• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Türk Edebiyatında Kadın Şâirler ve Na't / Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yılmaz

Osmanlı eğitim sistemi içinde, Türk kızlarının eğitim görebileceği okulların açılması çok yeni sayılır. Eski edebiyatımızda önemli kadın şâir ve yazarların az sayıda olmasının başlıca sebeplerinden biri bu olabilir. Bu kadın şâirlerimizin bazılarının âile içinde ciddî tahsil gördükleri, günümüze kadar ulaşabilen eserlerinden bellidir. Ancak bu özel eğitim şansını çok az sayıda Türk kadını bulabilmiştir. İçinde bulundukları kültürlü ortam sâyesinde, yakın âile çevresinin de desteği ile okuma yazma imkânı elde eden kadınlarımızdan, hem muhîti daha kapalı ve hem de söylenişi zor olması hasebiyle Dîvân edebiyatında tebârüz edebilenler ise parmakla sayılacak kadar azdır. Biz bu çalışmamızda, edebiyatımızdaki kadın şâirlerimizden, hayatları ve edebî şahsiyetleri hakkında bilgiler bulabildiklerimizi tanıtmak ve na't yazmış olanlarını ayrıca ele almak suretiyle Türk İslâm edebiyatındaki yerlerine işaret etmek istiyoruz:

A. Türk Kadın Şâirler

Türk edebiyatında, kadın şâirler denilince hemen Fıtnat Hanım, Zeynünnisâ Zeynep Hanım, Fahrünnisâ Mihrî Hanım, Fatma Ânî Hanım, Sırrî Râhile Hanım, İffet Hatice Hanım, Sıdkî Emetullâh Hanım, Safvet Nesîbe Hanım, Âdile Sultân, Fâize Fatma Hanım, Fatma Kâmile Hanım, Leylâ Hanım, Şeref Hanım ve Makbûle Leman Hanımı zikretmemiz mümkündür.1 Ancak bu kadın şairlerimizi yeterince tanıyan, onların şiirleri hakkında bilgi sahibi olan insan sayısının çok az olduğu kanaatindeyiz. Dînî edebiyatımızdaki konumları ise iyice ihmal edilmiş, varlıkları görmezlikten gelinmiştir. Halbuki, Türk edebiyatında iz bırakan kadınlar arasında "sâhibe-i dîvan-ı belâgat-nişân" olarak tanınanlar çoğunluktadır. Şimdi Türk edebiyatında önemli yerleri olan bu kadın şairlerimizden bazılarını daha yakından tanıyalım:

1. Adile Sultan

Âdile Sultân, Sultan Mahmut'un kızıdır. Cömertliği ile meşhurdur. Mürettep Divanı vardır. 1316/(1899) tarihinde vefat etmiş ve Eyüp'te Bostan İskelesi denilen yerde, eşi Mehmet Ali Paşa'nın yanına defnedilmiştir.2

1. Fahrünnisâ Mihrî Hanım

Fahrünnisâ Mihrî Hanım, Fatih Sultan Mehmet devri edîbelerinden ve eski Osmanlı kadın şairlerinin en değerlilerinden olup Amasya'lı Belâyî'nin kızıdır. Zeynep Hanım'ın çağdaşıdır. Şiirlerinin çoğu Necâtî'ye nazire tarzındadır. Konağı şairlerin ve edebiyatçıların toplanma yeri gibiydi. Mürettep Dîvanı vardır. 912/(1506) senesinde, genç yaşında vefat etmiştir.

Nûr akar gördüm cemâlinde egerçi zâhiren

Kendisi benzer müselmâna libâsı kâfirî Erdi çün âb-ı hayâta Mihrî ölmez haşre dek Gördü çün şeb zulmetinde ol ıyân İskender'i dizeleri onundur. Muallim Nâci, "Şiiri şöhretine uygun değildir"3 değerlendirmesi yapmıştır.4

3. Fâize Fatma Hanım

Fâize Fatma Hanım, 1175/(1761) senesinde vefat etmiş ve Sıdkî Emetullah Hanım'ın yanına defnedilmiştir.5

3. Fatma Ânî Hanım

Fatma Ânî Hanım, XVII. yüzyıl şairlerinden olup, İstanbullu'dur. "Hâce-i zenân/Kadınlar hocası" olarak şöhret bulmuştur. Müstakim-zâde, Anî Hanımın güzel ta'lîk hatla yazmış olduğu ismini ve babasının adını gördüğünü söylemektedir.6 Şâirliği yanında hattatlığı ile de meşhurdur. Yenişehir kadısı olan oğlu Emir Ağa-zâde Seyyit Mehmet Efendi'nin yanında, H.1122/(1710) tarihinde vefat etmiştir.

Hayâl-i ârızınla dîde sahn-ı gülsitânımdır Açılmış şerhalar sînemde nahl-i erguvânımdır Ümîd-i vuslatın ey kaşları yay sîneden geçmez Hayâl-i tîr-i gamzen Âniyâ hâtır-nişânımdır kıtası onundur.7

3. Fatma Kâmile Hanım

Fatma Kâmile Hanım, Balıkesir'de Keşkek-zâde ailesine mensup bir şairdir. Hz.Peygamber'in doğumu ile ilgili "Hâdî'l-cinân" isimli bir eser yazmıştır. 1339/(1920) tarihinde memleketinde vefat etmiştir.8

3. Fıtnat Hanım

Asıl adı Zübeyde olan Fıtnat Hanım, Şeyhülislâm Ebû İshâk İsmâil Efendi-zâde Mehmed Es'ad Efendi'nin kızıdır. Anne adı Hatice'dir.9 Pek çok meşhur insan gibi onun da doğum tarihi bilinmemektedir. Dedesi ve babası şeyhülislam olan Fıtnat Hanım'ın kardeşi Mehmed Şerif Efendi de I. Abdülhamid döneminde, babası ile aynı görevde bulunmuş, şeyhülislamlık yapmıştır. Babası Mehmed Es'ad Efendi, Atrabü'l-Âsâr isimli mûsîkîşinâslar tezkiresi ve Lehçetü'l-Lügât adlı lügat kitaplarının müellifi, münevver bir şeyhülislâm ve divan sahibi bir şâirdir. 10 Kardeşi Mehmed Şerif Efendi'nin de güçlü bir şair olduğu bazı kaynaklarda ifade edilmektedir.11 Fıtnat Hanım, III. Selim devrinin Rumeli kazaskeri olan ve "nakîbü'l-eşrâf olmasına rağmen şiirden anlamayan"12 Derviş Efendi isimli biriyle evlenmiştir. Ancak bazı kaynaklarda, Derviş Efendi'nin hem yaşlı oluşundan, hem de şiirden anlamayışından dolayı bu evlilik "talihsiz" olarak nitelendirilmiştir. 13 Fıtnat Hanım, H. 1194/M. 1780 tarihinde vefât etmiştir. Mezarı, İstanbul'da Eyüp Sultan türbesi civarındadır.14 Muallim Nâci, Fıtnat Hanım'ın kadın şairler arasındaki haklı şöhretini dile getirirken, şu ifadeleri kullanmıştır:

"Fıtnat, Müslüman hanımlar için iftihar kaynağı olacak nâdir bir belâgat nümûnesidir. Tab'ındaki cevdete, ifadesinin selâseti ve seçtiği mazmunların rikkati iki şâhittir. Leylâ, Şeref gibi kadın şairlerimize Zeyneb'i tercih etmek isteyenlere hak verebiliriz; fakat, bir "meliketü'ş-şâirât/(şairler kraliçesi) " ta'yîn etmek lâzım gelse biz Fıtnat'ı seçmek isteriz. Fıtnat'ın sözlerinde kusur, pek çok şairi gıptaya düşürecek kadar azdır. Fakat fikrinde sınırlılık görülür. Dîvançesinde tekerrür-i mezâmîn dikkati çekeçek derecededir. Bu da hâlinin hususiyetine bağışlanır."15

Fıtnat Hanım'ın "Âferîn erbâb-ı aşkın kuvve-i bâzusuna" mısra'ıyla başlayan şiiri bestekâr Abdülhalim Ağa tarafından Hicaz makamında, "Güller kızarır şerm ile ol gonca gülünce" mısra'ıyla başlayan gazeli de İbrahim Ağa tarafından Hicaz-ı Hümâyun makamında bestelenmiştir.16

Fıtnat Hanım, pek çok şiirine konu olan aşk ve sevdayı anlatırken erkek şairlerden farklı düşünmemiştir. Fıtnat da al yanağı güllerden, saçları sünbülden daha güzel kokan, kirpik okları sîne delen, gonca dudaklı, konuştuğu zaman herkesi ağzına baktıran bir güzel hayal etmekte, şaraptan ve kadeh üzerindeki dudak izlerinden söz etmektedir ve ölse bile bir başka sevgili istemediğini söylemektedir:

Bağda güller ruhun seyriyle hayrân oldu hep
Kâkülün reşkiyle sünbüller perîşân oldu hep
Bir nigâh-ı nâza şâyân oldum ammâ n'eyleyim
Sînemiz âmâc-gâh-ı tîr-i müjgân oldu hep
'Ârız-ı alın senin ey gonca-leb etdim hayâl
Hâne-i hâtır yine reşk-i gülistân oldu hep
Câ-şeni bahş oldu ol kân-ı melâhat bezme çün
Sâğar-ı mey 'aks-i la'liyle nemek-dân oldu hep
Fıtnat ol şîrîn-dehen nutka gelince nâz ile
Feyz-i güftâr ile 'âlem şekkeristân oldu hep17

7. İffet Hatice Hanımİffet Hatice Hanım, Sırrî Râhile Hanım'ın ablasıdır. 1277/(1860) tarihinde, memleketi olan Diyarbakır'da vefat ederek Behram Paşa camii haziresine defnedilmiştir.

Zerreyim hâke beraber menzilim hurşîddir
Ehl-i diller himmetiyle geldi bu izzet bana
Mazhar-ı sırr-ı İlâhî eyledim dil hânesin
İffetâ rûz-ı ezelde aşk imiş kısmet bana
beyitleri ona aittir. 18

7. Leylâ Hanım

Moralı-zâde Leylâ Hanım olarak bilinen Leylâ Hanım, Kazasker Moralı-zâde Hâmid Efendi'nin kızıdır. İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi bilinmemektedir. İlk edebiyat eğitimini, İzzet Molla diye bilinen dayısı19 Keçeci-zâde Mehmet İzzet'ten almıştır.20 Gençliğinde bir evlilik tecrübesi yaşadığı ve düğün gecesi eşinin, kendisini saydırmak ve kendisine hizmete alıştırmak maksadıyla, kolundaki üzeri nohut yakılı yarayı temizlemesini istediği ve bunun üzerine Leylâ Hanım'ın odayı terk ederek bir daha da geri dönmediği bazı kaynaklarda anlatılmaktadır.21 Daha sonra bir başkasıyla da evlenmeyen22 Leylâ Hanım H. 1264/M. 1847 tarihinde vefat etmiş23 ve Galata Mevlevîhânesi bahçesine defnedilmiştir.24

Fıtnat Hanım müstesna, klasik ekolün şair hanımlarının en büyüğü şüphesiz Leylâ Hanım'dır. Osmanlı şiirinin son klasik döneminin hitamında, kadîm şekiller ve hayaller üzerine, güneşin ufukta kaybolurken İstanbul semâlarından Asya tepelerine son bir ışık göndermesi gibi, son bir parlaklık veren şiirleriyle oldukça şirin ve ilginç bir şahsiyet olarak durmaktadır.25 Dîvân sahibi bir şâirimizdir. Yaşadığı çağa göre çok rahat davranan ve hatta şiirlerinde aykırı sayılabilecek ifadeler kullanan ve ifadelerinden dolayı, zaman zaman hakkında olumsuz şeyler de söylenen26 Leylâ Hanım çok yönlü bir edebî kişiliğe sahiptir.

Leylâ Hanım'ın hac ya da umre için gittiği sırada Hz. Peygamber'in mübarek ravzasını ziyaret ettiği, orada günahlarına tevbe ettiği ve bir daha işlemeyeceğine karar verdiği, ancak geri döndükten sonra bazı nefsânî arzularını kontrol edemediği ve sözünü tutmakta zorlandığı, duygu dolu şu ifadelerinden anlaşılmaktadır:

Hevâ-yı nefsime tâbi' pek çok günâh etdim
Huzura kangı yüz ile varayım yâ Resûla'llâh
Harîm-i ravzana sürmüş iken rû-yı siyâhım vâh
Yine cürm ü günâha mübtelâyım yâ Resûla'llâh27

Leylâ Hanım, dîvânında besmeleden sonra yer almış olan şu ilk kıtasında da, dağınık sözlerini bir araya getirerek bir divan teşkîl etmek istediğini, günahkâr bir kul olmasına rağmen bu hususta Allah'ın yardımını umduğunu ifade etmekte ve Hz. Peygamber için na'tlar yazmayı da nasip etmesini dilemektedir:

Elfâz-ı perîşânımı cem' etmek için
Tevfîkin umar 'abd-i siyeh-rû yâ Rab
Dîvânına da rehber edip tevfîkin
Kıl na't-i habîbinde suhan-gû yâ Rab. 28

Leylâ Hanım nezdinde, dostluğun önemi çok büyüktür. Dostlar incitilmemeli ve hatta incinmelerini mümkün kılacak davranışlardan kaçınılmalıdır. Bu gelip geçici âlemde gerçek zerâfet böyle olmalıdır. Onun bu konuda, nasîhat niteliğindeki şu beytinin değeri hiç kaybolmayacaktır:

İncitme sen ahbâbını incinmeye senden
Bu 'âlem-i fânîde zerâfet budur işte.29

9. Makbûle Leman Hanım

Makbûle Leman Hanım, Son Osmanlı kadın şairlerindendir. İstanbul'da yetişmiştir. Mabeyn-i Hümayun mensuplarından Hacı İbrahim Efendi'nin kızıdır. Ömrünün uzunca bir kısmını hasta olarak geçirmiştir. Şûrâ-yı devlet baş katiplerinden Fuat Paşa'nın eşidir. Tamamen İslami ahlaka uygun eser yazan ilk kadındır. 1316/(1898) tarihinde vefat etmiş ve Eyüp'te Siyavuş Paşa türbesi yakınına defnedilmiştir.

9. Safvet Nesîbe Hanım

Safvet Nesîbe Hanım, İstanbul'ludur. Beglikçi Muhib Efendi'nin kızıdır. Dîvançesi vardır. 1253/(1837) senesinde vefat etmiş ve Eyüp Sultan mezarlığına, babasının yanına defnedilmiştir.

Düşme dedim dahı bir derde gönül âh sana
Yine düşdün yeni bir derde kim eyvâh sana
Safvetâ râz-ı dilin kimseye ızhâr etme
Gün olur yardım eder bir dil-i âgâh sana
beyitleri onundur.30

9. Sıdkî Emetullâh Hanım

Sıdkî Emetullâh Hanım, Emetullah Hanım olarak bilinir, Sıdkî mahlasıdır. Kametî-zâde Mehmet Efendi'nin kızıdır. Mürettep Divanı ve ve Mecmeu'l-ahyâr, Genc-i Envâr gibi mutasavvıfane manzumeleri vardır. 1115/(1703) tarihinde vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı yakınlarındaki Emir Buharî Zaviyesi civarındadır. Bayramiyye tarikati ulularından Himmet Efendi müntesiplerindendir. Babası vefat edince şu tarihi düşürmüştür:

Kâmetî-zâde Efendi edicek azm-i cinân
Ağladı anın içün mâtem idüp ins ü cân

Dedi târîh-i vefâtını kızı Sıdkî anın
Kâmetî-zâde'ye a'lâ-yı İrem ola mekân.31

12. Sırrî Râhle HanımSırrî Râhile Hanım, Diyarbakırlı olup Arapça, Farsça ve Türkçe ile şiir yazabilen bir şairdir. 1290/(1873) yılında İstanbul'a gelerek Sadrazam Yusuf Kamil Paşa'nın konaklarında ikamet etmiş ve İstanbul şairleri arasında şöhret bulmuştur. 1294 (1877) yılında vefat ederek Edirnekapısı dışındaki Otağcılar semtindeki Kâdirî tarikatı dergâhına defnedilmiştir.

Ketmi güç ızhârı güç bir derde oldum mübtelâ
Darısun bilmez tabîb kâşâneler ağlar bana
Sırrî bir vîrânede bir gence erdin misli yok
Hasb-i hâlim söylesem dîvâneler ağlar bana
beyitleri ona aittir.32

12. Şeref Hanım

Şeref Hanım'ın babası, Mısır kadılığında da bulunmuş olan müderris ve şâir Mehmed Nebil Bey'dir. Mehmed Nebil Bey, ana tarafından, şâir âlimlerimizden, kütüphane sahibi Şeyhulislâm Reîs-zâde Mustafa Âşir Efendi'nin torunudur. 1224/1809 tarihinde İstanbul'da doğmuştur ve 1277/1860 tarihinde yine İstanbul'da vefat etmiştir. Mezarı Yenikapı Mevlevîhanesi bahçesindedir.33

Bir mevlevî olan Şeref Hanım'ın dîvânı, Fıtnat ve Leylâ Hanımların dîvânlarından daha hacimlidir. İşlemediği konu yok gibidir. Dîvân edebiyâtının inceliklerini bütün şiirlerinde görmek mümkündür. Hacıbey-zâde Ahmed Muhtâr, Şeref Hanım'ın terceme-i halini anlatırken "kendinden evvelki şâirâtdan ziyâde şiir söylemiş ve matbû olan dîvânında muharrer olduğu üzere bilhâssa münâcât ve kasâidiyle tezyîn-i sahâif-i dîvân eylemiştir"34 demiştir. Bursalı Mehmed Tahir "....sûzişli mersiyyeleri, âşıkâne münâcât ve kasâidi vardır35" derken, Meşâhîrü'n-Nisâ sâhibi Mehmed Zihni, ".. gerçekten dîvânının süsü denecek güzel mersiyyeleri vardır36" demektedir. Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî'de "usta şâirdir37" ifadesini kullanmıştır. Nihat Sami Banarlı ise: "Şeref Hanım'ın dili sâde ve nazım tekniği kuvvetlidir. Nazmında zamânının ev ve âile lisânından aktarılmış sözler bulunması dikkat çeker..Mühim bir kısım mısrâları da onun iyi bir tahsil gördüğünü ve ancak olgun bir insandan beklenen zarîf ve nüktedân bir ifâdeye sahip olduğunu gösterir" 38 ifadesini kullanmıştır.

Prof. Dr. Önder Göçgün, "Şeref Hanım'ın hayatının safhaları hakkında etraflı bilgimiz bulunmamakla birlikte; kendisinin son derece kültürlü, hassas, kâmil, olgun, Hz. Mevlânâ'nın yolunda, Hz. Peygamber ve Allah aşkı ile dolu, Türk İslâm an'anesiyle yetişmiş, her bakımdan örnek bir hanımefendi olduğunu eserlerinden anlamak pekâlâ mümkündür..Şiirlerinin zengin muhtevası kadar, nazım tekniği ve Türkçe'ye hakimiyeti de hayli kudretlidir"39 demektedir. Şeref Hanım'ın şairliğindeki başarısını, İbnülemin Mahmut Kemal ise, "..erkek şâirlerin çoğundan daha düzgün, daha manâlı manzûmeler yazmıştır..Tekellüfsüz güzel sözler söylemiştir. Manzûmelerinde lafız, manâ, vezin hatası yok gibidi..Koca divânda ancak üç beş hataya tesadüf edilebilir"40 cümleleriyle değerlendirmektedir.

Şeref Hanım'ın münâcâtları41 ve na'tları çok kıymetlidir. Fıtnat ve Leylâ Hanım gibi Şeref Hanım da güzel bir tahmîsin insanlar üzerinde olumlu tesirine inananlardandır. Na'tları arasında Nûrî (ö. ?)'nin bir gazelini tahmîs ederek meydana getirdiği 5 bendlik bir na'ti de vardır. O, üç hanım şairin en çok na't yazanıdır. Onun edebî şahsiyetini, dîvânının gazeliyyât kısmından seçtiğimiz ifâdeleri anlatacaktır, sanıyoruz. Şeref Hanım'ın tasavvufî ifâdelerini dîvânında yer alan hemen hemen bütün şiirlerinde görmek mümkündür:

Şeref Hanım, doğru sözlü olduğunu, söylediklerini de inkâr etmediğini ve kendisinin iki yüzlü münâfık olmadığını ifade etmektedir:

Rast-gûyum sözü bir söylerim etmem inkâr
Hamdü li'llâh ki iki yüzlü münâfık değilim42

Şeref Hanım, kendisinin Hz. Peygamber soyundan olduğunu söylemekte, Kerbelâ'da Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'i şehîd ettikleri için Yezîd ve soyuna la'net etmektedir:

Ben evlâd-ı Rasûl'üm tâ be-mahşer
Yezîd'e ehline ensâbına etbâ'ına la'net43

Şeref Hanım bu beyitte de insanın gönülleri ma'mûr etmek için çalışması ve Allâh'ın evi sayılan kalbi kırmaktan korkması gerektiğini güzel bir şekilde ifade etmektedir:

Yapmağa sa'y et gönül yıkma Hudâ'dan kıl hazer
Mülkünü elbette sâhib-hâne vîrân istemez44

Şeref Hanım'ın, yaşadığı dönemin maddî ve manevî zorluklarına rağmen hacca gitmeyi ve Hz. Peygamber'in mübârek ravzasını ziyaret etmeyi çok arzu ettiği, gidemediği yıllarda çok üzüldüğü, hacca gitmesi mümkün olursa geri dönmek bile istemediği; orada, Hz. Peygamber'in diyarında ölmek istediği bazı na'tlarından anlaşılmaktadır:

Eşigin görmege bin cânım olsa eylerim kurbân O rütbe hadden aşdı intizârım yâ Resûla'llâh Ölür isem gubâr-ı ravzana yüz sürmeden tâ haşr Döğünsün taş ile seng-i mezârım yâ Resûla'llâh45 Gidip huccâc ben kaldıkça fart-ı ye's ile gûyâ Kopar başıma her yıl bir kıyâmet yâ Resûla'llâh Ne denlü ârzû-mendim bilirsin görmege ravzan Sana takrîre hâlim var mı hâcet yâ Resûla'llâh Huzûrunda fedâdır maksadım bu cân-ı müştâkı Gidersem istemem bi'llâhi 'avdet yâ Resûla'llâh46

Şeref Hanım'ın dileğinin kabul olduğunu ve hacca gittiğini şu ifadelerinden tahmin etmekteyiz:

Senin ferrâşın olmaklık dilerken Hakk'a hamd olsun
O devlet ölmeden oldu müyesser yâ Resûla'llâh
Gürûh-ı bende-gân içre hezârân minnet Allâh'a
Benim de nâmım oldu kayd-ı defter yâ Resûla'llâh47

14. Zeynünnisâ Zeynep Hanım

Zeynünnisâ Zeynep Hanım, Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşamıştır. Amasyalı olup, Karabelâî Mehmed Çelebi'nin kızıdır. Türkçe ve Farsça beyitlerle süslediği Dîvanını, Fatih Sultan Mehmed'e sunarak şairliğini isbat etmiş birisidir. 879/(1474) tarihinde Amasya'da vefat etmiştir.

Keşfet nikâbını yeri göğü münevver et
Bu âlem-i anâsırı Firdevs-i enver et
Depret lebini cûşa getir havz-ı Kevseri
Anber saçını çöz bu cihânı muattar et

beyitleri ona aittir.48 Muallim Nacî, şâir Zeynep hakkında "Kastamonu veya Amasya'lıdır. Fatih Sultan Mehmed devrinde şöhret bulmuştur. Şairlik kabiliyyeti, Râgıp Paşa devrinin yegâne hanım şairi olan Fıtnat'dan başka bir Osmanlı hanım şairinde görülemez denilebilir." demektedir.49

B. Türk Kadın Şâirlerin Yazdıkları Na'tlar

Kültürel varlığımızın oluşmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında bir dönem edebiyatımıza adını da vermiş olan dîvanların tertip şeklinin ve muhtevalarının önemli bir rolü vardır. Bilindiği gibi, bir şâirin kasîdelerini, gazellerini, kıt'alarını, mesnevîlerini, rubâ'îlerini, murabba, muhammes, tahmîs ve sâir şiirlerini bir araya toplayan eserlere dîvan denir. Ancak, şiirleri toplarken gözetilmesi gereken kurallar vardır. Bir dîvana önce tevhîd, münâcât, na't konularında yazılmış şiirler konulur. Bunları hükümdarlarla, vezirlerle ve mevkî sahibi şahsiyetlerle ilgili olarak yazılmış kasîdeler takip eder. Bunlardan sonra sarayların, kasırların, çeşmelerin yapımı veya vezirlerin çeşitli görevlere atanmaları ile ilgili olarak söylenmiş tarihler gelir. Gazeller veya gazeliyyât dîvanların ikinci kısmını oluşturur. Gazeller, mısralarının en son harflerine göre alfabetik bir sırada yazılırlar. Gazellerden sonra da ufak tefek şiirler, lugazlar, muammâlar ve müfredler konulur. Ayrıca bu gazeliyyât kısımlarında kâfiye harfi değişince ilk gazelin genellikle dînî içerikli bir beyitle başlaması gerekir.

Tevhîdler, içerik itibariyle, Allah'ın var olduğunu, Tanrı olduğunu; zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğunu vurgulayan şiir türünün adıdır. Münâcâtlar ise konu itibâriyle, kendilerini günahkâr, âsi ve âciz hisseden insanların pişmanlık duygularıyla Allâh'a yakarışlarını ve yalvarışlarını, Allâh'ın sonsuz merhamet ve bağışlayıcılığına sığınmalarını ifâde eden şiir türünün adıdır. Dînî edebiyatımızda müstesnâ bir konuma sahip olan na'tlar ise, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber'i yâd edip, onun güzel isim ve sıfatlarını zikretmek suretiyle ondan şefaat dilemeyi konu alan şiir türünün adıdır. Bu türlerin hepsinde nesir halinde yazılmış örnekler de vardır. Önemli ölçüde dîni bilgiye sahip olmadan, Kur'an-ı Kerîm ve hadîs-i şerifleri lafzen ve ma'nen bilmeden bu türlerin hiç birinde kalem oynatmak mümkün değildir. Na't yazacak olan şâirlerin, kelâm ve akâid konularında olduğu gibi, Hz. Peygamber hakkında da bilmeleri gereken asgarî siyer ve hadîs bilgilerini öğrenmiş olmaları gerekir. Kadın şâirlerimiz, kendilerine eğitim verecek yeterli müesseseler olmamasına rağmen, bu bilgileri öğrenmiş olduklarını, bazen rubâî, bazen gazel ve bazen de tahmis formunda yazdıkları na'tları ile ispatlamışlardır. Onların bir erkek üslûbuyla söyledikleri gazellerinin yanısıra, kadınsı ve nâzik üslûplarıyla ifade ettikleri duygu yüklü na'tlarında Hz. Peygamber sevgisi bir başka güzel hissedilmektedir. Şimdi kadın şâirlerimizin yazdıkları na'tlara şöyle bir göz atalım:

Fıtnat Hanım'ın Na'tları

Fıtnat Hanım, na'tlarında Hz. Peygamber'in, iki cihânın yaratılmasının sebebi olduğunu, onun gölgesinin yere düşmediğini, onun Allah'ın sevgilisi olduğunu, onun güzelliği ve nuru karşısında güneşin bile sönük kalacağını, bundan dolayı Cennet kızlarının kaşlarının onun Mirâc gecesi bindiği binitine nal olmaya, meleklerin kanatlarının da onun dergâhını temizleyecek süpürge olmaya lâyık olduğunu belirtmektedir. Allah'tan başka hiç kimsenin, onu hakkıyla methetmeye de gücü yetmeyeceğini, kendisinin de diğer insanlar gibi onun şefaatine nâil olabilmek için çok günah işlediğini ifade etmektedir:

Ey bâ'is-i îcâd-ı nizâm-ı dü-serâ
Mahlûk senin nâmına cümle eşyâ
Düşmezse aceb mi hâke zilletle o kim
Tâbi' ola her kârda çün sâye sana
Ey zâtın olan hazret-i Hakk'a mahbûb
Hüsnünden olur mihr-i münevver mahcûb
Na'l olsa sezâ Burak'ına ebrû-yı hûr
Der-gâhına şehper-i melâ'ik çârûb
Ey mebde'-i 'âlem sebeb-i mevcûdât
Ve'y sâhib-i ahlâk-ı hasen âlî-zât
Kâdir mi ola nev'-i beşer meddâhın
Vasfında nüzûl eyledi çün kim âyât
Îcâd-ı cinâna hilkatindir bâ'is
İdhâle bizi inâyetindir bâ'is
Ey şâh-ı rüsül kesretine cürmümüzün
Hep arzû-yı şefâ'atindir bâ'is
Ey mefhar-i enbiyâ vü sâhib-i mi'râc
Sultân u gedâ der-gehine hep muhtâc
Düşmezse n'ola rû-yı zemîne sâyen
Arş etdi anı izzet ile başına tâc 50

Fıtnat Hanım Dîvânı'nda tevhîd ve münâcât bölümleri bulunmamaktadır. Ancak değişik münasebetlerle kaleme aldığı dînî içerikli şiirleri Türk edebiyatında önemli bir mevki işgal etmektedir. Meselâ, Fıtnat Hanım'a göre, Cenâb-ı Allâh'ın af bahçesinin gülleri, tevbe ve pişmanlık gözyaşlarıyla sulandığı zaman daha güzelleşeceklerdir. Akil insanın nefesini boşa harcamaması ve vaktini Allâh'ı zikrederek geçirmesi gerekmektedir:

Nihâl-i tevbeye gül-zâr-ı 'afv-ı Bârî'de
Veren tarâveti eşk-i ter-i nedâmet imiş 51
'Akilsen eyle vaktini zikr-i Hudâ'ya sarf
Enfâsını 'abes yere etme hevâya sarf 52

Fahrünnisâ Mihrî Hanım'ın Na'tları

Fahrunnisâ Mihrî Hanım na'tlarında, Hz. Peygamber'in diğer peygamberlerin en seçkini olduğunu, bir lutuf ve kerem menbaı olduğunu, Allah'n sevgilisi olduğunu, getirdiği dinin adaleti tesis edip zulmü yok ettiğini, bir nûr olduğu için gölgesinin yere düşmediğini, kendisi gibi kerem sahibi başka hiçbir peygamber gönderilmediğini, kıyamet günü şefaat edeceğini belirtmektedir:

Ey güzîn-i enbiyâ vü menba'-ı lutf u vefâ
V'ey rasûl-i Kibriyâ mahbûb u matlûb-ı Hudâ
Adl-i bünyâdını muhkem itdi emrün nitekim
Zulmü ma'dûm itdi şer'ün şemsi gösterdi ziyâ
Çün vücûdun nûrdur ey sûret-i bedr-i kamer
Düşmese sâyen aceb midür zemîne câ-be-câ
Gerçi âhir zâhir oldu zât-ı pâkün âleme
Kamudan ma'nîde sen geldün cihâna ibtidâ
Olmuş idün sen harîm-i sırr-ı mahrem ey Resûl
Yog iken insan mevcûd olmadan arz u semâ
İreli hulkun nesîmi âleme her dem-be-dem
Hurrem olmuşdur yeler şâm u seher bâd-ı sabâ
İzzet içre kimi kıldı sana hemtâ ol Kerîm
Kimi benzetdi nebîlerde dü-âlemde sana
Rûz-ı mahşerde şefî'i olmaga cürm ehline
Eyledi seni şefâ'at ma'deni kân-ı atâ
Ol kadar azm eyledi fevku'l-a'lâya
Arş-ı a'lâ ile bir oldu sana tahtü's-serâ
Çün kadem basdun felek farkına ey mahbûb-ı
Hak Leyletü'l-isrâda Hak her hâcetün kıldı revâ
Şer'inün şem'inde olmuşdur münevver bu cihân
Şefkatün hânundan irmişdür kamu rûha gıdâ
Dü-cihân rûşen oldu çeşmi anun tâ ebed
Hâk-i pâyün cevherin her kim ki kıldı tûtyâ
Ehl-i cürmün derdine sensin dü-âlemde tabîb
Cürm ile dermande kıldum umaram senden devâ
Cân ü dilden sad-hezârân âlüne etbâuna
Eylerem her dem selâm u medh ile zikr ü senâ
Tapunu çün mesned itdi rahmet-i Rahmân senün
Şefkatünü rû-siyeh Mihrî ider senden recâ53

Leylâ Hanım'ın Na'tları

Leylâ Hanım, Hz. Peygamber için yazdığı na'tlarında coşkulu ifadeler kullanmakta ve ezelden bağrı yanık bir miskin olduğunu, aşk ateşiyle yandığını, nefsine uyarak pek çok günah işlediği için huzura varmaya utandığını, onu ziyareti sırasında dergahına yüz sürüp tevbe ettiği halde tekrar günah işlediğini, ama yine de Hz. Peygamber'den şefaat umduğunu, çünkü ondan başka şefaatçi olmadığını söylemektedir:

Yanarsam nâr-ı aşk ile yanayım yâ Resûla'llâh
Ezelden bağrı yanık bir gedâyım yâ Resûla'llâh
Hevâ-yı nefsime tâbi pek çok günâh etdim
Huzûra kangı yüz ile varayım yâ Resûla'llâh
Harîm-i ravzana sürmüş iken rû-yı siyâhım vâh
Yine cürm ü günâha mübtelâyım yâ Resûla'llâh
Kapında boynu bağlı bir esîrim dest-gîrim ol
Garîbim bî-kesim bî-dest ü pâyım yâ Resûla'llâh
Kulun Leylâ'ya şâhım var iken der-gâh-ı ihsânın
Varıp ben kangı şâha yalvarayım yâ Resûla'llâh54

Makbûle Leman Hanım'ın Na'tları

Makbûle Leman Hanım, ümmî olan Hz. Peygamber'in bizzat Allah tarafından eğitildiğini ifade ederek, bu sebepten dolayı onun, bütün kâinâtın öğretmeni olduğunu belirtmiştir:

Uluvv-i pâyene ümmî demekdir en celî isbât
Beşer tedrîse kudret mi bulurdu zâtını heyhât
Yine kadrin kadar âlî ta'allüm etdigin âyât
Senin üstâdın Allâhu azîmü'ş-şândır bizzât
Anın çün hâce-i kevn ü mekânsın yâ Resûla'llâh55

Şeref Hanım'ın Na'tları

Şeref Hanım na'tlarında, gece ve gündüzünün gafletle geçtiğini, günahtan başka bir iş yapmadığını, amel defterleri günahla dolduğu için kirâmen kâtibîn meleklerinden utandığını, nefis ve şeytanın tuzaklarından kurtulamadığını ve yakalandığını söylemektedir:

Günâhdan gayrı yok bir özge kârım yâ Resûla'llâh
Geçer gafletle her leyl ü nehârım yâ Resûla'llâh
Ser-â-pâ dolmada defterler a'mâl-i kabîhimle
Kirâmen kâtibînden şerm-sârım yâ Resûla'llâh
Nice pervâz edem uçmaga ferdâ kalmışım âciz
Kemend-i nefs ü şeytâna şikârım yâ Resûla'llâh
Eşiğin görmeğe bin cânım olsa eylerim kurbân
12 rütbe hadden aşdı intizârım yâ Resûla'llâh
Ölür isem gubâr-ı ravzana yüz sürmeden tâ haşr
Döğünsün taş ile seng-i mezârım yâ Resûla'llâh
Senin evsâfını kâbil midir etmek Şeref îfâ
Ne çâre elde yokdur ihtiyârım yâ Resûla'llâh 56


C. Sonuç

Eski Türk edebiyatı şekilci bir edebiyattır. Gazelin, kasidenin yapısal şekli bellidir. Tek beyitlik bir şiir yazmak için bile eskiyi iyi okumuş olmak, incelemiş olmak gerekir. Bu da ancak ciddi bir eğitimle sağlanabilir. Türk kadınları kendilerine bu eğitimi verebilecek okullara çok geç kavuşmuşlardır. Ancak yaşadıkları çağın zorluklarına rağmen okuma yazma öğrenen, şiir ve inşâ ile meşgul olan Türk kadınları da yok değildir. Bu kadınlarımızdan bazıları meydana getirdikleri eserleri ile Divan edebiyatında kendi müstesna yerlerini belirlemişlerdir. Türk kadın şâirlerinin eserleri kütüphanelerde okuyucu beklemektedir; çınar ağaçları gibi vakur, gül bahçesi gibi kokulu.



1 Kadın şairler hakkında geniş bilgi için bkz Nihad Sâmi Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, MEB Yay., İstanbul, 1971, II/839; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri (Hzr. Mustafa Tatcı-Cemâl Kurnaz) Bizim Büro Yay., Ankara, 2000, II/507; Mehmed Zihnî, Meşâhîrü'n-Nisâ (Sadeleştiren: Bedreddin Çetiner), Şâmil Yay. İstanbul, 1982; Hacıbey-zâde Ahmed Muhtâr, Şâir Hanımlarımız, İstanbul, 1311; Murat Uraz, Resimli Kadın Şair ve Muharrirlerimiz, Tefeyyüz Kitabevi, İstanbul, 1941.
2 Daha geniş bilgi için bkz. Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/841; Hikmet Özdemir, Adile Sultan Divanı, T. C. Kültür Bak, Yay, 1996; Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e, II/335.
3 Bkz. Muallim Nâcî, Osmanlı Şâirleri (Haz. Cemal Kurnaz), Kültür ve Turizm BakanlığıYayınları, Ankara, 1986, s. 312.
4 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/408; Mehmed Zihnî, a.g.e., II/24; E. J. Wilkinson Gibb, Osmanlı Şiir Tarihi/A History Of Ottoman Poetry (Tercüme Ali Çavuşoğlu), Akçağ Yay., Ankara, 1999, I-II/376-384; Gönül Ayan, Mihri Hatun ve Şiirleri, Erdem, Sayı 13 (Ocak 1989), V/23, Sabiha Gemici, Mihri Hatun Dîvanı, Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens. 1990 (Basılmamış doktora tezi).
5 Bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/287.
6 Bkz. Müstakîm-zâde Süleymân Sadeddîn Efendi, Mecelletü'n-Nisâb, T. C. Kültür Bakanlığı Yay. No: 2355, (Tıpkıbasım), Ankara, 2000, vr. 121b.
7 Daha geniş bilgi için bkz. Müstakîm-zâde Süleymân Sadeddîn Efendi, Tuhfe-i Hattâtîn, Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İstanbul, 1928, s. 363-364; Mehmed Zihnî, a.g.e., I/22.
8 Bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e, II/404.
9 Müstakîm-zâde Süleymân Sadeddîn Efendi, Mecelletü'n-Nisâb (a.g.e. ), vr. 340/a-b.
10 Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/769.
11 Muallim Nâcî, a.g.e., s. 232.
12 Ahmet Rifat, Lügât-i Târihiyye ve Coğrâfiyye isimli eserinde "Şerîf Efendi'nin zevcesidir" demektedir. Fakat bu görüş başka kaynaklarda doğrulanmamaktadır (Bkz. Ahmet Rifat, Lügât-i Târihiyye ve Coğrâfiyye, İstanbul, 1299, V/206.
13 Bkz. E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/371.
14 Fıtnat Hanım'ın hayatı hakkında geniş bilgi için bkz. Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/769; Mehmet Nâil Tuman, Tuhfe-i Nâilî (Hzr. Cemal Kurnaz-Mustafa Tatcı), Bizim Büro Yay. Ankara 2001, II/778; Şemseddîn Sâmî, Kâmûsu'l-A'lâm, Mehran Mat., İstanbul, 1314, V/3417; Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (Yahud Tezkire-i Meşâhîr-i Osmâniyye), (İstanbul), 1308, IV/24-25; Fatin Davut, Fatin Tezkiresi (Tezkire-i hâtimetü'l-eş'âr), Litoğrafya Mat., İstanbul, 1271, s. 330; Müstakîm-zâde Süleymân Sadeddîn Efendi, Mecelletü'n-Nisâb, (a.g.e. ), vr. 340/a-b; Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/368; Ahmet Rifat, a.g.e., V/206; Bağdatlı İsmail Paşa, Keşfü'z-Zünûn Zeyli, MEB Yay., İstanbul 1972, I/522; Mehmed Zihnî, a.g.e. II/139-140; E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/371; Muallim Nâcî, a.g.e., s. 232.
15 Muallim Nâcî, a.g.e., s. 232.
16 Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/769.
17 Fıtnat Hanım, Dîvân-ı Fıtnat, Takvimhane-i âmire, (Taşbaskı), 1264 (1848), s. 3.
18 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/328-329.
19 İbnülemin, ilgili kaynaklarda genellikle "akrabasından" ifadesi kullanılmasına rağmen, "dayısı" kelimesini özellikle kullanmıştır. Bkz. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İstanbul, 1930, s. 874.
20 E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/501; Ahmet Rifat, a.g.e., VI/154; İbnülemin Mahmut Kemal İnal, a.g.e., s. 874.
21 Bkz. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, a.g.e., s. 875'te.
22 Bkz. E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/501.
23 Ahmet Rifat, Leylâ Hanım'ın ölüm tarihini H. 1246/M. 1830 olarak göstermektedir. Ancak başka kaynaklar bunu teyit etmemektedir. Bkz. Ahmet Rifat, a.g.e., VI/154.
24 Leylâ Hanım'ın hayati hakkında geniş bilgi için bkz. Mehmet Nâil Tuman, a.g.e., II/895; İbnülemîn Mahmud Kemal İnal, a.g.e., s. 874; Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/839; Ahmet Rifat, a.g.e., VI/154; Fatin Davut, a.g.e., s. 363-364; Bağdadlı İsmail Paşa, a.g.e., I/841.; Mehmed Süreyyâ, a.g.e., IV/93; Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/406; Şemseddîn Sâmî, a.g.e., VI/4060; Mehmed Zihnî, a.g.e., II/193-194; E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/500; Muallim Nâcî, a.g.e., s. 311.
25 E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/500.
26 Bkz. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, a.g.e., s. 875-876; E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/502.
27 Leylâ Hanım, Dîvân-ı Leylâ Hanım, Matbaa-i hân-ı vâlide, 1299 (1881), s. 5.
28 A.g.e., s. 2.
29 A.g.e., s. 80.
30 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/287; Mehmed Zihnî, a.g.e., I/417; Muallim Nâci, a.g.e., s. 319.
31 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/285; Mehmed Zihnî, a.g.e., I/415.
32 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e, II/240; Mehmed Zihnî, a.g.e.,I/363.
33 Şeref Hanım'ın hayatı hakkında geniş bilgi için bkz. Mehmet Nâil Tuman, a.g.e., II/482; Hacıbey-zâde Ahmed Muhtâr, a.g.e., s. 19; Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/266; İbnülemîn Mahmud Kemal İnal, a.g.e., s. 1810; Nihad Sâmi Banarlı, a.g.e., II/839; Fatin Davut, a.g.e., s. 214; Mehmed Süreyyâ, a.g.e., III/139 ve IV/540; Ahmet Rifat, a.g.e., IV/138; Şemseddîn Sâmî, a.g.e., IV/2850; Cemâleddîn, Osmanlı Tarih ve Müverrihleri, İkdam Mat., Dersaadet, 1314, s. 59 (Şeref Hanım'ın dedeleri hk. ); Bağdatlı İsmail Paşa, a.g.e., I/510; Mehmed Zihnî, a.g.e., I/396-397; E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., III-V/505; Muallim Nâcî, a.g.e., s. 323; Prof. Dr. Önder Göçgün, Türk Edebiyatı Araştırmaları, Konya, 1991, I/163-166; Yusuf Mardin, Şair Şeref Hanım, T. C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1994; Prof. Dr. İsmail Ünver, Şeref Hanım, Türk Ansiklopedisi, Ankara, 1981, XXX/257; Ahmet Yılmaz, Son Divan Şâirlerimizden Şeref Hanım ve Münâcâtları, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (Hakemli Dergi), Yıl: 2000, Sayı: 10, s. 201-215.
34 Hacıbey-zâde Ahmed Muhtâr, a.g.e., s. 19.
35 Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/266.
36 H. Mehmed Zihni, a.g.e., s. 397.
37 Mehmed Süreyya, a.g.e., 5/1584.
38 Nihat Sami Banarlı, a.g.e., II/841.
39 Bkz. Önder Göçgün, a.g.e., I/163-166.
40 Bkz. İbnülemin Mahmut Kemal İnal, a.g.e., IX/1777.
41 Münâcâtları hakkında bkz. Ahmet Yılmaz, Son Divan Şâirlerimizden Şeref Hanım ve Münâcâtları, (a.g.e. ), s. 201-215.
42 Şeref Hanım, Dîvân-ı Şeref Hanım, Şeyh Yahya Efendi Mat., (İstanbul), 1292 (1875), s. 41.
43 A.g.e., s. 98.
44 A.g.e., s. 24.
45 A.g.e., s. 11.

46 A.g.e., s. 15.
47 A.g.e., s. 14.
48 Daha geniş bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/219; Mehmed Zihnî, a.g.e., I/341; Muallim Nâcî, a.g.e., s. 325; E. J. Wilkinson Gibb, a.g.e., I-II/383-384.
49 Bkz. Muallim Nacî, a.g.e., s. 325.
50 Fıtnat Hanım, a.g.e., s. 2-3.
51 Fıtnat Hanım, a.g.e., s. 11.
52 A.g.e., s. 13.
53 Sabiha Gemici, a.g.e., s. 72.
54 Leyla Hanım, a.g.e., s. 5.
55 Daha fazla bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tâhir, a.g.e., II/426-427.
56 Şeref Hanım, a.g.e., s. 11.

Ahmet Rifat, Lügât-i Târihiyye ve Coğrâfiyye, İstanbul, 1299.

Ayan, Gönül, Mihri Hatun ve Şiirleri, Erdem,Sayı 13 (Ocak 1989),V/23.

Bağdadlı İsmail Paşa, Keşfü'z-Zünûn Zeyli, MEB Yay., İstanbul,1972.

Banarlı, Nihad Sâmi, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, MEB Yay.,İst.1971.

Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri (Hzr. Mustafa Tatcı-Cemâl Kurnaz) Bizim Büro Yay., Ankara, 2000.

Cemâleddîn, Osmanlı Tarih ve Müverrihleri, İkdam Mat., Dersaadet, 1314.

Fatin Davut, Fatin Tezkiresi (Tezkire-i hâtimetü'l-eş'âr), Litoğrafya Mat., İstanbul, 1271.

Fıtnat Hanım, Dîvân-ı Fıtnat, Takvimhane-i âmire, (Taşbaskı), 1264 (1848).

Gemici, Sabiha, Mihri Hatun Dîvanı, Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens. 1990 (Basılmamış doktora tezi).

Gibb, E.J.Wilkinson, Osmanlı Şiir Tarihi/A History Of Ottoman Poetry (Tercüme Ali Çavuşoğlu), Akçağ Yay., Ankara, 1999.

Göçgün, Önder, Türk Edebiyatı Araştırmaları, Konya, 1991.

Hacıbey-zâde Ahmed Muhtâr, Şâir Hanımlarımız, İstanbul, 1311.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri, Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İstanbul, 1930.

Leylâ Hanım, Dîvân-ı Leylâ Hânım, Matbaa-i hân-ı vâlide, (İran?), 1299 (1881).

Mardin, Yusuf, Şair Şeref Hanım, T.C.Kültür Bakanlığı Yay., Ank., 1994.

Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (Yahud Tezkire-i Meşâhîr-i Osmâniyye), (İstanbul),1308.

Mehmed Zihnî, Meşâhîrü'n-Nisâ (Sadeleştiren: Bedreddin Çetiner), Şâmil Yay., İstanbul, 1982.

Muallim Nâcî, Osmanlı Şâirleri (Haz.Cemal Kurnaz), Kültür ve Turizm BakanlığıYayınları, Ankara, 1986.

Müstakîm-zâde Süleymân Sadeddîn Efendi, Tuhfe-i Hattâtîn, Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İstanbul, 1928. , Mecelletü'n-Nisâb, T.C.Kültür Bakanlığı Yay. No: 2355 (Tıpkıbasım), Ankara, 2000.

Özdemir, Hikmet, Adile Sultan Divanı, T.C.Kültür Bak,Yay, 1996.

Şemseddîn Sâmî, Kâmûsu'l-A'lâm, Mehran Mat., İstanbul, 1314.

Şeref Hanım, Dîvân-ı Şeref Hânım, Şeyh Yahya Efendi Mat., (İstanbul), 1292 (1875).

Uraz, Murat, Resimli Kadın Şair ve Muharrirlerimiz, Tefeyyüz Kitabevi, İstanbul, 1941.

Ünver, İsmail, Şeref Hanım, Türk Ansiklopedisi, Ankara,1981.

Yılmaz, Ahmet, Son Divan Şâirlerimizden Şeref Hanım ve Münâcâtları, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi (Hakemli Dergi), Yıl: 2000, Sayı: 10.

  
5490 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın