• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Osmanlı Devleti'nde Haberleşme Ağı: Menzilhâneler / Yrd. Doç. Dr. Sema Altunan

Haberleşme insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar arasında başlayan haberleşme, devletlerin ortaya çıkmasıyla gelişmiş; gerek devletin kendi içinde gerekse diğer devletlerle tarihin her döneminde çeşitli şekillerde haberleşme sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti'nde haberleşme devletin ilk kurulduğu dönemden itibaren ulaklar aracılığıyla sağlanmıştır.1 Ulaklar genellikle atlı olarak bazen de yaya olarak devletin haberleşme hizmetini görmüşlerdir. Devletin önemli ve acele işlerle ilgili haberlerini merkez ile eyaletler arasında götürüp getiren ulakların güvenilir, dürüst ve yol şartlarına dayanıklı olmalarına özen gösterilmiştir.2

Devletin sınırlarının genişlemesiyle birlikte merkez ve eyaletler arasında düzenli bir haberleşme ağı kurma ihtiyacı ortaya çıkmış ve XVI. yy. sonlarına doğru menzilhaneler gelişmeye başlamıştır. Posta istasyonları olarak görev yapan menzilhaneler haberleşme hizmetini ulaklar aracılığıyla yerine getirmişlerdir. Menzilhanelerde yeteri kadar menzil beygiri beslenerek ulakların hizmetine sunulmuştur. Ulaklar geçtikleri yollar üzerinde bulunan menzilhanelerde konaklayarak dinlenirler ve beygirlerini yenileriyle değiştirerek yollarına devam ederler ve böylece haberleşmeyi sağlarlardı.

Devletin merkezinde alınan kararların eyalet, sancak ve kazalardaki ilgililere zamanında duyurulması ve gerekli koordinasyonun sağlanması amacıyla ana yollar üzerinde belirli aralıklarla menzilhaneler kurulmuştur. Kelime olarak konak, iki konak arası ve bir konak yol anlamına gelen3 menzilhaneler posta istasyonları işlevini üstlenmişlerdir. Menzilhanelerin kurulmasında, coğrafi şartlar, yolların işlek olup olmaması, bölgenin nüfus yoğunluğu ve seferlerin yapılacağı yön belirleyici rol oynuyordu.4

Menzilhaneler genellikle 6 ila 12 saatlik mesafelerle (yaklaşık 40-70 km) kurulmuşlardır. Nüfus yoğunluğunun az olduğu bölgelerde menzilhaneler arasındaki mesafe 24 saate kadar çıkabiliyordu.5

Menzilhaneler Osmanlı Devleti sınırları içinde gerek Anadolu'da gerekse Rumeli'de sağ kol, sol kol, orta kol olmak üzere üçlü ana yol sistemi üzerinde kurulmuşlardır. Ayrıca ana yoldan ayrılan tali yollar üzerinde de menzilhaneler kurulmuştur. Bunun yanısıra gerek duyulduğunda menzil olmayan bir yer menzilhane statüsüne getirildiği gibi mevcut menzilhaneler de hizmet dışı bırakılabiliyordu.6

Daha önce Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular tarafından kullanılan Anadolu yolları Osmanlılar tarafından onarılarak kullanılmaya devam edilmiştir. İstanbul merkez olmak üzere Anadolu'nun sağ, orta ve sol kol olmak üzere üçlü güzergahı şöyledir.7

Anadolu Sağ Kol (Hac Yolu): Üsküdar-Gebze-Eskişehir-Akşehir-Konya-Adana-Antakya yolu ile Halep ve Şam güzergahını izleyen Hac yoludur.

Bu güzergahın üzerinde 27 menzilhane bulunuyordu. Üsküdar Menzilhanesi ile Halep Menzilhanesi arasındaki mesafe 247 saat idi. Anadolu Sağ Kol'dan ayrılan tâli yollardan en önemlileri İzmir, Bodrum, ve Antalya-Anamur yollarıdır.

Anadolu Orta Kol (Bağdat-Basra Yolu): Üsküdar-Gebze-İznik-Bolu-Tosya-Merzifon-Tokat-Sivas-Hasan Çelebi- Malatya- Harput- Diyarbekir- Nusaybin- Musul-Kerkük güzergahını izleyen Bağdat-Basra yoludur.

Bu yol üzerinde 44 menzilhane bulunuyordu. Bağdat Menzilhanesi, İstanbul'a 445 saatlik bir mesafede bulunuyordu.

Anadolu Sol Kol: İstanbul-Erzurum arasında yer alan sol kol, Merzifon'a kadar orta kolun izlediği yolu izleyerek buradan Lâdik-Niksar-Karahisar-ı Şarkî-Kelkit-Aşkale-Erzurum yoluyla Hasankale'den bir kol Kars'a diğer bir kol da Tebriz'e ulaşıyordu.

Rumeli'de ise Osmanlılar mevcut olan yolları kullanarak yine üç yönde ilerlediler. Romalılar ve Bizanslıların da kullandığı bu yollar Sağ Kol (Kırım-Karadeniz Ticaret Yolu), Orta Kol (Via Militaris) ve Sol Kol (Via Egnatia) olmak üzere üçe ayrılıyordu. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren yayılma politikası içinde yer alan Rumeli, Osmanlıların her dönemde önemini koruyan bir bölge olmuştur. Osmanlı Devleti Rumeli'deki eyalet, sancak ve kazalarla merkez arasındaki iletişimi bu üçlü ana yol ağı ile kurmuştur.8 Rumeli'deki ana yolların izlediği güzergah ise şöyledir:9

Rumeli Sağ Kol (Kırım Yolu): Ticari öneme sahip bulunan sağ kol, İstanbul'dan Vize-Kırkkilise (Kırklareli) -Prevadi-Karasu-Babadağı-İsakçı-Akkirman yolu ile Özi ve Kırım'a ulaşıyordu.

Rumeli Orta Kol (İstanbul-Belgrad Yolu): İstanbul-Silivri-Edirne-Filibe-Sofya-Niş-Yagodina üzerinden Belgrad'a ulaşıyordu.

Rumeli Sol Kol (Via Egnatia): İstanbul-Tekirdağ-Malkara-Firecik-Dimetoka-Gümülcine-Pravişte-Lankaza-Yenişehir (Larissa) -İzdin yolu ile İstefe (Tebai)'ye oradan Eğriboz Menzili ile Gördüs'e uzanıyordu. Gördüs Menzili de İstanbul'a 194 saat mesafede bulunuyordu.10

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti, ülkenin her köşesini başkente bağlayan bir yol ağına sahipti. Bu yol ağı üzerinde kurduğu menzilhaneler aracılığıyla ülkenin her bölgesiyle haberleşme imkanı sağlamıştır. Nitekim Posta Teşkilatı kuruluncaya dek devletin haberleşme hizmetini menzilhaneler görmüşlerdir.

Osmanlı Devleti kara yollarının yanısıra deniz yollarını ve nehirleri de ulaşım ve haberleşme hizmeti için kullanmıştır. Karayolları ile nehirlerin kesiştiği yollara köprüler yapılarak ya da iskeleler kurularak burada işletilen gemiler aracılığı ile ulaşım ve iletişim sağlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde deniz yolları dört anakol halinde düzenlenmiştir. Bu kolların izlediği güzergahlar şöyledir:11

Karadeniz Yönünde: 1 - İstanbul'dan İshakçı ve Tuna iskelelerine, 2- Üsküdar'dan Anadolu'nun Karadeniz kıyılarını takiben Fas'a ulaşıyordu, Akdeniz Yönünde 3- İstanbul-Mora-Ortana güzergahını, 4- Üsküdar-İzmir-İskenderun-İskenderiye-Cezayir-Cebel-i Tarık Boğazı güzergahını izliyordu.

Haberleşme ve ulaşımın sağlanabilmesi için her şeyden önce yolların güvenliğinin sağlanması gerekiyordu. Bu amaçla iskanın az olduğu yerlerde, dağ geçitlerinde stratejik noktalarda askeri ve ticari önemi olan yolların kavşak noktalarında derbentler kurulmuştur.12 Buralarda hizmet veren derbentçiler ile yol güzergahı üzerinde oluşturulan menzilhanelerde hizmet veren menzilciler yolların güvenliğinden de sorumlu olmuşlardır.

Menzilhanelerin Görevleri

Menzilhaneler düzenli ve zamanında haberleşmeyi sağlamak amacıyla kurulmuşlardı. Padişahın emir ve buyruklarının taşradaki görevlilere zamanında ulaştırılması, devletin merkezi ile eyaletleri arasında düzenli ve sistemli bir iletişimin sağlanması büyük önem taşıyordu. İşlerin aksamaması, alınan kararların ilgili yerlere zamanında ulaştırılması ile mümkündü.

Başlangıçta devletin haberleşme hizmetini yerine getiren menzilhanelerin zamanla işleri de artmıştır. Sınırların genişlemesi ve uzak yerlere seferlerin düzenlenmesiyle ordunun geçeceği yol üzerinde bulunan menzilhaneler askerin iaşesini sağlama görevini de üstlenmişlerdir. Sefer sırasında ordunun geçeceği yol ve bu yol üzerinde konaklayacağı menzilhaneler önceden tesbit edilerek,13 bu menzilhaneler askerin iaşe ihtiyacını karşılamak amacıyla takviye ediliyordu. Bu yönüyle iaşe anbarı görevini üstlenen menzilhaneler aynı zamanda çevre halkın mallarını getirip sattıkları ve ekonomik hareketliliğin yaşandığı merkezler olarak gelişme göstermiş, bazı menzil noktaları kasabaya dönüşmüştür.14 Ayrıca ticari mal naklinde de kısmen menzilhaneler kullanılmıştır. Bunların yanısıra Osmanlı Devleti'ne gelen ve giden elçilere konaklama hizmeti de vermişlerdir.15

Menzilhanelerin İşleyişi

Menzilhaneler, Menzil Halifeliği'ne bağlı olarak görev yapmışlardır. Defterdarlığın Mevkufat Kalemi'ne bağlı bulunan Menzil Halifeliği'nin görevi menzilhane işlerini ve hesaplarını görmekti. Bütün bunlar Menzil Halifesi tayin edilen şahsın sorumluluğundaydı.16 Menzilhanelerle ilgili hesaplar ve işler menzil defterlerine kaydedilerek Hazine-i Amire'de saklanırdı.

Menzilhanelerin işleyişinden, menzilhanelerin bulunduğu kazanın kadısı, ileri gelenler ve bölge halkı sorumluydular. Menzilhanelerin düzenli olarak çalışabilmesi için menzilcilerin (=Menzil Emini) görevlendirilmesi, menzilhanelerin iç hizmetlerini görmek üzere ahur kethüdası, seyis, odacı, aşçı ve hizmetkârların sağlanması, ayrıca sürücü ve yeterli sayıda menzil beygirinin beslenmesi gerekiyordu.

Her kazanın ayanları ve zabitleri her yılın ruz-ı Hızır'ından itibaren menzilhanelerin beygirlerini, sürücülerini, hademelerini ve gerekli zahireleri zamanında sağlamakla yükümlüydüler.17

Menzilhanelerdeki Görevliler

Menzilhanelerin işleyişinden sorumlu olan menzilcilerin tayini konusunda sancak idarecileri ve ileri gelenlerin rolü büyüktü. Mütesellim, kadı, müftü, ayan ve eşraftan kimselerin uygun gördükleri varlıklı biri bir yıllığına peşin ücretle menzilci olarak tayin ediliyordu.18 Ancak bir yılın sonunda genellikle yine aynı kişi menzilci tayin edilirdi. Böylece bazen uzun yıllar, menzilciliğin aynı ailenin elinde kaldığı olmuştur.19 Bazen de iki kişi aynı menzilhaneye ortaklaşa menzilci olarak tayin edilmişlerdir.20

Menzilci seçiminde halkın görüşü de alınır ve menzilci tayin edilen kişinin ismi ve tayini başkente bildirilirdi. Menzilci, menzilhanenin düzenli olarak hizmet vermesini sağlamak durumunda olduğundan menzilci tayin edilecek kişide işbilirlik ve beceriklilik özellikleri aranırdı.

Menzilcilerin görevleri arasında menzil hükmü ile seyahat eden ulaklara menzil beygiri sağlamak, menzil masraflarını karşılamak, menzilhanelerin iç düzenini sağlamak ve menzilhaneyi yönetmek yer alıyordu.21

Menzilciler yaptıkları bu hizmetler karşılığında avarız-ı divaniye ve tekalif-i örfiyeden muaf tutulmuşlardır. Gayrimüslimler de menzilcilik görevine tayin edilebiliyorlardı ve hizmetleri karşılığında yeniçeri oğlanı vermekten muaf tutuluyorlardı.22

Menzilhanelerin bir yıl içinde yapacağı masraf önceden hesaplanarak menzilci tayin edilen kişiye sancak halkı tarafından taksitle vergi olarak verilirdi. Bunun için menzilci ile halk temsilcileri arasında mahkeme huzurunda bir anlaşma yapılarak bir yıllık süre içinde menzilcilerin, menzilhanenin işleyişiyle ilgili olarak yaptığı masraflara karşılık, kendisine ödenecek tutarın kaç taksitte verileceği senede bağlanırdı. Bundan sonra menzilci halktan başka bir şey istemeyeceğini ve aldığı görevi tam olarak yerine getireceğini taahhüt eder ve bir kefil gösterirdi. Alınan bu tedbirlerle menzilcilerin görevlerini ve bulundukları mevkiyi kötüye kullanmalarına engel olunmaya çalışılmıştır.23 Ancak bu önlemlere rağmen yine de menzilcilerin görevlerini kötüye kullandıkları ve kendi çıkarları için halktan fazla ücret talep ettikleri olmuştur. Menzilcilerin, kaza ileri gelenleriyle anlaşarak halktan aldıkları menzil ücretlerinde suistimale gitmeleri, ulaklara güçlük çıkarmaları ve menzilkeşlerin yerlerini terk etmelerine neden olmaları üzerine merkez tarafından bazı önlemler alınmıştır. Görevlerini kötüye kullanan menzilcilerin görevlerinden alınarak cezalandırılmaları için İstanbul'a bildirilmeleri istenmiştir.24

Bu gibi menzilciler menzil hükümlerine uymadıkları gibi haber ulaştırmakla görevli ulaklara menzil beygiri vermeyip 3-5 gün menzilhanede bekleterek beygir ücretini de keyfi olarak almışlardır. Mültezim ve tüccarların işleri için menzil beygirlerini tahsis etmeleri menzilhanelerin düzeninin bozulmasına devletin resmi haberleşme hizmetinin aksamasına yol açmışlardır. Bunun üzerine menzilhanelerde yeni düzenlemelere gidilmiştir.

Menzilcilerin, menzil ücretlerinde suistimallere gitmeleri, menzilin asıl yükünü çeken ve o menzilin civarında ikamet eden köy ve kasaba halkını zor durumda bırakıyor, zaman zaman da yerlerini terk etmelerine neden oluyordu. Menzilkeş adıyla anılan bu kimseler menzilhanelerin masraflarını karşılamak ve çeşitli işlerini yapmakla görevliydiler. Menzilkeş tayin edilen her hane varlığına göre para veya para karşılığı mal vermekle yükümlüydü. Ayrıca belirli sayıda er çıkararak menzil işlerini yaparlardı. Buna karşılık çeşitli örfi vergilerden ve avarızdan muaf tutulurlardı. Menzilkeşler menzilhanenin harab olmamasını ve her zaman hizmet vermesini sağlamak, eşkıyaya karşı korumak ve menzilhanenin ihtiyacı olan arpa, saman, ot, odun, yağ, un gibi temel ihtiyaç maddelerini karşılamak ve bunları belirli bir ücret karşılığında satmakla görevliydiler.25

Menzilhanelerde menzilin işleyişinden sorumlu menzilciden başka, menzil kethüdası, ahur kethüdası, seyis, odacı, sürücü, aşçı gibi hizmetlilerle menzilin yükünü çeken menzil çevresindeki köy ve kasaba halkından menzilkeş tayin edilen grup bulunuyordu.26

Menzilhanelerde hizmet veren sürücüler, ulaklarla birlikte giderek hem ulaklara rehberlik yaparlar hem de başka menzile ulaşan ulakların kullandığı kendi menziline ait beygirleri geri getirirlerdi. Ayrıca sürücülere yol gösteren ve koruyuculuk görevini üstlenen "kulaksızlar" denilen bir grup daha hizmet vermiştir.27 Menzilhanelerin iç hizmetlerinden olan hademeler hayvanların bakımı ile uğraşırken, ahur kethüdası, seyis, odacı ve aşçılar, gördükleri hizmetlerine karşılık ücret alırlardı.28

Menzilhanelerin Gelirleri

Menzilhanelerin işlevlerini sürdürebilmeleri için masraflarını karşılamak üzere ihtiyaç duyulan para menzilkeşlerin avarız ve nüzül bedelleri karşılığında gördükleri hizmetle karşılanırdı.29 Ayrıca 1697 yılından itibaren yapılan düzenlemeyle menzil beygirleri yol / saat ücreti ile kiralanmaya başlanmıştır.30 Böylece ulaklar, menzilhaneden aldıkları her menzil beygiri için kendilerine daha önce devlet tarafından tahsis edilen beygir ücretini menzilciye ödemeye başlamışlardır. Menzilhane masraflarının bir bölümü de bu yolla karşılanmıştır.31

Ayrıca menzilhanelerin bulunduğu yerdeki kaza ve köylere ait avarız ve nüzül vergilerinin veya bir yerin mukataa mallarının ocaklığa bağlanması yoluyla ya da gümrük malından menzilhanelere gelir sağlanmıştır.

Bununla birlikte olağanüstü durumlarda özellikle sefer zamanında daha hızlı haberleşmeyi sağlamak ve ordunun geçeceği yol üzerinde bulunan menzilhanelerin daha fazla menzil beygiri ve paraya ihtiyaç duymaları üzerine artan giderleri karşılamak amacıyla menzilhanelerin çevresindeki köy ve kasabaların halkından yeni vergiler alınmıştır. Bu vergi para olarak veya para karşılığı mal olarak da alınmıştır. Menzil imdadiyesi genellikle menzilhanelerin yakınındaki köy ve kasaba halkının avarız ve nüzül akçesinden karşılanmıştır.32 Ayrıca nüzül, sürsat ve iştira da yine sefer sırasında askerin iaşesi için zahire olarak alınan vergilerdir. Nüzül ordunun ihtiyacı olan arpa ve unun sağlanmasına yönelik bir çeşit vergidir. Bu zahireler devlet tarafından halktan bedeli karşılığında satın alınırdı. Sürsat ise ordunun diğer ihtiyaçlarının (un, arpa, ekmek, koyun, yağ, bal, ot, saman, odun vb.) karşılanması için alınan bir vergiydi. Daha ordu sefere çıkmadan önce askerin iaşesi için her kazanın göndermesi gereken sürsat çeşidi belirlenir ve toplanırdı. Kendilerinden sürsat olarak istenen zahireyi o bölgede oturan halk vermekle yükümlüydü. Nüzül ve sürsatın yeterli olmadığı durumlarda iştira alınırdı. İştira, devlet aracılığıyla parası hazineden ya da taşra hazinelerinden ödenmek şartıyla alınan erzaklardır. Devlet, ürünün bedelini ya piyasa şartlarına uyarak her bölgeden ayrı fiyatlarla satın alır ya da fiyatı bizzat kendisi belirleyerek her yerden aynı fiyata satın alırdı.33

Menzilhanelerdeki masrafların önemli bir bölümü menzil beygirlerinin bakımı ve beslenmeleri için yapılıyordu. Menzilhanelerdeki her beygirin yıllık ortalama masrafı 147,5 guruş (17.700 akça) idi. Öte yandan menzilhanelerde beslenen menzil beygirlerinin sayısı da menzilhanelerin, ulak trafiği yoğun olan bir yol üzerinde bulunup bulunmamasına göre değişiyordu. Örneğin 1726 yılında Anadolu'nun Sağ Kol güzergahında İstanbul'dan Haleb'e kadar olan menzilhanelerde 370 menzil beygiri, Kars ve Doğu Beyazid'e kadar olan güzergahta ise 264 menzil beygiri vardı. Rumelide ise sağ kolda Azak'a kadar yer alan menzilhanelerde 166 menzil beygiri, Belgrad'a kadar olan orta kol menzilhanelerinde 155 menzil beygiri ve Atina'ya kadar uzanan güzergahta ise 132 menzil beygiri bulunuyordu. Ayrıca savaş sırasında menzil beygirlerinin sayısı bazen bir kat bazen de yarı yarıya artış gösteriyordu.34

Öte yandan gerek duyulan hallerde bir menzilden diğerine menzil beygiri bütün masrafları karşılanarak veriliyordu. Menzilhanelerde hizmet veren menzil beygirlerinin sayısı menzilhaneden menzilhaneye değişiyordu. Bunda menzilhanenin önemi, stratejik konumu, ulak trafiğinin yoğun olup olmaması göz önünde bulunduruluyordu. Ayrıca özellikle sefer sırasında ordunun geçeceği yol üzerinde bulunan menzilhanelerin beygir sayıları arttırılıyordu.35 Dolayısıyla menzilhanelerin masraflarında da artış oluyordu. Artan masrafları karşılamak üzere çevre menzillerden yardım alarak imdadiye alınıyordu.

Menzilhanelerde Yapılan Düzenlemeler

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren resmi haberleşmeyi ulaklar aracılığıyla sağlamıştır. Ellerinde "ulak hükmü" bulunan ulaklar, ihtiyaç duydukları hayvanı ücretsiz aldıkları gibi her türlü ihtiyaçları da karşılanıyordu. Ancak haberleşmeyi sağlamaları amacıyla kendilerine büyük bir hareket özgürlüğü tanınan ulaklar, zamanla bu ayrıcalıklarını kötüye kullanarak halka zarar vermeye başladılar.36 Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman Döneminde (1520-1566) Sadrazam Lütfi Paşa tarafından yapılan düzenlemeyle belirli noktalarda menzilhaneler kurulmuştur.37 Bu yeni düzenlemeyle ulaklara devlet tarafından "inam hükmü" adıyla bir belge verilerek, bu belgeyle Anadolu ve Rumeli'deki menzilhanelerden menzil beygiri almaları ve dinlenmeleri sağlanmış; resmi haberleşme bu şekilde yürütülmüştür. Böylece 1539'da ulak hükmü kaldırılarak yerine "inam hükmü" usulü getirilmiştir. Bu inam hükmü ile ulaklar, yalnızca menzilhanelerdeki beygirleri alabileceklerdi. Daha önce ise istedikleri yerlerden, yolda karşılaştıkları kimselerden beğendikleri beygirleri zorla alabiliyorlardı. Böylece halkın zarar görmesinin önüne geçilmeye, haberleşme sistemine bir düzen getirilmeye çalışılmıştır.

Ancak inam hükmü usulü de istenen sonucu vermemiştir. Ulaklar zaman içinde ellerinde inam hükmü olmadan da menzilhanelerden beygir alma yoluna gitmişlerdir. Bunun üzerine merkezden gönderilen emirlerle, ellerinde inam hükmü ve tuğralı ferman olmayan kimselere menzil beygiri verilmemesi istenmiştir. Yine sancak valilerinin ve mütesellimlerin buyrultuları ile tezkire ve mektuplar ile seyahat eden kimselere de menzil beygiri verilmemesi emredilmiştir.38

Bütün bu tedbirlere rağmen menzilhanelerde suistimallerin önüne geçilememiştir. Bunun üzerine 1697 yılında yeni bir düzenlemeye gidilerek Anadolu ve Rumeli'deki menzilhaneler yeniden organize edilmiştir. Ulakların menzilhanelerden beygir almalarına yönelik bu düzenlemeyle ellerinde inam hükmü bulunan ulakların aldıkları her beygir için saat başına 10 sağ akça ödeme usulü getirilmiştir.39 Böylece hem ulakların ihtiyaçlarından fazla menzil beygiri almaları hem de sancak yöneticilerinin buyrultularıyla kendi özel işleri için menzil beygiri almaları önlenmeye çalışılmıştır.

Ancak yine de ulakların suistimalleri ve halka zarar veren uygulamaları devam etmiştir. Ulakların menzilhanelerden, ihtiyaçlarından fazla menzil beygiri almaları, aynı menzil beratıyla birden çok seyahat etmeleri, zaman zaman kendi beygirlerini satarak yeniden beygir almaları, bazen de kişisel çıkarları için tüccarların mallarını menzil beygirleriyle taşımaları, menzil beygirlerinin telef olmasına ve menzilhane sisteminin bozulmasına neden olmuştur. Bu nedenlerden dolayı XVIII. yy.'da menzilhanelerde menzil beygiri sıkıntısı başlamış bazı menzilhaneler işlevini yerine getiremez hale gelmiştir.40

Bunun üzerine menzilhanelerin kiraya verilerek işletilmesi yoluna gidilmiştir. Bu uygulama önce Rumeli'de başlatılmış daha sonra (1777 den itibaren) Anadolu'da da yaygınlaştırılmıştır.41 Bu yeni düzenlemeyle menzil beygirlerinin ücreti nakden kiracıbaşına ödenmek şartıyla ulaklara kiralanmaya başlanmıştır. Buna göre halktan bir şey talep edilmeyecek, ulaklardan da devlet işi için gidenlerden miriden ödenmek şartıyla saat başına 20 para beygir ücreti alınacaktı. Ayrıca ulakların ihtiyaç duydukları yem ve yiyecekler kendi ceplerinden verilmek üzere uygun bir ücretle sağlanacaktı.42

Bunun yanı sıra daha önce menzilhanelerin bakım ve onarım masrafları bölge halkı tarafından karşılanırken artık bu tür masraflar menzilhanenin yönetimini üstlenen kiracıbaşılar tarafından karşılanacaktı. Kiracıbaşılar bu giderleri, elde edecekleri kira bedeli ile karşılayacak ve ayrıca halktan para talep etmeyeceklerdi.

Bu yöntemle iki menzil arasındaki yol önceden belirlenerek menzilhanelerin kaç saatlik mesafede yer aldıkları menzil defterlerine kaydedilerek kira ücretleri tesbit ediliyordu. Ayrıca menzilhanelerin gelir ve giderleri günü gününe bir deftere kaydedilerek altı ayda bir hesap sonuçları merkeze incelenmek üzere gönderiliyordu. Böylece menzilhanelerin ne kadar masraf yaptıkları hesaplanarak, kira bedelleri devlet tarafından ödeniyordu.43

Bu yeni düzenlemeyle menzilcinin yerine kiracıbaşı geçmişti. Kiracıbaşı da menzilci gibi o bölgenin ileri gelenlerince seçilen varlıklı kimselerdi.

Kira yönteminin uygulanmasındaki amaç, menzilhanelerdeki bozulmanın önüne geçmek, halkın zarar görmesine engel olmak ve ulakların menzilhanede bekletilmeden zamanında işlerini görmelerini sağlamaktı. Nitekim yapılan bu yeni düzenlemeden başlangıçta olumlu sonuç alındıysa da kısa süre sonra yine menzilhanelerin yönetiminde suistimaller olmuştur. Menzilhanelerin gelir-gider defterleri incelendiğinde, gelir-gider dengesinin bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösterdiği, hatta aynı eyalet sınırları içinde yer alan menzilhanelerin bile giderlerinin birbirine uymadığı tesbit edilmiştir. Gelir-gider dengesindeki bu farklılıklar bölgeler arasındaki coğrafi koşullara bağlı olmaktan çok, menzilhanelerin yönetiminden yani kiracıbaşıların ve o bölgedeki yöneticilerin tutumlarından kaynaklanıyordu. Örneğin bazı kiracıbaşılar olmayan giderleri defterlerine kaydederken bazı yöneticiler de kendi adamlarının menzilhaneden ücretsiz olarak yararlanmalarına göz yumuyorlardı. Bunun sonucunda menzil masraflarında büyük artışlar meydana geldi. Bu durumda artan masrafların karşılanması amacıyla menzil beygiri kirası 1826'da saat başına 20 paradan 30 paraya çıkarıldı. Bunun da yeterli olmaması üzerine 1830 yılında 10 para daha zam yapılarak menzil beygiri ücreti 40 paraya yani 1 kuruşa çıkarıldı ve bu uygulama Tanzimat'ın ilanına kadar devam etti.44

Sonuç

XVIII. yy.'dan itibaren menzil teşkilatında bozulmalar başlamış, alınan tedbirler ve uygulanan yeni düzenlemelerle iyileştirilmeye çalışılmışsa da istenen verim elde edilememiştir. Buna rağmen posta teşkilatı kuruluncaya kadar, Osmanlı Devleti sınırları içindeki resmi haberleşme hizmeti menzilhaneler aracılığıyla verilmiştir. Ayrıca haberleşmenin yanısıra bulunduğu yerdeki bölge halkının sosyal ve ekonomik hayatını da önemli ölçüde etkilemiştir. Verimli işlediği dönemlerde menzilhane civarında bir ekonomik hareketliliğin yaşandığı gözlenirken, menzilhanelerin yönetiminde suistimallerin artması ile menzilhane civarındaki "menzilkeşlerin" omzuna büyük bir yük binmiştir. Ayrıca menzilhaneler seferler sırasında da önemli işlevler üstlenmişler, askerlerin iaşe ihtiyaçlarının karşılandığı zahire depoları görevini görmüşlerdir. Bunların yanısıra kuruldukları bölgenin zaman içinde gelişip büyümesine katkıları olmuştur. Ancak iyi işlemediği dönemlerde çevre halktan alınan imdadiyelerin artması, menzilhane civarında yaşayan ve menzilhanenin yükünü çeken halkın yerlerini terk etmelerine neden olmuştur.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren posta teşkilatının kurulduğu döneme kadar hizmet veren menzilhanelerden kurallara uygun ve düzenli olarak işlediklerinde verimli sonuçlar alınmıştır. Menzilhaneler devletin haberleşme ihtiyacını karşılayarak siyasi ve sosyal açıdan hizmet verdikleri gibi, sefer sırasında orduya konaklama imkanı sağlayarak askeri açıdan da hizmet vermişlerdir.

1834'ten itibaren menzilhanelerin yanısıra posta teşkilatı kurulmaya başlanmış ve menzilhaneler posta istasyonlarına dönüşmüştür.45



1 Ulak sistemiyle ilgili bkz. Colin J. Heywood, "The Ottoman Menzilhane and Ulak System in Rumeli in the Eighteen Century", I. Uluslararası Türkiyenin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Kongresi Tebliğleri, Yay. Haz. O. Okyar-H. İnalcık, Ankara 1980, s. 179-186.
2 Ulakların sürekli denetim altında tutulmaları gereksinimi üzerine I. Abdülhamit Döneminde (1774-1789) Tataran Ocağına bağlanmışlardır. Tataran Ocağının neferleri eskiden beri devletin önemli yazışmalarını taşıyan güvenilir kişilerdi. Haberleşmenin güvenliğini korumak ve hızlı bir şekilde haberleşmeyi sağlamak amacıyla ocağın işareti haline gelen kalpak ve elbisenin tatar neferleri dışında kullanılmaması kuralı getirilmişti. (Yusuf Halaçoğlu, "Klasik Dönemde Osmanlılarda Haberleşme ve Yol Sistemi", Çağını Yakalayan Osmanlı, IRCICA, Yay. Haz. E. İhsanoğlu-M. Kaçar, İstanbul 1995, s. 19; Yücel Özkaya, "XVIII. Yüzyılda Menzilhane Sorunu", DTCFD, XXVIII (3-4), Ankara 1970, s. 340 vd.; Şekip Eskin, Türk Posta, Telgraf ve Telefon Tarihi, Ankara 1942, s. 16.
3 Şemseddin Sami, Kamûs-ı Türkî, İstanbul 1978, s. 144.
4 Bir yerin menzil olabilmesi için o bölgedeki menzilcilerin ve kadının arzı ve merkezin onayı gerekiyordu (Yusuf Halaçoğlu, "Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı Hakkında Bazı Mülâhazalar", Osmanlı Araştırmaları, Sayı 2, İstanbul 1981, s. 125; Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı ve Yol Sistemi, (Basılmamış Doçentlik Tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1982, s. 16.
5 C. J. Heywood, "Some Turkish Archival Sources For The History Of The Menzilhane Network İn Rumeli During The Eighteenth Century (Notes and Documents on The Ottoman Ulak, I), Boğaziçi Üniversitesi Dergisi, Vols 4-5, 1976-1977, s. 40; Korkmaz Alemdar, Türkiye'de Çağdaş Haberleşmenin Tarihsel Kökenleri, Ankara 1981, s. 69.
6 Rumeli'de sağ kol üzerinde bulunan Kazgan ve Ala-Kilise kasabaları 11Za-1104 / 1692 yılında seferlerin bu yönde olması nedeniyle menzil haline getirilmişlerdir. (Bkz. KK 2742, s. 52; MAD. 4034, s. 38). Aynı şekilde Hezergrad kasabasına yakın bir menzilhanenin bulunmayışı ve seferlerin bu yöne yapılması nedeniyle Hezergrad Kazası Kadısı Mevlana Mehmed'in arzı ile 25 Za 1104 / 1692 de burası da menzil tayin olmuştur ve kaza halkı kendi aralarında 20 adet menzil beygiri toplayarak Kadri adlı kişiyi de menzilci tayin etmişlerdir (MAD. 4034, s. 39). Rumeli'nin stratejik öneme sahi merkezlerinden biri olan ve sağ kol üzerinde yer alan Hacıoğlu Pazarı da 1097 / 1685'den itibaren seferler nedeniyle bu yönde ulak trafiğinin artması üzerine menzil tayin olmuştur (KK 2742, s. 52). Öte yandan Karin-Abad Menzilhaneside ihtiyaç halinde kullanılmıştır. "Devlet-i Aliyye" Edirne'de iken kendi menzilinde hizmet veren Karinabad Menzilhanesi; "Devlet-i Aliyye" İstanbul'da olduğunda ise bütün donanımı ve menzil beygirleriyle Fakihler Menzilhanesine nakledilmiştir (MAD. 3164, s. 6). Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bkz. Sema Altunan "The Communication Network in Silistre Province in 18th Century. Rumeli Right Branch Menzilhane (s) ", The Balkan Provinces of the Ottoman Empire-Economy, Society, Culture: XVI Ilth -XXth Conturies. A Conference Of Bulgarian and Turkich University History Lecturers, University of Sofia "St. Kliment Ohridski", Sofia 5-6 October, 2001.
7 Halaçoğlu, "Klasik Dönemde Osmanlılarda Haberleşme ve Yol Sistemi", s. 14; M. Hanefi Bostan, "Osmanlı Devletinde Yol ve Haberleşme Sistemi", TDA, 82 (Şubat, 1993), s. 65; İsmet Miroğlu, "Osmanlı Yol Sistemine Dair", Tarih Enstitüsü Dergisi, S. 15, İstanbul 1997, s. 241 vd.
8 Rumeli sol kol üzerindeki menzilhaneler için bkz. Colin Heywood, "Osmanlı Döneminde Via Egnatia: 17. Yüzyıl Sonu ve 18. Yüzyıl Başında Sol Kol'daki Menzilhaneler", Sol Kol Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia (1380-1699), Editör: Elizabeth A. Zachariodou, İstanbul 1999, s. 138-160; Gilles Veinstern, "Avlonya (vlora): 16 Yüzyılın İkinci Yarısında Via Egnatia'da Bir Menzil", Sol Kol, İstanbul 1999, s. 241 -250. Rumeli sağ kol üzerindeki Menzilhaneler için bkz. Sema Altunan "The Communication Network in Silistre Province in 18th Century. Rumeli Right Branch Menzilhane (s)", The Balkan Provinces of the Ottoman Empire-Economy, Society, Culture: XVIIlth -XXth Conturies. A Conference Of Bulgarian and Turkich University History Lecturers, University of Sofia "St. Kliment Ohridski", Sofia 5-6 October, 2001.
9 Halaçoğlu, s. 14; Bostan, s. 66; C. J. Heywood, "Some Turkish Archival Sources For The History Of The Menzilhane Network in Rumeli During the Eighteenth Century (Notes and Documents on the Ottoman Ulak, I), Boğaziçi Üniversitesi Dergisi, Vols. 4-5, 1976-1977, s. 40vd; Miroğlu, s. 242.
10 Anadolu ve Rumeli'de sağ, orta, sol kollar ve bu kollardan ayrılan tali yollar üzerinde kurulan menzilhanelerin isimleri, menzilhanelerin birbirlerine olan uzaklıkları Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Kamil Kepeci tasnifinde yer alan 1594-1595 tarihli ve KK. 2555 numaralı "Defter-i Müfredât-ı İskelehâ ve Kolhâ-i Menâzil-i Atîk der sene 1003" de şematik olarak gösterilmiştir. Bu menzilhanelerin XIX. yy.'daki durumu ise Redif Askeri Talimatnâmesi Sureti'nde tablo halinde verilmiştir (Süleymaniye Ktp, Türkçe yazmalar, Hüsrev Paşa Ks. Nr. 813 / 4). Ayrıca Anadolu ve Rumeli'de kurulan menzilhaneler için bkz. Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı ve Yol Sistemi, (Basılmamış Doçentlik Tezi), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1982, s. 31-82 (Anadolu Menzilleri) s. 83-114 (Rumeli Menzilleri).
11 Halaçoğlu, s. 115-121; Bostan, s. 66 vd.
12 Derbent Teşkilatı için bkz. Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğunda Derbent Teşkilâtı, İstanbul 1967.
13 Menzilhanelerin bulunduğu kazaların kadılarına gönderilen fermanla askerlerin ihtiyacı olan iaşenin türü ve miktarı bildirilirdi. Böylece ihtiyaç duyulan iaşe ve malzemeler önceden menzilhanelerde toplanırdı. Örnek olarak çeşitli askeri seferlerde menzilhanelerde toplanan iaşenin cinsi ve miktarı için bkz. Rıza Bozkurt, Osmanlı İmparatorluğunda Kollar, Ulak ve İaşe Menzilleri, Ankara 1966, s. 21-42. Ayrıca kadıların gönderdikleri raporlarla yolun durumu önceden öğrenilerek ordunun izleyeceği güzergah buna göre belirlenirdi. Bununla birlikte sefer sırasında ordunun merkezle hızlı bir şekilde haberleşmesini sağlamak amacıyla, ordunun geçeceği güzergah üzerinde bulunan menzilhanelerin menzil beygini sayısı arttırılırdı (Halaçoğlu, s. 20-22).
14 Halaçoğlu, s. 4.
15 Halaçoğlu, "Klasik Dönemde Osmanlılarda Haberleşme ve Yol Sistemi", s. 16.
16 Özkaya, s. 350.
17 Özkaya, s. 339.
18 Musa Çadırcı, "Posta Teşkilatı Kurulmadan Önce Osmanlı İmparatorluğunda Menzilhane ve Kiracıbaşılık", VIII. Türk Tarih Kongresi (11-15 Ekim 1976), C. II, Ankara, 1981, s. 1360; Özkaya, s. 339.
19 Özkaya, s. 348.

20 Örneğin Rumeli sağ kol üzerinde bulunan Divane Ali Menzilhanesi iki menzilcinin idaresindedir. Ancak 1697'de bu menzilhanedeki Menzilci Himmet'in geçen yıl ortağı olan İvaz'ın "divane ve mecnun" olduğu belirtilerek menzil işlerine karışmaması için ferman verilmiştir. (MAD. 3169, s. 106). Yine Paşa Karyesi / Papaslı Menzilhanesine 13 Za 1109 tarihinde Paşa karyesinin muhtarları olan Hasan ile el-Hac Mustafa ortaklaşa menzilci tayin olunmuşlardır. Kefillerin isimleri de deftere kayd edilmiştir (bkz. MAD. 3169, s. 95-97). Ayrıca bkz. Özkaya, s. 348. Gerek duyulduğunda ikiden fazla menzilci tayin edildiği de olmuştur (Bkz. Halaçoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı ve Yol Sistemi, s. 123). Hatta bir köy halkının tamamı da menzilci tayin edilebiliyordu (Bkz. Halaçoğlu, s. 149).
21 Halaçoğlu, s. 149; Özkaya, s. 348.
22 Hikmet Tongur, Türkiye'de Genel Kolluk Teşkil ve Görevlerinin Gelişimi, Ankara 1946, s. 109; Halaçoğlu, "Klasik Dönemde Osmanlılarda Haberleşme ve Yol Sistemi", s. 18.
23 Özkaya, s. 348 vd.; Çadırcı, s. 1361. Menzilci tayin edilen kişi veya kişilere kefil olanların isimleri menzil defterlerine kaydedilerek saklanırdı. Bkz. MAD. 3169, s. 97.
24 Özkaya, s. 348.
25 Halaçoğlu, s. 18.
26 Özkaya, s. 350; Halaçoğlu, s. 18 vd.
27 Çadırcı, s. 1363.
28 Halaçoğlu, s. 18.
29 Halaçoğlu, s. 15.
30 Bu konuyla ilgili menzil defterlerinde şu kayıt tutulmuştur: "Memalik-i Rum-ili ve Anadolu'da vaki olan menzillerine yüz sekiz ruz-ı Kasımında saat başına onar sağ akça ücret tayin olunup ve ulakla bila-Ücret menzil bargiri virilüb ve her menzilin eşildüğine göre menzil bargirleri vaaz olunup umumen menzile nizam verilmek ferman olunmağın.... bargirlerin iktiza iden ziyade ve noksanın kendü görmek üzere ve menzile süvar olan ulakların sürücüleriyle maan her bir bargir içün ferman mucebince saat başına onar sağ akça ücreti menzilci ahz ü kabz eylemek üzere ve ulakdan hasıl olan ücret akçası menzilcinin der-uhde ve iltizamından ihrac olundukdan sonra her bargirin tekmilinde lazım gelen yetmiş iki buçuk guruş taraf-ı miriden bi't-temam tayin ve havale olunup minval-i meşruh üzere yüz sekiz ruz-ı Hızırında nizam virilüp ve hüsn-i rızasıyla der-uhde ve kabul idüp taraf-ı miriye hüccet-i şer'iyye viren menzilcilere der-uhde olmuş idi" (MAD. 3169, s. 2 vd. ).
31 Özkaya, s. 345; Halaçoğlu, s. 15; Halaçoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı ve Yol Sistemi, s. 134 vd. Bazı durumlarda menzilkeş olan reaya bu gibi vergilerden muaf tutulmuşlardır. Örneğin Rumeli'de oldukça stratejik bir mevkide yer alan ve aynı zamanda bir derbent mahali olan Hatun-ili Kazasına bağlı Fakihler Menzilhanesinin masraflarını karşılayan Fakihler karyesi halkına hem menzil hem de derbent hizmetinin ağır gelmesi üzerine sürsat ve iştira gibi vergilerden muaf tutulmuşlardır (KK. 2742, s. 51).
32 M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarihi Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, C. II, s. 104; C. III, s. 300; Lütfi Güçer, XVI ve XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler, İstanbul 1964, s. 95 vd., 115 vd.
33 ".. menazile nizam virilmek ferman olunmağın menzil masarıfı hisab olundukda ve bargir bahası ile ve arpa ve saman ve yular ve çil ve tobra ve na'l ve mismar ve levazımat-ı sairesi ve sürücü ve odacı ve aşçı ve sayis ücretleri ve menzilhane kirası ile bi'l-cümle bir bargir bir günde elli sağ akça ile vücuda gelüp bir senede yüzkırkyedi buçuk guruş ile hasıl olur" (MAD. 3169, s. 2).
34 Halaçoğlu, "Klasik Dönemde Osmanlılarda Haberleşme ve Yol Sistemi", s. 15.
35 Örneğin seferler nedeniyle ulak trafiğinin artması üzerine 11 Za 1104 / 1692 tarihinde menzilhane tayin olunun Kazgan ve Ala-Kilise kasabalarının menzil beygiri ihtiyaçları çevredeki kazalardan sağlanmıştır. Aydos menzilhanesinden 2 adet menzil beygiri, Şumnu kasabasından 3 adet menzil beygiri, Yeni-bazar kasabasından 2 adet menzil beygiri ve Ala-Kilise Kasabasından 3 adet menzil beygiri alınarak toplam 10 menzil beygirinin 5'i Kazgan Menzilhanesine 5'i de Ala-Kilise Menzilhanesine gönderilerek buralarda hizmet vermeleri sağlanmıştır (KK. 2742, s. 52, MAD. 4034, s. 38).
36 Örneğin halktan zorla beygir alma yoluna gitmişler, vermeyenleri de cezalandırmışlardır (Halaçoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı ve Yol Sistemi, s. 163).
37 Lütfi Paşa, Tevahir-i Âl-i Osman, İstanbul 1341, s. 373; Lütfi Paşa, Asaf-nâme, İstanbul 1326, s. 11 vd.
38 MAD. 3169, s. 3.
39 MAD. 3169, s. 2-4.
40 Özkaya, s. 344; Halaçoğlu, s. 164-167.
41 Halaçoğlu, s. 167; Çadırcı, s. 1361 vd.
42 Halaçoğlu, s. 167.43 Çadırcı, s. 1362 vd.
44 Halaçoğlu, s. 167; Çadırcı, s. 1364 vd.
45 Çadırcı, s. 1365, Posta teşkilatı için bkz. Nesimi Yazıcı, Osmanlı Devletinde Posta Teşkilatı "Tanzimat Devri", Ankara 1981 (Yayınlanmamış Doktora Tezi).

  
7590 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın