• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Nazım ve Nesir Örnekli Osmanlı Dönemi Atasözleri ve Deyimleri / Doç. Dr. Süreyya Beyzadeoğlu

Atasözleri, eskiden sav, mesel (çokluğu emsâl), darb-ı mesel (çokluğu durûb-ı emsâl), tabir diye adlandırılan konuşma dilinde ve manzum, mensur yazı dilinde yaşayan hikmet dolu, nasihat dolu eğitici, öğretici özelliklere sahip veciz sözlerdir. Deyimler ise, yine konuşma dilinde manzum ve mensur yazılarda, sıkça rastladığımız, çoğunlukla birkaç kelime veya bir kısa cümle ile teşbih, istiâre, mecâz, kinâye sanatları kullanılarak bir meramı anlatan bir hadiseyi tasvir eden sözlerdir. Atasözlerinden ayrılan tek özelliği, deyimlerin hüküm ihtiva etmemesidir. Her ikisinin de eğitici, öğretici, yol gösterici özelliklere sahip olmaları, derlenen eserlerde, bir arada zikredilmelerini sağlamış, çok kez hangisinin atasözü, hangisinin deyim olduğu ayırt edilememiş, daha doğrusu böyle bir ayırım düşünülmemiştir. Son olarak bu sahada geniş bir araştırma yapan Ö. Asım Aksoy, derlediği atasözü ve deyimleri birbirinden ayırmış, iki cilt hâlinde yayımladığı eserinin 1. cildinde 2667 atasözüne, 2. cildinde ise 6309 deyime yer vermiştir.1

Türk atasözlerinin başlangıcı, ilk yazılı edebiyat ürünümüz sayılan Orhun Yazıtları'na dayanmaktadır. Bu âbidelerde "ağaç yaş iken eğilir" anlamında bir atasözü vardır.2 XI. yüzyılda yazılan Dîvân-ı Lugati't-Türk'te 300'e yakın atasözü bulunmaktadır3. Yine aynı yüzyılda yazılan, Kutadgu Bilig, bir yüzyıl sonra yazılan Atebetü'l-Hakâyık'ta, XIII. XIV. yüzyıllarda yaşayan Yunus Emre, Gülşehrî, Âşık Paşa'nın eserlerinde atasözü ve deyim ihtiva eden beyitlere rastlanmaktadır. XV. yüzyıldan itibaren, devletin sınırlarının genişlemesi, kültür hayatının daha da gelişmesine sebep olmuş, yüzlerce Divan şairi yetişmiştir. Şairlerin hemen hemen hepsi, şiirlerinde milli kültürümüzün bir parçası sayılan atasözleri ve deyimleri sıkça kullanmışlardır.

Tezkireci Latîfî, Sâfâyî'yi tanıtırken "Osmanlı şairleri arasında atasözleri ve deyimleri şiirde kullanma onunla başlamış, Necâtî Beğ'de doruğa ulaşmıştır"4 der. Necâtî Beğ'i tanıtırken de "Atasözü ve deyimlerle örülü şiir söylemede tek ve bu tarzda yaratıcı, söz üslubunda mûcid ve yeni şeyler bulan biridir. Şiirde nüktedanlığı ile atasözleri ve deyimlerle örülü şiir söylemesi yüzünden oybirliği ile O'na Osmanlı ülkesinin Firdevsî-i Tûsî'si ve şairler sultanı denmiştir"5 der. Böylece Latîfî, Divan şiirimizde atasözlerleri ve deyimlerin kullanılışına bir sınır getirmiştir. Latîfî, atasözleri ve deyimleri kullanan başka şairleri de Necâtîyle karşılaştırarak zikreder. Mesela bunlardan biri "Necâtîye denktir, şiirlerinde atasözleri ve deyimleri kâfiye yapmıştır" diye tanıttığı Tâliî'dir6. Sehî Beğ de Tâliî için "Necâtî'ye denktir, şiirlerinde atasözleri ve deyimleri kafiye yapmıştır"7 der. Sadrî'yi anlatırken de "şiiri atasözleri ve deyimlerle örülüdür8 der. Hasan Çelebi de Riyâzî9 ve Güvâhî'yi10 anlatırken atasözlerini, ustalıkla kullandıklarına temas eder. XV. ve XVI. yüzyıllardaki bu kullanım XVII. ve XVIII. yüzyıllarda gelişerek devam etmiştir. Necâtî, Atâyî, Nâbî, Sâbit, Râgıp Paşa, Sünbülzâde Vehbî, Sürûrî, Vâsıf, Fâzıl, Şeyh Gâlip, İzzet Monla, Yenişehirli Avnî, Şinâsî, şiirlerinde atasözleri ve deyimleri çokça kullanan şairlerimizdendirler.

Divan şiirinin, başta mesnevi olmak üzere hemen hemen bütün nazım şekillerinde örneklerine rastladığımız atasözleri ve deyimler, XV. yüzyıldan itibaren bir araya toplanarak müstakil eserler vücuda getirilmiştir. Atasözleri ve Deyimlerle ilgili 700'ü aşkın kitap, doktora tezi, araştırma, makale ve diğer çalışmalar yapılmıştır. Bunların bir listesi Ö. Asım Aksoy'un adı geçen eserinin kaynakça bölümünde11 bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde derlenmiş bulunan atasözleri ve deyim ihtiva eden eserler iki bölümde değerlendirilmelidir. Bunlardan birincisi; sadece atasözü ve deyim ihtiva eden derlemeler, ikincisi ise atasözleri ve deyimlerle birlikte manzum ve mensur örnekleri ihtiva eden derlemelerdir. Sadece atasözü ve deyim ihtiva eden derlemelerin 41'i yazma, 55'i eski harfli basılı eser olmak üzere toplam sayısı 96'dır. İkinci bölümde yer alan derlemelerin sayısı ise beşi el yazması ikisi eski harfle basılı toplam yedi tanedir. Biz daha çok manzum mensur örnekler ihtiva eden derlemeler üzerinde duracağımızdan birinci bölümdeki derlemelerden önemli gördüklerimizin künyesini vereceğiz.

1. Sadece Atasözleri ve Deyimleri İhtiva Eden Derlemeler

A. El Yazması Derlemeler

1. Atalar: Kitâb-ı atalar be-fermâyed oğul, Süleymaniye Ktp. Fatih Bölümü, 3543/2, 115b-136a.

2. Müstakîmzâde Süleyman Sadeddîn (der.), Durûb-ı emsâl, Süleymaniye Ktp.Pertev Paşa Bölümü, 614/13, 308b-316a.

3. Yeşilzâde Mehmed Sâlih, Durûb-ı emsâl, Süleymaniye Ktp.Yazma Bağışlar Bölümü, 290.

A. Eski Harfle Basılmış Derlemeler

1. Vâcid.Durûb-ı emsâl (İstanbul: Aşir Efendi Matbaası, 1275/1858), 31s.
2. (Ahmed Vefik Paşa), Müntehabât-ı Durûb-ı emsâl (y.t.y.), 303 s.
3. (Ahmed Vefik Paşa), Atalar Sözü, Türkî Durûb-ı emsâl (İstanbul: Matbaa-i Amire 1288/1871), 168 s.

1. Tekezâde M.Said, Durûb-ı emsâl-i Türkiyye yahud Atalarsözü (İstanbul: Kasbar Matbaası. 1311/1893), 384 s.

Bu sahadaki diğer derlemelerin künyeleri için Ömer Asım Aksoy'a bakılmalıdır.12

2. Atasözleri ve Deyimlerle

Birlikte Bunların Nazım ve Nesirdeki Örneklerini İhtiva Eden Derlemeler
Osmanlı Dönemi'nde derlenmiş atasözü ve deyim ihtiva eden eserlerden 7 tanesi atasözleri ve deyimlerin nazım ve nesir örneklerini de ihtiva etmektedir. Bir halk edebiyatı ürünü sayılan atasözleri ve deyimlerin yaygın şekilde divan şiirinde, kısmî olarak da divan nesrinde kullanılır olması atasözleri ve deyimlerin kültürümüzün, millî yaşayışımızın temel taşlarını oluşturduğunu göstermektedir. Bu gerçeği, her birini ayrı bir kültür hazinesi saydığımız bu 7 eseri tanıtarak bu eserlerden Armağan, Durub-ı Emsâl-i Osmâniyye, Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl, Manzûme-i Durûb-ı Emsâl'den seçtiğimiz 55 atasözü ve deyimle, bu atasözü ve deyimleri ihtiva eden nazım ve nesir örneklerinde tanıyacağız.

A. El Yazması Derlemeler

1. Pendnâme-i Güvâhî13

XV. yüzyıl Divan şairlerimizden Güvâhî'nin Feridüddin-i Attâr'ın Pendnâmesi'ni örnek alarak yazdığı ve Mehmet Hengirmen tarafından incelemesi yapılarak yayımlanan bu eserde,14 450 atasözünü ihtiva eden beyit bulunmaktadır.
1. Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl15

16. yüzyıla ait, müellifi belli olmayan bu eserde, 267 atasözü ve deyimi ihtiva eden müellifine ait 289 beyit bulunmaktadır. Eserin ortasında ve sonunda eksik sayfalar bulunduğundan mevcudun dışında daha ne kadar beytin var olduğu bilinmemektedir. Atasözleri ve deyimleri sembolize eden 29 minyatürün de yer aldığı bu eserin metni, Prof. Dr. Günay Kut tarafından tespit edilerek beyitlerin içersinde geçen atasözleri ve deyimler çeşitli derlemelerde yer alan şekilleriyle alfabetik sıraya konulmuş, mukayeseli bir çalışma sonucu yayınlanmıştır.16 Tarihinin eskiliği kadar sahasındaki tek minyatürlü eser olması bakımından büyük bir önem arz etmektedir.

1. Darb-ı Meseller ve Uygun Beyitler17

Bağdat valisi Ahmet Paşa için yazılmış bir Ramazâniyye ile başlayan ve ellinci sayfaya kadar tahmisler, gazeller ihtiva eden, şairi ve müstensihi belli olmayan bir mecmuanın 50-100'üncü sayfaları arasında, 490 atasözü ve deyim ve her bir atasözü ve deyim için aynı anlamı ihtiva eden değişik şairlerden seçilmiş birer örnek beyit bulunmaktadır. Müellif hattıyla 1825 târihinde yazılan bu eserde, en çok örnek alınan şairler, Güvâhî, Sâbit, Emrî, Nâbî, Atâî, Kabûlî, Necâtî Beğ, Neylî, Nedîm, Sünbülzâde Vehbî, Bâkî, Rûhî, Ragıp Paşa, Mecdî ve Fazlî'dir.

1. Armağan18

5675 atasözü ve deyimle, bu atasözü ve deyimleri ihtiva eden 5106 beytin yer aldığı bu eser, sahasındaki eserlerin en hacimlisi olması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Eser, Edirne İl Halk Kütüphanesi'nde T.Y. 2304 numarada kayıtlıdır. Ölçüleri 280x175, 220x1250 mm, 297 sayfa ve 27 satırdır.Sırtı meşin, üzeri bez kaplı, âdi ciltli, müellif hattıyla müsveddedir. Yazı çeşidi rik'adır. Bâdî, halkın malı olan atasözleri ve deyimleri ve bunların Divan şiirindeki örneklerini tespit etmiş ve alfabetik sırayla yazmıştır. Eserin ilk sayfasının sol üst köşesinde, müeelif, uzlet döneminin bir meyvesi (semere-i hâl-i uzlet) diye nitelendirdiği Armağan'a 1874'te başladığını ve 1875'te bitirdiğini kaydetmiştir. İlk üç sayfa muhtemelen mukaddime için ayrılmışken, sonradan müellif hattıyla konu dışı beyitlerle doldurulmuştur. 4-7. sayfalar arasında ise alfabetik sıra ile fihrist yer almaktadır. 8-10. sayfalarda yine konu dışı beyitler bulunmaktadır. 11-17. sayfalar tamamen boş bırakılmış, boş olan 17. sayfanın ortasına kırmızı mürekkeple "Müellif hattıyla" ibâresi kaydedilmiştir. Esas Armağan metni ise 18. sayfadan başlamaktadır. Eser, 274. sayfada "ye" harfi ile tamamlanmış, 295. sayfaya kadar boş bırakılmış, 295-297. sayfalara ilaveler yapılmıştır. Bâdî, Armağan'ı, harf sırasına göre düzenlemiş olmasına rağmen sonradan rastladığı atasözleri ve deyimleri, boş bulduğu yerlere yazmış ve ilgili harflere ilave edilmesi gerektiğini işaret etmiştir. Öyle ki eserin bazı sayfaları tek kelimelik yer bırakılmadan sağı-solu, altı-üstü, ters-düz olarak doldurulmuştur. Eserde, harf başlıkları ve her atasözü ya da deyimin numarası ve şairin dikkatini çeken bazı beyitler kırmızı mürekkeple yazılmıştır. 74. sayfadaki Nahifî'ye ait şu beyit buna bir örnektir:

Her kim eylerse hilâf-ı emr-i kânûn-ı selef
Nâ-halefdir nâ-halefdir nâ-halefdir nâ-halef

Bâdî, diğer büyük eseri Riyâz-ı Belde-i Edirne'nin ilk cildine de Armağan-ı Bâdî adını vermiş, yukarda da zikrettiğimiz gibi herhangi bir kayda rastlanmamakla beraber, sonradan bu fikrinden vaz geçerek bu adın sadece bu ölmez ata yadigârında yaşamasını uygun görmüştür.

Cem Dilçin Nüshası

1995 yılında Trakya Üniversitesi Projesi olarak incelemeye başladığımız bu eserin, 1998 yazında son düzeltmelerini yaparken Cem Dilçin'in özel kütüphânesinde bir nüshasının bulunduğunu öğrendik. Bu nüsha hakkında Cem Dilçin'in verdiği bilgiler ve örnek olarak gönderdiği 3 sayfa metinden çıkardığımız sonuç şöyledir: Eser, iki cild hâlinde 621 sayfa olarak düzenlenmiş, Armağan başlığının altına 1292 târihi yazılmış, atasözleri ve deyimler alfabetik olarak sıralanmış ve altları kırmızı ile çizilmiştir. Örnek beyitlerin şairleri, 3 sütun hâlinde yazılan sayfaların; b sayfasında sağda, a sayfasında solda yer almıştır. Ayrıca 2. Ciltte indeks gibi bir bölüme de yer verilmiştir. Sayfa ve yazı boyutları 33x21, 24x17 cm.dir. Örnek 3 sayfa üzerinde yaptığımız incelemeye göre ise, orijinal metinde yer alan iki beyt, bu nüshaya yazılmamıştır. Buna karşılık orijinal nüshada bulunmayan 13 atasözü ve 2 beyit ilâve edilmiştir. Yazı Ahmed Bâdî'nin yazısını andırmakla birlikte eserde hiçbir kayda rastlanmadığı için, bu nüshanın ilâvelerle bizzat müellif tarafından mı yoksa bir müstensih tarafından mı yazıldığı bilinmemektedir.

5. Durûb-ı Emsâl19

Ali Emîrî'nin üç defter hâlinde Millet Kütüphanesi'nde bulunan, adı olmamakla birlikte muhtevâsı itibarıyla "Durûb-ı Emsâl" diye nitelendirilen bu tamamlanmamış müsvedde eserinde, 2300 atasözü ve deyim ve yine bu atasözleri ve deyimlerle ilgili çeşitli Divan şairlerine ait20 2110 beyit bulunmaktadır.

B. Eski Harfle Basılmış Derlemeler

1. Manzûme-i Durûb-ı Emsâl21

17. yüzyıl şairlerinden Edirneli Hıfzî, eserinin mukaddimesinde, halk diliyle söylenen atasözlerini sanatsız, basit söyleyişler olarak gördüğünü, zurefâ meclislerinde rağbet bulması için, süslenmesi ve manzum olarak söylenmesi gerektiğini ileri sürerek ilgili atasözü ve deyimi vermeden ve mahlas belirtmeden değişik divan şairlerine ait 616 atasözü ve deyim ihtiva eden süslü mısraları biraraya toplamıştır. Bu mısraların muhtemelen bir kısmı da kendisine ait olmalıdır. Şu örnekte görüldüğü gibi "Üzüm üzüme baka baka kararır" atasözünü "İneb hem-cinsini gördükçe kararır" şeklinde ifade ederek halkın malı olan, sâde söyleyişli atasözleri ve deyimleri, biraz da zorlanmak suretiyle mısralar hâlinde söylemeye çalışmıştır. Nef'î'den alınan "Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil" örneğinde görüldüğü gibi meşhur bazı mısralar dikkati çekmekle beraber daha çok sade söyleyişli atasözü ve deyimleri bir zorlama sonucu mısralaştırma yolunu seçtiğinden atasözleri ve deyimlerin özelliğini ortadan kaldırdırmış böylece de fazla rağbet görmemiştir.

1. Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye22

İlk defa Şinâsî'nin derlediği 1500 atasözü ve deyimle bu atasözleri ve deyimlerin bir kısmını ihtiva eden örnek beyit ve nesirlerden oluşan ve 1863'te basılan bir ata yadigarıdır. Şinâsî, bu ilk baskısına 1000 kadar atasözü ve deyimle örnek beyit ve nesirler ilave ederek 1870 yılında eserin ikinci baskısını yapmıştır. Şinâsî'nin ölümünden sonra Ebuzziyâ Tevfik, 1506 atasözü ve deyim ilave ederek bu sayıyı 4004'e ulaştırmış, alfabetik sırayla numaralayıp kendisinin yaptığı ilaveleri § işaretiyle gösterip eseri 1885'te 3. kez basmıştır. Bu atasözleri ve deyimlerin 300 kadarı " (174) Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır" atasözü örneğinde görüldüğü gibi nasihat türü sözlerden, 200 kadarı da (1184) "Deveye sormuşlar ki inişi mi seversin yokuşu mu? Yük olduktan sonra ikisini de şeytan alsın demiş." örneğinde görüldüğü gibi bir fıkrayı özetleyen atasözleri ve deyimlerden oluşmaktadır.

Günümüz alfabetik sırasıyla düzenlediğimiz ve incelemesini yaptığımız bu üçüncü baskının ilk sayfasında müelliflerin adları Şinâsî-Ebuzziyâ şeklinde kaydedilmiş, 4004 emsali hâvîdir denilmiş ve altına da Nâbî'nin şu beyti yazılmıştır:

Sözde darb-ı mesel îrâdına söz yok ammâ
Söz odur âleme senden kala bir darb-ı mesel

İkinci sayfada ifâde-i mahsûsâ başlığı altında eserin önceki iki baskısından bahsedilerek Ebuzziyâ'nın yaptığı ilavelere değinilmiştir. 3. sayfanın başında ise "Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye" ve onun altında da " Mukaddime-i Müellif" kaydı bulunmaktadır.

Bu önsözde Şinâsî, son sayfada ise Ebuzziyâ Tevfik, Mülâhaza-ı Tâbî başlığı altında atasözleri ve deyimlerin tarifini yapmışlar, örneklerle kendi görüşlerini ortaya koymuşlardır. Asıllarını çalışmamızda sunduğumuz bu bölümler ve yukarıda bahsi geçen nasihat kabîlinden sözlerle bir fıkrayı özetleyen ifadelerin Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye'de atasözü ve deyim olarak gösterilmesi Ömer Asım Aksoy tarafından eleştirilmiştir.23 Eserin bu son baskısı 510 sayfadan oluşmaktadır. Müellifin numara vermeyi unuttuğu 2 deyimle atasözleri ve deyimlerin sayısı 4006 olarak tespit edilmiştir. Eserde ayrıca 64 Arapça, 226 Farsça, 120 Fransızca, 2 Latince atasözü ve deyim yer almaktadır. Mevcut atasözleri ve deyimlerin 61'i şairi bilinmeyen (lâ-edrî), diğerleri değişik şairlere ait toplam 97 mısra ve 6 beyitten oluşmaktadır. Eserde, atasözü ve deyim ihtiva eden başta, 93 beyitle Sâbit'ten olmak üzere 57 beyit Atâyî, 38 beyit Vâsıf, 37 beyit Nâbî ve Şinâsî, 36 beyit Sünbülzâde Vehbî ve Fâzıl ve 91 beyit şairi bilinmeyen (lâ-edrî), kalanı da değişik şâirlerden alınmış toplam 838 beyit bulunmaktadır. Bu hâliyle Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye, Armağan'dan sonra en çok atasözü, deyim ve örnek beyitler ihtiva eden orijinal bir eserdir. Eserdeki örnek beyitler, 130 şairden alınmıştır. Eserin diğer bir özelliği de, içerisinde atasözleri ve deyim bulunan 25 yazara ait 83 nesir örneği bulunmasıdır.

Atasözleri ve deyimlerle ilgili günümüzdeki derleme eserlerin bütünü yukarıda adı geçen derlemelerden yararlanılarak düzenlenmiştir. Bunları da iki bölümde değerlendirmek gerekir. Sayıları fazla olan birinci bölümdekiler sadece sadece atasözleri ve deyimleri ihtiva etmektedirler. İkinci bölümde yer alan 3 derleme eser ise atasözleri ve deyimlerle birlikte şiir örnekleri de ihtiva etmektedir. Ömer Asım Aksoy'un eserinde künyeleri bulunan birinci bölümdeki derlemelerin en kapsamlıları Adnan Ötüken'in Türk Atasözleri ve Deyimleri, I-II (İstanbul: 1000 Temel Eser dizisi, no: 47-48, 1971, 408 s.; İstanbul 1997 Milli Eğitim Bakanlığı.) ve Ömer Asım Aksoy'un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1-2 (İstanbul: İnkılap Kitapevi-10.Baskı, 1995.) adlı eserleridir. Konumuzu teşkil eden ikinci bölümdeki 3 eserin künyeleri ise şöyledir:

A. Onüçüncü Yüzyıldan Günümüze Kadar

Şiirde ve Halk Dilinde Atasözü ve Deyimler

E. Kemal Eyüboğlu'nun24 büyük boy, iki ciltlik (1. cilt; 329, 2. cilt; 528 sayfa) bu eserinin, birinci cildinde alfabetik sırayla 9231 atasözü ve bu atasözlerini ihtiva eden Yunus Emre'den başlayarak günümüz şairlerine kadar toplam beyit hesabıyla 6885 manzume bulunmaktadır. Bunun 3700 beyti Divan şairlerine aittir. En çok örnek alınan şairler, Güvâhî (162 beyit), Necâtî Beğ (95 beyit), Yahyâ Beğ (90 beyit), Nâbî (80 beyit), Sâbit (75 beyit), Şeyhî (70 beyit), Fuzûlî (55 beyit), Sünbülzâde Vehbî (40 beyit)' dir. İkinci ciltte ise 11112 deyim ve yine bu deyimlerle ilgili 13. yüzyıldan günümüz şairlerine kadar toplam 13526 manzume bulunmaktadır. Bu şiirlerin 3500 beyti Divan Şairlerine aittir. En çok örnek alınan şairler ise Necâtî Beğ (203 beyit), Nazmî (140 beyit), Nedîm (119 beyit), Sâbît (99 beyit), Şeyh Gâlib (99 beyit), Ahmed-i Dâî (95 beyit), Bâkî (94 beyit), Rûhî (88 beyit), Yahyâ Beğ (88 beyit), Sünbülzâde Vehbî (69 beyit), Belîğ (59 beyit), Gelibolulu Ali (54 beyit), Muhibbî (44 beyit)'dir.

E. Kemal Eyüboğlu, bu iki ciltlik eserini, Ali Emîrî'nin25 müsvedde hâlinde bıraktığı 2300 atasözü ve deyimle, bir o kadar beytin bütününü aldıktan sonra26 taradığı divanlar ve diğer eserlerden çıkardığı beyitlerle zenginleştirmek suretiyle vücuda getirmiştir.

B. Edebiyatımızda Atasözleri27

Dehri Dilçin'in bu eserinin atasözleri dizini bölümünde, atasözü ve deyim ihtiva eden, çoğunluğu Divan Edebiyatı şairlerinden seçilmiş başta Güvâhî (78), Figânî (22), Hevâî (20), Ziyâ Paşa (8), Nâilî (7), Şinâsî (7), Ragıb Paşa (6), Nâbî (5) ve diğer şairlerden olmak üzere toplam 473 beyit, Halk Edebiyatı şairlerinden ise başta Levnî (26), Yûnus Emre (18), Yesârî (15), Karacaoğlan (10), Emrah (5) ve diğerlerinden toplam 360 beyit bulunmaktadır. Eserde gerek Divan ve gerekse Halk Edebiyatı şairlerinden alınan bu 833 beyti karşılayan atasözü ve deyimlere yer verilmemişse de bu alanda yapılan çalışmalara başlangıç teşkil etmesi bakımından önem taşımaktadır.

B. Örnekleriyle Divan Şiirinde Deyimler28

M. Ali Tanyeri'nin bu eserinde onbeş divandan tespit edilmiş 1300 kadar deyim ve her deyim için değişik divan şairlerinden seçilmiş 1 bazen 2, toplam 1400 kadar beyit yer almaktadır. Ayrıca tespit edilen deyimlerin açıklamaları da yapılmıştır.

Osmanlı döneminde derlenen nazım ve nesir örnekli eserlerden Armağan, Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye ve Manzûme-i Durûb-ı Emsâl ve manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl'den tespit ettiğimiz 55 atasözü ve deyimle, bu atasözleri ve deyimleri ihtiva eden örnek beyit ve nesirlerin numaraları adı geçen çalışmalardaki numaralardır.

Örnekler

1. Acele işe şeytan karışır. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 12-2544 (Şânîzâde/Târîh/Cild-i evvel Sahîfe 20)

Tedâbir-i mülkiyyeye dâir cereyân eden kelâm-ı 'ibret-i irtisâm e'l-aceletü mine'ş-Şeytân ve't-te'ennî mine'r-Rahmân 'ibâre-i hakâyık 'ibâreti olmagla...

1. Aralarından su sızmamak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 278-107) (Ulvî/Gazel)

Kirpiklerimin hâli harâb oldu yaşımla
Su sızmaz iken bir niçe dem aralarından
 (Armağan 422) 
(Zâtî/Gazel)


Dem-i firkatde her ara pür oldu kanlı yaşımdan
Su sızmazdı aramızdan seninle kanı ol demler
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 450) 
(Hıfzî)

Ol kadar germ-ülfetiz kim beynimizden sızmaz âb.

3. âşıka Bağdâd ırak değildir. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 356-2525) ('Atâyî/Hamse/Sıfat-ı Şeb-i Mi'râc)

Kehkeşân Diclesine Sal bırak
Çünki değil 'âşıka Bağdâd ırak
(Armağan 495) (Fâzıl/Zenânnâme)

Ol kızıl yüzlü kızılbaş kızı
Ana dûş etmeye Allâh bizi
Anlara her kim olursa müştâk
'Âşıka sanma ki Bağdâd ırak
(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 16-23)

Ger baî'd olsa olmagıl sen yâd âşıka çün değil ırak Bağdâd

3. At binenin kılıç kuşananındır. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 369-16)

(Haşmet/Tahmis/Der Vasf-ı Behçet Efendi)

Edersen nâm-ı pâkinden tefahhus ey dil-i şeydâ
Semiyy-i şâh-ı kevneyn Behçet-efrûz-ı dil-i dünyâ
Makâm-ı defterîye zâtıdır revnak veren hâlâ
Bedîdâr oldu sırr-ı fâl-i e'ti'l-kavse bârîha
Bu mesnedde o himmet-kârı gördük dîdeler rûşen
(Armağan 512) (Fevrî/Kasîde)

At binenin kılıç kuşananın benim velî
'Âriyyetîdir ey şeh atım müste'âr tîğ
(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 19-16)

Dediler gerçi kim bu sözü 'ayân
Binen at kılıcı da kuşanan

5. Ateş ile pamuğun oyunu olmaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 395-27) (Vâsıf/Kasîde-i Şitâiyye)

Elhazer sûz-ı derûnumdan aman yaklaşma
Âteşin penbe ile olmaz oyunu zîrâ
(Armağan 530)
(Mesîhî/Şehrengîz)

Biri Hallâc Hüseyn olmuş ana ism
Atılmış penbedir san andaki cism
İnende âhımız almasın ol yâr
Od ile penbenin ne oyunu var

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 365)
(Hıfzî)

Lu'bi olmaz ateş ile penbenin.
6. Ayağı yere basmamak.
(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 432-308) (Sâbit/Gazel)

Câm-veş mağrûr-ı dest-i iltifât-ı yâr olup
Şevkden yer mi basar Sâbit ayağı lâlenin
(Armağan 589) (Necâtî Beğ/Gazel)

Ayağı yer mi basar zülfüne ber-dâr olanın
Zevk ü şevk ile verir cân u seri döne döne

6. Başında kavak yeli esmek. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 589-980)
(Sâbit/Gazel)

'Aceb mi olsa kavak seyri zevkine meftûn
Kavak yeli eser ol serv-i kadin başında
(Armağan 803) (Hayretî/Gazel)

Benzetmiş özün kâmet-i dil-cûsuna yârin
Başında kavak yeli eser şimdi çenârın

6. Bir çiçekle yaz olmaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 688-1151) (Vâsıf/Kasîde-i Şitâiyye)

Zînet-i sebz olarak kaldı hemân bir şemşîr
Bir çiçekle yaz olur mu bu meseldir farazâ
(Armağan 929) ('İzzet Monlâ/Gazel)

Gönül bir dâğ ile fahr eyleme dâğ üstüne dâğ var
Meseldir gül-şen-i 'âlemde bir gülle bahâr olmaz
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 73) (Hıfzî)

Bir çiçekle olmaz âlemde bahâr.

9. Bir içim sudur. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 710-1132) ('Atâyî/Hamse/Monla Bedrî)

Havz içinde o sîm -ten hûbân
Her biri bir içim su idi hemân
(Armağan 949) (Necâtî Beğ/Gazel)

Yine sihr etdi Necâtî nice söz nice gazel
Leb-i dilber sıfatında bir içim sudur bu
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 485) (Hıfzî)

Sakınır bizden o zâlim bir içim sûyu bile.

9. Bir sürçen atın başı kesilmez. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 745-1158, Armağan 993) (Şeyh Gâlib/Hüsn ü 'Aşk/Sebeb-i Te'lîf)

Lâzım mı Burâkı medh ü tavsîf
Bu kârı ana kim etti teklîf
'Afv eyleyelim ki belki bilinmez
Bir sürçen atın başı kesilmez
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 215) (Hıfzî)

Feresin lagziş-i vâhid ile seri kat' olmaz.
(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 39-160)

Kesmemişler gör'e kerâmâtın
Sürçe bir kerre ayağı atın

11. Câmî yıkılmışsa da mihrâp yerindedir. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 878-1493) (Sünbülzâde Vehbî/Gazel)

Hat-âver olsa da ebrûsudur perestiş-gâh
Yıkılsa câmî'-i hüsnü yerindedir mihrâb (Armağan 1159) (Tâli'î)

Hatt bozdu ise hüsnünü ebrûsu kemâ-kân
Yıkıldı ise mescidi mihrâb yerinde (Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 105)
(Hıfzî)

Câmi-i hüsnü harâb oldu ise mihrâbı durur.

11. Can çıkmayınca huy çıkmaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 887-1503, Armağan 1171) (Sünbülzâde Vehbî/Lutfiyye)

Gidicek sonra elinden fırsat
Eder izhâr-ı nedâmet kat kat
Lîk fırsat yine girse eline
Nâm-ı ahbâbını almaz diline
Tutar elbet yine eski suyunu
Çıksa da cânı degişmez huyunu

13. Dâğ üstü bâğ.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1052-2392)
(Pertev Paşa/Gazel)

Bağla sen pehlû-yı nâz üzre çiçekli şâlını
Seyr eden varsın desin bu hâlete dâğ üstü bâğ
(Armağan 1415)

(Fevrî/Gazel)

Dâğı çok cismin gönül yolunda toprâğ eylesin
Makdemiyle sen gülün dağ üstünü bâğ eylesin

13. Defterde ismi okunmaz.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1091 -1859)

(Ahmed Resmî Efendi/Hulâsatü'l-'İtibâr)

Defterde ismi okunmaz bir alay ipsiz sapsızlar ile sefere gidilmez.
('Ulvî/Beyt)

Ezelden defter-i 'uşşâka hod 'Ulvîyi kayd etdin
Nedendir pâdişâhım şimdi olmak hâric ez-defter

13. Deliden uslu haber. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1114-1887) (Yüsrî/Beyt)


Kaysa Leylâ idi Mevlâ talebinde rehber
Sen de dut semt-i mecâzı deliden uslu haber

(Armağan 1493) (Necâtî Beğ/Gazel)

Gönül eydür bana kim 'aklı unut 'aşkı gözet
Vâcib oldu kim işitem deliden uslu haber

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 16)
(Hıfzî)

Âkilâne al haberi dîvâneden.

(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 62-120)

âkil isen beri gel etme hazer
Fehm edip al deliden uslu haber

16. Deliye taş anma. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1122-1900)

(Şânîzâde/Târih Cild-i Evvel-sahîfe 121)

Ol kavm-i melâmdan deliye taş andırmak makûlesi... ('ârif/Gazel)

'Aşk ehli yanında yanılıp Kûhkeni yâd
Mecnûna taş andırma gibi bir delilikdir
(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 65-129)

Dil-i dîvâne andığına şehâ Taşı andırma padişâhım ana

17. Devede kulak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1177-1929)

(Kemâl/'Abdurrahmân Hân'ın mektubu üzerine mütâla'ât/'İbret/Numara 77)

Buhârâ ve Hîve ve Hokand hükûmetlerinde  Avrupa coğrafyaları topu topu on iki milyon nüfus tahmîn etmekte iseler de oraların sevâbık-ı ahvâline ve vüs'at-ı arâzîsine nazaran bu tahmînin bizim Türklerde meşhûr olan devede kulak meselinden hiç farkı yoktur.

(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 80-138)

Müşterekler hakkını vermezler
Devede kulağını vermezler

17. Dilberde vefâ olmaz.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1213-1953)
(Pertev Efendi/Gazel)

Olur meşhûr-ı 'âlem dil-rübâlar bî-vefâlıkla
Senin ey pür-safâ zâhirde öyle şöhretin yokdur
(Armağan 1601)

(Nâbî/Gazel)

Meşhûrdur ki mâh-ruhân-ı sipihr-i hüsn
Bi't-tabi' bi-vefâ olur ammâ ki hep değil

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 166)

(Hıfzî)

Dil-rübâlar bi-vefâdır ahde incâz eylemez.

17. Dinsizin hakkından îmânsız gelir.
(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1233-1993)

(Neylî/Gazel)

Nola ol kâfir-i hısna havâle etsem ağyârı
Meseldir dinsizin elbet gelir hakkından îmânsız
(Armağan 1627) (Zîver-Trabzonlu)

Eylemiş ağyârı sevdâ-yı hatı 'ârızda hâl
Bu meseldir dinsizin hakkından îmânsız gelir

20. Diş bilemek. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1237-1963) (Vâsıf/Kasîde-i Ramazâniyye)

Gördükçe hilâl-i feleği gürsine-çeşmân
Ser-sofra-i çerh üzre sanır pâre-i nândır
Kurs-ı mehe bu diş bileyiş var iken onda
Mehdir o değil nân deyü gel sen inandır

(Armağan 1631)

(Bağdadlı Rûhî/Gazel)

Biliriz sufre-i ihsânına ermez elimiz
NTmet-i vaslına bî-hûde hemân diş bileriz

20. Eski har, eski pâlân.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1493-400)
(Sâbit/Dere-nâme/Kıssa-ı Hâce Fesâd)

Hâline vâkıf olunca ustâd
Dedi hayfâ yoğ imiş isti'dâd
Etmemiş terbiye te'sîr-i belîğ
Çektiğim zahmet-i düşvâre dirîğ
Yine sen eski har eski pâlân
Kaçan adam olacaksın hayvân

22. Etekleri tutuşmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1 539-335)

(Münîf/Kasîde/Der Sitâyiş-i İbrâhim Paşa)

Sanman şafak görüp tef-i kahrın sipihrden
Tâb-ı nedâmet ile tutuşdu etekleri
(Armağan 2058) (Kâmî-Edirneli/Gazel)

Görünce hattını ruhsâr-ı âteş-efrûzun
Etekleri tutuşur hüsn-i hânümân-sûzun

22. Fitil almak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1623-2702)

(Vâsıf/Şarkî-ı Murabba)

Nâm oduyla dil fitili aldı imdi bî-vefâ
Hendeseylen mi yürürsün gayrı yetmez mi edâ
Bir nigâh-ı âşinâyi etmeyip eyler cefâ
Böyle bir dâyî revişli âfet-i devr-i zamân

(Armağan 2135) (Vâsıf/Müseddes)

Sönmezem nâr-ı firâkınla fitîli aldım
Dönmezem hasret ile bahr-i sirişke daldım
Ağlaram fülk-i dili kulzüm-i 'aşka saldım
Niçe ta'rîf edeyim hâlimi şaştım kaldım
Şöyle yaktın beni ey gırra-i ma'mûre-i nâz
Ne emel kaldı derûnumda ne sevdâ-yı mecâz
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 379)

(Hıfzî)

Mecrûh-ı hadeng-i nigehin aldı fitili.

24. Gökte ararken yerde bulmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1723-3305)

(Nev'î/Kasîde Berâ-yı Sûr-ı Hıtan Şehzâdegân-ı Selîm-i Sânî)

Etfâl-i encüm encümen-i çarha sığmayıp
Yıldızlar atdılar yere ol gece bî-şümâr
Hep gökde istediklerini yerde buldu halk
Hîç etmez oldular reviş-i çerha i'tibâr

(Armağan 2252)

(Zâtî/Gazel)

Pâ-bürehne hâke basmışsın kadem ey âfitâb
Yine gökte istediğin yerde bulmuşdur türâb
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 12)

(Hıfzî)

Âfitâbım yerde buldum gökde ararken seni.

24. Göz kulak olmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1756-3281) (Hâtem/Gazel)

Gûş-mâl-i nigeh ü sâmi'a-endîş olarak
Gül-i ham dirhemini göz kulak eyler kâkül

(Armağan 2317)

(Sâfî-Kâsım Paşa/Gazel)

Gele ol servi diyü nergis ü gül
Dün ü gün bâğa göz kulağ olur

(Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 121-81)

Ol sehî-kad gelir deyu mutlak
Gül ü nergis çemende göz ü kulak

25. Haleb orada ise arşın burada. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1838-1711) (âkif Paşa/Münşeât/Haleb Vâlîsine Mektub)

Savb-ı savabnümâ-yı destûrîlerine mensûc dest-gâh-ı kadem olan kâlâ-yı zer-küştâr-ı hulûs ü husûsiyyet-i bendegânum zamîr-i 'âcizâneme nisbetle peymûde-i endâze-i temeyyüz olmak münâsebetiyle hâme-i ter-zebân durûb-ı Türkiyyeden Haleb anda ise arşın bunda meselini irâd ü ityân eylese nâ-becâ olmayacağı nezd-i sâmîlerinde bedîhî ve âşikâr olmakdan nâşî...

(Süleymân Fehîm/Gazel)

Mâlik oldum burada ben hüner-i mümtâza
İşte meydân-ı sühan gitmeyelim Şîrâza
Haleb anda ise bunda bulunur endâza
İşte meydân-ı sühan gitmeyelim Şîrâza
25. Her telden çalmak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 1996-3625)
(Vâsıf/Şarkı)

Nâz ile çağırır çalar âşıkın gönlün çalan
Ya'ni her telden çalar Yosma bir şûh köçek

(Armağan 2684)

(Mesîhî/Şehrengîz)

Biri Ca'fer'dürür sâzende-zâde
Zenahdânı kadehdir la'li bâde
Beline tâlib oldum cân u dilden
Dedi sen de çalar mısın bu telden

27. Herkesin gönlünde bir arslan yatar. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2051-3701) (Atâyî/Hamse/Nefha-i Tâsi'a)

Her kişi kalbinde bir arslan yatar
Gûşe-i vîrânede sultân yatar (Armağan 2726) ('Ulvî/Gazel)

İhtirâz et yıkma 'âşık gönlün ey çeşm-i gazâl
Bu meseldir herkesin gönlünde bir arslan yatur
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 276)

(Hıfzî)

Herkesin gönlünde sâkin bir esed.

27. İğreti ata binen tez iner. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2150-602, Armağan 1811)

(Nâbî/Gazel)

'Aceb mi katre ârâm etmese ebr-i bahâr üzre
Binenler tez nüzûl eyler semend-i müste'âr üzre

27. İki arslan bir posta sığmaz.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2153-704) (Hoca Sadeddin/Tâcü't-tevârîh/Dâsitân-ı Sultân Selîm-i Evvel)

Ve bir niyâmda iki şemşîr ve bir künâmda iki şîr olmaz. (Fâzıl/Zenân-nâme/Sıfat-ı Hâl-i Zenân-ı Sûdan)

Hanımıyla eder ol hem gavga
Sonra ağasına der bî-pervâ
Bana âmâde kıl ey dîvâne
Başka bir dâire başka hâne
Olamaz hânede iki usta
İki arslan sığamaz bir posta

30. İki câmî arasında kalmış beynamâza döndü.
(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2157-711)

(Sürûrî/Kıt'a-ı Hezl-âmîz)

İntisâbım var ricâl ile kibâr-ı 'asra kim
Dergeh-i 'âlîleridir kıble-i ehl-i niyâz
Secde-i şükr etmezem lâkin görüp ihsânların
Sanki kaldım iki câmî arasında bî-namâz

('Âsım/Târîh/âmeden-i Ordû-yı Hümâyûnü 'Alemdar Paşa Be-İstanbul/Cild-i Sânî-Sahîfe 200)

Ve erbâb-ı maslahat hafiyye ise ba's-ı ahbâr ta'cîl ü takâza edip bu bâbda kel kelbi'l-mutahayyeri beyne'l karyeteyn mutehayyir ü derhem olup...
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 66)

(Hıfzî)

Bî-namâza dönme beyne'l-mescidîn.

31. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2169-721)

('İzzet Monla/Hikâyet-i Şahs-ı Hâzır-cevâb Der Meclîs-i Devânikî)

Bitmekse murâdınız ahâli
Tâ'ûn yerine yeter bu vâlî
Tâ'ûn ola hem de zulm-i cân-sûz
Bir koltuğa sığmaz iki karpuz
(Armağan 2860) (H evâyî- Kubûrîzâde/Gazel)

İki karpuz be-yek âğûş ne-günced hergiz
Ya kitâbet ya mürekkebciliği ol hursend
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 72)

(Hıfzî)

Bir bağale sığmaz iki karpuz

31. İpliği pazara çıkmak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2240-642) (Nâbî/Gazel)

Gelse mîzân-ı cemâl ortaya ey Yûsuf-ı hüsn
Katı çok kimselerin ipliği bâzâra çıkar
(Armağan 2961)

(Sünbülzade Vehbî/Şevkengîz)

Çok gelincik de çiçek bozgunudur
Yüz yazısı dediği düzgünüdür
Girdiği yerde yüzü kara çıkar
O gece ipliği bâzâra çıkar
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 281) (Hıfzî)

Her mehin Yûsuf'la ipliği bâzâra çıkar.

33. İşi altun olmak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2262-693) (Sâbit/Gazel)

İşin lutfunla altun etdi Sâbit şimdiden sonra
Du'â-yı devlete ihlâs ile yer geldi sultânım
(Armağan 2988) (Âhî/Gazel)

Tâlib-i iksîr-i 'aşkım rûy-ı zerdim var benim
İşim altun eyledim kimden ne derdim var benim
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 514)

(Hıfzî)

Sıdk ile her işin altun eyle.

33. İyilik et denize at balık bilmezse Hâlik bilir. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2309-757)

(Kınalızâde Ali Çelebi/Ahlâk-ı 'Alâî Kitâb-ı Sânî İlm-i Tedbîr-i Menzil/Bâb-ı Sâdis Fasl-ı Sânî-Mahabbet Beyânındadır/Sahîfe 93)

Âdemî ne kadar küfrân-ı ni'amla müttehem kazâ-yı hukukta süst ise ol cûd-ı kerîm ü mennân-ı rahîm, hazâin-i cûd u rahmetten cezâlar buyurur ki nitâk-ı kudret-i âdemiyândan bîrûn u hayâl tasavvur-ı 'âlem ü 'âlemiyândan efzûn olur. (Mısrâ')

Ki küftend nigû bîkün ü der-âb endâz

Ve Türkîde derler iyiliği et suya at balık bilmezse Hâlik bilir. (Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 143-272)

Eyligi bilmez ise ger balık
Bilir anı çü yaradan Hâlık

35. Kabak başında patlamak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2319-2807)

('Atâyî/Hamse/Dâstân-ı Sâdis)

Dâ'imâ bî-huzûr olup cânân
Anı eylerdi seng-i cevre nişân
Her çanak başına atardı tabak
Ufanırdı anın başına kabak

(Armağan 3066) (Sâbit/Gazel)

Dil etdi cân-ı mest ile kavgâ-yı kûy-ı 'aşk
Bu hastenin başında kırıldı kedû-yı 'aşk

35. Karıncanın kanatlanması zevâline işârettir. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2429-2749) (Nâilî-i 'Atik/Kasîde-i Nûniyye)

Efsûs ki yok 'âkıbet-i kâre şu'ûrun
Ey mûrçe hasret-keş-i bâl-i tayerânsın
(Ziyâ Paşa/Bend-i Mahsûs/Karınca Kanatlandı/Hürriyet-Numara 35)

Cân veren... Pâşânın misâline bakılırsa bu da çok sürmez. Zîrâ karıncanın kanatlanması ma'lûmdur ki zevâline 'alâmettir.

35. Kesemediğin eli öp de başına koy.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2546-3040) (Ebuzziyâ Tevfik/Mecmu'a-i Ebuzziyâ/Emsâl-i 'Arab) (E'n-nâsü etba'ü li'l-gâlib)

Halk kendilerine gâlib olanlara tâbi'dirler. Demektir ki, gâlibün bi'z-zarûre emrine inkıyâd edenler hakkında îrâd edilir. Bunun hükmü lisânımızda kesemediğin eli öp de başına koy meseliyle edâ edilir.

38. Kılı kırk yarmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2557-2909) (Pertev Efendi/Beyt)

Miyânınçün kılı kırk yardılar çok kîl u kâl oldu
Ne işler kesdiler bak mû-şikâfân mûy-ı bârine
(Armağan 3396) ('Âkif Paşa/Kıt'a)

Vasl ise eğer matlabın ol şerrf-i cemâle
Pervâne-sıfat bezme yanıp yakılarak var
Ey nâz-ı nigeh zülf ü miyâna sarılınca
Ahvâlimi 'arz etmede yâra kılı kırk yar

38. Köpeği öldürene sürütürler (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2684-3169) (Nâbî/Kıt'a)

Etdi gark-âb rakîbi seyl-âb
Lâşesinden götürüp gitdi yine
Kim ki gördüyse ta'accüble dedi
Sürütürler köpeği öldürene
(Armağan 3591)

('İzzet Monlâ/Gazel) Bu meseldir sürütürler köpeği öldürene Şimdiden pây-i rakîb-i sege bir ip takalım (Manzum ve Musavver Durûb-ı Emsâl 140-211)

Katl edip seg rakîbi kor âhı Öldüren sürür imiş iti dahı

40. Kurda koyun inanılmaz.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2754-2956, Armağan 3687)
(Fâzıl/Zenân-nâme/Der Beyân-ı Zenân-ı Ermenî)

Kapısında nice kor Hırvatı
Nice kısrak ile bağlar atı
Gözetir öyle güzel ifriti
Çarpılır hüsnüne ehl-i beyti
İşte barut ile âteş oyunu
Kurda ısmarlamadır bu koyunu

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 371)
(Hıfzî)

Ma'dûd gusfendi gümân etme gürg yimez.

40. Külâhını göğe atmak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2803-3200) (Hâtem/Na't)

Mihribân-ı feleğe jâle fedâdır gülşende
Gül hevâya iyi gün görse külâhını atar

(Kânî/Mektûb-ı Latîfe-âmîz/Numûne-i Edebiyât-ı Ebuzziyâ/Temsîl-i Sânî)

Perîşânî-i gurbet işitenlerden ırak bir derd-i pür ihtirâktır ki başı firâkdan 'âciz olmakla bir kimse ol derdden rehâ-yâb olsa ser-pûşunu pür-tâb-ı semt-i âfitâb eder.

42. Mazlûmun âhı yerde kalmaz.(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2874-3429) (Ziyâ Pâşâ/Terkîb-i Bend)

Zâlimleri 'adlin ne zamân hâk edecekdir
Mazlûmların çıkmadadır göklere âhı
(Armağan 3856) (Fâzıl/Zenânnâme)

Halamın işde bu bikr oğlanı
Ben kucağımda büyüttüm anı
Sizi ber-bâd ederim billâhi
Mazlûmun yerde kalır mı âhı

42. Mızrak çuvala sığmaz.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2906-3452) (Hâtem/Gazel)

Ne ân ki hâl-i şeh-i hufte-kâr ola mektûm
Bilir efendi meseldir sünü çuvallanmaz
(Armağan 3910) (Fâzıl/Defter-i 'Aşk)

Bu kebâb olmuşu biryâna çekip
Nemek-i sûzları zahm üzre ekip
Dedi ebr olmasa bârân yağmaz
Fâzılâ nîze çuvala sığmaz

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 385)
(Hıfzî)

Meşhûr meseldir âşık mızrak çuvala sıgmaz

44. Mîrî mâlı balık kılçığıdır yutulmaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 2914-3461) (Şeyh Gâlib/Hüsn ü 'Aşk)

Esrârını mesnevîden aldım
Çaldım velî mîrî mâlı çaldım
Fehm etmeğe sen de himmet eyle
Ol gevheri bul da sirkat eyle

(Armağan 3921) (Yahyâ Beğ/Kitâb-ı Usûl)

Ne ye ne yedir pâdişâh mâlını
Harâm-zâdeninanla ahvâlini
Tama'kâr olan müsrifin her zamân
Boğazına tur nitekim üstühân
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 602)

(Hıfzî)

Zâyi' olmaz bu meseldir mîrî mal.

44. Ocağına incir dikmek.  (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3036-775) (Şinâsî/Kasîde)

Bitince mîve-i fazlım bahâr-ı 'ömrümde
Dikildi bâğ-ı cihânda ocağıma incir

(Armağan 4091)

(Fâzıl/Defter-i 'Aşk)

Dilberiyle işini sâğ eyler
'Aşkını kalbine ifrâğ eyler
Kalmaya câzibe-i şevke eser
'Aşkın ocağına incir diker
Buna 'âşık diyemem zânîdir
Bu hemân fitne-i şeytânîdir

46. Okunu atmak, yayını yasmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3050-805)

(Sâbit/Zafernâme/Peykâr-kerden Hân-ı Cengiz-tebâr Bâ-tâbûr-ı Küffâr-ı Ber-keştekâr)

'Amel-mânde bâzûlar iş tutmadan
Zirihler de kaldı dikiş tutmadan
Okun attı tîr-keş yayın yasdı kavs
Kiriş kırmak üzre ayak basdı kavs
(Armağan 4114)

(Fevrî/Gazel)

Dü-tâ olmuş beden bir âh edip cân verdi doğruldu
Gamınla ey kemân-ebrû okum atdım yayım yasdım
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 557)

(Hıfzî)

Tîr tamam kabza tamam ey hümâm.

47. Oyunun sakalı bitmek.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3094-825) (Surûrî/Hezeliyyât/Târîh-i Lihye-i Rakkâs 'Ali)

Etti Rakkâs 'Ali tövbe salıverdi sakalı
Kaldı meydânı bu hengâmede hâlî oyunun
Dağılırken dedi erbâb-ı temâşâ târîh
Lihye koyverdi köçek bitdi sakalı oyunun
(Armağan 4174) ('Atâyî/Hamse/Heft Hân)

Kâm alıp ol iki meleklerden
Zevki aşırdılar feleklerden
Lu'bede-bâz-ı hatt-ı bî-bedeli
Geldi bitti bu oyunun sakalı

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 49)
(Hıfzî)


Bâzîçe-i hüsnün sakalı bitdi.

47. Sakalını değirmende ağartmak.(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3266-2307) (Ahmet Resmî Efendi/Hulâsatü'l-i'tibâr)

Evvelki cenkleri görmüş tekellüme kâdir âdem kalmadığından gayrı mevcûd olanlar dahi sakalını değirmende ağartmış tecrübeden bî-nasîb.
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 158)
(Hıfzî)

Dırâz etme sakalın şâne ile düşmen eylersin.

49. Sikkeyi mermere kazmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3341-2197) (Sâmî/Beyt)

âhım tamâm o seng-dile eyledi eser
Sad âferîn ki sikkesini kazdı mermere
(Armağan 4587) (Necâtî Beğ/Gazel)

Kûh-kenlikler ki Ferhâd etdi  Şîrîn adına Sikkeyi mermerde kazdı âferîn üstâdına (Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 126)

(Hıfzî)

Çelebim sikkeyi mermerde kazar.

49. Solağına davul çalmak.

(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3354-2333) ('Atâyî/Hamse/Nefha-ı Sâbî-i Aşr/Dâstân-ı Celâk)

Fâsîd idi fikri gibi meşrebi
Kâsid idi kârı gibi mezhebi
Zele hayâliyle varıp almada
Solağına durma davul çalmada
(Armağan 4610)

('Ârifî/Kıt'a/Der-Hakk-ı Tabılbâzzâde)

Tabılbâzzâde kim mehter geçermiş
Hünerden tabl-veş ammâ değil pîr
Ma'ârif tablına âvâze vermek
Solağına davul çalmak değildir

51. Su uyur düşman uyumaz. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3389-2340)
(Sünbülzâde Vehbî/Lutfiyye/Der İhtirâz ez Hîlekârân ü Hâinân)

Düşmeni dost olur sanma sakın
'Arz-ı ihlâsına aldanma sakın
Hâb-ı hargûşuna olma mağrûr
Su uyur düşmân uyumaz meşhûr
(Armağan 4695)

(Figânî/Gazel)

Serv yatmaz gîceler hidmet-i reftârın için
Âb uyumaz ekserî hasret-i ruhsârın için
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 529)

(Hıfzî)

Su uyur hâsılı düşmen uyumaz.

51. Taş yatur kalmak. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3482-2387)
(Vâsıf/Kasîde-i Şitâiyye)

Beççe-i tavşanı tavşan kanı bâdeyle hemân
Taş yatur sayd edelim kâm alalım subh ü mesâ
(Şânîzâde/Târîh/Cild-i Evvel/Sahîfe 109)

Anlar dahi aynı yatakda avlayalım ol gazalı taş yatur diyüp.
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 589)

(Hıfzî)

Yatakda avlayalum ol gazâlı taş yatur.

53. Uzaktan davulun sesi hoş gelir. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3625-836) (Nâbî/Hayriyye/Matlab-ı Dağdağa-i Pâşâyî)

Olma pâşâlık için âvâre
Tabl u sûrnâ ile girme nâre
Bağlama tantana-i tabla gönül
Dûrdan hoş gelir âvâz-ı dühül
(Armağan 5098)

(Süleymân Fehîm/Gazel)

Râhat istersen takarrüb etme bâb-ı devlete
Gerçi âvâz-ı dühül pek hoş gelirmiş dûrdan
(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 172)

(Hıfzî)

Dûrdan hoş gelir âvâz-ı tabl.

53. Yerin kulağı var.
(Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3832-3879) (Bâkî/Gazel)

âh etme na'l-i esbi nişânın görüp dilâ
Şâyed kimesne işide yerin kulağı var
(Armağan 5403)

(Muhibbî-Kânûnî Sultân Süleymân/Gazel)

Ettim hatâyı gün yüzüne gül dedim anın
Korkum budur ki işite yerin kulağı var

(Manzûme-i Durûb-ı Emsâl 606)

(Hıfzî)

Zemînin gûşu var derler meseldir.

55. Yerinde yeller esmek. (Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye 3834-3880) (Ziyâ Paşa/Terkîb-i Bend)

Derlerdi hevâ üzre gezer taht-ı Süleymân
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde (Armağan 5406)
(Budinli Hısâlî/Gazel)

Kâkül ü zülfün hevâsına düşelden cân ü dil
Yerlerinde yel eser sabr ü karârımdan benim





1 Aksoy, Ömer Asım. Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1-2, Kaynakça Bölümü. İstanbul: İnkılap Kitapevi-10. Baskı, 1995.
2 Ötüken, Adnan. Türk Atasözleri ve Deyimleri. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971, s. VI.
3 Dilçin, Dehri. Edebiyatımızda Atasözleri. İstanbul: Klişecilik ve Matbaacılık T. A. Ş., 1945, s. XVI.
4 Latîfî Tezkiresi, Yay. hzl. Mustafa İsen. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s. 395.
5 A.g.e., s. 329.
6 A.g.e., s. 458.
7 Sehî Beğ. Tezkire. Heşt Behişt. Yay. hzl. Mustafa İsen. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, 1980 s. 150.
8 A.g.e., s. 158.
9 Kınalızâde Hasan Çelebi. Tezkiretü'ş-Şu'arâ. Yay. hzl. İbrahim Kutluk. Ankara: Türk Târih Kurumu Yayınları, 1989, s. 427.
10 A.g.e., s. 825.
11 Aksoy, Ömer Asım. a.g.e., s. 1147.
12 A.g.e., s. 1147.
13 Hengirmen, Mehmet a.g.e.
14 A.g.e., s. 99.
15 Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine Bölümü, T. Y. 1711.
16 Kut, Günay. Atasözleri ve Deyimlere Ait Manzum ve Minyatürlü Yazma Bir Eser, Yıllık-I, İstanbul: Topkapı Sarayı Müzesi, 1986, s. 73-112.
17 Mecmua, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, TY. 3510.
18 Beyzadeoğlu, Süreyya Ahmed Badi Armağan, Trakya Üniversitesi Projesi, 1998 (Basılmak Üzere Harvard Üniversitesine verilmiştir. ).
19 Ali Emîrî, a.g.e.
20 A.g.e.
21 Hıfzî, Manzûme-i Durûb-ı Emsâl, İstanbul: 1262, Arzu Taran T. Ü. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans Tezi, Edirne 1998.
22 Beyzadeoğlu, Süreyya, Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye, Tamamlanmış Trakya Üniversitesi Projesi, 2001.
23 Aksoy, Ömer Asım. a.g.e., s. 57.
24 Eyüboğlu, E. Kemal. Onüçüncü Yüzyıldan Günümüze Kadar Şiirde ve Halk Dilinde Atasözü ve Deyimler, İstanbul: 1973 C. I-1975 C. II.
25 Ali Emîrî, a.g.e.
26 Hengirmen, Mehmet. Güvâhî, Öğütler ve Atasözleri, Pend-nâme. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s. 12.
27 Dilçin, Dehri. a.g.e., s. 152-209.
28 Tanyeri, M. Ali. Örnekleriyle Divan Şiirinde Deyimler. Akçağ Yayınları. Ankara: 1999.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
4385 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın