• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Osmanlı Dönemi Halı ve Düz Dokuma Yaygıları / Prof. Dr. Bekir Deniz

İki veya daha çok iplik grubunun, çeşitli şekillerde, birbiri arasından, altından, üstünden geçirilerek meydana getirilen ürüne dokuma, dokumanın en basit şekline bez veya bezayağı dokuma denir. Dokumalar, yatay ipler (atkı), dikey iplerin (çözgü) arasından, altından, üstünden geçirilerek meydana getirilir. Desen yatay iplerle (atkı) elde edilirse atkı yüzlü dokuma, dikey iplerle elde edilirse çözgü yüzlü dokuma adını alır. Anadolu'da, iki veya daha çok iplikle yapılan, yer sergisi, örtü, perde vb. amaçlarla kullanılan dokumalara düz dokuma yaygı denir. Bunlar da kendi arasında, kilim, cicim, zili (sili) sumak (verneh) gibi çeşitlilik gösterir. Bu dokumaların her birinin kendine özgü dokuma tekniği, süsleme özelliği ve türleri vardır. Hattâ, kullanım yerleri birbirinden farklıdır. Halk arasında, dokuma tekniğine bakılmaksızın, adı geçen bu dokumaların hepsine birden kilim denir.

Tezgâh üzerinde dik uzanan iplere (çözgü) düğümler atılır ve yatay ipler (atkı) belirli yönde gidip döndürülürse yüzeyde havlı (tüylü) bir dokuma meydana gelir. Bu tür dokumalara da halı (düğümlü dokuma) denir. Halının diğer dokumalaradan farkı havlı ve düğümlü olması, ters ve düz yüzünün değişik görünmesidir.

Halk arasında, halı ve düz dokumalar, dokumanın tekniği ne olursa olsun, dokuma adıyla bilinir. Halı veya düz dokuma yaygılardan biri ifade edilirken, özellikle, yabancı yayınlarda kullanıldığı gibi, düğümlü dokuma vb. bir isimle adlandırılmaz. Halı söz konusu edildiğinde, bunun düğümlü bir dokuma olduğu bilinir, kilim denildiğinde, ilikli veya iliksiz dokumalar bilinir. Ancak, cicim, zili, sumak türü dokumalar için, adı geçen dokumaların bölgede kullanılan isimleri başa getirilip, sonuna kilim adı eklenir. Sözgelimi, Aksaray çevresinde cicim'e çalma, mevcut dokumaya da çalma kilim, çalma yastık, sumağa gayma, sumak türü bir dokumaya da gayma kilim, İzmir civarında, sumak tekniğine urgama bu teknikle yapılan dokumaya da urgama kilim denir.

Osmanlı Dönemi Düz Dokuma Yaygılarının Gelişimi

Osmanlı dönemi halıları ile ilgili çok sayıda yayın bulunduğu hâlde, düz dokuma yaygılar (kilim, cicim, zili, sumak) hakkında, konuyu doğrudan ele alan, fazla bilgi yoktur.1 Bilinenler de genellikle saray kilimleriyle ilgili2 ve tamamına yakını kataloğ niteliğindedir.3

Türkler Anadolu'ya geldiklerinde, Orta Asya'daki dokuma geleneğine dayanan, engin bir dokuma kültürleri vardı. Bu dokuma geleneklerini burada da devam ettirdiler. Bunu Selçuklular Dönemi'nde Konya, Kayseri, Sivas, Aksaray gibi yerleşim yerlerinin dokumalarıyla ünlü merkezler olduğunu, çeşitli seyahatname bilgilerinden ve günümüze ulaşan örneklerden anlamaktayız.4 Ancak, bilinen mevcut dokumalar genellikle halı tekniklidir. Aynı dönemde halı dokuyanların düz dokuma yaygı dokumadıklarını düşünmek zordur. Bu konuda özellikle yabancı kaynaklar, Osmanlı devri kilimlerinin Selçuklu Dönemi kilimlerine benzediğini kabul etmektedir.5

XIV. yy.'ın başlarında Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra, Anadolu'da hakimiyeti elinde bulunduran Beylikler ve bunların en önemlilerinden Osmanlı Beyliği, diğer kültür alanlarındaki gibi, halıcılıkta da Selçuklu geleneğini devam ettirmiştir. Tarihi kaynakların ifadesine göre,6" "XIII. yy.'ın ikinci yarısında, Orta Anadolu'nun batı ucunda yaşayarak, Söğüt ile Domaniç'te kışlak ve yaylak hayatı geçiren Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in oymağı da halı ve kilim dokuyordu. Osman Bey yayladan dönerken, Bilecik Tekfuruna armağan olarak peynir, halı, kilim ve kuzular gönderiyordu. Hatta, Osman Bey komşu Bizans tekfurlarının düğünlerine okunduğunda eyü halılar ve kilimler ve sürüyle koyunlar getiriyordu. Maraş-Elbistan bölgesinde yaşayan ve sonra bugünkü Yozgat bölgesinde de yurt tutarak oranın Boz Ok adıyla anılmasında âmil olan Dulgadırlı Türkmenlerinin de halı dokuduklarını biliyoruz. Yine, Akkoyunlu hükümdar ve emirlerinin pek çok büyük-küçük halıya sahip bulunduklarını ve otağlarına, çadırlarına onları serdiklerini ve bu halıların ala renkte olduğunu gösterir". Bütün bunlar da Akkoyunlu Türkmenlerinin, Batı ve Orta Anadolu'da yaşayan kardeşleri gibi, halı sanatını bildiklerini ifade eder.

Osmanlı topraklarında yaşayan değişik boyların kendilerine özgü motifleri vardı. Dokudukları halı veya düz dokuma yaygılar da, onların verdikleri isimler veya boylara göre adlar almıştır. Çoğu kez de dokumalar birbirine benzer. Sözgelimi, Adana civarında yaşayan Varsak ve Avşar dokumalarıyla Aydın civarında yaşayan Varsak ve Avşar dokumalar benzerlikler gösterir. Antalya civarında yaşayan Tekeli yörüklerinin dokumalarıyla, Kemalpaşa ve Kuşadası (İzmir) ve Aydın civarında yaşayan Tekeli yörüklerinin dokumaları arasında çok fark yoktur. Yine, Bergama civarında yaşayan Yağcıbedir yörükleri ile, Balıkesir Yağcıbedir yörüklerinin dokumaları benzerlikler arzeder. Şanlıurfa civarında yaşayan Karakeçili yörüklerinin dokumaları ile, Kırıkkale (Ankara) çevresinde yaşayan Karakeçili yörüklerinin dokumaları, Yozgat'ın köylerinde yaşayan Çapanoğulları ile Emirdağ (Afyon) yöresinde yaşayan Çapanoğullarının dokumaları, hemen hemen aynıdır. Sadece, değişik bölgelerde yaşamalarından kaynaklanan isim farklılıkları görülür.

Osmanlı dönemine ait saray tutanakları, muhakeme sicilleri, muhakeme muhallefat kayıtları ve terekelerde eşya listeleri içinde halı-kaliçe gibi dokumaların yanında, kilim kelimesine de rastlanmaktadır. Kaynaklara göre, II. Beyazıt (1452-1512) zamanında yayımlanan Kanunname-i İhtisas-ı Bursa'da esnafın dokuduğu çul, torba, harar (büyük çuval) ve ipin kalite ve narh-ı (birim fiatı) belirtilmişti. Topkapı Sarayı Müzesi Revan kitaplığında kayıtlı Esar-ı Resmiye, Kavanin-i Osman Defterleri ile, 1640 tarihli Narh ve Ehl-i Hiref Defterlerinde kilimle ilgili bilgiler mevcuttuttur.7 XV-XVI. yy.'da kilim dokumacılığı çok yoğundu ve çok sayıda usta çalıştırılmaktaydı.8 Bu da bize XV-XVI. yy.'da dokumaların bir yandan halk arasında eski usûllerle dokunma devam ederken, diğer taraftan esnaf tarafından da dokunduğunu, dokumacı esnafının bulunduğunu göstermektedir. Esasen, XV. yy.'da Bursa ve İstanbul birer kumaş dokuma merkeziydi. Bu yüzyılda Ahiler büyük nüfuz sahibiydi.

Fatih Sultan Mehmed'in 1453 yılında İstanbul'u almasından sonra, yeni sarayda sanatçı ve zenaatçı örgütlenmesi başlamış, II. Bayezid Dönemi'nde daha da gelişmiştir. Ehl-i Hiref isimli bu örgüte bağlı sanatçıların sayısı giderek artmış, çeşitli bölük ve loncalara ayrılmıştır. O dönemlerde, bu sanatçılar hazinedarbaşının emri altında çalışmaktaydılar.9

Düz dokuma yaygıların günmüze ulaşabilen örnekleri çok azdır: Bu türden, kilim teknikli erken tarihli örneklerinden biri, İstanbul Hekimoğlu Ali Paşa Camii'nde bulunmuştur. XVI-XVII. yy.'dan kalan bu kilim ilikli kilim tekniğinde dokunmuştur. Yaklaşık 3.04x4.08 cm. boyutlarındadır. Çözgüsü beyaz renkli yünden ve çift bükümlüdür. Atkısı yün ve kırmızı renklidir. Kırmızı, açık yeşil, mor, mavi ve kahverengi kullanılmıştır. Bir kenar suyu eksiktir. Zemini enine beş hayvan ve bir yarım hayvan, boyuna ise altı hayvan figürü ile süslüdür. Motif açısından Konya Etnoğrafya Müzesi'ndeki, XV. yy.'dan kalma, horozlu halıyı hatırlatmaktadır.10

XV-XVI. yy.'da saray kendisi ustalarına desen çizdirtip dokuma yapmış veya ısmarlama yoluyla dokuma yaptırtmıştır. Ancak, halkın dokuduğu kilimlerle, sarayın dokuduğu veya dokutturduğu kilimler arasında, teknik ve motif açısından, farklılıklar vardır. Halkın dokuduğu, gelenekli ilikli kilim tekniğine karşılık, sarayda daha çok iliksiz kilim dokunmuştur ve motifleri de geleneği bulunan kilimlerdekine göre çok değişiktir. Halkın kullandığı üslûplaştırılmış bitki motifi, geometrik süsleme ve insan veya hayvan figürü yerine, saraydaki ustalarca çizilmiş, mükemmel veya eksiksiz sayılabilecek, dönemin saray sanatına özgü desenlerle süslenmiştir. Ayrıca, teknik bakımdan da, ilikli kilim yerine, zor bir tekniği gerektiren, iliklerinin kenetlenme yoluyla yok edildiği, farklı bir teknik uygulanmıştır.

Osmanlı devri kilimlerinin birbirine benzeyen, iliklerinin tek veya çift kenetlenme ile kapatıldığı bir gurup örneği, Türk Kilim Sanatı Tarihi'nde, dokuma tekniği ve süslemeleri saray üslûbuna benzediği için Saray Kilimleri diye anılır. İlk kez 1961 yılında, Prof. Dr. Şerare Yetkin tarafından Divriği Ulu Camii'inde (Sivas) bulunan bu türden bir kilim parçasını, daha sonra dört kilim takip etmiştir: 11 İstanbul Vakıflar Halı Müzesi'ne getirilen bu beş kilimin süslemeleri Klâsik Osmanlı devri kumaş, seramik, çini desenleriyle büyük bir benzerlik göstermektedir: Çam kozalağı şekilli madalyonlar, rûmîlerden meydana gelen süslemeler, iri hançer yapraklar dönemin karakteristik bezemeleridir. Klâsik Türk halılarında görülen kaydırılmış eksenler hâlinde, sonsuzluk prensibi içinde bir dizilme gösterir. Dokuma tekniği ve süsleme özelliklerine dayanılarak, XVI. yy.'a tarihlenmektedir12 (Res. 1).

Divriği Ulu Camii'nde bulunan Saray kilimlerinin benzer örnekleri daha sonra Amasya Gümüşhacıköy'e bağlı Gümüş Kasabası Yörgüç Paşa Cami ve Kütahya'daki Hisarbeyoğlu Mustafa Bey Camii'nde de bulunmuştur (iki tane). Yörgüç Paşa Camii'nde bulunan örnek 582x392 cm. boyutlarındadır. Çözgü ipleri kahverengi ve beyaz, atkı ipleri ise kırmızı, beyaz, koyu ve açık mavi, yeşil ve sarı renklidir. Uzun kenarı bir, kısa kenarları beş kuşakla çevridir. Divriği Ulu Camii'nde bulunan saray kilimlerinin kenar sularına benzer bir desenle bezelidir.13

Kütahya Hisarbeyoğlu Mustafa Bey Cami'inde bulunan saray kilimleri XVI-XVII. yy.'a tarihlenmektedir. Kilimlerden biri 520x145, diğeri 220x480 cm boyutlarındadır. Her iki kilimin dokuma teknikleri ve süslemeleri birbirine benzemektedir. Atkıların aynı çözgüden geri döndürülerek iliklerin yok edilmesi tekniğiyle dokunmuşlardır. Kenar suları çift rumîlerle bezelidir. Zeminleri ise, dönemin çini ve seramik sanatında görülen karanfillerle süslüdür. Benzer kilimlerdeki gibi yapraklı dallar üzerinde bulunan karanfiller kilim yüzeyini doldurmaktadır.14

Bu grubun diğer iki örneği Münich Ingolstadt Bayerisches Armeemuseum'da bulunan ve XVII. yy. Osmanlı Sadrazam çadırı altında serili kilimle, Washington Textile Museum'da bulunan, iliklerinin tek kenetlenme ile yok edildiği, XVII. yy.'a ait kilimlerdir: 15 Münich Ingolstadt Bayerisches Armeemuseum'da bulunan kilim 4.80x5.80 cm. ebatlarındadır. Çözgü ve atkısı beyaz yündür. Çözgüsü çift bükümlü, atkısı kırmızı, koyu yeşil, açık ve koyu mavi, sarı, kahverengi ve beyaz renklidir. Kilimin yan kanatları iki sıra kuşakla çevrilidr. İlk kuşak, sizyah zemin üzerine, kırmızı ve sarı renklerle süslü çift rumî ve lâle motifleriyle, ikincisi, kırmız zemin üzerine yeşil, siyah ve beyaz renkli, dal ve yaprakları bulunan çiçeklerle süslüdür. Daha geniş tutulan dar sular ise yine iki kuşaklıdır. İlk kuşak çift rumî desenleriyle süslüdür. Siyah zemin üzerine sarı ve kırmızı renklerle bezelidir. İkinci kuşak yan kanat kuşak süslemelerine benzer şekilde süslenmiştir. Kilimin zemini beyaz renklidir. Dal ve yaprakları bulunan bitki desenleriyle süslüdür. Dikkatli bakıldığında süslemelerin, dönemin çini desenlerini hatırlatan, lâle, karanfil ve sünbül motiflerinden meydana geldiği görülür.16 Washington Textile Museum'da bulunan, kilim XVI-XVII. yy.'a tarihlenmektedir. Aynı atkı üstünde iliklerin tek kenetlenmeyle yok edilmesi tekniğiyle dokunan kilimin dokumasında sırma iplerin kullanıldığı söylenmektedir.17

Riefstahl tarafından Beyşehir Eşrefoğlu Camii'nde bulunup Konya Mevlana Müzesine getirilen ve XVI-XVII. yy.'a tarihlendirilen kilim ise, kenar bordür süslemeleriyle Osmanlı devri seramik, çini ve tezhip süslemelerinin klâsik örneklerini hatırlatan bir bezemeye sahiptir: 18 Divriği Ulu Cami klimleri gibi dar suları koyu mavi zemin üzerine sarı renkli çift rumîlerle süslüdür. İçteki kuşak ters ve düz yerleştirilmiş çift rumîlerle bezelidir. Yeşil mavi ve sarı renklerle süslü zemin ise eşkenar dörtgen şekilli madalyonlara ayrılmış, bunlardan herbiri içine çam kozalağına benzer, üslûplaştırılmış, bitki motifleri yerleştirilmiştir. Kenarları tırtırlı bu desenin içi de yine bitki motifiyle doldurulmuştur.

Hannover, Kestner Museum'da Saray kilimi üslûbunda dokunmuş, XVII. yy.'dan kalma bir örnek daha mevcuttur. Madalyonlu bu kilim dışında, özel bir kolleksiyonda, aynı yüzyıldan kalma bir seccâdenin bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir.19

Osmanlı dönemine ait en eski sumaklardan biri bugün Washingtan Textile Museum'da bulunmaktadır. Kaynakların ifadesine göre20 atkılı sumak tekniğinde dokunan ve kufi bordürün kuşattığı ortadaki sekizgen bir madalyon ile, kenarlarda ufak sekizgenlerle süslü bu örnek XV-XVI. yy. tarihlendirilmektedir.

Motifleri Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve kaynaklarda Holbein Halıları diye adlandırılan Erken Dönem Osmanlı Halılarının desenlerine benzemektedir.

XVIII-XIX. yy. Osmanlı devri düz dokuma yaygılarının en iyi tanındığı dönemdir. Bugün Anadolu'da, özellikle köy camilerinde, söz konusu yüzyıllara tarihlenebilecek, çok sayıda örnek bulunmaktadır. Saray kilimlerinin aksine, ilikli kilim ya da cicim, zili, sumak tekniğinde dokunan bu örnekler, dokundukları yörelerin özelliklerini taşırlar. Bu örnekler daha çok, konar-göçer yaşantıya uygun, namazlık, seccâde, yer sergisi, duvar örtüsü (duvar kilimi), sedir (makat-divan) örtüsü, yük örtüsü (yük kilimi), yastık, heybe, çuval ve torba gibi dokuma türleri dokunmuştur. Bunların arasında, ilk dokunan örnekler, muhtemelen, namazlık ve yastık tipleridir. Özellikle büyük boyutlu örnekler, saray veya büyük odalar için dokunanlar hariç, ihtiyaç duyuldukça dokunmuştur. Ancak, bu tür örnekler, özellikle, yaylacılık yaparak yaşayanların yerleşik düzene geçtiği, XVII. yy.'dan sonra, giderek daha da çoğalmıştır (Res. 2-3).

Osmanlı Dönemi Halılarının Gelişimi

Osmanlı Dönemi Anadolu-Türk halılarını Erken Osmanlı Devri Halıları, Klâsik Osmanlı Devri Halıları ve Geç Osmanlı Devri Halıları şeklinde üç grupta ele almak mümkündür:21 XV-XVI. yy.'da, Osmanlıların ilk dönemlerinde dokunan halılar Erken Osmanlı Devri Halıları adıyla bilinir. Bu dönemin halılarını, XV. yy. Anadolu halıları gibi, Avrupalı ressamların tablolarından tanımaktayız. O dönemlerde Avrupa'ya ihraç edilen bu halılar Avrupa'da çok beğenilmiştir. Belki bu nedenle, ressamlar yaptıkları resimlerde bu halıları fon olarak kullanmıştır. Özellikle, Hans Holbein'in tablolarında görülen bu halıların II. gurubu Holbein tarafından hiç resmedilmediği, Lorenzo Lotto'nun tablolarında rastlandığı hâlde, Holbein Halıları adıyla tanınır. Bu halılar bir yandan da Türk minyatürlerinde resmedilmiştir. Osmanlı minyatürlerinde hükümdar çadırı önünde resmedilirken, Timur dönemi minyatürlerinde, özellikle takdim sayfalarında, çimenler üzerine serilmiş hâlde işlenir.

XV-XVI. yy. Erken Osmanlı Devri Halıları kendi arasında dört gurupta incelenir: Birinci grup halılarda zemin, tıpkı Beylikler Dönemi'ndeki gibi, sınırları belirsiz karelere ayrılır. Bunlardan her biri içine birer sekizgen yerleştrilir. İçleri kenarları düğümlü, halıcıların holbein gülü adını verdikleri, çiçek motifleriyle süslenir. Sekizgenler arasında kalan alanlar birer eşkenardörtgen şekilli şema meydana getirir. Bunların da içi rumîden gelişen bitki desenleriyle bezenir. Karşılıklı gelen eşkenardörtgenlerin uçlarında adeta birer elibelinde motifi meydana çıkar. Kenar sularında ise, örgülü kûfî yazılar ve çiçek motifleri bulunur.

Bu halıların ikinci grubu, İtalyan ressam Lorenzo Lotto'nun tablolarında resmedildiği için Lotto halıları ismiyle anılır: Bu halıların genel şeması, birinci grup halılara benzer. Sadece sekizgenlerin içi, kenarları düğümlü çiçekler yerine, rumîden gelişen desenlerle doldurulur. Eşkenardörtgenlerin içi de yine iri rumîlerle bezenir. Kenar sularında örgülü kûfî yazılar ve çiçek desenleri bulunur. Uşak çevresinde dokundukları kabul edilen her iki halı grubu da yün malzemeyle ve Türk düğüm tekniğiyle dokunmuştur. Zemini genellikle mavi, bazen kırmızı renklidir. Desenlerinde ise, kırmızı, mavi, kahverengi, sarı ve beyaz renkler hakimdir.

Üçüncü gurup halılarda zemin tıpkı Beylikler dönemi halılarının üçüncü grubuna benzer şekilde, iki eşit kareye bölünür. Karelerden her birine sekizgen motifler yerleştirilir. Bunların da içerisine günümüzde Ayvacık (Çanakkale) civarında çark veya elek adı verilen, kenarları dilimli geometrik bir süsleme yerleştirilir. Erken örneklerde çark-eleklerin içine şematize edilmiş hayvan figürleri, geç örneklerde de bitki motifleri işlenir. Karelerin dışında kalan bölümler çiçek desenleriyle süslenir. Kenar bordürlerinde çoğu kez, örgülü kûfî yazılar yer alır.

Dördüncü grup halılar şekil ve teknik bakımından, üçüncü gurup halılara benzer. Zeminde üst üste yerleştirilmiş bir veya iki kare bulunur. Bazı örneklerde üç tane kare görülebilir. Karelerin arasında, altında ve üzerinde, bazen de iki kare arasında, kenarları düğümlü sekizgenlerle süslenmiş küçük kareler yer alır. Kenar sularında çoğukez, örgülü kûfî yazılar dikkati çeker. Bazen karelerin sayısı artabilir. Birkısım örneklerde de küçük kareler bulunmayabilir. Halının kenar çerçeveleri yine geometrik karekterli bezemeler ve yazı motifi ile süslenir. Kırmızı, mavi, kahverengi ve beyaz renkler hakimdir. Üç ve dördüncü grup halıların Bergama (İzmir) çevresinde dokunduğu kabul edilmektedir (Res. 4).

XV- XVI. yüzyılda, Erken Osmanlı devrinde karşımıza çıkan bir başka halı gurubu da Geometrik Desenli Halılar veya Çengelli Halılardır. Bu halılar, sanat tarihçiler arasında, yanlış bir isimlendirmeyle, Flaman Ressamlarının Tablolarında Görülen Halılar diye adlandırılır. Bunların içinde özellikle Jan Van Eyck ve öğrencisi Petrus Christus ile, Hans Memling'in resimlerinde görülür. Jan Van Eyck ve öğrencisi Petrus Christus'un resimlerinde zemini eşkenardörtgen şekilli motiflerle süslü halılar ünlüdür. Sekiz köşeli yıldızların ince şeritlerle eşkenardörtgen şema verecek şekilde birleştiği ve ortalarında sekiz köşeli yıldızlarla dolgulandığı bu halılar, şekil açısından, Geometrik Desenli Anadolu Halılarına benzer. Hans Memling'in yaptığı resimlerde görülen halılarda da zemin, Erken Osmanlı Devri halılarının birinci ve ikinci gurubundaki gibi, karelere bölünür. Bunların içerisine de sekizgen ve eşkenardörtgenler yerleştirilip, geometrik desenlerle bezenir22 (Res. 5).

XVI- XIX yüzyıllarda, belki önceki yüzyıllardan daha çok dokunan Batı Anadolu Bölgesi halıları, önceki dönemlerdeki gibi, Avrupa'ya da ihraç edilmiştir. Bildiğimiz kadarıyla, Orta ve Doğu Anadolu Bölgesi'nden de toplanan bu halılar, Bergama veya Batı Anadolu'daki bir merkezden değil, alışılmışın dışında, Doğu Anadolu'dan, Karadeniz'in kuzeyinden, muhtemelen kara yoluyla gönderilmiştir. Bugün, hâlâ, Konya, Kayseri, Erzurum, Kars gibi merkezlerde, halkın elinde, Bergama, Lâdik halılarının bulunması ve bu halılardan örnek alınarak, günümüzde hâlâ dokunmaya devam etmesi bunu doğrulamaktadır.

XV-XVI. yy.'da Anadolu'da dokunup da, yabancı ressamların adıyla tanınan bir başka halı grubu da C. Crivelli halılarıdır. Aslında motif açısından, geometrik desenli-çengelli halılar grubu içinde değerlendirebileceğimiz bu halılarda geometrik bir şema hakimdir. Sadece, geometrik kompozisyonlar arasında XV. yy. halılarına özgü hayvan figürleri görülür. Budapeşte İparmüveszeti Müzeum'da (El Sanatları Müzesi) bulunan bir örneği ile, Anadolu'da Sivrihisar (Eskişehir) çevresinde bulunmuş birkaç örneği bilinmektedir.23

Osmanlı devri Anadolu-Türk halıları XVI. yy.'da altın çağına erişir: Osmanlı Devleti, anılan yüzyılda, büyük bir imparatorluk hâline gelmiştir. Ekonomik açıdan zenginliğe erişmiştir. Bu büyük imparatorluğun Doğu'da ve Batı'da parlak zaferler kazandığı bu çağdaki halılar Klâsik Osmanlı Devri Halıları adıyla bilinir. Bu yüzyılda, özellikle İran ve Mısır ile meydana gelen siyasî ilişkiler sonucu İran ve Memlûk sanatını daha yakından tanıma imkanı doğmuştur. İşte bu dönemde iki halı grubu ortaya çıkar. Bunlardan birincisi Saray Halıları, ikincisi Uşak Halılarıdır.

Klâsik Osmanlı Devri Halılarının saray çevresinde dokunan örnekleri, Türk halı sanatı tarihinde, Saray Halıları adıyla anılır: Çözgü ve atkı iplerinde ipek, yün ve pamuk, düğüm iplerinde yün ve pamuk kullanılan bu halılar, Anadolu halılarından farklı olarak İran düğümü (sine) ile dokunmuştur. Düğüm iplerinin kalitesi ve sık dokunuşundan dolayı kadife gibi yumuşak bir etki bırakır. Şema bakımından da, günümüzün Hereke halılarına benzeyen, o zamana kadar Anadolu'da hiç görülmeyen bir özelliğe sahiptir. Bu halıların renk ve desenlerinde, başlangıçta İran etkileri hakimken, bir süre sonrasında bunlar Anadolu'ya özgü bir karakter kazanır. Renklerinde kırmızı, sarı, koyu mavi ve çimen rengi yeşilin tonları görülür. Bu halılarda, asıl amaç zeminin süslenmesidir. Desenlerinde, XVI. yy.'ın kıvrık dalları, bahar çiçekli dallar, rumîler, hataî, penç ve gonca gül motifleri, lâle, karanfil, sümbül gibi gerçekçi çiçekler, iri hançer yapraklar, bulut motifleri görülür. Bir kısım örneklerde de bitkilerle süslü küçük madalyonlar verilir. Desenler bu madalyonun etrafında genişleyerek devam eder. Bir bölümünde halı zemini, çiçek bahçesini andıran bir bezeme örneği gösterir. İçlerinde tek renk zeminliler de vardır. Bazen zemin, padişah kaftanlarında görülen, kaplan postu desenlerine benzer şekilde süslenir. Kenar sularında ise, genellikle, zemin süslemesine benzeyen desenler ve bulut motifleri bulunur (Res. 6).

İran halılarında madalyon halının bütününe hakim vaziyettedir. Bitki ve hayvan motifleri arasında işlenen madalyonlar diğer motiflerle bir bütün meydana getirir. Madalyon bulunmadığı zaman halının genel şeması ortadan kalkar. Saray halılarında, sonsuzluk görüntüsü içinde uzanan halı yüzeyinde, İran halılarına benzer bir halı zemini görülmekle birlikte, madalyonlar yüzeyde adeta yapıştırılmış gibi, iğreti görünümler kazanır. Bitki motifleri madalyonun altında devam ediyormuş hissini verir. Saray halılarında madalyon, başlangıçtan itibaren, ikinci derecede kalmıştır. Halıdan, madalyon sökülüp alınsa bile, desenlerin bütünlüğü bozulmayacakmış gibi bir etki bırakır. Daha geç örneklerde ise madalyonlar Türk halılarına özgü bir karakter kazanır. Madalyonlar rumîlerden meydana gelen daire veya eşkenardörtgen şekilli, kaydırılmış eksenler hâlinde yayılan, küçük, süslemeler hâline gelir.24
Saray halılarında, Anadolu'nun diğer halılarında ender rastlanan, bir çeşit bolluğu görülür. İçlerinde dikdörtgen, daire ve masa örtüsü şeklli örnekler mevcuttur. Anadolu'nun gelenekli halılarında bu tür dokumalar yoktur. Sadece geç dönemde, İngiliz şirketlerinin dokutturduğu halılardan esinlenilerek, özellikle Kayseri çevresinde, mihrap için, mihrabın şekiline göre, yarım daire profilli, halılar dokunmuştur. Saray halılarında özellikle, masa örtüsü ve daire şeklindeki halıların dokunması, bu halıların, Avrupa saraylarına hediye amacıyla dokunduğunu göstermektedir. Halı uzmanları, Saray halılarındaki bu çeşit bolluğunu, düğüm şeklinin bu tür dokumalara elverişliliğine bağlamaktadır.25

XVI. yy.'da özellikle, Yavuz Sultan Selim döneminde, 1516 yılında Mercidabık, 1517 yılındaki Ridaniye Savaşları sonrasında, İran'dan pek çok sanatçı getirilmiştir.26 Hattâ Kanuni, 1520 yılında, babası Yavuz Sultan Selim'in ölümünden sonra, başa geçtiğinde, o günün siyaseti gereği, "babası tarafından Mısır'dan İstanbul'a getirilen 600 kadar tüccar ve ileri gelenleri serbest bırakmış, yurtlarına geri göndermişti. Ayrıca, Çaldıran Seferi'nden sonra Anadolu'ya getirilmiş olan İranlı tacir ve zanaatkârların da ülkelerine dönmelerine izin vermişti".27

Osmanlı döneminde saray sanatçılarına ehl-i hiref deniyordu. Kaynaklara göre, XVI. yy.'da sarayda da çok sayıda sanatçı mevcuttu. Sözgelimi, Kanuni Dönemi'nin başlangıcında bunların sayıları 598 iken, 1566 yılında 636 kişiye ulaşmıştı.28 Ehl-i hiref mensuplarının atölyelerinin yeri tam tesbit edilmiş değilse de,29 bugünkü Topkapı Sarayı ile, Ayasofya arasında kalan mahallelerle, Topkapı Sarayı birinci avlusu, bugünkü Arkeoloji Müzesi ek binası veya darphanelerin bulunduğu bölgeden Gülhane kapısına doğru uzanan alandaydı.30 Kendi aralarında Cemaati Acem (İran asıllı ustalar) ve Cemaat-i Rum (Anadolulu ustalar) adıyla iki gruba ayrılan bu ustaların saray için çini, seramik, kumaş ve halı deseni ürettikleri bilinmektedir. Halılardaki bu desenlerin benzerlerine dönemin kitap ciltleri, seramik, çini ve kumaşları üzerinde de rastlanması, halı desenlerinin XVI. yüzyılın süsleme sanatına bakılarak geliştirildiği anlaşılmaktadır. Zaten bu desenlerin saray atölyelerinde nakkaşlarca çizilen desenlerle sarayda, yeşil renkli örneklerin ise, o dönemlerde de ipeği ile meşhur, Bursa'da dokunduğu kabul edilmektedir. Bursa'da dokunan örneklerde malzeme diğer aynı grup halılardan daha farklıdır. Çözgü ve atkıları ipekten yapılmıştır. Çözgüler sarımtırak yeşil renkte ve üç iplikten bükülerek dokunmuştur. Atkılar kırmızı renkli ve bükümsüz tek ipektendir. Düğümleri yündür ve (S) şeklinde bükülmüştür.31

Saray halılarının, en azından bir kısmının, saraydaki bu ustalar tarafından ya da İran'dan getirilen halılara bakılarak dokunduğu sanılmaktadır. Hattâ, kaynaklar Kahire'de dokutturulup Anadolu'ya getirildiğini iddia ederler. Yine, halılardan bazılarında dokunan yün ve boyaların Anadoluya özgü olmadığı, halıların yün ve renklerinin İran veya Kahire'den getirildiği de kabul edilmektedir. Düğümler çok ince ve sık dokumalıdır. Çünkü, bu halıların m2'sinde 200.000-700.000 düğüm bulunmaktadır.32 Saray çevresinin zevkine göre dokunan bu halılar, saraya serildiği gibi, yabancı ülkelere hediye gönderilmiştir. Yabancı sarayların envanterlerinde bu halıların adına rastlandığı kaynaklarda belirtilmektedir. Bu halılar Avrupa'da da çok rağbet görmüş, İspanya halılarında taklit edilmiştir. Almanya, Fransa gibi pekçok ülkede müzelerde bulunan halıların, motif açısından, saray halılarından etkilendiği bilinmektedir.33

Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya ipek ticaretini elinde bulundurduğu XVI. yy.'da dokunmaya başlayan bu örnekler bir yüzyıl kadar devam etmiş, XVII. yy.'da ipek ticareti üstünlüğü İran'ın eline geçtiğinde de sona ermiştir. Üstelik, Anadolu'nun gelenekli halıları gibi, bir gelişim sonucu değil, birdenbire ortaya çıkmıştır. Ancak, saraylı gibi yaşamak isteyen, özellikle de Manisa, Uşak gibi saraya yakın çevrelerle, Gördes, Kula, Uşak ve Milas yörelerinde, XVII. yy.'dan XX. yy. ortalarına kadar dokunmuş, Smyrna (İzmir) halıları adıyla Avrupa'ya da ihraç edilmiştir.

XVI ve XVII. yy.'da Manisa şehzadelerin yetiştirildiği bir merkez hâline gelmiş, diğer Anadolu şehirlerine göre, saray tarafından hep gözetilmiştir. Belki, saraya yakınlığı nedeniyle, o dönemlerde halı dokuma potansiyeli de iyi değerlendirilmiştir. Saray, o yıllarda saraya sermek ve yabancı ülkelere hediye olarak vermek için Manisa ve bu şehrin yakınında bulunan Uşak'ta ısmarlama yoluyla halı dokutturmaya başlamıştır. Muhtemelen sarayda, nakkaşlar tarafından çizilen, halı modelleri Uşak'a gönderilip burada, saray adına dokuma yapılmıştır. Böylece Uşak ve yakınında bulunan kasaba ve köyler bir dokuma merkezi hâline gelmiştir. Uşak çevresinde dokunduğu için Uşak Halıları adıyla tanınan halılar yün malzemeyle ve Saray halılarının aksine, Türk düğüm tekniğiyle dokunmuştur. Renklerinde, Selçuklu ve Beylikler Dönemi halılarına benzer şekilde, kırmızı, mavi ve kahverengi hakimdir. Motifleri bakımından Madalyonlu Uşak Halıları ve Yıldızlı Uşak Halıları adıyla iki gruba ayrılırlar.34

Madalyonlu Uşak Halılarında, Anadolu-Türk halı sanatı tarihinde ilk kez, göbek-madalyon kullanılmıştır. O yıllarda İran ve Memlûklu halılarında çok kullanılan madalyon motifi bir süre sonra gelenek hâlini almıştır. Halının ortasında, günümüzde halkın göl dediği, büyükçe bir madalyon yer alır. Halının dar yüzlerinde, ortadaki madalyonun simetriği iki yarım madalyon, yan yüzlerinde ise, yıldız şekilli dört madalyon parçası görülür. Böylece halı yüzeyinde yedi tane madalyon dikkati çeker. Madalyon halının bütününden ayrı bir desen gibi işlenir. İçi İran halılarına özgü kıvrık dallar, bahar çiçekleri, birbirine dolanmış bitkiler, XVI. yy. Osmanlı dönemi süsleme sanatının karakterini yansıtan lâle, karanfil, rumî, hataî, penç, gonca gül desenleri ve kökeni Çin sanatına kadar uzanan bulut motifleriyle süslenir. Göbek dışında kalan bölümler ise, halının yüzeyinde boş yer bırakmamak kaygısıyla, bitki motifleriyle bezenir. Halının kenar sularında ise, halı zeminini süsleyen bitki, çiçek ve bulut motifleri işlenmiştir. Ayrıca, örgülü kûfî yazılar, bulut motifi, çifte rumîli kıvrık dallar ve çiçek desenleri yer alır. Bazen ince şeritler hâlinde düzenlenmiş bitki motiflerine de rastlanır. Zemini genellikle mavi renklidir. İçlerinde kırmızı renkliler de vardır. En klâsik örneklerde ortadaki madalyon koyu kırmızı, yanlardakiler açık mavi, ortadaki mavi, sarı ve kırmızı renklidir. Bu halılar genellikle büyük boyutludur. İçlerinde 10 m2 büyüklüğünde örnekler vardır.

Madalyonlu Uşak halıları geleneğe dayalı bir gelişim sonucu ortaya çıkmamış, nakkaşlarca çizilen desenlerle, ısmarlama yoluyla dokutturulmuştur. Saray siparişi kestiğinde bu halılar da sona ermiştir. XVI. yy. başlarında ortaya çıkan bu halılar aynı yüzyılın ortalarında gelişimini tamamlamıştır. Geleneğe dayalı bir gelişim sonucu ortaya çıkmadığı için, halk tarafından da benimsenmemiştir. Ancak, o yıllarda, gelenekli Anadolu halıcılığı hâline gelmese de, çok büyük bir üne kavuşmuş, saray tarafından dokutturulduğundan, halkın zihninden de kolayca silinmemiştir. Son yıllarda, eski halılara bakılarak dokunduğunu düşündüğümüz, XIX. yy.'dan kaldığı sanılan birkaç örneğin bulunması da bunu doğrulamaktadır.35

Madalyonlu Uşak halılarının ömrünü tamamladığı yıllarda Yıldızlı Uşak Halıları ortaya çıkmış, XVI. yy. ortalarında başlayan gelişim, yaklaşık XVIII. yy.'a kadar devam etmiştir: Bu halılar sekiz kollu, yıldız şekilli küçük bir göbek ve bu göbeğin altında ve üzerinde bulunan, kaydırılmış eksenler hâlindeki, yıldıza benzeyen, eşkenardörtgen motifleriyle karakteristiktir. Yıldız ve eşkenardörtgenler arasında kalan bölümler dal ve yapraklı bitki desenleriyle süslüdür. Yıldızların içleri madalyonlu halılarda da kullanılan, XVI. yy.'ın gelenekli süslemeleri ile bezelidir. Kenar sularında ise, madalyonlu halılara benzer bir şema görülür. Renklerinde kırmızı, mavi, kahverengi ve sarı tonlar hakimdir. Zemini genellikle kırmızı renklidir. Çok az örnekte mavi de görülür. Motifleri ise kırmızı, kahverengi, açık ve koyu mavi ve sarı renklidir. En büyükleri 4 m2'dir. İçlerinde seccâde büyüklüğünde, tek veya yan yana çift mihraplı örnekler de vardır. Renklerinde, madalyonlu halılara göre, kırmızı daha fazladır. Desenlerinde ise, sonsuzluk prensibi hakimdir. Kenar suyu süslemeleri madalyonlu halılara benzer (Res. 7).

XVII. yy.'da Yıldızlı Uşak Halılarının renk ve desen geleneği devam etmekle beraber, yıldız şekilleri asıl yıldızlı halılardaki görünümünü kaybeder. Yıldızlar bozulmaya başlar ve eşkenardörtgen şekilli motifler hâlini alır. Yıldızların etrafı çerçevelerle belirlenir. Bazen, yıldızlar arasında, tezhip kompozisyonunu andıran, saç örgüsüne benzer desenler görülür. Renklerinde ise kırmızı yerine sarı ve kahverengiye yakın tonlar kullanılır.

Uşak'ta XVII. yy.'da, klâsik dönem örneklerini devam ettiren, yeni halı tipleri ortaya çıkar: Bu dönem halılarından ilki madalyonlu halıların geleneğini sürdürür. Türk halı sanatı tarihinde Madalyonlu Halılardan Gelişen Halılar adıyla bilinen bu halılarda genellikle madalyonlar küçülür ve sayısı azalır. Halı köşelerinde, ortadaki madalyonun simetriği yarım madalyonlar işlenir. Madalyonların içerisi bitki motifleriyle bezenir. Halı yüzeyinde boş kalan yerler süslemesiz bırakılır. İkinci gurup örneklerde yıldızlı halılara benzer bir şema görülür. Yıldızlı Uşak Halıları'ndan Gelişen Halılar adıyla bilinen bu örneklerde genellikle merkezde yıldıza benzeyen büyük bir madalyon işlenir. Klâsik örneklere benzeyen süslemelerinin yanında renklerde farklılaşma dikkati çeker.

XVII. yüzyıl içinde Uşak'ta Ejderli Halılar adıyla tanınan yeni bir halı gurubu ortaya çıkar: Halı zemini karelere veya eşkenardörtgenlere bölünür. Bunların da içi bulut-Çin bulutu motifleriyle süslenir. Karelerin köşeleri veya eşkenardörtgenlerin kenarları bulut motifleriyle doldurulur. Kenar suları ise yine, bulut motifleriyle bezenir. Aynı halılar, daha geç dönemlerde, Gördes ve Kula halılarını da etkiler. Günümüzde, anılan yörelerde, benzer örnekler hâlâ dokunmaktadır.

XVII. yy. Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasî ve ekonomik alanda gücünü yitirmeye başladığı bir dönemdir. Bu yüzyıl, aynı zamanda, Osmanlı Devleti'nde Batılılaşma dönemininin de başladığı bir zamana rastlar. Politik başarısızlıkların aksine, imparatorluk sınırlarında, sanatın hemen her alanında bir gelişme görülür. Deyim yerindeyse, adeta sanatta Rönesans dönemi yaşanır. Bu dönemde ortaya çıkan bu halılara Geç Osmanlı Dönemi Halıları diyebiliriz. Bu dönemde Uşak'ta, Beyaz Zeminli veya Post Zeminli Uşak Halıları diye anılan yeni bir halı gurubu daha ortaya çıkar. Bu halılarda zemin genellikle beyaz renklidir. İçlerinde kırmızı ve mor renkliler de vardır. Motiflerinde üç yuvarlaktan (çintemanî) meydana gelen, kaplan postu görünümlü (dudak şekilli) süslemeler ve kuş figürlü motifleri görülür. Halılar da bu desenlere göre isimler alır ve her biri kendi içinde birer tip meydana getirir.

Beyaz Zeminli Uşak Halılarında zemin genellikle nokta gibi görünen, halı zeminine göre, koyu renkli, iri beneklerle süslenir. Kaynaklarda üç toplu, üç dilimli, çintemanî motifi gibi adlarla isimlendirilen bu motifin, Çin'den saraya hediye gelen, porselenlerin süslemelerinden etkilenerek geliştiği kabul edilmektedir. Ancak, bu desen Anadolu'nun gelenekli halılarında da mevcuttur ve halk arasında, kedi izi ve köpek izi isimleriyle bilinir. Bize göre, Çin porselenlerinden çok, Anadolu'nun gelenekli halılarından alınmış bir süslemedir. Kaplan postu desenli halılarda zemin dalgalanan bir yaprağı andıran, dudak şekilli motiflerle süslenir. Padişahların giydiği kaftanlar üzerinde de görülen bu motif, o dönemlerde kumaştan halıya aktarılmıştır. Muhtemelen padişahın kaplan gibi kuvvetli olduğunu sembolize etmektedir. Bazı örneklerde bu motiflerin arasına kedi-köpek izi motifleri de (üç dilimli motif) işlenir. Kuşlu halı ismiyle tanınan örneklerde zemin kuşa benzer motiflerle süslüdür. Aslında kuş motifi yoktur. Halı zemini çok yapraklı iri çiçeklerle bezenir. Çiçekleri birbirine bağlayan yapraklar kuş şeklinde işlenir. Bu nedenle de halılar kuşlu halı denilmiştir. Desen, sonsuzluk prensibi içinde, tüm halı yüzeyini doldurur. Kenar sularında ise, bulut-Çin bulutu motifleri bulunur.

Post motifli halıların, aynı isimle anılan ama, gerçek bir hayvan postuna benzeyen örneklerine de Post motifli halı adı verilmektedir. Bu halılarda zeminde hayvan postuna benzer bir desen yer alır. Bu nedenle de post motifli halı diye bilinir. Desenin içi beneklerle süslenir. Bu halıların XVI. yy.'dan önce ortaya çıktıkları ve gelişimini XVI-XVII. yy. boyunca sürdürdükleri kabul edilmektedir. Dokuma merkezleri belli değildir. Bilinen ünlü örnekleri Konya yöresine aittir.36

XVII-XIX. yy.'da, bugünkü Kozak, Yunddağ ve Madra yöresinde (Bergama) dokunan halılar ün kazanmaya başlar. Genellikle seccâde şeklinde dokunan bu halılar o yıllarda Bergama halısı adıyla tanınmış ve bu isimle piyasaya sürülmüştür.37 Günümüzde ise bu merkezlerden her biri bir ayrı halı ve düz dokuma yaygı merkezidir ve dokumaları farklı özellikler göstermektedir. Özellikle Yunddağ halılarının, Erken ve Klâsik Dönem Osmanlı halılarına benzeyen, zeminin karelere bölünmüş şekilleri ile, XVII. yy. Uşak halılarının kenar bordürüne benzeyen bulut-Çin bulutu motifi desenli kenar bordürleri günümüzde hâlâ kullanılmaktadır. XVII. yy. halılarında çin bulutu motifi diye isimlendirilen süslemeler günümüzde, halk arasında, karabulut adıyla tanınmakta, halılar da bu isimle adlandırılmaktadır. Zemini XVI. yy. halılarına benzer şekilde karelere bölünen örneklerine ise tabakalı halı ve altın tabak adı verilmektedir. Yöre camilerinde, benzer desenlerle süslü halıların XVII-XIX. yy.'dan kalma, çok sayıda örneği bulunmaktadır.38

XVI-XVII. yy.'da, bütün bu gelişmelerin ardında, sessiz sedasız varlığını sürdüren halılar da vardır: Bunlar Transilvanya Halıları39 ile Anadolu'nun hangi yöresine ait olduğu bilinmediği için Yörük Halısı diye isimlendirilen örneklerdir: Transilvanya halıları, eskiden Osmanlı toprağı iken Macaristan'a bağlanan, günümüzde de Romanya sınırları içinde kalan Trasilvanya veya Erdel Bölgesi'nde bulundukları için Transilvanya veya Erdel Halıları ismiyle tanınır. Bugün özellikle Macaristan müzelerinde bulunan örnekleri Erdelyi Halıları diye isimlendirilir.40 Bu halıların renklerinde, o yüzyıllarda Batı Anadolu Bölgesi halılarında kullanılan kırmızı, kahverengi, sarı, lacivert ve beyaz renkler hakimdir. Kenar suları günümüzde Kozak ve Yunddağ (Bergama) yöresinde dokunan halıların kanar sularının süslemelerine benzer. Zeminleri ise, XVIII-XX. yy. Kula halılarında görülen ve bugün halk arasında Vazolu Kula diye anılan halılara benzer. XVII. yy.'da dokunup Avrupa'ya ihraç edilen bu halıların, özellikle yabancı kaynaklarda, Uşak civarında imal edildiği belirtilmektedir. Fakat, bu halılarda desen açısından daha çok Bergama ve Kula halılanın süslemeleri hakimdir. Halının dokunduğu XVII. yy.'da Kula çevresinin Uşak sınırlarında kaldığı düşünülürse, iddialar doğru kabul edilebilir. Ancak, Kula günümüzde Manisa'ya bağlı bir ilçedir ve XVII. yy.'dan bu yana kendine özgü bir dokuma karakterine sahiptir. Bu halıların, Anadolu'da, fazla örneği bulunmamasına karşılık, Macaristan ve Romanya Müzelerinde çok sayıda örneği mevcuttur.

XVII. yy.'da, Osmanlı Devleti sınırları içinde kalan geniş topraklarda, değişik bölgelerde çok sayıda halı dokunmuştur. Ancak, o dönemlerde bir kısmı konar-göçer hâlde yaşayan insanların dokuduğu halılar, üslûp açısında, bir veya birkaç bölgenin özelliğini taşır. Bunun için de pekçok halının nerede dokunduğu bilinmemektedir. Bu nedenle bazı kaynaklarda söz konusu halılar yörük halısı veya Anadolu halısı diye tanıtılır. Ancak, Anadolu'nun hangi bölgesine ait olduğu belirtilmez:41 Yörük halısı deyimi, bugün halk arasında, daha çok, günümüzde yatak halısı diye tanınan halılar için kullanılmaktadır: Yaylacılık yapan insanların yatarken, döşek yerine, altına serdiği bu halılar genellikle uzun havlıdır. Normal bir halıda yarım santimetreyi geçmeyen havlar bu halılarda, yumuşak olması için 5-10 cm. yüksekliğindedir. Günümüzde, yaylacılık yaparak yaşayanlar arasında hâlâ dokunmaktadır.

XVII. yy.'da Uşak halılarının ününü kaybetmeye başladığı dönemlerde, Batı Anadolu Bölgesi'nde Gördes, Kula, Bergama ve Milas, İç Anadolu Bölgesi'nde de Lâdik, Kırşehir ve Mucur halıları ün kazanmıştır. Bir devre damgasını vuran bu merkezler varlıklarını günümüze kadar devam ettirmişlerdir: Türk Halı Sanatında, Türk düğümüne adını veren Gördes Halıları Saray Halılarına en çok benzeyen halılardır. Belki de Gördes, şehzadeler şehri Manisa'nın saraya yakınlığı nedeniyle, saray halılarının geleneğini devam ettirmiştir. Bu halılar kırmızı, kahverengi ve beyaz renkleriyle dikkati çeker. İçlerinde lacivert zeminli örnekler de vardır. Erken tarihli halılar genellikle seccâde tipindedir. Kenar sularında dönemin karakterini yansıtan lâle ve karanfil, günümüzde halkın elma, tarak adını verdiği desenler görülür. Bunu, günümüzde halkın etlik dediği şal deseni benzeri, yan yana işlenmiş şeritler takip eder. Üzeri küçük pıtırcık çiçeklerle bezeli bu motiflerin ardından zemine geçilir42 (Res. 8).

Halı zemini köşeleri pahlı, tek yönlü bir mihrapla süslüdür. Mihrap, merdiven hâlinde, daralarak yükselir. Tepe noktasında elibelinde motifine benzer şekilde sona erer. Mihrap köşeleri, mimarîdeki gibi, pah yapar. Pahlı köşelerden aşağıya doğru sarkan çiçeklerden meydana gelen birer sütunce ile taşınıyormuş gibi dokunur. Mihrap tepeliğinden aşağıya doğru, çiçek buketine benzer bir kandil sarkar. Kız Gördes adı verilen örneklerinde çift mihrap görülür (Res. 8). Bu tür örneklerde ortada, çiçeklerle süslü, küçük bir göbek yer alır. Göbeğin çevresi ibrik motifleriyle kuşatılır. Bazı örneklerinde de, Türk sanatında ilk kez görülen, manzara motifi bulunur. Manzaralı Gördes adı verilen bu halılarda çoğunlukla, bir bahçe içinde bir ev tasviri görülür.43 Çatılı evlerin çevresinde ağaçlar işlenir. Yine, XVIII-XIX yy. Gördes halılarının karakteristik bir süslemesi de sinek motifidir.

Yabancı kaynaklarda, hiç bir bilgi ve belgeye dayandırılmadan, o dönemin, İzmir ve Manisa yöresi ayanlarından Karaosmanoğlu ailesine atfedilen ve Karaosmanoğlu Gördes denilen bu halılar, muhtemelen, o yıllarda, daha çok Sinekli Kırşehir diye tanınan, Kırşehir halılarından etkilenmedir. Ancak, bu halılar günümüzde Kırşehir civarında dokunmamaktadır. Gördes civarında ise, Sinekli Gördes adıyla, hâlâ dokunmaktadır. Bu tür halılarda, dokuyucular arasında, sinek adını verilen, küçük benekler bulunur. Bu desenle süslü halılar da sinekli Gördes adıyla tanınır. Mihrabın altında ve üzerinde halkın bugün, ayetlik dediği, dikdörtgen çerçeveler yer alır. Çerçevelerin altta bulunanına tabanlık, üstte yer alanına da alınlık adı verilir. Alınlık ve tabanlığın içerisi genellikle çift başlı ejder figürüyle süslenir. Bazen, ejderlerin yerine, kenar sularında kulanılan elma motifleri işlenebilir. Yatık bir (S) şeklinde uzanan ejderler korkunç bir hayvan görünümünde işlenir. Yaklaşık XX. yy. başlarına kadar dokunan tüm halılarda görülür. Ayetlikle köşeler arasında, günümüzde, halkın çınar yaprağı dediği, kenarları tırtırlı, birkaç yaprağın bir araya gelerek meydana getirdiği, kelebek benzeri, bir süsleme görülür.

Gördes halılarında, XVIII-XIX. yy.'dan itibaren, renk ve desenler bozulmaya başlar: Renklerde kiremit kırmızısına benzeyen kırmızı ve tonları hakim hâle gelir. Desenler gerçekçi bir şekilde işlenir. Göbekli örneklerde göbek şekli farklılaşır. İki yandan sütunce ile taşınan halılarda sütunceler mimarî bir karaktere bürünür. Bahçeli gördes, koç boynuzlu gördes gibi yeni halı tipleri ortaya çıkar. XIX. yy.'da değişim dahada artar. Koyu kırmızı renkli, mihrabın iki taraftan sütuncelerle taşındığı örnekler çoğalır. Bitki motifleri gerçekçi bir şekilde verilir. Özellikle Mecidi Gördes denilen ve Sultan Abdülmecid döneminde dokunduğunu tahmin ettiğimiz halılarda, Hereke halılarına benzeyen, mihrap tepeliğinin yazıyla süslendiği halılar görülür. Bazı örneklerde ise, gelenekli desenler tamamen kaybolur. Ne olduğu belirsiz, kaynakların haklı olarak, barok gördes dedikleri, halılar ortaya çıkar.

Gördes halılarındaki asıl değişim, İngilizlerin, İzmir-Aydın demiryolunun yapımı amacıyla Anadolu'ya girmesi ve bu çevrede kendi isteklerine göre halı dokutturmaya başlamasıyla dahada artar. Hattâ, halılar geleneğini yitirir. Gördes halılarının sonunu hazırlayan bir başlangıç hâline gelir: Yapımına 28 Eylül 1857 de başlanıp, 7 Haziran 1866'da tamamlanan İzmir-Aydın demiryolu hattının bitirildiği yıllarda, İngilizler Osmanlı ticaret hayatı ve taşımacılık bakımından önemli rol oynayacak demiryolunu bitirmiş ama, kendileri için de, 1934 yıllarına kadar sürecek, bir iş alanının kapısını da açmışlardır: 1836 yılında, merkezi İzmir'de bulunan P. De Andrea, 1840 senelerinde Habif ve Polako, 1842'de T. A. Spartalı isimli üç tane büyük halı şirketi kurulmuş, bu şirketler 1864'ten itibaren Uşak ve çevresinde iplik ve model vererek halı dokutturmaya başlamışlardır.

XIX. yy.'ın sonlarına doğru, adı geçen üç halı şirketinin yanısıra G. P. ve J. Baker, Sdney La Fontaine ve Sykes Co. isimli İngiliz şirketlerinin kurulmasıyla halı şirketlerinin sayısı altıya çıkmıştır. İplik eğirme, iplerin boyatılması, siparişlerin muhtarlar ve köylerde görevli eğitmenler (kadrosuz öğretmen) ve kendilerinin köyden seçtikleri temsilciler aracılığıyla yürütülmesi gibi tüm işleri ayarlayan şirketler, özellikle 1890 yılından itibaren, Avrupa zevkine göre hazırlanmış ve kareli kağıtlara çizilmiş desenleri (ayna) getirerek, Anadolu'ya tamamen yabancı halılar dokutturmuşlar ve bunları Smyrna halıları adıyla, İzmir limanından Avrupa'ya ihraç etmişlerdir. Talebin çokluğu karşısında, desen bulamadıkları veya farklı şeyler dokutturmak istedikleri zaman da, halkın elinde bulunan kırlent, kanaviçe vb. el işlemelerinin motiflerini halı deseni diye dokutturmuşlardır. Bu da Anadolu'da geleneğe dayalı halıcılığın bozulmasına, hattâ ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Ancak, o dönemin halı imalatı ve ticareti de artmıştır. Buna bir örnek verirsek, 1848 yılında tüm Batı Anadolu'nun halı imalatı 150.000 m2 iken, 1893'te 400.000 m2 seviyesine yükselmiştir.44

İngiliz şirketlerinin o yıllarda çok para kazanmaları, halkın deyimiyle, "diğer Avrupa ülkelerinin de kursaklarını kabartmış", 1901 yılında, Keun ve Ortakları adlı bir Avusturya şirketi Uşak'ta 80 civarında işçinin çalıştığı, yıllık gelirini 12.000 m2 olan, büyük bir halı imalathanesi kurmuştur. Aynı yıl, Uşak eşrafından Tiritzade Mehmet, Hamzazâde Hacı Hüseyin ve Hacı Gedikzade isimli kişiler de halı fabrikası kurmuşlardır. Ardından, Osmanlı tüccarlarının da bulunduğu, sayıları 15'e ulaşan imalat ve ihracatla uğraşan birçok şirket kurulmuştur. Hattâ, Yunanlıların Anadolu'yu işgalinden sonra, 1922 yılındaki mübadele sonrasında, Yunanistan'a giden, ama Anadolu'da iken halı dokumayı öğrenen Rum ve Ermeniler, Yunanistan'da halı dokumaya başlamışlardır. Potansiyeli gören Yunanlılar da halıcılığa önem verip, Anadolu'nun Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomisindeki güçsüzlükten de yararlanarak, Türk halılarıyla rekabet edecek halılar dokumaya kalkışmışlardır. Ancak, halıcılığı bilmeyen Yunanlılar, kısa bir süre sonra, özellikle, tüm dünyada 1929 yılına kadar süren, iktisadî buhranda, halıcılıktan çekilmişlerdir.45

Tüm Anadolu halı üretimini ellerine almak isteyen, İzmir'deki altı şirket, 1908 yılında birleşerek, The Oriental Carpet Manufactures Ltd. (Doğu Halıları İmalatçıları şirketi) adını almıştır. Merkezi İzmir'de, Alsancak Semtinde, şimdiki Güzel Sanatlar Fakültesi ile Sümer A.Ş. Fabrikası arasında bulunan bu şirket, Anadolu'nun Osmanlı dönemindeki halı imalatı ve ihracatını ele geçirerek, diğer halı şirketlerini ortadan kaldırmıştır.

Batlı şirketlerin biraraya gelerek kurdukları The Oriental Carpet Manufactures Ltd. adeta, Batılıların, ancak tahayyül edebildikleri şark duygusunu tatmin etmek için kurulmuş bir şirketti: Lüks düşkünü Batılıların kendi zevklerine göre, İngiltere'de çizdikleri desenler ve düşledikleri renklerle, Anadolu'da dokutturdukları bu halılar romantik ideale göre, Batılının asla ulaşamayacağı, dokuyucunun eşsiz bir el sanatı ürünü olarak görülmekteydi. Malzeme, renk, boya gibi, kaliteyi belirleyen özellikler, sanayiden boğulan Avrupalı için hiç de önemli sayılmıyordu. Önceleri Uşak'ta başlayan halıcılık faliyetleri, Avrupa'da alıcı sayısı arttıkça, çevredeki Gördes, Kula, Demirci (Manisa) gibi, diğer şehirlere de kaymaya başlamış, bir süre sonra, Avrupalı ısmarlayıcıların arasına Amerika'da katılmıştır.

Batı Anadolu'da, yalnızca halı değil, üzüm, incir vb. tarım ürünlerinin ticaretini de ellerine geçiren İngiliz şirketleri kısa zamanda halıcılık alanında büyük başarılar elde etmişlerdir: Teşkilatlandırdıkları temsilcilikler aracılığıyla (günümüzde de temsilcilik denilmektedir), yalnızca Batı Anadolu Bölgesi'nde, yaklaşık, 48 merkezde dokutturdukları halıları köylerden alıp İzmir Limanı'na getirip, buradan Avrupa'ya ihraç etmişlerdir. Bugün hâlâ yaşayan, eski köy temsilcilerinin ifadesine göre, sadece Gördes'te bir haftada 50 deve yükü (bir deve yaklaşık 300 kg. yük taşımaktadır) halı dokutturup, gemilerle İzmir Limanı'ndan Avrupa'ya sevk etmişlerdir.

Sözkonusu halı şirketi daha ilk yıllarda İzmir, Burdur, Isparta, Urla, Kırkağaç'ta halı fabrikaları kurmuş, bunu Anadolu'nun değişik yerlerindeki halı fabrikaları takip etmiştir: 1913 yılı istatistiklerine göre, adıgeçen bu şirketin kendi fabrikaları dışındaki Uşak, Gördes, Kula, Demirci (Manisa), Simav (Kütahya), Isparta, Eğridir, Burdur ve Buldan (Denizli) gibi merkezlerde toplam 8.165 tezgâhı vardı ve bu tezgâhlarda yaklaşık 25.257 işçi çalışmaktaydı. Aynı şirketin İzmir Limanı'ndan ihraç edilen halılarının %90'lık payı mevcuttu.46

Batılı şirketlerin Anadolu'daki halıcılık faaliyetleri Türk sermayedarlarını ve ileri gelenleri harekete geçirmiş, yabancı şirketlerin karşısında durabilecek kadar güçlü bir sermayeye sahip milli bir halı şirketi (fabrikası) kurulması için çalışmalar başlamıştır. Bu amaçla, 31 Mart 1907'de Uşak Osmanlı Halı Ticarethanesi isimli bir şirket kurulmuştur. Şirket-i Millî adını taşıyan bu fabrika Uşak'ın yerli eşraf ve tüccarlarınca 50 binlira sermaye ile Nisan 1907 de faliyete geçmiştir. Kaynakların ifadesine göre, "bu şirket Ege Bölgesi'nin -belki de Türkiye'nin- milli sıfatını taşıyan ilk örgütlenmesi olup, tarih itibarıyla oldukça erken bir girişimdir. Son derece küçük sermaye ile kurulan bu şirketin yalnızca iyi niyetleri, rakiplerinin ise çok büyük sermayeleri ve örgütleri ile tekelciliğin yok edici yasaları vardı".47

Uşak ve Gördes civarında başlayan ısmarlama halı üretimi, Osmanlı Devleti'nin teşvikiyle, bir süre sonra, Batı Anadolu dışındaki, Anadolu'nun diğer halı merkezlerinde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Batı ve Orta Anadolu Bölgesi'ndeki 14 halı merkezinde halı dokunmaktaydı. Bu merkezlerin başında Uşak, Manisa, İzmir, Kütahya, Kayseri, Sivas, Niğde, Kırşehir, Nevşehir, Konya, Isparta ve çevresindeki köyler yer almaktaydı. Şirket adına, 1906 yılında, Konya'da 1200 tezgâh mevcutken, 1912 yılında bu sayı 4000'e çıkmıştır. 1906 yılında Isparta'da da 800 tezgâhta halı dokunuyordu. XIX. yy. sonlarında Sivas'ta 2000 halı tezgâhı vardı. Buralarda dokunan halılarda Avrupa'daki ısmarlayıcının istekleri değiştikçe, halıların renk, desen ve kaliteleri de değişmekteydi. Kimi zaman, ısmarlayıcı istediği için İtalya'yı, kimi zaman Eyfel kulesini hatırlatan veya ressamların tablolarına benzeyen, bazen de Avrupa'dan gönderilmiş bir fotoğraf veya el ile çizilmiş resme bakarak halılar üretilmekteydi. 1902 yılında da, kalite kontrol sistemi kurup, tek tip halılar bile üretmişlerdir.

Avrupalı ve Amerikalı ısmarlayıcılar, Anadolu'da doğal boyalardan elde edilen renklerle boyanmış ipleri değil, sentetik malzemeyle boyanmış iplerle dokunan halıları tercih etmekteydi. Bu nedenle de daha 1890 yıllarından itibaren Uşak başta olmak üzere, Batı Anadolu'daki şehirlerde anilin ve sentetik boya atölyeleri kurulmaya başlanmıştır. Aynı yıllarda, Kula vb. yerler de dokuyucu, bitkilerden ve doğal maddelerden elde edilen boyaları kullanmakta ısrar ettiyse de, ısmarlayıcının isteği karşısında duramamıştır. Hattâ, 1903 yılında, Konyalı dokuyucular, tamamen bitkilerden elde dilen boyalara dönmüşlerse de ancak, dört yıl dayanabilmişlerdir. 1888 yılında, Aydın valisi, boyacılığın kaybolacağı endişesiyle, anilin boyaların kullanılmasını yasaklamış fakat, İzmir'deki İngiliz tüccarların baskısıyla tekrar anilin boyalara dönülmüştür. Hattâ, kaynakların ifadesine göre, İzmir'deki tüccarlar, doğal boyalarla renklendirilmiş halı getiren üreticileri cezalandırmışlardır.48

İngiliz şirketlerinin Batı Anadolu Bölgesi'nde halı dokutturduğu yıllarda Bergama da nasibini almıştır. Bergama ve yöresinde Anadolu'nun değişik bölgelerine ait halılar dokutturulmuş, Bergama desenleri alınarak başka yerde kullanılmıştır. Özellikle Bergama halılarının zeminin ikiye bölünmüş şekilli örneklerini, Kayseri çevresinde, Manchester tipi halılar adıyla dokutturulmuşlardır. Açılan halı atölyesi nedeniyle Bergama çok kötü günler yaşanmıştır. Şehirde İngilizler tarafından açılan fabrikada çalışan halk, halıların kalitesinin bozulması, elde eğrilen ipliğin fabrikalarda elde edilmesi gibi nedenlerle ayaklanmış, fabrikayı yağmalamıştır.49 Benzer olaylar Uşak'ta da yaşanmıştır. Uşak'ta faliyet gösteren halı fabrikaları kurulmadan evvel, halı atölyelerinin yünleri halka dağıtılıyor ve onların eğirdiği ipler alınarak halı dokunuyordu. Fabrikaların kurulmasıyla birlikte halk işsiz kalmış ve 1907 yılında ayaklanmış, fabrikaları basıp yağmalamıştır. Kaynakların ifadesine göre, bu harekete sadece şehir halkı değil, köylerden gelen vatandaşlar da katılmıştır.50

Batılı şirketlerin, Batı Anadolu'da halı dokutturmaları, Türk halısının, malzeme, boya, desen, kalite ve çeşit açısından bozulmasına yol açmış, dönemi ve sonrası için, sayılamayacak kadar zararı dokunmuştur. Ancak, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında, yoksul düşen halkın da adeta imdadına yetişmiştir. O dönemlerde, Anadolu halkının tek geçim kaynağı hâline gelmiştir.

Böyle bir ortamda, XIX. yy.'da, Anadolu'nun en büyük halı merkezi durumundaki Gördes, daha Birinci Dünya Savaşı yıllarından önce düğüm, desen, renk özelliklerini kaybetmeye başlamış, gelenekli dokuma malzemesi yünün yerini pamuk almış, sentetik boyalar yaygınlaşmıştır. Üstelik, kendi deseni arasına, Anadolu'nun değişik yerlerine ait motifleri de katarak, her tür deseni dokumuştur. Sonuçta, 1929 yıllarından itibaren, Şark Halı Kumpanyası'nın iflas etmesiyle dokumacılığa başlayan yerli tüccarların, gelenekli dokuma yerine, İngilizlerin dokuma tarzına benzer biçimde halı dokutturmalarıyla, Gördes halkının deyimiyle, saray halıcılığından bugünkü harc-ı alem halıcılığa gelinmiştir.

Geç Osmanlı Dönemi'nde Gördes kadar ünlü bir halı merkezi de Kula'dır. Burada üretilen halılar şekil ve desen bakımından Gördes halılarına benzer. Örnekleri genellikle seccâde şeklindedir. Renklerinde halkın Kula kırmızısı dediği turuncu, mavi, yeşil, lacivert ve beyaz renkler hakimdir. Geç dönemlerde siyah da görülür. Özellikle Kula kırmızısı denilen rengiyle Gördes halılarından ayrılır.

XVII-XVIII. yy. Kula halılarında geniş kenar üzerinde dönemin karakterini yansıtan lâle ve karanfil motifleri, çınar yaprağı, günümüzde halkın etlik dediği, yan yana işlenmiş, şal motifine benzer desenler görülür. Bu şekliyle Gördes halılarına benzerse de renk farklılığı nedeniyle ondan ayrılır. Zeminde tek yönlü bir mihrap yer alır. Mihrap tepeliği üçgen alınlık şeklinde sona erer. Mihraptan aşağı doğru hayat ağacı motifi sarkar. Bunun yerinde bazen manzara motifi bulunur. Bazı örneklerde manzaralar simetrik şekilde işlenir. Zeminin çiçeklerle süslendiği örnekleri bahçeli Kula, sineklerle bezenenleri de sinekli Kula adıyla tanınır. Mihrabın altında ve üzerinde, halkın ayetlik dediği, dikdörtgen çerçeveler yer alır. Bunların içine, Gördes halılarından faklı bir şekilde, ayet yazılır. Bazı örneklerde şiir ve tarih bulunur.

XIX. yy.'da Batılı şirketlerin halı dokutturduğu Kula'da da halı motifleri değişmeye başlar. Mavi, kırmızı ve siyah renkler yoğunlaşır. Kenar bordürde, halkın Hacı Recep Suyu diye isimlendirdiği, bir ters bir düz yerleştirilmiş, lâle ve karanfil motifleri ortaya çıkar. Mavi, lacivert ve siyah renkler çoğalır. Bunların içinde, lacivert zeminlilerine safirol denir. Zeminde küçük bir göbek işlenir. İçi bitki motifleriyle doldurulan göbeklerin iki yanında, göbeği çevreler şekilde işlenen, halkın yılan dediği, lâle ve karanfil motifleri işlenir. Çiçekli kula, vazolu kula, ejderli kula, kömürcü kula, lâdik kula gibi, motif adlarıyla tanınan halı tipleri ortaya çıkar.

Aynı yüzyılda Batı Anadolu halı ticaretini ele geçiren İngiliz şirketlerinin bu çevrede de ısmarlama halı dokutturması hattâ, halı atölyeleri açmasıyla, Gördes'te yaşanan halılardaki bozulma Kula'da da yaşanmıştır. Özellikle, lâdik kula diye bilinen örnekleri, İngilizlerin Lâdik (Konya) halılarının motiflerini burada dokutturması sonucu gelişen bir halı tipidir. Böylece, Kula halılarında, klâsik desenlerin yerini, kocaman çiçeklerle süslü, kaba tüylü halılar almış, Kula'ya özgü seccâde tipininin yanısıra, karyola halısı, somya halısı, yolluk halısı, sandalye minderi gibi yeni halı tipleri ortaya çıkmıştır.51

1934 yıllarında İngiliz halı şirketlerinini iflas etmesiyle, bu şirketlerde çalışanların işsiz kalması sonucu, daha önce İngilizler adına temsilcilik yapan bazı kişiler halı tüccarlığına başlamış, İngilizlerin yaptığı gibi ısmarlama yoluyla halılar dokutturup, İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlerde açtıkları halı mağazalarında satmaya başlamışlardır. Gününmüzde de kendileri ya da torunları aynı mesleği devam ettirmektedir.

Bu dönemde yerli halı tüccarlarının yanı sıra, işsiz kalanları yeniden bir iş sahibi yapmak, bölgedeki potansiyeli canlı tutmak için devlet desteğiyle halı fabrikaları da kurulmuştur. Bunların arasında, 1950 yıllarında, Kula'nın yerlisi Çolaklar ailesi tarafından kurulan Kula Mensucat A. Ş. büyük bir üne kavuşmuş, halı dokumanın yanısıra kumaş ve battaniye de üretmeye başlayınca o yıllarda Kula'dan İzmir'e taşınmıştır. Ancak bu fabrikanın da 1985 yıllarında iflas etmesiyle Kula halıcılığı çok şey kaybetmiştir. Gününmüzde hâlâ tüccarlar ve Sümer Halı A.Ş. yörede ısmarlama yoluyla halı dokutturulmaktaya devam etmektedir.

Uşak, Gördes ve Kula'nın en iyi dönemini yaşadığı XVI-XVII. yy. içinde, anılan bölge halıcılığı içinde kalan Demirci, Selendi gibi merkezler, çok iyi bilinmememekle beraber, herhalde o dönemlerde, adı geçen Uşak, Gördes ve Kula sınırları içinde kalmaktaydı. Ancak, XIX. yy.'dan itibaren İngiliz şirketlerinin buralarda da halı dokutturdukları, temsicilikler kurdukları ve 1934 yılında da bu şirketin iflas etmesiyle yöre halıcılığının bir çıkmaza girdiğini, günümüzde hâlâ yaşayan dönemin temsilcileri ile kaynaklardan öğreniyoruz:52 Desen açısından İngiliz şirketleri Gördes ve Kula'da dokutturduğu halılara benzeyen bu halılar günümüzde de dokunmaya devam etmektedir. Ancak, XX. yy. başlarındaki gibi, kalitesiz ve sıradan halı olma özelliğini de korumaktadır.

Batı Anadolu Bölgesi halıları içinde ele alınacak bir halı grubu da Milas Halılarıdır. XVII. yy. Saray Halılarına renk açısından en çok benzeyen bu halılar, günümüze kadar, belki de hiç bozulmadan gelebilen, nadir halılardan birisidir. Milas halıları, başlangıçta, tüm Batı Anadolu halıları gibi, seccâde şeklindedir. Şeftali kırmızısı, bal sarısı ve beyaz renkleriyle karakteristiktir. Bu haliyle, Saray halılarına benzemektedir: XVII. yy.'a ait Milas halılarının kenar sularında, testere dişi gibi, çentikli, ince dar bir kuşak görülür. Bunun devamında, halkın kösele dediği çiçek motifleri yer alır. Halıların kalitesi bu motiflerin sayısına bakılarak tayin edilir. Geniş kenarları üzerinde dönemin karakteristik süslemesi olan lâle, karanfil ve eli koynunda, tarak, çıngıllı Cafer diye anılan, motifler yer alır. Halının zemin ile kenar suları eş büyüklüktedir. Mihraplı örneklerde mihrap eşkenardötgen şekillidir. Beyaz zemin üzerine oturan mihrabın üzerinde hayat ağacı motifleri bulunur. Mihrapsız örneklerde, genellikle, küçük göbekler bulunur. Halk arasında, göbekler, turunç diye bilinir. Eşkenardörtgen şekllli bu süslemeler, dal ve yapraklarıyla birlikte işlenir. Milas halıları, daha çok, Ada Milas isimli halı tipiyle tanınır. Ayrıca, yılanlı Milas, gemici suyu Milas, göbekli Milas gibi tipleri mevcuttur.

XVIII-XIX. yy.'da Milas çevresinde büyük göç hareketleri yaşanmıştır: Önce, Şeyh Şâmil'in Kafkaslar'da ayaklanmasından sonra (1864) Kırım'dan gelen göçmenler Milas çevresine yerleştirilmiştir. Yine, eskilerin 93 Harbi dediği, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında, Kırım'dan, adalar ve sahil yoluyla gelen Türkler, bugün Bodrum (Muğla) sınırlarında kalan Karaova Köylerine yerleştirilmiştir. Daha sonraki yıllarda, Balkanlar, Ege Adaları ve Doğu Anadolu'dan göçler gelmiştir. Göçmenler, o dönemlerde nüfusun en az olduğu ve deniz dışında ulaşımın bulunmadığı, içinde Milas'ın da yer aldığı, Menteşe yöresine yerleştirilmiştir. Hattâ, Mısırdan kaçan Mısır Hidivi'de, yanındaki Sudan'lı kölelerle birlikte Osmanlı Devleti'ne sığındığında, o da bu bölgeye iskân edilmiştir. Bunun sonucunda da, Milas yöresinde değişik halı tipleri dokunmaya başlamıştır. 53

XVIII-XIX. yy.'dan itibaren, yaşanan bu sosyal olayların ardından, Milas halılarında zeminde, görülen klâsik motiflerin yerini, değişik motifler almaya başlamıştır: Halı zemininde, mihrap kaybolmuş, tıpkı Bergama halılarının, zeminin iki eşit kareye bölünen örneklerine benzer şekilde, içine sekizgenlerin yerleştirildiği, üst üste iki kareden meydana gelen bir şema işlenmeye başlamıştır. İçleri de, dönemin karekteristik süslemesi, lâle, karanfil gibi desenlerle, gemici suyu, ada Milas piçi, çıngıllı Cafer (Cafar halı) gibi, yöreye özgü desenlerle doldurulmuştur. Bir süre sonra, önceki dönemin, hayat ağacı, ada Milas motifi gibi klâsik desenleri kaybolmuştur. XIX. yy.'da yeşil renkler çoğalmaya başlamıştır. Şark Halı Kumpanyası'nın, Batı Anadolu Bölgesi'nde dokutturduğu kötü halılardan, Milas halıları da payını almış, yörede renk ve desenlerde bozulmalar hat safaya erişmiştir. Günümüzde Karacahisar, Bozalan ve Mumcular köylerinde dokunmaya devam etmektedir. Bugün Anadolu'nun en iyi halılarından birisidir.

XVII. yy.'da Lâdik (Konya), halıcılık açısından, Anadolu'nun önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Genellikle seccâde tipinde dokunan halılar kırmızı, kahverengi, mavi, lacivert, yeşil ve beyaz renklerle karakteristiktir. Kenar bordürlerinde günümüzde halıcılar arasında lâdik gülü diye tanınan, üslûplaştırılmış lâle ve karanfil deseneleriyle, bir ters bir düz yerleştirilmiş çiçeklerden meydana gelen bir süsleme görülür.

Lâdik halılarının XVII. yy. örneklerinde zemin genellikle iki bölüme ayrılır. Altta veya üstte tek yönlü, bazen bir, bazen de üç dilimli bir mihrap yer alır. Merdiven hâlinde daralarak yükselen mihrap tepe noktasında elibelinde motifi ile son bulur. Mihrabın içi boş bırakılır veya hayat ağacı motifi ile süslenir. Bazı örneklerde çiçek buketinden meydana gelen bir kandil motifi görülür. Mihrabın tepeliğinde üslûplaştırılmış bitki ve çiçek motifleri ile hançer yapraklar bulunur. Anadolu-Türk halılarında, mevcut örneklere göre, ilk kez mihrap içine, halının dokunduğu tarih yazılır. Mihrabın altında veya üstünde, uçları ok gibi sivri zeminler üzerinde, uzun saplı, çiçek ve yaprakları bulunan çiçek motifleri yer alır. Halk arasında sümbül adıyla bilinen bu desenler aynı devre ait Kırşehir halılarını da etkilemiştir.

XVIII. yy.'dan itibaren, günümüzde halkın direkli halı dediği, mihrabın iki, dört veya altı sütunce ile taşındığı örnekler görülür. Birkaç dilimli verilen mihrap nişinin köşeleri de, klâsik Osmanlı döneminin klâsik süslemesi hançer yapraklarla doldurulur. Özellikle yabancı kaynaklarda, bu tür halıların nerede dokunduğu iyi bilinmediği için, bu halılara "XVII-XVIII. yy. Anadolu halısı" gibi yakıştırma bir isim verilir. XX. yy. başlarına kadar dokunan bu tür halılar, Lâdik halılarının etkisiyle, çevredeki Karaman, Karapınar gibi, bugünün ilçelerinde de dokunmuştur. Ancak, anılan bu merkezlerde, günümüzde halk arasında, hâlen Karapınar direkli Lâdik'i, Karaman direkli Lâdik'i gibi, Lâdik halısının adıyla birlikte anılır. Bu halılar Lâdik'in orijinal örneklerinden renk ve desenlerdeki küçük farklılıklarla ayrılır.

Bu tür motifli örnekler, bu tarihlerden sonra tamamen ortadan kaybolur.

Lâdik halıları XVIII. yy.'dan itibaren değişmeye başlar. Bitki motifleri gerçekçi bir hâle gelir. İnce dal ve yapraklardan meydana gelen desenler tüm halı yüzeyini kaplar. Sarı ve yeşil renkler çoğalır. XIX. yy.'dan itibaren seccâde tiplerinin yanı sıra, bugün halk arasında çift halı veya köy halısı diye isimlendirilen halılar ortaya çıkar. Bu halılar, İngiliz şirketlerinin Anadolu'dan ellerini çekmesinden sonra, Gördes, Kula, Uşak gibi merkezlerde kalitesiz bir şekilide dokunan, dokundukları yerlerden çok Konya, Kayseri civarındaki köylerde ancak alıcı bulan, yan yana serildiğinde taban halısı büyüklüğünü veren çift halılara benzer. Bu halılar hem kötü malzemeli hem de kalitesizdir. XIX. yy.'ın sonlarında Lâdik halılarında yeşil renkler çoğalır. Lâdik gülü desenleri değişmemekle birlikte, mihrabın altında veya üzerinde yer alan sümbül desenlerinin sayısı azalır. Mihrap şekli değişmeye başlar. Ancak, bu halılar o dönemlerde o kadar çok ünlüdür ki, yörede dokunan halı merkezlerinde Lâdik halısı örnekleri dokunmaya başlar. Bu halılar da, İnlice Lâdik'i, Karapınar Lâdik'i, Kula Lâdik'i gibi, dokunduğu yer ve Lâdik halısının adıyla birlikte anılır.54

XVII. yy.'da gelişen bir başka halı grubu da Kırşehir halılarıdır. Bu halılar kırmızı, kahverengi, mavi, lacivert, yeşil, beyaz ve sarı renklerle karakteristiktir. Geniş kenar üzerinde bir ters bir düz yerleştirilmiş çiçeklerden meydana gelen gelin ağlatan motifleri, pıtırcık çiçekleri ve lâdik halılarından alınan lâdik gülü deseni görülür. Halıların zemininde tek veya çift yönlü bir mihrap bulunur. Mihrap merdiven hâlinde daralarak yükselir. Mihrabın kenarları, günümüzde halk arasında tilif denilen, farklı renkli birkaç şeritle kuşatılır. Mihrap köşeliğinde, bugün halkın kelebek dediği, bitki karakterli süslemeler görülür. Mihrabın dar kenarlarının altında ve üstünde halkın sandık dediği, dikdörtgen şekilli çerçeveler yer alır. Çerçevelerin içi yatık (S) şeklinde uzunan çift başlı ejder figüriyle süslenir. Yaklaşık XIX. yy.'dan itibaren ejderler başları aşağı dönük şekilde verilmeye başlar. Bu tarihlerden sonra ejderler şeklini kayber. Bazı örneklerde ise çok kollu ve çok başlı tasvir edilir. Kırşehir halıları manzara motifi ile karakteristiktir. Özellikle seccâde ve sedir halılarını süsleyen manzaralarda, etrafı bahçe duvarıyla çevrili evler ve ağaçlar görülür. Kula ve Gördes halılarının manzaralarından çok farklıdır. Kula ve Gördes'te ağaçlar selvi şeklinde iken, burada söğüt ağacı tipinde yuvarlaktır. Aynı yüzyıllarda sinek adı verilen desenler yaygınlaşır. Mavi zemin üzerinde farklı renklerle işlenen sinekler genellikle mihrap köşeliklerinde yer alır. Dokunan örneklerine de sinekli Kırşehir adı verilir (Res. 9).

XVIII. yy.'dan itibaren Kırşehir halıları değişmeye başlar. Sarı renkler çoğalır. Sandıkların içini dolduran ejderlerin şekli bozulur. XIX. yy.'dan itibaren de Kırşehir halılarında hızlı bir gerileme başlar. İngiliz şirketlerinin yörede dokutturduğu halılarda Batı Anadolu desenleri yaygınlaşır. Motifler farklılaşır. El, ayak gibi motiflerin yanında tavuk, keçi gibi, gerçek şekline çok yakın hayvan motifleriyle, Orta Asya-Türk sanatında gördüğümüz aslan, balık gibi mitolojik hayvan figürleri de işlenmeye başlar. Birinci Dünya Savaşı yıllarında da pamuk malzeme yaygınlaşır. Kimyevî boyalar kullanılır. XX. yy.'ın ortalarına doğru da tüm özelliklerini kaybeder. Günümüzde ise Özbağ Köyleri adı verilen birkaç köyde dokunmaktadır.55

XVII. yy.'ın ünlü halılarından biri de Mucur halılarıdır: Bugün Kırşehir'e bağlı bir ilçes olan Mucur'da dokunan halılar Kırşehir halılarından farklı bir şekilde gelişmiştir: Dar kenar sularında ev şekilli motifler görülür. Geniş suları ise, bir açık bir koyu renkle verilen, çok yapraklı çiçeklerle süslenir. Zeminde tek yönlü bir mihrap yer alır. Özellikle XVIII. yy.'a ait bazı halılarda çift mihrap da bulunur. Mihrabın üstünde, uçları ok gibi sivri desenler yer alır. Mihrap köşeliklerinde, günümüzde, halkın kandilli su dediği, üçgenlerin içinin geometrik desenlerle doldurulduğu bir süsleme dikkati çeker. Kandilli su ile mihrap arasında kalan boşluklar da ibrik motifleriyle doldurulur.

XVIII. yy.'dan itibaren renklerde bozulma başlar. Kahverengi ve yeşil tonlar çoğalır. Özelllikle, XIX. yy.'da yeşil renkler daha da artar. Kenar sularında ve zeminde, Kırşehir halılarının köşeliklerinde görülen, kelebek benzeri yapraklar yer alır. Aynı yüzyılın sonlarında kiremit kırmızısı ortaya çıkar. Halının zemininde yer alan mihrap iç içe işlenmeye başlar. Kenar sularında görülen büyük çiçeklerin yerini, daha belirsiz, silik, çiçekler alır. Bu özellikler yaklaşık XX. yy. ortalarına kadar devam eder.56

XVII-XVIII. yy.'da Kırşehir ve Mucur halılarına benzeyen bir başka örnek Avanos (Nevşehir) halılarıdır: Genellikle seccâde tipinde dokunan bu halılar, özellikle kenar süslemesi bakımından Kırşehir, Mucur ve Gördes halılarına benzer. Yan yana işlenmiş şal desenli dar kenar suları, dilimli yapraklı çiçek motiferi ile karakteristiktir. Zeminde ise, genellikle tek yönlü bir mihrap yer alır. İçerisi çoğu kez kandil motifiyle süslenir. Kırmızı, sarı, kahverengi, beyaz renklerle karakteristiktir. Günümüzde ise halıcılık tamamen terkedilmiş durumdadır.

Bergama, XVII-XIX. yy.'larda da, Anadolu'nun ünlü halı merkezlerinden birisi durumundadır. Özellikle, XVIII. yy. örneklerinde, XVI. yy. halılarında kullanılan, zeminin iki eşit kareye bölündüğü halılara benzeyen motifler dikkati çeker. Ancak, motifler kareler hâlinde değil, tıpkı aynı dönemde dokunan Yunddağ yöresi düz dokuma yaygılarındaki gibi, eşkenardörtgen şekillidir.57

XIX. yy. Anadolu halıcılığının son bir hamlesi Hereke'de yaşanır. Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya açılmaya başladığı, Tanzimat'tan bir süre öncesinde, 1838 yıllarında, Sultan II. Mahmud Dönemi'nde, İngiltere, Fransa gibi devletlerle yapılan anlaşmalar sonrasında, yabancıların Türkiye'de ticaret yapması daha kolay bir hâle getirilmiştir. Bu yıllardan sonra, sanayî makinalaşmaya başlamış, bunun sonucunda da el emeği ucuzlamış, pek çok insan işsiz kalmıştır.58 Bergama, Uşak, Bor (Niğde) gibi pekçok merkezde insanlar fabrikaları yağmalamış, olaylar çıkmıştır.59 Tanzimatla birlikte, hergün kötüye giden, dokumacılığı canlandırıp eski hâline getirmek için Osmanlı Devleti çareler aramaya başlamış ve o yıllarda İstanbulda çeşitli alanlarda açılan fabrikaların yanında, İzmir, Afyon, Adana, Tarsus gibi yerlerde halı ipliği fabrikaları kurulmuştur. 1843 yılında da Hereke'de kumaş fabrikası açılmıştır.60 Aynı yıllarda, halkın şirket dediği Şark Halı Kumpanyası da İzmir, Uşak, Manisa, Muğla, Afyon, Burdur, Isparta, Kırşehir, Kayseri, Konya, Sivas, Maraş gibi şehirlerde halı dokutturmaya devam etmektedir.

Hereke Fabrikası sarayın ihtiyaçlarını karşılamak ve fazla gelen malları halka satmaya devam ederken, 1835 yılında, ordunun kıyafet ve fes ihtiyacınıu karşılamak için Feshane Fabrikası kurulmuş, bu fabrika, yaklaşık 1896 yılına kadar çalışmıştır.61 Kaynakların ifadesine göre, Sultan Abdülaziz zamanında, Manisa ve Sivas'tan ustalar getirilerek Hereke Fabrikası'nda fes, çorap, falina üretimi yanında, yün ve ipek halılarda üretilmeye başlanmıştır. Fabrika'da, daha çok, saray halılarına benzer şekilde halılar dokunmuştur. Ancak, o yıllarda, Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomisine büyük bir katkı sağlamış, işsiz pek çok insana iş imkânı doğmuştur. Tükenme noktasına gelen, geleneğe dayalı, Türk halıcılığı'nın, gelişen sanayî karşısında, bir alternatifi hâline gelmiştir. Fabrika 1933 yılında da Sümerbank'a bağlanmıştır.62 Günümüzde Hereke'de, gerek Sümer Halı A. Ş. gerekse özel teşebbüs aracılığıyla, dokuma geleneği devam ettirilmektedir.

XIX. yy.'da, geleneğe dayalı usullerle halı dokuyan mevcut eski halı merkezlerinin yanısıra, İç Anadolu Bölgesi'nde Karaman, Karapınar, Sille, Kavak (Konya), Yahyalı, İncesu, Tomarza, Bünyan (Kayseri), Bor, Çamardı, Maden (Niğde), Kırşehir, Yozgat, Sivas, Taşpınar (Aksaray) gibi yeni merkezler görülür. Batı Anadolu Bölgesi'nde ise, Döşemealtı (Antalya), Yağcıbedir (Balıkesir), Kozak, Yunddağ (İzmir-Manisa), Ayvacık, Ezine (Çanakkale), Dazkırı (Afyon), gibi merkezler ismini duyurmaya başlar. Bu arada sesini duyuramayan ancak tanıttığımız merkezler kadar örnekler veren, halı merkezleri de mevcuttur. Bugünkü ünlü halı merkezlerinin pekçoğu bu eski dokuma merkezlerinin devamcısıdır63 (Res. 10).

Değerlendirme ve Sonuç

Halı ve kilimlerde zeminin kare veya eşkenardörtgenelerden meydana gelen bir şemaya sahip olması, Türklerin Orta Asya'dan beri kullandıkları bir zemin şeması geleneğidir. Bu gelenek ilk kez Pazırık halısında karşımıza çıkar. IX. yy.'da dokunan Samarra halıları ve XI. yy.'a tarihlenen Fustat halılarında da devam eder. Anadolu'da kare, altığen, eşkenardörtgen ve çoğu kez uzun eşkenardörtgen şeklinde işlenen bu desenler tüm kilim yüzeyini doldurur ve halk arasında, Konya, Aksaray, Yozgat, Emirdağ (Afyon) civarındaki gibi, farda diye isimlendirilir. Bu tür motifle süslü kilimlere de fardalı kilim denir. Bu desen zili (sili) teknikli örneklerde daha yaygındır. Batı Anadolu Bölgesi'nde, Manisa ve Aydın civarında İç Anadolu'da da yine Konya, Aksaray, Niğde ve Kayseri çevresinde çok görülür. Manisa civarında, özellikle Selendi yöresinde üzümlü zili, Aydın yöresinde koç boynuzu zili, Konya, Aksaray civarında ise çıdırgı deseni (ağaç dalı) diye adlandırılır.64

Osmanlı döneminde halının dokunduğu her yerde kilim de dokunmuştur: XIV-XV. yy. Beylikler Devri halılarının hayvan motifiyle süslü örnekleri Osmanlı dönemi düz dokuma yaygılarında da kullanılmıştır. Bugün, XVIII-XIX. yy.'a kadar uzanan dönemde, halılara benzer şekilde, hayvan figürlü kilimlere rastlamak mümkündür: Aynı gurup halıların XV. yy. örneklerinde görülen, karelerin bozulup, hayvan figürlerinin serbest hâle geldiği örneklerine benzer şekilde, figürler sınırları bulunmayan boş alanlarda, bazen sırt sırta, bazen de karşılıklı dururken verilir. Selendi (Manisa), Aydın, Aksaray ve Konya yöresinde dokunan bu kilimlerin günümüzde örnekleri yok denilecek kadar azdır. Günümüzde, bu tür figürle süslü kilimlere Aydın ve Manisa civarında inekli kilim, Aksaray ve Konya yöresinde ise enikli (köpek yavrusu) kilim adı verilmektedir. Bu kilmler Anadolu Müzelerinde pek yoktur. Sadece köy camilerinde görebilmek mümkündür. Anadolu dışında, Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de bulunan Iparmüveszetı Müzeum'da (Uygulamalı Sanatlar Müzesi), kaynak bilgisinde nereye ait olduğu belirtilmeyen, bu türden bir kilim mevcuttur. Muhtemelen XVIII. yy.'dan kalan bu kilimin İç Anadolu Bölgesi'nde dokunduğunu düşünüyoruz.65

Erken Osmanlı Dönemi halılarının bir ve ikinci grubunda kullanılan, halının zemininin eşkenardörtgen ve sekizgenlerle süslendiği örneklerine İç ve Batı Anadolu Bölgesi'nde kilim, cicim ve zili dokumalarda da rastlanır. Günümüzde, Emirdağ (Afyon) civarında, halk arasında, bindallı (mindallı) kilim diye anılan örnekler görülür. Söz konusu kilimler, boyutları ne olursa olsun, halk arasında, üç etek anlamına gelen, bindallı motifleriyle süslenmektedir. Kaynaklarda Uşak çevresinde dokundukları kabul edilen, söz konusu halıların benzerlerinin bugün Emirdağ çevresinde karşımıza çıkması çok yadırganacak bir şey değildir. Çünkü Afyon ve Uşak birbirleriyle sınırdır. Dolayısıyla, döneminde, adıgeçen halı grubunun, Afyon ve Uşak civarında yaşayan insanlar tarafından dokunduğu, göçler yoluyla da tüm Batı Anadolu Bölgesi'ne taşındığını söylemek mümkündür. Bugün, Kemalpaşa (İzmir) ve Manisa çevresinde yaşayan ve hâlâ Spil Dağı'na yaylaya çıkan Sancaklı Yörüklerinin dokuduğu düz dokuma yaygılarda, benzer şema düzeninin görülmesi bunu doğrulamaktadır.66

Bugün Batı Anadolu Bölgesi'nde, bir kısmı Manisa sınırlarında, bir bölümü de Bergama (İzmir) arasında kalan Yunddağ Bölgesi'ndeki köylerle, Kaz Dağları ile Bergama arasında kalan ve Bergama'ya bağlı bulunan Kozak köylerinde, Bergama ile İvrindi (Balıkesir) arasındaki Madra Yaylası köylerinde, Ayvacık (Çanakkale) çevresinde, XV-XVI. yy. Erken Osmanlı Dönemi halılarının üç ve dördüncü grubuna benzeyen tabakalı halı ve tabakalı kilim, sandık kilim diye tabir edilen halı ve düz dokuma yaygılar dokunmaktadır: Yan yana veya üst üste yerleştirilmiş kareler ve bunların içini dolduran geometrik desenlerle süslü bu örneklerde, karelerden her birine tabaka, bu tür desenle süslü halılalara tabakalı halı, düz dokunma yaygı türündeki örneklere de tabakalı kilim veya sandık kilim denilmektedir. Halı yüzeyi, tıpkı XIV-XV. yy. Beylikler Devri halılarıyla, Erken Osmanlı Devri halılarına benzer şekilde, kaydırılmış eksenler hâlinde bezenir. Günümüzde hâlâ dokunmaya devam eden bu düz dokuma yaygıların, Yunddağ Köyleri'ndeki camilerde, XVIII-XIX. yy.'dan kalma, kilim, cicim, zili tekniklerinde dokunmuş, çok sayıda örneği mevcuttur.67 Ayrıca, İstanbul Türk-İslâm Eserleri Müzesi'nde, kaynaklarda XIV ve XVI. yy.'a tarihlenen bir halı örneği mevcuttur.68 Aynı şema, XV. yy. Timur dönemi, Herat ekolü minyatürlerinde resmedilen halılarla da büyük bir benzerlik arzeder.

Erken Osmanlı Dönemi halılarının üçüncü grubunda görülen zeminin iki eşit kareye bölünüşü, bugün Ayvacık çevresindeki camilerde bulduğumuz örneklerine göre, muhtemelen, zeminin hayvan motifleriyle süslenmesi geleneğinin ortadan kalkmasından sonra, düz bir zeminle süslenmiş ve halk arasında bu zeminlerden her birine tabak veya tabaka adı verilmiştir. Bir süre sonrasında ise, tabakaların şekli değişmiş, sayıları artmış veya tabakaların halı üzerinde yer alış biçimleri sayıca fazlalaşarak, XV-XVI. yy. Erken Dönem Osmanlı halılarının dördüncü grubu ortaya çıkmıştır. Dördüncü grup Erken Osmanlı Dönemi halıları da bir süre sonra altın tabakalı halı şeklin dönüşmüştür. Aynı dönemlerde düz dokuma yaygılarda da benzer gelişme yaşanmıştır: Özellikle zili dokuma tekniğiyle, tabak zili-tabakalı zili ve sandık kilim isimli, zili ve sumak karışımlı, düz dokuma yaygılar imâl edilmiştir. Söz konusu bu düz dokuma yaygılar, anılan yörelerde, hâlen dokunmaya devam etmektedir.

XV-XVI. yy.'da Bergama civarında dokunduğu kabul edilen Erken Osmanlı Dönemi halılarının üçüncü grubuna benzeyen örnekleri bugün Bergama'dan çok Ayvacık (Çanakkale) civarında dokunmaktadır: Tıpkı Beylikler dönemi halıları gibi, üst üste yerleştirilen karelerin içi geometrik desenler ve üslûplaştırılmış bitki motifleriyle süslenir. Bugün tabakalı, çarklı veya elekli halı adıyla dokunan bu halıların benzeri örnekleri, daha çok zili türü dokumalarda görülür. Özellikle kara zili adıyla bilinen örneklerde, üst üste yerleştirilmiş kareler veya eşkenardörtgen şekilli desenlerin zemini doldurduğu bezemeler görülür. Benzer süslemeler Maraş civarında yapılan zili türü dokumalarda da mevcuttur.

Aynı tip halıların dördüncü grubunda görülen ortadaki karenin altına ve üstüne yerleştirilen küçük kareler şeklindeki tipleri ise bugün halk arasında tabak-tabakalı halı veya altın tabak halı adıyla dokunmaktadır: Tabakalı halı veya altın tabak halıların düz dokuma yaygı tekniğiyle dokunmuş örnekleri daha ziyade Ayvacık, Yunddağ ve Kozak (Bergama) çevresinde tabakalı zili ve sandık kilim adıyla dokunmaktadır. Dokuma üzerinde dört veya daha fazla tabaka (göbek) bulunur. İçlerinde 20 tabakalı örnekler de vardır.

Ayvacık (Çanakkale) çevresinde dokunan tabakalı halıların XVIII-XIX. yy.'dan kalma örneklerinde motifler değişmeye ve zeminde eşkenardörtgenlerden meydana gelen bir bölünme görülmeğe başlar. Söz konusu bu halıların geçmişteki adı iyi hatırlanmadığı ve bugün sadece camilerde kalmış örnekleri bulunduğu için, halk arasında cami halısı denilmektedir. Cami halılarının Bergama (Manisa) ve Ayvacık (Çanakkale) çevresinde zili tekniğiyle dokunmuş örnekleri çok yaygındır. Kaydırılmış eksenler hâlinde tüm zemini dolduran motifler hep geometrik karakterlidir. Bu tür dokumalara Bergama civarındaki Yunddağ, Kozak ve Madra köyleriyle İvrindi'ye (Balıkesir) bağlı köylerde dırnak zizli, Ayvacık çevresinde ise, dırnaklı zili, çengelli zili, aygulak zili gibi değişik isimler verilmektedir. Adı geçen kilimler her iki yörede de bugün de dokunmaya devam etmektedir.69 Benzer örnekler, koç boynuzu vb. motif isimleriyle, İç Anadolu, Akdeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgelerinde Konya, Aksaray, Kayseri, Niğde, Eskişehir, Fetiye, Mut, Silifke, Van ve Hakkari çevresinde de görülür. Zemini eşkenardörtgen şekilli motiflerle süslü bu halıların bilinen mevcut örnekleri XVII-XVIII. yy.'dan kalmadır. Benzer bir örneği günümüzde Macaristan'ın Eger (Eğri) şehrindeki Eger Dobövâr Müzeum'da (Eger Dobo Kalesi Müzesi) sergilenmektedir.70

Kaynaklarda Memling halısı diye de tanınan Erken Osmanlı Dönemi halılarında görülen geometrik desen ya da çengel motifinin benzerlerine XVII-XVIII. yy.'larda da rastlanır. Batı ve İç Anadolu Bölgesi'nde dokundukları kabul edilen bu halılara71 Doğu Anadolu Bölgesi'nde de rastlanır. XVIII-XIX. yy.'da Doğu Anadolu Bölgesi üzerinden Kafkasya'ya, Karadeniz üzerinden de Avrupa'ya ihraç edilen bu halıların72 XVI. yy. ejderli Kafkas halılarının öncüsü olduğu kabul edilmektedir: Bu halıların, şema açısından, Kafkasya'da XIX. yy.'a kadar kullanıldığı bilinmektedir.73 Kaynaklarda bu halıların Doğu Anadolu ve Kafkas menşeli olduğunu söylenmektedir.74 Ancak, aynı tip halılar, yukarıda ismini verdiğimiz İç Anadolu Bölgesi ile, Batı Anadolu Bölgesi'ndeki merkezlerde günümüzde bile dokunmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nde Malatya, Elazığ yörelerinde de örnekleri mevcuttur. Dolayısıyla Kafkas menşeli olması mümkün değildir. Ancak, özellikle Kafkas halılarının ejder motifleriyle süslü örneklerini etkilediği kesindir. Söz konusu bu halıların, bugün İstanbul Türk İslâm Eserleri Müzesi'nde, XVI. yy.'dan kalma ünlü bir örneği mevcuttur.75 Biz bu halıların Batı Anadolu Bölgesi'nde, Türklerin bölgeye yerleştiği XIV. yy.'dan itibaren dokunduğunu düşünüyoruz. Geometrik desenli halı ve düz dokuma yaygıların, anılan yüzyıldan itibaren, Batı Anadolu, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi'nde dokunduklarını, günümüzde de dokunmaya devam ettiklerini de bugünkü örneklerinden anlıyoruz.

Geometrik desenli halıların bir çeşidi olarak tanımlayabileceğimiz çengelli halı ve düz dokuma yaygılarda daha çok yan yana yerleştirilmiş eşkenardörtgen şekilli bir zemin düzenlemesi görülür. M. Riefstahl tarafından bulunan ve bugün Konya Mevlâna Müzesi'nde sergilenen ve XVI-XVII. yy.'a tarihlenen kilim, bu tip halıların, kilim türündeki en eski tarihlilerinden birisidir. Bugün bu türden dokumanın, İç Anadolu Bölgesi'nde Eskişehir, Konya, Aksaray, Kırşehir, Niğde, Kayseri, Yozgat, Batı Anadolu Bölgesi'nde Manisa, Uşak, Afyon, İzmir ve Aydın, Akdeniz Bölgesi'nde Silifke, Mut (İçel) ve Fethiye (Antalya) civarında, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ise Malatya, Elazığ, Tunceli Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Van ve Hakkari çevresinde çok sayıda örneği mevcuttur.

Anadolu'da gelenekli kilimlerde görülen göbekler genellikle eşkenardörtgen, altıgen veya kare şeklindedir. Halk arasında da bunlara göl, top, kafa, bayrak, farda gibi isimler verilir ve dokumalar da buna göre isim alırlar. Yan yana birkaç top ya da farda ile süslenen kilimler de top'un büyüklüğü ve sayısına göre torun kilimi, top'lu kilim sekiz toplu, on tolu şeklinde isimlendirilir. Dolayısıyla, kilimlerin büyüklüğü de top sayısına ve şekline göre değişir. Bu tür örnekler gösterişil olduğu için de genelikle duvar kilimi olarak kullanılır. Klâsik Osmanlı döneminde, XVI. yy. başlarında, Göbekli Uşak halıları ortaya çıkıncaya kadar Anadolu'da, şemse tipi göbekli halı ve göbekli kilim örneği yoktur. Ancak, bu göbek şekli, halılardaki gelişimine göre, XVI. yy. başlarından, XVI. yy. ortalarına kadar sürmüş, sarayın halı dokutturma isteğinden vazgeçmesiyle ortadan kalkmıştır. Muhtemelen kilimlerde de benzer bir gelişme görülmüştür: Kilimlerin ilk örnekleri de saray kilimlerinde ortaya çıkmıştır. Fakat, halkın bu halı tipini benimsemediği gibi, bugün elimizde bulunan az sayıdaki örneklere bakarak, kilim türü örneklerini de pek benimsemediği anlaşılmaktadır. Belki de, aynı yıllarda, Uşak civarında, şemse motifine, göl-göbek anlamına, sofra denilmiştir.76 Günümüzde de halk arasında, göbeğe hâlâ sofra denilmektedir. Nitekim, Uşak-Manisa civarında dokunmuş, bugün mevcut değilse bile, kaynaklarda sofralı halılar diye tanınan bir halı tipi bulunmaktadır.77

Sonuç olarak, Osmanlı dönemi halıları, Pazırık halısının geleneğini Anadolu'da devam ettiren Selçuklu ve Beylikler Dönemi halılarının devamcısı olarak ortaya çıkmıştır. Bu halılar gelişimini günümüze kadar devam ettirmiştir. Bugün Anadolu'da tanıdığımız halı merkezlerinin pek çoğu Osmanlı dönemi halılarının da dokunduğu merkezlerdir. Selçuklular ve Beylikler Dönemi'nde halının dokunduğu her merkezde düz dokuma yaygı da dokunmuştur. Fakat, Selçuklu ve Beylikler Dönemi'nden günümüze kadar sağlam gelebilmiş düz dokuma yaygı örneği bilmiyoruz. Mevcut dokumaların çoğu halı tekniklidir.

Osmanlılar döneminde halı ve düz dokuma yaygılar birlikte gelişmiştir. Bugünkü araştırmalarımıza göre Osmanlı döneminde dokunduğunu bildiğimiz her halı tipinin düz dokuma yaygı türü örnekleri de mevcuttur. Motif açısıdından da iki dokuma türü arasında büyük bir benzerlik mevcuttur.




1 Osmanlı Dönemi düz dokuma yaygıları hk. bk. B. Deniz, "Osmanlı Dönemi Düz Dokuma Yaygıları (Kilim, Cicim, Zili, Sumak)", Osmanlı, Kültür ve Sanat, Ed. Güler Eren, Yeni Türkiye Yayınları, C. 11, Ankara, 1999, s. 395-409; Bekir Deniz, "The Carpets ın The Ottoman Perıod", The Great Ottoman-Turkish Civilisation, Culture and Arts, C. 4, Ed. Güler Eren, Ankara, 2000, ss. 764780; Bekir Deniz, "Osmanlı Döneminde Düz Dokuma Yaygılarının Gelişimi", Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla IV. Eyüpsultan Sempozyumu, Tebliğler, 5-7 Mayıs 2000, Eyüp Belediyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayını, İstanbul, 2000, s. 28-43; B. Deniz, Türk Dünyasında Halı ve Düz Dokuma Yaygıları, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 2000, s. 48-56.
2 Saray kilimleri hk. Bz. Ş. Yetkin, "Zwei Turkische Kilims", Beitrâge Zur Kunstgeschichte, Asiens (In Memoriam E. Diez), İstanbul, 1963, s. 182-192; Ş. Yetkin, "Türk Kilim Sanatında Yeni Bir Grup, Saray Kilimleri", Belleten, C. XXXV, s. 138, Ankara, 1971, s. 217-227; Ş. Yetkin, "Divriği Ulu Camii'nde Bulunan Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimler", Belleten, C. XLII, s. 165-168, 1978, s. 53-63 (ing. 64-68); Ş. Yetkin, "The Kılıms ın Ottoman Court Style Dıscovered ın Dıvrığı Ulu Mosque", Fıfth Internatıonal Congress Of Turkısh Art, Edıted by G. Feher, Budapest, 1982, ayrıbasım, ss. 907-920; Ş. Yetkin, "Divriği Ulu Camii'nde Bulunan Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimler", Divriği Ulu Cami ve Darü'ş-şifası, Ankara, 1978, s. 428-443; B. Acar, "Divriği Ulu Cami'indeki Halı ve Kilimler", Divriği Ulu Camii ve Darü'ş-şifası, Ankara, 1978, s. 159-228; A. Ersoy, "Osmanlı Saray Kilimleri", İlgi, Y. 24, S. 61, İstanbul 1990, s. 2-7. Konuyla ilgili geniş kaynakça için bkz. B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak, İstanbul, 1982, s. 118, dipnot. 8.
3 Y. Petsopoulos, Les Kilims, Tapis Tisses et Brodes du Moyen-Orient, Freiburg, 1979; B. Acar-U. Hirsch, Flatweaves Of The Vakıflar Museum Istanbul/Flachgebe Des Vakıflar-Museums Istanbul, Wesel/W. Germany, 1982; B. Frauenknecht, Frühe Turkısche Tapıssenen Early Turkısh Tapestnes, Nümberg, 1984; N. Ölçer, Museum Of Turkısh And Islamıc Arts Kılıms, İstanbul, 1989.
4 O. Aslanapa-Y. Durul, Selçuklu Halıları, Başlangıcından Onaltıncı Yüzyıl Ortalarına Kadar Türk halı sanatı, Ak Yayınları, Türk Süsleme Sanatları Serisi: 2, İstanbul 1973, s. 18-40; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, İst. 1974, s. 15-4; F. Sümer, "Anadolu'da Türk Halıcılığı'na Dair En Eski Tarihî Kayıtlar", Türk Dünyası Araştırmaları, Türk Halıları Özel Sayısı, S. 32, Ekim 1984, s. 44-51; R. Genç, "Kaşgarlı Mahmud'a Göre XI. Yüzyılda Türklerde Dokuma ve Yaygı İşleri", Arış, s. 8-16; R. Genç, "Kaşgarlı Mahmud'a Göre XI. Yüzyılda Türklerde Dokuma ve Yaygı İşleri", Türk Soylu Halkların Halı, Kilim ve Cicim Sanatı Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, 27-31 Mayıs 1996 Kayseri, Ankara 1998, s. 131-135.
5 Y. Petsopoulos, a.g.e., B. Frauenknecht, Frühe Turkısche Tapıssenen Early Turkısh Tapestnes, Nümberg, 1984.
6 F. Sümer, Anadolu'da Türk Halıcılığı'na Dair En Eski Tarihi Kayıtlar, s. 49-50.
7 M. Kütükoğlu, Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul, 1983, s. 46, 184.
8 A. Ersoy, "Osmanlı Saray Kilimleri", İlgi, Y. 24, S. 61, İstanbul 1990, s. 4.
9 N. Gürsu, Türk Dokumacılık Sanatı, Çağlar Boyu Desenler, İstanbul 1988, s. 19.
10 Ş. Yetkin, "İstanbul'da Hekimoğlu Ali Paşa Camiinden Hayvan Figürlü Bir Türk Kilimi", Vakıflar Dergisi, S. IX, Ankara 1971, s. 327-331.
11 Ş. Yetkin, "Divriği Ulu Camii'nde Bulunan Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimler", Belleten, C. XLII, S. 165-168, 1978, s. 53-63 (İng. 64-68).
12 Ş. Yetkin, "Zwei Turkische Kilims", Beitrâge Zur Kunstgeschichte, Asiens (In Memoriam E. Diez, İstanbul, 1963, s. 182-192; Ş. Yetkin, "Türk Kilim SanatındaYeni Bir Grup, Saray Kilimleri", Belleten, C. XXXV, s. 138, Ankara, 1971, s. 217-227; Ş. Yetkin, "Divriği Ulu Camii'nde Bulunan Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimler", s. 53-63; Ş. Yetkin, "The Kılıms ın Ottoman Court Style Dıscovered ın Dıvrığı Ulu Mosque", Fıfth Internatıonal Congress Of Turkısh Art, Edıted by G. Feher, Budapest, 1982, ayrıbasım, ss. 907-920; Ş. Yetkin, "Divriği Ulu Camii'nde Bulunan Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimler", Divriği Ulu Cami ve Darü'ş-şifası, Ankara, 1978, s. 428-443; B. Acar, "Divriği Ulu Cami'indeki Halı ve Kilimler", Divriği Ulu Camii ve Darü'ş-şifası, Ankara, 1978, s. 159-228; A. Ersoy, a.g.e., s. 2-7. Kaynakça için bkz. B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak, İstanbul 1982, s. 118, dipnot. 8.
13 Ş. Yetkin, "Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimlerden İki Yeni Örnek", Vakıflar Dergisi, C. XIII, Ankara 1981, s. 375-386; B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak s. 118, dipnot: 9 ve 11; T. Pelit, "Vakıflar Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar Müzesi'nden 16-17 yy. Osmanlı Saray Sanatı Üslûbunda Desenli İki Kilim", Antika, S. 13, 1986, s. 6-9 (ing. 9-11).
14 B. Acar, Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar, İstanbul, 1975, s. 17; T. Pelit, a.g.e, s. 7-9.
15 B. Acar., Kilim, Cicim, Zili, Sumak, s. 14, 15, 118, dipnot: 10-12-13. Y. Petsopoulos., a.g.e., s. 56.
16 Kilim hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Ş. Yetkin., "Osmanlı Saray Sanatı Üslûbundaki Kilimlerden İki Yeni Örnek", Vakıflar Dergisi, C. XIII, Ankara 1981, s. 377-379.
17 B. Acar, Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar, s. 17.
18 Ş. Yetkin., "Türk Kilim SanatındaYeni Bir grup Saray Kilimleri", Belleten, S. XXXVI, 1971, s. 218; Y. Petsopoulos., a.g.e., s. 55; B. Acar, Kilim ve Düz dokuma yaygılar, s. 17; B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak, s. 14, 118, dipnot:7.
19 B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak, s. 14.
20 B. B. Acar, Kilim, Cicim, Zili, Sumak, s. 14, 118, dipnot: 6.
21 Ch. G. Ellis, "The Ottoman Prayer Rugs", Textile Museum Journal, XI/4, December 1969, ss. 4-22; O. Aslanapa, Türkısh Art And Architecture, London, 1971, New-York, 1972, ss. 291-301; O. Aslanapa, Türk Halı Sanatı, İstanbul, 1972; O. Aslanapa-Y. Durul, a.g.e., s. 68-81; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 43-131; O. Aslanapa, Halının Bin Yılı, s. 61-212; B. Deniz, "Osmanlı Devri Anadolu-Türk Halıları", Bilim Birlik Başarı, Y. 11, S. 42, 1985, s. 8-12; B. Deniz, "Osmanlı Dönemi Halıları", Osmanlı, C. 11, Kültür ve Sanat, Ed. G. Eren, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s. 381-394; B. Deniz, Dürk Dünyasında Halı ve Düz Dokuma Yaygıları, s. 28-48.
22 Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 73-74.
23 Crivelli halıları hk. bkz. F. Batari, Ottoman Turkısh Carpets, Budapest, 1994, ss. 15, 95.
24 Saray halıları hk. bkz. E. Kühnel-L. Bellinger, The Textile Museum Catalogue Raisonne Cairene Rugs And Others Tecnically Related, 15th. Century-17 th. Century, Washington, 1957, ss. 41-82; K. Erdmann, "Neure Unter Suchungen Zur Frage Der Kairener Teppiche", Ars Orientalis, IV, 1961, ss. 65-105; O. Aslanapa, "Osmanlı Saray Halıları Meselesi", Milletlerarası Birinci Türk Sanatları Kongresi, Ankara, 19-24 Ekim 1959, Ankara 1962, s. 28-32; Ş. Yetkin., "Osmanlı Saray Halılarından Yeni Örnekler", Sanat Tarihi Yıllığı, VII, 1976-77, s. 143-165; C. Ergene, "Türk Saray Halıları", Kültür ve Sanat Dergisi, Türkiye İş Bankası Yayını, Y. 4, S. 13, Mart 1992, s. 26-27.
25 E. Kühnel-L. Bellinger, The Textile Museum Catalogue Raisonne Cairene Rugs And Others Tecnically Related, 15th. Century-17 th. Century, Washington, 1957, ss. 57-64, 81-82; K. Erdmann, "Neure Unter Suchungen Zur Frage Der Kairener Teppiche", Ars Orientalis, IV, 1961, ss. 78-88, 88-100; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 105-106.
26 F. Çağman-Z. Tanındı, Topkapı Sarayı Müzesi İslam Minyatürleri, İstanbul, 1979, s. 53; C. Ergene, a.g.e., s. 27.
27 Y. Yücel, Muhteşem Türk Kanuni İle 46 Yıl, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1991, s. 6.
28 F. Çağman, "Kanuni Dönemi Osmanlı Saray Sanatçıları Örgütü Ehl-i Hiref", Türkiyemiz, Y. 18, S. 54, Şubat 1988, s. 11-15 (İng. 15-17).
29 H. Tezcan, "Saray Nakkaşhanesinin Erken Resim Programına Göre Hazırlanmış Türk Kumaş ve İşlemeleri", 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, 23-27 Eylül 199 İstanbul, C. III, Kültür Bakanlığı Yayını, 1995, s. 321-330.
30 N. Gürsu, Türk Dokumacılık Sanatı, s. 19.
31 Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 107.
32 Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 106, 107, 125,
33 K. Erdmann, "Neure Untersuchungen zur Frage Kairener Teppich", Ars Orientalis, IV, 1961, ss. 70-73; K. Erdmann, "Kairener Teppiche I. Europaische und İslamische Quellen des 15-18. Jahrhunderts", Ars İslammica, 7, 1940, ss. 55-81; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 107, 125.
34 B. Atalay, Türk Halıcılığı ve Uşak Halıları, Ankara, 1967; G. Samuk, "Uşak Halılarının Dünü ve Bugünü", Türk Dünyası Araştırmaları, Türk Halıları Özel Sayısı, S. 32, Ekim 1984, s. 107133; G. Samuk., "Tarihte Uşak Halıları", Kaynaklar, S. 3, Bahar 1984, s. 40-44.
35 H. Ö. Barışta, "19. Yüzyıl'a Ait Türk Halılarından Nevşehir'de Bulunan Beş Örnek", 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, 9 th Internatıonal Congress Of Turkısh Art, 23-27 Eylül 1991 İstanbul, C. I, Ankara 1995, s. 265-274; S. Bayraktaroğlu, "300-400 Yıllık İki Uşak Halısı", Kültür ve Sanat Dergisi, Türkiye İş Bankası Yayını, S. 4, S. 15, Eylül 1992, s. 44-47.
36 Post Motifli Halılar hk. bz. O. Aslanapa, "Türk Halılarında Hayvan Postu Motifleri", 60. Doğum Yılı Münasebetiyle Fuat Köprülü Armağanı, Melanges Fuat Köprülü, İstanbul, 1953, s. 31-36.
37 Bergama halıları hk. bz. N. Atasoy, Bergama Halıları, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, 1956; O. Bayatlı, "Bergama Dokumaları", Türk Etnoğrafya Dergisi, S. 2, 1957, s. 53-55; O. Bayatlı, Bergama'da Yakın Tarih Olayları, XVIII-XIX. yy. İzmir, 1957, s. 73-82; M. H. Beattie, "Some Weft-Float Brokaded Rugs of The Bergama-Ezine Region", Textile Museum Journal, III/2, December, 1971, ss. 20-26.
38 Yunddağ ve Kozak halıları hk. bz. B. Deniz, "Yöre Özellikleriyle Yunddağ Halıları", Dokuzuncu Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, İstanbul 23-27 Eylül 1991, C. II, Ankara 1995, s. 33-46; B. Deniz, "Kozak (Bergama) Yöresi Halıları", Arış, Y. 1, S. 2, Ağustos 1997, s. 18-37.
39 Transilvanya Halıları hk. bz. J. Vegh-C. Layer, Tapis Turcs, Prevenant des Eglises et Collections des Transilvanie, Paris, 1925; F. Batari, Ottoman Turkısh Carpets, Budapest, 1994, ss. 20-23; T. P. Hovıng, İslamic Carpets, The Josph V. Mc. Mullan Collection, Münich (tarihsiz), catalogue: 21; R. Ettinghausen, Ancıent Carpets, L. A. Mayer Memorıal Instıtute For Islamıc Art, Jerusalem, 1977, catalogue: 7.
40 Geniş bilgi için bkz. F. Batari, Ottoman Turkısh Carpets, ss. 19-23; Turecke Koberce Osmanske Doby, Z 15-19. Stoletti, Ze Sbirek Umeleckoprümysloveho Muzea V Budapesti, Kveten-Cerven, 1986, ss. 140-142; G. Kâroly, Aszketâk, Dervısek, Imaszönyegek, (tarihsiz), ss. 82-83, 85-87.
41 Bu tür isimlendirmeler için bz. E. G. Ruedin, Le Tapis de L'Amateur, Freiburg, 1975, s. 6467; F. Spuhler-H. Konig-M. Volkmann, Alte Orientteppiche, München, 1978, ss. 67; İslamic Carpets, The Joseph V. Mc. Mullan Collection, Münch, 1985, plt. 25; L. Mackie, The Splendor Turkısh Weaving, The Textiles Museum, Vashington, D. C. 1973, ss. 38, levha. 41-42.
42 Gördes halıları hak. bz. J. F. Ballard, İlustrated Cataloque of Ghiördes Rugs of The 17th and 18 th Centuries From The Collection of J. Ballard, St. Luis 1916; C. T. D. May, " Ghördes Prayer Rugs", Bullington Magazine, XXXIX, 1921, ss. 54 vd; O. Aslanapa, Türk Halı Sanatı, s. 11-12; Ü. Bilgin, "Eski Gördes Seccadeleri", Manisa, s. 4, 1983, s. 66-79; B. Deniz, "Gördes Halıları", Bilim Birlik Başarı, s. 45, 1986, s. 13-19; İ. Öztürk, "Ege Bölgesi Halıcılığı'nın Demirci ve Gördes Örneğinde Halkbilimsel Açıdan İncelenmesi", III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. V, Maddi Kültür, Ankara, 1987, s. 313-325; İ. Öztürk-Ö. Aydın, "Türk Halıcılığının Tarihsel Gelişimi ve Gördes Halıları", Türkiyemiz, S. 72, Mayıs 1994, S. 26-30 (ing. 30-35); H. Öztürk Tozun, "Gördes Halılarının Grafiksel Açıdan İncelenmesi ve Motiflerin Morfolojik Özellikleri", Türkiye'de El Sanatları Geleneği ve Çağdaş Sanatlar İçindeki Yeri Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1997, s. 33-43.
43 Manzaralı halılar hk. bz. R. Arık, "Turkısh Landscape Carpets", Halı, The İnternatıonal Journal of Oriental Carpets and Textiles, C. 1, No: 2, 1978, ss. 123-128; R. Arık., "Manzaralı Halılar", II. Miletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. V, Ankara, 1983, s. 23-30.
44 Konuyla ilgili geniş bilgi için bz. M. Busen, "The New Levant Company", Journal of The Royal Central Asian Society, Vol 3, levha. 1, 1920, s. 24-27; N. Bayçın, " Manisa'da Dokumacılık-I", Gediz Dergisi, C. 8, S. 86, Manisa 1945, s. 7-9; N. Bayçın, "Manisa'da Dokumacılık-II", Gediz Dergisi, C. 8, Manisa 1945, s. 8-11; H. Tümer, Uşak Tarihi, İstanbul, 1971, s. 255-291; O. Kurmuş., Emperyalizmin Türkiye'ye Girişi, Ankara, 1978, s. 101-110; Z. Sönmez, "Batı Anadolu Türk Halıcılığın 19. Yüzyıldaki Durumu Üzerine", Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Türk Halıları Özel Sayısı, S. 32, 1984, s. 95-106; V. Eldem, Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Deneme, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1994, s. 85-87; S. Yetkin., "II. Meşrutiyet Öncesi Ege'de Şirket-i Milli Denemesi: Uşak Osmanlı Halı Ticarethanesi-I", Toplumsal Tarih, C. V, S. 26, Şubat 1996, s. 14 vd; S. Yetkin, II. Meşrutiyet Öncesi Ege'de Şirket-i Milli Denemesi: Uşak Osmanlı Halı Ticarethanesi-II", Toplumsal Tarih, C. V, s. 27, Mart 1996, s. 26 vd; S. Yetkin, "Karşıt İki Kıyıda Sanatsal Üretimin (Halı) Pazarlama Rekabeti ve Bu Alandaki Milliyetçi Tartışmalar (1922-1927)", 2000'li Yıllarda Türkiye'de Geleneksel El Sanatlarının Sanatsal, Tasarımsal ve Ekonomik Boyutu Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara, 1999, s. 313328; D. Quataert, Sanayi Devrimi Çağında, Osmanlı İmalat Sektörü, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, s. 239-288.
45 Grniş bilgi için b.k.z., S. Yetkin, "Sanatsal Üretimin Pazarlanmasında Milliyetçi Tartışmalar (1922-1927), Ege'nin İki Kıyısı Arasında Halı Rekabeti", Toplumsal Tarih, C. 11, S. 62, Şubat 1999, s. 11-19; S. Yetkin, Karşıt İki Kıyıda Sanatsal Üretimin (Halı) Pazarlama Rekabeti ve Bu Alandaki Milliyetçi Tartışmalar (1922-1927), s. 318-328. H. Tümer, a.g.e., s. 268'de, 1907'de açılan fabrikanın "Hacı Gedikoğlu Hacı Mustafa Efendi, Tiritoğlu Mehmet Paşa ve Hamzaoğlu Hacı Hüseyin Ağa "tarafından kurulduğunu yazar.
46 Z. Sönmez, a.g.e., s. 95-106.
47 S. Yetkin, Karşıt İki Kıyıda Sanatsal Üretimin (Halı) Pazarlama Rekabeti ve Bu Alandaki Milliyetçi Tartışmalar (1922-1927), s. 316.
48 D. Quataert, a.g.e., s. 239-288.
49 O. Bayatlı, Bergama'da Yakın Tarih Olayları, s. 80-82.
50 H. Tümer, a.g.e., s. 268-291.
51 B. Deniz, " Kula Halıları", Bilim Birlik Başarı, Y. 11, s. 43 (tarihsiz), s. 13-19.
52 V. Armağan, Demirci Halıcılığı, s. 3-4.
53 B. Deniz, "Milas Halıları", Bilim Birlik Başarı, s. 9, 1987, s. 13-20; S. Bayraktaroğlu, "Milas Halılarından Değişik Örnekler", Kültür ve Sanat, S. 1, Aralık 1988, s. 56-59; B. Cengiz, "Milâs Halılarının Renk ve Kompozisyon Özellikleri", Türk Soylu Halkların Halı, Kilim ve Cicim Sanatı Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, 27-31 Mayıs 1996 Kayseri, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1998, s. 77-85.
54 B. Deniz, "Lâdik Halıları", Bilim Birlik Başarı, Y. 12, S. 46, 1986, s. 13-18.
55 B. Deniz, "Kırşehir Halıları", Arkeoloji-Sanat Tarihi Dergisi, S. III, E. Ü. Edebiyat Fakültesi Yayını, İzmir, 1984, s. 25-81; B. Deniz, "Kırşehir Halıları", Bilim Birlik Başarı, Y. 12, S. 47, 1986, s. 1824.
56 -B. Deniz., "Mucur Halıları", Bilim Birlik Başarı, Y. 12, S. 48, 1987, s. 20-24.
57 Yunddağ halı ve düz dokuma yaygıları için bz. B. Deniz, Yöre Özellikleriyle Yunddağ Halıları, s. 33-46; B. Deniz, "Yunddağ Yöresi Kilim ve Düz Dokuma Yaygıları", IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Antalya 6-11 Mayıs 1991, C. V, Maddi Kültür, Ankara, 1992, s. 69-84.
58 Hereke halıları hk. bz. O. Aslanapa, Türk Halı Sanatı'nın Bin Yılı, s. 206; Ö. Küçükerman, Anadolu'nun Geleneksel Halı ve Dokuma Sanatı İçinde Hereke Fabrikası, "Saray'dan Hereke'ye Giden Yol", İstanbul, 1987, s. 29; M. Önder, "19. Yüzyıl Türk Halıcılığında Bir Atılım Osmanlı Hereke Tekstil Fabrikası ve Hereke Halıları", Kültür ve Sanat Dergisi, Türkiye İş Bankası Yayını, Haziran 1996, s. 48-50; H. Alantar, " Dünyaca Ünlü Has İpek Halılar Hereke Halıları", Antika, S. 3, Haziran 1985, s. 31-33 (ing. 34); M. K. Kaya vd. Milli Saraylar Koleksiyonu'nda Hereke Dokumaları ve Halıları, T.B.M.M. Milli Saraylar Daire Başkanlığı Yayını, İstanbul 1999.
59 O. Bayatlı, Bergama'da Yakın Tarih Olayları, s. 80-82; H. Tümer, a.g.e., s. 268-291.
60 Ö. Küçükerman, Hereke Fabrikası, s. 29-57.
61 Ö. Küçükerman, Türk Giyim Sanayi Tarihindeki Ünlü Fabrika "Feshane" Defterdar Fabrikası, İstanbul, 1988, s. 15; H. Arseven, "Feshane Halıları", Türkiyemiz, Akbank Yayını, S. 47, Ekim 1985, s. 16-25.
62 Ö. Küçükerman, Hereke Fabrikası, s. 58.
63 Geç Dönem Osmanlı halı merkezleri için bz. B. Deniz, Mucur Halıları, s. 20-24; B. Deniz, "Kırşehir Halıları", Arkeoloji-Sanat Tarihi Dergisi, s. 25-81; B. Deniz, Lâdik Halıları, s. 13-18; B. Deniz, Milas Halıları, s. 13-20; B. Deniz, Kula Halıları, s. 13-19; B. Deniz, Gördes Halıları, s. 13-19; B. Deniz, Kozak (Bergama) Yöresi Halıları, s. 18-37; B. Deniz, B. Deniz, "Arısama Halıları", Lâle, Türk Petrol Vakfı Yayını, S. 5, Aralık 1987, s. 9-15; B. Deniz, Yöre Özellikleriyle Yunddağ Halıları, s. 33-46; B. Deniz, "Taşpınar Halıları", Sanat Dünyamız, Y. 9, s. 25, 1982, s. 18-22; B. Deniz., "Taşpınar Halılarında Desen", I. Ulusal El Sanatları Sempozyumu Bildirileri, 18-21 Kasım 1981, İzmir 1984, s. 112-119.
64 Bkz. B. Deniz, Türk Dünyasında Halı ve Düz Dokuma Yaygıları, s. 92-154, Res. 18, 19, 46, 47.
65 B. Deniz, "Macaristan Müzelerinde Bulunan Osmanlı Dönemi Halılarının, Anadolu-Türk Halı Sanatı İçindeki Yeri", Balkanlarda Kültürel Etkileşim ve Türk Mimarisi Sempozyumu Bildirileri, 1719 Mayıs 2000, Şumnu, Bulgaristan, C. I, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001, s. 289-306.
66 B. Deniz, "Kemalpaşa (İzmir) Civarında Yaşayan Sancaklı Yörüklerinde Dokuma", Kemalpaşa Kültür ve Çevre Sempozyumu, 3-5 Haziran 1999, Meta Basım, İzmir-Bornova 1999, s. 131-148.
67 Bk. B. Deniz, Yunddağ Yöresi Düz Dokuma Yaygıları, s. 69-84; B. Deniz, Yöre Özellikleriyle Yunddağ Halıları, s. 33-46.
68 Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, levha: 30.
69 B. Deniz, Ayvacık (Çanakkale) Yöresi Düz Dokuma Yaygıları (Kilim, Cicim, Zili), Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayını, Ankara, 1998, s. 102-119.
70 B. Deniz, Macaristan Müzelerinde Bulunan Osmanlı Dönemi Halılarının, Anadolu-Türk Halı Sanatı İçindeki Yeri, s. 289-306.
71 Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 55-56, levha: 30; O. Aslanapa, Türk Halı Sanatı'nın Bin Yılı, İstanbul, 1987, s. 69, levha, 55.
72 K. Erdmann, Der Türkische Teppıch Des 15. Jahrhunderts (15. Asır Türk Halısı), İstanbul, (tarihsiz), s. 61-62; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı, s. 84.
73 K. Erdmann, Der Türkische Teppiche Des 15 Jahrhunderts, s. 61 -62; Ş. Yetkin, Türk Halı Sanatı., s. 74.
74 K. Erdmann, Der Türkische Teppiche Des 15 Jahrhunderts., s. 61-62.
75 O. Aslanapa, Türk Halı Sanatı'nın Bin Yılı, s. 69, levha 55.
76 Halk arasında üzerinde yemek yenilen geniş örtüye sofra veya sofra bezi denir.
77 Geniş bilgi için bk. M. Kütükoğlu, Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul, 1983, s. 46, 184.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
7755 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın