• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Bilgi ve Sanatı Kaplayan Sanat: Ciltçilik / Zeynep Balkanal

Sair mecmua veya kitabın yapraklarını dağılmadan ve sırası bozulmadan bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu kapağa cilt denilmekte ve Arapça deri anlamına gelen bu ismin en uygun malzeme olan deriden yapılması sebebiyle verildiği bilinmektedir.1 Telcid (ciltleme) işini yapanlara ise mücellid (ciltçi)2 denilmiştir. Cilt ve ciltçilik, yazılı eserlerin saklanmasında ve korunmasında büyük yeri olan kitapçılık sanatlarındandır.3

Türk cilt sanatı, Türk sanat tarihinde, eski kitapçılık sanatlarımızın başında gelir. Kitap zevkini kazandırmak bakımından çok kuvvetli bir kültür hizmeti görmüş olan bu sanatın tarihi çok eskiye dayanır.

Yazılı eserlerin korunmasında büyük önemi olan cilt ve ciltçiliğin başlangıcı, henüz kağıdın bulunmadığı zamanlarda balmumu levhalar ve papirüs üzerine yazılan eserlerin saklanmasında tahta kapakların kullanıldığı çağlara değin götürülebilir. Gelişmesi ise kağıdın bulunmasından sonradır. Orta Asya'da kağıdın bulunması ile Türklerde ciltçilik gelişmiş ve bir sanat dalı olmuştur. Dr. A. Stein Polliot'un Bin Buda mağaralarında yaptığı kazılarda çıkan kitaplardan Orta Asya Türklerinin ciltlerde deri kullanıp üzerine madeni kalıplarla desen bastıkları anlaşılmıştır.4

İslam sanatında bilinen ilk ciltler VIII.-IX. yüzyılda parşömen üzerine kûfi hatla yazılmış Kur'an nüshalarına aittir. Bu örneklerde deri tahta iskelet üzerine geçirilmiş ve deri üzerine ucu sivri aletle geometrik bezemeler yapılmıştır. Cildin derisi üzerine ucu sivri soğuk veya sıcak aletle geometrik, bitkisel, figürlü bezemelerin yapılması İslam cilt sanatında VIII.-XV. yüzyıllar arasında yaygındır. Oyuntuları altın-gümüş yaldız, mavi, beyaz renklere boyanan bu tür ciltlerde geometrik bezeme örnekleri Moğol ve Memlûk ciltlerinde, figürlü ve bitkisel olan örnekler Timurlu ve bir başka tür bitkisel bezeme örnekleri de Osmanlılarda XV. yüzyılda görülmektedir.5

Selçuklularda, Beylikler devrinde ve XV. yüzyılın birinci yarısına kadar Osmanlılarda kitap ciltlerinde hem teknik hem de süsleme bakımından benzerlikler vardır.6

Ciltçilik sanatı, Türklerin İslamiyet'i kabullerinden sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Müslüman Türklerce yazı ve kitap mukaddes sayılığı için kitaplar özellikle dini kitaplar daima belden yukarı seviyedeki yerlere konulurdu. Yazı ve kitaba gösterilen bu hassasiyet, onun tezyinine ve ciltlenmesi işine de ayrı bir önem verilmesine sebep olmuş, neticede ciltçiliği güzel bir sanat dalı haline getirmiştir.7

Türk ciltlerinin kendine özgü özellikteki ilk örnekleri XV. yüzyılın ortalarına rastlar. Özgün nitelikteki ilk örneklerin bu döneme rastlamasında sanat koruyucusu Sultan II. Murad'ın önemli rolü vardır. Erken Osmanlı ciltlerinin sanat değeri taşıyan ilk örneği de Sultan II. Murad için 1434-35 yılında musiki nazariyatıyla ilgili olarak hazırlanan eserin kabıdır.8

Açık kahve renk deri cildin ön dış kapağında, içi rûmîlerle dolu oval ve kabın arkasında da oval bir şemse vardır. Enli bordür ve köşebentler geçme S'lerle süslenmiştir. Miklep üzeri şemsesi dışına sarmal dallar üzerinde sıralanan çiçekli bezeme yapılmıştır. Bezemelerde aletin bıraktığı oyuntular altın yaldız ve maviyle boyanmıştır. Bordo renk deri iç kapakların şemsesi içine altın yaldız boyalı deriden katı'a baklava ve köşeli biçimler yapılmış, katı'a zemine kumaş konmuştur.9

Klasik üslubun en güzel örneklerini verdiği yüzyıllar, Türk ciltçiliğinin en üst devresine rastlar. XV. yüzyılda sağlanan kuvvetli siyasi istikrar, memleketin iktisadi hayatında, dolayısıyla kültür ve sanat faaliyetlerinde de canlılık yaratmış, bunun sonucu olarak birçok sanat dalında olduğu gibi, Türk ciltçiliğinde de en güzel eserler meydana getirilmiştir.10

El yazma eserin sanat değerinin de olması için yoğun bir çabanın ve özenin gösterilmesi Fatih Sultan Mehmed ve veziri Mahmud Paşa'nın koruyuculuğunda olmuştur.11 XV. yüzyılın ikinci yarısında Fatih Saray Nakışhane'sinde yapılmış olan ciltlerde çoğunlukla siyah deri kullanılmıştır.12 Bu dönemde, saray nakkaşhanesinde hazırlanan deri ciltlerde uygulanan bezeme anlayışında genellikle cildin ön ve arka dış kapağında alt yüzeyine oranla iri, dilimli, salbekli, oval şemse ve köşebentler görülür. Miklep üzeri şemsesi, dilimli ve yuvarlaktır. Şemse ve köşebentlerin içi kalıpla veya aletle yapılmış rûmî, dal, iri hatayî ve rozet çiçeklerle süslenmiş, aletin bıraktığı oyuntular altın yaldız ve mavi renge boyanmıştır. Bordürlere kalıpla veya aletle iri çiçekli bezeme yapıldığı gibi, bordürlere geçme S'lerin oluşturduğu baklava biçimleri de yapılmıştır.13 Bütün kapağı hatayî desenli olanlara da rastlanır. Şemse, salbek ve köşebentler yekparedir. Deri ve altındaki murakka oyulmamıştır. Bu yüzden desenlerin kabartma yüksekliği çok azdır. Buna rağmen motifler açıkça seçilmektedir. Bazılarında desenlerin kenarına altın yaldızla tahrir de çekilmiştir. İç kapak bordo veya açık kahverengi deri kaplı olup, altın yaldız zeminde müşebbek (katı'a) şemse ve köşebent süslemelidir. Bu süsleme bazı ciltlerde sertab ve miklep içinde de yer almıştır. İç kapaktaki katı'a süsler İran ciltlerinde çok ince ve çok renkli, Fatih Devri ciltlerinde ise genellikle daha kalın ve en çok iki renklidir.14

XV. yüzyıl ciltlerinde süslemede, tabiattan stilize edilmiş üçlü yaprak, gonca, rûmî, geçme, nilüfer, ıtır yaprağı, bulut, gül, tepelik, penç, hatayî, orta bağ, tığ motifleri kullanılmıştır. 15 Memlûkler'in nokta ve geometrik motifleri ile İran'ın manzaraları, insan ve hayvan figürlerine, canlı mahluklara yer verilmemiştir.16

Stilize motifler zemine göre yüksek kabartma halinde üstün bir zevk ve ahenkle tertip edilmiştir. Soğuk damga ile yapılan motiflere bazı ciltlerde teber edilen ucu sivri demirle altın yaldız üzerine yapılan tarama süsler yavaş yavaş yeni bir üslubun doğuşuna işaret etmektedir.17

XVI. yüzyıl, Türk sanat hayatının müstesna bir devridir. Siyasi hayattaki büyük başarılar sanat hayatında da kendini göstermiş, her konuda en değerli eserler bu devirde meydana getirilmiştir. Bu yüzyıl içinde cilt dalında Topkapı Sarayı Müzesi arşivindeki "Ehl-i hiref" defterlerinden bir çok sanatkar ismi tespit edilmiştir. Bunların arasında özellikle Kanuni devri mücellitbaşılarından Mehmet Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi gibi kişiler üstün sanat kabiliyetlerinden dolayı devirlerinin büyük isimleri olmuşlardır. Bunların elinde Türk deri işçiliği çok güzel ve zarif örnekler vermiştir.18

İlk defa bu asırda mücellidan zümresinin bir ekol halinde toplandıklarını, Osmanlı sarayı içinde diğer sanatkarlar gibi bir zümre teşkil ettiklerini ve kendi aralarında muntazam teşkilatları olup, başlıca hoca ve talebe olarak ikiye ayrıldıklarını hocalar arasında da maharet ve kıdemlerine göre ser mücellit, ser bölük, ser oda, ser kethüda veya sadece kethüda gibi mevki ve rütbeler ihraz ettiklerini Topkapı Sarayı Müzesi Arşivindeki Ehl-i hiref defterlerinden öğreniyoruz.19

XVI. yüzyılda kullanılan malzeme sahtiyan (keçi derisi) ve meşindir (koyun derisi). Ceylan ve deve derileri de kullanılmakla beraber, en çok sahtiyan tercih edilmiştir. Renk olarak siyah ve kahverenginin çeşitli tonları yanında, kırmızı, vişne, yeşil, mavi ve mor kullanılmıştır.20

İlk örnekleri XV. yüzyılda görülen mukavva üstüne kumaş kaplı ciltler, XVI. yüzyılda daha da güzelleşmiştir. Kırmızı atlas kumaş mukavvaya kaplanmadan önce deri ciltlerin motifleri ile işlenirdi. Zerduzi denilen bu kaplarda motifler cilt ustası tarafından çizilirdi.21

XVI. yüzyılın ilk yarısında kitap kaplarına gömme şemse ve köşebentli deri ciltler, şemse ve köşebentli rugani ciltlerle, geçmişin geleneksel bezemelerine yeni yorumlar getirildiği gibi, yepyeni birçok şey de yaratılmıştır. Gömme şemse ve köşebentli deri ciltlerle şemse, köşebent içlerine kalıpla yapılan iki grup bezemelerle Türk cildine özgü özellikler belirlenir. Bunlardan biri oval, dilimli şemse ve köşebent içinde bir yaprak kümesi veya saptan çıkan birkaç ince dal, şemse içinde dağılarak kıvrılır veya kıvrılarak döner. Bu dallar üzerinde hançeri yapraklar ve çeşitli biçimlerde hatayîler sıralanır. Salbek içine iri bir hatayî yerleştirilir. Saz üslubu olarak tanımlanan bu bezeme, daha küçük ölçüde miklebin şemse ve köşebentlerinde tekrarlanır. Kimi örneklerde şemse içini dolduran dal ve hançeri yapraklar, hatayîler çoğalmış, hatayîlerin ortasını delerek fırlayan hançeri yapraklar veya hançeri yaprağın bir kenarında hatayî buketleri oluşturularak bezeme zenginleştirilmiştir. Cildin enli bordürüne kalıpla yapılan bezemeler de şemse ve köşebentlerin tekrarıdır. Şemse, köşebent, bordür zemini veya tüm bezemeler altın yaldızla boyanmıştır.22

XVI. yüzyıl ciltleri süsleme motifi ve kompozisyon bakımından şu özellikleri taşımaktadır. Altın yaldız süsleme yapılan yere ya da süslemelerin kendisine sürülür.

Şemseler ovaldir ve salbeklidir. Dış kenar çerçeveyi teşkil eden kısımda kartuşlar vardır. Süsleme de, tabiattan stilize edilmiş üçerli yaprak, gonca, rûmî, geçme, nilüfer, ıtır yaprağı, bulut, gül, tepelik, penç, hatayî, orta bağ, tığ, nar çiçeği, altılı çiçek, kaplan çizgisi ve beneği, tırtıllı yaprak23 gibi motifler kullanılmıştır.

XVII. yüzyılda ise Osmanlı İmparatorluğu'nda başlayan gerileme sanat hayatında da kendisini hissettirmeye başlamış ve tabii ciltçilik de bunun dışında kalmamıştır. Bu yüzyılda ciltlerde kompozisyon ve süsleme motiflerinin işçiliğinde bariz bir gerileme göze çarpar.24

XVII. yüzyılda ciltlerde yapım tekniğinde bir değişiklik yoktur. Genellikle köşebent ve bordürler kalkmış, bunların yerine yan ve tepeleri çıkıntılı dikdörtgene benzer büyük şemseler tek başına süsleme olarak kullanılmıştır. Bazı ciltlerde oval şemse, çok olmamakla beraber, yine yapılmaya devam edilmiş ve fakat biraz şekil bozukluğu göstermiştir.25

Bu dönemde kitap ölçüleri oldukça büyüktür. Ciltlerin dış ve iç kapaklarının içleri, kademeli saz üslubunda bezenmiş ve yaldızlanmış şemse ve köşebentli, enli gömme bordürün bulut, iri rûmî ve dallar, hatayîlerle süslendiği görülmektedir. Kimi deri dış kapakların bir çini pano izlenimi uyandıracak biçimde sıvama saz üslubunda fırçayla bezenmesi ve bezemelerin altın yaldıza boyanması dönemin mücellitlerinin cilt tasarımlarındaki yenilikleridir.26

XVII. yüzyıl ciltlerinde kompozisyonda görülen oran değişikliği, salbeklerin büyümesi, bazı ciltlerde köşebent ve bordürün kalkması, büyük dikdörtgen şemselerin belirmesi, XVI. yüzyılda ulaşılan mükemmeliyetten sonraki bir yenilik arayışı olarak değerlendirilebilir.27

XVIII. yüzyılda, klasik deri ciltlerin yapılmasına devam edilmiş, bunun yanı sıra başka tip ve teknikte ciltler de yapılmıştır.28 Dış veiç kapak süslemeleri artmış, her renk deri ve daha bol altın kullanılmıştır.29

Bu yüzyılda yapılan ciltler başlıca beş ayrı tip göstermektedir:

1. Realist süsleme motifleri kullanarak yapılmış olan ciltler:

-Klasik teknikle yapılmış, klasik tertiple düzenlenmiş (şemse, salbek, köşebent) ve realist süsleme motifi kullanılmış olanlar.

-Realist süsleme motifleri deri üzerine sırma ile işlenerek yapılmış olanlar.

2. Yaldız sürülmüş deri "Yek-şah" tabir edilen demir aleti kakma tekniği ile süslenmiş ciltler. Bunların süsleme motifleri klasik ciltlerde olduğu gibi stilize motiflerdir.

3. Rokoko motiflerle süslenmiş ciltler. Asrın ikinci yarısından sonra bilhassa Avrupa tesiri ile meydana gelmişlerdir.

4. Tamamen klasik teknik ve klasik motifler, bu yüzyıla kadar alışılmamış bir tarzda, sıvama tabir edilen şekilde cildin bütün yüzünü kaplayarak yapılan ciltler.

5. Lake teknikle yapılmış ciltler.30

XVIII. yüzyıl ortalarında, ortası şişkin, dar uzun şemse biçimleri yaygınlaşır. Bu biçimdeki şemse içine aletle sarmal rûmîler ve noktalar, fırçayla içi çiçeklerle dolup taşan vazo motifleri yapılmıştır. Bu dönemin sonlarında kimi ciltlerin dış ve iç kapakları alet ve fırçayla yapılmış ve altınla yaldızlanmış sıvama baklava biçimleriyle bezenirken, kimi ciltlerde dış kapağa kumaş kaplanmış, iç kapaklarına buketler yapılmıştır.31

XIX. -XX. yüzyıllarda yine bir kısım klasik ciltler yapılmaya devam edilmiştir.32 XIX. yüzyılda şemseli cilt sayısı iyice azalmış, zilbahar (kafes) ciltler yaygınlaşmıştır. Ayrıca basılı eserlerin çoğalmasıyla, Batı tarzı deri ciltler yanında, Yıldız cildi denilen, bir yüzüne altın yaldızla Osmanlı sanat arması, diğerine ay yıldız basılı deri, atlas ve kadife ciltler yapılmıştır.33 Fakat bunların sanat kalitesi çok düşüktür. XIX.-XX. yüzyıllarda daha çok demir kakma tekniği ve rokoko tarzında süslenmiş ciltler yaygınlaşmış ve bu suretle de klasik ciltlerle bağlar tamamen kopmuştur.34

Türk-İslam cilt sanatının tarihteki gelişiminde, Hatayî (Kaşi-Horasan-Buhara-Dihlevi), Herat (Herat-Şiraz-İsfahan), Arap (Elcezire-Halep-Fas), Rûmî (Selçuklu), Memlûk (Mısır), Türk (Diyarbakır-Bursa-Edirne-İstanbul-Şukufe-Rugan"Lake"-Barok), Mağribi (İspanya-Sicilya-Fas), Lake (İran-Hint), Buhara-yı Cedid35 gibi üsluplar görülmektedir.

Bu üslup farklılıkları, cildin biçimi ve yapılış tekniğiyle ilgili değildir. Değişiklik, süsleme motiflerinde ve kullanılan malzemelerde kendini göstermiştir. Bazen aynı motifler, farklı üsluplar içinde aynen kullanılmıştır.36

Arap, Memlûk, Rûmî ve Mağribi üslupları, VII. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar büyük bir gelişme göstermiş ise de, daha sonra yavaş yavaş gerilemeye başlamış, Hatayî ve Herat üslubu ciltler, bu gerileyen cilt üsluplarının yerlerine yayılmışlardır. Bu iki üsluba klasik üslup denilmektedir. Rûmî, diğer bir adlandırılışla Selçuk ciltleri ise bu klasik üslubun tesiri altında kalarak, Osmanlı devri Türk ciltçiliğine bir başlangıç olmuştur. Klasik üslup ilerleme temposunda bir duraklama yapmadan XVII. yüzyıla kadar gelişmekte devam etmiştir.37

Klasik bir cilt, kitabın alt ve üst kısmını örten kapaklar, kitabın arka yüzünü örten dip veya sırt, kitabın ağız kısmını örten, alt kapağa bağlı, üçgen bazen de yamuk dörtgen şeklinde, ucu üst kapakla kitabın iç kapağı arasına giren miklep, "Miklap" veya "Cilt Kanadı" da denir. Miklebin kapağa bağlandığı, miklebe hareket edebilme imkanını sağlayan sertap bölümlerinden meydana gelir.38

Bunlara, bir yazma cildi yıpranmadan koruyan cildbend adı verilen kap ile, şirazeyi de ilave edebiliriz.39 Şiraze, sözlük anlamı itibarıyla kitabın yapraklarını muntazam bir surette tutan bağ, örgü demektir. Ciltte esas cüzleri tutan, birbirine ekleyen kısım şirazedir. Sekiz on çeşit şiraze örüldüğü görülmüş olup, en çok tanınanları,40 alafranga, balık sırtı, sıçan dişi, tek baklava, çift baklava, geçmeli, düz, zikzak sağ-sol yolu gibi41 isimler almaktadır.

Alt ve üst kapağın her biri deffe diye de adlandırılmıştır. Bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılıp kapanır iki kanat şeklinde çift sayfalara deffeteyn adı verilmiştir. Üzerine dini ve sembolik resimler yapılmış, bazısı büyük kitaplara kap olarak kullanılmıştır. Sanatkarlar arasında ise deffeteyn, doğrudan doğruya kitap cildine denilmiştir.42

Kapakların rahatça açılıp kapanmasını sağlamak için, sırtla kapaklar arasında bırakılan boşluğa mukat payı, sayfaların ön kenarlarının bozulmaması için sertabın iki yanında, alt kapak ve miklep boyunca bırakılan fazlalığa dudak denir.43

Cilt üzerindeki süslemeler, cilt sanatının önemli bir yönünü teşkil ederler. Deri ciltler üzerindeki süslemeler, dış ve iç yüzde olmak üzere iki kısımdır. Buna sertab üzerindeki süslemeleri de ilave etmek mümkündür.44

Ciltlerin bezemeleri genellikle deri üstüne kabartma olarak yapılır ve bazı kısımları yaldızla süslenir. Bunların kalıpla basılanlarına gömme kap, kalıp basmaksızın elle işlenerek yapılanlarına yazma kap denir. Yazma ciltlerdeki bezemeler kalıpla basılmayıp, fırça ile ezme yaldız sürülerek işlendikten sonra yek-şah denilen aletle deri çukurlaştırılarak meydana getirilir.45

Ciltler kullanılan malzemeye, taşıdığı sanat değerine ve süslemelerine göre adlandırılır. Cildin kenarları deri ile kaplanmış ve ortası kağıt ile örtülmüşse, bu cilde çarkûşe cilt denir. Orta boşluğu ebru, rugan, zerduva, kumaşla kaplanmış olanlar, ebru, rugan (lake), zerduva ve kumaş cilt adını alır.46

Lake süsleme, mukavva, deri ve tahta olmak üzere üç çeşit madde üzerine yapılmıştır.47 Lake eserlerin en eski örneklerine, Kahire el-Muthafül Mısri'de bulunan, bundan 5000 yıl önceki Eski Mısır'a ait tahta lahitlerde rastlandığı bilinmektedir. Daha sonra Çin ve Japonya'da görülen bu sanat, XV. yüzyılda İran'da Timurlular hakimiyeti sırasında kalemdan ve kitap kapları üzerinde güzel örnekler vermiştir.48

Adını "lak" (vernik) kelimesinden alan ve rugani veya Edirnekâri de denilen lake ciltlerde kapağın yapıldığı mukavva veya deri perdahlanıp tamamen pürüzsüz hale getirilerek verniklenir. Bu cilalı satıh üzerine altın ve boya ile nakışlar yapıldıktan sonra cam gibi parlak bir yüzey elde edilinceye kadar birkaç kat daha vernik çekilir.49

Bizde lake usülu ile yapılmış en eski eser, III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in 1582'de yapılan sünnet düğününü tasvir eden Hoca Sadeddin'in Farsça eş'arı ile, padişahın bir gazelinin aynı şair tarafından tahmisi ihtiva eden Zübdet al-Eş'ar adlı şiir mecmuasının kabında görülmektedir. (Topkapı Sarayı Müzesi Revan Kitaplığı, No. 824).50

Bu ciltler, özellikle Diyarbakır, Bursa, İstanbul ve Edirne'de yapılmıştır. Bu ciltlere önce Rugan, XVIII. yüzyıldan sonra da Edirne Kâri adı verilmiştir.51

Türk lakelerinde, stilize tabiat motifleriyle birlikte realist çiçekler kullanılmıştır. XVIII. yüzyılın sonunda lake sanatında bir gerileme başlar. XIX. yüzyılın başından itibaren mimaride olduğu gibi lake sanatkarlarımız ve müzehhiplerimiz de Avrupa tesiri ile klasik tezniyat yerine tamamen rokoko tarzı tesiri altında kalmışlardır.52

Kumaş ciltlerin XI. yüzyılda yapılmış örneklerine rastlanır. Ancak, XVI. yüzyılda en güzel örnekleriyle yapılmışlardır.53 Kütüphanelerimizde, kenarları deriyle çevrili, ortası kumaş kaplı, çaharkûşe kumaş ciltlerin, ipek, kadife, atlas veya işlemeli kumaş kaplanmış çok sayıda örneği bulunmaktadır. Kullanılan kumaşlar, cilt için özel olarak dokunmamıştır. Cildin yapıldığı yıllarda
İstanbul, Bursa vb. şehirlerde dokunmuş olan veya Çin'den, Şam'dan getirilmiş kumaşların parçaları cilt üzerinde kullanılmıştır. Ancak işlemeli kumaş cilt kapaklar için, kitap kapağı boyutunda ve klasik deri süslemeleri formunda işlenmiş kumaşlar daha sonra cilt kapağında kullanılmıştır. Ayrıca düz ya da desenli ipek kumaşlar, deri ciltlerin iç kapak yüzlerini kaplamak için de kullanılmıştır.54

II. Beyazıd döneminde klasik deri ciltler yanında, çaharkûşe kumaş ciltler de çok görülür. Cilt kapaklarının etrafı deri ile çevrilip, ortası, iki renkli küçük kareli veya çubuklu (iki renk yollu) ipek kumaşla kaplanmıştır. Bu ciltlerden bazılarının iç kapakları, Fatih Saray Nakışhanesi ciltleri tarzında, müşebbek (katı'a) şemse süslemelidir.55

Hemen her devirde sıkça yapılmış olan kumaş ciltler, XIX. yüzyılda, Yıldız Sarayı'ndaki mücellithanede yapıldığından Yıldız cildi diye adlandırılan, bir yüzüne altın yaldızla Osmanlı saltanat arması, diğerine ay yıldız veya tek ay basılı, mor, kırmızı, bordo veya yeşil kadife ciltlerle devam edilmiştir. Ama bunlar matbu (basılı) eserlerdir ve klasik değil modern tarzda ciltlenmişlerdir.56

Klasik cilt sanatında en geniş yeri deri ciltler tutmaktadır. Deri olarak meşin (koyun derisi), sahtiyan (keçi derisi), rak (ince tıraşlanmış ceylan derisi) kullanılmıştır.57

Deriden yapılan ciltlerin üzeri sıvama varak altını yahut altın sürülmek suretiyle kaplanmışsa, böylelerine yazma cilt, eğer cilt yaldızlandıktan sonra motifler kalıpla basılmışsa gömme cilt, yek-şah denilen aletle motifler çukurlaştırılarak meydana getirilmişse yek-şah denir.58

Kapağı üzerine ezilmiş varak altını ile dört dilimli yaprak motifinde parmaklık tarzında geometrik çizgiler çekilen cilt de, zilbahar veya kafes adını alır. Kapta, tek bir deri kullanılmayıp renkli deriler kullanılmışsa, bu cilde mülevven adı verilir.59 Kapağın etrafında çerçeve mahiyetinde altın bir cetvel çekilirse, buna altın cetvelli cilt denir. Eğer bu cetvel birkaç çizgiden meydana gelmiş ve çizgiler arası altın yaldızla tersim edilmiş ise, zencirekli cilttir. Zencirekler birçok ciltlerde geniş bordürler halini almış, bordürler bazı geometrik parçalara bölünmüşlerdir.60

Kapağın köşelerine ve ortasına da birer bezeme terkibi yapılır. Köşelerdekine köşe bezemesi, köşe çiçeği, köşebent ve ortadakine de şemse61 denir. Bazı ciltlerin yalnız göbek kısmına bir bezeme konmuş ve köşeleri boş bırakılmıştır.62

Şemseler Selçuk ciltlerinde ve XV. yüzyıl Osmanlı ciltlerinde genellikle yuvarlak, XVI. yüzyıldan itibaren de beyzi olarak yapılmıştır.63

Şemse Arapça'da güneş anlamına gelen "Şems" kelimesinden gelmektedir. Güneş şeklinde süsleme motifi demektir. Güneşin gökyüzünün ortasında ışınlarıyla etrafını aydınlatan bir yıldız olduğu kabul edilerek, kitap kaplarımızın ortalarında bulunan özel şekle de süsleme ve Türk ciltçilik sanatında "Şemse" denilmiştir.64

Türk kitap kaplarının iç yüzlerinde ya oyma (katı'a) veya "halkâr" dediğimiz altınla boyama tekniğiyle işlenmiş şemselere65 rastlanmaktadır. Katı'a şemselerin zemini tek renk boyamalı olanları, benzer paftaları aynı renk boyalı olanları, boyanmış kağıt veya kumaş yapıştırılmış olanları vardır.66 Bazı iç kapaktaki şemselerin içleri ise zeferşan (altın serpme)67 ile doldurulmuştur. Oyma şemseler eğer paftalara bölünmüş ise, dış kapaklarda olduğu gibi, simetrik paftalar benzer şekillerde doldurulmuştur. Çoğunlukla rûmi tercih edilmiştir. Miklep şemseleri de aynı şekildedir.68

Şemselerin iki ucu uzatılarak süslenenlerine salbekli şemse denir.69 Salbek kabartma olduğu gibi yaldızla boyanarak yapılmış da olabilir. Salbeklerin desenleri şemse ile aynı ve ayrı olanları vardır. Mesela, rûmi bir şemsenin hatayî, hatayî bir şemsenin rûmî salbeki olabilir. Salbekte çok seyrek olarak cilt ustasının adına rastlıyoruz. Bunlara da "Yazılı Salbek" denir.70

Türk ciltlerinde genellikle şemse ile köşebent arasındaki yer boş bırakılmıştır. Nadir olarak, bazı XVI. yüzyıl Türk ciltlerinde bu kısım da süslenmiştir. Bu çeşit ciltlere mülemma şemse denir.71

Deri ile yapılan çalışmalar arasında farklı renkte deri parçalarıyla yapılmış aplike (mülevven şemse)72 bulunmaktadır. Parçalı olmayıp bütün meşin üstüne yapılan şemseye yekpare şemse, parça halinde kesilip yerleştirilerek yapılana parçalı şemse, etrafı zincir şeklinde bordürlü olana zincirli şemse, kapakların mukavvası oyulup içine kabartma olarak oturtulana gömme şemse denir.73

Şemselerin gömülme sebebi, üzerlerindeki kabartma şekillerin sürtünme ile bozulmalarını önlemek içindir. Kabartmaların alçak veya yüksek olmaları kalıbın oyulmasıyla, şemse oyuğunun alçak veya yüksek olmaları ise kapak için hazırlanan murakkanın inceliğine, kalınlığına bağlıdır.74

Türk cilt kapakları üzerine bir kalıp aracılığıyla basılarak uygulanan ve üzeri yaldızlanmayan cilt kapağı renginde ve madalyon biçiminde75 sade bırakılan şemselere soğuk şemse denir. XV. yüzyıla kadar İslam ülkeleri kitap kaplarını bu şekilde yapmışlardır.76

Deri kapakların üzerine ezme altın yaldızla fırça ile boyanarak yapılanlara, yazma şemse,77 motif kalıbının zemini altınla doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde bırakılmışsa alttan ayırma şemse, zemin olduğu gibi bırakılıp yalnız motifler altınlaşmışsa üstten ayırma şemse,78 cildin iç kabında derinin ince ince oyularak altın zemin üzerine yapıştırılması suretiyle yapılan süsleme müşebbek veya katı'a şemse,79 sırma ile deri üzerine işlenerek yapılan şemselere zerduz şemse, motifler kalıpla basılmayıp, ezme altın fırça ile sürüldükten sonra yek-şah denilen demir bir aletle deri çukurlaştırılarak meydana getirilen şemselere yek-şah şemse, boyanarak yapılan sonradan üzerine kat kat vernik sürülmek suretiyle tamamlanan şemselere lake şemse80 denilmektedir.

Lake şemselerde, insan, hayvan suretleri, mimari yapılar, cansız tabiat, çiçekler, manzara öbür klasik süsleme elemanlarıyla birlikte boyanmıştır. Lake şemseler özellikle XVII. ve XVIII. yüzyıllarda daha çok yapılmış, adeta moda olmuştur. Çatlak olanları daha kıymetlidir. Bunlardan başka kıymetli taşlarla, ipek ipliklerle yapılmış şemseler de vardır.81

Şemse ciltlerde genellikle geometrik motiflerle, rûmî ve hatayî süslemeler kullanılmıştır. XV. yüzyıldan itibaren aralarına stilize edilmiş ve kıvrımlarla uzatılmış bulutlar, yardımcı motif olarak eklenmiştir.82

XVI. yüzyılda şemseler mekik biçimli ve salbeklidir. XVIII. yüzyılda klasik şemseli ciltlerin çok güzel örnekleri yapılmıştır. Dış ve iç kapak süslemeleri artmış, her renk deri ve daha bol altın kullanılmıştır. Bu yüzyılda klasik teknik ve motiflerin bütün yüzeyi sıvama kaplandığı ciltler de yapılmıştır. Şemse ve köşebentler realist çiçek ve yapraklarla süslenmiştir.83

Sayısız örnekte cilt iç kapağında yer alan ebru, hemen her devirde alt ve üst kapakla miklep üzerinde de çok kullanılmış, yine her devirde cilt yan kağıdı olarak kitabı süslemiştir.84

Çaharkûşe ebru ciltlerin gömme deri şemse ve köşebentli olanları da görülür. Süleymaniye Kütüphanesi Laleli 2945 numarada kayıtlı, 1147 H./1734 M. tarihli Haşiye alâ Havasi'l Fethiyye adlı kitabın kapak ortasında da gömme bir şemse vardır.85

Kütüphane koleksiyonlarındaki kitap mahfazalarının en büyük bölümü de ebrudan yapılmıştır.86 Kıymetli taşlarla bezenmiş ciltlere murassa cilt87 adı verilmektedir. Cilt sanatından çok kuyumculuk sanatıyla ilgili olan bu tür maddi kıymeti yüksek bir cilt çeşididir.88 Fildişi, sedef, mine, mercan, yakut, zümrüt, inci ve elmas süslemeli olanları vardır. Daha çok Kur'an-ı Kerim ciltlerinde uygulanmıştır.89

Süslemelerinde, rûmi, hatayî nakışlar veya geometrik desenler yerine, hayvan resmi bulunan ciltlere genel olarak Acemkârî cilt adı verilmiştir.90

Hayvan resimli kaplar daha çok İran'da yapılmıştır. Hatta İran'da yapılan lake kaplarda insan resimlerine bile rastlanır. Ama hayvan resmi görülen kapların hepsine İran cildi demek de yanlıştır. Eskiden "Acem işi" anlamında "Acemkâri" diye adlandırılmıştır. Acem sanatkâr, Osmanlılarda dışarıdan gelen sanatkârlara verilen addır. Acem, "Arap olmayan" anlamına gelirse de bizde Doğuda bulunan milletlere denilmiştir. Buna Asya Türkleri de dahildir. Bu deyiş bugün yalnız İranlılar için kullanılmaktadır.91

Ciltlerde hayvan resimleri, alt ve üst kapakta, şemse ve köşebentlerde, bazen de miklepte görülmektedir. Daha çok cildin dış yüzeyinde kabartma motif halindedir. Bazen de miklebin veya kapağın içinde katı'a bir şemse üzerindedir. Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya 4221 numaralı eserde miklep içinde, Fatih 3887'de ise alt ve üst kapakla miklepte katı'a şemse içinde hayvan motifleri görülmektedir.92

Hayvan motifli şemseler ya soğuk damga olarak altın üzerine basılır ya da sonradan motif aralarına altın sürülerek alttan ayırma tarzında süslenmiş olur. Ciltlerde daha çok geyik, ceylan, kurt, tilki, arslan, maymun, tavşan, leylek ve çeşitli kuşlar, otururken ya da hareket halinde resmedilmiştir.93

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda yaygın bir süsleme biçimi olan şükûfe üslûbunda ise, doğal veya üslûplanmış çiçek minyatürleri, buket, vazolu, vazosuz çiçekler veya tek çiçek resmedilmiştir. Bu çiçekler bazen tek başına kapak üstüne uygulanmış, bazen de klasik şemse cilt formları (salbek, şemse, köşebent) hazırlanıp içlerine realist çiçek motifleri, klasik teknikle yerleştirilmiştir. Yani realist çiçek motifli salbek, şemse ve köşebent kalıpları basılmak suretiyle cilt kapakları süslenmiştir.94

Bu realist çiçekler veya çiçek grupları, deri ciltlerde olduğu kadar kumaş işleme ve lake cilt kapakları üzerinde de görülmektedir. Gül, lale, karanfil ve sümbül başta olmak üzere hemen her çeşit çiçek buketlerde yer almıştır.95

Deri üzerine, kalıplayarak veya fırçayla boyayarak süslemeler yapıldığı gibi, kumaş gibi işlenerek de cilt kapakları yapılmıştır. Bu işlemeler altın, gümüş veya ipek iplikle işlenmiştir.96

Gümüşle yapılan işlemeli ciltlere simdûzî cilt adı verilir. Deri üzerine altın yaldızlı sırma ile işlenmiş ciltler, özellikle Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümünde bulunmaktadır. Bunlara altınla işlenmiş olmalarından dolayı zerdûzî cilt denilmektedir. Süsleme motifleri daha çok realist çiçek ve saz yolu yapraklardır. Bu ciltlerde, hem süsleme motiflerinin çeşitliliği hem de altının bol kullanılması ve karışık desenlerin çokluğu ile, barok-rokoko etkisi hissedilmektedir.

Yazma eserlerde ve levhalarda en güzel örneklerini veren hat sanatı, kitabın cildine de uygulanmıştır. Özellikle XVI. yüzyılda bazı Kur'an ciltlerinin kesme su (bordür) kitabelerinde kabartma yazılar, süsleme motiflerinin yerini almıştır. Kur'an ciltlerindeki kitabelerde ayet-i kerimeler yazılmıştır. Bazı ciltlerin sertabında ise beyitler görülmektedir. bu yazılar arasında nadiren mücellit ismine de rastlanmaktadır.97

Üzerine ezme altınla, fırça kullanılarak geometrik çizgiler çizilmiş, kesişen hatlar arasına yaldız ve noktalar konulmuş deri ciltlere zilbahar cilt denilmiştir. Kelimenin aslında zerbahar şeklinde söylenmesi gerektiğini ileri sürenler varsa da, kayıtlarda hep zilbahar olarak geçmiştir. Kafes de denilmiştir. Süsleme kapağın ortasında bir dikdörtgen alanı veya kapağın bütün yüzünü kaplar. Bazen cilt mahfazasında da aynı süsleme görülür. XIX. yüzyılda zilbahar ciltlere çok rastlanır. Kafes süslemesi bazen altın çizgilerle, bazen süslemeli eğrilerle, bazen de saz yolu yapraklarla yapılmıştır.98

Başlangıcından bugüne kadar cilt yapımında baskı, kakma ve boyama teknikleri kullanılmıştır. Baskı tekniğinde kalıpla ve küçük aletlerle yapılan iki çeşit uygulama vardır. Birincisinde motifler kalıba oyularak işlenir ve baskı sonunda kabartma olarak çıkmaları sağlanır. Küçük motifler ise daha çok çekiçle vurularak çıkarılır. Kakma tekniğinde varak altın veya biraz daha kalın düz levha halindeki altın, kuvvetli zamk sürülmüş deri üzerine konularak içi çukur, kenarları keskin yuvarlak bir metal aletle vurulmak suretiyle deriye çakılır. Bu teknikle süslenmiş örneklerde altın kaldırıldığı zaman deride izinin kaldığı görülür. Boyama tekniği ise ezilerek sıvı haline getirilmiş olan varak altının fırça ile deri üzerine sürülmesi ve kuruduktan sonra mühre ile parlatılması şeklinde uygulanmıştır. XV. yüzyıldan itibaren gerek Osmanlı gerekse Memlûk ciltlerinde altının yanı sıra mavi boya da kullanılmıştır. Timurlu ciltlerinde renklerin daha çeşitli olduğu görülür.99

Metalden, tahtadan ve deriden yapılan kalıplar, kapak üzerindeki yerlerine göre, "şemse kalıbı", "köşe kalıbı" gibi isimler alırlar. Tahta ve metal kalıplar baskı sırasında bazen deriyi zedelediğinden Türk ciltçiliğinde daha çok deve derisinden yapılmış kalıplar tercih edilmiştir. Bazı ciltlerde, özellikle şemse ve köşebentlerle miklep ve kapak içlerinde yekpare büyük kalıplar kullanılmıştır. 100

Bunun dışında genellikle zencirekler, köşebentler, şemse iç dolguları ve sertabın muhtelif yerlerinin süslenmesi için daha pratik olan küçük kalıplar kullanılmıştır. Bunlar birer defa basıldıkları gibi yan yana, alt alta, üst üste birçok defa basılıp zemini dolduracak şekilde de kullanılmışlardır. Bu kalıpların bazıları 5-6 mm. çapında çok küçük parçalardır. Yuvarlak imza ve çiçek mühürleri böyledir. Yine yan yana gelmesiyle zencireği oluşturan "zencirek çivisi"de aynı kategoriye dahil edilebilir. 101

"Kör alet", "yek-şah", "teber" gibi isimler verilen diğer aletler, deri üzerinde sıcaklığın tesiriyle meydana gelen renk değişikliğinden bu aletlerin kızdırılarak basılmak suretiyle kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Özellikle kapakların yüzündeki geometrik desenlerle iri rûmiler bu tür aletlerle yapılmıştır. Çünkü kapağın her tarafında kalıbın sağladığı intizamı görebilmek mümkün değildir. Simetrik motiflerde bu farklılık daha da belirgindir. Söz konusu aletler cetvel çekmek, basit motiflerle örgü ve geçmeleri yapmak için tek başlarına kullanılmak üzere imal edilmekle birlikte çok defa birbirlerinin yerine de kullanılmışlardır. Gerek büyük ve küçük kalıplar gerekse diğer aletler daima deri üzerine ıslatılarak basılmışlardır. Eğer baskı altın varak olmadan yapılırsa buna "soğuk baskı"102 denilmektedir.

Bugün müzelerimiz ve kütüphanelerimizde bulunan eşi bulunmaz ciltler bu konuya gönül vermiş sanatkarlarımızın zevk, sabır ve maharetlerinin ölümsüz eserleridir. Ciltler, el sanatlarımızdan tezhip, nakış, deri, hat, katı'a, minyatür ve ebru sanatlarının ürünü olarak değerlendirilmelidir.

Geçmişten beri Türklerde güzel bir sanat dalı olan ciltçilik, uygulamalı sanatkar yetiştiren kurumların ilgi alanına girdikçe, yapılan devrin sanat görüşünü aktaran eserlerle bugün de güzel örnekler vermeye devam edecektir.



1 Arıtan, A. S., "Ciltçilik" Md., İ.A., C. 7, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, s. 551.
2 Özen, M. E., Türk Cilt Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 377, Ankara 1998, s. 9.
3 Binark, İ., Eski Kitapçılık Sanatlarımız, Ankara 1975, s. 1.
4 Züber, H., Türk Süsleme Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Sanat Eserleri Dizisi: 6, Ankara 1971, s. 89.
5 Tanındı, Z., İslamda Kitap Kapları ve Ustaları, Yeni Boyut, 1984, s. 20.
6 Çığ, K., Türk Kitap Kapları, Türkiyemiz, S. 9, İstanbul 1973, s. 6.
7 Binark, a.g.e., s. 4.
8 Tanındı, Z., Türk Cilt Sanatı, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 342, Ankara 1993, s. 422.
9 A.g.m., s. 422.
10 Binark, a.g.e., s. 5.
11 Tanındı, a.g.m., s. 423.
12 Özen, a.g.e., s. 17.
13 Tanındı, a.g.m., s. 423.
14 Özen, a.g.e., s. 17.
15 Çığ, a.g.m., s. 5.
16 Aslanapa, O., Osmanlı Devri Cild Sanatı, Türkiyemiz, Y. 13, S. 38, İstanbul 1982, s. 14.
17 A.g.m., s. 14.
18 Çığ, a.g.m., s. 6.
19 Çığ, K., Türk Kitap Kapları, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayınları, S. 4, Ankara 1953, s. 13.
20 Aslanapa, a.g.m., s. 15.
21 A.g.m., s. 15.
22 Tanındı, a.g.m., s. 425.
23 Çığ, a.g.m., s. 7.
24 A.g.m., s. 7.

25 A.g.m., s. 7.
26 Tanındı, a.g.m., s. 428.
27 Özen, a.g.e., s. 19.
28 Çığ, K., Türk Kitap Kapları, İstanbul 1971, s. 16.
29 Özen, a.g.e., s. 19.
30 Çığ, K., Türk Kitap Kapları, Türkiyemiz, S. 9, İstanbul 1973, s. 12.
31 Tanındı, Z., Osmanlı Sanatında Cilt, Osmanlı, C. 11, Ankara 1999, s. 107.
32 Çığ, a.g.m., s. 15.
33 Özen, a.g.e., s. 19.
34 Çığ, a.g.m., s. 12.
35 Özen, a.g.e., s. 10.
36 A.g.e., s. 10.
37 Binark, a.g.e., s. 5.
38 Özcan, Y., Türk kitap Kaplarında Şemse Motifi, Kültür Bakanlığı Yayınları: 1124, Ankara 1990, s. 2.
39 Binark, a.g.e., s. 8.

40 A.g.e., s. 8.
41 Özdeniz, E., Türk Cilt Sanatı, Sanat Dünyamız, Yapı ve Kredi Bankası, C. 21, İstanbul 1981, s. 17.
42 Özen, a.g.e., s. 11.
43 A.g.e., s. 11.
44 Binark, a.g.e., s. 8.
45 Arseven, C. E., "Cilt" Md., Sanat Ansiklopedisi, C. I., 1943, s. 343.
46 Binark, a.g.e., s. 9.
47 A.g.e., s. 9.
48 Özen, a.g.e., s. 24.
49 "Ciltçilik" Md., Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, C. 6 İstanbul 1993-1994, s. 317.
50 Çığ, K., Türk Lake Müzehhibleri ve Eserleri, İstanbul üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Enstitüsü Sanat Tarihi Araştırmaları, İstanbul 1970, s. 244-245.
51 Binark, a.g.e., s. 9.
52 Çığ, K., Türk Kitap Kapları, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayınları, S. 4, Ankara 1953, s. 18-19.
53 Çığ, K., a.g.e., s. 18-19.
54 Özen, a.g.e., s. 28.
55 A.g.e., s. 29.
56 A.g.e., s. 29.
57 A.g.e., s. 13.
58 Binark, a.g.e., s. 9.
59 A.g.e., s. 9.
60 A.g.e., s. 10.
61 Özcan, a.g.e., s. 2.
62 Binark, a.g.e., s. 10.
63 Çığ, a.g.e., s. 9.
64 Özcan, a.g.e., s. 2.
65 A.g.e., s. 2.
66 A.g.e., s. 2.
67 A.g.e., s. 2.
68 A.g.e., s. 2.
69 Binark, a.g.e., s. 10.
70 Özcan, a.g.e., s. 3.
71 Binark, a.g.e., s. 10.
72 Barışta, H. Ö., Türk El Sanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 975, Ankara 1988, s. 133.
73 Özen, a.g.e., s. 15.
74 Özcan, a.g.e., s. 3.
75 Sözen, M., Tanyeli, U., Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Evrim Matbaacılık, İstanbul 1986, s. 218.
76 Özcan, a.g.e., s. 3.
77 A.g.e., s. 3.
78 Özen, a.g.e., s. 15.
79 A.g.e., s. 15.
80 Özcan, a.g.e., s. 4.

81 A.g.e., s. 4.
82 Özen, a.g.e., s. 15.
83 A.g.e., s. 19.
84 A.g.e., s. 29.
85 A.g.e., s. 30.
86 A.g.e., s. 30.
87 A.g.e., s. 30.
88 Arıtan, a.g.m., s. 552-553.
89 Arıtan, a.g.m., s. 552-553.
90 Özen, a.g.e., s. 19.
91 Özen, M. E., Yazma Kitap Sanatları Sözlüğü, İstanbul 1985, s. 1.
92 Özen, M. E., Türk Cilt Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 377, Ankara 1998, s. 20.
93 Özen, a.g.e., s. 20-21.
94 A.g.e., s. 21.
95 A.g.e., s. 21.
96 A.g.e., s. 21.
97 A.g.e., s. 22.
98 A.g.e., s. 23-24.
99 Çığ, K. Türk Kitap Kapları, İstanbul 1971, s. 555.
100 A.g.e., s. 555.
101 A.g.e., s. 555.
102 102 A.g.e., s. 555.


Arıtan, Ahmet Saim., "Ciltçilik" Md., İslam Ansiklopedisi, C. 7, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1993.

Arseven, Celal Esat., Sanat Ansiklopedisi, C. I, 1943.

Aslanapa, Oktay., Osmanlı Devri Cild Sanatı, Türkiyemiz, Yıl: 13, Sayı: 38, Apa Ofset Basımevi, İstanbul 1982.

Barışta, H. Örcün., Türk El Sanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 975, Ankara 1988.

Binark, İsmet., Eski Kitapçılık Sanatlarımız, Ayyıldız Matbaası A. Ş., Ankara 1975.

Çığ, Kemal., Türk Kitap Kapları, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Türk ve İslam Sanatları Tarihi Enstitüsü Yayınları, Sayı: 4, Ankara 1953.

Çığ, Kemal., Türk Lake Müzehhibleri ve Eserleri, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Enstitüsü Sanat Tarihi Araştırmaları, İstanbul 1970.

Çığ, Kemal., Türk Kitap Kapları, İstanbul 1971.

Çığ, Kemal., Türk Kitap Kapları, Türkiyemiz, Sayı: 9, İstanbul 1973.

Özcan, Yılmaz., Türk Kitap Kaplarında Şemse Motifi, Kültür Bakanlığı Yayınları: 1124, Tanıtma Eserleri Dizisi: 31, Ankara 1990.

Özdeniz, Engin., Türk Cilt Sanatı, Sanat Dünyamız, Yapı ve Kredi Bankası, C. 21, İstanbul 1981.

Özen, Mine Esiner., Türk Cilt Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 377, Sanat Dizisi: 57, Ankara 1998.

Özdeniz, Engin., Türk Cilt Sanatı, Sanat Dünyamız, Yapı ve Kredi Bankası, C. 21, İstanbul 1981.

Sözen, Metin-Tanyeli, Uğur., Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, Evrim Matbaacılık, İstanbul 1986.

Tanındı, Zeren., İslamda Kitap Kapları ve Ustaları, Yeni Boyut, 1984.

Tanındı, Zeren., Türk Cilt Sanatı, Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Genel Yayın No: 342, Ankara 1993.

Tanındı, Zeren., Osmanlı Sanatında Cilt, Osmanlı, C. 11, Ankara 1999, s. 107.

Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, "Ciltçilik" Md. C. 6 İstanbul 1993-1994.

Züber, Hüsnü., Türk Süsleme Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Sanat Eserleri Dizisi: 6, Ankara 1971.

  
2900 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın