• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Osmanlı Hazineleri / Yrd. Doç. Dr. Arzu Tozduman Terzi

Hazine kelimesinin sözlük anlamı, para veya sair kıymetli eşyaların saklanmasına mahsus yer, sandık veya depo'dur. Devlet idaresinde ise hazine kelimesinin daha geniş bir anlam ifade ettiği görülmektedir. Nitekim bir devletin hazinesi ile kastedilen anlam, devletin varlığını sağlayacak her türlü para ve kıymetli eşyanın toplandığı, yönetim sınırları içerisinden elde edilen bütün gelirlerin muhafaza edildiği ve aynı zamanda devletin yapmakla mükellef olduğu her türlü masrafların karşılandığı bir kurumdur. Bu anlamıyla da hazineye, sadece para veya kıymetli eşyaların saklandığı bir sandık olmaktan ziyade devletin idarî mekanizmasının sürekliliğini sağlayan, para giriş-çıkışlarının sürekli bir şekilde yaşandığı önemli bir finans kurumu olarak bakmak daha yerinde olacaktır.

Osmanlı malî yapısı çerçevesinde, kuruluşundan XVIII. yüzyılın ortalarına kadar Birun (Dış) ve Enderun (İç) adlarını taşıyan iki hazinenin varlığı, Osmanlı arşiv kaynaklarından tespit edilmektedir. Bunlardan dış hazine yani Birun hazinesi yukarıda işaret edildiği şekliyle hazinenin geniş manasını karşılamaktaydı. Yani "Taşra Hazinesi", "Hazine-i Amire", "Maliye Hazinesi" veya "Divân-ı Hümâyûn Hazinesi" adlarıyla da anılan dış hazine, gelirlerin toplandığı ve muayyen kanunlarla mahallerine sarf edildiği devletin esas hazinesi konumundaydı. Hazine-i Amire'nin yönetimini, bizzat padişah tarafından devlet işlerinin amiri sıfatıyla görevlendirilen sadrazam ve malî işlerin en yetkili kişisi olan başdefterdar üstlenmişlerdi. Başka bir ifade ile hazine "sadrazamın nezâretinde ve başdefterdârın mes'uliyetinde"1 bulunurdu. Nitekim hazineden ödeme yapılabilmesi için düzenlenen hazine tezkiresinin üzerinde muhakkak, sadrazamın buyuruldusu ve sahh'ı ile başdefterdârın toplu imzâsının bulunması gerekiyordu.2 Aksi halde ödeme yapılmazdı. XVIII. yüzyılda hazine tezkireleri üzerine ödemenin hangi gelirden yapılacağının belirtilmesine de başlanmıştı. Hazine-i Amire'ye girecek olan meblağ, veznedarlar, ruznamçeciler, sergi nâzırı, sergi kâtibi ve çadır mehterbaşıları huzûrunda, veznedârbaşı tarafından teslim alınırdı. Karşılık olarak da teslimâtı yapan kişiye ruznamçeden pusula verilirdi. Her akşam, hazineye giren ve çıkan paranın muhasebesi yapılırdı. Bu işlem sırasında veznedârbaşıdaki mevcut nakit ile pusulalar karşılaştırılır ve gerekli harcamalar için veznedârbaşıda 4-5 kese bırakıldıktan sonra geri kalan mikdar hazineye konularak, mühürlenirdi.3

Enderun Hazinesi yani iç hazine ise fonksiyon itibariyle kıymetli para, mücevher ve eşyaların saklandığı bir depo veya sandık vazifesini görmekteydi. Osmanlı belgelerinde kimi zaman "Hazine-i Hassa" adıyla da anılan bu hazine, Hazine-i Amire'nin yedeği durumundaydı. Nitekim Hazine-i Amire'nin ihtiyaçtan fazla olan varidâtı sarayda Enderun Hazinesi'nde muhafaza edilir4 ve burada altın ve gümüş nakdinden başka kıymetli mücevherât, çok değerli kumaş, halı vesâir eşyalar da bulunurdu.5 Enderun hazinesinin idârecisi hazinedârbaşıydı. İlgili işlemleri yürütmek üzere görevli bir diğer vazifeli ise hazine kethüdasıydı. XVI. ve XVII. yüzyıllarda hazineye para girip çıkması hazinedârbaşı tarafından düzenlenen ve temessük adı verilen senetle gerçekleşirdi. XVII. asrın sonlarına doğru Enderun hazinesi nakit yönünden eridiği için, hazine kethüdası hazinenin yetkilisi haline gelmişti.6 İç hazine bünyesinde saklanacak para, mücevher ve kıymetli eşyalar, cinslerine ve kullanabilirlik derecelerine göre farklı birimlere ayrılmıştı. Her biri ayrı bir sandık vazifesini üstlenen ve Topkapı Sarayının farklı mekanlarına serpiştirilmiş olan, Hasoda, Bodrum, İfraz, Çilhâne, Raht, Hil'at adlarıyla anılan bu hazineler, iç hazinenin bir çeşit fonları durumundaydılar.

Bodrum hazinesinde altın, gümüş sikke ve çubukları bulunurdu. İfraz hazinesi mevcud muhtelif cins sikkelerden ayrılıp, ihtiyaç halinde sarf edilmek üzere hazırlanmış meskûkâtın bulunduğu yer idi. Buradaki altın ve gümüş avânî sonraki asırlarda gerektikçe bir hey'et tarafından çıkarılarak sikke kesilmek üzere Darphâne'ye gönderilmişti.

Şal kuşak, entari ve çok kıymetli kumaşlar, hediye olarak gelen eşyalar ile öd ve anberlerin muhafaza edildiği Çilhane hazinesinde, sultan ve şehzâde doğumları sebebiyle takdim edilen hediyeler ve değerli muhallefat eşyası bulunurdu. Enderun'un en üst kademesi olan Hasoda'da bulunan Hasoda hazinesine, âcil ihtiyac halinde baş vurulurdu. Has ahur veya diğer ismiyle Raht hazinesinde kıymetli koşum takımları vesâire bulunurdu. Hil'at hazinesinde (Enderun Dış Hazinesi) ise hil'at ve kürklerle, muhallefât eşyaları muhafaza edilirdi. Hıl'at hazinesinin yeri, ikinci avluda kubbe altının yanındaydı.7

Bu hazinelerin yanısıra Fatih Sultan Mehmed zamanında, zaferle sonuçlanan savaşlardan elde edilen ganimetin fazlalığı sebebiyle iç hazinenin dolması sonucunda, Yedikule'de bir hazinenin daha devreye sokulduğu tespit edilmektedir.8

Özellikle masrafların arttığı sefer zamanlarında iç hazinenin fonlarından dış hazineye borç verilmiştir. Gizli ödenek şeklinde kullanılan bu gelirlerden dış hazineye borç, sadrazam ve başdefterdârın kefâletiyle alınmış; malî durum düzeldiğinde ise, iç hazineden ödenen meblağların iâde edilmesi zorunluluğu getirilmiştir.9

İç hazinenin bu fonları dışında ayrıca değerlendirilmesi gereken Ceyb-i Hümayun Hazinesi'nden de burada söz etmek yerinde olacaktır. Bu hazine diğerlerinin aksine bir depo olmaktan ziyade, belirli gelir ve giderleriyle ayrı bir hazine hüviyetine sahiptir. Padişahın şahsî masraflarını karşılamak üzere ayrılan ve "Ceyb-i Hümâyûn akçesi" adı verilen gelirler, Ceyb-i Hümâyûn (Harem-i Hümâyûn) Hazinesi'ne girerdi. Bu hazinenin âmiri "sır kâtibi" adı verilen yüksek dereceli bir memurdu. Ceyb-i Hümâyûn gelirlerinin başında, "Mısır irsâliyesi" denilen ve Mısır eyâletinden gönderilen yıllık vergiler yer alırdı. Mısır irsâliyesi dış hazineye gelir olarak girer, sonra iç hazineye aktarılıp muhasebenin gider kısmına kayd edilirdi. XVII. yüzyılın sonlarından îtibâren Mısır valileri, Mısır irsâliyesinden ayrı olarak bir de "ceyb-i hümâyûn harçlığı" adı altında 5.000 "mâmul hasene" (altın sikke) göndermeye başlamışlardı.10 Ceyb-i Hümâyûn'un diğer gelirleri ise, Her ay Divân-ı Hümâyûndan verilen 50.000 kâmil akçe, padişah haslarına ait gelirler, Haremeyn evkafının gelir fazlaları, İstanbul ve Edirne bostancıbaşılarının has bahçeler mahsûlâtından topladıkları hasılât, Darphâne faizleri, muhallefât ve müsâdere gelirleri, Eflâk ve Boğdan voyvodalıklarının vergilerinden oluşmaktaydı. Toplanan bu gelirler, Mekke ve Medine'ye her yıl "surre" adıyla gönderilen para ve hediyelere, Harem aylıklarına, başta yabancı devlet hükümdarları olmak üzere sair kimselere verilen hediyelere, padişah ve hanedan mensuplarının fitrelerine ve padişahın verdiği ihsan, sadaka ve bahşişlere sarf edilirdi.11 Padişah hazineden para çekeceği zaman hangi cins sikkeden ne mikdar aldığını yazdığı ve kendisinde bulunan mühr-i hümâyûnla mühürlediği bir tesellüm tezkiresi verirdi.12 Bu hazine ileride görüleceği üzere Tanzimat sonrasında yeniden teşkilatlandırılmış ve farklı işlevler üstlenmiştir.

Yukarıda da işaret edildiği üzere Hazine-i Amire'nin ihtiyaç zamanında Enderun Hazinesi'nden borç alıp daha sonra geri ödeme yapma usulü, zamanla işlemez bir hale gelmiştir. Zira XVII. asırdan îtibâren Osmanlı maliyesinin bozulmaya başlaması, alınan borçların zamanında ödenememe sonucunu doğurmuş13 ve iç hazinedeki mevcut tükenmeye başlamıştır. Böylece iç hazine de malî kriz içerisine girmiş ve ihtiyat hazinesi olma vasfını kaybetmiştir. Bu durum XVIII. yüzyılda en yüksek noktasına erişmiştir. Halbuki kaybedilen savaşlar, yitirilen topraklar ve artan harcamalar sebebiyle sıkıntısı gittikçe artan Hazine-i Amire'nin açıklarını takviye edecek yeni gelir kaynaklarına olan ihtiyacı aşikardır. Böyle bir durumda Hazine-i Amire'yi bunca zamandır takviye edip destekleyen Enderun Hazinesi'nde mevcutların tükenmesi, Osmanlı maliyesini yeni kaynak arayışlarına yöneltmiştir. İşte bu dönemde Darphane'nin14 ön plana çıktığı görülmektedir. Konumu ve işleyiş tarzında zamanla meydana gelen değişiklikler neticesinde özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra Darphâne, devletin gelir ve giderlerinin idâresinde görev yüklenen ikinci bir devlet hazinesi durumuna gelmiştir. Özellikle XVIII. yüzyılın son çeyreğindeki savaş giderlerinin finansmanında önemli rol oynamış, savaş masrafları için Darphâne sermayesinden "seferiye akçesi" adı altında ödemeler yapılmıştır. Dolayısiyle bu dönemde devlet harcamalarında uygulanan esas ilke, masrafların öncelikle Hazine-i Âmire'den karşılanma yoluna gidilmesi, Hazine-i Âmire'nin yeterli olmaması halinde ise Darphâne sermayesine başvurulması olmuştur.15 Darphâne'nin, işlevinin değişerek malî yönden böyle önemli bir konuma gelebilmesi için şüphesiz bir takım malî kaynaklara ihtiyacı vardır. Bu amaçla Darphâne'de önemli fonların birikebilmesi için öncelikle, vakıf mukataalarının idâresinin Darphâne'ye bağlanması sağlanmıştır. Özellikle "Haremeyn mukataatı ve tevliyetleri" Darphâne gelirlerinin başında yer almıştır.

Başlangıçta Haremeyn evkafı ve mukataaları Darüssaâde ağalarının nezâretindeyken, Darüssaâde ağalarının bazı yolsuzlukları görüldüğünden ll7l (l757-1758) yılında bu mukataalar yeni bir düzenlemeye tâbî tutularak, mâlikâne sistemi16 içerisine katılmıştır. Mukataların müzâyede, satış ve iltizam yetkisi ise defterdârlara verilmiştir.17 Bu durum uzun sürmemiş, 1766'dan îtibâren Haremeyn mukataaları ve tevliyetleri Darphâne'den idâre edilmeye başlanmış ve mukataaların satış bedelleri olan "muaccele"leri Darphâne'ye girmiştir. Vakıf mukataalarının dışında Darphâne'nin bir takım gelir kaynakları daha mevcut olup, başta simkeşhâne mukataası olmak üzere Darphânece idâre edilen bu mukataaların sayıları zamanla artmıştır. Yönetimi altında olan çiftlik ve timarlarla, müsâdere ve muhallefat gelirleri Darphâne'nin diğer gelir kaynakları arasında yer almış, eskiden olduğu gibi para darbından sağladığı varidâtı da devam etmiştir.18

Darphâne'nin kabuk değiştirerek ikinci bir devlet hazinesi haline gelmesinden sonra Hazine-i Amire'nin, önemini yavaş yavaş kaybettiği görülmektedir. Artık Osmanlı maliyesinde özellikli XVIII. asrın son çeyreğinde başlayan ve Tanzimat'a kadar devam eden yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde malî politikada önemli değişikliklerin yapıldığı görülmektedir. Önceki asırların aksine devletin yapacağı bütün masrafların tek bir kurumdan karşılanması yerine, devlet harcamalarının kurulacak yeni hazinelere pay edilmesi, uygulamaya esas teşkil etmiştir. Bunda gerek III. Selim, gerekse II. Mahmud dönemlerinde yeni askerî kurumların oluşturulması da etkili olmuştur. Kurulan bu müesseselerin finansmanı için oluşturulan kaynakların idaresi Hazine-i Amire veya Darphane dışında oluşturulan yeni hazinelere verilmiştir. Ayrıca devletin öteden beri yapmak zorunda olunduğu bazı harcamaların finansmanı için de ayrı hazineler oluşturulmuştur. Mesela devrin siyasî şartları gereği Osmanlı ordusunda donanmanın yeniden toparlanıp önemli bir güç haline getirilmesinin hedeflenmesiyle birlikte önceleri Hazine-i Amire'den daha sonra İrad-ı Cedid Hazinesi'nden karşılanan donanma ve tersanenin gelir ve giderlerini idare amacıyla Tersane Hazinesi meydana getirilmiştir. XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı idarî politikasının önemli meselelerinden birini teşkil eden İstanbul'un iaşesinin ise, aynı şekilde kurulan ayrı bir Zahire Hazinesi ile karşılanması yoluna gidilmiştir. Şüphesiz bu yeni döneme geçişte yukarıda zikr edildiği üzere Darphane önemli bir rol oynamıştır.

Tanzimat'a kadar kurulan bu hazineler genel olarak incelendiğinde, resmen ilk oluşturulan hazinenin İrad-ı Cedid Hazinesi ve Defterdarlığı olduğu görülür. Sultan III. Selim zamanında teşkil edilen Nizâm-ı Cedîd ordusunun masraflarını karşılayabilmek amacıyla 19 Receb 1207 (2 Mart 1793) tarihli bir kanunnâme ile kurulan19 İrâd-ı Cedîd Hazinesi'ne aktarılan kaynakları şu şekilde sıralamak mümkündür: Başta pamuk resmi olmak üzere Hazine-i Âmire tarafından idâre olunmakta olan bazı mukataalar ile Darphâne'ce idâre edilen Haremeyn mukataaları ve timarların yönetim ve iltizam işleri İrâd-ı Cedîd Hazinesi'ne devr edilmişti. Yıllık faizi on keseyi geçen mâlikâne mukataaları mahlûl oldukça İrâd-ı Cedîd Hazinesi tarafına aktarılacaktı. Yine mahlûl olacak eshamın faizleri de İrâd-ı Cedîd Hazinesi'ne âitti.20 Ancak burada belirtilmesi gereken önemli husus, mahlul oldukça zapt olunacak mâlikâne mukataalarıyle eshamın yalnız faizlerinin İrâd-ı Cedîd Hazinesi'ne gireceğidir. Buna karşılık İrâd-ı Cedîd Hazinesi, mukataanın mîrî veya haremeyn olmasına göre Hazine-i Âmire'ye veya Darphâne'ye bu esham ve mukataalarla ilgili mal, kalemiyye ve muacceleyi ödemekle yükümlü tutulmuştu. Adı geçen esham ve mukataalar Hazine-i Âmire veya Darphâne tarafından yeniden satılamayacakları için, bu kurumları madur etmemek amacıyla böyle bir uygulamaya baş vurulmuştu.21 Hazine-i Âmire'ye ve Darphâne'ye yukarıda adı geçen ödemelerin vaktinde yapılabilmesi için, başta zecriye olmak üzere bazı resimlerin toplanması İrâd-ı Cedîd Hazinesi'ne verilmiş,22 Humbaracı timarları da bu hazineye bağlanmıştı.23 İrâd-ı Cedîd Hazinesi'nin giderlerinin başında ise Nizâm-ı Cedîd askerinin maaş ve tayinatları için yapılan ödemeler gelmekteydi. Bunun dışında Hazine-i Âmire ve Darphâne'ye yapılan ödemeler, esham alım-satımındaki harcamalar, inşâ ve îmar giderleri, olağanüstü askerî masraflar vs... hazinenin diğer giderleri arasındaydı.24

Askerî masrafları karşılamak, mâlikâne ve esham sistemini tasfiye etmek ve olağanüstü harcamalar için bir ihtiyat fonu oluşturmak amacıyla kurulan İrâd-ı Cedîd Hazinesi pek uzun ömürlü olmamış, 1807 yılında III. Selim'in tahttan indirilmesiyle ortadan kalkmıştır.25

III. Selim zamanında oluşturulan bir diğer hazine olan Zahire Hazinesi, İstanbul şehrinin iâşesi ile ilgili konulardaki bazı aksamalar ve zaman zaman ortaya çıkan kıtlıkların giderilerek zahire temininin düzenli bir hale getirilmesi amacıyla teşkil edilmiştir. 1203 (1788-89)'deki kıtlık olayının da etkisiyle26 1793 sonbaharında Zahire Nezâreti'nin kurulmasıyla işe başlanmıştır. Şıkk-ı sâlis payesiyle atanan nâzırın sınırlı sorumluluğu altında27 zahire alımları için Darphâne'den "zahire sermâyesi" adı altında 5.000 akçe tutarında bir fon ayrılmış, bu paranın işletilmesi ve hesaplarının görülmesi işi ise Hazine-i Âmire'ye verilmiştir. İşletilen paranın kâr getirmesi halinde, kar payının ana sermayeye eklenmesi esas alınmıştı ki, böylece, bir nevi döner sermaye sistemi düşünülmüştür. Zahire hazinesinin kurulması 5 Rebiülevvel 1210 (19 Eylül l795) tarihli nizâmnâmenin yürürlüğe konmasından sonra gerçekleşmiştir.28 Bu nizâmnâme ile "zahire sermayesi" Zahire Hazinesi'ne dönüştürülmüştür. Belirli gelir kaynakları tahsis edilmeden ayrı bir fon oluşturulması açısından Zahire Hazinesi, diğer hazinelerden farklılık gösterir. Yeri Topkapı Sarayı'nda Kapıarası'nda bulunan hazinenin günlük hesapları sergi halifesi ve veznedar tarafından tutulup, her akşam sergi pusulaları Zahire Nâzırı ve Başdefterdâra verilirdi. Ödemelerde sadrazam ve başdefterdârın yanısıra nâzırın da tezkirenin arkasına sahh çekmesi gerekmekteydi.29 Zahire Hazinesi çeşitli aşamalardan geçerek varlığını Tanzimat'a kadar sürdürmüş, hazinelerin Maliye Hazinesi adı altında tek bir hazinede birleştirilmesi esnasında, buraya dahil edilmiş ve bundan sonra müdüriyet olarak faaliyet göstermiştir.30

Aynı dönemin bir diğer hazinesi olan Tersane Hazinesi'ne gelince, Tersane masrafları 1793 yılına kadar Hazine-i Âmire tarafından karşılanırken, İrâd-ı Cedîd Hazinesi'nin kuruluşundan sonra buradan ödenmeye başlanmıştır. Ancak zamanla masrafların çoğalması Tersane hesaplarına bakacak özel bir kuruma olan ihtiyacı ortaya çıkarmış ve 1804 sonlarından itibâren İrâd-ı Cedîd Hazinesi'nce zapt edilmiş olan bazı mukataalar, derya kalemi zeamet ve timarları, mahlûl esham faizleri ve kalyoncu bedeliyeleri, daha resmen kurulmadan, Tersane Hazinesi'ne devredilmiştir.31 Tersane Hazinesi ve Defterdârlığı'nın resmen kurulması ise, 6 Şubat 1805'te çıkarılan özel bir yasayladır.32 Yasaya göre Tersane Hazinesinin ana gelir kaynakları Cizye, avârız ve mukataat-ı mîriyye malları, İrâd-ı Cedîd Hazinesi'nden devr edilen kalemler, Derya kalemi zeamet ve timarları ve kalyoncu bedeliyyelerinden oluşmuştur. Zamanla ipek resmi hasılâtı ve evkaf mukataatı zamları da Tersane Hazinesi'nin önemli gelir kalemleri arasında yer almıştır. Hazinenin belli başlı giderleri ise, maaş ödemeleri ve tayinat masrafları, Gemi donanım, onarım ve yapım giderleri, Tersane'ye gerekli malzemeler için yapılan harcamalardır. Ayrıca hastahane ve gemilere verilen ilaç ve tıbbî âletlerin bedelleri de Tersane Hazinesi tarafından ödenmiştir.33 Tersane Hazinesi bütçelerine bakıldığında otuz yılda hazinenin 5-6 misli büyüdüğü tespit edilebilmektedir. Ancak büyüme devamlı olmamıştır. Zira 1821-22'ye kadar istikrarlı bir dönem geçirerek Hazine-i Âmire'ye bile borç veren Tersane Hazinesi, 1822'den sonra Darphâne'den yardım alır hale gelmiştir. Mansûre Hazinesi'nin kuruluşundan sonra ise bu hazineye bağlı bir birim halini almıştır.34

Sultan II. Mahmud devrinde yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye'nin ihtiyaçlarının karşılanması ve buna paralel olarak bu kuruma tahsis edilen kaynakların idaresi için Mukataat veya sonraki adıyla Mansure Hazinesi teşkil edilmiştir. Öncelikle askeri masrafların karşılanabilmesi için bir takım gelir kaynaklarına ihtiyaç duyulmuştur. Bu cümleden olarak, cizyeye %30 oranında bir zam yapılarak cizye hasılâtı, Darphâne-i Âmire tarafından zapt ve idâre edilmekte olan çeşitli mukataaların geliri ve Ceyb-i Hümâyûn Hazinesi'nce zapt olunan emlâk-ı hümâyûn hasılâtı ile kapu harcı ve boğça bahalardan35 sağlanan hasılât, askerî masraflara tahsis edilerek Hazine-i Âmire'nin gelir kalemleri arasına katılmıştır. Başdefterdâr bunları Hazine-i Âmire'nin diğer gelirlerine karıştırmadan ayrıca idâre etmekle, Asâkir-i Mansûre Nazırı da ona yardımcı olmakla yükümlü tutulmuştur. Böylece Hazine-i Âmire'nin içinde müstakil olmayan ayrı bir hazine ortaya çıkmıştır.36 Mukataat Hazinesi'nin hesaplarının Hazine-i Âmire'den ayrılarak müstakil bir hazine haline gelmesi ise Receb 1242'de (Şubat 1827) gerçekleşmiştir. Zamanla penbe (pamuk) resmi ve ağnam tertibi Mukataat Hazinesi'nin gelir kaynakları arasına katılmıştır. Bu arada ihtisâb resmi yeni bir düzenlemeye tâbi tutularak, resm-i mîrî, damga, tahmis, kantariyye, reftiyye, ruhsatiyye gibi resimler de Asâkir-i Mansûre giderlerine gelir kaynağı olarak tahsis edilmiştir.37 Başta afyon olmak üzere bazı mallar üzerine devlet tekeli (yed-i vâhid) konarak, bu malların alım-satım fiatları arasındaki kâr ile afyon mümeyyizliği hasılâtı da Mukataat Hazinesine gelir olarak eklenmiştir.38 Mukataat Hazinesinin büyümesine paralel olarak işlerinin yoğunluğu da artmış, işlemleri kolaylaştırmak amacıyla, gelir ve giderlerin ayrı yerlerden idâresi yoluna gidilmiştir. Cemâziyelâhır 1245'de (Aralık 1829) masraflarla ilgili işleri yürütmek üzere Masarıfat Nazırlığı kurulmuş, gelirlerinin idâresi de Mukataat Nezâreti'ne bırakılmıştır. 1834 yılında ise Redif teşkilâtının kurulmasından kısa bir süre sonra Mukataat Hazinesi'nin ismi Mansûre Hazinesi şeklinde değiştirilmiş olup, bu hususa aşağıda temas edilecektir.

İncelenen dönemde askerî giderlerin karşılanması için kurulan bir diğer hazine ise Redif Hazinesi'dir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye'nin yedeği olarak askerî birime ihtiyaç duyulması üzerine 8 Temmuz 1834'de yürürlüğe giren Redif nizamnâmesi ile Redif teşkilâtı kurulduktan39 sonra, bu teşkilâtın hesaplarının da Mansûre askerlerininki gibi Mukataat Hazinesi'nde görülmesi halinde hazinenin işleri yoğunlaşacağından, nezâret defterdarlığa çevrilmiş ve Asâkir-i Mansûre Hazinesi tesis edilmiştir.40 Redif Teşkilâtı gelir ve giderlerinin Mansûre Hazinesi hesaplarına karıştırılmaması amacıyla, Mansûre Hazinesine bağlı Redif-i Mansûre Zimmeti kurulmuş ve bu hazineye sergi halifeleriyle bir veznedârbaşı tayin edilerek maiyyetlerine kâtipler verilmiştir.41 Redif askerlerinin maaaşlarının ödenmesi ve elbise, silâh vesâire ihtiyaçlarının teminine âit giderlerin karşılanabilmesi için bir takım gelir kaynaklarına ihtiyaç duyulması üzerine öncelikle halktan, iâne-i cihâdiyye adıyla ilk ve sonbaharda iki taksitte alınacak olan bir vergi toplanılması yoluna gidilmiştir.42 Zamanla asker sayısının artmasına paralel olarak ihtiyaçların çoğalması, yeni gelir kaynaklarının aranmasını gerektirmiş ve bu cümleden olarak gümrük resmi tarife fazlasının bir kısmı Redif Hazinesi'ne ayrılarak iâne-i cihâdiye ile sağlanamayan masraf fazlalıkları kapatılmaya çalışılmıştır. Bir müddet sonra ipeğin okkasına bir misli zam yapılmış ve bundan gümrük inşa masrafı ile Bâbıâli memurlarına verilecek mikdar çıkarıldıktan sonra kalanın Mansûre ve Redif Hazineleriyle gümrük sandığı arasında eşit olarak paylaşılması esası kabul edilmiştir. 1252 (1837) Martı'ndan itibâren ise bazı sancaklardaki iltizamların "gayr-ez-bedelât ve semerât-ı mukayyede" gelirlerinden, bağlı oldukları müşir ve ferikin maaşı çıktıktan sonra kalan kısmının sarrafların taahhüdüne ilâve edilerek muayyen zamanlarda Redif Hazinesi'ne ödenmesi prensibi getirilmiş43; böylece Redif Hazinesi'nin gelirlerinin arttırılmasına çalışılmıştır.

Yukarıda genel mahiyette bilgi verilen hazineler arasında Tanzimat'ın arefesine doğru tam bir mali kurum karmaşasının yaşandığı görülmektedir. Aynı zamanda bu dönem Tanzimat sonrasında kesin olarak kurulacak olan Maliye Nezareti'ne (Maliye Bakanlığı) bir geçiş süreci teşkil etmektedir. Şöyleki; Mansûre Hazinesinin teşkili ve askerî masrafların karşılanması için gerekli gelirlerin bu hazinede toplanmasından sonra Hazine-i Âmire geri plânda kalmış ve önemi giderek azalmıştır. Nisan-Mayıs 1835'te mîrî sıfatının kaldırılmasıyla devletin esas hazinesi olma vasfını da kaybeden Hazine-i Âmire, Darphâne'den yardım almadan ayakta duramaz hale gelmiş; borç-alacak hesapları ise, iki tarafın idârecilerini karşı karşıya getirmiştir.44 Neticede 23 Ekim 1835 tarihinde Hazine-i Âmire ile Darphâne birleştirilmiş ve başdefterdarlık kaldırılarak "Darphâne-i Âmire Defterdârlığı" adı verilen yeni bir defterdarlık kurulmuştur.45 Ancak durumun düzeleceği düşüncesiyle bu iki kurumu birleştiren idâreciler umduklarını bulamamışlardır. Hazine-i Âmire canlanamadığı gibi Mansûre Hazinesi'nden Darphâne defterdarlığına Hazine-i Âmire için külliyetli yardımlar yapılmıştır. Dolayısiyle yeni oluşum fazla uzun ömürlü olmamış, yaklaşık iki buçuk yıl sonra 28 Şubat 1838'de Darphâne ve Hazine-i Âmire birbirlerinden ayrılmışlar; Hazine-i Âmire ile Mansûre Hazinesi birleştirilerek Maliye Nezâreti kurulmuş; defterdar tâbiri kaldırılarak Maliye Nâzırı bütün hazinelerin başı haline getirilmiştir. Bu düzenleme ile Darphâne de eski konumuna dönmüş ve bir "müşir" yönetimine verilmiştir.46 Böylece çok hazineli dönemin sonuna da gelinmeye başlanmıştır. Osmanlı mali sistemindeki kaos bu kadarla kalmamış, bir süre sonra Maliye Nazırlığı kaldırılmış (8 Haziran 1839) ve Mansûre Hazinesi "Mukataat Hazinesi" adıyla Hazine-i Âmire'den ayrılarak iki kurum da müstakil hale getirilmiştir.47

Tanzimat'ın Kasım 1839'da ilân edilmesinden kısa bir süre sonra Osmanlı Maliyesi'nde yeniden merkeziyetçi sisteme dönülerek tek hazine ve tek bütçeli döneme geri dönüş teşebbüslerinin başlatıldığı görülmektedir. Nitekim neşredilen Tanzimat fermanında, genel olarak devlet maliyesinde ve özellikle de vergi konusunda düzenlemelere gidileceği kesin bir dille belirtilmiştir. Bunu takiben iltizam sistemi kaldırılmış, halktan gelirlerine göre âdil bir biçimde vergi toplanabilmesi için gelir düzeylerinin tespiti ve vergilerin tahsili işleriyle görevli, muhassıllık teşkilâtı kurulmuştur. Vergi sisteminde yapılan bu değişiklik merkez maliye idâresinde de bir takım yeniliklerin gerçekleştirilmesini gerekli kılmıştır. Nitekim iltizamın lağvını müteakıb Mukataat defterdarlığı lâfzı kaldırılmış ve Mukataat Hazinesi'yle Hazine-i Âmire'nin işleri birleştirilerek Hazine-i Âmire Defterdarlığı kurulmuştur. Musa Efendi yönetimindeki bu defterdarlık, Tanzimat dışında kalan yerlerin -yani usûl-ı atîkanın- idâresini yürütmekle görevlendirilmiştir. Tanzimat'ın uygulandığı pilot bölgelerdeki malî işler ise l9 Ocak 1840'ta tekrar kurulan Maliye Nezareti'nin sorumluluğuna verilmiştir.48 Osmanlı maliyesindeki bu iki başlı idare fazla uzun sürmemiş mevcud hazinelerin hepsi tek bir Maliye Hazinesi bünyesinde birleştirilmiştir. Nitekim 23 Rebiülevvel 1256 (25 Mayıs 1840) tarihli ilmühaberde "Mansûre ve Redif Hazineleri ile Hazine-i Âmire'nin ilgası ve Tanzimat-ı Hayriyye usûlüne tatbikan kâffe-i varidât ve masarıfâtın Maliye Hazinesi'yle birleşerek tesviyesi"ne karar verildiği açıkça ifade edilmektedir.49

Görüldüğü üzere Tanzimat sonrasında Osmanlı ekonomisinde yeni bir perde açılmıştır. Maliye Hazinesi devletin esas hazinesi haline getirilirken, kaynakları itibariyle Maliye Hazinesi'ne bağlı yeni bir iç hazinenin de oluşturulduğu dönemin arşiv belgelerinden tespit edilmektedir. Bu dönemde sağlıklı bir bütçe oluşturmak için devletin gelir ve giderleri tekrar gözden geçirilirken saltanat makamına ait gelir kaynaklarının, giderleri karşılayamadığı ortaya çıkmış ve bu durum sebep gösterilmek suretiyle birkaç istisna dışında padişahın bütün gelir kaynakları Maliye Hazinesi'ne çekilmiştir. Karşılık olarak Mart 1840'tan itibaren padişaha tahsisat-ı seniyye adı verilen aylık 12.500 keselik bir maaş bağlanmıştır.50 Uygulama sadece padişah gelirleriyle sınırlı olmayıp bütün hanedan mensuplarını da içine almıştır. Nitekim valide sultan şehzade ve sultanların da eski gelirlerine elkonulup, Maliye Hazinesi tarafından valide sultana 700, sultanlara 250'şer kese aylık tahsis edilmiştir ki, bu gelişmeler Osmanlı malî sisteminde bir reform olarak nitelendirilmektedir.

Tahsisat-ı seniyye ile padişahın sadece şahsî masrafları değil, aynı zamanda Tanzimat öncesi devlet hazinesinden karşılanan saraya ait pek çok gider kaleminin de buraya aktarılması planlanmıştı. Dolayısiyle padişaha ait giderlerle hanedan mensuplarının harcamalarının yanısıra, Darphane-i Amire, Enderun-ı hümâyûn olmak üzere sarayda çalışan bütün görevlilerin maaşları, mabeyn giderleri, başta padişahın içinde bulunduğu saray olmak üzere, diğer saray ve kasırların, iâşe, mefrûşat, erzak, onarım vs. gibi her türlü masrafları, Matbah-ı Amire harcamaları, padişahın isteği üzerine inşa edilecek binaların inşa giderleri, Istabl-ı Amire masrafları, sur-ı hümâyûn ve viladet-i hümâyûn gibi pek çok gider kalemi bir ödenek görünümündeki tahsisat-ı seniyye ile karşılanmıştır.51 Tahsisat-ı seniyye'nin her ay Maliye Hazinesi'nden, Darphane Nezareti kanalıyla Ceyb-i Hümâyûn'a ulaştırılması kararlaştırılmıştır. Zira Darphane XVIII. asrın ikinci yarısından beri padişahın özel hazinesi konumunda olan Ceyb-i Hümâyûn'un gelirlerini idare etmiştir.

Tanzimatla birlikte ise sikke darbı tamamen Maliye Nezareti'nin kontrolüne devrolunmuş ve meskûkata dair işler Darphane Nazırının ek vazifesi, Ceyb-i Hümâyûn'u veya sonraki adıyla Hazine-i Hassa'yı idaresi ise esas vazifesi haline gelmiştir. Bu dönemde Ceyb-i Hümâyûn ise daha önce zikredildiği görevinin dışında padişaha ait bütün gelirlerin toplandığı ve buna mukabil padişah tarafından yapılacak harcamalarla saraya ait bütün masrafların ödendiği bir iç hazine haline getirilmiştir. Bundan dolayı Ceyb-i Hümâyûn Hazinesi'nin adı, 15 Haziran 1847'de Sultan Abdülmecid'in emri ile yaptığı vazifeyi yansıtması amacıyla, devletin kuruluşundan îtibâren iç hazine yerine kullanılan Hazine-i Hassa olarak değiştirilmiştir.52 Hazine-i Hassa'yı idare eden Darphane Nezareti'nin adı ise, nezarete aslî görevine uygun bir ismin konulması düşünülerek 1 Şubat 1850'de Hazine-i Hassa Nezareti'ne dönüştürülmüştür.53 Böylece bu yeni dönemde, tahsisâtının Maliye Hazinesi'nden verilmesi sebebiyle devlet hazinesine bağımlı bir iç hazinenin ve onun idâresini yürütmekle görevli bir nezâretin tesis edilerek teşkilatlândırılması, ancak Tanzimat'tan on yıl sonra gerçekleşebilmiştir.

Ancak yukarıda çerçevesi çizilen tablo hiç de istenildiği gibi yürümemiştir. Zira sadece geliri müstesna tutulan birkaç çiftlikle, tahsisât-ı seniyyeden ibâret olan Hazine-i Hassa'nın rahat, meselesiz bir şekilde idâresi mümkün olamamıştır. Tahsisâtın düzenlendiği tarihlerden îtibâren Maliye Hazinesi'nin de sürekli müzayaka içinde bulunması, ödemeleri düzenli bir şekilde yapmasını engellemiş,54 dolayısiyle bu durum Hazine-i Hassa'yı bir müddet sonra mevcut giderlerini karşılamak üzere borç almaya yöneltmiştir. Diğer yandan Tanzimatla birlikte Osmanlı sarayına giren Batı etkisi, özellikle hanedân mensuplarının harcamalarını oldukça arttırmıştır. Başta saraylar olmak üzere pek çok ebniye-i seniyye inşaatı ve bunların idarelerinin devamı için yapılan iâşe, mefrûşat vs. ile çalışanlara verilen maaş ve tayinatlar, diğer masraflara eklenince hazinenin giderleri beklenenin aksine bir artış göstermiştir. Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde masrafların azaltılması yolunda bir takım ıslahat girişimlerinde bulunulduysa da başarılı olunamamıştır.55 Çare olarak her iki padişah zamanında, Tanzimat sonrası alınan kararın hilâfına hazinenin gelir kaynaklarının arttırılması yoluna gidilmiştir. Nitekim Maliye Hazinesi'ne naklolunan bir kısım emlâk-ı hümâyûnun gelirleriyle bazı maden-i hümâyûn hasılâtı, Hazine-i Hassa bünyesine çekilirken, oluşturulan vapur kumpanyalarından elde edilen gelirler, fabrika-yı hümâyûn hasılatları gibi bir takım yeni gelir kaynakları hazinenin gelir kalemlerine aktarılmıştır. Dolayısiyle Hazine-i Hassa bu dönemde malî bakımdan Maliye Hazinesi'ne bağlı bir kurum olmaktan çıkmaya başlamıştır. Sultan Abdülhamid zamanı ise, gerek teşkilâtı yönünden, gerekse sahip olduğu sorumlulukların öneminden dolayı Hazine-i Hassa Nezâreti'nin en fazla revaçta olduğu zamandır. Nitekim daha Sultan Abdülhamid'in saltanatının başlarında nezâret yeni baştan teşkilâtlandırılmış, saray ve kasr-ı hümâyûnların ihtiyaçlarını karşılamakla görevli birimler olan Ebniye-i Seniyye,56 Erzak, Hatab, Hububat Anbarları, Istabl-ı Amire, Karhane, Matbah-ı Amire, Mefruşat-ı Hümâyûn ve Tamirhâne-i Hümâyûn idareleri, Hazine-i Hassa'ya bağlı birer müdürlük haline getirilmiştir.57

Hazinede bir takım tasarruf tedbirlerinin alınması düşünülerek öncelikle Maliye Hazinesi'nden ödenen başta tahsisât-ı seniyye olmak üzere diğer tahsisâtlarda indirime gidilmiştir. Nezâretin kendi idâresinde ise saray ve köşklerde çalışan personele verilen tayinatların düzenlenerek kesintiye uğratılması, maaşlarda düzenleme yapılması, işe yaramayan memûrların tasfiyesi, matbahların işleyişine bir düzen verilmesi sûretiyle gereksiz israfın önlenmesi, nezâretin bağlı birimlerinin harcamalarının sürekli kontrol altında tutulması gibi bir takım tedbirler alınmıştır. Ancak asıl ilginç olanı Sultan II. Abdülhamid'in saltanatının sonuna kadar müteaddid zamanlarda benzer tasarruf tedbirlerine baş vurulmasıdır ki, bu durum, tedbirlerin de pek fazla yarar sağlamadığını göstermektedir.58 Sultan Abdülhamid bu malî ortam içinde, Maliye Hazinesi'ne Tanzimatla birlikte devrolunmuş emlâk-ı hümâyûnun tamamının idâresini Hazine-i Hassa Nezâreti'ne geri almıştır ki bu, daha önce de belirtilen Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde başlayan bir sürecin neticesidir. Sultan Abdülhamid bu devrolunan emlâk dışında memleket genelindeki pek çok emlâk ve araziyi kendi adına tapulayarak Hazine-i Hassa Nezâreti'nin idâresine dahil etmiştir. Bu dönemde emlâk-ı hümâyûn mali ve siyasî yönden stratejik öneme sahip çok geniş sınırlara yayılmıştır.59 Nitekim döneme âit mevcut arşiv vesikalarında bu yerlerin, yabancıların eline geçmesinin önlenmesi ve bu sayede îmar edilerek verimli ve en iyi bir şekilde hizmet verecek bir hale getirilmesi amacıyla padişah adına tapulandığı belirtilmekte, yine aynı amaçla memleket dahilinde bulunan maden çıkarma-işletme, vapur işletme ve sâir imtiyazların da emlâk-ı hümâyûna dahil edildiği ifade edilmektedir.60 Belki bu sebeble özellikle verimli ve gelir getiren kaynaklar emlâk-ı hümâyûn kapsamına alınmıştır. Nitekim devletin parçalanmaya yüz tuttuğu bir dönemde devlet veya saltanat makamına âit yerlerin her hangi bir işgal sırasında elden çıkmasına karşılık şahsî mülkiyetin muhafaza edilebileceği amaçlanmış olabilir. Diğer yönden tapudaki kayıtta malın verâset usûlüyle oğulları ve kızlarına kalacağının yazılması da kayda değerdir.61 Ancak bu ibârelerin emlâk veya arazinin, herhangi bir devletin eline geçmesi halinde kişi mülkiyeti olduğunu ispat amacıyla kullanıldığı da düşünülebilir. Burada önemle belirtilmesi gereken bir husus da Sultan Abdülhamid döneminde Hazine-i Hassa Nezâreti'nce idâre edilen emlâk-ı hümâyûnla Hazine-i Hassa'nın gelir ve giderlerinin birbirine karıştırılmamasına özellikle dikkat edilmesidir.62 Zira emlâk-ı hümâyûna âit hasılâtın harcama alanının büyük bir kısmı idarî, siyasî, askerî ve malî yönetimin sağlanabilmesi için kişi ve kurumlara verilen atiyyelerle, padişah vakıflarının masrafları, Hamidiye Etfal Hastahanesi, Hereke Fabrika-i Hümayunu ve Mihaliç Çiftlikat-ı Hümayunlarının maaş ve masraflarından meydana gelmektedir.63 Ayrıca mevcud bütçelerden, alınan emlâk için ödenen peşinatların da emlâk-ı hümâyûndan yapıldığı tespit edilmektedir.

Bunun haricinde İmparatorluk içinde geniş bir sahaya yayılmış olan emlâk-ı hümâyûnun idâresi için ayrı bir teşkilât tesis edilmiştir. Dolayısiyle burada çalışan personele yapılan harcamalar, emlâk-ı hümâyûnun başta cami, okul, mescid inşa ve tamiri olmak üzere her türlü imarları için sarf edilen meblağlar için de epey bir paraya ihtiyaç duyulacağı âşikardır. Diğer yandan içinde bulunduğu malî darlık neticesinde yüklendiği borçlar ve bütçe açıklarına karşılık olarak Hazine-i Hassa'ya emlâk-ı hümâyûndan belirli bir tahsisat ayrılmış, zaman zaman borç mukabilinde bir takım ödemeler yapılmıştır.64 Hatta dönemin sonlarına doğru emlâk-ı hümâyûndan olan maden ve vapur imtiyazlarının hasılâtı da Hazine-i Hassa'ya tahsis edilmiştir.

Ancak alınan tasarruf tedbirlerine ve hazinenin emlâk-ı hümâyûn hasılâtıyla da desteklenmesine rağmen Hazine-i Hassa'nın mevcut borçları ve bütçe açıkları kapatılamamış ve hazine iflâsın eşiğine gelmiştir. Bu arada II. Meşrûtiyetin ilânından sonra padişahın iradesiyle emlâk-ı hümâyûnun bir kısmı, karşılığında Hazine-i Hassa'nın borçlarını karşılayacak belirli bir meblağın ödenmesi şart koşulmak üzere Maliye Hazinesi'ne devrolunmuştur.65 Ancak her ne kadar emlâk, hazinenin borçlarının ödenmesi karşılığında devrolunmuşsa da, bu ödeme hiç bir şekilde gerçekleşmemiş, yapılan az bir miktar avans ödemesi de faiziyle birlikte tahsisat-ı seniyyeden kesilmiştir. Kısa bir süre sonra Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi ve kendi saltanatı süresince edindiği tapuya bağlı emlâkın Maliye Hazinesi'ne devrolunması,66 Hazine-i Hassa Nezâreti'nin de hacim olarak küçülmeye başlamasına, sahip olduğu sorumluluklarının azaltılmasına vesile olmuştur. Nitekim bu dönemde nezâret müdürlüğe çevrilmiş, personelinin tamamına yakını tasfiye edilmiş ve idâre alanı sınırlandırılmıştır. Bu durum Abdülmecid Efendi'nin halifeliği sırasında bir kez daha kadro ve selâhiyetlerinin azaltılmasıyle tekrarlanmıştır67 ki bu hareket, Cumhuriyet'in ilânından sonra artık bu müesseseye ihtiyacın kalmayacağına bir işarettir. Nitekim öyle de olmuş, bilindiği üzere Cumhuriyetin ilânından bir süre sonra halifelik kaldırılmış ve bu husûsda çıkarılan kanun gereği Hazine-i Hassa'nın idâresi kapsamındaki her şey millete intikal etmiştir.68

Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar geçen devrede Hazine-i Hassa yukarıda belirtildiği şekilde faaliyetlerini sürdürmüş, Maliye Hazinesi cephesinde ise Tanzimatla beklenilen olmamış ve bütçe açıkları sürekli bir şekilde devam etmiştir. Bunda dönemin siyasî çehresi de önemli etkenlerden biridir. XIX. asrın ilk çeyreğinden itibaren milliyetçilik akımının Osmanlı topraklarında etkilerini göstermesiyle, imparatorluğun çöküşüne kadar uzanan zaman dilimi içerisinde, yüzyıllarca birarada yaşayan farklı milletlerin bağımsızlık mücadelelerine girişmeleri, birbiri peşi sıra devam eden toprak kayıplarına sebep olmuştur. Kaybedilen her toprak parçasıyla o bölgeden elde edilen gelirler de yok olmuştur. Diğer taraftan bu asırda yaşanan savaşların masrafları ve özellikle 1877-78 Osmanlı-Rus harbinin hezimeti ise, Osmanlı maliyesinde kapanamaz yaralar açmıştır. Devlet bütçe açıklarını kapamak ve ihtiyacı olan acil masraflarını karşılamak maksadıyla bir yandan halk üzerine yeni vergiler ihdas ederek veya iç borçlanmalara yönelerek çare aramıştır.69 Diğer yandan ise Tanzimat'tan sonra yoğunlaşarak devam eden dış borçlanmalar devleti iflasa sürüklemiş ve Duyûn-ı Umûmiye İdaresi'nin kurulması sonucunu getirmiştir. Ayrıca devlet idaresindeki belirtilen dönemdeki artışı da inkar edilemez. Bununla beraber Maliye Hazinesi'nin ıslahı yolunda pek çok girişimlerde de bulunulmuştur. Bunların en önemlisi Sultan II. Abdülhamid dönemindeki teşebbüslerdir. Adı geçen dönemde devletin bütün kurumlarının elden geçirilerek masrafların kısılması yolunda ıslahat hareketleri başlatılmıştır. Bu cümleden olarak özellikle Maliye Hazinesi'nin daha verimli çalışabilmesi için, hazinenin idaresini sağlıyan Maliye Nezareti bünyesinde yeni düzenlemelere gidilmiştir. Mesela Maliye Nezareti'ne bağlı şubelerin herbirinde ayrı ayrı bulunan tahrirat kalemleri, yazışmaların istenilen şekilde yürütülmesine engel olduğu gerekçesiyle birleştirilip, Nezaret içinde tek bir Mektubî Kalemi oluşturulmuştur. Bu sayede Maliye Nezaretindeki yazışmaların karışıklığa sebep olmaksızın süratli bir şekilde tek bir bürodan yürütülmesi esas alınmıştır.70 Kısa bir süre sonra ise hazırlanan yüz on maddelik bir nizamname ile Maliye Nezareti'nin teşkilatı yeniden düzenlenmiştir. Zikrolunan bu nizamnâmeyle Maliye Nezareti muhasebe dairesi Avrupa standartlarına uygun hale getirilmiştir. Şube ve kalemlere ait odalara teker ve ikişer kişilik olmak üzere özel masa ve sandalyeler yaptırılmış ve memurların daha rahat ve düzenli bir ortamda çalışmaları sağlanmıştır.71 Osmanlı Maliyesi'nde bir çok ilklere imza atılan bu dönemde öncelikle Hazine-i Hassa'da, devlet dairelerinin hiç birisinde henüz uygulanmayan, kolaylığı ve işlemleri hızlandırması yönünden ideal bir yöntem olan "alafranga defter" yani "muzaaf defter"72 usûlü getirilmiştir. Bu usûl daha sonra Maliye Hazinesi'nde de benimsenmiştir. Ancak bu ve benzeri teşebbüslerin ekonominin çöküşüne mani olamadığı da bir gerçektir.

Netice itibariyle Osmanlı Devletinin müreffeh dönemlerinde Hazine-i Amire tek başına devletin aslî hazinesi; gelir fazlaları, para ve mücevherlerin saklandağı iç hazine fonları ise, gerektikçe müracaat edilen bir ihtiyat hazinesi olma vazifelerini üstlenmişlerdir. Devletin malî bakımdan çöküşe geçtiği dönemlerde ise değişik çarelere başvurulmuş, kurulan çok sayıda hazinelerle giderlerin, farklı birimlerce karşılanması yoluna gidilmiştir. Tanzimat'tan sonraki dönemin ise ayrı bir katogoride değerlendirilmesi gerekir. Zira Tanzimat'ın hemen sonrasında merkeziyetçi sisteme geri dönülerek tek hazine ve tek bütçe sistemi getirilmek istenmiştir. Ancak bu sistemin tam olarak tatbik edilip edilmediği tartışmaya açıktır. Zira yine aynı zaman içinde Maliye Hazinesi'nin, malî kontrolu altında buraya bağlı bir birim olarak kurulan Hazine-i Hassa'nın kuruluş amacının hilafına, Sultan II. Abdülhamid devrinin sonuna kadar farklı gelir kaynakları edinerek genişlemesi hatta, Sultan Abdülhamid döneminde idare ettiği gelir kaynakları bakımından Maliye Hazinesi'ni dahi gölgede bırakması gözardı edilemez. Ayrıca son olarak, üstlendiği görevlerin değişmesiyle birlikte 1847'de adı Hazine-i Hassa'ya çevrilen Ceyb-i Hümayun Hazinesi'nin yaklaşık yirmi yıl sonra Tanzimat öncesindeki vazifesiyle 1867'den itibaren tekrar sahneye çıktığını da burada belirtmek gerekir.73 Başmabeyncinin idaresinde bulunan Ceyb-i Hümâyûn Hazinesi bu yeni dönemde, Mabeyn-i Hümâyûn'un teşkilatı içerisinde yer alan ve tahsisatının ödenmesi hasebiyle sadece malî bakımdan Hazine-i Hassa'ya bağlı olan bir birim şeklinde değerlendirilebilir.

Saraydaki Esvab Odası, Kilar-ı Amire vesâir bütün gedikler tarafından yapılacak satın alımların, padişahın isteği üzerine yapılan özel alımlar ve verilen atiyyeler vesairenin karşılanması Ceyb-i Hümayun Hazinesi'nin II. Abdülhamid döneminde çıkartılan bir talimatnâmeyle tespit edilen görevleri arasında yer almaktadır.74 Bu arada değerli mücevher ve kıymetli eşyaların saklandığı Hazine-i Hümâyûn (Enderun Hazinesi), Tanzimat'tan Cumhuriyete önceleri Topkapı daha sonraları ise Dolmabahçe Saray'larında eskiden olduğu üzere sandık vazifesini devam ettirmiştir.


1 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, Ankara l984, s. 365.
2 Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), İstanbul l994, s. 262.
3 Uzunçarşılı, Merkez, s. 365-368 ; Mübahat S. Kütükoğlu, "Osmanlı İktisadî Yapısı", Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, I, Ircica yay., İstanbul l994, s. 524.
4 Abdurrahman Şeref, Tarih-i Devlet-i Osmaniye, II, İstanbul 1312, s. 483-484.
5 İ. Hakkı Uzunçarşılı, "Osmanlı Devleti Maliyesi'nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti İç Hazinesi", Belleten, XLII/l65 (Ankara l978), 75.
6 Uzunçarşılı, a.g.m., s. 75.
7 gös. yer, s. 74-79.
8 M. Kütükoğlu, "Lütfi Paşa Asâfnâmesi (Yeni Bir Metin Tesisi Denemesi)", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan, İstanbul 1991, s. 92 ; Bekir Kütükoğlu, "Fâtih, Fetih ve İstanbul", Tarih Boyunca İstanbul Semineri 29 Mayıs-1 Haziran 1988-Bildiriler, İstanbul 1989, s. 8.
9 Uzunçarşılı, a.g.m., s. 83-93. Prof. Dr. Halil Sahillioğlu, bu haliyle iç hazine fonlarının bir çeşit hazine kredisi mahiyetini taşıdığını belirtmektedir (bkz. "Ceyb-i Hûmayûn", Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DVİA), VII, İstanbul 1993, s. 466).
10 Halil Sahillioğlu, a.g.mad., 466.
11 Uzunçarşılı, a.g.m., s. 79-83 ; Ahmet Tabakoğlu, Gerileme Dönemine Girerken Osmanlı Maliyesi, Dergâh Yay., İstanbul 1985, s. 36.
12 Kütükoğlu, Diplomatik, s. 539.
13 Bu hususta tafsilât için bkz. Tabakoğlu, a.g.e., s. 36-39.
14 Darphâne'nin işleyiş ve mahiyeti hakkında bilgi için bkz. Halil Sahillioğlu, "Darphâne", DVİA, VIII (İstanbul l993), 50l-505.
15 Yavuz Cezar, Osmanlı Maliyesinde Bunalım ve Değişim Dönemi (XVIII. yy'dan Tanzimat'a Mali Tarih), İstanbul l986, s. 99-l00.
16 Mâlikâne sistemi, mukataanın herhangi bir kişiye belli bir bedel karşılığında kayd-ı hayat şartıyla satılmasıdır. Bu sistemde, satın alan kişi hazineye "muaccele" adıyla satış bedelini ödediği gibi, her yıl da "mal" adı altında bir meblağı ve bu meblağın önceleri %16'sı ve sonraları %20'si oranında bir "kalemiyye" vergisini ödemekle yükümlüydü. Mukataa sahibi öldüğünde ise mukataa tekrar devlete kalırdı. Mâlikâne sistemi hakkında tafsilât için bkz. Mehmet Genç, "Osmanlı Maliyesinde Malikâne Sistemi", Türkiye İktisat Tarihi Semineri. Metinler/Tartışmalar. 8-l0 Haziran l973, Ankara 1973, s. 231-296.
17 Ferâizi-zâde Mehmed Said, Gülşen-i Maarif, II, İstanbul 1252, s. 1506-1507 ; Ahmed Vâsıf Efendi, Vâsıf Tarihi, I, Dersaâdet, 1219, 102-103 ve onlardan naklen Cezar, a.g.e., s. l00.
18 gös. yer, s. 102-103.
19 Cezar, a.g.e., s. l55.
20 Ayıntâbî Âsım Efendi, Âsım Tarihi, I, 36-37 ; Halil Nuri Efendi, Nuri Tarihi, İ.Ü., Ktb., TY., nr. 5996, vr. 157b ; Enver Ziya Karal, Selim III'ün Hatt-ı Hümayunları-Nizam-ı Cedit-1789-l807, Ankara l988, s. 87 ; Cezar, s. 156 ; Kütükoğlu, "İktisadî Yapı", s. 527.
21 İrâd-ı Cedîd Hazinesi tarafından mukataalar için ödenecek muaccele senelik faizin beş katı, esham için ise üç katı olarak tespit edilmişti (Nuri Tarihi, vr. 257a-258b.).
22 Abdurrahman Şeref, a.g.e., II, 484.
23 Nuri Tarihi, vr. 157b ; Cezar s. 156.
24 Cezar, a.g.e., s. l93.

25 Nizâm-ı Cedîd'in kaldırılışı ve III. Selim'in tahttan indirilişiyle ilgili tafsilât için bkz. Âsım Tarihi, II, 26-43 ; Tarih-i Cevdet, VIII, s. 162-163 ; Stanford J. Shaw, Between Old and New The Ottoman Empire under Sultan Selim III 1789-1807, Cambridge-Massachusetts 1971, s. 378-386.
26 Yavuz Cezar, "Osmanlı Devleti'nin Malî Kurumlarından Zahire Hazinesi ve 1795 (1210) Tarihli Nizamnâmesi", Toplum ve Bilim, sayı 6-7, İstanbul 1978, s. 111, 119.
27 Âsım Tarihi, I, 61.
28 Nizamnâmenin tam metni için bkz. Nuri Tarihi, vr. 40a-48b ; Cezar, a.g.m., s. 134-152.
29 Kütükoğlu, "İktisadî Yapı", s. 528.
30 Cezar, a.g.m., s. 132.
31 Cezar, a.g.e., s. 212.
32 Tersane-i Âmire Hazinesi ve Defterdârlığının kuruluş yasası ve ekinin metni için bkz. Yavuz Cezar, "Osmanlı Devleti'nin Malî Kurumlarından Tersane-i Âmire Hazinesi ve Defterdârlığının 1805 Tarihli Kuruluş Yasası ve Eki", Ord. Prof. Ömer Lütfi Barkan'a Armağan İ.Ü. İFM, XCLI/1-4 (1985), 363-378.
33 Ali İhsan Gencer, Bahriye'de Yapılan Islahât Hareketleri ve Bahriye Nezâreti'nin Kuruluşu (1789-1867), İstanbul 1985, s. 116-117.
34 Kütükoğlu, "İktisadî Yapı", 528-529.
35 "Kapu harcı" ve "boğça baha", eyâlet ve sancakların tevcih ve ibkasında vezirlerden tahsil olunan câize ve avâidlerin tamamlayıcı unsurları olup, bunlar başta sadrazam olmak üzere bazı yüksek bürokratların hakkı idi.
36 Cezar, a.g.e., s. 248-249.
37 Mübahat S. Kütükoğlu, "1826 Düzenlemesinden Sonra İzmir İhtisab Nezâreti", TED., sayı XIII (İstanbul 1987), 482. İhtisab resiminde yapılan yeni düzenlemeler ve İzmir ihtisabı tarafından toplanan resimler hakkında tafsilât için bkz. aynı makale, s. 481 -520.
38 Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz İktisâdi Münâsebetleri I (1580-1838), Ankara 1974, s. 65-66. .
39 Stanford J. Shaw-E. K. Shaw, Osmanlı İmaparatorluğu ve Modern Türkiye, Çev. Mehmet Harmancı, II, İstanbul 1983, s. 73 ; Mübahat S. Kütükoğlu, "Sultan II. Mahmud Devri Yedek Ordusu Redif-i Asâkir-i Mansûre", TED., Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin Hatıra Sayısı, sayı 12 (İstanbul 1982), 128. Redif teşkilâtı hakkında ayrıca tafsilât için bkz. Musa Çadırcı, "Anadolu'da Redif Askeri Teşkilâtının Kuruluşu", Tarih Araştırmaları Dergisi, 1970-74, VIII-XII/14-23, Ankara 1975, s. 63-75 ; Mübahat S. Kütükoğlu, "Redif Kıyâfetlerinin Mâliyetine Dâir", İ. Ü., İFM., XCLI/1 - 4 (İstanbul 1984), 283-299.
40 Lütfi Tarihi, IV, İstanbul [1302], s. 161 ; Abdurrahman Vefik, Tekâlif Kavâidi, I, İstanbul
1328, s. 161.
41 Mübahat S. Kütükoğlu, "Redif", TED., s. 149.
42 Mübahat S. Kütükoğlu, "Redif Askeri Giderlerini Karşılamak Üzere Alınan Bir Vergi lâne-i Cihâdiye'", Birinci Askerî Tarih Semineri, Bildiriler II, Ankara 1983, s. 146-148. Bu vergi hakkında tafsilât için bkz. aynı makale, s. 145-167.
43 Kütükoğlu, "Redif", TED., s. 152.
44 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA)., HH, nr. 23185 ; Cezar, a.g.e., s. 263.
45 HH., nr. 23185 ; Lütfi Tarihi, V, İstanbul 1302, s. 17.
46 HH., nr. 23185 ; Lütfi Tarihi, V, 104-105 ; Abdurrahman Vefik, Tekâlif Kavâidi, I, 174­176 ; Shaw, Modern Türkiye, II, 66 ; Cezar, a.g.e., s. 264-265 ; Ali Akyıldız, Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform (1836-1856), İstanbul 1993, s. 97 ; Mehmet Seyitdanlıoğlu, Tanzimat Devrinde Meclis-i Vâlâ (1838-1868), Ankara 1994, s. 23.
47 Lütfi Tarihi, VI, İstanbul 1302, s. 53 ; Cezar, a.g.e., s. 261.
48 15 Zilkade 1255 (20 Ocak 1840) tarihli ilmühaber: BOA, MAD., nr. 8999, s. 24 ; Akyıldız, a.g.e., s. 112.
49 MAD, nr. 8999, s. 40 ; Abdüllatif Şener, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi, İstanbul 1990, s. 62.
50 11 Safer 1256 (14 Nisan 1840) tarihli ilmuhaber: MAD., nr. 10551, s. 25. Bu ilmuhaberin metni, Taha Bey'in Emlâk-ı Devlet (Taş baskısı, Dersaadet 1328) adlı eserinde s. 245­249 arasında bulunmaktadır.
51 Arzu T. Terzi, Hazine-i Hassa Nezareti, Türk Tarih Kurumu yay., İstanbul 2000, s. 18.
52 Sarkiz Karakoç, Külliyât-ı Kavanin Fihrist-i Tarihi, II, 271, metin numarası 6485 ; Arzu T. Terzi, "Hazine-i Hassa", DVİA., cilt 17, s. 137.
53 BOA., BEO., A. DVN., dos. 57/77 ; BEO., A. DVN. MHM., dos. 8/29 ; BOA., Hazine-i Hassa Defteri, nr. 640 ; Vak'anüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Yayınlayan Münir Aktepe, IX, İstanbul 1984, s 18 ; Takvim-i Vekayi, nr. 420, 15 Rebiülahır 1266 ; Terzi, a.g.e., s. 21 ; Terzi, "Hazine-i Hassa mad. ", s. 137.
54 Terzi, a.g.e., s. 129-130 vdd.
55 Ahmet Cevdet Paşa, Tezâkir, Yayınlayan Cavid Baysun, 13-20, s. 51, 56, 142.
56 Ebniye-i Seniyye İdaresi hakkında tafsilatlı bilgi için bkz. Arzu T. Terzi., "XIX. Yüzyıl Sonlarında Ebniye-i Seniyye İdaresi (Görevleri ve Teşkilâtı), İstanbul üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 16, İstanbul 1 998, s. 109-119.

57 Terzi., Hazine-i Hassa Nezareti, s. 68-78.
58 Gösterilen yer, s. 132-137.
59 Sultan II. Abdülhamid dönemindeki emlâk-ı hümâyûn kavramıyla kast edilen bağ, bahçe, tarla, çiftlik, mezraa, kışlak, vs. gibi araziler ; dükkan, ev, gazino, kahve vs. gibi akarat ; fabrikalardan sağlanan gelirler ve başta maden olmak üzere her türlü imtiyazdır. Bu imtiyazlar, memleket genelindeki madenlerin çıkartma ve işletme imtiyazı, Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan deniz, göl ve akarsularda vapur işletme imtiyazı, liman ve araba yolu imtiyazları ve sâiredir. Bu döneme ait emlâk-ı hümâyûnun miktarı ve idaresi hususunda bilgi için bkz. Terzi, Hazine-i Hassa Nezareti, s. 81-116.
60 BOA., İrade-Hususî., nr. 1326, Ş-33 ; Y. Mtv., nr. 289/100 ; Y. Mtv., nr. 297/157.
61 Dolmabahçe Sarayı Arşivi, Evrak I, nr. 190.
62 Y. Mtv., nr. 270/7 ; nr. 287/59., 288/89.
63 Terzi, a.g.e., s. 126-127.
64 Y. Mtv., nr. 287/59 ; nr. 288/89.
65 Terzi, Hazine-i Hassa mad., s 140 ; devredilen emlakın listesi için bkz. aynı yazar, a.g.e., s. 142-146.
66 BOA., İrade-KNM., nr. 1327, Ş-4 ; Düstur, II. Tertip, I, İstanbul 1329, s. 652 ; Vasfi Şensözen, Osmanoğullarının Varlıkları ve II. Abdülhamid'in Emlâkı, Ankara 1982, s. 70-71.
67 DSA., Evrak I, nr. 190.
68 Düstur, III. Tertip, V, s. 669.
69 Mesela Berlin kongresinden sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında meydana gelen sınır anlaşmazlığının uluslararası bir mahiyet kazanması sonucu çıkması muhtemel savaş karşılık gerekli askerî masrafların finansmanı amacıyla bir yandan İstanbul ahalisi üzerine vergi-i şahsi adı altında bir vergi alınması gündeme gelirken (Arzu Terzi, "Osmanlı Yunan Tashih-i Hudud Meselesi Sırasında Başvurulan Bir Mali Kaynak: Vergi-i Şahsi", Tarih Enstitüsü Dergisi, Prof. Dr., Münir Aktepe'ye Armağan, Sayı 15, istanbul 1997, 535-545), diğer yandan bir iç borçlanma teşebbüsüne (Arzu T. Terzi, "Osmanlı-Yunan Sınır Anlaşmazlığı Sırasında Yapılan Bir dahili İstikraz Teşebbüsü" Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı 12, İstanbul 1998, s. 357-361) girişilmiştir.
70 7 Cemaziyelevvel 1304 (23 Mart 1887) tarihli irade: BOA., İrade-Dahiliye, nr. 80570.
71 Arzu Tozduman Terzi, "Osmanlı Maliyesinde Söz Sahibi Üç Ermeni Nazır: Agop, Mikail ve Ohannes Paşalar", Uluslar arası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu, 24-25 Mayıs 2001 Bildiriler, İstanbul 2001, s. 23.
72 Muhasebede yevmiye defterine borçlu hesabının karşılığı olan alacaklı hesabının da birisi aktif, diğeri pasif tablolarında olmak üzere aynı zamanda kaydedilmesi usulüdür. Bu metoda ait ilk bilgiler 1294 (1877) yılında rahip Lukas Paçiolo'nun "Summa de Aritmetica Geometri Proportioni et Proportinalita adlı eserinde görülmüş olup bu usule İtalyan usulü de denilmektedir.
73 Hazine-i Hassa Defteri, nr. 406, s. 60 ; nr., 142, s. 144. Vesikalar arasında ise hazinenin kalem işlerini gören Ceyb-i Hümayun katibine ancak Şaban 1288 (Ekim-Kasım 1871)'de rastlanabilmiştir. (İrade-Dahiliye, nr. 44557). Mabeyn-i hümâyûn personeli içinde yer alan Ceyb-i Hümayun katibi Devlet Salnâmelerinde ancak 1290'lı yıllarda görülebilmektedir.
74 Terzi, a.g.e., s. 78-80.


I. ARŞİV KAYNAKLARI.

Kullanılan belge ve defterlerinlerin numaraları dipnotlarda gösterildiğinden ayrıca burada zikr edilmemiştir.

A. Başbakanlık Osmanlı Arşivi.

1. Bâbıâli Belgeleri.

a) Bab-ı âli Evrak Odası (BEO) Sadaret Evrâkı;

Divân-ı Hümâyûn Kalemi (A. DVN).

Divân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi (A. DVN. MHM).

2. Darphane-i Âmire Defterleri (DD), nr. 125 ; 165 ; 169 ; 648.

3. Hatt-ı Hümâyûn Tasnifi (HH).

4. Hazine-i Hassa Defterleri (HHD).

5. Maliyeden Müdevver Defterler (MAD).

6. İradeler.

a) 1255-1309 Yılları İradeleri.

Dahiliye. Meclis-i Mahsûs. Meclis-i Vâlâ.

b) 1310-1334 Yılları İrâdeleri. Husûsî.

Kanun ve Nizamât.

c) Dosya Usûlü İradeler (DUİT).

7. Yıldız Tasnifi.

a) Mütenevvi Mârûzat (Y. MTV). B. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dolmabahçe Sarayı Arşivi (DSA).

1. Evrak I76.

2. Evrak II.

II. KAYNAK ESER VE İNCELEMELER


ABDURRAHMAN ŞEREF, Tarih-i Devlet-i Osmaniyye, II, İstanbul 1312.

ABDURRAHMAN VEFİK, Tekâlif Kavâidi, I, İstanbul 1328. AHMED CEVDET PAŞA, Tarih-i Cevdet, VIII, İstanbul 1309., Tezâkir, Yayınlayan Cavid Baysun, I-II, IV, Ankara 1986.

AHMED LÜTFİ EFENDİ, Lütfi Tarihi, I (İstanbul 1290) ; II (1291) ; III (1292) ; IV (1302) ; V (1302) ; VI (1302) ; IX, Münir Aktepe Neşri, (İstanbul 1984) ; X, TTK. yay., (Ankara 1988) ; XI (1989) ; XII (1989) ; XIII (1990) ; XIV (1991) ; XV (1993).

AHMED ŞUAYB, İdârî Hukuk, İstanbul 1325.

AHMED VÂSIF EFENDİ, Vâsıf Tarihi, I, Matbaa-ı Âmire, Dersaâdet, 1219.

AKYILDIZ, Ali, Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform (1936-1856), İstanbul 1993.

AYINTÂBİ ÂSIM EFENDİ, Âsım Tarihi, I, II, İstanbul tarihsiz.

CEZAR, Yavuz, Osmanlı Maliyesinde Bunalım ve Değişim Dönemi (XVIII. yy'dan Tanzimat'a Mali Tarih, İstanbul 1986.
 , "Osmanlı Devleti'nin Malî Kurumlarından Tersane-i Âmire Hazinesi ve Defterdârlığının 1805 Tarihli Kuruluş Yasası ve Eki", Ord. Prof. Ömer Lütfi Barkan'a Armağan, İ. Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, XCLI/1-4 (1985), s. 361-388.
, "Osmanlı Devleti'nin Malî Kurumlarından Zahire Hazinesi ve 1795 (1210) Tarihli

Nizamnâmesi", Toplum ve Bilim, Sayı 6-7, İstanbul 1978, s. 111-156.

ÇADIRCI, Musa "Anadolu'da Redif Askeri Teşkilâtının Kuruluşu", Tarih Araştırmaları Dergisi, 1970-74, VIII-XII/14-23, Ankara 975, s. 63-75.

DUMAN, Hasan (Hazırlayan), Osmanlı Yıllıkları (Salnâmeler ve Nevsaller), IRCICA yay., İstanbul 1982.

FERÂİZİ-ZÂDE Mehmed Said, Gülşen-i Maarif, II, İstanbul 1252.

GENCER, Ali İhsan, Bahriye'de Yapılan İslahât Hareketleri ve Bahriye Nezâreti'nin Kuruluşu (1789-1867), İstanbul 1985.

GENÇ, Mehmet, "Osmanlı Maliyesinde Malikâne Sistemi", Türkiye İktisat Tarihi Semineri. Metinler/Tartışmalar. 8-10 Haziran 1973, Ankara 1973, s. 231-296.

GÜRAN, Tevfik, "Tanzimat Döneminde Devlet Fabrikaları", 150. Yılında Tanzimat, Yayına Hazırlayan Hakkı Dursun Yıldız, Ankara 1992, s. 235-257.
, Tanzimat Döneminde Osmanlı Maliyesi: Bütçeler ve Hazine Hesapları (1841-1861), TTK. yay., Ankara 1989.

HALİL NURİ BEY, Nuri Tarihi, İstanbul Üniversitesi Ktb., TY, nr. 5996.

KARAKOÇ, Sarkiz, Küliyât-ı Kavânin Fihrist-i Tarihî, II, Türk Tarih Kurumu, Ankara.

KARAL, Enver Ziya, Selim III'ün Hat-tı Hümayunları-Nizam-ı Cedit-1789-1807, Ankara 1988.

KÜTÜKOĞLU, Bekir, "Fâtih, Fetih ve İstanbul", Tarih Boyunca İstanbul Semineri, 29 Mayıs-1 Haziran 1988-Bildiriler, İstanbul 1989, s. 1-10.

KÜTÜKOĞLU, Mübahat S., "1826 Düzenlemesinden Sonra İzmir İhtisab Nezâreti" TED, sayı XIII (İstanbul 1987) s. 481-520.
, "Lütfi Paşa Asafnâmesi (Yeni Bir Metin Tesisi Denemesi)", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan, İstanbul l99l, s. 49-99.
, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), İstanbul 1994.
, "Osmanlı Buharlı Gemi İşletmeleri ve İzmir Körfezi Hamidiye Şirketi", Çağını Yakalayan

Osmanlı, Osmanlı Devleti'nde Modern Haberleşme ve Ulaştırma Teknikleri, IRCICA yay., İstanbul 1995, s. 165-206.
, "Osmanlı İktisadî Yapısı", Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, I, IRCICA yay., İstanbul 1994 s. 513-650.
, Osmanlı-İngiliz İktisâdî Münâsebetleri I (1580-1838), Ankara 1974.

, "Redif Askeri Giderlerinin Karşılamak Üzere Alınan Bir Vergi 'İâne-i Cihâdiye'", Birinci
Askerî Tarih Semineri, Bildiriler II, Ankara l983, s. 145-167.
, "Redif Kıyâfetlerinin Mâliyetine Dâir", İÜİFM., XCLI/1-4 (İstanbul 1984), 283-299.
, "Sultan II. Mahmud Devri Yedek Ordusu Redif-i Asâkir-i Mansûre" TED, Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin Hatıra Sayısı, sayı 12, İstanbul 1982, s 127-158.

MUMCU, Ahmet, "Külliyat-ı Kavanîn 'Sarkiz Karakoç'un Osmanlı Mevzuatı Derlemesi'", Belleten, XXXVI/143 (Ankara 1972), 377-383.

MUSA KÂZIM, "Darphane'nin Ahvâl-i Dâhiliyesi", TOEM, II/9, İstanbul 1329, s. 551-557.

SAHİLLİOĞLU, Halil, "Ceyb-i Hûmayûn", DVİA, VII (İstanbul 1993), s. 465-467. , "Darphane", DVİA, VIII (İstanbul 1993), 501-505.

SEYİTDANLIOĞLU, Mehmet, Tanzimat Devrinde Meclis-i Vâlâ (1838-1868), Ankara l994.

SHAW, Stanford J., Between Old and New The Ottoman Empire under Sultan Selim III 1789­1807, Cambridge-Massachusetts 1971.

SHAW, S. J. -E. K. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, Çeviren Mehmet Harmancı, II, İstanbul 1983.

ŞENER, Abdüllatif, Tanzimat Dönemi Osmanlı Vergi Sistemi, İşaret yay., İstanbul 1990.

ŞENSÖZEN, Vasfi, Osmanoğullarının Varlıkları ve II. Abdülhamid'in Emlâkı, Ankara 1982.

TABAKOĞLU, Ahmet, Gerileme Dönemine Girerken Osmanlı Maliyesi, Dergâh yay., İstanbul 1985.

TAHÂ BEY, Emlâk-i Devlet, Taşbaskısı, Dersaâdet 1328.

TAHSİN PAŞA, Sultan Abdülhamid. Tahsin Paşa'nın Yıldız Hatıraları, 2. Baskı, İstanbul 1990.

TERZİ, Arzu T., Hazine-i Hassa Nezareti, Türk Tarih Kurumu Yay., İstanbul 2000.
, "Hazine-i Hassa", Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 17, s. 137-141.
, "XIX. Yüzyıl Sonlarında Ebniye-i Seniyye İdaresi (Görevleri ve Teşkilâtı)"
, İstanbul Üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 16, İstanbul 1998, s. 109-119.
, "Osmanlı Yunan Tashih-i Hudud Meselesi Sırasında Başvurulan Bir Mali Kaynak: Vergi-i Şahsi", Tarih Enstitüsü Dergisi, Prof. Dr., Münir Aktepe'ye Armağan, Sayı 15, İstanbul 1997, 535­545.
, "Osmanlı-Yunan Sınır Anlaşmazlığı Sırasında Yapılan Bir dahili İstikraz Teşebbüsü"

Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Sayı 12, İstanbul 1998, s. 357-361.
, "Osmanlı Maliyesinde Söz Sahibi Üç Ermeni Nazır: Agop, Mikail ve Ohannes Paşalar"
,Uluslar arası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu, 24-25 Mayıs 2001 Bildiriler, İstanbul 2001, s. 44­34.

UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı, Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilâtı, TTK. yay., Ankara 1984.
, "Osmanlı Devleti Maliyesi'nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti İç Hazinesi", Belleten, XLII/165 (Ankara 1978), s. 67-93.

III. SALNÂME VE GAZETELER

Dolmabahçe Sarayı Arşivi'ndeki belgeler Evrak I ve II olmak üzere iki ayrı grupta tasnif edilmiştir.

Salnamelerden faydalanılanlarla, Gazetelerin kullanılan sayıları dipnotlarda gösterilmiştir. Devlet Salnâmelerisi (DS). Takvim-i Vekayi.

  
4033 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın