• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/tarih_tarih



Milli Mücadele'de Din Adamları / Sevgi Bayat

            Anadolu’nun 1071 yılında Alparslan tarafından fethedilmesiyle birlikte başlayan Türkleşme ve İslamlaşma hareketi  Batılı yönetimler tarafından kabul edilemez bir gerçek olarak tarihteki yerini almıştır. 1071 ve öncesinden başlayan bu kabullenemeyiş durumu Milli Mücadele yıllarına kadar devam etmiştir. 30 Ekim 1918 yılı Mondros Mütarekesi ile amaçlarına ulaştıklarını düşünerek Anadolu İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan kuvvetleri  Türk topraklarını işgal plânlarını devreye sokmuştur.

            Böylesine karmaşanın hâsıl olduğu bir ortamda Milli Mücadele ruhunu alevlendiren toplumun birçok noktasından meslek grupları devreye girmeye başlamıştır.

            Milli Mücadele’nin başlamasının ardından toplumun her kesiminden hem destek hem de karşıt görüşler mücadelenin bitimine kadar varlığını korumuştur. Bu ikilik yaşayan görüşlerin arasında din adamları da yerini almıştır. Bir kısım din adamı padişaha bağlı kalmanın gereğini savunup mücadeleye karşı dururken, bir grup din adamı da Mustafa Kemal’in düşüncelerini ve Kuva-yı Milliye ruhunu desteklemişlerdir.

            O dönem de din adamları medrese eğitimi almakta idiler. Medreseler sadece din eğitimi veren kurumlar değildi. Mezun olanların aynı zamanda adli ve idari alanlarda da çalışmalarını sağlayacak temel bilgiler verilmekte idi. Memleketin her köşesinde din alimi olarak görev yapan şahıslar aynı zamanda toplumda öne çıkan bu bilgilere  sahip olarak da mezun olmuş oluyorlardı. Bu durum onların halk nezninde itibar durumlarını artırmakta idi. Bu gelişmeler bir araya geldiği takdirde toplumda en rağbet edilen kişilerin din alimleri olmaları kaçınılmaz bir durum olmuştur.[1] Bütün bu özellikler bir araya geldiğinde şüphe götürmez bir gerçektir ki halkın mücadele fikri etrafında toplanması ya da mücadeleden uzaklaştırılmalarında din alimlerinin rolü büyük olmuştur.

            Anadolu’da Cumhuriyet öncesi dönem ve Kurtuluş Savaşı yıllarında din her zaman dünyevi işlerin yönlendiren etkili bir mekanizma olma özelliğini sürdürmüştür. Din adamları İslam anlayışında “Ruhbanlık” sınıfı olmamsına rağmen insan hayatını baştan sona düzenleyen şahsiyetler olma özelliklerini korumuşlardır. İmamlar özellikle kırsal bölgelerde her alanda söz sahibi olan meslek grubu olarak özelliklerini korumuşlardır.[2]

            Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadele’nin özellikle ilk dönemlerinde gittiği her ilde öncelikle o yerin din alimleri ile görüşmüş, kendiside zaman zaman dini içerikli konuşmalar yaparak halkın desteğini ve sevgisini kazanmıştır. Mehmet Akif Ersoy’da camilerde hutbeler vererek halkın Milli Mücadele’ye desteğini artırmaya yönelik konuşmalar yapmıştır. Üçüncü cumhurbaşkanımız Celal Bayar da Milli Mücadele lehinde Batı Anadolu halkını bilinçlendirmek üzere “Galip Hoca” takma adını kullanarak çalışmalar yapmıştır.[3]

            Mustafa Kemal Paşa Samsun’a asayiş durumunu tespit etmek ve İstanbul’dan uzaklaştırılmak için  gönderildiğinde (ki Mustafa Kemal bu görevi Milli Mücadele meş’alesini yakmak için bu durumu bir fırsat bilecektir) yine Paşa’yı ilk karşılayanlar din âlimleri olmuştur. Kongreler döneminde de yurdun çeşitli yerlerinden seçilerek gelen delegelerin içerisinde de, aynı zaman da kongre tertip edilmesi aşamalarında çalışan gönüllülerin çoğu yine din adamı olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Toplumun önde gelen din adamları cami kürsülerinde, meydanlarda düzenlenen mitinglerde , kurdukları cemiyetlerde, hatta cephelerde halka rehberlik etmişlerdir.Ayrıca bu uğurda hiç çekinmeden mallarını sarf edenler olduğu gibi, bir kısmı da şehit olmuştur, bu cümleden olarak, Nisan 1920’de Gönen Müftüsü Şevki Efendi Anzavur’un adamlarınca şehit edilmiş, İvrindi de Dersiam Ali Rıza Efendi Yunan askerlerince şehit edilmiş, 20 Ekim 1920’de Müderris Sivaslı Ali Kemali Efendi Delibaş Mehmet taraftarlarınca şehit edilmiştir.[4]

            Anadolu’da işgallerin başlamasının ardından birçok din adamı miting tertip ederken ya da gönüllü ordu oluşturma çabaları içerisinde görmekteyiz. Örneğin, İzmir’in işgal edilmesinin hemen ardından Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi halkın işgalleri protesto etmesinin ve eline silah alarak yurdu müdafaa etmesinin dini bir görev olduğunu vurgulayan bir konuşma yaparak halkı milli savunma fikri etrafında birleştirmiştir. Yine bu bağlamda Isparta’da Hafız İbrahim Efendi Demiralay isimi ile , Afyonkarahisar’da ise Hoca İsmail Şükrü Çelikalay, isimlerinde gönüllü askeri olaylar teşkil ederek vatan savunmasının dini bir görev olduğunu vurgulamışlardır.

            Milli Mücadele’nin önde gelen destekleyicilerinden olan din adamalarını ilki sayılabilecek önemli isimlerinden birisi Denizli (Çal) müftüsü Ahmet İzzet (Çalgüner)’dir. İzmir ‘in işgali üzerine Denizli Camii’nde halkı toplayarak bilinçlendirmeye ve teşkilatlandırmaya yönelik konuşmalar yapmıştır.

            Ahmet İzzet Efendi kurulmasını istediği milli birlik teşkilatlarına da öncülük etmiştir. Müftü Ahmet İzzet Efendi Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurarak yaklaşık 100 gönüllü ile birlikte Aydın ve çevresinde vatan savunmasında bulunmuştur.

            İzmir’in işgali öncesinde de işgal haberini duyum alan İzmir halkı ve müftüsü halkı olabileceklere karşı uyarmıştır. İzmir’de düzenlenen miting de İzmir müftüsü Rahmetullah Efendi, vatan sevgisinin imandan olduğunu, İzmir’in asırlardır ezan sesleri ile inlediğini bundan sonra da çan seslerinin kabul edilemeyeceğini söylemiştir. Müftü Rahmetullah Efendi bu etkili konuşmasını şu sözlerle devam ettirmiştir:“Kardeşlerim! Bedenimizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarımızda bir damla kan kaldıkça, vatanımızı düşmanlara teslim etmeyeceğimize burada Kur’an-ı Kerim’e el basarak benimle yemin ediniz” diyerek konuşmasını halk üzerinde büyük bir tesir uyandırarak devam etmiştir.[5]

            İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi İstanbul Hükümetinden gelen İzmir’in işgaline karşı çıkılmaması emri üzerine dahi bu durumu kabul etmediğini açıkça dile getirerek işgale ilk tepki verenlerden birisi olmuştur.

            Anadolu’nun güney bölgelerinde de Milli Mücadele fikrini aşılayanlar din adamları olmuştur. Adana’da; Çamurzade Hafız Osman Efendi(Kazan Müftüsü), Osmaniye Müftüsü Yusuf Ziya Efendi, Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından Vezir Hoca namıyla tanınan Mehmet Alpaslan, Antep’te; Müftü Rıfat Efendi, Müezzin Kayyım Ahmet Efendi,Urfa’da; Siverek Müftüsü Müftü Osman , Şeyh Saffet gibi önemli isimler sayılabilmektedir.[6]

            Bu noktada belki de Maraş müdafaasını ayrı tutmak gerekir. Çünkü tarihe adını altın harflerle yazdıran Sütçü İmam’ın kahramanlık mücadelesini unutmamak gerekir. Maraş halkının, Ermeni çeteleriyle Fransız askerlerine karşı koymasında, “Türk ve İslam hakimiyetinin bulunmadığı bir yerde Cuma namazı kılınmaz.” fetvasını veren Sütçü İmam’ın ilk kurşunu atması, bu yörede Milli Mücadele kıvılcımının ateşlenmesini sağlamıştır.[7]

            Konya ‘da Milli Mücadele’yi fikirde şuurda ve vicdanda birleştiren önemli isimler Müderris Ali Kemali, Mehmet Vehbi, Abdulhalim Çelebi gibi önde gelen şahsiyetler karşımıza çıkmaktadır.[8]

            Anadolu’nun diğer bölgelerindeki önemli din adamları; Antalya’da; Müftü Yusuf Talat, Isparta ‘da; Müderris Hafız İbrahim (Demiralay), Afyon’da; Gevikzade Hacı Hafız, Müderrsi Bolvadinli Yunuszade Ahmet Vehbi, Kütahya’da; Hacı Musazade Hafız Mehmet,İzmit’te ; Rıfat Hoca, Sivas’ta;Müderris Mustafa Taki Efendi gibi Anadolu’nun bütün vilâyetlerinde Milli Mücadele ve Mustafa Kemal destekçisi ismini sayamadığım değerli din adamları bulunmaktadır.[9]

            Şu ana kadar ismini saydığımız ve daha saymadığımız birçok Milli Mücadele’de  önemli rol oynayan din alimlerinin hiçbirinin tarih mezunu olmayan tarih profesörlerinin (!) iddia ettiği gibi Mustafa Kemal tarafından asıldıklarına yada din adamı oldukları için susturulduklarına şahit olmadık. Cezalandırılan din alimlerinin(!) şüphesiz ki Yunan, İngiliz ve İtalyan hakimiyetinden medet uman Delibaş Mehmet gibi dilinde Allah kalbinde emperyalizm sevgisi olan dinin arkasına saklanmış kişiler ya da gruplardır. Bir başka örnek olarak Milli Mücadele sonrası camide afyon alarak topladığı bir grup inananı ile birlikte din elden gidiyor sloganıyla ortaya çıkan Derviş Mehmet ve beraberinde ki din adamlarıdır(!).

            Milli Mücadele ve din adamları denilince kuşkusuz akla gelenlerden birisi Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat(Börekçi) Efendi’dir. Mehmet Rıfat Efendi’nin Milli Mücadele hareketine katılışı ve bu uğurda mücadele edişi Sivas Kongresi’nin toplanacağı günlerde olmuştur.

            Sivas Kongresi'nin toplandığı gün (5 Eylül 1919) aynı zamanda Kurban Bayramı arefesine tesadüf etmişti. Bu vesile ile Ankara halkının ileri gelenleri, Padişaha telgraf çekerek bayramını tebrik etmek istemişlerdi. Fakat Sadrazam Damat Ferit Paşa, anılan telgrafı "Padişahla vasıtasız görüşülemeyeceği" gerekçesiyle kabul etmemişti. Sadrazamın bu davranışı başta Müftü Mehmet Rifat Efendi olmak üzere, Ankaralıları sinirlendirir. Bunun üzerine, Ankaralılar başka bir telgrafla "... ne Padişah, ne de onun hükümetini tanımadıklarını bildirirler.[10]

            Mehmet Rıfat Efendi bu tarihten sonra Heyet-i Temsiliye ile ilişkilerini artırmış ve Kuva-yı Milliye için çalışmaya başlamıştır. 29 Ekim 1919 tarihinde Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni Müftü Mehmet Rıfat Efendi kurmuştur. Mehmet Rıfat Efendi bu tarihten sonra Ankara Müftüsü ve Cemiyetin başkanlığı görevini birlikte yürütmüştür.  Mustafa Kemal’in Sivas Kongresinin ardından Ankara’ya gelişinde karşılayanlar içerisinde Mehmet Rıfat Efendi de vardır. O günleri Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatır: “O sabah (27 Aralık 1919) ajanslar ile Mustafa Kemal Paşa'nın geldiği haberi herkese bildirildiği gibi, bir taraftan da sabahtan itibaren davullar ve zurnalarla bütün Ankara halkı istikbale hazırlanmıştı. Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar, ezan ve sâlat okuyorlardı. Ve köylerden birçok atlı ve kağnı arabalarıyla binlerce halk Ankara'ya gelmiş; öğleye doğru "geliyor" diye tellallar bağırmış, seçilen atlı alayı Ulucanlar'dan Hacıbayram Camiinin önünde toplanarak merasimi diniye yapılmış; yedi yüz piyade, üç bin atlıdan teşekkül eden bir seymen alayını Ankara'da bulunan dervişler takip ediyor... Ankara şehri namına istikbal heyetinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azasından Müftü Hoca Rifat Efendi, Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütükçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler vardı… .Alkışlar ve türlü türlü tezahürat ve dualar arasında hükümet meydanına geldik”.[11]

            Müftü Mehmet Rıfat Efendi’nin Ankara kurduğu cemiyetin oldukça etkin çalışmasına özen göstermiştir. Bütün il ve ilçede etkili çalışma programı hazırlamıştır. Cemiyet Mustafa Kemal ve arkadaşlarına her türlü maddi ve manevi desteği sağlamıştır. Mehmet Rıfat Efendi öyle fedakarlıklar yapmıştır ki eşi Samiye Hanım ve kendisi için ölüm anlarında kullanılmak üzere ayrılan halk arasında kefen parası olarak tabir edilen meblağı Mustafa Kemal’i ziyareti sırasında Milli Mücadele için bağışlamıştır. Mehmet Rıfat Efendi Anadolu müdafaasının en zor günlerinde  Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi de olan Mehmet Rifat Efendi başkanlığında, Ankara'da bulunan beş müftü, dokuz müderris ve medrese müdürü ile altı kişilik ilmiye sınıfından oluşan  toplam yirmi kişilik bir grup da bir fetva hazırladı.

            Fetva “Dünyanın nizâmının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, mü'minlerin emirinin (Padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslâmların düşmanı olan düşman devletler tarafından fiilen işgal edilerek, İslâm askerleri silahlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak şehit edilmiş, Halifelik merkezini koruyan bütün istihkâmlar, kaleler, savaş aletleri zapt edilmiş ve resmî işleri yürüten ve İslâm Ordusunu donatmakla görevli Bab-ı Ali'ye (Başbakanlık) ve Harbiye Nezâretine el konmuştur. Bu suretle Halife, milletin gerçek menfaatleri uğrunda tedbir almaktan men'edilmiştir. Sıkıyönetim ilân edilip harp divanları kurulmuş, İngiliz kanunları uygulanarak kararlar verilmek suretiyle Halife'nin yargı hakkına müdahale edilmiştir. Yine Halife'nin rızası olmadığı halde, Osmanlı toprakları olan İzmir, Adana, Maraş, Antep ve Urfa taraflarına düşmanlar saldırıp oradakileri Müslüman olmayan uyruklarımızla el-ele vererek İslâmları toptan yok etmeye, mallarını yağmalamaya ve kadınlarına tecavüze, müslüman halkın bütün kutsal inançlarına hakarete kalkışmışlardır. Anlatılan şekilde hakarete ve esirliğe uğrayan Halifelerini kurtarmak için, ellerinden geleni yapmaları bütün Müslümanlara farz olur mu? Cevap: Tanrı (Allah) en iyi bilir ki, olur” diyerek başlamış Müslümanları milli birlik duygusuyla bu kurtuluşu gerçekleştirmelerini uzun uzun anlatmıştır. Fetva , Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1336 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bunun yanında Milli Mücadele yanlısı tavır sergileyen Öğüt, İrade-i Millliye , Açıksöz gibi gazetelerde de yayınlanmıştır.Bu fetvaya şehrin bütün imam ve müftüleri imza atmıştır.

            Ankara fetvasının bir başka önemi de İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu direnişinin kırılmasını planlayan bir fetvaya karşı korkusuzca karşı fetva olarak yayınlanmış olmasıdır.

            Görülen odur ki Milli Mücadele’de inanan(!) din adamları her zaman varını yoğunu ortaya koyarak gerçek bir İslam anlayışı ile hareket ederek Mustafa Kemal’in yanında yer almıştır. Milli Mücadele Anadolu halkının topyekûn savaştığı bir mücadele olmuştur. Toplumun en önemli kitlesini oluşturan din adamlarının bu vefakâr tavırlarının anlatılması toplumun başka bir kesimin çalışmalarının değerini azaltmamaktadır. Bu kadar önemli bir dönemde pek çok din adamı Mustafa Kemal’in ifadesi ile “ Hakikati halka izah ettiler”. Anadolu ‘nun çeşitli yerlerinde kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin tamamının başında din adamları bulunmaktadır. Milli Mücadele’nin başladığı ilk yıllarda İstanbul Hükümeti’nin içi boş bir din anlayışı ile hazırlatmış olduğu fetva Anadolu’da bulunan gerçek din adamalarının karşı fetvası ile çürütülmüştür.

            Gözünü kırpmadan vatan için şehit olan din adamlarımız, öğretmenlerimiz ve Anadolu’nun birçok isimsiz kahramanlarının ruhları şad olsun…

 



[1] Cemal Kutay, Cumhuriyet’in Manevi Mimarları,İstanbul,2013,s.9

[2] Cemal Kutay,İstiklal Savaşının Maneviyat Ordusu,Cilt 2,İstanbul,1977,s.15-16

[3] Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Din Adamları,Cilt 1,Ankara,1999,s.27

[4] Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadle’de Din Adamaları,Cilt 2,Ankara,1999,s.224-228

[5] Ali Sarıkoyuncu,”Milli Mücadele’de Afyon Müftüsü Hüseyin(Bayık) Efendi”3.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu,Afyon,1994,s.74

[6] Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz. Bedri Alpay,İstiklal Savaşı’nın Sarıklı Kahramanları

[7] Yaşar Akbıyık,Milli Mücadele’de Güney Cephesi(Maraş), Kültür Bakanlığı Yayını,Ankara,1990,s.112

[8] Hasan Güzel,Konya’da Milli Mücadele’yi Destekleyen Din Adamları,(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi),Ankara,1988

[9] Ayrıntılı Bilgi İçin Bkz,Cemal Kutay,Kurtuluşun ve Cumhuriyet’in Manevi Mimarları,Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi

[10] Kamil Erdaha,Milli Mücadele’de Vilayetler ve Valiler,İstanbul,1975,s.264

[11] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, Ankara, 1988, Cilt: II, s.497-499




Kaynaklar:

1. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Din Adamları,Cilt 1,Ankara,1999,s.27

2.Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadle’de Din Adamaları,Cilt 2,Ankara,1999,s.224-228

3. Ali Sarıkoyuncu,”Milli Mücadele’de Afyon Müftüsü Hüseyin(Bayık) Efendi”3.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu,Afyon,1994,s.74

4. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi

 5.Bedri Alpay,İstiklal Savaşı’nın Sarıklı Kahramanları

6.Cemal Kutay, Cumhuriyet’in Manevi Mimarları,İstanbul,2013,s.9

7.Cemal Kutay,İstiklal Savaşının Maneviyat Ordusu,Cilt 2,İstanbul,1977,s.15-16

8. Hasan Güzel,Konya’da Milli Mücadele’yi Destekleyen Din Adamları,(Basılmamış Yüksek Lisans Tezi),Ankara,1988

9. Kamil Erdaha,Milli Mücadele’de Vilayetler ve Valiler,İstanbul,1975,s.264

10.Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, Ankara, 1988, Cilt: II, s.497-499

11. Yaşar Akbıyık,Milli Mücadele’de Güney Cephesi(Maraş), Kültür Bakanlığı Yayını,Ankara,1990,s.112

 

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      4160 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın