• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Mihne Süreci / Raşit Kıyak

Giriş:

 

Arapçadaki me-ha-ne fiil kökünden türetilen Mihne kelime olarak; denemek, sınamak, bir şeyin hakikatini araştırmak, inceliklerini düşünmek, imtihan etmek, soruşturmak, boyun eğdirmek, eziyet etmek gibi anlamlara gelir. Kavram olarak ise, genelde, yazgı/kader ve insan fiillerini soruşturma, yargılama ve belli bir inanç veya inanç sisteminin kabulünü sağlamak için dini sorgulama anlamına gelir.    [1] Özel anlamda Mihne, Abbasi Halifesi Me’mun’un hilafetinin son dönemlerinde Bizans’a sefere çıktığı (218/833) bir zaman diliminde Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektuplarla fiili olarak başlayan, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde devam eden, Mütevekkil’in 232/833 yılında halife olmasıyla da tedrici olarak son bulan sürecin adıdır.[2] Mihne’ye maruz kalanlar arasında, genellikle Ehl-i Hadis halkası içinde sayılan İmam Malik taraftarları, İmam Şafi taraftarları ve Ahmed b. Hanbel gibi şahıslar zikredilir. [3] Çalışmamızda Mihne’yi tarihsel süreçte doğuşundan ve İslam ilimlerine etkisinden bahsedeceğiz.
 

Mihne’nin Doğuşunu Hazırlayan Sebepler :

            Daha önceki halifeler tarafından sürdürülen din politikası, halife Me’mun ile birlikte farklı bir seyir alır. O, radikal bir kararla hilafetinin 14 yılında (212-827) “Kuran’ın yaratılmışlığı” doktirinini, Abbasi Devleti’nin her yanında benimsenmesi gereken bir inanç olarak ilan eder.

            Halife Me’mun’un ölümünden yaklaşık dört ay önce başlattığı ve Mütevekkil döneminde kademeli olarak kaldırılan Mihne uygulamaları genellikle kadılar vasıtasıyla yürütülmüştür. Mihne uygulamaları çerçevesinde önce kadılar ve fukaha, Halku’l-Kur’an konusunda sorgulamaya tabi tutulmuş sonra da onlar insanları sorgulamışlardır. Ayrıca Mutezililer mihne uygulamasını desteklemişlerdir.[4]

Halku’l Kuran, Allah’ın sıfatlarıyla ilgili tartışmaların bir sonucu olarak gündeme gelen bir konuydu.

            Genel olarak kabul edildiğine göre “Kuran’ın Yaratılmışlığı” doktrini fert planında ilk defa hicri 2. Asrın başlarında Halife Mevran II (744-749)’nın hocası olan Ca’d b. Dirhem (ö.743)  tarafından ortaya atılmıştı. Ca’d, Allah’ın sfatlarını nefyetmesinin bir sonucu olarak Allah’ın kelamının, dolayısıyla Kur’an’ın, mahluk olduğu sonucuna vardı. Görüşlerinden dolayı da Halife Hişam (724-743)’ın emriyle öldürülmüştü.[5]

            Ca’d b. Dirhem’den sonra Harunürreşid dönemine kadar bu doktrinden bahsedilmediği, Harunürreşid dönemine ise Bişr el-Merisi’nin, Kur’an’ın yaratılmış olduğu konusunu dile getirmeye başladığı, Halife tarafından ölümle tehdit edilen bu zatın uzun süre gizlendiği ifade edilir. Me’mun döneminde ise Bişr el-Merasi sarayda hüsnükabul görmüş ve fikirlerini yeniden dile getirmeye başlamıştı.[6]

            Durumdan da anlaşılacağı gibi “Kur’an’ın yaratılmış bir kelam olduğu” fikri Me’mun’un hilafeti dönemine kadar olan süreçte kişi bazında tartışılmış fakat kitlelere yayılmamıştır.

            Söz konusu düşünceyi devletin resmi inancı haline dönüştüren Me’mun’un annesi ve eşi  İranlıydı. Babası tarafından vali olarak atandığı Horosan’ın başkenti Merv ise yetişkinlik döneminin önemli bir bölümünü geçirdiği yerdi. 23 yaşında geldiği Merv şehrinde 11 yıl kalmıştı. Ayrıca onun eğitiminde önemli rolü olan hocalarından biri de halife olduğunda veziri olarak atadığı İran asıllı Fazl b. Sehl idi. Tüm bunlar,  Me’mun’un Arap kültüründen ziyade İran kültürüne daha yakın olmasını etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Kardeşi Emin ile griştiği iktidar mücadelesinin ardından halife olan ve halifeliğinin ilk yıllarını Merv’de geçirmesinden sonra dönmüş olduğu Bağdat’ta, çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanların dine en uygun ve hoşnut olunacak orta bir yolda birleşmelerini sağlamak amacıyla fakih, kelamcı ve farklı alanlardaki bilginlerden oluşan danışman kurulu ile bilim toplantılarında bulundu. Bu kurulun içerisinde Halku’l Kur’an  fikrini ortaya atanlardan biri olarak kabul edilen Bişr el-Merisi ve Mu’tezile’nin önde gelen simalarından Ahmed b. Ebi Duad da bulunmaktaydı. Yine Mu’tezile’nin önde gelen kelamcılarından Ebu’l Huzeyl el-Allaf, Nazzam, Sümmame b. Eşres, Bişr b. El-Mu’temir de Me’mun’un çevresinde yer almaktaydı.[7]

Kur’an’ın Mahluk Olup Olmaması Tartışması:

            Cabiri, Emeviler döneminde “Kur’an mahluk’tur” fikrinin siyasi otoriteye muhalefeti simgelerken, “Kur’an mahluk değildir” fikrinin Abbasi yönetimine karşı muhalefetin sembolü haline geldiğini ifade eder. Çünkü Kur’an’ın mahluk olduğunu söylemek yaptıkları icraatları Allah’ın kaderi olarak takdim eden ve bunu devlet politikası olarak benimseyen Emevi saltanatına muhalefet anlamına geliyordu. Kur’an’ın mahluk olduğunu kabul etmek demek Emevilerin icraatlarının Allah’ın takdiri ile gerçekleşmediğini, yöneticilerin kendi iradeleri vasıtasıyla meydana geldiğini kabul etmek demekti ki, bu devlet politikasına muhalefetin ta kendisi idi. Fakat Abbasi halifelerinden Me’mun dönemine gelindiğinde siyasi ve sosyal yapının neticesi olarak, Mu’tezile mensuplarının veya daha geniş bir ifade ile Mevali olgusunun da siyasi otoritede temsil edilmesiyle birlikte devletin sahip olduğu siyasi anlayışının farklılaştığı görüldü. Emeviler döneminin aksine, “Kur’an mahluk değildir” anlayışı devlete muhalefetin sloganı halini aldı.[8]

Mihne’nin Başlatılması :

            Doktirinin ilanından altı yıl sonra Me’mun, 833’te, Tarsus’a doğru Bizans seferine çıkmış olduğu sırada Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektubunda Mihne’yi başlatmasını istemi ve bu doğrultuda da kadı, fakihler ve muhaddisler “Kur’an’ın Yaratılmışlığı” konusunda sorgulanmaya başlanmıştı.

            Me’mun Mihne’yi başlatmasını istediği vekiline yazdığı ilk mektubunda, Müslüman imamları ve halifelerinin:

*Allah’ın kendilerinden korumasını istediği dinin uygulanmasında ve kendilerine bırakılmış olan peygambelik mirasında içtihatta bulunmaları,

*Üzerlerine aldıkları ilmi nakletmeleri

*Vatandaşlarına doğrulukla muamele etmeleri

Hususlarında Allah tarafından görevli kılındığını bildirir.

            Me’mun mektubun devamında, Kur’an’ın yaratılmış olduğu konusundaki inancının teolojik temellerini de Kur’an’dan getirmiş olduğu ayetlerle ortaya koyar. “Biz onu Arapça Kur’an kıldık” ayetini yorumlayarak, “Allah’ın kıldığı her şey, O’nun mahlukudur.” der.  Bu görüşüne de şu ayeti delil gösterir : “Semavat ve arzı, karanlık ve nuru yaratan Allah’adır hamd”.

            Me’mun, Kur’an’ın mahluk olmadığına inananları çok ağır bir şekilde suçlamaya devam eder. Ona göre bu kimseler, halkın kötüleri, sapkınlığın önderleri, tevhitten ve imandan en az pay almış kimselerdir. Onlar, cehalet hamalları, yalancılığın önderleri, tanıklıkları kabul olmaya layık olmayan, sözüne ve hazzından mahrum olan şahıslar; amel, şahadet ve niyet gibi diğer meselelerde de sapıklık ve karanlık içinde olur. Yine Me’mun’a göre; sözünde doğası gereği yalana en çok bağlanan ve şahadetinde en çok batıla sarılan kimse, Allah’ın vahyini en çok yalanlayan ve Allah’ı gerçek bilgi ile bilmeyen kimselerdir.

            Me’mun mektubunun son bölümünde vekili İshak b. İbrahim’den kadıları toplayarak mektubu onlara okumasını ve Allah’ın Kur’an’ı yaratma meselesinde, onların görüş ve inançlarını anlamak amacıyla, imtihanlara başlamasın ve çevresindeki kadıların bu meseleyle ilgili faaliyetlerini kontrol ederek kendisini bilgilendirmesini ister. Mart 833’te yazılan bu mektupta Me’mun’un tehditlere başlaması, onun “Mihne”ye (sorgulamaya tabi tutarak sıkıntıya sokmak) karar vermiş olduğunun bir göstergesi sayılabilir.

             Me’mun İshak b. İbrahim’e yazdığı ikinci bir mektupta hadisçilerden yedi kişinin seçilerek kendisine gönderilmesini, onları bizzat kendi huzurunda imtihan edeceğini bildirir. Me’mun’un huzurunda imtihan edilen yedi hadisçi;

*Muhammed b. Sa’d

*Ebu Müslim

*Yahya b. Ma’in

*Züheyr b. Harb Ebu Heyseme

*İsmail b. Davud

*İsmail b. Ebi Mes’ud

*Ahmet b. Ed-Devraki

Me’mun’un “Kur’an mahluk mudur?” sorusuna, “Kur’an mahluktur.” cevabını verir. İmtihandan sonra Bağdat’a dönen bu yedi hadisçi, İshak b. İbrahim’in huzurunda birçok hadisçi ve fıkıhçıların yanında Kur’an’ın mahluk olduğunu kabul ederek kovuşturmadan kurtulur.

Mihne’nin Kaldırılması:[9]

            Halife Mütevekkil dönemine gelindiğinde toplumun sosyal ve siyasi yapısı değişmiştir. Değişen yeni toplumsal yapı Abbasilerin siyasi bekaları açısından yeni sıkıntıları ortaya çıkarmıştır. Halk, Mihne uygulamaları nedeniyle yönetime sıcak bakmamakta, Alioğulları Abbasilerin kuruluşundan beri muhalefet unsuru olarak varlıklarını muhafaza etmekte ve Türk komutanların devlet içerisindeki etkinliği de halifenin gücü karşısında oldukça artmakta idi. Bu açıdan Mütevekkil dönemi de tıpkı Me’mun döneminde olduğu gibi, Abbasoğullarının siyasi bekalarını sağlamlaştırabilmek adına yeni bir siyasi manevraya ihtiyaç göstermektedir. Bu amaçla Mütevekkil, halkın desteğini arkasına almayı kendine hedef seçmiş ve bu doğrultuda Mu’tezile’nin öncülüğünde gündeme getirilen “halku’l Kur’an” meselesi ve onunla ilgili devlet politikasından vazgeçmiş, bu çerçevede Mihne uygulamalarına son vermiştir.

Durum böyle olunca Mihne olaylarının hem başlatılması, hem de kaldırılması Abbasoğulları’nın siyasi menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmiştir. Sonuçta Mihne uygulamaları nedeniyle, kötü uygulamaların kötü uygulayıcıları olarak Mu’tezile takdim edilmiştir. Kısaca Abbasiler, Mu’tezile’nin siyasi merakını kendi siyasi bekaları uğruna kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Bu akıbete maruz kalan Mu’tezile ise, artık kendini toparlamakta ve kendini topluma takdim etmekte başarılı olamamış, siyasi gücünü kaybettikten sonra, ilmi ve fikri gücünü de kaybetmeye başlamıştır. Zamanla da Şia’nın ve onun bi kolu olan özellikle Zeydiyenin içine girmek suretiyle fikir bazında varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Böylece mezhep olma hüveiyetinin de dışına çıkmıştır. Mezhep olma özelliğini kaybeden Mu’tezile’nin yeri tarih boyunca doldurulamamış ve bu durum Müslüman dünyasının bir eksikliği olarak kendini muhafaza etmiştir. Mu’tezile’nin etkinliğini yitirmesi, onun metodunun ve genel olarak felsefenin etkinliğinin yitirilmesi ile aynı anlama gelmiştir. Her ne kadar Müslüman dünyasında İslam filozofları varolmuşlarsa da bunlar entelektüel konuların halka ulaştırılması husunuda Mu’tezile kadar başarılı olamamışlardır.

 

Sonuç :

               Mu’tezile’yi ve Mihne Olayları’nı anlamak, özgürlük adına hareket ederek, özgürlükleri yok etmenin, insan özgürlüğüne vurulabilecek en kötü darbe olduğunu anlamak demektir. Mu’tezile, sadece kendi bindiği dalı kesmekle kalmamış, daha sonraki muhtemel akılcı açılımlarını önünü tıkadığı gibi, akla ve insan hürriyetine önem vermeyen eğilimlerin meşruiyet kazanmalarına ve kökleşmelerine yardımcı olmuştur. Mu’tezile, “dinde zorlama yoktur” ilkesine uymamanın, İslam’a ve insanın yaratıcılığına ne kadar zarar vereceğini yaşayarak göstermiştir. Mu’tezile’yi anlamak, siyasilerin egemenlik aracı haline gelen görüş ve düşüncelerin, sağlıklı gelişme sürecini kaybedeceğini anlamak anlamına gelmektedir.[10]

               Mu’tezileyle birlikte metod olarak benimsediği akli düşünce ve felsefenin etkinliğini yitirmesi, müslüman dünyasında yeniliklerin önünü tıkadığı gibi, zihinsel anlamda statikliğin gelmesine de sebep olmuştur. Başka bir ifade ile Mu’tezile’nin siyasette başarısız olmasının faturasını bizatihi Mu’tezile kendi  varlığı ile ödediği gibi, Müslüman dünyası da yeniliklere kapısını kapatmak suretiyle bu faturadan payına düşeni ödemek durumunda kalmıştır.[11]

 

 

[1] Mehmet Ümit, “Mihne Uygulamaları ve Hanefiler”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 73.

[2] Cemaleddin Erdemci, “Mihne Sürecinin Kelam İlmine Etkileri”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 73.

[3] Mehmet Ümit, “Mihne Uygulamaları ve Hanefiler”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 76.

[4] Mehmet Ümit, “Mihne Uygulamaları ve Hanefiler”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 78-79.

[5] İrfan Abdülhamid, İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, çev. M.Saim Yeprem, (İstanbul: Marifet yay., 1994), 243-244.

[6] Nahide Bozkurt, “Mihne’nin Tarihsel Arka Planı ve Analizi”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 14.

[7] Nahide Bozkurt, “Mihne’nin Tarihsel Arka Planı ve Analizi”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012), 15.

[8]  Muharrem Akoğlu, Mihne Sürecinde Mu’tezile, (İstanbul: İz yayıncılık, 2006), 107.

[9] Muharrem Akoğlu, Mihne Sürecinde Mu’tezile, (İstanbul: İz yayıncılık, 2006), 280-281.

[10] Muharrem Akoğlu, Mihne Sürecinde Mu’tezile, (İstanbul: İz yayıncılık, 2006), 10.

[11] Muharrem Akoğlu, Mihne Sürecinde Mu’tezile, (İstanbul: İz yayıncılık, 2006), 282.

                      

KAYNAKÇA

KİTAPLAR:

Akoğlu, Muharrem. Mihne Sürecinde Mu’tezile, (İstanbul: İz yayıncılık, 2006)

Abdülhamid, İrfan.  İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, çev. M.Saim Yeprem, (İstanbul: Marifet yay., 1994)

 

MAKALELER:

Ümit, Mehmet. “Mihne Uygulamaları ve Hanefiler”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012)

Erdemci, Cemaleddin. “Mihne Sürecinin Kelam İlmine Etkileri”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012)

Bozkurt, Nahide. “Mihne’nin Tarihsel Arka Planı ve Analizi”, Mihne Süreci ve İslami İlimlere Etkisi, ed.:M.Mahfuz Söylemez, (Ankara: Ankara Okulu yay., 2012)



Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
6356 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın