lazımdır.”

Görüldüğü gibi Atatürk ve arkadaşları Tuncelilileri yerlerinden, yurtlarından sürmeyi, köyleri içindekilerle birlikte yakmayı planlamamışlar; sağlıksız, eğitimsiz, yoksul ve aşiret reislerinin baskısı altında yaşayan insanları sağlıklı, eğitimli, zengin ve güvenli bir yaşama kavuşturmak için proje geliştirmişlerdir. Arazisi kötü olan bölgelerdeki insanların daha iyi şartlara sahip bölgelere gönderilmesi, dağ köylerindeki insanların ovalara indirilmesi gibi önlemler bölge insanını daha iyi yaşam koşullarına kavuşturmak amacı taşımaktadır.

Tunceli ve civarındaki bazı aşiretlerin Batı illerine göç ettirilmesi ile ilgili kanunlar Atatürk’ün sağlığında çıkarılmıştır. Örneğin 19 Haziran 1927’de 1097 sayılı “Bazı Şahısların Şark Mıntıkalarından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun” çıkarılmıştır. Bu kanuna göre Doğu’da devrimlere karşı çıkan, güvenliği bozan 1500 kişi ile kaçak ve mahkûm durumundaki 80 isyancı aileleriyle birlikte Batı illerine sevk edilmiştir. Kendilerine, terk edecekleri topraklara karşılık yeni topraklar verilmiştir. 14 Haziran 1934’te de 2510 sayılı “İskân Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanunlar çerçevesinde Doğu’da hem güvenliği bozan asi aşiretlerden bazıları hem de aşiretlerin baskısına maruz kalan yokluk ve yoksulluk içindeki halkın bir bölümü batıya göç ettirilmiştir.

Göç ve iskân planları ilk başta sadece 2000 kişiyle sınırlıdır. Bu sayı daha sonra 7000’e çıkmıştır. 1939’da bu sayının 12.000’e yaklaştığı anlaşılmaktadır. 28 Temmuz 1938 tarihli bir belgeye göre Doğu illerinden göç ettirilenler Batı’da İzmit, Karabük, Zonguldak gibi sanayi ve maden sektörlerinin yoğun olduğu yerlere ve iyi tarım yapılan Erzincan’a yerleştirilmiştir. Yani hükümet, Doğu halkını hem ağaların zulmünden hem de yokluk ve yoksulluktan kurtarmıştır. İnsanları iş bulup geçimlerini rahatça sağlayabilecekleri yerlere göç ettirip yerleştirmiştir. Hükümet, batıya sevk ettiği ailelere ev, toprak, pulluk ve hayvan vermiştir. 1947 yılında, yani İsmet İnönü’nün “Milli Şefliği” döneminde CHP’nin zorunlu İskân Kanunu’nu kaldırmasıyla 8228 kişi Tunceli’ye geri dönmüştür. 3500 kişi ise Tunceli’ye dönmeyi tercih etmeyerek batıda kalmıştır.

Atatürk’ün Hazer Gölü Projesi

Atatürk, Tunceli gezisinde Hazer Gölü çevresini incelemiş ve burasının halkın spor ve eğlence ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmesini istemiştir. 4. Genel Müfettişlik bu doğrultuda yapılan ilk çalışmaları, 3 Aralık 1937 tarihli bir yazıyla Başvekâlet’e bildirmiştir: “Hazer Gölü’nün Atatürk tarafından tetkik buyurulan kıyı kısmının tararı devletlerinden emir buyurulan haritasını tayyare ile aldırdım. Fotoğraflar Ankara’da Harita Dairesi’nde gönderilerek bunun İmar Kanunu hükümlerine göre 1/1.000: 1/3.000 mikyasında iki çeşit harita halinde basılmasını ve bu basım işinin çabuklaştırılmasını Harita Genel Direktörlüğü’nden ricada bulundum. Basılıp gelince haritaların yüksek huzurlarına takdim edileceğini arz ederim.” Atatürk’ün Tunceli halkının yararlanması için Hazer Gölü’nü bir spor ve eğlence parkına dönüştürmek istemesi bölgeye ve bölge insanına verdiği değerin işaretidir. Atatürk’ün Hazer Gölü Projesi, o dönemde Tunceli’ye yapılan karakol, yol, köprü, telefon gibi yatırımların sadece askeri amaçlı olduğu iddiasını da çürütmektedir. Belgelerde geçtiği şekliyle bu projenin amacı, “Bölgedeki münevverlerin ve her sınıf halkın yazlık ve spor eğlence ihtiyaçlarını tatmin etmek üzere güzelleştirilmesi”dir.

Atatürk’ün Hazer Gölü’nün eğlence ve spor amaçlı olarak düzenlenmesini istemesi üzerine bir imar planı hazırlamak için gerekli hava fotoğrafları çekilip yetkili makamlara sunulmuştur.

4. Umum Müfettişlik, yapılan bu çalışmaları Temmuz 1938 tarihli bir raporla Başbakanlığa sunmuştur. Doğu’nun her bakımdan kalkınmasını amaçlayan Güneydoğu Anadolu Projesi de Atatürk’e ait bir projedir. Projenin ilk adımları 1930’ların sonlarında atılmıştır.

Atatürk, Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Tunceli gezisinde yanındaki Sabiha Gökçen’e, nasıl bir Doğu hayal ettiğini şöyle ifade etmiştir:

“İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor Gökçen... Geçtiğimiz yerlerde fabrikaları görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük, fakat canlı, tertemiz, sağlıklı insanların yaşayabileceği evler, büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum. Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların yüzleri sararmamalı, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum, İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya da ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak, yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum. Ve bunu çok ama çok yapmak istiyorum. Dedim ya, insan ömrü çok büyük işleri başarabilecek kadar uzun değil. Mamur olmalı, Türkiye’nin her bir tarafı müreffeh olmalı... Devletin yapamadığını, millet; milletin yapamadığını devlet yapmalı. Her şeyi yalnız devletten ya da her şeyi yalnız milletten beklemek doğru olmaz. Devlet ve millet ülke sorunlarını göğüslemede daima el ele olmalıdır.

Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun, benim kitabımda yok. Geleceği, geleceğin Türkiyesi’ni düşünmek görevim. Bir iş aldık üzerimize, bir savaşın üstesinden geldik, şimdi ekonomik alanda savaş veriyoruz, daha da vereceğiz... Bu heyecanı yaşatmak, hu heyecanın ürünlerini görmek lazım.”


Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da fabrikalar, ekili tarlalar, düzgün yollar, elektrikli köyler, tertemiz, canlı ve sağlıklı insanların yaşayacağı evler, gürbüz çocuklar ve büyük yemyeşil ormanlar görmek isteyen Atatürk’ün en büyük amaçlarından biri doğusuyla batısıyla bütün Türkiye’nin kalkınmasıdır.
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir,” diyen Atatürk, Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan tüm Türkiye halkını her bakımdan kalkındırmak için hiçbir ayrım yapmadan vatanın her bölgesine çok önemli yatırımlar yapmıştır.

Atatürk’ün genç Cumhuriyeti’nin Türkiye’nin diğer bölgeleri gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kalkındırmak için yaptığı yatırımlar, asırlardır bölge halkını sömüren feodal unsurların; ağaların, şeyhlerin ve şıhların tepkisini çekmiştir. Genç Cumhuriyet’in bu yatırımları devam ederse bölge halkı üzerindeki nüfuzlarını tamamen kaybedeceklerini düşünen bu feodal unsurlar, Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyen ayrılıkçı unsurlarla anlaşarak genç Cumhuriyet’e başkaldırmışlardır. Genç Cumhuriyet’in “çağdaşlaşmaya” yönelik devrimlerini “dinsizlik” olarak adlandırıp bu yönde propaganda yapan feodal unsurlar, bölgede yapılan yolları, köprüleri, santralleri tahrip ederek karakollara saldırmışlardır. İşte, 1937-1938 Dersim İsyanı böyle bir ortamda patlak vermiştir.

Not: Atatürk'ün Doğu politikası. Doğuya yaptığı yatırımlar ve Dersim isyanı konusundaki bilinmeyenleri son kitabım El-Cevap’ta bulabilirsiniz. (Sinan Meydan, El-Cevap, inkılap Kitabevi, 2013.)

Sinan MEYDAN, “Bütün Dünya”, Şubat 2014
sinanmeydan@butundunya.com.tr
  
1664 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın