• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Osmanlı Sikkeleri / Prof. Dr. Şevki Nezihi Aykut

1. Gümüş Paralar

Osmanlı Devleti'nin ilk gümüş parası, "Akça" denilen ve saf gümüşten darp edilen sikkedir. Devletin kurucusu olan Osman Bey'in Karacahisar'ın 1291'de zaptı dolayısıyla akça kestirtmiş olduğu bugün kaynakların ifadesinden anlaşılmış bulunmaktadır. Şimdiye kadar, Osman Gazi'ye ait iki tip akça görülmüştür. Bu akçalardan birincisinin Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunduğu söylenmekte olup, ön yüzü silik olduğundan hiç okunamamaktadır. Arka yüzünde kendi adı ve babası Ertuğrul'un ismi ile birlikte dedesinin ismi "Gündüzalpı" da geçmektedir. Bozukça olan yazılar birbiriyle birleşen beş yayın (kavisin) bir daire teşkil ettiği şeklin içine yerleştirilmiş bulunmaktadır. Bu akça, Osman Bey'in dedesinin adını tayin eden ve tarihe ışık tutan çok önemli bir sikkedir. İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulunan ikinci akçanın her iki yüzündeki ibareler birbirinin aynı, ancak yazı karakterleri birbirlerinden farklıdır. Kendi ve babası Ertuğrul'un adlarının yanı sıra "Ebbedehu'llâh (Allâh onu ebedi kılsın)" dua ibaresine yer verilmiştir. Son zamanlarda bu sikkenin sahte olduğu iddiaları vardır.

Orhan Gazi'nin akçaları esas itibarıyla dört gruba ayrılır. Birinci grup Orhan ve babası Osman Gazi'nin isimlerinin açık olarak yazıldığı, Bursa'da darp edilmiş sikkelerdir. Bunlardan şimdiye kadar üç tip akça görülmüştür. Özel bir koleksiyonda bulunan ilki, İlhanlı sikkeleri tarzında ve tarihsizdir. Ön yüzünde bir kare içinde Kelime-i tevhîd (Lâilâhe illa'llâh Muhammedun Resûlu'llâh=Allah'dan başka İlâh yoktur, Muhammed onun resûlüdür, elçisidir) ve etrafında Hulefâ-yı Râşidîn denilen ilk İslâm halifelerinin isimleri Ebubekir, Ömer, Osman, Ali yazılmıştır. Arka yüzünde en yukarıda Dîvânî rakamla UU =3 görülmektedir ki bu, akçanın Orhan Bey'in hükümdar olduğu tarihten üç sene sonra kestirildiğine delalet etmektedir. Sonra kendi ve babasının adları ile en altta sikkenin bastırıldığı yer "Bursa" ile dört tarafta da yalnız dördüncü İslâm halifesi Ali'nin adı dört kere zikredilmiş bulunmaktadır. İkincisi Bursa Türk-İslâm Eserleri Müzesi'nde yer alan, yine Bursa'da darp edilmiş olup tarihi de mevcut olan bir akçadır. Ön yüzünde, yine ilki gibi, Kelime-i tevhîd ile dört tarafında ilk dört İslâm halifesinin isimleri yer almakta; arka yüzünde ise en yukarıda yüzler hanesindeki 700 eksik olmak üzere tarihi, tabi oldukları İlhanlı hükümdarı Ebu Said Han'ın unvanı olan "es-Sultânü'l-a'zam (En büyük sultan)", kendi ve babasının isimleri ile "Halleda'llâhu mülkehû (Allâh mülkünü devamlı kılsın) " dua cümlesi, en altta da darp yeri "Bursa" vardır. 1324 tarihli bu sikke, hem Orhan Bey'in tahta geçtiği seneyi, hem de Bursa'nın zaptedildiği tarihi göstermesi bakımından son derece önemlidir. Yapı-Kredi Bankası Para Koleksiyonu'nda yer alan üçüncü sikke yine İlhanlı tarzında olup, birincisinden az değişiklik göstermekte ve sikkenin bastırıldığı tarihi de bildirmektedir. Ön yüzü ilk akçanın ön yüzünün tamamen aynıdır. Arka yüzünde ise en yukarıda Osmanlı Devleti'nin mensup olduğu Oğuz boylarından Kayı aşiretinin işareti bulunmakta, daha sonra kendi ve babasının adları görülmekte, bunun altında da paranın darp mahalli "Bursa" ibaresine rastlanmaktadır. En altta ise yine Dîvânî rakamla UU =3 vardır ki bu, Orhan'ın beyliğe geçtiğinin üçüncü yılında kestirildiğini belirtmektedir. Dört tarafta ise bastırıldığı seneyi bildiren 1327 tarihi, Arabî ibare ile yazılmış bulunmaktadır. İkinci grup akçaları sadece kendi isminin bulunduğu, fakat babasının adının kazdırılmadığı sikkelerdir. Bu akçalar da iki tiptir. Özel bir koleksiyonda bulunan ilk tipinde tarihi olmamakla beraber darp yeri "Bursa" yer almaktadır. Ön yüzünde Kelime-i tevhîd ile ilk dört İslâm halifesinin adları vardır. Arka yüzünde ise Orhan'ın ismi ile "Halleda'llâhu mülkehû" dua ibaresi ve en altta darp yeri bulunmaktadır. İkinci tip akçalarda ise kestirildiği tarih ve darp mahalli mevcut değildir. Ön yüzleri ilk tipi ile aynı ibarelere sahiptir. Diğer yüzlerinde de kendi adı ile aynı dua ibaresi vardır. Bu tipin "İki ve Beş akçalığı" da mevcuttur. Üçüncü grup akçaları İlhanlı hükümdarı Ebu Said'in zamanında, Anadolu İlhanlı valisinin korkusu altında darp edildiği açıkça belli olan akçalardır ve muhtelif varyantları vardır. Bunların ilk tipi Ebu Said Han'ın paralarına benzer tarzdadır. Yazıları bozuk ve intizamsız olup, tarih ve darp yeri mevcut değildir. Ön yüzünde Kelime-i tevhîd vardır. Arka yüzünde en üst satırda "es-Sultânü'l-a'zam" ibaresi bulunmaktadır ki bununla Ebu Saîd'in unvanı kastedilmektedir. İkinci satırda kendi ve babasının isimleri, en alt satırda da "Halleda'llâhu mülkehû" ibaresi bulunmaktadır. Üçüncü grup sikkelerin biraz daha değişik olanının ön yüzünde Kelime-i tevhîd'e ilaveten kenarlarda ilk dört halifenin adları da geçmektedir. Arka yüzü ilk tipiyle tamamen aynı ibarelere sahip olmakla beraber, darp yeri olarak "Bursa"da kazdırılmış bulunmaktadır. Dördüncü grup akçaları ise Abbasî Halifesi el-Mustansır'ın adını taşımaktadırlar. Ön yüzlerinde el-Mustansır Bi'llâh'ın adı, vefatından (640/1242) uzun müddet geçmesine rağmen akça üzerinde yer almaktadır. Orhan Gazi'nin bu tip akçalarında halife adının zikredilmesi büyük ihtimalle, kendisinin bir İslâm hükümdarı olduğunu belirtmeyi amaçladığı ve Türkiye Selçuklu Hükümdarı I. Keykubad'ın sikkelerinde görüldüğü gibi, Anadolu halkının alıştığı tarzda Kufî yazı ile halife adını yazdırarak kendi sikkelerinin tedavülünü kolaylaştırmak gayesinde olduğu düşünülebilir. Akçanın arka yüzünde ise ilk üç satırda, birbirini tamamlar mahiyette tam besmele "Bismi'llâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm (Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla)", dördüncü satırda kendi ve babasının isimleri, en alt satırda da "Azza'llâhu nasrehû (Allâh onun zaferini yüce kılsın, yüceltsin)" dua cümlesi vardır.

I. Murad'ın akçaları üç tiptir. Bunlardan birincisinde darp yeri ve senesi yoktur. Ön yüzünde Kelime-i tevhîd ve dört tarafında ilk İslâm halifelerinin isimleri Ebubekir (bazen sadece Bekir), Ömer, Osman, Ali Kufî hattı ile yazılmıştır. Arka yüzünde birinci satırda kendi adı ile beraber babası Orhan'ın adı geçmekte olup, ikinci satırda "Halleda'llâhu mülkehû" dua cümlesi bulunmaktadır. Her iki satır birbirinden kalın bir çizgi ile ayrılmıştır. İkinci tipinde de darp mahalli ve kesim senesi bulunmamaktadır. Akçanın her iki yüzünün ortasından geçen çift çizgi yazıları ikiye ayırmaktadır. Bu tipin bazı akçalarında bu iki çizgi arasında orta yerde noktaya da rastlanmaktadır. Ön yüzünde Kelime-i tevhîd; arka yüzünde kendi ve babasının isimleri ile "Halleda'llâhu mülkehû" ibaresi vardır. Üçüncü tipi de evvelkiler gibi darp yeri ve tarihini içermemektedir. Ön yüzünde kendi ve babasının adları vardır. Arka yüzünde iki satır birbirlerinden üç çizgi ile ayrılmıştır. Bazen çizgiler arasında noktalara da rastlanmaktadır. Yukarı satırda "Hullide" alt satırda "mülkuhû" olmak üzere umumiyetle hareke ile yazılmış "Hullide mülkuhû (Mülkü devamlı olsun)" ibaresi bulunmaktadır.

I. Bayezid'in akçaları esasında tek tiptir. Osmanlı gümüş meskûkâtında tarihin rakam ile yazılmasının ilk defa Yıldırım Bayezid zamanında başlamış olduğu görülmektedir. Bu akçaların ön yüzlerinde kendi ve babası I. Murad'ın isimleri; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile 792 (1390) tarihi bulunmaktadır. Fakat üzerlerindeki şekiller bakımdan birbirlerinden az farklı olarak altı çeşidi olduğu anlaşılmaktadır. Bu akçaların ilk tipinde ön ve arka yüzlerinde iki satır ortadan tek çizgiyle ayrılmıştır. İkinci çeşidinde yine ön ve arka yüzlerini ortadan ikiye ayıran tek çizginin ortasında nokta yer almaktadır. Üçüncü tipinde her iki yüzü de tek çizgi ile ortadan ikiye ayrılmış olup, yalnız ön yüzündeki çizginin ortasında nokta vardır. Dördüncü çeşidinde her iki yüzünün de tek çizgi ile ortadan ikiye ayrıldığı, ancak arka yüzünde çizginin ortasında noktanın yer aldığı görülmektedir. Beşinci tipinde satırların arası her iki yüzünde de tek çizgiyle ayrılmış olmakla beraber, ön yüzünde tarihin sağ tarafına üç nokta konulmuştur. Altıncı çeşidinde de evvelkiler gibi her iki yüzü ortadan tek çizgiyle ikiye ayrılmış olup, yalnız arka yüzündeki üç nokta tarihin sol tarafındadır.

Osmanlı Devleti'nde "Fetret Devri" denilen saltanat fasılasında, I. Bayezid'in şehzâdelerinden Süleyman, Mehmed, Musa Çelebilerin darp ettirmiş oldukları akçaları mevcut olup, Mustafa Çelebi'nin ise saltanat iddiacısı olarak II. Murad'ın cülûsu esnasında kestirttiği akçaları bulunmaktadır. "Emîr Süleyman" olarak anılan Süleyman Çelebi'nin akçaları esas olarak iki tipten ibarettir. Bunların birinci tipi 805 (1403) ve 806 (1403-4) tarihlerini taşırlar ve Osmanlı meskûkâtında ilk defa tuğranın kullanıldığı sikkeler olma özelliğine sahiptirler. Darp yeri mevcut olmayan bu akçaların ön yüzlerinde "Emîr Süleymânu'bnu Bâyezîd" ibaresi tuğra şeklinde yazılmıştır. Arka yüzlerinde yazılar bir kare içine alınmış ve ortadan bir çizgiyle ikiye ayrılmış; üstte "Hullide mülkuhû" dua cümlesine, alt satırda da 805 veya 806 tarihlerine yer verilmiştir. Karenin dört tarafında da ilk dört İslâm halifesinin adları bulunmaktadır. Tuğrasız olan ikinci tip akçalarında 813 (1410) tarihine ilaveten darp yeri olarak "Edirne"de yazılmıştır. Ön yüzlerinde iki satıra istif edilmiş halde Kelime-i tevhîd ile darp mahalli kazdırılmıştır. Arka yüzlerinde "Emîr" lakabı, kendi ve babası I. Bayezid'in isimleri, "Hullide mülkuhû" niyaz ibaresi ve 813 tarihi vardır. Oğlu manasına gelen "bin" kelimesi keşideli, yani uzunca bir çizgi şeklindedir.

Mehmed Çelebi'nin akçaları muhtelif tarihlerde kestirilmişlerdir. İlk akçasını 806 (1403)'da Ulubad Muharebesi'nden sonra ağabeyi İsa Çelebi'den aldığı Bursa'da bastırtmıştır. Bu sikkelerin iki tipi mevcuttur. Birincisinin ön yüzünde ilk iki satırı teşkil etmek üzere Kelime-i tevhîd ile darp yeri "Bursa" yer almaktadır. En altta da kesim tarihi vardır. Arka yüzünde Ankara Savaşı'ndan sonra yüksek hakimiyetini tanımış olduğu Timur'un adı, ayrıca yine Timur'a ait olmak üzere "Hân" ve "Küregân", yani "Dâmâd" unvanı zikredilmiş bulunmaktadır. Sonra kendi ve babası I. Bayezid'in adı ile babasının "Hân" unvanı belirtilmiş olup, en alt satırda da "Hullide mülkuhû" ibaresi mevcuttur. İkinci tipi her bakımdan birincinin aynıdır. Fakat darp yeri "Burusa" şeklindedir. Mehmed Çelebi, Timur'un Anadolu'yu terk etmesinden sonra, elinde bulundurduğu Ankara'da -ki o zamanki ismi Engûriyye'dir-yine 806 tarihini taşıyan akçasını bastırtmıştır. Bu sikkede artık Orta Asya'ya dönmüş bulunan Timur'un adı zikredilmemiştir. Akçanın ön yüzünde Kelime-i tevhîd, darp yeri ile tarihi vardır. Arka yüzünde iki satıra istif edilmiş halde Mehmed Çelebi'nin "Gıyâsü'd-dünyâ ve'd-dîn (Dünya ve dinin yardımcısı, dünya ve dini himaye eden)" lakabı, kendi ve babasının isimleri ile "Hullide mülkuhû" ibaresi bulunmaktadır. Mehmed Çelebi'nin bundan sonra kardeşlerinin mücadele sahnesinden çekilmelerini müteakib para darp ettirmeye ehemmiyet verdiği görülmektedir. Nitekim 808 (1405) yılında İsa Çelebi'nin onun adamları tarafından Eskişehir'de bir hamamda yakalanıp boğdurulmasından sonra, Mehmed Çelebi Amasya'da 808 tarihli sikkesini kestirtmiştir. Bu akça Osmanlı meskûkâtında "Sultân" unvanının kullanıldığı ilk sikkedir. Bunun da iki tipi vardır. Birinci çeşidinin ön yüzünde Kelime-i tevhîd, darp yeri ile tarihi mevcuttur. Arka yüzünde ilk satırda Mehmed Çelebi'nin "Sultânü'l-a'zam" unvanı, ikinci satırda kendi ve babasının isimleri, babasına ait "Hân" unvanı, son satırda da "Hullide mülkuhû" ibaresi bulunmaktadır. İkinci tipinin ön yüzü ilk sikkenin tamamen aynıdır. Arka yüzünde de ilk tipinde olduğu gibi aynı yazılar yer almakla beraber tam ortada bir dikdörtgen içinde "Hasbiya'llâh (Allâh bana kâfidir, yeter)" dua cümlesi vardır ki bu ibare, Osmanlı meskûkâtında ilk defa görülmektedir. Onun 810 (1407) tarihli akçası yine Amasya'da kestirilmiştir. Bu sikkenin de ön yüzünde Kelime-i tevhîd olup, dört tarafında halifelerin isimleri yazılmıştır. Arka yüzünde de "es-Sultânü'l-a'zam" unvanı, kendi ve babasının adları, "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri ve tarihi bulunmaktadır. Mehmed Çelebi, ağabeyi Emir Süleyman'ın öldürülmesi haberini alır almaz derhal Bursa'da 813 (1410) tarihli akçasını kestirtmiştir. Bu sikkenin de ön yüzünde Kelime-i tevhîd ile darp tarihi bulunmaktadır. Dört tarafında dört İslâm halifesinin isimleri vardır. Arka yüzünde ilk iki satırda lakabı olan "Gıyâsü'd-dünyâ ve'd-dîn" ile ismine, üçüncü satırda babasının adı ile "Hullide mülkuhû" dua ibaresine, son satırda darp yerine rastlanmaktadır. Darp mahalli "Bursa" şeklindedir. Mehmed Çelebi ayrıca Bursa ve Amasya'da kesim tarihi bulunmayan akçalar da darp ettirmiştir.

Musa Çelebi'nin bütün akçaları 813 (1410) tarihini taşımakla beraber iki farklı gruba ayrılırlar. İlk grup, darp mahalli yazılı olmayan akçalar olup, ön yüzlerinde devren kendi ile babası Yıldırım Bayezid'in adları bulunmaktadır. Yazıların orta yerinde ise motif vardır. Arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile sikkenin bastırıldığı tarih tek çizgiyle birbirinden ayrılmış olup, bu çizginin iki ucunda saadet düğümleri mevcuttur. Bu akçaların arka yüzlerinde altta ve üstte üç nokta veya iki nokta ile bir yıldız bulunan iki çeşidi olduğu bilinmektedir. İkinci grubu teşkil eden "Edirne" baskılı akçaları, ibareleri aynı, fakat şekil bakımından farklı iki tiptir. Bu şehirde darp edilen akçaların birinci tipinde ön yüzlerinde kendi ve babasının isimleri devren yazılmıştır. Yazıların ortasında çifte saadet düğümü vardır. Arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yerini tek çizgi birbirinden ayırmakta, çizginin iki ucunda ise saadet düğümleri bulunmaktadır. İkinci tipinin ön yüzü, üzerindeki devren yazılar bakımından birinci tipi ile aynı olup, ancak ortada farklı bir motif vardır. Arka yüzünde de ilk tipiyle aynı ibareler olmakla beraber darp yeri ile "Hullide mülkuhû" ibaresini ayıran çizginin iki ucunda saadet düğümleri yoktur.

II. Murad devrinde saltanat iddiacısı olarak sikke darp ettirmiş olan Mustafa Çelebi'nin akçaları da üç tiptir. Birinci grup Serez'de bastırılmış, kestirildiği tarih bulunmayan akçalar olup, ön yüzlerinde kendi ve babasının adları ile babası I. Bayezid'e ait "Hân" unvanı bulunmaktadır. Burada Mustafa isminin son harfi olan y=-keşideli, yani uzun bir çizgi şeklindedir. Arka yüzünde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri mevcuttur. Ön yüzünde Mustafa adının üstünde iki ve altında bir olmak üzere üç nokta olan, bazen bu ismin üzerinde yıldız, yahut beş köşeli çiçek motifleri bulunan çeşitleri de vardır. 824 (1421)'te Edirne'de darp edilmiş ikinci grup akçaların ön yüzleri ilk grup akçaları gibidir. Arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri ve tarihi vardır. Ön yüzünde yer alan Mustafa isminin üstünde yıldız, çiçek, çiçek ile iki nokta, ok, üç nokta ile bir ok bulunan çeşitleri mevcuttur. Yine Edirne'de kestirilmiş üçüncü grup akçalarının ön yüzü ilk iki grubun aynıdır. Arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri ve 822/4 rakamı bulunmaktadır ki bu "4" rakamı, Mustafa Çelebi'nin bu sikkeyi, hükümdar olduğunu iddia ettiği tarihin (822/1419), dördüncü senesinde kestirttiğine işarettir.

Osmanlı Devleti'nin birliğini sağlayarak 816 (1413)'da tahta geçen I. Mehmed'in akçaları 816 ve 822 (1419) tarihlerini taşırlar. Amasya, Ayasluk, (bazen Ayasluğ), Balad, Bursa (bazen Burusa), Edirne, Karahisar, Serez (bazen Siruz) darphanelerinde kestirilmişlerdir. 816 tarihli olanların ön yüzlerinde hem babası I. Bayezid'e, hem de kendisine ait "Sultân" unvanı, kendi ve babasının adları ile babasının "Hân" unvanı vardır. Arka yüzlerinde darp yeri ile tarihi, "Hullide mülkuhû" ve "Zîde umruhû (Ömrü uzun olsun)" niyaz ibareleri yer almaktadır. 822 tarihli olan akçaların ön yüzlerinde kendi ve babasının adları, babasına ait "Hân" unvanı ve "Azze nasruhû (Zaferi, galibiyeti mübarek olsun)" dua cümlesi vardır. Arka yüzlerinde ise, "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri ve senesi bulunmaktadır.

II. Murad'ın akçaları üzerinde 824, 825 ve 834 H. tarihleri olup, 824 (1421)'te Bursa'da tahta geçmesi münasebetiyle kestirttiği akçalarının ön yüzlerinde tuğra şeklinde kendi ve babası I. Mehmed'in isimleri, babasının "Hân" unvanı; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" dua ibaresi ile kesim yeri ve senesi vardır. Amcası Mustafa Çelebi'yi ortadan kaldırdıktan sonra 825 (1422)'te Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne, Engûriyye (Ankara) ve Serez darphanelerinde bastırttığı akçalarının ön yüzlerinde yine tuğra şeklinde kendi ve babasının adları ve darp senesi; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile kesim yeri bulunmaktadır. 834 (1431) tarihli Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne, Novar (Novabrda) ve Serez'de darp ettirdiği akçalarının ön yüzlerinde ise kendisinin ve babasının isimleri, babasının "Hân" unvanı ile darp tarihi mevcut bulunmakta; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile darp yeri yer almaktadır. II. Murad, ayrıca Germiyan (Kütahya)'da kesim senesinin olmadığı akçalar da kestirtmiştir ki bunların ön yüzlerinde kendi ve babasının isimleri; arka yüzlerinde darp yeri vardır.

II. Mehmed, ilk akçalarını babasının tahttan feragat ettiği 848 (1444) tarihinde darp ettirmiştir. Bu ilk cülûsu münasebetiyle Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne ve Serez darphanelerinde kestirilen bu akçaların ön yüzlerinde kendi ve babasının isimleri, babasının "Hân" unvanı ve "Azze nasruhû" niyaz ibaresi; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" yazısı ile darp yeri ve tarihi bulunmaktadır. II. Mehmed, ikinci tip akçalarını, ikinci defa tahta geçtiği 855 (1451)'te bastırtmıştır. Yine aynı darphanelerde darp edilen bu sikkelerin ön yüzlerinde kendi ve babasının adları, babasına ait "Hân" unvanı, "Azze nasruhû" dua cümlesi ve darp tarihi; arka yüzlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresi ile kesim yeri vardır. Amasya, Ayasluk, Bursa, Edirne Kostantiniye, Novar ve Serez'de kestirilen 865 (1460-61) tarihli sikkeler ile bu darphanelere ilaveten Konya darp yerini de içeren 875 (1470-71) tarihli akçaların ön ve arka yüzlerinin yazıları tamamen 855 senesinde darp edilmiş akçalar gibidir. 880 (1475)'de Bursa, Edirne, Kostantiniye, Serez ve Üsküp'de kestirilen akçaların ön yüzlerinde kendisinin "Sultân" ve babasının "Hân" unvanları, kendi ve babasının isimleri mevcuttur. Arka yüzlerinde "Azze nasruhû" ibaresi, darp yeri ve senesi bulunmaktadır. 886 (1481) tarihli bir önceki tip ile aynı ibareleri taşıyan akçaları ise Amasya, Bursa, Edirne, Kostantiniye, Novar, Tire ve Üsküp'te kestirilmişlerdir. II. Mehmed, ayrıca "Muhammed Hânî" denilen "On akçalık" sikkelerini de Kostantiniye ve Novar'da 875 tarihinde darp ettirmiştir ki bunların ön yüzlerinde Fatih'in "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân (İki karanın sultanı ve iki denizin hakanı, sultan oğlu sultan)" lakabı; arka yüzlerinde kendi ve babası II. Murad'ın isimleri, babasının "Hân" unvanı, "Halleda'llâhu sultânehû (Allâh saltanatını devamlı kılsın)" niyaz cümlesi, darp yeri ve senesi bulunmaktadır.

II. Mehmed'in oğlu olup, babasının ölümüyle padişahlığını ilan ederek adına hutbe okutup, sikke kestiren ve kısa bir müddet Bursa'ya hakim olan Cem'in akçaları, kendi ve babasının isimlerini; kendisinin "Sultân"; babasının "Hân" unvanlarını; "Azze nasruhû" ibaresi ile darp yeri ve senesini (886/1481) içermektedir.

II. Bayezid'in akçalarında tek bir tarih (886/1481), yer almaktadır. Tahta geçtiği seneyi bildiren bu tarihte Amasya, Ankara, Bursa, Edirne, Gelibolu, Kastamonu, Konya, Kostantiniye, Kratova, Novar, Serez, Tire, Trabzon ve Üsküp darphanelerinde kestirilen akçalarının hepsi de kendi ve babası II. Mehmed'in adlarını; kendisinin "Sultân", babasının "Hân" unvanlarını; "Azze nasruhû" ibaresi ile darp yeri ve senesini taşımaktadırlar. II. Bayezid ayrıca, babası gibi, İstanbul'da 886 tarihi ile "On akçalık"lar da kestirtmiştir ki üzerlerinde babasının "On akçalık"larında kullandığı lakab, unvan ve niyaz ibarelerinin aynısı bulunmaktadır.

I. Selim'in akçaları esasında iki tiptir. Cülûs senesi olan 918 (1512) tarihini taşıyanlar Amasya, Âmid (Diyarbekir) Ankara, Bursa, Edirne, Gelibolu, Harbırt (Harput), Hizan, Kastamonu, Konya, Kostantiniye, Kratova, Mardin, Novar, Ruha (Urfa), Serez, Tire ve Üsküp darphanelerinde kestirilmişlerdir. Bu akçalarda kendisine ait "Sultân" ve Çaldıran Savaşı'ndan (920/1514) sonra kullandığı "Şâh" unvanları ile babasının "Hân" unvanı, kendisinin ve babası II. Bayezid'in isimleri mevcut olup; "Azze nasruhû" dua ibaresi ile darp yeri ve senesi vardır. İkinci tip akçaları ise muhtelif tarihlerde darp ettirdiği sikkelerdir. Harbırt ve Karahisar'da 920 (1514)'de; Âmid, el-Hısn (Hısnıkeyfâ), Lârende, Müküs (Bağçesaray) ve Zebid'de 922 (1516)'de; Hızan ve Musul'da 924 (1518)'te; Halep'de 922, 924 ve 925 (1519)'te kestirilmişlerdir. I. Selim'in ayrıca aslında İran menşeli olup bu ülkeye komşu Osmanlı şehirlerinde kestirilen ve adına "Şâhî" denilen sikkeyi, ilk defa Şemahi'de 918'de kestirttiği anlaşılmaktadır. Büyük çaptaki bu sikkelerde kendisinin "Sultân" ve "Şâh" unvanları ile kendi ve babasının adlarına ve "Azze nasruhû" dua ibaresine rastlanmaktadır.

I. Süleyman'ın 926 (1520) cülûs tarihini taşıyan akçaları, Amasya, Âmid, Ankara, Balya, Belgrat, Bursa (bazen Burusa), Canca (Gümüşhane), Cayniça, Dımaşk (Şam), Edirne, Halep, Harbırt, Kastamonu, Kayseriye, Koçayna, Konya, Kostantiniye, Kratova, Lârende, Maraş, Mardin, Modava, Müküs, Novar (bazen Novabrda), Ruha, Serez (bazen Siruz), Sidrekapsa, Srebrniçe, Tire, Trabzon, Üsküp'de darp edilmişlerdir. Bu akçaların üzerinde I. Süleyman'ın "Sultân", ilaveten bazen "Şâh"; babasının "Şâh" ve "Hân" unvanları ile genellikle "Azze nasruhû", nadir olarak da "Hullide mülkuhû" niyaz ibareleri bulunmaktadır. 929 (1523)'da Harbırt'da kestirttiği akçalarında yine kendisinin "Sultân" ve "Şâh"; babasının "Şâh" unvanları ile "Azze nasruhû" ibaresi yer aldığı gibi; 956 (1549), 958 (1551) tarihleriyle Bağdat'ta darp edilen akçalarında da "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni (İki karanın ve iki denizin sultanı)" lakabına rastlanmaktadır. I. Süleyman'ın ayrıca 930 (1524)'da İstanbul darphanesinde kestirttiği ve üzerlerinde kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni, Hâdımü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn (İki karanın ve iki denizin sultanı, Mekke ve Medine'nin hizmet eri) " lakabının; kendisinin "Şâh"; babasının "Şâh" unvanlarının; "Azze nasruhû" niyaz ibaresinin bulunduğu "On akçalık" sikkeleri de vardır. I. Süleyman, muhtelif tarihlerde Âmid, Bağdat, Hille, Musul, Tebriz darphanelerinde "Şâhî"ler de darp ettirmiştir. Saltanat devrinde bu sikkeler "Süleymânî" adıyla anılmışlardır. Üzerlerinde "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr (Sikkeyi kestiren, karada ve denizde yücelik, kudret ve zafer sahibi)"; "Hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn"; "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni"; "es-Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni el-Muzaffer (İki karada ve iki denizde zaferler kazanan sultan)"; "Sultânü'l-berri ve'l-bahr (Karanın ve denizin sultanı)"; "Sultânü'l-'âdil Ebû'l-Muzaffer (Zaferler sahibi, adaletle hükmeden sultan)"; "Sultânü'l-'âdili'l-kâmil, Ebû'l-lutf (Adalet, olgunluk, hoşgörü sahibi sultan)" "Sultânü'l-âdil (Adaletle hükmeden sultan)" lakabları; kendisinin "Sultân" ve "Şâh"; babasının "Şâh" unvanlarına; "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehu (Allâh mülkünü ve saltanatını devamlı kılsın)"; "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû ve efâza ale'l-'âlemîn birrehû ve ihsânehû (Allâh mülkünü ve saltanatını devamlı kılsın ve âlemlere iyiliğini ve ihsanını bol bol versin)" ile "Azze nasruhû" dua ibarelerine yer verilmiştir. I. Süleyman'ın Osmanlıların Mısır'ı fethinden (923/1517) sonra kendi sikke sistemleri içine dahil ettikleri "Para" adlı sikkeleri de ilk defa olarak darp ettirdiği görülmektedir. Osmanlı kaynaklarında "Para" veya "Para-i Mısrî" diye anılan ve Batılıların "Medin" dedikleri bu sikkeyi I. Süleyman, yine muhtelif senelerde Âmid, Dımaşk, Halep, Maraş, Mardin, Mısır, Ruha darphanelerinde kestirtmiştir. Üzerlerinde kendisinin "Sultânü'l-'âdil", "Sultân" ve "Şâh"; babasına ait "Şâh" ve "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır.

II. Selim 'in Amasya, Ardanuç, Belgrat, Canca, Çayniça, Edirne, Hudeyde, Koçayna, Kratova, Novabrda, Ohri, Serez, Sidrekapsa, Srebrniçe, Tunus ve Üsküp'de kestirilmiş 974 (1566)'te tahta geçtiği seneyi bildiren bu akçalarında kendisinin "Sultân", bazen ilaveten Şah; babasının "Hân" ve "Şâh" unvanları; "Azze nasruhû" dua cümlesi bulunmaktadır. II. Selim de "Şâhî"lerini Âmid, Bağdat, Dımaşk ve Halep darphanelerinde kestirtmiştir. Devrinde bu sikkeler "Selîmî" adıyla anılmışlardır. Üzerlerinde kendisinin "Sultânü'l-berri ve'l-bahr" lakabına; "Hân" ve "Şâh" ile babasının "Sultân" ve "Şâh" unvanlarına; "Hullide mülkuhû"; "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû"; "Hullide mülkuhû ve sultânuhû ve uyyide hilâfetuhû ve müddetuhû (Mülkü ve saltanatı devamlı olsun, hılafeti ve hılafet müddeti desteklensin, uzasın) "; "Azze nasruhû" dua ibarelerine rastlanmaktadır. II. Selim'in Mısır'dan başka Âmid ve Halep darphanelerinde bastırttığı "Para"ları da vardır. Bunlarda da kendisinin "Sultân", "Şâh" ve "Hân"; babası I. Süleyman'ın "Hân" ve "Şâh" unvanlarına; ayrıca "Azze nasruhû" niyaz ibaresine rastlanır.

III. Murad'ın akçalarının hepsi 982 (1574)'de tahta geçtiği tarihi taşımakta olup, Amasya, Âmid, Ankara, Balıkesir, Belgrat, Bursa, Canca, Cezayir, Çayniça, Dımaşk, Edirne, Erzurum, Filibe, Gence, Halep, İnegöl, Kastamonu, Koçayna, Konya, Kostantiniye, Kratova, Magnisa, Novabrda, Sakız, Selanik, Serez (bazen Siruz), Sidrekapsa, Sivas, Srebrniçe, Tire, Üsküp gibi Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde darp edilmişlerdir. Hepsinin üzerlerinde III. Murad'ın "Sultân"; babasının "Hân", çok nadiren "Şâh" unvanları ve "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. Yalnız Âmid'de kestirilen bir akçada bunlara ilaveten "Hullide mülkuhû" niyaz ibaresi bulunmaktadır. III. Murad, "Şâhî" darpına da devam etmiş, saltanatında "Pâdişâhî" olarak adlandırılan bu büyük çaptaki sikkeler, muhtelif tarihlerde Âmid, Bağdat, Canca, Dımaşk, Erzurum, Gence, Halep, Mısır, Musul, Nahçıvan, Revan, Şemahi, Trablusgarp'ta kestirilmişlerdir. Aslında iki tipten ibarettirler. Tuğralı -ki tuğrası "Sultân Murâdu'bnu Selîm Hân" şeklindedir- olanlarda "Hullide mülkuhû" niyaz ibaresi vardır. Tuğranın kullanılmadığı ikinci tipinde, kendisinin "Sultânü'l-berri ve'l-bahr"; "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni Hâdımü'l-Haremeyni (İki karanın sultanı ve iki denizin hakanı, Mekke ve Medine'nin hizmet eri)"; "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri el-berri ve'l-bahr"; Hâk-nü'l Muzaffer (Zaferler kazanan hakan) lakablarına; kendisinin "Sultân", "Şâh", "Hân" ile babasının "Sultân", "Hân", "Şâh" unvanlarına, "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû"; "Halleda'llâhu mülkehû ve eyyede saltanatehû (Allah mülkünü devamlı kılsın ve saltanatını desteklesin)"; "Halleda'llâhu ta'âlâ mülkehû ve sultânehû (Allâhu taâlâ mülkünü ve saltanatını devamlı kılsın)"; "Hullide mülkuhû ve sultânuhû ve uyyide hılâfetuhû ve müddetuhû"; "Hullide mülkuhû ve uyyide rıf'atuhû ve saltanatuhû (Mülkü daim olsun ve mertebesi ve saltanatı desteklensin)"; ve "Azze nasruhû" dua ibarelerine yer verilmiştir. III. Murad, "Para"larını Âmid, Canca, Halep ve Mısır'da kestirtmiş olup, bu sikkeleri de iki gruptur. "Sultân Murâdu'bnu Selîm Hân" şeklinde tuğralı ilk grupta "Hullide mülkuhû" ve "Azze nasruhû" niyaz ibareleri vardır. İkinci grupta ise kendisinin "Sultân", bazen de ilave olarak "Şâh" ve "Hân" unvanları ile babasının "Hân" unvanına; Sultânü'l-'âdil lakabına; "Azze nasruhû" ve "Hullide mülkuhû" dua ibarelerine rastlanmaktadır.

III. Mehmed'in 1003 (1595) cülûs tarihli akçalarının üzerlerinde kendisinin "Sultân", babasının "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua cümlesi olup, Âmid, Ankara, Belgrat, Bosna, Bursa (bazen Burusa), Canca, Dımaşk, Edirne, el-Aziziyye (Elazığ), Erzurum, Filibe, Halep, Hısn-ı keyfâ (Hasankeyf), İnegöl, Kastamonu, Kıbrıs, Konya, Kostantiniye, Kratova, Mısır, Novabrda, Ohri, Sakız, Selanik, Sidrekapsa, Siruz, Srebrniçe, Tire, Tokat, Üsküp ve Yenişehir'de darp edilmişlerdir. III. Mehmed'in Âmid (bazen Karaâmid), Bağdat, Canca, Erzurum, Gence, Halep, Nahçıvan, Tebriz ve Van'da kestirilmiş olan "Şahî"lerinin muhtelif varyantları vardır. Hepsi de tuğralı -ki tuğrası Sultân Mehmedu'bnu Murâd Hân şeklindedir- olan "Şâhî"lerin ilk grubunda "Azze nasruhû"; ikincisinde "Hullide mülkuhû"; üçüncüsünde "Halleda'llâhu mülkehû"; dördüncü grubunda da "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû" dua ibarelerine rastlanmaktadır. Bu hükümdarın "Para"ları Mısır'da darp edilmişlerdir. Üzerlerinde kendisinin "Sultân" ve babasına ait "Hân" unvanları; "Azze nasruhû" niyaz ibaresi bulunmaktadır.

I. Ahmed'in 1012 (1603)'de tahta geçtiği sene ile darp ettirdiği akçaları birincisi tuğralı, ikincisi klasik tarzda olmak üzere iki tiptir. "Sultân Ahmedu'bnu Mehmed Hân" şeklinde tuğralı akçalarında "Hullide mülkuhû" ve "Halleda'llâhu mülkehû" ibareleri görülmektedir. Tuğrasız akçalarında ise I. Ahmed'in "Sultân"; babasının "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû", nadiren de "Hullide mülkuhû" niyaz ibareleri yer almaktadır. I. Ahmed, bu akçalarını Âmid, Belgrat, Burusa, Canca, Dımaşk, Edirne, Erzurum, Filibe, Halep, Konya, Kostantiniye, Mısır, Novabrda, Siruz, Tokat ve Van darphanelerinde kestirtmiştir. Ayrıca Tunus'da darp edilmiş dörtgen şeklinde akçaları da vardır ki üzerlerinde "Yâ k-diye'l-hâcâti ve yâ kâfiye'l-mühimmât (Ey ihtiyacları yerine getiren ve ey mühim işlere gücü yeten )" ibaresi bulunmaktadır. I. Ahmed'in 1589'dan sonra yasaklanmış olmasına rağmen, zamanımıza kadar gelebilmiş Âmid (bazen Karaâmid), Canca, Erzurum, Halep, Tokat ve Van darphanelerinde kestirilmiş, tuğralı "Hullide mülkuhû"; "Halleda'llâhu mülkehû"; "Hullide mülkuhû ve uyyide devletuhû (Mülkü dâim olsun ve devleti desteklensin) ve "Azze nasruhû" dua cümlelerine rastlanan "Şâhî"lerinin yanı sıra; kendisinin "Sultân" ve babası III. Mehmed'in "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua ibaresine yer verilen Mısır'da kestirttiği "Para"ları da mevcuttur.

I. Mustafa'nın kısa süren ilk saltanatında (1026-27/1617-18), Âmid'de kestirttiği 1026 tarihli "Sultân Mustafa'bnu Mehmed ahî Ahmed" şeklinde ağabeyi I. Ahmed'in de adının geçtiği tuğrası ve "Halleda'llâhu mülkehû" dua ibaresi olan "Beşlik" denilen "Beş akçalık"larından başka gümüş sikkesi yoktur. İkinci saltanatında (1031-32/1622-23), darp ettirdiği 1031 tarihli akçaları Âmid, Belgrat, Bursa, Edirne, Kostantiniye, Mısır, Ohri, Tokat ve Yenişehir'de bastırılmışlardır. Üzerlerinde kendisinin "Sultân" babası III. Mehmed'in "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû", nadiren de "Hullide mülkuhû" ibareleri vardır. I. Mustafa, yine 1031 tarihiyle kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabını taşıyan ve "Onluk" denilen sikkelerini Canca, Edirne, Erzurum, Kostantiniye ve Yenişehir'de darp ettirmiştir. 1031 tarihli Âmid'de kestirttiği tuğralı "Beşlik"lerine "Halleda'llâhu mülkehû" dua ibaresini kazdırttığı gibi; tuğrasız olan yine aynı darphanede bastırttığı "Para"larında da "Hullide mülkuhû"; "Hullide mülkuhû ve sultânuhû" ve "Azze nasruhû" ibarelerine yer vermiştir. Mısır'da kestirttiği "Para"larında ise "Azze nasruhû" ibaresi bulunmaktadır.

II. Osman'ın 1027 (1618) cülûs tarihli akçaları Âmid, Belgrat, Burusa, Canca, Dımaşk, Edirne, Erzurum, Konya, Kostantiniye, Mısır, Novabrda, Siruz, Sofya, Tire, Tokat, Üsküp, Yenişehir ve Van darphanelerinde kestirilmişlerdir. Esasında akçaları iki tiptir. "Sultân Osmânu'bnu Ahmed Hân" şeklinde tuğralı olan ilk tipinde "Hullide mülkuhû" ibaresi; tuğrasız olan ikinci grupta da kendisinin "Sultân"; babasının "Hân" unvanları; "Halleda'llâhu mülkehû"; "Azze nasruhû" ve "Hullide mülkuhû" dua ibareleri vardır. II. Osman, "Osmânî" denilen "Onluk akçalar" da darp ettirmiş olup, kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabının bulunduğu bu büyük çaptaki sikkeler, Canca, Edirne, Halep ve Kostantiniye'de kestirilmişlerdir. II. Osman'ın ayrıca Âmid, Bağdat, Canca ve Van darphanelerinde bastırttığı "Beşlik" diye adlandırılan tuğralı sikkeleri de vardır ki üzerlerinde "Halleda'llâhu mülkehû" ve "Hullide mülkuhû" ibarelerine rastlanır. Tuğrasız ve klasik tarzda Âmid'de kestirttiği "Para"larında hem "Hullide mülkuhû"; hem "Azze nasruhû" niyaz ibareleri olmakla beraber; Mısır'da darp ettirdiklerinde sadece "Azze nasruhû" ibaresi bulunmaktadır.

IV. Murad'ın tahta geçtiği tarihi (1032/1623) taşıyan akçaları Âmid, Belgrat, Burusa, Canca, Dımaşk, Edirne, Erzurum, Halep, Kıbrıs, Kostantiniye, Kratova, Mısır, Niğbolu, Novabrda, San'a, Saray, Selanik, Sidrekapsa, Sofya, Tire, Tokat, Üsküp, Revan ve Yenişehir'de darp edilmiş olup, aslında iki tiptir. Tuğralı -ki tuğrasında "Sultân Murâdu'bnu Ahmed Hân" ibaresi vardır- olanlarda "Hullide mülkuhû" ve "Azze nasruhû" dua ibareleri vardır. Tuğrasız ve klasik tarzdaki akçalarında da kendisinin "Sultân ve babasının "Hân" unvanlarına ilaveten, Mısır'da kestirilenler hariç, sadece "Azze nasruhû" ibaresine rastlanır. Mısır'da darp edilenlerde ise "Hullide mülkuhû" ve "Azze nasruhû" ibareleri her ikisi birlikte kullanılmıştır. IV. Murad'ın da Canca ve İstanbul darphanelerinde kestirttiği "Onluk akçaları"ı üzerinde "Sultanü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultânu'bnu's-Sultân" lakabının yer aldığı görülmektedir. Kendisi tuğralı "Beşlik akçalar" da darp ettirmiştir ki bunların Âmid, Canca, Kostantiniye'de kestirilenlerinin üzerlerinde "Hullide mülkuhû"; Dımaşk ve Halep'de darp edilenlerde ise "Azze nasruhû" ibaresi bulunur. Tokat'da bastırılan tuğrasız "Beşlik"lerde ise IV. Murad'ın "es-Sultanü'l-mu'azzam (Büyük sultan)" unvanının yanı sıra "Hullide mülkuhû" dua ibaresi vardır. Âmid'de kestirilen "Para"larında "Hullide mülkuhû"; Mısır'da darp edilenlerde ise "Azze nasruhû" niyaz cümleleri görülmektedir.

İbrahim'in akçaları üzerinde, tahta geçtiği 1049 (1640) tarihi vardır. Âmid, Dımaşk, Kostantiniye'de kestirilenlerde kendisinin "Sultân", babasının "Hân" unvanları ve "Azze nasruhû" ibaresi; Mısır'da darp edilenlerde aynı unvanlar ile "Hullide mülkuhû" niyaz ibaresi bulunmaktadır. Üzerlerinde kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultânu'bnu's-Sultân" lakabı bulunan ve herbiri on akçaya eşit olmak üzere "İbrâhîm Şâhî" adıyla İstanbul'da bastırılan "Onluk akçalar"ı yanı sıra, Bağdat'ta kestirilen tuğralı "Beş akçalıkları" da vardır. Bu gümüş sikkelerin üzerlerine hakkedilen tuğralarda "Hân-ı İbrâhîm el-Muzafferu dâimâ" ibaresi bulunmaktadır ki "el-Muzafferu dâimâ (Sürekli zaferler kazanan)" yazısı daha sonraki padişahların tuğralarında da görülmektedir. İbrahim'in ayrıca Âmid, Bağdat ve Kostantiniye'de bastırttığı ve üzerlerinde "Hullide mülkuhû" ibaresinin yer aldığı yine tuğralı "Beşlik akçalar"ı da mevcuttur. Mısır'da ve ilk defa olmak üzere İstanbul ve Dımaşk'da "Para" kestirtilmiş olup, akçalarına benzeyen bu sikkelerin üzerlerinde "Azze nasruhû" dua cümlesi vardır.

IV. Mehmed, akçalarını -ki üzerlerinde 1058 (1648)'de cülûs ettiği tarihe rastlanmaktadır- Âmid, Belgrat, Dımaşk, Halep ve Kostantiniye'de kestirtmiş olup, üzerlerinde kendisinin "Sultân" babasının "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû", bazen de "Hullide mülkuhû" dua cümleleri bulunmaktadır. IV Mehmed'in İstanbul'da darp ettirdiği "Onluk"ları önceki padişahların "On akçalık" sikkelerinden çok daha ağır olup, yine üzerlerinde "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultânu'bnu's-Sultân" lakabı bulunmaktadır. "Beşlik"leri değişik şekillerdedir. Bağdat ve Dımaşk'da bastırılan tuğralı "Beşlik"lerinde "Hullide mülkuhû"; Halep'te kestirilen yine tuğralı "Beşlik"lerinde "Azze nasruhû" ibarelerine rastlanmaktadır. Bağdat'ta darp edilen tuğralı bir başka çeşidinde ise tuğrasında "el-Muzafferu dâimâ" ibaresi ve "Azze nasruhû" dua cümlesi vardır. Halep'de bastırılan tuğrasız ve kendisinin "Sultân", babası İbrahim'in "Hân" unvanı bulunan "Beşlik"lerinde de "Hullide mülkuhû" niyaz ibaresi bulunmaktadır. "Para"ları Mısır ve ilk defa olarak Trablusgarp'ta darp edilmişlerdir ve üzerlerinde "Azze nasruhû" ibaresi görülmektedir.

II. Süleyman'ın tahta geçtiği 1099 (1687) tarihiyle darp ettirdiği yalnız Kostantiniye baskılı akçaları vardır. Üzerlerinde kendisinin "Sultân"; babası İbrahim'in "Hân" unvanları ve "Azze nasruhû" niyaz ibaresi yer alır. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk "Kuruş"lar II. Süleyman zamanında darp edilmişlerdir. Kuruş için Hollanda Zolatası örnek alınarak 1101 (1690)'de ilk Türk kuruşları tedavüle çıkarılmışlardır. İstanbul'da kestirilen bu kuruşların üzerlerinde II. Süleyman'ın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultânu'bnu's-Sultân" lakabı ile "Dâme mülkuhû (Mülkü devamlı olsun)" dua cümlesi bulunmaktadır. Ayrıca yine bu şehirde kestirilmiş "Yarım Kuruş"ları da aynı ibareleri içermektedir.

II. Ahmed de yalnız İstanbul darphanesinde 1102 (1691) cülûs tarihiyle "Azze nasruhû" ibareli akçeler darp ettirmiştir. Bu padişahın da, büyük kardeşi gibi, yine 1102 tarihli "Kuruş" ve "Yarım Kuruş"ları vardır. Üzerlerinde II. Ahmed'in "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile "Dâme mülkuhû" dua ibaresine rastlanmaktadır. Bu büyük çaptaki sikkelerde "Hurûf-ı mukatta'a" diye adlandırılan bazı Arapça harf ve işaretlerin ilk defa olarak kullanıldığı görülmektedir. "Para"ları yalnız Mısır'da kestirilmiş olup, bunların üzerlerinde de "Azze nasruhû" ibaresi vardır.

II. Mustafa'nın akçalarına rastlanmamıştır. II. Süleyman devrinde darp edilmesine başlanan "Kuruş" ve "Yarım Kuruş"ların bastırılmasına devam edilmiş, bu sikkeler 1106 (1695)'da tahta geçtiği tarih ile İstanbul darphanesinden başka Edirne, Erzurum, İzmir'de de bastırılmışlardır. Hepsinin üzerlerinde II. Mustafa'nın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı, "Dâme mülkuhû" ibaresi ve "Hurûf-ı mukatta'a" denilen bazı hususi harf ve işaretler vardır. Mısır'da bastırılan "Para"ları da aynı tarihi taşımakta olup, üzerlerinde "Azze nasruhû" ibaresi bulunmaktadır.

III. Ahmed, 1115 (1703) cülûs tarihli ve tuğralı -ki tuğrası, "Ahmedu'bnu Mehmed Hân el-Muzafferu dâimâ" şeklindedir- Kostantiniye'de kestirttiği akçalarının yanı sıra, aynı tarihle tuğrasız ve "Azze nasruhû" dua cümlesini içeren ikinci bir tip akça da bastırtmıştır. Bu ikinci tip akçaların Mısır'da kestirilenleri de vardır. III. Ahmed, İstanbul darphanesinde 1115 tarihiyle tuğralı "Kuruş"lar ile bunların aksamı olarak "Yirmilik"; "Onluk"; "Beşlik" denilen gümüş sikkeler de darp ettirmiştir. Kuruş ve bölümleri Revan, Tebriz, Tiflis ve Tunus'da da kestirilmişlerdir. Bunların hepsinin üzerlerinde III. Ahmed'in "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile özel harfler ve işaretler bulunmaktadır. III. Ahmed, ayrıca yine İstanbul'da "Kuruş"ların 2/3 ağırlığında olarak tuğrasız "Zolta" denilen "Otuzluk" gümüş sikkeler de kestirtmiştir. Bunların üzerlerinde de bu hükümdarın bilinen lakabı ile yine özel harflere ve "Dâme mülkuhû" dua ibaresine rastlanır. Zoltaların yarımlıkları da olup, aynı ibareleri içermektedir. III. Ahmed kuruşun kırkta biri olmak üzere İstanbul'da "Para"lar da bastırtmış olup, bunlar iki çeşittir. Her iki tip de tuğralı olmakla beraber, darp yeri olarak birincisinde "Kostantiniye"; ikincisinde "İslâmbol" yazılıdır. Ayrıca Mısır'da kestirttiği hem tuğralı, hem de "Azze nasruhû" ibareli tuğrasız "Para"ları da vardır.

I. Mahmud'un tahta geçtiği 1143 (1730) tarihiyle darp ettirdiği tuğralı -ki tuğrası, "Hân-ı Mahmûdu'bnu Mustafa el- Muzafferu dâimâ" şeklindedir- akçaları yalnız İstanbul'da kestirilmişlerdir. Bu padişah da tuğralı "Kuruş" ve aksamı olan "Yirmilik", "Onluk" ve "Beşlik"ler darpına devam etmiş ve bu gümüş sikkelerini yine aynı tarih ile Gümüşhane, Gence, İstanbul, Kars ve Tiflis darphanelerinde de kestirtmiştir. Bunların üzerlerinde de I. Mahmud'un "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile özel bazı harfler bulunmaktadır. İstanbul darphanesinde kestirilen "Kuruş", "Yirmilik" ve "Onluk"lar "Kostantiniye" baskılı olduğu halde, "Beşlik"lerinde hem "İslâmbol" hem de "Kostantiniye" darp mahalline rastlanmaktadır. Tunus'da kestirttiği "Beşlik"lerinde ise kendisinin aynı lakabı mevcut bulunmakla beraber, tuğrası yoktur. Ancak "Azze nasruhû" dua cümlesi yer almaktadır. Ayrıca 1143 tarihli Mısır ve Konstaniye baskılı tuğralı; 1151 (1738), 1152 (1739), 1164 (1750-51) ve 1167 (1753-54) tarihli Tunus'da darp edilmiş tuğrasız "Para"ları da vardır.

III. Osman'ın 1168 (1754) cülûs tarihi taşıyan tuğralı -ki tuğrası, "Osmân Hânu'bnu Mustafa el-Muzafferu dâimâ" tarzındadır- akçaları yalnız İstanbul'da darp edilmişlerdir. Yine aynı tarihle kestirilen "Kuruş" ve bunun bölümleri olan "Yirmilik", "Onluk" ve "Beşlik" gümüşleri de sadece bu şehirde bastırılmışlardır. Tuğralı olan bu sikkelerin üzerlerinde de III. Osman'ın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile bazı harfler görülmektedir. Ayrıca Kostantiniye ve Mısır darp yerlerini taşıyan tuğralı "Para"ları da bulunmaktadır.

III. Mustafa, 19 Rebiülahır 1174 (28 Kasım 1760) tarihli fermanıyla sikkelerde "Kostantiniye" isminin kaldırılarak yerine "İslâmbol'un" konulmasına karar vermiş, ayrıca yeni bir usul tatbik ederek, altın sikkelerinde olduğu gibi, tahta geçtiği tarihten sonra hangi senede sikke kestirtti ise bunu gümüş paraları üzerine koydurtmuştur. Bu usul, Osmanlı sikkelerinde devletin yıkılışına kadar geçerli olmuştur. Ancak III. Mustafa'nın bazen de doğrudan doğruya sikkeyi kestirttiği senenin tarihini gümüşleri üzerine kazdırttığı da görülmektedir. Akçeleri tuğralı -ki tuğrası, "Mustafa Hânu'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ" tarzındadır- ve tuğrasız -ki kendisinin "Sultân" babasının "Hân" unvanı bulunmaktadır- olarak yalnız İstanbul'da darp edilmişlerdir. III. Mustafa'nın zamanında da yine aynı şehirde tuğralı -ki burada birinci çeşit tuğrasına ilaveten, "Mustafa'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ" şeklinde tuğrasına da rastlanır- "Kuruş", "Yirmilik"; "Onluk" ve "Beşlik"ler kestirilmiş; kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabının ve "Dâme mülkuhû" dua ibaresinin yer aldığı "Otuzluk" denilen "Zolta" ve "Yarım Zolta"larının yanı sıra, ilk defa olarak yine aynı ibarelerin bulunduğu "Altmış Para"lık" denilen "Çifte Zolta"lar da darp ettirmiştir. Bu hükümdarın "Para"ları ise tuğralı olup, İstanbul ve Mısır'da kestirilmişlerdir. Ayrıca 1183 (1769-70) tarihiyle Tunus'da tuğrasız "Kuruş"; yine aynı tarihte Mısır'da tuğralı "Beşlik" bastırttığı da bilinmektedir.

I. Abdülhamid, tuğralı akçalarını 1187 (1774) cülûs tarihiyle yalnız İstanbul darphanesinde kestirtmiştir. Kendisinin saltanat devrinde de aynı tarihli birincisi "Hân-ı Abdülhamîdi'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ"; ikincisi "Abdülhamîd Hânu'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ" şeklindeki her iki tuğrası ve kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabının kullanıldığı Kostantiniye baskılı "Kuruş" ve onun "Yirmilik", "Onluk", "Beşlik" bölümlerinin darp edilmesine devam edilmiştir. "Kuruş"un aksamı Cezayir, Trablusgarp ve Tunus'da da kestirilmiştir. 

Ayrıca ilk defa olarak "İkilik" namıyla yine İstanbul'da, tuğralı "Çifte Kuruş"lar da bastırılmıştır. Bilinen lakabı ile "Dâme mülkuhû" ibaresinin yer aldığı yine 1187 tarihli "Çifte Zolta (Altmışlık)"lar ile "Zolta"lar da darp ettiren I. Abdulhamid'in hem Kostantiniye, hem Mısır baskılı tuğralı "Para"ları da mevcuttur.

III. Selim'in İstanbul'da darp ettirdiği sikkelerinde, "Kostantiniye" yerine, "İslâmbol" isminin kullanılmasını tercih ettiği görülmektedir. Tuğralı -ki tuğrasında, "Selîm Hânu'bnu Mustafa el-Muzafferu dâimâ" yazılıdır- akçaları 1203 (1789) tarihiyle -ki bu tarih tahta geçtiği seneyi belirtir- yalnız bu darphanede kestirilmişlerdir. Devrinde tuğralı "Kuruş"lar ile bunun "Yirmilik"; "Onluk", "Beşlik" bölümleri İstanbul, Mısır ve Trablusgarp'ta darp edilmişlerdir. Cezayir'de bastırılan "Onluk" ve "Beşlik"leri tuğrasız olup, üzerlerinde "Azze nasruhû" ibaresine rastlanır. III. Selim ilk defa olarak "İkibuçuk kuruş"a eşit "Yüzlük" adıyla İstanbul ve Trablusgarp'ta yeni bir sikke tedavüle çıkartmıştır ki üzerlerinde tuğrası ile birlikte "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni
es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı vardır. Saltanatında İstanbul ve Trablusgarp darphanelerinde tuğralı "İkilik=Çifte kuruş"ların darbına devam edilmiş, sadece İstanbul'da olmak üzere adı geçen lakabı ile "Dâme mülkuhû" dua ibaresinin bulunduğu "Çifte Zolta"lar da kestirilmiştir. Hem Mısır, hem de İstanbul'da bastırılmış tuğralı "Para"ları da mevcuttur.

IV. Mustafa, sikkelerini cülûs tarihi ile (1222/1807), Mısır ve İstanbul'da kestirtmiştir. III. Selim'in sikkelerine kazdırttığı "İslâmbol" ibaresinin yerine, İstanbul darphanesinde bastırdıklarında, "Kostantiniye" isminin yer aldığı görülmektedir. Tuğralı -ki tuğrasında, "Mustafa Hânu'bnu Abdülhamîd el-Muzafferu dâimâ" ibaresi vardır- akçalarını yalnız Mısır'da tedavüle çıkartmıştır. Belirtilen tarihte, Kostantiniye baskılı olarak darp ettirdiği "Yüzlük", "Kuruş", "Onluk"; ve "Beşlik"lerinde tuğrası ve kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı bulunmaktadır. "Altmışlık" denilen "Çifte Zolta"larında bilinen lakabına ve "Dâme mülkuhû" dua ibaresine rastlanır. "Para"ları tuğralı olup, İstanbul'da kestirilmişlerdir.

II. Mahmud'un gümüş paralarına gelince: Cülûsundan (1223/1808) itibaren İstanbul'da çok çeşitli sikkeler darp ettirilmiştir. Kestirttiği tuğralı -ki kendisinin tuğrasında, "Hân-ı Mahmûdu'bnu Abdülhamîd el-Muzafferu dâimâ" ibaresi vardır- akçaları artık ehemmiyetini tamamen kaybettiğinden 1234 (1818) senesinden sonra bastırılması durdurulmuştur. II. Mahmud'un bu şehirde tedavüle çıkarttığı tuğralı "Para"ları üzerinde gül motifi bulunmaktadır. Tahta geçmesinin hemen akabinde "Yüzlük (İkibuçük kuruşluk)"; "Kuruş (Kırk paralık)"; "Yirmilik (Yirmi paralık)"; "Onluk (On paralık)" ve "Beşlik (Beş paralık) "ler kestirten II. Mahmud'un tuğralı bu sikkelerinin hepsinin üzerlerinde gül motifi ile onun "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı bulunmaktadır. Ayrıca yine tuğralı "İkilik (İki kuruşluk/Seksen paralık)" sikkeler de darp ettirmiştir. II. Mahmud'un cülûsundan sonra üzerlerinde aynı lakabı ile "Dâme mülkuhû" dua ibaresinin yer aldığı "Çifte Zolta (Altmış paralık)" ve Zolta (Otuz paralık)"lar da kestirttiği görülmektedir. 1225 (1810) yılında harp masraflarını karşılamak için "Cihâdiye" adıyla tuğralı "Beş kuruşluk"lar ile bölümleri olan "Yarım Cihâdiye (Yüzlük)" ve "Ellilik"ler de bastırılmıştır. II. Mahmud, 1236 (1820)'da üzerlerinde çifte lâle motifinin yer aldığı tuğralı "Cedid İkilik"ler ile yeni "Kuruş"lar darp ettirdiği gibi; 1239 (1823)'da yeniden "Çifte Zolta" ve "Zolta"lar da tedavüle çıkarttırmıştır ki bunların üzerlerinde de bilinen lakabı ve "Dâme mülkuhû" ibaresi vardır. 1245 (1829)'te gümüş ve bakırın karışımından tuğralı ve II. Mahmud'un "Adlî" mahlasının yer aldığı "Cedid Beşlik"ler ve aksamı olan "Yüzlük (İkibuçuk kuruşluk)"; "Kuruş"; "Yirmi paralık" ve "On Paralık"lar kestirilmiş; bu sikkelerin ikinci tertibi 1248 (1832)'de ayarı daha da düşürülerek bastırılmış ve öncekilerden ayırt edilebilmesi için sikkenin her iki yüzündeki kurdelenin altına nokta konulmuştur. Nihayet 1249 (1833)'da tuğralı ve yine "Adlî" mahlaslı "Altılık (Altı kuruşluk) "; "Üçlük (Üç kuruşluk)" ve "Altmışlık (Altmış paralık)" yeni sikkeler de tedavüle çıkarılmıştır. II. Mahmud, Bağdat'ta 1235 (1819) yılından başlamak üzere üç sene zarfında tuğralı "Kuruş"; "Yirmi para" ve "On para"lar bastırtmış; 1237 (1821) yılında ise yapılan değişikle tuğralı ve üzerinde kendisinin lakabı ile gül motifinin bulunduğu yeni "Kuruş" ve aksamı tedavüle çıkarılmıştır.

Yine 1237 senesinde üzerlerinde bu padişahın lakabı ile "Dâme mülkuhû" ibaresinin yer aldığı "Zolta" ve "Yarım Zolta"lar darp edilmiştir. 1243 (1827) yılında ise yeni nakışları ile "Kuruş" ve "Yirmi para"lar; 1248 (1832) yılında da, İstanbul'dakiler gibi tuğralı ve gül motifli, "Cedid Beşlik"ler kestirilmiştir. Cezayir de muntazam para darp edilen Osmanlı ülkelerinden birisidir. Burada 1236 (1820)'dan başlamak üzere "Bucu (Riyal)"; 1237'den itibaren de "Zevc (Çifte) Bucu" denilen sikkeler tedavüle çıkarılmışlardır. Bunların üzerlerinde II. Mahmud'un "Sultânü'l berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni" lakabı ile "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. Ayrıca "Batlaka (Riyal Dirhem)" ile "Rebi'a (Çeyrek)"; "Sümn Bucu (1/8 Riyal)" denilen sikkeler de kestirilmiştir ki hepsinde de "Azze nasruhû" ibaresine rastlanmaktadır. II. Mahmud'un saltanatının ilk yıllarında Mısır'da tuğralı "Kuruş" ve aksamı olan "Yirmi para"; "On para" ve "Beş para"lıklar darp edilmiştir. Ayrıca yine tuğralı "Para"lar da kestirilmiş bulunmaktadır. Mısır'da gümüş paralardaki ilk ıslahat II. Mahmud'un 21. cülûs yılında (1244/1828) yapılmış ve üç değerde tuğralı ve gül motifli "Kuruş", "Yirmi para" ve "On Para"lık sikkeler darp edilmiştir. Yine cülûsun 28. senesinde (1250/1834), yeniden bir tashih yapılarak yeni "Kuruş"; "Yirmi para" ve "On para"lıklar tedavüle çıkarılmıştır. Bu sikkeler de tuğralı olup, üzerlerinde II. Mahmud'un "Adlî" mahlası vardır. 1251 (1835) yılında ise esaslı bir para reformuna gidilerek altı değerde "Yirmi kuruş"; "On kuruş" "Beş kuruş", "Bir kuruş"; "Yirmi para" ve "On para"lık sikkeler modern tarzda kestirilmişlerdir. Bunlarda da tuğranın sağında "Adlî" mahlasının yer aldığı görülmektedir.

Trablusgarp'ta kestirilen sikkeler karışık ve çok çeşitlidir. İlk yıllarında tuğralı "Kuruş"; "Yirmi para"; "On para" ve "Beş para"lık sikkeler darp edilmiştir. Bilhassa 1242 (1826)'den itibaren yeni tarzda tuğralı ve bu padişahın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l bahreyni" lakabının yer aldığı ve çok muhtelif "Elli para", "Kuruş (Kırk para) ", "Otuz para"; "Yirmi para" ve "On para"lıklar tedavüle çıkarılmıştır. Üzerlerinde "Azze nasruhû" ve bazen de "Dâme mülkuhû" dua ibarelerine; gül, lâle, ay, yıldız ve ay-yıldız motiflerine rastlanmaktadır. Tunus'daki sikkeler ise yedi değerde, "Çifte kuruş"; "Kuruş"; "Yarım kuruş (Yirmi para)", "Çeyrek kuruş (On para) "; "Harube"; "Akça" ve "Burbens" üzerinden tedavüle çıkarılmışlardır. Adı geçen sikkelerin hepsinin üzerinde darp edildikleri yıllar, Hicri olarak verilmiştir. "Çifte kuruş"ların üzerinde II. Mahmud'un lakabı, "Dâme mülkuhû" ve "Azze nasruhû" dua ibareleri vardır. "Kuruş"; "Yarım kuruş" ve "Çeyrek kuruş"larında da aynı lakabı ile "Azze nasruhû" ibaresi görülmektedir. "Harube"lerinde II. Mahmud'un sadece ismi ve darp senesi bulunmaktadır. Kare şeklindeki "Akça"larında yine adına ve kesim yılına rastlanmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki "Burbens"lerinde ise padişahın adı ve "Hân" unvanı ile darp senesi, bazen de "Azze nasruhû" ibaresi vardır.

Abdülmecid, padişah olduktan (1255/1839) sonraki ilk yıllarında İstanbul'da "Altılık (Altı kuruş)"; "Üçlük (Üç kuruş)"; "Altmış paralık (1 1/2 kuruş)"; "Yirmi paralık"; "On paralık" ve "Bir paralık" sikkeler darp ettirtmiş olup, hepsinde de tuğranın -ki tuğrası, Hân-ı Abdülmecîdi'bnu Mahmûd el-Muzafferu dâimâ" şeklindedir- sağında dal motifi bulunmaktadır. 26 Safer 1256 (29 Nisan 1840) tarihli fermanla "Tashih-i sikke"ye karar verilerek İngiltere'de Londra'dan getirilen makinelerle İstanbul darphanesi ıslah edilmiş ve "Mecidiye (Yirmi kuruş)"; "Yarım Mecidiye (On kuruş)"; "Çeyrek Mecidiye (Beş kuruş)"; "İkilik (İki kuruş)"; "Bir kuruş" ve "Yirmi para"lık sikkeler darp edilmiştir. "Mecidiye"; "Yarım Mecidiye" ve "Çeyrek Mecidiye"lerin hepsinin bir yüzünde tuğra, diğer yüzünde "Azze nasruhû" ibaresi vardır. Her iki yüzünde de devren uçları birbirine değen onikişer ay ve bunların önünde aynı miktar yıldız motifleri yer almakta, ayların dışında ve uçların birbirine birleştiği noktalarda da oniki adet papatya motifi bulunmaktadır. "İki kuruş" ve "Bir kuruş"ların tuğra ve yazılarının etrafı oniki adet yıldız ile çevrilmiştir. "Yirmi para"ların ise tuğra ve ibareleri karşılıklı defne dalları içindedir. Altı değerde darp edilen bu sikkelerin hepsinde de tuğranın sağında gül motifi mevcuttur. Mısır'da culüsundan itibaren muntazaman para kestirilmiştir. Bunlar "20 kuruş"; "10 kuruş"; "5 kuruş", "1 kuruş" ve "20 para"lık sikkeler olup, hepsinde tuğra ve sağ taraflarında dal motifi görülmektedir. Özellikleri üzerlerinde değerlerinin yazılı olmasıdır. Tunus'da muhtelif devrelerde sikkeler kestirilmiştir. 1. devrede (1255­1262/1839-1846) kestirilen "Kuruş", "Yarım (1/2) kuruş" ve "Çeyrek (1/4) kuruş"ların üzerlerinde Abdülmecid'in lakabı olan "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni" ibaresi ile "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. 2. devrede (1263-1272/1847-1855) Tunus Beyi Ahmed Bey'in yaptığı para reformundan sonra bastırılan "5 Riyal (5 kuruş)"lik iki değişik kalıptaki sikkelerde ve "2 Riyal" değerindeki paralarda padişahın adı ile "Hân" ve "Sultân" unvanları bulunmaktadır. 3. devrede 11 Safer 1272 (23 Ekim 1855) Kararnamesi'ne uygun olarak darp edilen "5 Riyal"; "4 Riyal"; "3 Riyal"; "2 Riyal"; "1 Riyal" değerindeki sikkelerde Abdülmecid'in adı ve "Hân" unvanının yanı sıra Tunus Beyi Muhammed Bey'in adına da rastlanmaktadır. Ayrıca ilk defa olarak Abdülmecid'in "es-Sultânü'l-G-zî" unvanına da yer verilmiştir. 4. devrede 6 Şaban 1274 (22 Mart 1858) Kararnamesi'ne göre bastırılan "5 Riyal"; "1 Riyal"; "8 Harube (1/2 Riyal)"; "4 Harube (1/4 Riyal)"; "Harube (1/8 Riyal)" gümüş sikkeler, ibareleri bakımından 3. devrede kestirilenler ile tamamen aynı, fakat kalın karakterli harflerle kazdırılmış sikkelerdir.

Abdülaziz, tahta geçmesini (1277/1861) müteakib İstanbul'da, altı değerde, "20 kuruş"; "10 kuruş"; "5 kuruş"; "2 kuruş", "1 kuruş" ve "20 para"lık sikkeler darp ettirmiştir. Tuğralı -ki tuğrası, "Hân-ı Abdülazîzi'bnu Mahmûd el-Muzafferu dâimâ" tarzındadır- olan bütün bu paraların üzerindeki ay, yıldız ve papatya motifleri ile "Yirmi para"larda görülen defne dalları, aynen Mecidiye ve aksamındaki gibidir. "Azze nasruhû" ibaresi yine hepsinde yer almakta olup, ancak tuğranın sağında herhangi bir motife rastlanmamaktadır. Abdülaziz cülûsunun ilk yılında 15-20 Nisan 1862 tarihinde Bursa'ya bir seyahat yapmış ve bu münasebetle "5 kuruş"; "2 kuruş"; "1 kuruş" değerinde sikkeler kestirtmiştir. Ancak bunların İstanbul darphanesinde bastırıldıkları bilinmektedir. Abdülaziz tahta geçmesinden sonra Mısır'da da "20; 10; 5; 2; 1 kuruş"; "20 para" ve "10 para"lık madeni paraları tedavüle çıkartmış, daha sonra bu seriye "2 1/2 kuruş"lar da ilave edilmiştir. Abdülaziz'in tuğralı olan bütün paralarının hepsinde tuğranın sağ tarafı boş olmasına rağmen, Mısır'da kestirttiği adı geçen sikkelerinin sağ taraflarında gül motifine yer verilmiştir. Tuğraların alt tarafında ise değerlerini bildiren Arabî rakamlara rastlanmaktadır. 1281 (1864) yılında Paris'de Mısır adına "10 kuruş"; "5 kuruş" ve "2 1/2 kuruş"luk paralar kestirilmiştir. Bunların değerleri üzerinde Arabî rakam ile belirtilmiştir. Tuğraların sağ tarafında herhangi bir motif yoktur. Abdülaziz 1279 (1863)'da Tunus darphanesinde "2 Riyal" ve "1 Riyal"lik paralar kestirttiği gibi; 1281 (1864)'de de Paris darphanesinde "5 Riyal"; "4 Riyal"; "3 Riyal"; "2 Riyal"; "1 Riyal"; ve "1/2 Riyal (8 Harube) " kıymetinde medeni sikkeler de darp ettirmiştir. Bu her iki tertib sikkelerin üzerlerinde de Abdülaziz'in "Sultân" ve "Hân" unvanları; Tunus Beyi Muhammed Sâdık'ın ismi bulunmaktadır. Ayrıca Kaşgar Hanı Yakup Han'ın Osmanlı Devleti'nin tabiyetini kabul etmesi dolayısıyla Kaşgar'da 1290 (1873) yılından başlayarak 1294 (1877) yılı dahil olmak üzere Abdülaziz namına kestirttiği "Tenge"leri de vardır.

V. Murad'ın 1293 (1876) cülus tarihiyle İstanbul'da darp edilmiş "20 kuruş"; "5 kuruş" ve "1 kuruş"luk sikkeleri bulunmaktadır. Tuğrası "Hân-ı Mehmed Murâdu'bnu Abdülmecîd el-Muzafferu dâimâ" şeklinde olup, tuğranın sağ üst köşesi boştur. Hepsinde "Azze nasruhû" dua ibaresine rastlanır. Sikkelerinin nakışları aynen Mecidiye ve aksamı gibidir. Mısır'da darp ettirdiği "1 kuruş"; Tunus'da kestirttiği "4 Riyal" lik gümüş sikkeleri de vardır.

II. Abdülhamid, 10 Şaban 1293 (31 Ağustos 1876)'te tahta geçtiğinde, İstanbul darphanesinde "20 kuruş"; "10 kuruş"; "5 kuruş"; "2 kuruş"; "1 kuruş" ve "20 para" olmak üzere altı değerde gümüş sikkeler kestirtmiştir. Kendisinin İstanbul'da darp edilmiş madeni paralarında ilk yıllarda tuğranın -ki tuğrası Hân-ı Abdülhamîdi'bnu Abdülmecîd el-Muzafferu dâimâ" tarzındadır- sağında bir gül dalı mevcuttur. Ancak cülûsun 6. yılı sonlarından itibaren bu gül dalı paralarından kaldırılmış, yerine kendisinin "el-Gâzî" unvanı konulmuştur. Bu sikkelerin motifleri de babasının Mecidiyeleri ve bölümlerinin aynıdır. Bunlarda da "Azze nasruhû" dua ibaresi bulunmaktadır. II. Abdülhamid'in ilk on yıllık saltanatı sürecince eski Osmanlı tipi paraların Mısır'da da darp edildikleri görülmektedir. Bunlar "20 kuruş"; "10 kuruş"; "5 kuruş"; "2 1/2 kuruş" "1 kuruş"; "20 para" ve "10 para"lık madeni paralardır. Bunlar İstanbul darphanesinde bastırılan paralar tarzındadır. 7 Safer 1303 (15 Kasım 1885) tarihiyle Mısır'da para reformu yapılmasına karar verilmiş ve "20 kuruş"; "10 kuruş"; "5 kuruş"; "2 kuruş"; "1 kuruş"; "20 para"; "10 para"lık gümüş sikkeler tedavüle çıkarılmışlardır. Bunlar değişik Avrupa darhanelerinde bastırılmışlardır. Bu sikkelerin tuğralarının sağında gül motifi vardır. Değerleri tuğranın altında Arabî rakamlar ile belirtilmiştir. Tunus'da 1293 (1876) ve 1294 (1877) tarihli sikkelerde II. Abdülhamid'in "es-Sultan" ve "Hân" unvanları ile Tunus Beyi Muhammed Sâdık'ın adı görülmekte olup, 1294 yılında II. Abdülhamid'in "Gâzî" unvanını almasıyla "es-Sultânü'l-Gâzî Abdülhamîd Hân" ibaresi ve yine Tunus Beyinin ismi kazdırılmıştır. Tunus'da kestirilen bu tuğrasız sikkeler "4 Riyal"; "2 Riyal"; "1 Riyal"; "1/2 Riyal=8 Harube" değerinde idiler. Bu paraların darpına Tunus'da Osmanlı hakimiyetinin son bulduğu 1298 yılına kadar devam edilmiştir.

V. Mehmed'in (Reşâd) cülûsunu (1327/1909) müteakip İstanbul'da darp ettirdiği gümüş sikkeler dört değerde, "10 kuruş", "5 kuruş"; "2 kuruş" ve "1 kuruş"tur. Bunlardan "1 kuruş"luklar cülûsun 4. yılından sonra kestirilmemişlerdir. Adı geçen paraların tuğralarında "Hân-ı Mehmedu'bnu Abdülmecîd el-Muzafferu dâimâ" ibaresi kazdırılmış olup, tuğranın içinde bulunmayan "Reşâd" kelimesi tuğranın sağındaki boşlukta yer almıştır. Ancak cülûsun 7. senesine kadar üç değerde ve her sene çıkan gümüş sikkelerde bu senenin sonlarına doğru değişiklik yapılarak tuğraların sağ tarafında yer alan "Reşâd" kelimesi kaldırılmış, yerine 1915'te Çanakkale Savaşı'nın kazanılmasından sonra Şeyhülislâm Hayri Efendi'nin fetvası üzerine padişahın almış olduğu "el-G-zî" unvanı bu paralara konulmuştur. Hepsinde "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. Motifler, babası Abdülmecid'in "Yarım Mecidiye"; "Çeyrek Mecidiye", "2 kuruş" ve "1 kuruş"larının aynıdır. V. Mehmed Reşâd, cülûsunun ilk yılında ecdadının kabirlerini ziyaret maksadıyla Bursa'ya gitmiş ve bu vesileyle iki değerde "5 kuruş" ve "2 kuruş"luk sikkeler bastırtmıştır. Tahta geçmesinin 2. yılında bu defa Edirne seyahati dolayısıyla "10 kuruş"; "5 kuruş"; "2 kuruş"luk sikkeler kestirtmiştir. Cülûsunun 3. yılında ise Makedonya'ya Selanik, Manastır ve Kosova'ya bir seyahat yapmış ve bu vesileyle her bir şehir için üç değerde "10 kuruş"; "5 kuruş" ve "2 kuruş"larını darp ettirmiştir. V. Mehmed'in bütün bu seyahatleri dolayısıyla kestirttiği sikkeler, darp yerleri hariç, yazı ve motifleri bakımından İstanbul darphanesindeki paralarının tamamen aynıdır. Mısır, I. Dünya Harbi'nin başlamasından sonra 18 Aralık 1914'te İngilizler tarafından işgal edilerek Osmanlı hakimiyetinden çıktığı için V. Mehmed, burada sikke darp ettiren sonuncu Osmanlı padişahı olmuştur. Mısır'da kestirilen sikkeler, İngiltere'de Birmingham'da Heaton Darphanesi'nde bastırılmışlardır. Bunlar beş değerde; "20 kuruş"; "10 kuruş","5 kuruş", "2 kuruş", "1 kuruş"luk madenî paralar olup, V. Mehmed'in saltanatının 2, 3, 4 ve 6. yıllarına aittirler. Şekil bakımından II. Abdülhamid'in son dönem paralarının aynıdırlar.

Osmanlıların son padişahı olan VI. Mehmed'in (Vahidüddin) tuğralı -ki tuğrasında "Hân-ı Mehmed Vahidüddîni'bnu Abdülmecîd el-Muzafferu dâimâ" ibaresi bulunmaktadır- gümüş paraları, İstanbul darphanesinde bastırılmışlardır. Tuğrasının sağ tarafı boş bırakılmıştır. Kendisi tahta geçmesini (1336/1918) müteakip dört değerde; "20 kuruş", "10 kuruş", "5 kuruş" ve "2 kuruş"luk sikkeler darp ettirmiş olup, bunlar her bakımdan babasının "Mecidiye" ve bölümlerinin aynıdır.

2. Altın Paralar

"Sultânî" adı verilen ilk Osmanlı altın sikkesi, II. Mehmed (Fatih) zamanında 882 (1477)'de Kostantiniye'de (İstanbul) darp edilmiştir. Bu altın paranın üzerinde "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr (Altın sikkeyi darp ettiren, karada ve denizde yücelik, kudret ve zafer sâhibi)" ibaresi bulunduğu gibi; "Sultân" unvanı, kendi ve babası II. Murad'ın isimleri, babasının "Hân" unvanı, kestirildiği yer ve senesi ile "Azze nasruhû" niyaz ibaresi yer almaktadır. Aynı altınların bastırılmasına 883 (1478) ve 885 (1480) senelerinde de devam edilmiştir.

II. Bayezid, İstanbul'dan başka Serez'de de altın sikkeler kestirtmiştir. 886 (1481)'da tahta geçtiği tarihte bu iki şehirde bastırttığı altın sikkelerinde kendisinin "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı olduğu gibi; "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabını kullandığı 886 tarihiyle İstanbul'da darp ettirdiği Sultânîleri de vardır. Altınlarının arka yüzlerinde II. Beyazid'ın "Sultân"; babası II. Mehmed'in "Hân" unvanları, kendi ve babasının adları, "Azze nasruhû" dua ibaresi ile sikkenin darp yeri ve tarihi yer almaktadır.

I. Selim (Yavuz), "Sultânî" adı verilen altınlarının yanı sıra Mısır'ın fethinden sonra burada "Eşrefî" adıyla anılan altın sikkeler de darp ettirmiştir. 918'de (1512) cülûsunda İstanbul, Amasya, Âmid, Edirne, Harbırt, Ruha ve Serez darphanelerinde kestirttiği altınlarının ön yüzlerinde rastlanılan "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" ibaresine ilaveten, 922 (1516) Halep ve 926 (1520) Musul altınlarında kendisinin "Sahibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr (Karada ve denizde yücelik, kudret ve zafer sahibi) "; 918 Mardin altınında rastlanılan "Sâhibü'n-nadri ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr (Karada ve denizde altın sikkenin ve zaferin sahibi) " lakabları; kendisinin "Sultân"; "Hân" ve Çaldıran Savaşı'ndan (920/1514) sonra paralarına koydurtduğu "Şâh" unvanları ile babasının "Hân" unvanı; ayrıca bütün altınlarında "Azze nasruhû" dua ibaresi bulunmaktadır. 922'de Hısn-ı keyfâ ve Musul; 923'te (1517) Dımaşk, Mardin ve Mısır; 924'te (1518)' Halep ve Mısır; 925'te (1519) Mısır; 926'da Âmid'de bastırılan altınlarda da "Azze nasruhû" niyaz ibaresi; "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı yer aldığı gibi; 922-923 (1516-17) çifte tarih taşıyan Siird altınında bu lakabına ilaveten, "Azze nasruhû" yerine "Hullidet devletuhû (Devleti, hükümranlığı devamlı olsun) " yazısı; 922 Bitlis altınında ise adı geçen lakabının yanı sıra "Azze nasruhû ve hullidet devletuhû (Zaferi, galibiyeti mübarek ve devleti, hükümranlığı devamlı olsun) " dua ibaresi vardır. Ayrıca Cezire'de kestirilmiş darp senesi olmayan altınlarına, 918'de bastırılmış kesim yeri bulunmayan altınlarına da rastlanır.

I. Süleyman'ın (Kanuni) 926'da (1520)' tahta geçmesi dolayısıyla İstanbul, Amasya, Âmid, Bağdat, Belgrat, Bursa, Canca, Cerbe, Cezayir, Dımaşk, Edirne, Halep, Hudeyde, Koçayna, Kratova, Maraş, Mardin, Mısır, Modava, Ruha, Srebrniçe, Serez (bazen Siruz), Sidrekapsa, Trablusgarp ve Tebriz darphanelerinde kestirttiği altınlarında kendisinin "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı ile "Azze nasruhû" dua ibaresi bulunmaktadır. Yine aynı tarihli bazı Kostantiniye ile Cezire baskılı altınlarda "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân"; Mısır ve Sıdrekapsa darphanelerinde darp ettirdiği altınlarda "Sâhibü'n-nadri ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr", Cezayir'de kestirttiği altınlarda "Sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabları ile aynı dua cümleleri yer almaktadır. Aynı cülûs tarihinin yazılı olduğu Kostantiniye baskılı altınlarının bazılarının üzerlerinde de "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı ile "Halleda'llâhu sultânehû" niyaz ibaresine; Musul altınlarında "Sultânü'l-berreyni ve'l bahreyni" lakabı ile "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû" dua ibaresine; Hille'de bastırılmış altınında da "Sultânü'l-berreyni ve'l bahreyni Hâdımü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn" lakabı ve "Azze nasruhû" dua ibaresine rastlanmaktadır. 927 (1521)'de Amasya; 927, 928 (1522) ve 929 (1523)'da Dımaşk'da; 950 (1543) ve 958'de (1551) Bağdat'ta; 927, 929, 931 (1525), 932 (1526), 935 (1529), 941 (1534), 943'te (1536) Mısır'da; 932, 950, 953 (1546) ve 964'te (1557) Zebid'de darp edilen altınlarda "Dâribün-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı ile "Azze nasruhû" ibaresi görüldüğü gibi; 943'te Bağdat'ta kestirilen altınlarda "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni Ebû'l-Muzaffer Hâdımü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn (İki karanın ve iki denizin sultanı, zaferlerin sahibi, Mekke ve Medine'nin hizmet eri)" lakabına ve "Halleda'llâhu ta'âlâ mülkehû ve sultânehû efâza kâffeten ale'l-'âlemîn birrehû ve ihsânehû (Allâhu taâlâ mülkünü ve saltanatını devamlı kılsın, bütün âlemlere iyiliğini ve ihsanını bol bol versin) " ibaresine rastlanmaktadır. 955'te (1548) aynı şehirde darp edilen altında, "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı; 960'da (1553) yine Bağdat'ta kestirilen altın sikkede ise "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni" lakabı bulunmakta, her iki parada da "Halleda'llâhu mülkehû ve sultânehû" dua ibaresi yer almaktadır. Ayrıca bütün altın sikkelerinde kendisinin "Sultân"; bazen ilaveten "Şâh"; babası I. Selim'in "Sultân"; "Hân"; bazen de "Şâh" unvanları görülmektedir.

II. Selim'in altın sikkelerinin hepsinde 974 (1566) cülûs tarihi bulunmaktadır. İstanbul, Amasya, Âmid, Ardanuç, Belgrat, Canca, Çayniça, Cezayir, Dımaşk, Halep, Koçayna, Mısır, Novabrda, Sakız, Sidrekapsa, Siruz, Trablusgarp ve Tunus darphanelerinde kestirttiği bütün altınlarında kendisinin "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabına; "Azze nasruhû" dua ibaresine; kendisinin "Sultân" ve "Şâh"; babası I. Süleyman'ın "Sultân"; "Hân"; nadiren de "Şâh" unvanlarına tesadüf edilmektedir. Bağdat'ta darp ettirdiği kesim yılı bulunmayan bir altınında "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berreyni ve'l-bahreyni (Altın sikkeyi darp ettiren, iki karada ve iki denizde yücelik, kudret ve zafer sahibi) " lakabı ile "Azze nasruhû" ibaresi ve bilinen "Sultân" ve "Şâh" unvanları; babasının "Şâh" unvanı vardır. 974'te Cezayir'de Tilimsan'da bastırttığı Muvahhidler tarzındaki nadir altınında kendisine ait "Sâhibü'n-nasri ve'l-'adli ve't-tesâmî (Yardım ve adalet ve yücelik sahibi) " ve "Mâlikü'l-berreyni ve'l-bahreyni ve'ş-Şâmî ve'l-Îrâkeyni (İki karanın ve iki denizin ve Şam'ın ve iki Irak'ın maliki) " lakabları ile kendi ve babasının "Sultân" unvanlarına ve "Halleda'llâhu mülkehû" niyaz ibaresine rastlanır.

III. Murad'ın tahta geçtiği 982 (1574) tarihiyle Amasya, Âmid, Bağdat, Canca, Cezayir, Çayniça, Dımaşk, Koçayna, Kostantiniye, Novabrda, Sakız, Sidrekapsa, Siruz, Srebrniçe, Tebriz, Tokat ve Tunus baskılı altınlarının hepsinde "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabına; "Azze nasruhû" niyaz ibaresine yer verilmiştir. Yine tahta geçtiği tarihle Halep, Mısır ve Trablusgarp darphanelerinde kestirilen altın sikkelerinde, III. Murad'ın bilinen lakabının yanı sıra, "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabına da rastlanmaktadır. Ayrıca bu padişahın "Sultân"; "Hân"; "Şah (bazen Şeh) "; babası II. Selim'in "Sultân"; "Şâh" ve "Hân" unvanları paraları üzerinde görülmektedir. 983 (1575) tarihli Mısır'da kestirttiği bir altınında adı geçen ilk lakabı; kendisinin "Sultân"; babasının "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua cümlesi vardır.

III. Mehmed'in üzerlerinde 1003 (1595) cülûs tarihi bulunan bütün altınları babasının sikkeleri tarzındadır. İstanbul, Amasya, Âmid, Bağdat, Basra, Bosnasaray, Canca, Cezayir, Dımaşk, Halep, Mısır, Nahçıvan, Sakız, San'a, Sidrekapsa, Sivas, Tokat, Tunus gibi çeşitli darphanelerde bastırılan altın sikkelerinde her iki lakabı olan "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" ile "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" da kullanılmıştır. Ayrıca kendisinin "Sultân"; "Hân" ve çok nadir olarak "Şâh"; babası III. Murad'ın "Sultân"; "Hân" ve "Şâh" unvanları ile "Azze nasruhû" dua ibaresi bu sikkeler üzerinde yer almaktadır. Tebriz'de kestirttiği ancak tarihin kazdırılmadığı bir altınında birinci lakabı, "Azze nasruhû" niyaz ibaresi, kendinin "Sultân"; babasının "Hân" unvanının yanı sıra, kendisine ait "el-Gâzî" unvanı da bulunmaktadır.

I. Ahmed devrinde altın sikkeler Rumeli'den ziyade Anadolu darphanelerinde kestirilmişlerdir. Onun 1012'de (1603) tahta geçtiği tarih ile Erzurum, Sakız ve Tokat darphanelerinde kestirilen altınlarında "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr"; Bağdat, Canca, Halep, Cezayir, Mısır, Trabzon ve Tunus'ta darp edilen altınlarında "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakablarına rastlanmaktadır. Buna karşılık İstanbul, Âmid, Dımaşk darphanelerinde bastırılan altınlarında ise her iki lakabını da kullandığı görülmektedir. Bütün altınlarında kendisine ait "Sultân"; babası III. Mehmed'in "Hân" unvanları ve "Azze nasruhû" niyaz ibaresi yer almaktadır. 1013'te (1604) Tokat'ta darp edilen paralarında birinci lakabını; 1013'te Canca; 1013 ve 1014 (1605)'te Mısır; 1013'te Tunus'da kestirilen altın sikkelerde ikinci lakabını, ayrıca kendi ve babasının bilinen unvanlarını ve aynı dua ibaresini koydurtmuştur.

I. Mustafa'nın ilk saltanatındaki (1026-27/1617-18) altın sikkeleri nadirdir. 1026 (1617)'da Mısır'da kestirttiği altınlarının üzerlerinde "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile kendisinin "Sultân"; babası III. Mehmed'in "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. Aynı tarihte Halep'te darp edilen altınında da yine aynı lakabının; "Azze nasruhû" niyaz ibaresinin, kendisine ait "Sultân" unvanının yanı sıra, ağabeyi I. Ahmed'in ismi ile "Hân" unvanı da kazdırılmıştır. İkinci cülûsunda (1031/1622), İstanbul, Dımaşk ve Mısır darphanelerinde tahta geçtiği tarihi taşıyan altın paralar darp ettirmiştir. İstanbul ve Mısır'da bastırılanlarda I. Mustafa'nın bilinen lakabı; aynı dua cümlesi ile kendisinin "Sultân", babasının "Hân" unvanları yer almaktadır. Dımaşk'da kestirttiği altınında ise "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabına, kendi ve babasının aynı unvanlarına rastlanmaktadır.

II. Osman, 1027 (1618) cülûs tarihi ile Dımaşk, Halep, Kostantiniye, Mısır baskılı altın paralar kestirtmiştir. İstanbul, Halep ve Mısır darphanelerinde bastırttığı altınlarda "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" ibaresi; babası I. Ahmed'in "Hân"; kendisinin "Sultân" unvanları bulunmaktadır. Dımaşk'da darp ettirdiği altınlarda ise "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" lakabı ile aynı dua cümlesi ve bilinen unvanlara yer verilmiştir.

IV. Murad, muhtelif tarihlerde altın sikkeler darp ettirmiştir. 1032'de (1623) tahta geçtiği senede İstanbul ve Halep'te kestirttiği "Sultâni"leri ve Mısır'da bastırttığı "Şerîfî"lerinin üzerlerinde bu padişahın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" niyaz ibaresi ile babası I. Ahmed'in "Hân"; kendisininin "Sultân" unvanları vardır. 1032 ve 1033 (1624) tarihiyle Trablusgarp'ta darp ettirdiği altınlarda ise diğer lakabı "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" ile aynı dua cümlesi ve bilenen unvanlar yer almaktadır. 1043 (1633) ve 1045 (1635) tarihleriyle Cezayir'de; 1045 tarihiyle Bursa'da kestirttiği "Sultânî"lerinde de ilk lakabını, aynı unvanları ve niyaz ibaresini kullanmıştır.

İbrahim'in de çeşitli senelerde kestirttiği altın sikkeleri vardır. 1049'da (1640) cülûsunda Mısır'da darp ettirtiği "Şerîfî"lerine "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabını; "Azze nasruhû" ibaresini, babası I. Ahmed'in "Hân"; kendisinin "Sultân" unvanlarını koydurtmuştur. Yine aynı tarihte Trablusgarp'ta bastırttığı "Sultânî"lerinde ise ikinci lakabı olan "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr"a, aynı dua ibaresi ile unvanlara rastlanmaktadır. 1053'te (1643) aynı darphanede kestirttiği "Sultânî" adı verilen altınlarının ibareleri de tamamen 1049 tarihli olanlarla aynıdır. 1050 (1640-41) ve 1052 (1642)'de Cezayir'de darp ettirtiği "Sultâni"lerinde ilk lakabına, aynı dua ibaresi ve unvanlara rastlanmaktadır. 1052 tarihli aynı yerde kestirttiği bir başka altınında ise "Sultânü'l-berreyni ve'l-bahreyni "sahibü'l, -'izzi ve'n-nasri " (İki karanın ve iki denizin sultanı, yücelik, kudret ve zafer sahibi)" lakabı; kendisinin "Sultân", babasının hem "Sultân", hem "Hân" unvanları bulunmaktadır. 1049'da Tunus'da bastırılan "Sultâni"lerinde ise ilk lakabı ile "Azze nasruhû" ibaresinin ve babasının "Hân"; kendisinin "Sultân" unvanlarının yer aldığı görülmektedir.

IV. Mehmed, tahta geçtiği seneyi bildiren 1058 (1648) tarihinde İstanbul, Bağdat, Mısır ve Tunus'da altın sikkeler darp ettirmiştir. İstanbul Şerîfîlerinin -ki 1044 (1634-35)'ten itibaren "Sultânî" tabiri yerine İstanbul'da bastırılan Osmanlı altınları için "Şerîfî" adı kullanılmıştır- ile Mısır "Şerîfî"lerinin ve Bağdat baskılı altınlarının üzerlerinde "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultan İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" ibaresi; babası İbrahim'in "Hân"; kendisinin "Sultân" unvanları yer almaktadır. IV. Mehmed, aynı tarihte Tunus'da kestirilen "Sultânî"lerinde ise ikinci lakabı olan "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr"ı kullanmış olup, diğer ibarelerde bir değişiklik yoktur. 1061 (1651) ve 1090 (1679) tarihli Cezayir'de kestirttiği "Sultânî"lerinde birinci lakabı; 1078 (1667)'de Trablusgarp'ta; 1091 (1680)'de Tunus'ta bastırttığı "Sultânî"lerinde ikinci lakabı kullanılmış olup, diğer unvanları ile dua cümlesi de başka altın sikkelerinde farklılık göstermez. Yalnız Cezayir'de darp ettirdiği tarihsiz "Sultânî"sinin üzerinde "Sahibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr azze nasruhû (Karada ve denizde yücelik, kudret ve zafer sahibi, galibiyeti mübarek olsun) " lakab ve dua ibaresi ile aynı unvanlar vardır.

II. Süleyman'ın cülûs tarihi olan 1099'da (1687) "Şerîfî" adıyla İstanbul ve Mısır'da kestirttiği altın sikkelerinde "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" dua ibaresi; babası İbrahim'in "Hân"; kendisinin "Sultân" unvanları bulunduğu gibi; yine cülûs tarihiyle Trablusgarp; 1099 ve 1102 (1690-91)'de Tunus'da darp ettirdiği "Sultânî"lerinde ikinci lakabı olan "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr", aynı dua cümlesi ve bilinen unvanlar vardır.

II. Ahmed 1102'de (1691) tahta geçmesi münasebetiyle İstanbul ve Mısır'da "Şerîfî"ler darp ettirmiştir. Bu altın sikkelerinin üzerlerinde kendisinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı, "Azze nasruhû" niyaz ibaresi ile "Sultân" unvanı ve babası İbrahim'e ait "Hân" unvanı yer almaktadır.

II. Mustafa'nın cülûsundan (1106/1695) itibaren iki sene kadar İstanbul ve Mısır'da eski "Şerîfî" altınlarının darp edilmesine devam edilmiştir. Bunların üzerlerinde "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabına; "Azze nasruhû" niyaz cümlesine; kendisinin "Sultân"; babası IV. Mehmed'in "Hân" unvanlarına yer verilmiştir. 1109 (1697) senesinden itibaren esaslı para reformu kararı sonrası "Cedîd Eşrefî" denilen tuğralı -ki II. Mustafa'nın tuğrası, Mustafa'bnu Mehmed Hân el-Muzafferu dâimâ" şeklindedir- altınlar çıkarılmıştır. İstanbul, Edirne, İzmir ve Mısır darphanelerinde kestirilen bu yeni altınlar, "Çifte" ve "Tek" olmak üzere iki çeşit idiler. Bunların üzerlerinde bilinen lakabı, "Azze nasruhû" ibaresi ile tuğrası bulunmaktadır. Ayrıca Osmanlı ordusunun 1697'de Rusya seferine çıkması dolayısıyla bastırılan ve kesim yeri "Ordu-yı hümâyûn" olan "Cedîd Eşrefî"ler nadir altınlardandır. Bunların da ibareleri diğer Cedîd Eşrefîler ile aynıdır. Yeni darp edilen bütün altın sikkelerin üzerlerinde "Hurûf-ı mukatta'a" denilen bazı Arapça harf ve işaretlere rastlanır.

III. Ahmed devrinde (1115-1143/1703-1730) ilk olarak 1125'te (1713) İstanbul ve Mısır'da "Çifte" ve "Tek", tuğralı "Eşrefî" altınları kestirilmiş olup, bunlar II. Mustafa'nın altınları tipinde idiler, Bunların üç, dört, beş, yedi ve on altınlık "Kebîr Eşrefî"leri yalnız İstanbul darphanesinde darp edilmişlerdir. Bütün "Eşrefî"lerin üzerlerinde III. Ahmed'in "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" dua ibaresi ve tuğrası -ki tuğrasında, "Ahmedu'bnu Mehmed Hân el-Muzafferu dâimâ" yazılıdır- bulunmakta olup, herbirinde birbirinden farklı, değişik süs ve nakışlar vardır. 1128'de (1716) İstanbul'da Osmanlı meskûkâtında Kostantiniye'den başka "İslâmbol" isminin yazılı olduğu ilk sikkeler olan tuğralı "Zer-i İstanbul" altınları "Tek" ve "Yarım" olarak bastırılmışlardır. 1137'de (1724-25) ise yine İstanbul'da "Zer-i Mahbûb" adıyla "Tek" ve "Yarım (Nısfıye) " yeni bir altın daha tedavüle çıkarılmıştır ki bunlar, "Eşrefî"ler ile aynı tarzda olup, aynı ibareleri taşımakta idiler. Onlardan farklı tarafı darp yeri olarak "Kostantiniye" yerine, "İslâmbol" adının yazılı olmasıdır. Saltanatında Cezayir ve Tunus'da "Sultânî" altınlarının kestirilmesine devam edilmiştir ki bunlar klasik tarzda olup, üzerlerinde III. Ahmed'in bilinen lakabı; "Azze nasruhû", bazen de "Dâme mülkuhû (Mülkü devamlı olsun) " dua cümleleri bulunmaktadır. 1138'de (1725-26) Tebriz, Tiflis ve Revan'da da darphaneler açılarak tuğralı "Cedîd Zencirli" altınları kestirilmişlerdir. Tuğralı "Cedid Zincirli" altınlarının Mısır'da da darp edildiği görülmektedir. Yukarıda adı geçen bu üç şehirde ayrıca "Eşrefî" altınları da darp edilmiştir ki, tuğralı olan bu altınların üzerlerinde padişahın lakabı yer almaktadır. III. Ahmed'in altınları üzerinde de "Hurûf-ı Mukatta'a olarak adlandırılan Arapça harf ve işaretlerin olduğu görülmektedir.

I. Mahmud, 1148'de (1735) İstanbul'da "Cedîd İstanbul" altınlarını -ki bu altınların etrafındaki zincirin fındığa benzemesinden dolayı "Fındık altını" veya "Fındıklı" da denilmekteydi- darp ettirmiştir. Bunların "Tek" ve "Yarım"lıkları olduğu gibi, katları olarak "Birbuçuk"; "İki"; "Üç" ve "Beş altın"lık olanları da vardır. Tuğralı -ki tuğrası, "Hân-ı Mahmûdu'bnu Mustafa el-Muzafferu dâimâ" şeklindedir-olan bu altınların üzerlerinde darp yeri "İslâmbol" olarak kazdırılmıştır. "Cedîd İstanbul" altınları süs ve nakışları itibarıyla çok çeşitli olup, kenarları çiçekli sular ile süslenmiştir. I. Mahmud, aynı tarihte İstanbul'da yine "İslâmbol" kesim yerinin yazılı olduğu ikinci cins altınları, "Zer-i Mahbûb"ları da tedavüle çıkartmıştır. İlk zamanlarda bastırılan "Zer-i Mahbûb"lar III. Ahmed devrindekilerin aynıdır. Sonrakiler daha sade ve güzeldir. Bunlar "Cedîd Zer-i Mahbûb"lar olarak adlandırılmıştır. "Tek" ve "Yarım" olarak darp edilen "Zer-i Mahbûb"ların üzerlerinde I. Mahmud'un "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" dua cümlesi ve tuğrası yer almaktadır. "Zer-i Mahbûb"lar Mısır'da da "Tek" ve "Yarım"lık olarak kestirilmiş olup, ayrıca Mısır'da bu padişahın lakabı; "Azze nasruhû" ibaresi ve tuğrası bulunan "Mısır Tuğralısı" ile tuğralı "Mısır Zincirlisi" denilen iki cins altın daha bastırılmıştır. I. Mahmud'un Cezayir, Trablusgarp ve Tunus'da çeşitli tarihlerde darp ettirdiği "Tek"; "Yarım" ve "Çeyrek" "Sultanî"leri de mevcuttur. Bunların üzerlerinde de hem ilk lakabına, hem de "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'z-zaferi fi'l-berri ve'l-bahr (Altın sikkeyi darp ettiren, karada ve denizde yücelik, kudret ve zafer sahibi) " ikinci lakabına; "Azze nasruhû"; "Azza <'llâhu> nasrehû ve eyyedehû ( onun zaferini mübarek kılsın ve onu desteklesin) ", "Azze nasruhû, dâme mülkuhû" niyaz ibarelerine; kendisinin ve babası II. Mustafa'nın "Sultân" ve "Hân" unvanlarına rastlanmaktadır. I. Mahmud'un altın paralarında da bazı özel işaret ve Arapça harfler vardır.

III. Osman'ın 1168 (1754) cülûs tarihiyle İstanbul'da darp ettirdiği "Zer-i Mahbûb" altınları büyük kardeşininkiler gibidir. "Tek" ve "Yarım"lık olarak kestirilen "İslâmbol" baskılı bu altınlarda III. Osman'ın "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" ibaresi ve "Osmân Hânu'bnu Mustafa el-Muzafferu dâimâ" şeklindeki tuğrası vardır. Bu hükümdar, yine aynı tarihte İstanbul'da kenarlarında geniş nakışlı su bulunduğundan dolayı "Fındık altını" denilen "Beş fındık"; "Üç fındık"; "Bir buçuk fındık" tuğralı altınlar da kestirtmiştir ki bunlarda da darp yeri olarak "İslâmbol" kazdırılmıştır. "Zer-i Mahbûb"lar "Tam" ve "Yarım"lık olarak Mısır'da da darp edildiği gibi; Cezayir ve Trablusgarp'ta kestirttiği "Sultânî"lerinde ilk lakabının yanı sıra "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'z-zaferi fi'l-berri ve'l-bahr" ikinci lakabı; "Azze nasruhû" ve "Azza <'llâhu> nasrehû ve eyyedehû" dua cümleleri ile kendisinin "Sultân" ve "Hân"; babasının "Hân" unvanlarına yer verilmiş bulunmaktadır. Altın sikkelerine "Hurûf-ı mukatta'ların konulmasına devrinde de devam edildiği anlaşılmaktadır.

III. Mustafa'nın altınları, genellikle I. Mahmud ve III. Osman devirlerinde bastırılan altınlarla aynı cins ve tarzdadır. Onun saltanatında da "İslâmbol" baskılı, 1171 (1757)'de tahta geçtiği tarihi belirten tuğralı -ki tuğrasında, "Mustafa Hânu'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ" yazılıdır- "Üç"; "Çifte"; "Birbuçuk; "Tek"; "Yarım Fındık" altınlarının darp edilmesine devam edilmiştir. İstanbul'da aynı tarih ile "Tam" ve "Yarım" olarak kestirilen tuğralı "Zer-i Mahbûb" altınları üzerinde kendisinin hem ilk lakabı olan "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" ibaresine, hem de ikinci lakabı "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'n-nasri fi'l-berri ve'l-bahr" yazısına; "Azze nasruhû" dua cümlesine ve darp yeri olarak da "İslâmbol" ismine rastlanır. Tuğralı "Tek Fındık" altınları ile "Çifte"; "Tek"; "Yarım" ve "Çeyrek Zer-i Mahbûb"ları Mısır'da da darp edilmişlerdir. Bunların üzerlerinde ilk lakabının; "Azze nasruhû" ibaresinin ve tuğrasının yer aldığı görülmektedir. Yine Mısır'da "Tek" ve "Yarım" olarak darp edilen başka tip "Zer-i Mahbûb"larda ise ikinci lakabı; "Azze nasruhû" ibaresi ve kendisinin "Sultân"; babasının "Hân" unvanları bulunmaktadır. Bu padişah, Cezayir, Trablusgarp ve Tunus'da da çeşitli tarihlerde "Sultânî" altınları kestirtmiştir. Bu sikkelerde de ilk lakabının yanı sıra, "Dâribü'n-nadri sâhibü'l-'izzi ve'z-zaferi fi'l-berri ve'l-bahr" lakabına; "Azze nasruhû"; "Azza <'allâhu> nasrehû ve eyyedehû" dua cümlelerine, kendi ve babasına ait bilinen unvanlara rastlanmaktadır.

I. Abdülhamid, İstanbul'da üç cins altın tedavüle çıkartmıştır. Bunlardan ilki 1187 (1774) cülûs tarihi ile "Üç"; "İkibuçuk", "Birbuçuk"; "Tek"; "Yarım"; "Çeyrek Fındık" kıymetindeki altınlardır. Tuğralı -ki tuğrası, "Hân-ı Abdülhamîdi'bnu Ahmed el-Muzafferu dâimâ" tarzındadır- olan bu altınlarda darp yeri "İslâmbol" olarak kazdırılmıştır. Kenarlarında geniş çiçekli veya nakışlı su, zincir, çifte çizgi, ayna tabir edilen değişik motifler bulunmaktadır. İkinci tip altınlar "Zer-i Mahbûb"lar olup "Tek" ve "Yarım" olarak darp edilmişlerdir. Üzerlerinde yine tahta geçtiği tarih, I. Abdülhamid'in "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı; "Azze nasruhû" dua cümlesi ile kesim yeri olarak "İslâmbol" vardır. 1189 (1775) senesinde yine İstanbul'da güzel nakışlı, üzerinde padişahın tuğrası olan, "Dârü's-Saltanati'l-aliyye" baskılı "Beş Fındık" değerinde nadir bir altın daha kestirilmiştir. Tuğralı "Birbuçuk" ve "Tek Fındık" altınları ile "Çifte"; "Tek"; "Yarım"lık tuğralı "Zer-i Mahbûb"ları Mısır'da da bastırılmışlardır. Ayrıca burada yeni bir tarzda "Tek" ve "Yarım Zer-i Mahbûb" altınları da darp edilmiştir ki bunlarda bilinen lakabının yanı sıra tuğra yerine I. Abdülhamid'in "Sultân"; babasının "Hân" unvanları düz yazı ile yazdırılmıştır. Tuğralı "Zer-i Mahbûb"lar ilk defa olarak Trablusgarp'ta da kestirilmişlerdir. Cezayir ve Tunus'da adı geçen lakabı, "Azze nasruhû" ibaresi, kendi ve babasına ait unvanların bulunduğu "Sultânî" altınlarının bastırılmasına devam edildiği de anlaşılmaktadır.

III. Selim de 1203'te (1789) tahta geçtiği tarihi gösteren "İslâmbol" baskılı ve kendisinin "Selîm Hânu'bnu Mustafa el-Muzafferu dâimâ" ibareli tuğrasını taşıyan "Birbuçuk"; "Tek"; "Yarım" ve "Çeyrek Fındık" altınlarını darp ettirdiği gibi; yine İstanbul'da tuğralı ve kendinin "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabı ile "Azze nasruhû" dua ibaresinin ve "İslâmbol" darp yerinin bulunduğu "Tek"; "Yarım"; "Çeyrek Zer-i Mahbûb"lar kestirtmiştir. Aynı lakabı, dua cümlesi ve tuğrasının yer aldığı "Üçlük", "Çifte", "Tek", "Yarım Zer-i Mahbûb"lar Mısır'da da bastırılmıştır. Yine Mısır'da tuğralı "Fındık" altınlarının da kestirildiği bilinmektedir. III. Selim'in Cezayir ve Trablusgarp'ta tedavüle çıkarttığı "Sultânî" altınları da vardır ve üzerlerinde bilinen lakabı ile dua cümlesi ve kendisinin "Sultân" ile "Hân" unvanları yer almaktadır. Trablusgarp'ta darp ettirdiği tuğralı "Zer-i Mahbûb" altınlarına da rastlanmaktadır. Tunus'da ise devrinde altın sikke bastırılmamıştır.

IV. Mustafa'nın 1222 (1807) cülûs tarihiyle darp ettirdiği tuğralı -ki tuğrası, "Mustafa Hânu'bnu Abdülhamîd el-Muzafferu dâimâ" şeklindedir- "Tek"; "Çeyrek Fındık" altınları ile yine aynı tarihte "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabının; "Azze nasruhû" dua ibaresinin bulunduğu tuğralı "Tek" ve "Yarım"lık "Zer-i Mahbûb"larının üzerlerinden darp yeri olan "İslâmbol" kaldırılmış, yine eskisi gibi "Kostantiniye" ismi konulmuştur. "Zer-i Mahbûb"lar "Çifte" ve "Tek" olarak Mısır'da da darp edilmişlerdir. IV. Mustafa'nın Cezayir'de kestirttiği "Sultânî"lerinin üzerlerinde de bilinen lakabı, "Azze nasruhû" dua cümlesi ile kendisine ait "Sultân" ve "Hân" unvanları bulunmaktadır.

II. Mahmud'un devrinde ilk darp edilen altınlar "İstanbul Zer-i Mahbûb"ları olup, üç değerde "Tam", "Yarım (Nısfıye) ", "Çeyrek (Rub'iye) " olarak çıkarılmışlardır. Bunların tam ve yarım olanlarında II. Mahmud'un "Sultânü'l-berreyni ve Hâk-nü'l-bahreyni es-Sultân İbnu's-Sultân" lakabına rastlanmakta olup, "Hân-ı Mahmûdu'bnu Abdülhamîd el-Muzafferu dâimâ" şeklindeki tuğrasının sağ tarafında cülûsun (1223/1808) ilk beş yılında lâle; 6. yılından (1228/1813) itibaren gül motiflerine rastlanmaktadır. "Çeyrek (Rub'iye) Zer-i mahbûb"ları sadece tuğralı olup, bunun sağında da gül nakşı bulunmaktadır. Bu rub'iyeler 14. yıla (1236/1820) kadar bastırılmış olmalarına rağmen, 13. cülûs yılında (1235/1819) "Azze nasruhû" ibaresinin bulunduğu değişik yeni tip çeyrekler de tedavüle çıkarılmışlardır. Bundan sonra İstanbul'da darp edilen altınlar sırasıyla şunlardır: 1231 (1816) yılında iki ayrı cins altın kestirilmiştir. Bunlardan "Atîk Rumî"ler cülûsun 9.-13. yıllarında (1231-1235/1816­1819), "Çifte"; "Tek" ve "Yarım" olmak üzere üç değerde darp edilmişlerdir. Her iki yüzlerinde de nakışlı su olup, tuğraların sağ taraflarında gül dalı motifi yer almaktadır. Aynı yıllarda bastırılmaya başlanan çifteleri cülûsun 9.-12. (1231-1234/1816-1818) ve tekleri ise 10.-15. (1232-1237/1816-1821) yıllarında tedavüle çıkarılan "Cedîd Rumî" altınlarını halk, "Yazılı Mahmûdiye" olarak adlandırıyorlar idi. Çift daire içine alınan bu altınların iç dairesinin içinde, tuğrası ve bunun sağında gül dalı motifi ile dış dairesinin içinde, II. Mahmud'un lakabı; diğer yüzlerinde padişahın "Sultân" ve "Hân" unvanları ile "Dâme mülkuhû" ibaresi vardır. Cülüsun 15. ve 16. yıllarında (1237-38/1821-22), "Surre altını" veya "Kâbe altını" diye adlandırılan ve üzerlerinde kesim yeri olarak "Dârü'l-hılâfeti'l-aliyye" ve "Dârü'l-hılâfeti's-seniyye" yazılı "Tam", "Yarım" ve "Çeyrek" altınlar darp edilmiştir. Bu altınlarda tuğranın sağında II. Mahmud'un "Adlî" mahlası yer almaktadır.

Yine II. Mahmud, tahta geçmesinin 15. yılından başlayarak vefatına (1255-1839) kadar bastırılmasına devam edilen "Atîk Adlî" altınlarını da tedavüle çıkartmıştır. Bunların üzerlerinde de bu padişahın lakabı ile tuğraların sağında "Adlî" mahlası mevcuttur. Ayrıca yine saltanat merkezinde, cülûsun 16-20. senelerinde (1238-1242/1822-1826) tam ve yarımları; 15-24. senelerinde (1237­1246/1821-1830) çeyreklerinin kestirildiği "Cedîd Adlî" altınları da tedavüle çıkarılmışlardır. Bunların tuğralı yüzlerine "Adlî" mahlası ile birlikte "Sultân-ı Selâtîn-i zamân Adlî Mahmûd Hân" ibaresi kazdırıldığı gibi; diğer yüzünde "Dâme mülkuhû ve saltanatuhû ilâ âhiri'd-devrân (Dünyanın sonuna kadar mülkü ve saltanatı devamlı olsun) " ibaresine rastlanmaktadır.

Cülüsün 21. senesinde (1243/1827) ise "Çifte"; "Tam"; "Yarım" olmak üzere üç değerde "Hayriye" altınları kestirilmiştir. Bunların çifteleri sadece 21. yılda; tam ve yarımları ise 21'den 26. seneye (1248/1832) kadar darp edilmiş olup, bunlara halk "Sandıklı" veya "G-zî" altını adını vermekteydi. Bunların da tuğralarının sağında II. Mahmud'un mahlası (Adlî); "Sultân-ı Selâtîn-i zamân (Devrin sultanlarının sultanı) " ibaresi; diğer yüzünde "G-zî Mahmûd Hân" yazısı vardır. Hayriyeler tedavülde iken, cülûsun 24. senesinden başlamak ve 30. seneye (1252/1836) kadar devam etmek üzere tuğranın sağında "Adlî" mahlası ile her iki yüzünde devren dört sıra zikzaklı çizgi ile çevrili yeni "Rub'iye (Çeyrek)"ler tedavüle çıkarılmışlardır. Halk dilinde bunlar "Üçlük" olarak tabir ediliyordu. Cülûsun 26. yılında da tekrar üç değerde (Tam, Yarım, Çeyrek), "Cedîd Mahmudiye"ler tedavüle çıkarılmış ve II. Mahmud'un ölümüne kadar geçerli olmuşlardır. Halk bunlara da "Yirmilik" diyordu. Bunların yarımları "Onluk"; çeyrekleri "Beşlik" olarak adlandırılıyordu. Bunlar da "Adlî" mahlaslı ve tuğralı altınlardır. Bağdat'ta cülûsun 25. senesinde (1247/1831) tek "Hayriye" altınları darp edilmiştir. Cezayir'de kestirilen ve "Sultânî" adıyla anılan altınlar, 1245'te (1829) Cezayir'in Fransızlar tarafından işgaline kadar muntazaman darp edilmişlerdir. Sultânîlerin "Tam"; "Yarım (Nısfıye) " ve "Çeyrek (Rub'iye)"leri olup, tam olanların üzerlerinde II. Mahmud'un lakabı, "Sultân" ve "Hân" unvanları ile "Azze nasruhû" dua ibaresi vardır. Yarımlıklarında bu padişahın "Sultân" ve "Hân" unvanları ile "Azze-nasruhû"; çeyreklerinde sadece unvanlarına rastlanmaktadır. Mısır'da II. Mahmud'un cülûsunu müteakip üç değerde (Tam, yarım, çeyrek), "Mısır Zer-i Mahbûb"ları tedavüle çıkarılmıştır. Bunların tam ve yarımlıkları 15. ve çeyrekleri 21. cülûs yılına kadar devam etmişlerdir. Mısır'da Rub'iyeler de kestirilmiştir, ancak bunlarda sadece cülûs tarihi olup, cülûsun kaçıncı yılında kestirildiği belirtilmemiştir. Tahta geçmesinin 5. yılında (1227/1812) "Çifte Rumî" Mısır altınları darp edildiği gibi; cülûsun 11. senesinde (1233/1817) "Tam Rumî" altınları da bastırılmıştır. Mısır Hayriye altınlarının darpına 21. cülûs yılında başlanılmış, bunların sadece yarımlıkları kestirilerek 28. yıla (1250/1834) kadar darp ettirilmişlerdir. "Rumî" altınlarının çeyrekleri de 21. ve 27. (1249/1833) yılları arasında bastırılmışlardır. 28. ve 29. (1251/1835) cülûs yıllarında "İstanbul Mahmudiye"lerine benzeyen "10 kuruşluk" altın tedavüle çıkarılmıştır ki bunun "5 kuruşluk" yarımlığı da vardır. Nihayet cülûsun 29. yılında dört değerde (100 kuruş, 20 kuruş, 10 kuruş, 5 kuruş) modern mânâda muntazam altınlar da darp edilmiştir. Trablusgarp'ta da "Sultânî" altınları yürürlükte olmuştur. Bunların üzerlerinde de II. Mahmud'un bilinen lakabı ile kendisinin "Sultân" ve "Hân" unvanları; "Azze nasruhû" ibaresi görülmektedir. Tuğralı olan bazı "Sultânî" altınları da vardır. II. Mahmud'un Tunus'da altın paralarına rastlanmamıştır.

Abdülmecid (1255-77/1839-61), padişahlığının ilk yıllarında İstanbul'da Yirmilik "Memduhiye" altınları ile bunların yarımlıkları olan "Onluk" ve çeyreği olan "Beşlik" altınları darp ettirmiştir. Tuğralı olan bu altınların sağ tarafında dal motifi vardır. 26 Safer 1256 (29 Nisan 1840) tarihli fermanla "Tashîh-i sikke" kararı üzerine Londra Darphanesi'nden en son sistem makinalar getirilerek 5 Ocak 1259 tarihinde "100 kuruş" luk "Osmanlı Lirası"; 17 Haziran 1260 tarihinde de "50 kuruş" luk "Yarım Osmanlı Lirası" bastırılmıştır. 11 yıl sonra 2 Haziran 1271'de "25 kuruş" luk "Çeyrek Lira" kestirilmiş, nihayet 18 Şubat 1272 tarihinde de "250 kuruş" ve "500 kuruş"luk altınlar darp edilmiştir. Yeni tedavüle çıkarılan altınların "Yüzlük" olanına Abdülmecid'e izafeten "Mecidiye altını" denilmiştir. Bu altınların tamamının kenarları tırtıllıdır. Tuğraların üst yukarı kısmında devren yedi adet yıldız, tuğranın sağ tarafında dal motifi, alt kısımlarında ise sene yazısının üstünde cülûsun kaçıncı yılında kestirildiğini belirten Arabî rakam bulunmaktadır. Tuğranın sağ ve sol tarafları defne dalları ile çevrili olup, bu dallar aşağı tarafta birbirine kurdela ile bağlanmıştır. Dalların alt taraflarında her biri çapraz konulmuş iki ok kesesi (tirden) yer almakta, bunların ağızlarında beşer ok görülmektedir. Tirdenlerin ortasında ve yukarıda gerilmemiş bir yay vardır. Altınların diğer yüzlerinde de "Azze nasruhû" dua ibareleri ve yazıların her iki tarafında defne dalı bulunmakta olup, bunların alt tarafları bir kurdela ile birbirine bağlanmıştır. Dalların yukarıdaki uçları arasında da bir yıldız mevcuttur. Abdülmecid, Edirne vilayeti ve havalisini ziyaret maksadıyla 17 Safer 1262 (14 Şubat 1846) tarihli fermanla "100 ve 50 kuruş"luk seyahat altınlarının çıkarılmasını emretmiştir ki bunlar aynen İstanbul'da darp edilenler gibidir.

1839'dan itibaren Mısır'da Abdülmecid adına "100 kuruş", "50 kuruş", "20 kuruş" ve "5 kuruş"luk altınlar tedavüle çıkarılmışlardır. Bunların hepsinde de tuğraların sağ tarafında dal motifi olup, değerleri tuğranın altında gösterilmiştir. Ahmed Bey'in Tunus beyliği zamanında Tunus'da bastırılan altınlarda sadece Abdülmecid'in adı, "Sultân" ve "Hân" unvanları vardır. 11 Safer 1272 (23 Ekim 1855) Kararnamesi'ne göre Tunus Beyi Muhammed Bey zamanında darp edilen "100 Riyal"; "80 Riyal", "40 Riyal"; "20 Riyal", "10 Riyal"lik altınlarda ise Abdülmecid'in ismi, "es-Sultânü'l-g#zî" ve "Hân" unvanları ile Tunus Beyi Muhammed'in adı bulunmaktadır. 6 Şaban 1274 (22 Mart 1858) Kararnamesi'ne uygun olarak yine Muhammed Bey zamanında darp edilen "100 Riyal"; "50 Riyal"; "25 Riyal"; "10 Riyal"; "5 Riyal"lik altınlarda da ibareler tamamen aynı, ancak daha kalın harflerle yazdırılmış, daha ağır sikkelerdir. Muhammed Sâdık'ın Tunus Beyi olduğu 1276 (1860) yılından Abdülmecid'in ölüm tarihi olan 1277 (1861) tarihine kadar Tunus'da kestirilen "100 Riyal"; "50 Riyal"; "25 Riyal"lik altın sikkelerde de Abdülmecid'in bahsedilen unvanlarına ve ismine ilaveten Tunus Beyi olarak Muhammed Sâdık'ın adı da kazdırılmıştır.

Abdülaziz, cülûsunu (1277/1861) müteakip İstanbul'da "500 kuruş"; "250 kuruş"; "100 kuruş"; "50 kuruş"; "25 kuruş" olmak üzere beş değerde altın sikkeler darp ettirmiştir. Butün altınların, darp tarihleri (1277) hariç, yazı ve nakışları büyük kardeşininkiler gibidir. "500" ve "250 kuruş"lukların değerleri, tuğralı yüzlerinde en altta Arabî rakam ile belirtilmiş olmasına rağmen, diğerlerinde bu rakamlara yer verilmemiştir. Abdülaziz, cülûsunun ilk yılında 15-20 Nisan 1862 tarihinde Bursa'ya yaptığı seyahat dolayısıyla "100, 50 ve 25 kuruş" luk altınlar kestirtmiştir. Ancak bunların hepsi de İstanbul darphanesinde bastırılmışlardır. Yazı ve nakışları tamamen İstanbul altınları gibidir. Mısır'da da Abdülaziz'in tahta geçmesini müteakip önce "100 kuruş" ve "5 kuruş"luk altınlar, daha sonra da "500, 50, 25 ve 10 kuruş" luk altınlar tedavüle çıkarılmışlardır. Bu sikkelerin hepsinde tuğranın sağ tarafında bir gül dalı mevcuttur. Tuğranın altında ise değerlerini bildiren Arabî rakamlar bulunmaktadır. 1281 (1864) yılında Paris'de Mısır adına bir seri altın sikkeler kestirilmiştir. "Parisî" adı ile anılan bu paralar "400, 200, 100, 50 ve 25 kuruş" değerinde idiler. Bunlardan sadece "100 kuruş" luk altının tedavül ettiği bilinmektedir. Bunlar da tuğralı paralar olup, tuğranın sağında herhangi bir motif yoktur. Yalnız tuğranın altında değerlerini bildiren Arabî rakamlar kazdırılmıştır. Tunus'da Abdülaziz namına darp edilen ilk altınlar 1278 (1862) senesinde kestirilen "25 Rîyal"lik sikkelerdir. Bu altınlara ilaveten 1279 (1863) tarihinden itibaren "100 Riyal"; "50 Riyal"; "10 Riyal" ve "5 Riyal"lik sikkeler de tedavüle çıkarılmışlardır. Bunların hepsinde Abdülaziz'in adı, "Sultân" ve "Hân" unvanları ile Tunus Beyi Muhammed Sâdık'ın ismi yer almaktadır. 1281 yılında yine Paris Darphanesi'nde yukarıda bahsedilen beş değerde altın sikkeler kestirilmiştir ki, ibareleri tamamen 1279 baskılı altınlar gibidir. Bunlardan farklı tarafı rakam ve harflerin daha ince olması ve ayrıca ön yüzlerinde sultanın adını ve unvanlarını çerçeveleyen yaprak motiflerinin daha küçük nakşedilmesidir. Abdülaziz zamanında Osmanlı Devleti'nin tabiyetini kabul etmiş olan Kaşgar Hanı Yakup Han'ın da Kaşgar'da kestirttiği "Tilla"ları vardır. Bu altınlar 1290-93 (1873-76) yıllarında dört sene darp edilmişlerdir. Üzerlerinde Abdülaziz'in ismi, "Sultân" ve "Hân" unvanları ile "Mahrûse-i Kâşgar" veya "Dârü's-saltanat-i Kâşgar" ibarelerine rastlanmaktadır.

V. Murad, doksan üç gün süren kısa padişahlığında (1293/1876), İstanbul'da "100 kuruş (Yüzlük) "; "50 kuruş" ve "25 kuruş"luk altın sikkeler darp ettirmiştir. Bunlar, darp senesi hariç, yazı ve motifleri bakımından babası Abdülmecid'in altın sikkelerine benzer. Tek farkı, tuğra yüzünün yukarısında ortada bulunan yıldızın bir ay içine alınmış olmasıdır. Bunlardan ayrı olarak V. Murad'ın Mısır'da kestirilmiş "100 ve 50 kuruş"luk altınları; Tunus'da darp edilmiş "25 Riyal"lik altın sikkesi de mevcuttur.

II. Abdülhamid tahta geçtiğinde (1293/1876), İstanbul'da "500, 250, 100, 50, 25 kuruş"luk beş değişik değerde altın sikkeler kestirtmiştir. Bunlar, darp yılı hariç olmak üzere, Abdülmecid devri altınlarının tamamen aynıdır. İlk yılllarda İstanbul'da kestirilen bütün altınlarda tuğranın sağında gül dalı motifi mevcut olmasına rağmen, 6. cülûs yılı sonlarından itibaren bu gül dalı yerine II. Abdülhamid'in "el-Gâzî" unvanı konulmuştur. Kânûn-ı evvel 1295 (1297 H/1880 M) tarihinde padişahın iradesiyle hükumetçe "Meskûkât-ı Osmâniyye Kararnâmesi" ilan edilmiş, Osmanlı altın paralarında birim olarak "Yüz kuruş"luk altının esas alınacağı kabul edilerek bu altınlar ve onun "500 ve 250 kuruş"luk katlarıyla "50 ve 25 kuruş"luk bölümleri kestirilmiştir. Bunların hepsi tuğralı ve padişahın "el-Gâzî" unvanını taşıyan sikkelerdir. II. Abdülhamid, ayrıca cülûsunun 23. yılından (1315/1897) itibaren İstanbul'da "500, 250, 100, 50 ve 25 kuruş"luk "Ziynet altınları" da darp ettirmiştir. Bunların "500 kuruş"luklarının ön yüzlerinde Osmanlı arması vardır. Arka yüzlerindeki darp yeri ibaresi çepeçevre nakışla kuşatılmıştır. "250 kuruş"luk olanların ise ön yüzlerinde II. Abdülhamid'in tuğrası ve "el-G-zî" unvanı; arka yüzlerinde darp yeri bulunmakta olup, her iki yüzünde de çepeçevre nakış yer almaktadır. Bu nakışlar içten küçük yıldızlardan mürekkep ikinci bir daire ile çevrilmiştir. "100, 50 ve 25 kuruş"ların tuğralı yüzlerinde II. Abdülhamid'in "el-Gâzî" unvanı ile "el-Müstenidu bi-tevfîk-ti'r-Rabbâniyyeti Meliki'd-Devleti'l-Osmâniyyeti (İlâhî yardımlara dayanan Osmanlı Devleti meliki, hükümdarı) "; diğer yüzünde "Azze nasruhû" ve "Dâme mülkuhû" niyaz ibareleri vardır. Mısır'da II. Abdülhamid'in cülûsundan sonra "500, 100, 50, 25, 10 ve 5 kuruş"luk altınlar bastırılmıştır. İlk on yılda kestirilenler Mısır darphanesinde bastırılan sikkelerdir. 7 Safer 1303 (15 Kasım 1885) Para Reformu Kararnâmesi'ne uygun olarak tedavüle çıkarılan altın paralar ise değişik Avrupa darphanelerinde kestirilmişlerdir. Bunlar, "100, 50, 20, 10, 5 kuruş" değerinde idiler. Mısır'da kestirilen bütün altınlarda tuğranın sağ tarafında gül dalı motifi yer almaktadır. Tuğranın altında ise değerlerini ifade eden Arabî rakamlar bulunmaktadır. Tunus'da 1293 (1876) ve 1294 (1877) tarihiyle darp edilen "50 ve 5 Riyal"lik paralarda II. Abdülhamid'in adı, "Sultân" ve "Hân" unvanları ile Tunus Beyi Muhammed Sâdık'ın ismine rastlanmaktadır. 1294 yılında padişahın "el-G-zî" unvanını almasından sonra kestirilen "100, 50, 25 ve 5 Riyal"lik altın sikkelerde "es-Sultânü'l-Gâzî" ve "Hân" unvanlarına; Tunus Beyi Muhammed Sâdık'ın adına yer verilmiştir. Bu sikkelerin darpına 1298 (1881)'de Tunus'un Osmanlı hakimiyetinden çıkmasına kadar devam edilmiştir. Kaşgar Hanı Yakup Han'ın, II. Abdülhamid adına kestirttiği 1294 (1877) yılına ait altın "Tilla"ları nadir sikkelerdendir.

V. Mehmed (Reşâd) adına cülûsunda (1327/1909) İstanbul'da beş değerde (500, 250, 100, 50, 25 kuruş) altınlar kestirilmiştir. Altınların tamamı babası Abdülmecid, amcası Abdülaziz ve ağabeyi II. Abdülhamid'in darp ettirmiş oldukları altınlar gibidir. Yalnız II. Abdülhamid'in ilk kestirttiği altınlarda tuğranın sağında yer alan gül motifi yerine V. Mehmed, cülûsunun 7. senesine kadar "Reşâd" lakabını koydurtmuşken, bu sene içinde (1915), almış olduğu "el-Gâzî" unvanını paralarına kazdırtmıştır. İstanbul'da ayrıca "500, 250, 100, 50, 25 ve 12,5 kuruş" olmak üzere altı değerde "Ziynet altınları" da kestirilmiştir. Bunlarda II. Abdülhamid'in "Ziynet altınları"na göre bazı değişiklikler görülmektedir. "Armalı 500 kuruşluk (=Beşibirlik)"larda her iki yüzünün kenarlarında yer alan nakış değiştirilerek, II. Abdülhamid'in "250 kuruş"luk altınlarındaki motif kullanılmıştır. "250 kuruş"luk ziynet altınlarında, ağabeyi tarafından kullanılmış olan motif aynen bırakılmış, ancak her iki yüzünde yer alan ve içte yıldızlardan meydana gelen daire kaldırılmıştır. "100, 50, 25 kuruş"luk ziynetlerde II. Abdülhamid'in aynı değerdeki ziynet altınlarının her iki yüzünde yer alan yazı kaldırılmış, yerine evvelce "12,5 kuruş"luk ziynet altınlarındaki çevre nakşı konulmuştur. "12.5 kuruş"luklar ise ağabeyinin aynı değerdeki ziynetlerinin aynıdır. Sadece "Beşibirlik Ziynet altınları"nda "el-Müstenidu bi-tevfîk-ti'r-Rabbâniyyeti Meliki'd-Devleti'l-Osmâniyyeti" ibaresinin yer aldığı görülmektedir. V. Mehmed, cülûsunun 1. senesinde Bursa'ya yaptığı seyahat vesilesiyle "Lira"; "Yarım" ve "Çeyrek lira"lık altınlar; cülûsunun 2. senesinde Edirne'ye; 3. senesinde Makedonya'da Kosova, Manastır ve Selanik'e yaptığı seyahatler dolayısıyla da "Beşibirlik"; "Lira" ve "Yarım lira"lık altınlar darp ettirmiştir. V. Mehmed Reşad'ın bu seyahatlarinde kestirttiği sikkeler İstanbul'da bastırılanların tamamen aynıdır ve bütün seyahat altınlarının İstanbul darphanesinde kestirildiği bilinmektedir. Bu padişahın Mısır'da darp edilmiş altın paralarına rastlanmamıştır.

Osmanlı Devleti'nin son padişahı olan VI. Mehmed (Vahidüddin), 1336'da (1918) tahta geçtiğinde beş değerde meskûk altın (500 kuruş, 250 kuruş, 100 kuruş, 50 kuruş, 25 kuruş) ve dört değerde ziynet altını (500 kuruş, 250 kuruş, 100 kuruş ve 25 kuruş) darp ettirmiştir. Bütün altınları İstanbul darphanesinde kestirilmiştir. Meskûk altınlarının hepsi, V. Murad hariç, önceki dört padişahın sikkelerinin aynıdır. Ziynet altınlarından "500 kuruş"luğun ön yüzünde Osmanlı arması olup, ortada devren "el-Müstenidu bi-tevfîk-ti'r-Rabbâniyyeti Meliki'd-Devleti'l-Osmâniyyeti" ibaresi; arka yüzünde "Azze nasruhû" dua cümlesi vardır ve bu altının her iki yüzünün çevresinde II. Abdülhamid'in "500"lük altınının nakşına yer verilmiştir. "250"lik altının ön yüzünde padişahın tuğrası olup, tuğranın sağ tarafı boştur. Arka yüzünde yine aynı dua ibaresi bulunmaktadır. Her iki yüzünün çevresine II. Abdülhamid'in "250"lik altınlarının motifinin aynısı yerleştirilmiştir. "100"lük ve "25"lik ziynet altınlarının ön yüzlerinde sağ tarafları boş olmak üzere VI. Mehmed'in tuğrası ve çevresinde devren "500"lüklerin ön yüzünde yer alan adı geçen ibare; arka yüzlerinde babası Abdülmecid'in ismi, "ela-G#zî" ve "Hân" unvanları, kendisinin "Mehmed" ismi, "Vahidüddin" mahlası, "Sultân" ve "Hân" unvanları ile "Dâme mülkuhû" ibaresi yer almaktadır .



Abdurrahman Şeref, Târîh-i Devlet-i Osmâniyye, I, İstanbul 1315. Ahmed Cevâd Paşa, Târîh-i Askerî-i Osmânî, İstanbul 1299.

Ahmed Cevdet Paşa, Târîh-i Cevdet, I, IV, VI, XII, İstanbul 1309.

Ahmed Refik, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Meskûkât" TTEM, XIV/6 (83), s. 358-79; XV/7 (84), s.1-39; XV/8 (85), s. 107-27; XV/10 (87), s. 227-54.
, Onuncu Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı, İstanbul 1337.
, Hicrî On İkinci Asırda İstanbul Hayatı, İstanbul 1930.
, Osmanlı Devrinde Türk Madenleri, İstanbul 1931.
, Hicrî On Üçüncü Asırda İstanbul Hayatı, İstanbul 1932.

Ahmed Vâsıf, Tarih, I, İstanbul 1219.

Ahmed Ziya, Meskûkât-ı İslâmiyye Takvîmi, İstanbul 1328.

Akdağ, Mustafa, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş ve İnkişafı Devrinde Türkiye'nin İktisadî Vaziyeti", Belleten, Ankara 1949, XI11/51, s. 1 v. d.
, Türkiye'nin iktisadî ve ictimaî tarihi, I, İstanbul 1979.

Ali Bey, "Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk sikkesi ve ilk akçaları", TOEM, VIII/48, s. 355-75.
, "Birinci Murad'ın sikkeleri, TTEM, XIV/4 (81), s. 244-56.
, "Yıldırım Bayezid'in sikkeleri", TTEM, XIV/5 (82), s. 277-82.
, "Emir Süleyman Han sikkeleri" TTEM, XIV/6 (83), s. 353-57.
, "Mustafa Çelebi akçaları" TTEM, XV/12 (89), s. 383-90.
, "Çelebi Sultan Mehmed'in sikkeleri", TTEM, XVI/13 (90), s. 42-49.
, "Murâd-ı Sânî sikkeleri, TTEM, XVI/14 (91), s. 79-88.
, "Fatih zamanında akça ne İdi? " TOEM, VIII-XI/49-62, 59-62.

Artuk, İbrahim, Fatih'in Sikke ve Madalyaları, İstanbul 1946.
, "Fatih Sultan Mehmed adına kesilen sikkeler" Tarih Dünyası, I, İstanbul 1953, s. 31 v. d.
, "Fatih Sultan Mehmed zamanında kesilmiş bir sikke", İstanbul Arkeoloji Müzeleri Yıllığı, VII, İstanbul 1956, s. 1 v. d.
, "Para" mad., İA. IX, İstanbul 1964, 508 a-510 a.
, "Sikke" mad., İA, X, İstanbul 1966, 621 b-640 a.
, Kanunî Sultan Süleyman Adına Basılan Sikkeler, Ankara 1972.
, "Osmanlı Beyliğinin Kurucusu Osman Gazi'ye ait sikke", Birinci Uluslar arası Türkiye'nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Kongresi Tebliğleri, Ankara 1980, s. 27-33.

Artuk, İbrahim-Cevriye, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Teşhirdeki İslâmî Sikkeler Kataloğu, II, İstanbul 1974.

Âşık Paşa-zâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân, nşr. Âlî Bey, İstanbul 1332.

Belin, M., Türkiye İktisadî Tarihi Hakkında Tetkikler, ter. Ziya Karamürsel, İstanbul 1931.


Beşir Çelebi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, neşr. İsmail H. Ertaylan, İstanbul 1946.

Bilezikçi, Paskal, Defter-i Meskûkât-ı Osmâniyye, İstanbul 1280.

Butak, Behzat, XI., XII., XIII., yüzyıllarda resimli Türk paraları, İstanbul 1947.

Danişmend, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I, İstanbul 1947; III, İstanbul 1961.

Darphâne-i Millî 1337 (1921), 1338 (1922), 1339 (1923), 1340 (1924) sene-i Mâliyeleri ve Darpiyyât ve Muâmelâtıhakkında Mâliye Vekâletine verilen üçüncü rapor, İstanbul 1925.

Erel, Şerafettin, Nadir Birkaç Sikke, I, İstanbul 1963; II, İstanbul 1967.

Evliya Çelebi, Seyahatnâme, I, II, İstanbul 1314; V, İstanbul 1315.

Hadidi, Tevârih-i Âl-i Osman (1299-1523), Haz. Necdet Öztürk, İstanbul 1991.

Halil Edhem, Meskûkât-ı Osmâniyye, Kostantiniye 1334.

Hammer-Purgstall, J. won, Geschichte des Osmanischen Reiches, Mehmed Ata ter., Devlet-i Osmâniyye Târîhi, I, İstanbul 1329.

Hasan Ferid, Nakd ve Itibâr-ı Mâlî, I, İstanbul 1330.

Hayrullah Efendi, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Târîhi, III, IV, İstanbul 1271; V, İstanbul 1273.

Hoca Sadeddin, Tâcü't-Tevârîh, I, İstanbul 1279.

İsmail Galib, Takvim-i Meskûkât-ı Osmâniyye, İstanbul 1307.

Kâmil Paşa, Târîh-i Siyâsî-i Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye, İstanbul 1325.

Kanunnâme-i Sultânî Ber-Muceb-i Örf-i Osmânî, nşr. Robert Anhegger-Halil İnalcık, Ankara Kara Çelebi-zâde Abdülaziz, Ravzatü'l-ebrâr, Bulak 1248. Kâtîb Çelebi, Tuhfetü'l-kibâr fî esfâri'l-bihâr, İstanbul 1141.
, Takvîmü't-Tevârîh, İstanbul 1146.
, Fezleke, I, İstanbul 1286.

Kocaer, Remzi, Osmanlı Altınları, İstanbul 1967. Kolerkılıç, Ekrem, Osmanlı İmparatorluğunda Para, Ankara 1958.

Köprülü, M. Fuad, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Menşei Mes'eleleri", Belleten, XII/28 (1943), s. 219-313.
, "Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Te'siri Hakkında bâzı mülâhazalar", Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası (1931), I, 182.

Küçük Çelebi-zâde Âsım, Târîh, İstanbul 1282.

Mehmed b. Mehmed Edirnevî, Nuhbetü't-Tevârih ve'l-ahbâr, İstanbul 1276.

Mehmed Halife, Târîh-i Gılmânî, İstanbul 1340.

Meskûkât-ı Şâhâne İdâresi 1335 sene-i Mâliyesi Darpiyyât ve Muâmelâtı hakkında Mâliye Nezâretine verilen rapor, İstanbul 1920.

Meskûkât-ı Şâhâne İdâresi 1336 sene-i Mâliyesi Darpiyyât ve Muâmelâtı hakkında Mâliye Nezâretine verilen rapor, İstanbul 1921.

Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr, V, İstanbul 1277.

Mustafa Naîmâ, Târîh, I, II, İstanbul 1280.

Mustafa Nuri Paşa, Netâicü'l-Vukuât, I, İstanbul 1294.

Mustafa Selanikî, Târîh, İstanbul 1281.

Neşri Mehmed, Cihannümâ, nşr. Faik Reşit Unat-Altay Köymen, I, Ankara 1949; II, Ankara


Oruc b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân, nşr. Franz Babinger, Hanover 1925.

Ölçer, Cüneyt, Son Altı Osmanlı Padişahı Zamanında İstanbul'da Basılan Gümüş Paralar, İstanbul 1966.
, Yıldırım Beyazıd'ın Oğullarına Ait Akçe Ve Mangırlar, İstanbul 1968.
, Sultan Mahmud II Zamanında Darp Edilen Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul 1970.
, Sultan Abdülmecid Devri Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul 1978.
, Sultan Abdülaziz Han Devri Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul 1979.
, Avrupa Müzelerinde Nadir Osmanlı Paraları, İstanbul 1984.
, Sultan Murad V ve Sultan Abdülhamid II Dönemi Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul 1986.
, Sultan Mehmed Reşad ve Sultan Mehmed Vahdettin Dönemi Osmanlı Madeni Paraları, İstanbul 1987.
, Sultan Yavuz Selim Şah Bin Beyazıd Han Dönemi Osmanlı Sikkeleri, İstanbul 1989.
, Sultan Mahmud II Zamanında Darp Edilen Osmanlı Madeni Paraları, (Ek), İstanbul 1990.

Pakalın, Mehmed Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, İstanbul 1948. Peçuylu İbrahim, Târîh, I, İstanbul 1281. Pere, Nuri, Osmanlılarda Madenî Paralar, İstanbul 1968.

Ramazan-zâde Nişancı Mehmed Paşa, Târîh-i müntehab li'l-fehmi akreb, İstanbul 1290. Râşid Mehmed, Târîh, II, İstanbul 1282.

Sahillioğlu, Halil, Kuruluştan XVII. Asrın Sonlarına Kadar Osmanlı Para Tarihi Üzerinde Bir Deneme, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1958.
, Bir Asırlık Para Tarihi (1640-1740), Basılmamış Doçentlik Tezi, İstanbul 1965.
Sâmî, Tarîh, İstanbul 1198.

Silahtar Fındıklılı Mehmed Ağa, Nusretname, çev. İsmet Parmaksızoğlu, I, İstanbul 1962. Solak-zâde Mehmed Hemdemi, Târîh, İstanbul 1298. Subhî, Târîh, İstanbul 1198.

Süleyman Sudî, Usûl-i Meskûkât-ı Osmâniyye ve Ecnebiyye, İstanbul 1311.

Şânî-zâde Mehmed Atâullâh, Târîh, II, İstanbul 1290. Şemdânî-zâde Fındıklılı Süleyman, Mûr'i't-Tevârîh, İstanbul 1338. Togan, Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981. Tursun Bey, Târih-i Ebü'l-feth, nşr. Mertol Tulum, İstanbul 1977.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, "Gazi Orhan Bey Vakfiyesi, 724 Rebiülevvel-1324 Mart" Belleten, V/19 (1941), s. 277-88.
, "Gazi Orhan Bey'in hükümdar olduğu tarih ve ilk sikkesi" Belleten, IX/34 (1945), s. 207-11.
, Osmanlı Tarihi, I, Ankara 1972.

Zambauer, E. von, "Prâgungen der Osmanen in Bosnien" Numismatiche Zeitschrift, I, Wien 1908.

  
8150 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın