• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Sıhhatnâmeler / Prof. Dr. Mehmet Arslan

Osmanlı Devleti cihanşümul bir imparatorluk olarak fetih faaliyetlerinin yanında kültüre, sanata verdiği önemle de imparatorluk geleneğinin ve saltanat kurumunun eşsiz bir timsalidir. Padişahlar ve devlet yönetimi başlangıcından itibaren şairleri, bilim ve sanat adamlarını teşvik, takdir ve himaye ederek her döneminde yüzlerce şairin yetişmesine yardımcı olmuş, bunları maddi manevi unsurlarla destekleyerek mükemmel eserler vermelerine azami ölçüde katkılarda bulunmuştur. Özel olarak padişah-şair bağlamında düşünüldüğünde de bu özellik ve nitelikleri en üst seviyede görüyoruz.

Birçokları son derece mükemmel şairler olan ve hemen hepsinin az çok şiirle iştigal ettiği bilinen Osmanlı padişahlarının saraylarının çevresinde toplanan ve hatta bizzat sarayda yaşayan yüzlerce şair hemen her konuda yeri geldikçe şiirler inşâd ediyorlardı. Özellikle vak'aya dayalı hadiselerde şairler kasîde, tarih, kıt'a, terkib veya terci-i bend vb. nazım şekilleriyle söyledikleri bu manzumelerle hem padişah ve çevresini hoşnut ediyor hem de bu hizmetlerinin karşılığı olarak aldıkları, günümüze göre bir nevi telif ücreti sayılabilecek caizelerle de maişetlerini temin ediyorlardı. Belirttiğimiz gibi bir nevi telif ücreti ve medâr-ı maişet, ayrıca teşvik ve himaye olarak nitelendirilebilecek caize konusu devirden devire, padişahtan padişaha, şairden şaire farklılık göstermekteyse de bunun her devirde geçerliliğini koruyan bir nevi gelenek olduğu da inkar edilemez. Örneğin ünlü Arap şairi ve kasîdecisi Mütenebbî, bütün Arabistan'ı dolaşmasına rağmen Seyfü'd-Devle'nin sarayında bulunduğu sıralarda en güzel kasîdelerini yazmış ve karşılığını da almıştır. Gazneli Sultan Mahmud'un, sarayında 400 kadar maaşlı şâir bulundurduğu ve bunların yazdıkları kasîdelerin Sultânü'ş-Şu'arâ ünvanını taşıyan vezirleri Unsurî vasıtasıyla hakana sunulduğu kaynaklarda geçmektedir. Bu İran şairi Unsurî gibi sadece yazdığı kasîdelerle zengin olan şairler de vardır. Bizim edebiyatımızda da bu konu geçerliliğini korumaktadır. Yazdıkları şiirler, özellikle kasîdeler karşılığında bir kasabanın gelirini veya birkaç köyün mülkiyetini alan şairler olduğu rivayet edilmektedir. Örneğin Nef'î'nin bir kasîdesine karşılık olarak vezir İlyas Paşa atlar, köleler, birçok kıymetli eşya ve altın vermişti. Damad İbrahim Paşa da güzel kasîdelerinden dolayı Nedim'in ağzını mücevherlerle doldururmuş. Bunlar bugünün anlayışıyla abartılı gibi gelmekteyse de sanatın, özellikle de şiirin karşılıksız kalmadığını göstermektedir.

Şairler, şairlik kabiliyetlerini göstermek, padişahın gözüne girmek, belli mevki ve makamları elde etmek amacıyla bazan da sırf padişaha duydukları saygı ve sevginin bir ifadesi, yahut bir kulluk görevini ifa nişanesi olarak yazdıkları bu şiirlerle birçok gayeye birden hizmet etmiş oluyorlardı. Öyle ki şairler bir şiir yazabilmek için sanki bahane arıyorlar ve bu bahaneleri bulmakta da hiç zorluk çekmiyorlardı. Örneğin padişah tahta çıkınca "Cülûsiyye", savaşa gidince "Zafernâme, Fetihnâme, Gazânâme (Gazavâtnâme)", barış yapılınca "Sulhiyye" inşâd ediyor; padişahın çocuğu doğunca "Vilâdetnâme", padişah düğün yapınca "Sûrnâme (Sûriyye)", nevruz, ramazan, bayram veya yılbaşını tebrik için "Ramâzâniyye, Muharremiyye, Nevrûziyye, Sâliyye, Îdiyye" yazıyor; hatta padişahın atlarını övmek için bile "Rahşiyye" kaleme alıyorlardı. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu durum muvâcehesince padişahın hastalıktan iyileşmesi onlar açısından bulunmaz bir fırsat oluyor ve bu hadiseyi tebrik için bir "Sıhhatnâme" yazmak özellikle saray çevresinde bulunan şairler için görevden ziyade sevinç ve mutluluklarını izhar anlamı taşıyordu.

İşte bu yazının konusu, padişahın hastalıktan iyileşmesini tebrik etmek, bu güzel hadise ve mutlu haber karşısında kendi duygularıyla beraber halkın duygularını da yansıtmak, halkı bundan haberdar etmek ve bu arada padişahın muhtelif vechelerini övmek gibi birçok gayeye hizmet eden nitelikler taşıyan, şiir şeklinde yazılmış "Sıhhatnâmeler"dir.

Divan edebiyatında az kullanılan bir nazım türü olan ve örnekleri sınırlı bulunan Sıhhatnâme şeklinde yazılmış manzûmeleri araştırdık ve şimdilik 18 adet Sıhhatnâme tesbit ettik. Divanlar ve mecmualar tarandıkça bunların sayısının artacağı muhakkaktır. Sıhhatnâmeler'in şekil ve muhteva açısından incelenmesini bu 18 örnek üzerinde yaptık. Böylece Sıhhatnâme türünün iç ve dış yapısı ile diğer özellikleri konusunda kabaca bir fikir edinmek mümkün olacaktır. Bu şekilde eldeki mevcut örneklerden yola çıkılarak Divan Edebiyatı'nda bir nazım türünün nasıl incelenmesi gerektiği konusunda araştırmacılara yol göstermek de nâçizâne amaçlarımız arasında olacaktır.

Tesbit ettiğimiz bu 18 Sıhhatnâme "Kasîde, Târih Kasîdesi, Kıt'a, Nazm, Murabba', Terkîb-i Bend ve Tercî'-i Bend" nazım şekilleriyle yani 7 değişik nazım şekliyle kaleme alınmıştır. Bunlardan 10 tanesi "Kasîde", 2 tanesi "Târih Kasîdesi", 2 tanesi "Nazm", 1 tanesi "Terkib-i Bend", 1 tanesi "Tercî'-i Bend", 1 tanesi "Müzdevic Murabba'", 1 tanesi "Kıt'a" nazım şekliyledir. Görülüyor ki muhtevasında övgü (medhiye) de olduğundan ilk sırayı "Kasîdeler" almaktadır. Bu Sıhhatnâme manzûmelerini şairleri, sunuldukları kişiler, nazım şekilleri, beyit ve bend sayıları bakımından şöyle bir sıralamaya tâbi tutabiliriz:

1) Ahmed Paşa'nın (öl. 1497) II. Mehmed (Fatih, salt. yıl. 1444-1481) için yazdığı 17 beyitlik "Kasîde"si.1

2) Zâhî'nin2 III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 19 beyitlik "Kasîde"si.3

3) Dürrî'nin (öl. 1725) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 29 beyitlik "Kasîde"si.4

4) Nev'î'nin (öl. 1598) Vezîr-i A'zam Ali Paşa (Sadr. yıl. 1561-1565 olan Semiz Ali Paşa? olmalı) için yazdığı 38 beyitlik "Kasîde"si.5

5) Pîrîzâde Sâhib'in (Şeyhülislam, öl. 1749) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 44 beyitlik "Kasîde"si.6

6) Râşid'in (öl. 1735) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 48 beyitlik "Kasîde"si.7

7) Gümrükçüzâde Hüseyin'in8 III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 54 beyitlik "Kasîde"si.9

8) Cevrî'nin (öl. 1654) Sultan IV. Murad (salt. yıl. 1623-1640) için yazdığı 63 beyitlik "Kasîde"si.10

9) Sâmî'nin (öl. 1733) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 64 beyitlik "Kasîde"si.11

10) Seyyid Vehbî'nin (öl. 1736) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 82 beyitlik "Kasîde"si.12

11) İshak-ı Dâ'î'nin13 III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 17 beyitlik "Târih Kasîdesi".14

12) Hayâtîzâde Emînî'nin (Şeyhülislam, öl. 1747) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 23 beyitlik "Târih Kasîdesi".15

13) Haşmet'in (öl. 1768) Sultan I. Mahmud (salt. yıl. 1730-1753) için yazdığı 10 beyitlik "Nazm"ı.16

14) Edîb'in (öl. 1722?) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 13 beyitlik "Nazm"ı.17

15) Nedîm'in (öl. 1730) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 5 bendlik (her bendde 9 beyit, toplam 45 beyit) "Terkîb-i Bend"i.18

16) Kâmî'nin (öl. 1724) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 5 bendlik (her bendde 7 beyit, toplam 35 beyit) "Tercî'-i Bend"i.19

17) Sa'dî'nin (öl. 1748?) III. Ahmed (salt. yıl. 1703-1730) için yazdığı 5 bendlik (beyit hesabıyla toplam 20 beyit) "Müzdevic Murabba'"ı.20

18) Nev'î'nin (öl. 1598) Sultan III. Murad (salt. yıl. 1574-1595) için yazdığı 19 beyitlik "Kıt'a"sı.21

Yukarıdaki tabloda görüleceği gibi Sıhhatnâmeler'in ilk örneğine şimdilik 15. yüzyıl şairi Ahmed Paşa'nın Divanı'nda rastlıyoruz. Eldeki örneklerine bakılarak denilebilir ki günümüze kadar gelebilen en çok Sıhhatnâme III. Ahmed için yazılmıştır. III. Ahmed ile ilgili Sıhhatnâmelerin sayıca diğerlerinden daha çok görülmesinin nedeni bu padişah için yazılan Sıhhatnâmelerin bir mecmua içinde toplanmış olmasıdır.22 Yukarıda 4. sırada verdiğimiz Nev'î'nin Sıhhatnâme kasîdesinin Vezîr-i A'zam Ali Paşa için yazıldığı düşünülürse şimdilik bu tek örnekten yola çıkılarak Sıhhatnâmelerin padişahlar dışında devletin diğer ileri gelenlerine de yazılmasının bir gelenek olduğu, bu tür örneklerin daha da çoğalabileceği söylenilebilir. Fakat belirttiğimiz gibi Sıhhatnâmelerin asıl muhatapları devrin padişahlarıdır.

Yukarıda görüldüğü üzere 10 Sıhhatnâme Kasîdesi'nde beyit sayıları 17 ile 82 arasında değişmekte, diğer nazım şekilleriyle yazılanlarda ise beyit sayısı bu nazım şekillerinin yapısı gereği 10 ile 45 beyit arasında değişiklik göstermektedir.

Bu 18 Sıhhatnâme manzûmesinde 6 değişik aruz kalıbı kullanılmıştır ki yoğunluk sırasına göre şöyledir:

1) 6 tanesi (Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün) kalıbında: (Haşmet, Râşid, Pîrîzâde Sâhib, Nedîm, Sa'dî, Zâhî).

2) 6 tanesi (Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilün) kalıbında: (Kâmî, Seyyid Vehbî, Sâmî, Gümrükçüzâde Hüseyin, Hayâtîzâde Emînî, Cevrî).

3) 3 tanesi (Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün) kalıbında: (İshak-ı Dâ'î, Edîb, Dürrî).

4) 1 tanesi (Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün) kalıbında: (Ahmed Paşa).

5) 1 tanesi (Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün) kalıbında: (Nev'î).

6) 1 tanesi (Fe'ûlün Fe'ûlün Fe'ûlün Fe'ûlün) kalıbında: (Nev'î).

Sıhhatnâme manzûmelerinde, bunların nazım şekli ne olursa olsun, bizzat şairler tarafından veya mecmuayı tertipleyenlerce başlık olarak mutlaka içerisinde "Sıhhat" yahut müterâdifleri veya benzerleri olan kelimeler (ifâkat, ıyâdet, âfiyet vb.) bulunan ibareler kullanılmaktadır. Bu başlıklardan bazıları şu şekildedir:

"Cenâb-ı Mekârim-nümûd Merhûm u Magfûr Sultân Mahmûd Efendimiz Hazretleri İçün İnşâd Olunan Sıhhat-nâme'dür." (Haşmet).

"Sıhhat-nâme-i Râşid Efendi." (Râşid).

"Gümrükçi-zâde Hüseyin Begefendi'nün Sıhhat-nâme'sidür." (Gümrükçüzâde Hüseyin).

"Hayâtî-zâde Efendi'nün Sıhhat-i Hümâyûn Târîhidür." (Hayâtîzâde Emînî). 

"Der-Iyâdet-i Şâh-ı Devrân." (Ahmed Paşa).

"Merhûm Firdevs-âşiyân Sultân Murâd Hân'un Def'a-i Ûlâda Ayagı Agırup Sıhhat Buldukda Dinmişdür."

"Zikr-i Şükrân-ı Sıhhat-i Vezîr-i A'zam Alî Paşa." (Nev'î). "Kıt'a Berây-ı Sultân Murâd Der-İfâkat Ez-Maraz." (Nev'î).

Şairler bu tür eserlere bizzat "Sıhhat-nâme" adını verdiklerini yazdıkları manzûmelerin içerisinde de ayrıca belirtmektedirler. İçerisinde "Sıhhat-nâme" adının geçtiği beyitleri bir fikir vermesi açısından aşağı alıyoruz:
Gerçi gelmiş kaleme bir nice "Sıhhat-nâme"

Hâk-i pâyine sezâdur bu da bir tuhfe-eser (Kâmî 33)23

Kerem-kârâ bu "Sıhhat-nâme"yi inşâd idüp tab'ım Berây-ı şükr-i sıhhat eyledi itmâmına dikkat (Sâhib 39).

Du'â-yı hayr ile hatm eyle "Sıhhat-nâme"yi Sâhib Yeter tatvîl ile tasdî'-i huddâm-ı der-i devlet (Sâhib 42).

Ne turur eylesün âgâze-i "Sıhhat-nâme" Mutrib-i çarh def-i mihre olup fiske-zenân (Seyyid Vehbî 14).

Tâ ki mecmû'a-i 'âlemde bu "Sıhhat-nâme" Bula tekmîl-i tahiyyâtun ile hüsn-i hıtâm (Sâmî 58).

Müjde-bâd ile okunsun deyu "Sıhhat-nâme" Zühre çeng ile gelüp eyledi ta'yîn-i makâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 12).

"Sıhhatnâme" manzûmelerinde türü ne olursa olsun muhteva açısından belli bir plan uygulanmaktadır. Bu planda bazı manzûmelerde takdim-tehir olmakla ve kesin bir çizgiyle ayrılmamakla beraber aşağı yukarı şu sıra izlenmektedir:

1- Manzûmelerin özellikle ilk kısımlarında hatta ilk beyitlerinde padişah hastalıktan iyileştiği için Allah'a hamd edilir. Bu "hamd" kısımlarında hamd kelimesinden başka "şükür, minnet" gibi ifadeler kullanılmaktadır. Kullanılan bu kelime ve kavramların birleşik ve çekimli şekilleri de yer almaktadır. Bu bölümde yer alan kalıplaşmış ifadeler genellikle birbirine benzemektedir ki bu konuda bir fikir vermesi açısından hamd için kullanılan ifadeleri şöyle sıralayabiliriz: "Sad hezâr el-hamdü lillâh", "hamdü-lillâh ki", "lillâhi'l-hamd", "İlâhî sana hamd olsun", "nice şükrin idelüm", "Hudâ'ya şükr kim", "şükr-i Bârî ki", "şükr Mevlâ'ya ki", "çok şükür", "nice şükr itmeyelüm", "minnet Allâh'a". "Hamd şükür ve minnet" konusunun işlendiği ilk bölümle ilgili örnek beyitleri aşağıya alıyoruz:

Bi-hamdillâh ki âlem yine mesrûrü'l-cenân oldı
Açıldı gül gibi mahzûn gönüller şâdmân oldı
(Nedîm 1).

Hudâya şükr kim tab'-ı hümâyûn-ı cihân-bânî Bulup sıhhat yerine geldi cümle âlemün cânı (Râşid 1).

Olup ber-vefk-i takdîr-i İlâhî bir aceb hâlet Yine el-hamdü lillâh oldı def'iyle cihân râhat (Sâhib 1).

Minnet Allâh'a şifâ buldı şehen-şâh-ı cihân Âlemün îd-i mübârek-demi oldı Ramazân (Seyyid Vehbî 1).

Lillâhi'l-hamd Hudâvend-i şifâ-sâz-ı enâm Virdi nâzük-beden-i pâdişehe sıhhat-i tâm (Sâmî 1).

Minnet Allâh'a dem-i îd-i meserret geldi
Devr-i sahbâ-yı neşâta yine nevbet geldi (Emînî 1).

Hamdü-lillâh buldı sıhhat pâdişâh-ı kâm-kâr 
Ya'ni Sultân Ahmed-i vâlâ-cenâb-ı nâm-dâr
(Edîb 1).

Bi-hamdillâh ki sıhhat buldı sultân-ı cihân-ârâ 
Bu şevk ile murâd üzre yine îd eylesün âlem
(Sa'dî 1).

Minnet Allâh'a yine husrev-i dîn-i islâm
Alem-i Ahmed-i Muhtâr gibi itdi kıyâm (Cevrî 1).

Hamdü-lillâh kim idüp lutfı Cenâb-ı Kirdgâr 
Buldı sıhhat Hazret-i şâhen-şeh-i Cem-iktidâr (Dürrî 1).

Olup ber-vefk-i takdîr-i İlâhî bir aceb hâlet 
Yine el-hamdü lillâh oldı def'iyle cihân râhat (Pîrîzâde Sâhib 1).

Sad hezâr el-hamdü lillâh mâh-ı îd-i sıhhatin 
Âleme gösterdi me'mûl üzre Rabbü'l-âlemîn (İshak-ı Dâ'î 8).

Nice şükrin idelüm âtıfet-i Rabbânî 
Kıldı ol zât-ı hümâyûna şifâ erzânî (Kâmî 8).

Hamdü-lillâh ki şifâ-hâne-i lutf-ı Hak'dan
Buldı sıhhat felegün yerine geldi cânı (Kâmî 12).

Şükr-i Bârî ki Felâtûn-ı inâyet yetişüp
Oldı ma'cûn-ı İlâhiyle ana çâre-resân (Seyyid Vehbî 9).

Vâkı'â her kişi hâlince tasadduklar idüp 
Farz-ı ayn oldı ki şükr eyleye giryân giryân (Seyyid Vehbî 19).

O şehün yolına sâtûr-ı hilâliyle felek 
Sevr ü cedy ü hameli şükr içün itdi kurbân (Seyyid Vehbî 20).

Şükr Mevlâ'ya ki halkun gözinün yaşı ile
Eyledi def'-i gubâr-ı keder-i âlemiyân (Seyyid Vehbî 22).

Şükr kim tab'-ı şerîfün yine sıhhat buldı 
Eyledi Hazret-i Allâh şifâlar ihsân (Seyyid Vehbî 51).

Çok şükür Hazret-i Allâh-ı azîmü'ş-şâna
Buldı sıhhatle safâ tab'-ı şehen-şâh-ı be-nâm (Sâmî 24).

Nice şükr itmeyelüm kılmadı mahrûm-ı recâ 
Der-i Mevlâ'da kabûl oldı münâcât-ı enâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 41).

Der-i Hak'da bi-hamdillâh du'âmuz müstecâb olmuş
Hele cism-i şerîfün sıhhat ile kâm-yâb olmuş (Nedîm 9).

Gidüp el-hamdü lillâh cism-i pâkinden o illetler 
Zuhûr itdi sa'âdetlerle sıhhatler selâmetler (Nedîm 10).

İlâhî sana hamd olsun yine bu günleri gördük
Nice günden beri derd ile tâk olmuşdı tâkatler (Nedîm 16).

Cihân mesrûr olup el-hamdü lillâh kim şifâ buldun 
Derûn ma'mûr olup hep gitdi efkâr u humûm-efzâ (Zâhî 16).

Yerine geldi cânı hamdü-lillâh rub'-ı meskûnun 
Efendim buldı sıhhat çok şükür cism-i hümâyûnun (Nedîm 18).

Hamdü-lillâh ki şifâ-hâne-i lutf-ı Hak'dan 
Buldı sıhhat felegün yerine geldi cânı (Kâmî 12).

2- İkinci bölümde padişahın mübtela olduğu hastalık ile ilgili bilgiler verilir, padişahın bu illet karşısındaki durumu anlatılır, hastalığın niteliği ile ilgili şâirâne teşbihler yapılır. Hastalığın Allah'ın takdiri olduğu ifade edilir. Örneğin III. Ahmed'in mübtela olduğu hastalık hummâdır. (sıtma, ateşli bir hastalık) Bu padişahın hastalığıyla ilgili hummâ veya onu çağrıştıran "sıtma, âteş, âteş-i hummâ, sıcaklık, harâret, terleme, titreme, yanıp yakılma, teb, tâbiş, lerziş, lerze-nâk, lerzân, teb-lerze, tezelzül, tâb-ı temmûz-ı cihân-sûz, hummâ-yı bî-nevbet, bî-râhat, renciş-i hummâ, âzürde-i buhrân-ı hummâ" gibi kavramlar kullanılır. Hastalığın adının geçtiği, hastalıkla ilgili kavramların yer aldığı ve bu arada hastalık karşısında padişahın durumunun anlatıldığı örnek beyitler şu şekildedir:

Rûze-dâr-ı hüzn olup eyyâm-ı hummâsında hep
Hân-ı şâdânîden imsâk eylemişdi mü'minîn

Bâ-husûs olmuş iken böyle cihân pür-tef ü tâb
Nice eylerdi tahammül şeh-i nâzende-cenâb (Kâmî 15).

Bakmaga kıymaz iken ârızına halk-ı cihân 
Gül-i hod-rûya döne mihr-i ruh-ı âlem-tâb (Kâmî 16).

Ne revâdur ki o nâzük bedeni koçmag içün 
Isına sıtmaya ol çâr-şeb-i pister-i hâb (Kâmî 17).

Arak-ı cebhesidür şübhesiz attâr-ı tebün 
Gül-i hoş-bû bedenin kızdurup almışdı gül-âb (Kâmî 18).

Mübtelâ olmaya bir kerre dahi hummâya 
Nüsha arz eyledi gûyâ ki hilâl-i şevvâl (Kâmî 26).

Anunçün savmda bu sâl bir hâlet görüldi kim 
Bu denlü mâh-ı rûze geldi geçdi görmedük ânı (Râşid 5).

Safâ-yı kalb ile nice tutulsun sen de insâf it 
Tutarken teb vücûd-ı nâzenîn-i şâh-ı devrânı (Râşid 6).

Tasavvur eyledükçe tâbiş-i cism-i hümâyûnun 
Yanup yakılmamak mümkin mi halkun cân-ı sûzânı

Vücûd-ı pâdişâhî tâb-ı teble lerziş üzreyken
Bütün dünyânun olsa pür-tezelzül nola erkânı
(Râşid 10).

Olup ber-vefk-i takdîr-i İlâhî bir aceb hâlet 
Yine el-hamdü lillâh oldı defiyle cihân râhat (Sâhib 1).

Ne hâlet tâb-ı temmûz-ı cihân-sûz-ı melâletle 
Umûmen halkı bî-tâb itdi bir hummâ-yı bî-nevbet
(Sâhib 2).

Şeh-i sâhib-megâzî ya'nî Ahmed Hân-ı Gâzî'nün 
Bir iki gün vücûd-ı nâzenîni oldı bî-râhat (Sâhib 13).

Olup âzürde-i buhrân-ı hummâ-yı gamı âlem
Yanup yakıldı halk oldı esîr-i pister-i mihnet (Sâhib 29).

Ya'ni teb tutmuş iken şîr-sıfat pâdişehi
Ürperüp olmuş iken cism-i memâlik lerzân (Seyyid Vehbî 7).

Lerzişi buldı sükûn kıble-nümâ-yı ikbâl 
Ka'be-i sıhhate oldı müteveccih el'ân (Seyyid Vehbî 8).

Vakf-ı teb-lerze-i gam olmuş idi âlemiyân 
Olup âzürde-i hummâ beden-i şâh-ı enâm

Rişte-i penbe-i bârîki büküp gökde Mesîh 
Def'-i hummâ-yı şehen-şâh içün itdi ikdâm (Sâmî 9).

Rûze-dârânı yakup tâbiş-i hummâ-yı elem
Gûyiyâ kıldı felek tâb-ı temmûzı i'lâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 8).

Bu harâret nic'olur tâb-ı temûza teşbîh
Bir midür âteş-i hummâ ile tâb-ı hammâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 9).

Mübtelâ-yı renciş-i hummâ olaldan ol vücûd
Lerze-nâk itmişdi cân-ı halkı hecr-i rûzigâr
(Edîb 3).

3- Bu bölümde halkın padişahın hastalığını haber alması, hastalık karşısında duydukları üzüntü vb. konular yine şâirâne bir şekilde teşbihler, mecazlar, mübâlağalar içerisinde anlatılır. "Geceleri halkın gözüne uyku girmemekte, gözlerinden kanlı yaşlar akıtmaktadırlar. Padişahın hastalığı sanki kendilerini de etkilemiştir ve aynı acıyı çekmekte aynı ateşle yanıp kavrulmaktadırlar. Padişah gibi onlar da yataklara düşmüş, üzüntüden davul gibi göğüslerini yumrukluyorlar. Gece gündüz işleri nâle, âh ve figandır. Deliler gibi taşlarla bedenlerini gömgök etmişler; akılları başlarından gitmiş; âlem cansız, dilsiz kalmıştır vs." Halkın, padişahın hastalığını haber alınca hissettiklerini, sanki onun derdine ortak olabilmek için çektiği ızdırapları vb. durumları anlatan, Sıhhatnâmeler'den aldığımız ilgili beyitleri veriyoruz:

Giceler hâb-ı râhat dîde-i giryâna girmezken
Menâm-ı sıhhat-i cânânı gördük dîdeler rûşen
(Haşmet 3).

Rûze-dâr-ı hüzn olup eyyâm-ı hummâsında hep
Hân-ı şâdânîden imsâk eylemişdi mü'minîn

Dîdeler olmuşdı kandîl-i menârât-ı niyâz
Şu'le-rîz-i eşk idi her şeb uyûn-ı âlemîn (İshak-ı Dâ'î 3).

Bu mâh-ı rûzede ifrât-ı endûh ile sâ'imler 
Ferâmûş itdiler hep fikr-i âb endîşe-i nânı (Râşid 8).

Muhassal nâsı itdi cilve-i iftârdan mahrûm
Şikest-i tab'-ı sultânînün istîlâ-yı ahzânı (Râşid 9).

Ne hâlet tâb-ı temmûz-ı cihân-sûz-ı melâletle 
Umûmen halkı bî-tâb itdi bir hummâ-yı bî-nevbet
(Sâhib 2).

Cemâl-i şevke hasret kalmış idi dîde-i âlem 
Merâyâ-yı kulûb-ı nâs olup jeng-âver-i kasvet (Sâhib 7).

Olurdı tâb-ı gamla dîde-i gam-dîdeden cârî 
Zemîne katre katre eşk-i hûn-âlûde-i hasret (Sâhib 8).

Olup âzürde-i buhrân-ı hummâ-yı gamı âlem
Yanup yakıldı halk oldı esîr-i pister-i mihnet
(Sâhib 29).

Bir iki cum'a ki mahrûm-ı cemâlün olduk 
Gözimiz görmez idi âlemi Allâh'a ayân
(Seyyid Vehbî 56).

Tabl-ı imsâk gibi sîne dögerdi âlem
Nukl-i iftâra bedel gam yir idi rûze-keşân
(Seyyid Vehbî 57).

İnhirâf üzre iken tab'-ı latîf-i şâhî
Derd-i endûhla halk olmuş idi süst-endâm
(Sâmî 3).

Amân şevketlü hünkârum bu gamla biz neler çekdük 
Gice gündüz işimüz nâle vü âh u figân oldı (Nedîm 5).

Efendim cum'alarda görmeyüp vech-i hümâyûnun
Gözimiz kanlu yaş akıtmadan çün ergavân oldı 
(Nedîm 6).

O günlerde koyup yüz yerlere dergâh-ı Bârî'de
Dir idük kim İlâhî hâlimiz gâyet yamân oldı
(Nedîm 7).

Veliyy-i ni'metimiz pâdişâhımız efendimiz 
Misâl-i nûr-ı nezzâre gözimizden nihân oldı
(Nedîm 8).

Olup derd ü gam ile halk-ı âlem bî-dil ü cân
Cihânı bî-şu'ûr itmişdi mihnetler kesâfetler (Nedîm 17).

Keder-i şâh ile mir'ât-ı kulûb-ı nâsa 
Eser-i târ-ı gam u jeng-i küdûret geldi

Derd-i hecr-i inhirâf-ı tab'-ı şâhen-şâh ile 
Olmuş idi âlemün kârı dem-â-dem âh u zâr (Edîb 4).

Gûş idenler illet-i cân-sûzını bî-tâb olur
Taşlar ile gömgök itdi tenlerin dîvâne-vâr (Dürrî 12).

Sıhhat-i zât-ı hümâyûnın idüp Hak'dan recâ
Halk-ı âlem gice gündüz ider idi âh u zâr (Dürri 13).

4- Dördüncü bölümde halk padişahın bir an önce iyileşmesi, sıhhat bulması için Allah'a dua etmekte, adaklar adamaktadır. Halkın kimisi şifa ayetleri okuyup hayır dua etmekte, kimisi namaz kılmaktadır. Büyük, küçük herkes sıhhat için üzerine düşeni yapmakta (duâ etmekte), halk gece gündüz âh u zâr ederek Allah'tan padişahın sıhhatini rica etmektedir. Hatta halkın dışında sadrazam da özel olarak dua ediyor; ihtiyaç sahiplerine altınlar, gümüşler veriyor; kurbanlar adıyor. Şaire göre sadrazam, bırakın adaklar adamayı, sadakalar vermeyi; bu konuda canını bile feda edebilecektir. Ramazan ayı olduğu için bu ayın kudsiyetine binaen iftar ve imsak hep dua ile geçmektedir. Padişahın sıhhat bulması, şifaya kavuşması için yapılan duâların, adak ve sadaka konusunun işlendiği bu bölüm için örnek beyitler şu şekildedir:

Şem'-i mihrâb-ı recâ olmuşdı çeşm-i bendegân
Sıdk ile tesbîh-hân-ı vird idi âlem hemîn
(İshak-ı Dâ'î 5).

Oldı "Yâ Mevlâ" deyu temcîd-cûyân-ı du'â 
Her şeb istid'â-yı sıhhatle tırâz-ı zâkirîn (İshak-ı Dâ'î 6).

Rûh-ı âlem bâ'is-i âsâyiş-i cümle ümem 
Tâ ola tervîha-pîrâ-yı şifâ-yı bihterîn

Velî te'sîr-i tedbîr-i du'â-yı mü'minîn itdi 
Anı vâreste-i kayd-ı sufûf u külfe-i şerbet (Sâhib 14).

Dem-i iftâr ile imsâk olurdı zîb-i hân-ı leb 
Du'â-yı sıhhat-i zât-ı şehen-şâh-ı melek-haslet (Sâhib 15).

Kimi tertîb-i âyât-ı şifâ hayr-ı du'â itdi 
Kimi rûy-ı niyâzı zîver-i seccâde-i tâ'at (Sâhib 30).

Husûsâ kim o destûr-ı gayûr ol âsaf-ı manzûr 
O mahbûbü'l-kulûb ol sadr-ı zî-şân-ı melek-haslet (Sâhib 31).

Vezîr-i a'zam İbrâhîm Pâşâ-yı kerem-güster 
Du'âsında idüp ser-cümle nâsa sıdk ile niyyet
(Sâhib 32).

Elinde sîm ü zer erbâb-ı hâcâta nisâr idüp 
İderdi Hak'dan istid'â-yı avd-i ni'met-i sıhhat
(Sâhib 33).

Koyup rûy-ı niyâzı hâke yalvarmakda
Allâh'a İdüp icrâ zemîne katre-i hûn-âbe-i hasret
(Sâhib 34).

Nüzûr u zebh-i kurbân ile cümle medrese tekye
Ahâlîsini itdi mazhar-ı eltâf-ı bî-gâyet

Tasadduk eyledi ehl-i salâha surreler virdi 
Bu takrîb ile itdi şehriyâr-ı âleme hıdmet
(Sâhib 36).

Olup sâlim mizâc-ı pâdişâhî harf-i illetden 
Ola ârâyiş-i mir'ât-ı zâtı cevher-i sıhhat
(Sâhib 44).

Îd irmek bize mihr-i ruhunı görmekdür 
Bir gün evvel o güni göstere Hallâk-ı cihân (Seyyid Vehbî 61).

Yâ İlâhî bu mübârek Ramazân hürmetine
Eyle Hân Ahmed-i Gâzî'ye şifâlar ihsân (Seyyid Vehbî 80).

Öyle âsâf ki senün sıhhatüne emvâlin 
Eyledi hayr-du'â celbine bezl ü in'âm (Gümrükçüzâde Hüseyin 31).

Genc-i Kârûn ile iksîre olsaydı mâlik 
Şübhesiz anları da eyler idi bahşîş-i âm (Gümrükçüzâde Hüseyin 32). 

Genc-i iksîr degül cânını itmezdi dirîg
Tek seni sag u esen ide Hakîm-i Allâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 33).

Hamdü-lillâh eser-i edviye-i rûhânî 
Oldı cismânî müdâvât ile şehd ü bâdâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 39).

Olup âyât-ı şifâ zikr-i zebân-ı sü'adâ
İtdiler sıhhatüne hayr-du'â hâs ile âm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 40).

Hak bu kim fikrinden ol zât-ı hümâyûn-tal'atun
Muztarib olmuşdı bi'l-cümle sıgâr ile kibâr
(Dürrî 2).

Dem-be-dem el kaldurup dergâh-ı Hakk'a sıdk ile
Cân u dilden dirler idi yâ Ganî Perverdigâr (Dürrî 3).

Senden ümmîd eylerüz ol zât-ı pâkün sıhhatin 
Sen kıl anı cümle illetden İlâhî rest-gâr (Dürrî 4).

Sıhhat-i zât-ı hümâyûnın idüp Hak'dan recâ 
Halk-ı âlem gice gündüz ider idi âh u zâr (Dürrî 13).

5- Bu bölüm bir nevi müjde bölümüdür ve sağlık haberinden sonra halkın durumunu anlatan özelliklere yer verilmiştir. "Artık padişah iyileşmiş, sıhhat bulmuş, şifaya kavuşmuş ve halk bu durumu birbirine müjdelemekte, "gözün aydın" demekte, sanki bayram yapmaktadır. Padişahın sıhhate kavuşmasından dolayı düğün ve bayram yapılsa yeridir. Sadece halk değil bütün cihan huzura kavuşmuştur. Padişahın sağlığa kavuşması için adanan adaklar artık yerine getirilecek, kurbanlar kesilecek yine sadakalar verilecektir. O kadar şükür kurbanı kesilmiştir ki kurban bayramında kesilecek kurban bulmakta güçlük çekileceği düşünülmektedir. Hatta şair mübalağasıyla denilmektedir ki, gökyüzünde felek bile hilal satırıyla "sevr, cedy ve hamel'i" şükür için kurban etmiştir. Halk şükür secdesine kapanmıştır. Bütün alem huzura kavuşmuş yer ve gök ehli mutlu olmuştur." Bu bölümün özelliğine uygun olarak en çok kullanılan ifadeler, kelime ve kavramlar da şunlardır: "Dîdeler rûşen", "müjde", müjde sad müjde", "müjdeler olsun", müjde-i âfiyet", müjde-i cân-bahş", müjde-i sıhhat", "îd-i sa'îd", "haber-i sıhhat", "zamân-ı şâdmânî", "sît-i kûs-ı sıhhat", "haber-i âfiyet", "tâze cân buldı cihân", "cihân şâd u hurrem", "âfâka ifâkat geldi", "buldı sıhhatle safâ", "nev-bahâr oldı dem-i âfiyet" vb. Bu bölümle ilgili olarak Sıhhatnâmeler'den seçtiğimiz beyitler şunlardır:.

Şifâ-yâb ol şeh-i devrânı gördük dîdeler rûşen
Safâ-yı hâtır-ı sultânı gördük dîdeler rûşen
(Haşmet 1).

Husûsâ âsaf-ı Hâtem-nihâda müjdeler olsun 
Safâda sâye-i Sübhân'ı gördük dîdeler rûşen (Haşmet 9).

Müjde-i sıhhati şâd itdi bütün dünyâyı 
Böyle eyyâm-ı neşât içre çi endûh çi gam (Kâmî 4).

Nice bu demde cihân olmaya şâd u hurrem 
Buldı sıhhat o şehen-şâh-ı penâh-ı âlem (Kâmî 7).

Yine el virdi bize şâhid-i baht u ikbâl 
Yine olduk haber-i sıhhat ile ferruh-fâl (Kâmî 22).

Şübhesiz oldı bütün âleme bu îd-i sa'îd
Âfiyet-müjde-i sıhhat ile îd-i iclâl (Kâmî 27).

Pey-rev olduk felegün raksına bâ-şevk ü neşât
Müjde-i âfiyetünle gelicek câna haber (Kâmî 31).

Tâze cân buldı cihân olmuş iken efsürde
Virdi dârû-yı atâ-yı Samedî bür'-i tâm (Sâmî 3).

İnhirâf üzre iken tab'-ı latîf-i şâhî
Derd-i endûhla halk olmuş idi süst-endâm
(Sâmî 4).

Maraz-ı gussadan âfâka ifâkat geldi 
İnşirâh eyledi teftîh-i kuvâ-yı ecsâm (Sâmî 5).

Müjde-i âfiyeti sâmi'a-pîrâ olıcak 
Eyledi rûze-keşân behcet ile sad bayrâm (Sâmî 7).

Müstecâb eyledi lutfıyla fe-lillâhi'l-hamd 
Olan ihlâs ile da'vâtımızı Rabb-i enâm (Sâmî 23).

Çok şükür Hazret-i Allâh-ı azîmü'ş-şân'a
Buldı sıhhatle safâ tab'-ı şehen-şâh-ı be-nâm (Sâmî 24).

Müjde sad müjde müdâvât-ı Hakîm-i Mutlak
Virdi şâhen-şeh-i âlî-şiyeme sıhhat-i tâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 3).

Müjde-i sıhhatüne cânum iderdüm kurbân
Olmasa mevsim-i adlünde eger hûn harâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 46).

Kurta-i gûşum olunca haber-i âfiyetün
Şâhidimdür benüm ey şâh Hudâ-yı Allâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 47). 

Secde-i şükre idüp vaz'-ı cebîn-i ihlâs
Eyledüm hamd-i firâvân-ı Hudâ'ya ikdâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 48).

Müjde-i sıhhatüne sûr-ı hümâyûn şâyân
Sıhhatün ile cihân eyledi sûr u bayrâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 50). 

Bi-hamdillâh yine eltâf-ı Rabbânî zuhûr itdi 
Yine bu müjde-i cân-bahş ile âlem huzûr itdi (Sa'dî 5).

Sad-hezâr el-hamdü lillâh mâh-ı îd-i sıhhatin
Âleme gösterdi me'mûl üzre Rabbü'l-âlemîn (İshak-ı Dâ'î 8).

Şâdî-i îd-i sa'îd-i sıhhat-i zâtıyla hep 
Kalmadı âlemde aslâ zerrece tab'-ı hazîn (İshak-ı Dâ'î 9).

Var ise âyîne-i tab'ında ba'zun reşk-i gam 
Eyler anı saykal-ı re'fet musaffâ ba'd-ez-în (İshak-ı Dâ'î 10).

Kim zamân-ı şâdmânîdür bu hengâm-ı sürûr 
Zarf-ı zîbânun olur mazrûfı elbette bihîn (İshak-ı Dâ'î 11).

Sît-i kûs-ı sıhhat-i zât-ı hümâyûnı ne dem
Sem'-i âfâka olınca müjde-bahşâ-yı tanîn (İshak-ı Dâ'î 16).

Kudsiyân İshak-ı Dâ'î-veş didi târîhini 
Âleme îd oldı el-hak sıhhat-i sultân-ı dîn (İshak-ı Dâ'î 17).

Herkesün hâtırı âsûde derûnı hurrem 
Açılup gönli gözi âlemün oldı rahşân (Seyyid Vehbî 4).

Gûş idince haber-i sıhhat-i şâhen-şâhı
Âlem îfâ-yı nüzûr itmege oldı pûyân
(Seyyid Vehbî 17).

Gitdiler isr-i Birâhîm-i Halîlullâh'a
Zebh-i kebş itmek içün her biri dâmen-be-miyân
(Seyyid Vehbî 18).

Vâkı'â her kişi hâlince tasadduklar idüp
Farz-ı ayn oldı ki şükr eyleye giryân giryân (Seyyid Vehbî 19).

O şehün yolına sâtûr-ı hilâliyle felek 
Sevr ü cedy ü hameli şükr içün itdi kurbân (Seyyid Vehbî 20).

Îd-i adhâya ne kurbân idecekler bilmem
Âdem Allâh'ı seversen nice olmaz hayrân (Seyyid Vehbî 21).

Hamd-i bî-had ki bu esnâda vürûd itmekle
Haber-i âfiyetün cümleye oldı dermân (Seyyid Vehbî 58).

Îd-gâh itdi bütün âlemi bu cilve-i şevk
Kıldı sükkân-ı semâvât u zemîni şâdân (Seyyid Vehbî 59). 

Nev-bahâr oldı dem-i âfiyet ile gûyâ
Burc-ı sa'd-ı hamele şems-i sa'âdet geldi (Emînî 13).

Ser-nihâde olarak didi Emînî târîh 
Şâh-ı dânâ vü cihân-bâna ifâkat geldi (Emînî 23).

İtdi iki vechile halk-ı cihân îd-i sürûr
Biri şevk-i îd biri sıhhat-i şâh-ı diyâr
(Edîb 10).

6- Son bölüm diyebileceğimiz bu altıncı bölümde şairler, padişah tam olarak iyileştikten sonra ona dua ederler. Genellikle dua bölümü bu tür manzûmelerin de aynı zamanda son bölümü olarak değerlendirilebilir. Bu bölümde şairler padişahın saltanatının devamı, ömrünün uzun olması için duada bulunurlar. Padişahın tekrar böyle bir hastalığa dûçâr olmamasını Allah'tan niyaz ederler. "Onun her günü bayram, her gecesi kadir olsun; Allah bir daha böyle bir durumu cihana göstermesin; Allah onu kötü nazarlardan saklasın; hatalardan korusun; keder göstermesin; tahtta daim olsun; bedeni afiyette olsun; Allah eksikliğini göstermesin; vücudu sıhhat ile pâydâr olsun; nazik teni tabib elinde incinmesin" gibi temennilerde bulunarak dualarını ve manzumeyi sona erdirirler. Bu bölümde en çok kullanılan, bölümün özelliğine uygun ifadeler şu şekildedir: "Cihân durdukça dursun", "tab'-ı hümâyûnı cihân içre keder görmeye", "tahtgâhında sa'âdetle karâr etsin", "Mevlâ nazardan saklasın", "Allah keder göstermesin", "Hak zâtını tahtın pîrâyesi etsin", "yâ İlâhî bize eksikliğini gösterme", "Hak vücûdunu hatâlardan emîn ede", "ömrünü Nûh ömrü eyleye", "her günü düğün, bayram olsun", "her dem vücûdun mazhar-ı sıhhat ola", "derd ü elemin düşmana nakl olsun", "o zâta nihân u âşikâr bir illet ermeye", "âlemde âfiyetler kesb ede", "taht-ı izzetde emn ü selâmetle devâm bula vs.". Bu duâ bölümü ile ilgili Sıhhatnâmeler'den seçtiğimiz örnek beyitler şu şekildedir:

Cihân turdukça tursun sâyesinde olmasun mehcûr 
Kırân-ı encüm-i rahşânı gördük dîdeler rûşen (Haşmet 8).

Serîr-i saltanatda pertev-efrûz-ı devâm olsun 
O mâh-ı matla'-ı dîvânı gördük dîdeler rûşen (Haşmet 10).

Dâ'imâ her rûzını îd ü şebin kadr eyleyüp 
Zât-ı pâkin eyleye Mevlâ hatâlardan emîn (İshak-ı Dâ'î 13).

Dîde-i âleme göstermeye Hallâk-ı cihân 
Eser-i za'f ile ol dâver-i âlî-şânı(Kâmî 11).

Yâ Rab ol dâver-i bî-misl-i adâlet-güster 
Görmeye tab'-ı hümâyûnı cihân içre keder (Kâmî 29).

Taht-gâhında sa'âdetle karâr itdükçe 
Sarsar-ı kahr ide düşmenlerini zîr ü zeber (Kâmî 30).

Devlet ü izzetine âfiyet ü sıhhatine
Kâmiyâ hayr-du'âdur işimüz şâm u seher (Kâmî 34).

Hemân Mevlâ nazardan saklasun şevketli hünkârım 
Dahi Görmüş degüldür böyle râhat âlem-i fânî (Râşid 41).

Hatâlardan idüp hıfz u hirâset tab'una aslâ 
Keder göstermesün Allâh rûhânî vü cismânî(Râşid 47).

Hemîşe sıhhat-i cism ü safâ-yı kalb ile dâ'im 
Kıla Hak zâtunı pîrâye-i evreng-i Osmânî
(Râşid 48).

Emân-ı Hak'la olsun şâh-ı âlem sadr-ı a'zamla 
Ola devletlerinde halk âsûde cihân râhat (Sâhib 43).

Nice şeh-zâde-i zî-şân ile çün mâh u nücûm 
Taht-pîrâ ola durdukça sipihr-i gerdân (Seyyid Vehbî 81).

Güni günden yeg ola şevketi dünyâya tola 
Şeref-i îd-i mübârek bula kadr-i Ramazân (Seyyid Vehbî 82).

Hak hatâlardan emîn ide vücûd-ı pâkin 
Her şebi Kadr ola her rûzı anun îd-i sıyâm (Sâmî 60).

Tûl-i ömr ile mu'ammer ide Hayy-ı müte'âl 
Çekile safha-i iclâline tugrâ-yı devâm (Sâmî 61).

Beden-i nâzüki şeh-zâde efendiler ile 
Âfiyetde ola bî-kayd-ı gumûm u âlâm (Sâmî 62).

Nahl-i ikbâlini gül-gonceleriyle yâ Rab 
Eyle hemvâre tarâvetle küşâyişde müdâm (Sâmî 63).

Yâ İlâhî bize eksükligini gösterme
Gurre-i zâtını günden güne kıl bedr-i tamâm
(Sâmî 64).

Olup âyât-ı şifâ zikr-i zebân-ı sü'adâ
İtdiler sıhhatüne hayr du'â hâs ile âm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 40).

Cân-ı âlemsin eyâ pâdişeh-i âlî-şân
Hak vücûdunı hatâlardan emîn ide müdâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 42).

Eyleye ömrini Nûh ömri kadar Hak mümted
Şevket ü devletini dâ'im ide Rabb-i enâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 56).

İrmeyüp gülşen-i iclâline âsîb-i hazân
Nahl-i ikbâli ola ar'ar-ı gülzâr-ı devâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 57).

Sıhhat ü âfiyet ü ma'delet ü devlet ile
Her günin Hazret-i Hak eyleye sûr u bayrâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 58).

Pes imdi ey Hudâ-yı lem-yezel izzün celâlünçün
Vücûd-ı pâkini hıfz it hatâlardan o sultânun

(Nedîm 39).

Cemâlin dâ'imâ yavuz nazardan sakla yâRabbî 
Gözin hem-çün çerâg-ı mürde bî-nûr eyle a'dânun (Nedîm 40).

Hatâdan eyle yâ Rab pâdişâh-ı âlemi te'mîn 
Nedîmâ bendesi kılsun du'â biz diyelüm âmîn
(Nedîm 45).

El açup eyle du'â Hazret-i Ahmed Hân'un 
Âfitâb-ı rûh-ı iclâline safvet geldi (Emînî 19).

Nola çıksa melâ'ik bu dem istikbâle
Feyz-i da'vâta yine vakt-i icâbet geldi (Emînî 20).

Görmeye tab'-ı hümâyûnı keder âlemde
Sıhhatiyle yine bir mevsim-i râhat geldi (Emînî 21).

Nezrüm olsun secde-i şükr eyleyüp ihlâs ile
Eyleyem tûl-ı hayâtına du'â leyl ü nehâr
(Edîb 13).

Kulun Sa'dî gibi herkes yine îd-i sürûr itdi
Vücûd-ı nâzenînün mazhar-ı sıhhat ola her dem (Sa'dî 5).

Kerîmâ dehr ü devletde vücûdun müstedâm olsun
Dahi hıfz-ı Hudâ'da ol bi-avn-i Hazret-i Mevlâ (Zâhî 19).

Yâ Rab bu devlet bedrini kurtar husûf-ı za'fdan
İzzet göginde ol meh-i tâbâna sıhhat yaraşur (Ahmed Paşa 16).

Nakl olsun ol derd ü elem a'dâna ey kân-ı kerem
Tâ haşre dek sen menba'-ı ihsâna sıhhat yaraşur
(Ahmed Paşa 17).

Tâ şifâ-hâne-i eltâf-ı Hudâ'dan irişe
Beden-i âdeme dârû-yı devha-i eskâm
(Cevrî 60).

Hıfz ide sıhhat ile cism-i latîfin Mevlâ
Olmaya levh-i vücûdında gubâr-ı âlâm (Cevrî 61).

Meclis-i âleme revnak vire câm-ı bahtı
Gül gibi hurrem ola ayş u safâ ile müdâm (Cevrî 62).

İrişe pây-ı ikbâline devletle sebât
Taht-ı izzetde bula emn ü selâmetle devâm
(Cevrî 63).

Olsun vücûdı sıhhat ile pây-dâr olup 
Düşmen za'îf ü baht kavî ömr nev-cüvân (Nev'î 38).

Senden ümmîd eylerüz ol zât-ı pâkün sıhhatin 
Sen kıl anı cümle illetden İlâhî rest-gâr (Dürrî 4).

Yâ İlâhî öyle ümmîd eylerüz kim bir dahi
İrmeye ol zâta bir illet nihân u âşikâr (Dürrî 26).

Ser-firâz-ı tâc olup tahtında İskender gibi
Sıhhat ile eyleye ömr-i tabî'îde karâr (Dürrî 27).

Zât-ı pâki dem-be-dem sâ'at-be-sâ'at gün-be-gün 
Afiyetler kesb ide âlemde Dürrî bî-şümâr (Dürrî 28).

Olmaya nâzük teni âzürde-i dest-i tabîb 
Görmeye ömrinde zahmet ol vücûd-ı kâm-kâr (Dürrî 29).

Her edebi türde olduğu gibi doğal olarak o türün kendi özelliğinin bir gereği sayılabilecek şekilde Sıhhatnâmeler'de de özel bir kelime kadrosu olduğu, kavram, deyim ve terimlerin, ifadelerin kullanıldığı görülmektedir. Bu kelime kadrosu o nazım türünün konusu hakkında bir nevi anahtar görevi görür. Öyle ki bir manzûmede başlık bulunmasa bile muhtevası ve kelime kadrosu incelendiğinde hangi amaçla yazıldığı, konusunun ne olduğu, neden bahsettiği, bu manzûmenin hangi edebi tür olabileceği iyi bir gözlemle aşağı yukarı tahmin olunabilir.

Sıhhatnâmeler'in anahtar kelime ve kavramları, ifadeleri genellikle şunlardır: "Şifâ", "sıhhat", "âfiyet", "ifâkat", "ıyâdet", "şifâ-yâb olma", "safâ-yı hâtır", "dîdeler rûşen", "rikâb-engîz-i rahş-ı âfiyet olmak", "sıhhat-i cânânı görmek", "îd-i sıhhat", "şifâ-yı ferah-efzâ", "şifâ erzânî kılmak", "şifâ-hâne-i lutf-ı Hak", "âfiyet-müjde", "müjde-i sıhhat", "cân yerine gelmek", "bahâr-ı âfiyet", "cevher-i sıhhat", "rûhânî ve cismânî devâ", "şifâlar ihsân etmek", "sıhhat-i tâm", "ifâkat gelmek", "gülşen-i âfiyet", "müjde-i âfiyet", "Hızr-ı sıhhat", "nesîm-i sıhhat", "kuvvet-i bâzûya ifâkat gelmek". Yukarıdaki kelime, kavram, deyim ve terimlerin geçtiği bazı beyitleri örnek olarak veriyoruz:

Şifâ-yâb ol şeh-i devrânı gördük dîdeler rûşen
Safâ-yı hâtır-ı sultânı gördük dîdeler rûşen
(Haşmet 1).

Rikâb-engîz-i rahş-ı âfiyet olmuş sa'âdetle
O sultân-ı felek-unvânı gördük dîdeler rûşen (Haşmet 2).

Giceler hâb-ı râhat dîde-i giryâna girmezken
Menâm-ı sıhhat-i cânânı gördük dîdeler rûşen (Haşmet 3).

Oldı îd-i sıhhat-i şâhen-şeh-i iklîm-i dîn 
Aleme bâdî-i iftâr-ı sürûr-ı bihterîn (İshak-ı Dâ'î 1).

Ey şifâ-yı ferah-efzâ-yı hümâyûn-makdem 
Eyledün gülşen-i dünyâyı yine reşk-i İrem (Kâmî 1).

Nice şükrin idelüm âtıfet-i Rabbânî 
Kıldı ol zât-ı hümâyûna şifâ erzânî (Kâmî 8).

Hamdü-lillâh ki şifâ-hâne-i lutf-ı Hak'dan 
Buldı sıhhat felegün yerine geldi cânı (Kâmî 12).

Şübhesiz oldı bütün âleme bu îd-i sa'îd 
Afiyet-müjde-i sıhhat ile îd-i iclâl (Kâmî 27).

Devlet ü izzetine âfiyet ü sıhhatine
Kâmiyâ hayr-du'âdur işimüz şâm u seher (Kâmî 34).

Hudâ'ya şükr kim tab'-ı hümâyûn-ı cihân-bânî 
Bulup sıhhat yerine geldi cümle âlemün cânı (Râşid 1).

Belî tab'-ı hümâyûn âfiyet bulsun deyu herkes 
Rızâsıyla bedel eylerdi kendin olsa imkânı (Râşid 11).

Bahâr-ı âfiyetle şimdi buldı i'tidâl-i tâm
Nihâl-i zât-ı pâdişâh-ı bâhirü'l-haşmet (Sâhib 17).

Bi-hamdillâh şifâ-yâb oldı rûh-ı a'zam-ı âlem 
Şeh-i dâd-âver oldı feyz-yâb-ı cevher-i sıhhat (Sâhib 18).

Minnet Allâh'a şifâ buldı şehen-şâh-ı cihân
Alemün îd-i mübârek-demi oldı Ramazân (Seyyid Vehbî 1).

Oldı rûhhanî vü cismânî devâ el-hâsıl 
Buldı sıhhat yerine geldi yine cân-ı cihân
(Seyyid Vehbî 11).

Şükr kim tab'-ı şerîfün yine sıhhat buldı 
Eyledi Hazret-i Allâh şifâlar ihsân (Seyyid Vehbî 51).

Lillâhi'l-hamd Hudâvend-i şifâ-sâz-ı enâm 
Virdi nâzük-beden-i pâdişehe sıhhat-i tâm (Sâmî 1).

Maraz-ı gussadan âfâka ifâkat geldi
İnşirâh eyledi teftîh-i kuvâ-yı ecsâm (Sâmî 4).

Müjde-i âfiyeti sâmi'a-pîrâ olıcak
Eyledi rûze-keşân behcet ile sad bayrâm (Sâmî 7).

Gülşen-i âfiyetün verdi açıldukda cihân 
Bûy-ı âsâyişi itdi yeniden istişmâm (Sâmî 13).

Müjde sad müjde müdâvât-ı Hakîm-i Mutlak 
Virdi şâhen-şeh-i âlî-şiyeme sıhhat-i tâm (Gümrükçüzâde Hüseyin 3). 

Efendimiz bulup sıhhat pür itdi âlemi behcet
Safâ vü zevk u sohbet âlem içre râygân oldı
(Nedîm 2).

Ser-nihâde olarak didi Emînî târîh
Şâh-ı dânâ vü cihân-bâna ifâkat geldi (Emînî 23).

Hamdü-lillâh buldı sıhhat pâdişâh-ı kâm-kâr
Ya'ni Sultân Ahmed-i vâlâ-cenâb-ı nâm-dâr
(Edîb 1).

Afiyetle ol şehen-şâh-ı Sikender-meşrebe 
Hızr-ı sıhhat eyledi âb-ı hayâtı ber-güzâr
(Edîb 2).

Bulup sıhhat yine dârû-yı lutf-ı Hak Ta'âlâ'dan
Ziyâ-bahşâ-yı kevn oldı yine ol neyyir-i a'zam
(Sa'dî 2).

Kadem-i pâkine yüz sürdi nesîm-i sıhhat 
Yaraşur sidre vü tûbâ gibi eylerse hırâm (Cevrî 3).

Getürüp kuvvet-i bâzûya ifâkat âhir
Kaldırınca ayaga ol şehi itdi ikdâm (Cevrî 4).

Gerçi buldı âfiyet ol menba'-ı ayn-ı şifâ
Hayli zahmet çekdi ammâ bir zamân leyl ü nehâr
(Dürrî 23).

Sıhhatnâmelerde dikkati çekecek kadar fazla kullanılan bir unsur da "ten, ruh, cân" münâsebeti ve bu kelimelerle kurulan beyitlerdir. Öyle ki bu tür eser yazan şairlerin daha önce bu konuda yazılan bir manzûmeyi kesin olarak gördüğü, onu örnek aldığı hissine kapılmamak mümkün değildir. Bu kelimelerle kurulan beyitlerde aşağı yukarı şunlar söylenir: "Âfâk bir tendir, padişahın vücudu onun rûhudur"; "rûhda bir sıkıntı varsa kalıpta (bedende) huzur olmaz"; "Saltanat bir kalıptır, bedendir, padişah onun rûhudur"; "memleket bir bedendir, padişah onun rûhudur"; "dünyâ bir kalıptır (bedendir), padişah onun rûhudur"; "padişah âlemin canıdır"; "cihân cisimdir, padişah rûhdur"; "âlem bedendir, padişah candır"; "rûh hasta olunca beden de hasta olur". Bu konuyla ilgili örnek beyitler şunlardır:

Vücûd-ı pâdişeh rûh-ı ten-i âfâkdur zîrâ
Gam u şâdîde Mevlâ tâbi'-i rûh itmiş ebdânı
(Râşid 3).

Revânda vâkı'â âsâr-ı endûh-ı elem varken 
Olur mı kâlebün hiç rahneden âsûde erkânı (Râşid 4).

Husrevâ âb-ı ruh-ı memleketâ pâdişehâ
Ey olan kâlbüd-i saltanata rûh-ı revân (Seyyid Vehbî 50).

Ki vücûdun beden-i memleketün rûhıdur
Sâ'ir a'zâ vü cevârih gibidür halk-ı cihân (Seyyid Vehbî 53).

Virdi efsürde iken kâleb-i dünyâya hayât
Sıhhat-i pâdişeh-i âlem-i zıll-i Allâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 14).

Rûh-ı ebdân-ı cihân hazret-i Sultân Ahmed
Kuvvet-i kalb-i enâm pâdişeh-i sâhib-nâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 23).

Cân-ı âlemsin eyâ pâdişeh-i âlî-şân
Hak vücûdunı hatâlardan emîn ide müdâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 44).

Rûh-ı âlem olıcak ârızadan âzürde
Tende râhat mı kalur cânda safâ dilde kıvâm
(Gümrükçüzâde Hüseyin 46).

Şehen-şâh-ı mu'azzam hazret-i Hân Ahmed-i yektâ
Ki oldur rûh-ı âlem râhat-ı cân-ı benî-Âdem
(Sa'dî 1).

Cihân bir cisme benzer pâdişâhım rûhdur zâtun
Ya evc-i ma'deletde bir dırahşân yûhdur zâtun (Sa'dî 4).

Sen cân idün bu âleme âlem sana beden
Tende ne denlü fer ola bîmâr olunca cân (Nev'î 16).

Vâkı'â âlem tezelzül bulmamak mümkin midür
Kâleb-i dünyâya zîrâ rûhdur ol şehr-yâr (Dürrî 6).

Rûh olunca nâ-hoş elbette beden bîmâr olur 
Rûhdur kasr-ı ten istihkâmına çünkim medâr (Dürrî 7).

Şairler, bu tür manzûmeleri padişaha sundukları için maharetlerini, şairlik kabiliyetlerini göstermek, sanatlarını ön plana çıkarmak durumundadırlar. Konu ne olursa olsun o konuyla ilgili edebi sanatlar (özellikle teşbihler), mazmunlar ve çağrışımlarla eserlerini süslerler. Sıhhatnâmeler'de de bu özellikleri görüyoruz.

Örneğin Dürrî, Sultân Ahmed'in çiçek hastalığından iyileşmesi üzerine yazdığı 29 beyitlik Sıhhatnâme'sinde 9 beyiti çiçek hastalığı ile ilgili şâirâne teşbihlere, tedâilere ayırmıştır. Şöyle ki: "Padişah bir gül bahçesinde yetişmiş taze fidandır ve vücudunda binlerce gül açmıştır", "padişah bir gül-i sad-bergdir, üzerinde jaleler (çiğ taneleri) vardır", "padişahın vücudu bir sadeftir, içinde inciler vardır", "padişahın vücudu bir çiçek bahçesidir; bu bahçede güller, yaseminler, laleler açmıştır", "padişahın vücudu mergûb bir yazma kitaptır, kırmızı renkli noktalar o kitabı süslemiştir", "padişahın vücudu bir sudur, üzerinde yer yer su kabarcıkları (habbeler) vardır", "padişahın vücudu altın işlemeli bir benekli atlastır, Allah onu gayb tezgahından göndermiştir", "padişahın vücudu bir çiçekli elbisedir, Allah onu mükâfât olarak padişaha ihsan etmiştir". Dürrî'nin Sıhhatnâmesi'nden bu tür beyitleri örnek olarak veriyoruz:

Gûyiyâ bir tâze nahl-i gülşen-i firdevs idi
Câ-be-câ mânend-i gülşen güller açdı sad-hezâr
(Dürrî 14).

Yoksa bir ra'nâ gül-i sad-berg-i bâg-ı hüsn idi 
İtdi anı tâb-ı te'sîr-ı tarâvet jâle-dâr (Dürrî 15).

Yâ vücûdı bir sadefdür ol yem-i cûdun meger
Kim zuhûr itdi nice pâkîze dürr-i şâh-vâr (Dürrî 16).

Yoksa bir rengîn bahâristân-ı feyz-âsârdur
Oldı verd ü yâsemîn ü lâleden üşkûfe-dâr (Dürrî 17).

Müntehab bir nüsha-i mergûbedür ol zât-ı pâk 
Buldı la'lîn noktalarla ser-te-ser nakş u nigâr (Dürrî 18).

Seyr idenler dirler ol zât-ı tarâvet-menba'ı 
Zâhir oldı âbda yer yer habâb-ı dâne-dâr (Dürrî 19).

Bâz-vânın şâh-ı gül gibi görenler didiler 
Pençe-i mercân yem-i behcetden oldı âşikâr (Dürrî 20).

Gûyiyâ şimdi mükâfâtın ten-i bîmârına
Bir çiçekli hıl'at ihsân eyledi Perverdigâr (Dürrî 24).

Yâ benekli atlas-ı zer-târdur pür-nakş u zîb 
Dest-gâh-ı gaybdan gönderdi anı Kirdgâr (Dürrî 25).

Özellikle kasîde şeklinde yazılan Sıhhatnâmeler aynı zamanda "medhiye" özelliği taşımaktadır. Bu tür Sıhhatnâmeler'de şairler yukarıda belirttiğimiz özelliklere sahip beyitlerle (özellikle nesîb bölümünde) manzumelerini süslerken aynı zamanda şiirin uygun bir yerinde eserini sundukları, hastalıktan iyileşmesini tebrik ettikleri padişahın övgüsünü de unutmazlar. Klasik kasîde kuralları içinde bu medhiye ile birlikte birkaç beyit içerisinde "fahriye" de yaparlar. Örneğin Râşid'in Sultan III. Ahmed'in hastalıktan iyileşmesi üzerine yazdığı 48 beyitlik Sıhhatnâmesi'nin 26 beyti (20-45 arası beyitler) yani yarısından fazlası "medhiye"dir. Klasik kasîde kuralları içerisinde diğer medhiye kasîdelerinde olduğu gibi padişahın muhtelif yönlerinin övgüsünün yapıldığı Sıhhatnâmeler'deki bu bölümler hemen her medhiyede bulunan ve içerisinde farklı bir nitelik barındırmayan özellikler taşımaktadır. Yine bir örnek olması açısından Râşid'in adı geçen Sıhhatnâme kasîdesindeki bu medhiye bölümünü (20-45. beyitler) aşağıya alıyoruz:

Ne sultân-ı mu'azzam kim bu nehc-i dil-pezîr üzre
Olur hemvâre kilk-i nükte-sencân menkabet-hânı
Şehen-şâh-ı mükerrem dâver-i ma'mûre-i 'âlem
Hudâvend-i mu'azzam vâris-i mülk-i Süleymânî
Mühim -sâz-ı umûr-ı dîn ü şâh-ı mesned-i temkîn
Hidîv-i re'fet-âyîn taht-pîrâ-yı cihân-bânî
Şeh-i şâhân-ı âlem ya'ni Ahmed Hân-ı sâlis kim
Degül asrında eslâfında yokdur zâtına sânî
Nizâmın buldı devlet râhat oldı millet ü milket
Bulaldan zât-ı mes'ûdıyla zînet taht-ı Osmânî
Husûsâ fülk-i mülki lücce-i şûrişde bulmuşken
Nesîm-i hüsn-i re'yi eyledi teskîn o tûfânı
Bilür ahkâm-ı evkâtı muvaffakdur umûrında
Makâm-ı re'yün Eflâtûn'ıdur rezmün Nerîmân'ı
O şâhen-şâh-ı pür-şevketdür ol kim degme bir dâver
Degüldür dergehinde müsta'idd-i câh-ı derbânı
Gedâ-yı dergehi itmez tenezzül genc-i Cemşîd'e
Semendi içmege hâhiş-ger olmaz âb-ı hayvânı
Resîde olsa da bâm-ı sipihre gösterür kûtâh
Kemend-i vasf-ı erbâb-ı kemâli rif'at-i şânı
Miyân-ı pâdişâhân-ı selefde geldi mi böyle 
Kerem gencînesi himmet tılısmı merhamet kânı 
Tevârîh-i selef ma'lûmdur Râşid işitdün mi 
Birinde pâdişâhânun bu rütbe rüşd ü irfânı 
Mürüvvet bunda şefkat bunda ehle âtıfet bunda 
Hüveydâdur hezârân vechile eslâfa rüchânı 
Nice her cünbişi memdûh-ı âfâk olmasun k'olmuş 
Hıred endâze-i etvârı hükm-i şer' mîzânı 
Zamânı mevsim-i âsâyiş-i ser-cümle âlemdür
Nice olmaz bu gûne dâverün dünyâ senâ-hânı
Bu şâh-ı ekremün zât-ı hümâyûnıyla fahr itsün 
Mübâhât eylemek lâzım gelince nesl-i Osmânî 
Ki zîrâ buldı feyz-i ihtimâmıyla kemâl üzre 
Terakkî devlet-i Osmâniyânun şevket ü şânı 
Bu şâh-ı âdilün ahd-i mükâfâtında mazlûmun
Silindi dest-mâl-i tesliyetle çeşm-i giryânı 
Hemân bu dâver-i rahm-âverün eyyâm-ı adlinde 
Karâr itdi sitem-bînân-ı çarhun âh u efgânı 
Anun hengâm-ı mi'mârî-i efdâl ü nevâlinde 
Şikeste-dillerün cümle yapıldı kalb-i vîrânı 
Revâc-ı germ virdi kâle-i idrâke ikbâli 
Düşürdi meyl-i irfân tab'-ı nâsa lutf u ihsânı 
Hemân Mevlâ nazardan saklasun şevketli hünkârım 
Dahi görmüş degüldür böyle râhat âlem-i fânî
Bi-hamdillâh cihân âsûde herkes kendi hâlinde
Senün devründe gördi halk böyle rûy-ı handânı 
Meded-kârî-i dest-i adl ü rahmunla rehâ buldı
İbâdun pençe-i bî-dâddan dâmân-ı sâmânı 
Fezâ-yı cûda at sürdi hezârân şeh-süvâr ammâ 
Senün Şebdîz-i çâpük-pây-ı tab'un aldı meydânı
Husûsâ pây-mâl olmuşdı künc-i hâk-sârîde 
Nevâl ü lutfun ihyâ itdi geldi nükte-sencânı

Sarayla bağlantılı olarak yazılan edebi eserlerin o devletin tarihi hakkında bilgiler vermesi kaçınılmazdır. Buna bir nevi tarihe yardım da diyebiliriz. Bazı tarihi hadiselerin ortaya konulmasında; yılların, ayların hatta günlerin tesbitinde bu tür eserlerin faydası inkar edilemez. Zaten bir devletin tarihi yazılırken o devirde yazılan edebi eserler incelenmeden yazılırsa tarih eksik kalmış demektir. Tarihin edebiyata, edebiyat tarihine yardımından daha fazla edebiyatın, edebiyat tarihinin tarihe yardımına ihtiyaç duyulmaktadır. Edebi malzemelerdeki küçük bilgi kırıntıları bile tarihe ışık tutma açısından önem arzetmektedir. Örneğin konumuz olan manzum Sıhhatnâmeler incelendiğinde bir nebze de olsa bu özellikleri görmekteyiz:

Kudsiyân İshâk-ı Dâ'î-veş didi târîhini

"Âleme îd oldı el-hak sıhhat-i sultân-ı dîn" (1132).

(Bu beytin tarih mısrası olan ikinci mısra ebcedle hesaplandığında 1132 (1720) tarihi çıkmaktadır).

Ramazân çıksa da bayrâmı göreydük dir iken
Ramazânı bize îd eyledi lutf-ı Mennân
(Seyyid Vehbî 5).

Evveli gerçi küdûretle güzâr itmiş idi
Hak mükâfâtın idüp cebr ile buldı pâyân (Seyyid Vehbî 6).

Oldı rûhânî vü cismânî devâ el-hâsıl
Buldı sıhhat yerine geldi yine cân-ı cihân (Seyyid vehbî 11).

Nakl idüp Kasr-ı Beşiktâş'dan İstanbûl'a
İtdi ta'dîl-i mizâc eyledi tebdîl-i mekân (Seyyid Vehbî 12).

Baht kuvvetde şehen-şâh-ı güzîn sıhhatde
Halk râhatda cihân muntazır-ı sûr-ı hıtân (Seyyid Vehbî 16).

Tâze cân buldı cihân îd-i dü-bâlâ oldı
Sıhhat-i tab'-ı hümâyûn-ı hidîv-i zî-şân (Seyyid Vehbî 24).

Bir iki cum'a ki mahrûm-ı cemâlün olduk
Gözimiz görmez idi âlemi Allâh'a ayân (Seyyid Vehbî 56). 

Tabl-ı imsâk gibi sîne dögerdi âlem 
Nukl-i iftâra bedel gam yir idi rûze-keşân (Seyyid Vehbî 57).

Yâ İlâhî bu mübârek Ramazân hürmetine
Eyle Hân Ahmed-i Gâzî'ye şifâlar ihsân (Seyyid Vehbî 80). 

Çün Beşiktâş'dan ol rûh-ı latîf-i âlem 
Şehri teşrîfi ile eyledi mukzî-i merâm (Sâmî 14).

Sûre-i pâk-i "elem-neşrah" olup fâl-i bi-hayr
Eyledi sûr-ı hümâyûn ile intâc-ı merâm (Sâmî 17).

Usr idi sû'-i mizâc irdi bi-hamdillâh yüsr 
Îdi ta'kîb idicek sûr-ı meserret-encâm (Sâmî 18).

İlâhî dâ'imâ bi'l-cümle evlâd-ı kirâmınun
Husûsâ kim büyük şeh-zâdesi Sultân Süleymân'un
(Nedîm 41).

Kılup zât-ı şeref-pîrâların âfâtdan mahfûz
Ziyâd eyle safâsın anlarun sûrıyla dünyânun
(Nedîm 42).

Padişah III. Ahmed'in hastalıktan iyileşmesi üzerine yazılan Sıhhatnâmelerden seçtiğimiz yukarıdaki beyitler dikkatle incelendiğinde ve hastalıkla ilgili diğer beyitler de gözönüne alındığında şöyle bir tarihi tabloyla karşılaşırız: "Padişah III. Ahmed 1132 (1720) yılının Ramazan ayının ilk günlerinde hummâya yakalanmıştır. Bu yıl Ramazan, Temmuz ayına denk gelmektedir. Zaten Sıhhatnâmelerin içerisinde hastalığın şiddetinin teşbihi için temmuz sıcağının fazlaca kullanılmasının nedeni de budur. Bu hastalık birkaç hafta devam etmiş, hatta padişah hastalığın şiddetinden Ramazan'ın ilk günlerindeki birkaç cuma namazını da halkın arasında eda edememiştir. Ramazan ayının son günlerine doğru tamamen iyileşmiş ve Beşiktaş'taki köşkünden şehre, halkın arasına inmiştir. Bayrama doğru iyileştiği için halk sanki iki bayramı birden yapmıştır. Padişah hastalıktan iyileştikten sonra şehzadeler için sünnet düğünü yapılmasına karar verilmiştir.24

Yukarıda Sıhhatnâmeleri teknik açıdan, şekil ve muhteva yönünden kapsamlı bir şekilde inceledik. Umuyoruz ki okuyucular Divan Edebiyatı'nın önemli manzum türlerinden biri olan Sıhhatnâmelerin niçin yazıldığı, hangi nazım şekillerinin kullanıldığı, içerisinde hangi unsurlara temas edildiği, hangi plan dahilinde yazıldığı vb. konularında doyurucu bilgilere sahip olacaklardır. İnceleme bölümünde 18 Sıhhatnâme'den yola çıkarak içerisindeki konuların ayrıntılarını verdiğimiz bu tür eserlerin hemen her yönüyle önemli bir örneği olan Seyyid Vehbî'nin Sıhhatnâmesi'nin metnini vererek konuyu bitiriyoruz. Öyle zannediyoruz ki 82 beyitlik bu Sıhhatnâme bu tür hakkında söylenenleri gözönüne serecek ve teyit edecektir.

Sıhhat-nâme-i Seyyid Vehbî Efendi
(Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilâtün Fe'ilün).

1 Minnet Allâh'a şifâ buldı şehen-şâh-ı cihân Álemüñ îd-i mübârek-demi oldı Ramazân
2 Nice îd olmaya kim görmedük âlemde dahi Böyle dem böyle safâ böyle mübârek devrân
3 Gicesi feyz-i ferahla seher-i îde nazîr Gündüzi şevk u safâdan dem-i nevrûza nişân
4 Herkesüñ hâtırı âsûde derûnı hurrem Açılup göñli gözi âlerr^ oldı rahşân
5 Ramazân çıksa da bayrâmı göreydük dir iken Ramazânı bize îd eyledi lutf-ı Mennân
6 Evveli gerçi küdûretle güzâr itmiş idi Hak mükâfâtın idüp cebr ile buldı pâyân
7 Ya'ni teb tutmuş iken şîr-sıfat pâdişehi Ürperüp olmuş iken cism-i memâlik lerzân
8 Lerzişi buldı sükûn kıble-nümâ-yı ikbâlO Ka'be-i sıhhate oldı müteveccih el'ân
9 Şükr-i Bârî ki Felâtûn-ı inâyet yetişüp Oldı ma'cûn-ı İlâhiyle aña çâre-resân
10 Nakş-ı hâleyle meh-i bedr degül sundı Mesîh Bir şifâ âyeti tahrîr olunmuş fincân
11 Oldı rûhâni vü cismâni devâ el-hâsıl Buldı sıhhat yerine geldi yine cân-ı cihân
12 Nakl idüp kasr-ı Beşiktâş'dan İstânbûl'a İtdi ta'dîl-i mizâc eyledi tebdîl-i mekân
13 Defaten rûha gıdâ sadra şifâ câna safâ Çeşme nûr âyine-i bahta cilâ geldi hemân
14 Ne turur eylesün âgâze-i "Sıhhat-nâme" Mutrib-i çarh def-i mihre olup fiske-zenân
15 Her zamân girmez ele böyle zamân-ı şâdî Dâ'imâ çarh murâd üzre ider mi devrân
16 Baht kuvvetde şehen-şâh-ı güzîn sıhhatde Halk râhatda cihân muntazır-ı sûr-ı hıtân
17 Gûş idince haber-i sıhhat-i şâhen-şâhı Âlem îfâ-yı nüzûr itmege oldı pûyân
18 Gitdiler isr-i Birâhîm-i Halîlullâh'a Zebh-i kebş itmek içün her biri dâmen-be-miyân
18 Vâkı'â her kişi hâlince tasadduklar idüp Farz-ı ayn oldı ki şükr eyleye giryân giryân

19 O şehün yolına sâtûr-ı hilâliyle felek Sevr ü cedy ü hameli şükr içün itdi kurbân
20 Îd-i adhâya ne kurbân idecekler bilmem Âdem Allâh'ı seversen nice olmaz hayrân
21 Şükr Mevlâ'ya ki halkun gözinün yaşı ile Eyledi def-i gubâr-ı keder-i âlemiyân
22 Ne kadar 'arz-ı sürûr eyler isek degmez mi Ne kadar bezl-i nüzûr olsa degül mi şâyân
23 Tâze cân buldı cihân îd-i dü-bâlâ oldı Sıhat-i tab'-ı hümâyûn-ı hidîv-i zî-şân

24 O cihân-bân-ı mu'azzam o hidîv-i a'zam
O Sikender-haşem ol Cem-hadem-i Dârâ-şân
25 O Felâtûn-ı hikem-senc-i Aristû-fıtnat Oldı tedbîrine hayrân hükemâ-yı Yûnân
26 Kıble-i pâdişehân kim derine itdi felek Çîn-i pîşâni-i şâhânı hasîr-i meydân
27 O şehen-şâh-ı mükerrem ki Debîr-i gerdûn Vasf-ı pâkinde bu elkâb ile yazdı unvân
28 Kuvvet-i bâzu-yı dîn sıhhat-i cism-i temkîn Ferah-ı kalb-i hazîn mâh-ı zemîn şâh-ı zamân
29 Şukka-efrâz-ı himem saf-şiken-i ehl-i kerem Şâh-ı seyyâre-'alem husrev-i Rüstem-destân
30 Şehr-yâr-ı azamet-güster ü İskender-fer Tâc-dâr-ı haşemet-leşker ü Keyvân-derbân
31 Dürr-i şevket-sadef-i kulzüm-i şâhen-şâhî Şeb-çerâg-ı harem-i dûde-i Âl-i Osmân
32 Hırz-ı bâzû-yı kerem zâmin-i emn-i 'âlem Kuvvet-i tâli'-i dîn vefk-i yemîn-i îmân
33 Râhat-efzâ-yı cihân fitne-zidâ-yı devrân Bâ'is-i emn ü emân zıll-i zalîl-i Yezdân
34 Nuhbe-i ins ü melek mâ-hasal-ı devr-i felek Ya'ni sultân-ı selâtîn-i kirâm Ahmed Hân
35 O felek-kevkebe hâkân-ı Sühâ-mertebe kim İtdi Hak tîgunı âvîze-i arş-ı Rahmân
36 Kûh-ı Kâf olsa adû seng-i reh olmaz önine İtse bir memlekete himmeti tevcîh-i inân

37 Zühdi eyler o kadar sedd-i reh-i mekr ü dalâl Adem-âbâda kaçar vesvesesinden şeytân
38 Kalbi safvetde hemân âyine-i İskender Tab'ı aynı ile ser-çeşme-i âb-ı hayvân
39 Zihni ol mertebe vekkâd ki çün pertev-sûz Nigehinden tutuşur hâr u has-ı vehm ü gümân
40 Bir işâretle nigâhından ider fehm-i murâd Çekmeden ehl-i recâ zahmet-i tahrîk-i zebân
41 Nazar-ı dikkati kâfî miheke hâcet yok Bir bakışda ider insânın ayârın iz'ân
42 Bahtı ol mertebe âlî ki nazar fark idemez Dûr-bîn olsa amûd-ı seher-i nûr-efşân
43 Lutfı ol mertebe kim dest-i güher-pâşında
Bir avuç seng ü hazef mâ-hasal-ı ma'den ü kân
44 Hâki altun degül iksîr virür bir yere ger Olsa ebr-i kef-i ihsânı anun katre-çekân
45 Şâhid-i re'yi dehen-ber-dehen-i râz-ı kader Fikri akl-ı kül ile mahrem-i esrâr-ı nihân
46 Hâb-gâh itdi gazâlâna künâm-ı esedi İtdürüp adli mürâ'ât-ı hukûk-ı cîrân
47 Böyle sencîde-nazar bir şeh-i kâmil mi olur Kim olur dirse eger aklına gelmiş noksân

48 Gelmedi misli felekde yine gelmez bî-şek Şâ'irim gerçi velî yok bu kelâmımda yalan
49 Husrevâ âb-ı ruh-ı memleketâ pâdişehâ Ey olan kâlbüd-i saltanata rûh-ı revân
50 Şükr kim tab'-ı şerîfün yine sıhhat buldı Eyledi Hazret-i Allâh şifâlar ihsân
51 Yek-be-yek nabzını tutdum götüri haste idi Keder-i tab'-ı hümâyûnun ile pîr ü cüvân
52 Ki vücûdun beden-i memleketün rûhıdur Sâ'ir a'zâ vü cevârih gibidür halk-ı cihân
53 Rûha sıklet gelicek 'uzva eser itmez mi İnbisât oldıgı dem nice iderse sereyân
54 Halkun âsâyişi âsâyiş-i zâtunla imiş
Gül cemâlünle imiş revnak-ı gülzâr-ı cihân
55 Bir iki cum'a ki mahrûm-ı cemâlün olduk Gözimiz görmez idi âlemi Allâh'a ayân
56 Tabl-ı imsâk gibi sîne dögerdi âlem Nukl-i iftâra bedel gam yir idi rûze-keşân
57 Hamd-i bî-had ki bu esnâda vürûd itmekle Haber-i âfiyetün cümleye oldı dermân
58 Îd-gâh itdi bütün âlemi bu cilve-i şevk Kıldı sükkân-ı semâvât u zemîni şâdân
59 Bu ferah olmasa kalur gider idi mensî Hurmet-i gurre-i Şevvâl ile kadr-i Ramazân

60 Îd irmek bize mihr-i ruhunı görmekdür Bir gün evvel o güni göstere Hallâk-ı cihân
61 Husrevâ bulalı dîvân-ı ezelde zîver Hıl'at-ı ahsen-i takvîm ile dûş-ı insân
62 Herkes ehliyyeti mikdârı alup vâyesini Olalı efser-i dîhîm nasîb-i şâhân
63 Kimseye itmedi bu mertebe mülki teshîr Bir şehe görmedi Allâh bu feyzi şâyân
64 İlm ü hilm ü kerem ü ma'delet-i seyf ü kalem Hâsılı her ne kadar var ise ef'âl-i hasân
65 Eyleyüp zât-ı hümâyûnuna hasîsa seni İtmiş evreng-i hilâfetde adîmü'l-akrân
66 Görmedük şimdiye dek Hazret-i Allâh bilür Var ise mislün eger ketm-i ademde pinhân
67 Vasfunı kimse degül kâdir edâ eylemege Mümkin olsa ben iderdüm anı takrîr ü beyân
68 Ki benem mu'cize-gû şâ'ir-i Nef'î-lehce Kadrüm inkâr idemez nâdire-gûyân-ı zamân
69 Böyle mi eyler idim medh-i hümâyûnun ben Olmasa tab'ımun imsâki be-hükm-i Ramazân
70 Tevsen-i tab'ı yarandurmagiçün aç tutarum Menzil almak nic'olur îdde görsün yârân
71 Ben temeddühle güzâf itmegi sevmem ammâ Acebâ itsem olur mıydı kasîdem burhân

72 Lâfı ko her ser-i mûyun kalem olsa Vehbî Binde bir vasfunı yokdur yine ketbe imkân
73 Kande sen kande senâsı o şehen-şâhun kim Kudsiyân eylemede midhatüni vird-i zebân
74 Rûzeyi illet idüp 'aczüni ikrâr eyle
Yohsa evsâfına bir vechile yok sende tüvân
75 Vakt-i iftârda hâyîde söze karnım tok Sıdk ile aç elüni ayr du'â eyle hemân
76 Sen kadîmî kulusın kendi çerâgısın hem Nazarı pertevidür sendeki nûr-ı irfân
77 Garka-i ni'meti hâlis kulusın ben bilürem Ne du'â eyler isen itme kabûlinde gümân
78 Tâ ki îd ide te'âkub Ramazânın keselin Mihnete ola safâ der-pey ü derde dermân
79 Yâ İlâhî bu mübârek Ramazân hurmetine Eyle Hân Ahmed-i Gâzî'ye şifâlar ihsân
80 Nice şeh-zâde-i zî-şân ile çün mâh u nücûm Taht-pîrâ ola durdukça sipihr-i gerdân
81 Güni günden yeg ola şevketi dünyâya tola eref-i îd-i mübârek bula kadr-i Ramazân



1 Ahmed Paşa Dîvânı, Haz. Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan, Ankara 1992, s. 93, 94.
2 Bu şair hakkında kaynaklarda bilgi bulunamadı.
3 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 62a-62b.
4 Türk Şairleri, Haz. Sadeddin Nüzhet Ergun, C. 3, s. 1193, 1194.
5 Nev'î Dîvânı, Haz. Dr. Mertol Tulum, M. Ali Tanyeri, İstanbul 1977, s. 120-123.
6 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 5a-6b.
7 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 3b-5a.
8 Şiirde mahlası da bulunmadığından bu şair ve mahlası hakkında kaynaklarda bilgi bulunamadı.
9 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 12a-14a.
10 Cevrî Dîvânı, Haz. Doç. Dr. Hüseyin Ayan, Erzurum 1981, s. 70-73.
11 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 9b-11b.
12 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 6b-9b.
13 Bu şair hakkında kaynaklarda bilgi bulunamadı.
14 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 1b-2a.
15 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 15b-16b.
16 Haşmet Külliyâtı: Dîvân, Senedü'ş-Şu'arâ, Vilâdet-nâme (Sûr-nâme), İntisâbü'l-Mülûk (Hâb-nâme), Haz. Mehmet Arslan, İ. Hakkı Aksoyak, Sivas 1994, s. 141.
17 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 16b-17a.
18 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 14a-15b; Nedîm Dîvânı, Haz. Abdulbâki Gölpınarlı, İstanbul 1972, s. 235-237.
19 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 2a-3b.
20 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan No: 826, v. 17a-17b.
21 Nev'î Dîvânı, Haz. Dr. Mertol Tulum, M. Ali Tanyeri, İstanbul 1977, s. 156, 157.
22 Sıhhatnâme ve Sûr-ı Hıtâna Müte'allik Kasâ'id, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Revan no: 826, 69 v. Bu mecmuanın 17b'ye kadar olan kısmı Sıhhatnâmelere, devamı Sûriyye Kasîdesi ve tarihlerine ayrılmıştır. Mecmuada "Kâmî, Râşid, Pîrîzâde Sâhib, Seyyid Vehbî, Sâmî, Gümrükçüzâde Hüseyin, Nedîm, Hayâtîzâde Emînî, Edîb, Sa'dî ve Zâhî"nin Sıhhatnâme manzûmeleri ile "Seyyid Kelîm, Diyârbekrî Muhammed Efendi, Seyyid Vehbî, Râzî, Hâfız Gussî, Şehdî, Seyyid Fâ'iz, Mîrzâzâde Sâlim, Kâmî, Trabzonî Sâlim, Osmânzâde Tâ'ib, Hıfzî, Sa'dî, Dürrî Birâderi Sa'dî, Hayâtîzâde Emînî, Tabîb Ali Efendi, Mâcid Efendi, Ferîd, Vesîm, Pîrîzâde Muhammed Sâ'ib, Râşid, Fâ'iz Efendizâde Seyyid Vâkıf, Necîb, Refî', Seyyid Fâ'iz, Vehbî, Mektupçu İzzet Bey, Üsküdârî Şâfî Ahmed Efendi, Hâfız, Münîb, Lâ-Edrî, Şâmî Muhammed Efendi, Mahdûmî, Medhî Efendi"nin Sûriyye Kasîdeleri ve Tarihleri yer almaktadır. Bu mecmua hakkında geniş bilgi için bkz.: Türk Edebiyatında Manzum Sûrnâmeler (Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri), Haz. Mehmet Arslan, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1999, s. 114, 115.
23 Örnek beyitlerin sonunda bulunan ve şairin isminden sonra gelen rakamlar, araştırmacılara kolaylık olması açısından bu manzumenin alındığı yerdeki beyit numarasını vermektedir.
24 Gerçekten de Osmanlı sarayının en muhteşem sünnet düğünlerinden birisi 1720 yılının Zilkade ayında yapılmıştır ki bu tarih padişahın hastalıktan iyileştiği Ramazan ayından takriben iki ay sonradır. Padişahın iyileştiği Ramazan ayında yapılması kararlaştırılan bu düğünde şehzadeler Süleyman, Mustafa, Mehmed ve Bayezid'in 15 gün süren muhteşem sünnet düğünleri icra edilmiştir. Bu düğün üzerine Seyyid Vehbî ve Hazîn tarafından düğünün detaylarını anlatan mensur "Sûrnâmeler" yazılmıştır. Geniş bilgi için bkz.: Türk Edebiyatında Manzum Sûrnâmeler (Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri), Haz. Mehmet Arslan, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1999, s. 34, 54-62.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2552 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın