• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Osmanlı Devleti'nde Kürk Ticareti / Yrd. Doç. Dr. Zeki Tekin

Osmanlı Devleti'nde kürkün yaygın olarak kullanıldığı ve buna bağlı olarak kürk ticaretinin bir hayli geliştiği bilinmektedir. Bu ticaret büyük oranda iç piyasanın kendi üretimi olmayıp, daha çok ithalat yoluyla sağlanan bir durum idi. Dünyadaki ekolojik dengenin tabi bir sonucu olarak kürk hayvanları olarak bilinen canlıların soğuk iklim şartlarında varlığını sürdürebilmeleri için uzun tüylere sahip olmaları gerekliydi. Bu sebepten dünyanın uzak kuzey bölgelerinde ki hayvanlar, diğer bölgelere göre derileri daha kalın ve daha kürklüydü. O bölgelerdeki hayvan postları aranılmakta ve daima tercih edilmektedir. Sadece Osmanlılar açısından değerli olmayıp, tarihsel süreç içerisinde hemen hemen her devlet tarafından aranılan bir meta idi. Osmanlıdaki kürk ticaretine geçmeden önce eski Türklerde ve diğer İslam devletlerinde ki kürk ticareti ve kürk ticaret yolları üzerinde bir nebze durmak uygun olacaktır.

Eski Türklerde kürk kullanımı hayli yaygın olup, Kırgız Türkleri kışın samur ve kunduz derileri giyerlerdi. Bu bölge Sibirya'nın güneyi olduğu için kürk hayvanları oldukça boldu. İslâm memleketlerine de kürk ihraç etmekteydiler.1 İran ve Araplarla çok sıkı bir kürk ticareti oluşturmuşlardı. Halk yöneticilerine fare, samur ve yeşil fare kürklerini vergi olarak vermekteydiler.2

Orhun, Altay ve Tanrı Dağları buluntularında, Göktürk Devri eserlerine rastlanmış ve Katanda kurganında bulunan elbiseler içinde kürklü elbiseler dikkatleri çekmişti. Ele geçen kürklü cübbe ve kaftan palto kadar uzundu. Elbisenin arka robası ve ön taraftaki klapası kürklerle süslenmiş, ayrıca Kudırge Kurganı'nda da kaftanın kenarları kürklerle süslenmişti.3

Uygurlar ise, kürk ve süslü şapkalar giymeyi çok severlerdi. Uygur ülkesinin samur derileri, beyaz keçeleri ve kumaşları da çok ünlü idi.4 Sürekli açık havada dolaşma ihtiyacı kürk kullanılmasını zorunlu hale getirmekte, bu sebeple Türk giyim geleneğinin esasını yün, deri ve kürkler oluşturmaktaydı.5 Bazı Türk ağızlarında elbise eteğine dikilen kürklere kunduzlama tabir edilmekte bu da elbisenin kenarına kunduz kürkü dikildiği anlamına gelmekteydi.6

Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayarak Ural-Güney Sibirya-Altaylar-Sayan Dağları üzerinden Çin'e ve Amur nehrine ulaşan canlı bir ticari faaliyete sahipti. İpek Yolu'na kuzeyden parelel uzanan bu yola Kürk Yolu denilmekteydi. Bu yolun asıl ticaret metaı, sincap, sansar, tilki, samur, kunduz, vaşak gibi kürklerdi. Başlıca tüccarlarda Ogurlar (Batı Türkleri) ile onlardan ayrılarak bir kol halinde gelişen Bulgar Türkleridir.7 Rusya'nın kuzey ormanlarından getirilen kürkler Orta Doğu'nun büyük medeniyet merkezlerine Volga vadisini takip ederek getirilmekteydi. Amber ve kürkleri aramak için kuzeye gidenler İran asıllı veya İranlı hükümdarlar için çalışan tüccarlardı. Maalesef uzun Volga boyunca bir kürk ticaretinin varlığını doğrulayacak İslam öncesi döneme ait hiçbir yazılı belge yoktur.

10. yüzyılda Müslümanların bilinen ilk ünlü seyahatleri değerli kürklerin üretildiği başlıca topraklar olan Orta Volga bölgesinedir.8

Doğulu coğrafyacılara göre, Müslüman tüccarlar ile kuzey kavimleri, Finliler veya Slavlar arasında ki kürk ticaretinde kürklerin ödemesi mal değişimi şeklinde değil de değerli metal paralarla yapılmıştır9 denmesine rağmen İbn-i Batuta bu bölgelerdeki kürk ticaretinin nasıl yapıldığına ilişkin şunları söylemektedir; "Tüccarlar Karanlık Ülke'ye varınca, çadırlarını kurar ve getirdikleri eşya ve malları bir yere bırakıp çadırlarına dönerler. Ertesi gün eşyaların ne olduğunu görmek için tekrar oraya gittiklerinde eşyaların alındığını, yerlerine sincap, kakum kürk, ve derilerinin konduğunu görürler. Eşya sahibi bırakılan kürkleri yeterli görürse alışveriş biter. Az bulduğu takdirde kürkleri almazlar, sonunda alıcılar kürklerin ya sayısını artırırlar ya da kendi mallarını kaldırıp tüccarın eşyasını oraya bırakırlardı. Alışveriş bu şekilde biterdi10'' demek suretiyle burada mal mubadelesi yapıldığını anlatmaktadır.

Bulgarlar çevresindeki herkes ile ticaret yaptılar. Ticarî imparatorluk olarak Bulgarlar, başlıca büyük lüks üretim mallarını celp etmekte ve bunlar içerisinde kürkler seçkin bir yer almaktadır. Kuzeyden gelen siyah tilki, kakum (as), samur, kunduz ve Burtas (Moldovya) ülkesinden toplu olarak gelen kahverengi tilki ve sincap çok değerliydi.11

10. yüzyıldan itibaren Kuzey Rusya'dan balmumu ve kürkler alınıp, Bulgarlara götürülürdü. Kunduz derileri dünyanın her tarafına gönderilirdi. Zira kunduz derileri sadece Rusya'nın kuzeyindeki ırmaklar üzerinde, Bulgar ülkesinde ve Kiev'de bulunur. Slav bölgesindeki nehirlerden gelen kunduz derileri İspanya pazarlarına kadar uzanırdı.12 Kürklerin cinsleri ve o zamanki değerleri hakkında bilgi veren İbn-i Batuta; "Kürklerin en iyisi kakumdur. Böyle bir kürk Hindistan'da bin dinar, bizim paramızla 250 altın eder. Rengi son derece beyaz olup, bir karış boyunda olan bir hayvanın postundan yapılır. Hayvanın kuyruğu uzun olup, kürk halinde de olduğu gibi bırakılır. Ondan sonra samur gelir ki bunun kürkü 400 dinara veya daha aşağı bir fiyata alınabilir. Bu derilerin başlıca hususiyeti bitlenmemeleridir. Çin'in asilleri ve beyleri bu derileri yakalarına koyarlar. Irak ve İran tüccarlar da böyle yaparlar13'' demektedir.

1237'de Moğollar Bulgarları yağmaladılar ve az bir zaman sonra da Kuzeydoğu Rusya'yı istila ettiler. Altınordu Devleti'nin kurulmasıyla kuzey kürk ticareti Volga'nın derinliklerinde yok olmuştu.14 Moğollar, Bulgar ve Rus prensliklerini fethettiğinde bu bölgelerin güney steplerinde Aşağı Volga üzerinde karargahlarını kurdular. Bu yerleşmeden Batı Moğolları olarak bilinen Altınordu, Moğol İmparatorluğu'na kadar uzanan ticaret ve iletişim rotasında bir anahtar rolü oynadı. Bir asır içerisinde doğu-batı ticaret şebekesi içine düşen Altınordu, kürk ve diğer kuzey ürünlerini temin eden bir kuzey-güney ticaret sistemi geliştirdiler.15

Moğollar, Orta Volga ve Rus topraklarına eriştikleri sırada kürk ticareti ilk yüzyıllardaki yaygınlıktan aslında uzaklaşmıştı. Bu durum başlıca iki faktör yüzünden olmaktaydı. Birinci faktör kürk taşımacılığı için kullanılan ticarî rotaların bir kısmının kesilmesi ve uzak kuzeyden lüks kürkler için talep oluşturan uzak pazarların çökmüş olması, ikinci faktör ise, 11 ve 12. yüzyılda samur, kakım ve diğer Kuzey'in lüks kürkleri Kiev'den Bizans İmparatorluğu'na ve Bulgaristan'dan Doğu dünyasına ihraç ediliyor olması. Bununla beraber Kuzey kürkleri için Bulgar yolu Kuzey Doğu Rus prenslikleri tarafından gittikçe artan oranda tehdit ediliyor olmasıydı. Bulgarlar, 13. yüzyılın başlarından beri samur ve tilki tedarik edenler için en gelişmiş rotalarını kaybettiler, aynı zamanda kürk pazarlarını da kaybettiler. Ayrıca Müslüman dünyasında lüks derilere büyük paralar harcayan kalabalık nüfuslu şehirlerin ekonomik yapıları da Haçlılarla yapılan uzun mücadeleler neticesinde çöküntüye uğramıştı. 12. yüzyılın sonlarında İran ve Merkezî Asya'nın kontrolünü ele geçiren Harzemşahlar (Harezmşah), Bulgarlar ile ticarî ilişkilerini tamir etmelerine rağmen Moğolların hücumları neticesinde Buhara ve diğer ticari merkezlerin tahrip edilmesi ile ticari bağlantıları tekrar koptu.16

13. yüzyıl ortalarında lüks kürkün bir tüketici olarak önemi büyük ölçüde azaldı. Anadolu pazarlarına Selçuklu Türk tüccarları vasıtasıyla Kırım'ın bir limanı olan Sudak'tan kürkler nakledildi. 1250'lerde Sudak anahtar liman olarak kaldı. Ancak Moğol yönetiminin ilk yıllarında ticaret sisteminin gelişmesine rağmen kürk ticaretinin oranı sistem içerisinde oldukça dar idi.17 Takip eden asır içerisinde Altınordu'nun yayılması ile kürk ticaretinin çeşitli safhaları görüldü. Nispeten Uzak Kuzey'deki iki rota lüks kürk elde etmek için etkiliydi. İlki daha uzun olan Novgorodion rotasıydı. Diğer rota nispeten yeni bir rotaydı. Volga rotası üzerindeki Rusya baskısına tepki olarak Bulgarlar tarafından açılmıştı. Bu bağlamda kürk satışı için Altınordu'nun etkisi de kaydedilmelidir.18 Altınordu'ya tâbi Ruslar ve İdil boyundaki Fin halkları ile de mal mübadeleleri yapılıyordu. Müslüman tacirler ülkenin kuzeyine giderek buralardan değerli samur ve sincap kürkleri alırlardı. Altınordu'nun yabancı ülkelere ihraç ettiği tahıl, kumaş, peynir, tuz, gümüş ve kürkler Anadolu'ya, Trabzon, Samsun ve İstanbul'a sevk ediliyordu.19

Moğolların Orta Asya'dan kendileriyle birlikte getirdikleri esas giyimleri kürk idi. Özellikle kurt, tilki ve vaşak kürklerinden elbise dikilirdi. Kıpçak ülkelerinde kürkler, bilhassa Ruslar, İdil Bulgarları ve Başkurtlar gibi tâbi halk tarafından haraç olarak verilmekteydi.20

Osmanlı toplum ve devlet geleneği içinde kürk kullanımı Osmanlı'nın ilk sultanları zamanında çok fazla yaygınlık kazanmamıştı. Daha çok II. Mehmet zamanından itibaren başlayıp, devletin ihtişamına paralel olarak artarak devam etmiştir. Mısır'daki Memluk sultanları gibi sultanların gardroplarındaki kaftanlar ve itibarlıların itibarını göstermesi bakımından Osmanlı Devleti de kürklerin büyük bir müşterisiydi. Kürkler Memluk pazarlarına ordunun adam ihtiyacını karşılayan köle ticareti ile birlikte bulunduruluyor, böylece her ikisi de Kırım pazarlarında satılıyordu. Bu pazarlar II. Mehmet tarafından 1475'te Kefe'nin fethiyle Osmanlı'nın eline geçti. Köle ticareti, I. Selim'in 1516-1517'de Mısır'ı fethetmesine kadar devam etmesine rağmen kürk ticareti ilgisini artan şekilde Osmanlı başkentine çevirmişti.21 Kırım'ın fethinden öncede Ruslar, Osmanlı pazarlarında meşhur olan ve aranılan Rus keteni, civa, demir aletler ve kürkleri satabilmek için 1497'de Kırım Hanlığı'ndan izin almaktaydılar.22 Rus tüccarlar sadece Kefe, Akkerman ve Kili'ye değil aynı zamanda Bursa'ya da gelmeye başladılar. 16. yüzyılda Avrupa'nın gelişmesinden önce Osmanlı şehirleri Rus samur ve tilki derileri için başlıca Pazar idi.23 15. yüzyılda Rus tüccarları, Bursa'ya kadar Osmanlı tüccarlarının himayesinde geliyorlardı. Kazan'ın Rusya tarafından 1522'de zapt edilmesinden sonra ticari ilişkiler iyice artmış ve Rusya'dan kürk ithal edilirken, Rus tüccarlar da ipek alıp götürmeye başlamışlardı.24

16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti'nin fetih ve zaferleri hız kesti. Bu sebeple Osmanlı yöneticileri gereğinden fazla olan kürk ticaretini sınırlamak zorundaydılar. Buna rağmen kıymetli kaftanları süslemek için kürklerin miktarı durmadan artış gösteriyordu. Saray, kürk miktarını garanti etmek için tüccarları görevlendirdi ve ellerindeki malları satın aldı. Bu mallar kereste, demir, çelik gibi stratejik mallar olmayıp, kürk gibi lüks tüketim mallarıydı. 16. yüzyıl sonlarına doğru resmi kayıtlar daha düzenli bir şekilde hassa tüccarlarından daha yoğun bir şekilde bahsetmekte ve bunlar sadece Kırım ile değil Lehistan (Polonya) ile ve özellikle Moskova ile ticaret yapıyorlardı.25

Osmanlı tüccarları önemli ölçüde yabancı rekabeti kesmek için mümkün olduğunca ticareti ele geçirmek ve Osmanlı Devleti'nin kontrolünde kürk ticaretinin büyük kârlarını korumaya çalıştılar. Muhtemelen Osmanlı sultanları oldukça büyük bir devlet tekeli oluşturmayı arzuladılar. 1558-1587 sürelerini içeren bir zaman diliminde güçlü çarlar Moskova'ya kadar uzanan uzun mesafeli ticarete güvenlik garantisi verdiler. Boris Godunov'un ölümünü takiben 17. yüzyıl başlarında örneğin kürk ticareti ciddi bir şekilde tekrar kesildi. Moskova yönetimi oldukça katı davranıp, sadece kabul edilen yabancı tüccarlar veya bazı diplomat statüsünde olanlara Moskova'ya doğrudan girişine müsaade edildi. Geriye kalanlara ise Putiv'den daha yakına -ki burası Moskova'nın güneybatısında 500 km. mesafede bir yerdir- gelmelerine müsaade edilmedi. İkinci olarak belirli mallar, altın, gümüş, silahlar, samurlar ve muhtemelen diğer kürklerde, balık dişi, amber ve balmumu ile Rus veya Bulgar derisi çarların muhafaza ettiği tekellerdi. Bu malların ihracatı devlet tüccarları tarafından kontrol edilmekteydi.26 Nitekim 16. yüzyılın ikinci yarısında Moskova'da üretilen ürünlerin bir kısmının yasaklandığı ve ihracatının imparatorluk ticaretine ayrılması düşünüldü. Bu mallar, değerli metaller (altın ve gümüş), silahlar, demir ve çelik eşyalar, deriler, balmumu ve özellikle değerli kürklerdir (samur, kakum... vs.). İster Rus toprakları üzerinde (kürk konusunda Moskova'ya bile), ister dışarıya olsun bu üretilen malların satışına devlet tekeli gelmişti. Osmanlıda ise bunun aksine değerli kürklerin ithaline devlet tekeli konmuştu.27 Ancak 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlıların Moskova menşeli ithalata sınırlama getirdiğini Maria Fehner Rus belgelerine dayanarak yazmaktadır. Buna göre başlıca dört ürün ki bunlar; av kuşları, mors (balık) dişleri, dokuma kumaşlar ile deriler ve kürklerdir.28 Osmanlı devlet arşivlerinde özellikle Mühimme kayıtlarında bu konu hakkında hiçbir kayda rastlanmaz. Moskova'dan Osmanlı topraklarına ihraç edilen ürünlerin en önemlisini kürkler oluşturmaktaydı. Bu ticaret Osmanlı taşra (birun) hazinesinin bir tekeliydi. Rusya'da bu tekel sadece samur, kakum ve samur kürkünü kapsıyordu. Bunlara ilaveten M. Fehner Türkiye'ye ihraç edilen kürklerin gümüş rengindeki tilki ile mavi tilkiyi ve sincabı da kapsadığını belirtmektedir.

Osmanlı ve Rus tüccarları karşılıklı olarak ticaret yaparken farklı geliş-gidiş güzergahları kullanmışlardır. Bu güzergahlar;

1- Don Nehri Yolu: Bu yol İstanbul-Kefe-Azak-Don-Moskova hattıydı. Bu güzergah bir deniz yoluydu. İstanbul'dan direkt Kefe'ye, oradan Azak'a Azak'tan sonra Don'a çıkılır. Gemilerin çalışmasına elverişli olan Yukarı Don üzerinden Dankov'a kadar çıkılırdı. Dankov'dan kara yolu Moskova'ya bağlanırdı. Kırımlıların kullanmadığı ve Litvanya-Polonya topraklarındaki bu yol Rus tüccarların ve diplomatik kervanların başlıca güzergahıydı. M. Fehner'e göre bu yol, Rus gidiş-gelişi için çok güvenilir bir yoldu. İstanbul'dan Moskova'ya 3430 kilometrelik bir hattı. Bu güzergahın dağılımını şu şekilde vermektedir;29


İstanbul-Sinop-Kefe 800 km. 10 ila 14 gün.
Kefe-Azak 400 km. 6 ila 10 gün.
Azak-Dankov 1850 km. 40 40 gün.
Dankov-Rjazan-Moskova 380 km. 15 15 gün.
İstanbul-Moskova 3430 km. 71-79 gün.

2- Kırım Topraklarından Geçen Güzergah: Bu güzergah Moskov ve Osmanlı tüccarları tarafından defalarca kullanılmıştır. Polonya-Litvanya topraklarından daha batıya giden güzergahlar, askerî operasyonların ardından geçilmez oldu. Kırım güzergahı çok kısadır. Sadece 1100 km. olup, 37 günde kat edilebilirdi. Fakat tehlikelidir. Zaporogues kazaklarının saldırıları ve malları talan etmeleri çok sık karşılaşılan bir durumdu.30

3- Polonya-Litvanya Güzergahı: Ukrayna ve Polonya-Litvanya'dan geçip, Simolensk veya Vjazma'dan Moskova'ya giden bu yol, Rus tüccarları tarafından hiç kullanılmamasına rağmen, hemen hemen bütün Osmanlı kervanları bu güzergahı izlediler. Ayrıca Kamenec-Podol'sk'dan geçen güzergah da Osmanlı tüccarlarının çok kullandığı bir diğer yol idi. İstanbul'dan hareketle Edirne'den Eflak toprağına, Danube'den İsakcı Geçidi'nden Moldova'ya çıkılıp, Yassy'den geçip, Polonya'da Kamenec-Podol'sk'iye girilen yol çok uzun olmasına karşın oldukça güvenliydi.31 Bu yüzden Osmanlı kervanları ve hassa tüccarları bu yolu tercih etmişlerdir. Tamamen kara yolu olan güzergah kazak talanlarından kaçınmaya elverişliydi.

Osmanlı Devleti için İstanbul'a kürk getiren özellikle hassa tüccarlarının -ki gidişte hazineden yüklü miktarda para ile yolculuk yapmakta dönüşte ise bu paraları kürke tahvil etmektedirler- yol güvenliği hayli önemliydi. Özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında yoğun olarak karşılaştığımız Mühimme kayıtlarında yol güzergahlarının geçtiği yerlerde görevli olan kadı, molla, sancakbeyi, beylerbeyi, voyvoda ve krallara hitaben hüküm ve mektuplar yazılmıştı. Bu hükümlerde; hassa tüccarlarının gidiş-geliş esnasında korunması, yanlarına adamlar katılarak,32 derbentler, ıssız yerler, ormanlık bölgeler ve korkulacak yerlerden emniyetli ve salim bir şekilde geçişlerinin temin edilmesi istenmekteydi.

İhmalleri olan ve gerekli ihtimamı göstermeyen sancakbeyi, voyvoda, molla ve kadıların zararları tazmin etmekle kalmayıp, şiddetle cezalandırılacakları, görevlerinden azledilecekleri ve hatta siyaset edilecekleri ifade edilmişti.33 Leh kralına gönderilen bir mektupta ise, Leh sınır bölgesinde kazakların bir araya gelerek eşkiyalık ve yağma yaptıkları defaatle bildirilmekte ve bu durumun önlenmesi istenmektedir. Gerekli tedbirlerin alınmaması sebebiyle uğranılacak zarar olursa bu durumun bir savaş sebebi olacağı hatta Leh Vilayeti'nin umumen kahr edileceği açık bir şekilde ifade edilmişti.34 Moskov kralına gönderilen 13 Muharrem 976 (8 Şubat 1568) tarihli bir mektupta samur için gönderilen hassa tüccarlarından Mustafa ve Mehmet'in Moskova'da olduğu ve Mustafa'nın vefat etmesi ile ticaret işlerine Mehmet'in bakacağı bunun için acele İstanbul'a dönmesi gerektiğinden, Leh sınırına kadar emniyet içerisinde ulaştırmaları istenmiş, aksi halde İstanbul'da bulunan Rus tüccarlarının rahat edemeyecekleri açık bir şekilde ifade edilerek35 tehdit edilmişlerdi.

Hassa tüccarları gerçekte büyük elçi gibiydiler. Getirdikleri emirler ve geçtikleri ülkenin krallarına getirdikleri mesajlar kendilerinden daha önce ulaşır, çok çalkantılı bölgelerde bile savaşlar durur ve geçit açılırdı. Kervanların güvenliği, yağmalanan malların geri alınması veya el konması, tüccarların yok olması (kaçma veya tutuklanma), vergilerin toplanması, gümrük hukuku ve nihayet Rusların zavmorşçina dedikleri, mirasçı bırakmadan ölen yabancı tüccarların mallarından hak alınması gibi durumlarda hep istisna istenmişti.36 Bu ilişkiyi en iyi Cemaziyelahır 967 (28 Şubat-27 Mart 1560) tarihli bir belgeden öğreniyoruz. Hassa tüccarlarından Tokatlı Mehmet'in kervanı Polonyalı haydutlar tarafından basılarak hassa tüccarı Mehmet öldürülmüş, malları çalınmıştı. Sultan, Leh kralından kaybolan malların eksiksiz olarak kaydettirilerek bu malların Osmanlı Devleti'ne geri verilmesini istemişti.37

16 Rebiyülahır 986 (22 Haziran 1578) yılında Moskova kralına gönderilen name-i hümayunda ise, hassa tacirlerinden Mahmut'un vekili olan Ramazan kürk almak için gittiği Moskova'da ölümü üzerine almış olduğu kürkler emanete konmuş, bir kısmına da çeşitli bahaneler ile el konmuştu. Bu durumun adet ve nizama aykırı olduğu bildirilerek alınan ve emanetteki mallarının eksiksiz verilmesi tüccarların geliş-gidişlerinde gönül huzuruna sebep olacağı belirtilmişti.38 Benzer şekilde Zaim Mahmut'un hassa taciri olarak Moskova'ya samur kürk alması için gönderildiği ve Lehistan'a vardığında oradaki ayanlara malzeme verdiği ve verilen malların Osmanlı Devleti'ne olan bağlılığın bir göstergesi olarak Zaim Mahmut'un adamı Ömer'e tam olarak verilerek İstanbul'a gönderilmesi 14 Cemaziyelevvel 989 (16 Haziran 1581) tarihinde istenmişti.39 Selh-i Ramazan 973 (20 Nisan 1566) tarihli name-i humayunda ise Moskov kralından hassa tüccarlarından Mehmet'in kürk alımı için Moskova'ya varacağı ve geri dönüş esnasında ise, Moskova'da ölen tüccarların malları ile paralarının hassa taciri Mehmet'e teslim edilmesi istenmişti. Aynı şekilde Osmanlı topraklarına gelen, Moskov tüccarlarından ölen kimselerin mal ve paraları Moskova'ya giden kimselerle her zaman gönderildiği vurgulanmaktaydı. Başkalarına ibret olması için bu adet ve nizama uymayanların cezalandırılmaları da talep edilmişti.40 13 Şaban 994 (30 Temmuz 1586) tarihli bir hükümde; samur kürk almak için gönderilen hassa tacirlerinden Mahmud'un Lehistan'da topladığı yüz on dört deste samur kürkün orada emanete konduğu belirtilerek, bu kürklerin oradan aldırılarak emniyet içerisinde İstanbul'a getirilmesi Eflak ve Boğdan voyvodalarından istenmekteydi.41 Leh kralına gönderilen diğer bir hükümde ise; hassa tacirlerinden Mihal'in Lehistan'da öldüğü ve vekili olan Gorgi adındaki şahsa kürklerin teslim edilmesi ve bir tanesinin dahi zayi edilmeden Boğdan sınırına ulaştırılması istenmişti.42 Benzer olayları Rus arşivlerinde de görmek mümkündür. Nitekim 1049-1050 (1639-1641) tarihlerinde Zülfikar isimli tüccarın Rus çarı Mihael Feodoraviç'e gönderdiği mektupta yeni padişaha dostluğu bir nişanesi olması için Don Kazaklarının eline geçen malların bedelleri Çar tarafından ödenmesini talep etmişti.43

Osmanlı taşra hazinesi için kürk almakla vazifelendirilen ve hazineden külliyetli miktarda para ile Moskova'ya gönderilen hassa tüccarlarını uzun zaman geçmesine rağmen İstanbul'a dönmedikleri de olurdu. Böyle durumlarda tüccarın ya baskına uğradığı ya da elindeki para ile kaçmış olduğu düşünülerek olay araştırılırdı. Şayet bu kimseler ölmüşler ise mal ve paralarının geri dönüşü yukarıda izah edildiği gibi sağlanırdı. Ölmeyip de kaçmış iseler yine tüccarın para ve mallarla emniyet içerisinde getirtilmesi temin edilirdi. Kırım hanına gönderilen 15 Ramazan 975 (13 Mart 1568) tarihli hükümde; hassa tacirlerinden kürk ve bulgari getirmek için Moskova'ya giden Mustafa'dan epey bir zamandır haber alınamadığı belirtilmiş, Kırım hanından durumlarının araştırılması ve malları ile birlikte emniyet içerisinde İstanbul'a dönüşlerinin sağlanması istenmişti.44 Benzer şekilde 16 Muharrem 978 (20 Haziran 1570) tarihinde; Osmanlı-İran arasında ipek ve kürk ticareti yapan Yadigar Mehmet ve Şehrap isimli tüccarların İran'dan üç yük ipek getirip, İran'a ise İstanbul'dan kürk götürmesi gerekirken İran'a geri dönmeyerek Diyarbakır ve Halep'te ikamet ettiği İran Devlet'i tarafından iddia edilerek bu tüccarların iadesi istenmişti.45 Bu belgelerden de anlaşılacağı üzere Osmanlı-İran ticari ilişkilerinde, İran'dan ipek gelmekte ve Osmanlı Devleti'nden de kürk satılmaktaydı.

Miri alımlar için yabancı ülkelere gönderilen hassa tüccarlarının yol boyunca ihtiyaç duydukları malları alırken bunlara karışılmaması ve almak istedikleri malları mevcut narh üzerinden alabilecekleri ve bunların engellenmemeleri yol üzerindeki yetkililere tembih edilirdi.46 Hassa tüccarlarının yol boyunca uğradıkları yabancı memleketlerden gidiş-geliş esnasında getirecekleri kürk ve diğer mallar için baç, gümrük resminin alınmaması ve bu sebeple tüccarların hiçbir suretle taciz edilmemeleri, ayrıca tüccarların eline temessük verilmesi İstanbul yönetimi tarafından ısrarla istenirdi.47 Bu konuyla ilgili merkezden gönderilen hüküm ve fermanlarda yol boyunca Moskova'ya kadar yöneticilerin dikkatleri çekilmekteydi.48

Osmanlı Devleti'nde ihtiyaç duyulan mallar -ki bunlar her ne olursa olsun- daima umur-ı mühimme den sayıldığı için aciliyeti olup, öncelikli olarak temin edilmesi istenir ve görevlendirilen miri tüccarlara her türlü kolaylığın sağlanması emredilirdi. Görevlendirilen bu tüccarlar her zaman Müslümanlardan oluşmaz bazen gayrimüslimlerden de oluşurdu. Görevlendirilen hassa tüccarlarının devlet nezdindeki konumu her birinin bir kamu görevi yapıyor olmasıydı. Miri tüccarlar olarak görevlendirilenlerin isimleri; Mehmet, Mahmut, Ahmet, Rıdvan, Behram, Halil gibi Müslüman ismi taşıyanların yanında, Dimitri, Mikhael, Georges.gibi gayrimüslim ismi taşıyanlara da rastlanmaktadır.49Rusya'dan kürk getirmek için görevlendirilen miri tüccarların daha önce yaptıkları görev unvanları; müteferrika, çavuş50, silahdar51 ve zaim.52 olarak belirtilmiştir. Bu durumdan da anlaşılmaktadır ki bunlar gerçekte tüccar olmayıp, güven duyulan ve emrine büyük paralar verilerek devlet adına alım yapan devlet görevlileriydi.

Osmanlı-Rusya arasındaki kürk ticareti Çar Feodor'un Dönemi'nde duraklama noktasına girmiş, Boris Godunov'un iş başına geçmesinden sonra Osmanlı Devleti'nin Moskova kürklerini satın alan tekelci yapısını kaybetmeye başlamıştı. Yeni Çar Moskova kürklerinin ticareti için yeni pazarlar açmakla ilgileniyor ve bu sebeple değerli kürklerin yönünü Safevi İran'ına, özellikle İsfehan'a yönlendiriyordu.53 Çar Boris'in ölümünden sonra 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Osmanlı-Rus kürk ticareti neredeyse durma noktasına gelmiş, Romanov hanedanının tahta çıkmasıyla bu ticaret yeniden canlanmaya başlamıştır.54

Bütün bu miri alımların dışında kalan ve belgelere çok yansımayan özel sektör olarak kürk ticareti yapan esnafın varlığı da bilinmektedir.55 Genelde İstanbul'da kürk işleyen bir esnafla birlikte ortak olarak çalışmakta oldukları İstanbul Kadılığı Mahkemesine intikal eden Yorgi ile Estati arasındaki 29 Cemaziyelevvel 1180 (2 Kasım 1766) tarihli alacak-verecek davasından anlaşılmaktadır.56

Moskova tarafından kürk getirip, İstanbul'daki kürkçü esnafına satan tüccarların 1168 (1754­1755) yılındaki listeleri incelendiğinde 28 adet tüccarın ismi mevcut olup, bunların içinde sadece Hacı Bekir, Hacı Mustafa, Hacı İbrahim isimli tacirler Müslüman idi. Geri kalan Maliyeden Müdevver 25 tacir gayrimüslim idi. Bu tacirlerin ise, 3 adeti Yahudi olup, geri kalanları Rum ve Ermeni menşeyli idi.57 Aynı belge içerisinde Moskova'dan gelen kürkleri alacak olan İstanbul kürkçü esnafının isimleri de zikredilmişti. Toplam 82 esnafın kayıtlı olduğu listede sadece kürkçü başı Mustafa Ağa isimli şahıs Müslüman olup, geri kalan esnaf ise gayrimüslüm idi.58 Gerek Moskova'dan kürk getiren esnafın İstanbul'daki esnafa satacakları kürklerin 1168 (1754-1755) yılı itibariyle cinsleri ve indirimli fiyatları59 ile gerekse İstanbul'daki kürkçü esnafının halka satacakları kürklerin cins ve indirimli fiyatları60 detaylı bir şekilde belirtilmişti.61

Osmanlı Devleti kürk ihtiyacını büyük oranda dışarıdan, dışarıdan temin ettiği kürklerin büyük kısmını da Rusya'dan sağladığı bilinmektedir. Buna mukabil iç piyasadan ve Osmanlı yönetimi altında bulunan eyaletlerden de sınırlı miktarda temin edilmekteydi. İhtiyacı karşılamaktan tamamen uzak gözükmesine rağmen devlet tarafından dikkatli bir şekilde takip edilmiş, özellikle madrabaz tabir edilen kimselerin bu derileri almamaları ve darü'l-harp tabir edilen yabancı ülkelere satılmasının önüne geçilmesi için çeşitli tarihlerde hükümler verilmişti. İstanbul kadısına gönderilen bir hükümde, civardan gelen kaplan ve vaşak derilerinin küffara satılmaması ve madrabazlara verilmemesi emredilmişti.62 Aynı şekilde Dimetoka ve Foça kürkçüleri kürk olmaya elverişli kuzu, tilki, kurt vs. derileri başka yerlerden gelen madrabazların alması sonucu kendilerine deri kalmadığını İstanbul'a bildirmeleri üzerine Sirem kadısına gönderilen hükümde; yöre kürkçülerinin ihtiyacı karşılandıktan sonra başkalarına satılabileceği, buna uymayanların merkeze bildirilmesi istenmişti.63 Benzer şekilde Tırnova kürkçülerinin de bölgelerindeki vaşak, zerdeva, tilki, kurt ve kuzu derilerini Niğbolu narhı üzere toplayıp aralarında taksim ederlerken bu nizamı bozdukları ve kürk derilerini darü'l-harbe göndermeye başladıkları tespit edilmişti. 23 Şaban 984 (15 Kasım 1576) tarihinde Tırnova kadısına gönderilen hükümde bu durumun önüne geçilmesi ve ikazlara uymayanların ise İstanbul'a bildirilmesi istenmişti.64 Aynı sorun 3 Rebiyülevvel 988 (18 Nisan 1580) tarihinde tekrarlandığından yeni bir hüküm gönderilerek uyarılmışlardı.65

Avlanan kürk hayvanlarının derilerinin iltizama verildiği de olurdu. Feke Livası'nda ve Hamit Mukataasında Gurre-i Şevval 989 (29 Ekim 1581) tarihinden itibaren üç bin akçe ile mültazim olan Ali ve Mustafa isimli şahıslar İstanbul'a müracaat ederek Feke Livası'nda avcılar tarafından avlanan tilki ve vaşak postlarının kendilerine verilerek iltizama zarar vermemelerini talep etmişler bunun üzerine gönderilen hükümde bu postların mültezime verilerek miri malına gadredilmemesi emredilmişti.66 İstanbul için vaşak derileri önemli ve gerekli olduğundan devlet için önceden toplanan yerlerden elde edilen vaşak derileri başkalarının elinde dahi olsa toplanması, her bir derinin mühürlenerek kaç adet olduğu kaydedilip, güvenilir adamlarla İstanbul'a gönderilmesi 18 Zilhicce 983 (19 Mart 1576) tarihli bir hükümle Diyarbakır beylerbeyi, Rum beylerbeyi ve Van beylerbeyinden, 20 Zilhicce 983 (21 Mart 1576) tarihli bir hükümle de Erzurum beylerbeyinden istenmekteydi.67

Rumeli'den bilhassa Üsküp, Yanya, Selanik, Dolyan vs. panayırlarından kürk satın alıp, İstanbul'a getirerek halka satış yapan müslim ve gayrimüslim kürk tüccarlarının varlığından haberdarız. 1168 (1754-1755) yılında bu panayırlardan kürk alarak İstanbul'da halka satış yapan tüccarın sayısı 20 kadardı. Bunlardan 11 adeti Müslüman olup, Kuşakçılar Hanı'nda satış yaparlardı. Gayrimüslim olan 9 adet tüccar ise, Gelin Hanı'nda satış yapmaktaydılar.68

Anadolu, Rumeli ve Bulgaristan'da çok fazla tavşan olduğundan bahseden Oliver, bunların sadece derileri için avlandığını ifade etmekte, Edirne, Bursa ve İstanbul'dan sadece Marsilya'ya senede 4.500.000 franklık 300-400 balya tavşan derisi ihraç edildiğinden bahsetmektedir.69

Osmanlı kürk ticaretinde gerek iç pazardan temin edilen kürk miktarı, gerekse ihracat malzemesi olarak dış pazarlara kürk satılması hep sınırlı miktarda kalıp, marjinal bir durum olarak kalmaktadır. Asıl ticaret Rusya ve Rusya'ya yakın kuzey bölgelerden gerek hassa tüccarlarının (doğrudan miri ihtiyaç için), gerekse serbest tüccarların (özel sektör) Osmanlı iç pazarlarına ve özellikle İstanbul'a kürk getirmeleriyle oluşurdu. Bu ticari ilişki, İmparatorluğun son dönemlerine kadar devam etmiştir.



1 Bahaaddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara 1984, 208.
2 İbid., 209.
3 İbid., 155, 156.
4 B. Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, 210.
5 B. Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, V, Ankara 1991, 2.
6 İbid., 71.
7 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ankara 1977, 276; "İktisadî Hayat'', Türk Dünyası El Kitabı, I, Ankara 1992, 221.

8 Elisabeth Beningsen, "Contribution A le'tude Du Commerce Des Fourrores Russes'', Cahiers du Monde Russe et Sovietique, C. XIX-4 October-Decemer 1978 Newyork, 385.
9 İbid, 387.
10 İbn-i Batuta, İbn-i Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, (Hazırlayan: İsmet Parmaksızoğlu), İstanbul 1986, 94.
11 E. Beningsen, ibid, 392.
12 İbid.
13 İbid, 394; İbn-i Batuta, İbid., 94.
14 E. Beningsen, ibid, 396.
15 Janet Martin, "The Land of Darkness and The Golden Horde-the fur trade under the Mongols XIII-XIVth centuries-, Cahiers du Monde Russe et Sovietique, C. XIX-4 Octobre-Decebre, 1978 Newyork, 401.
16 İbid, 403.
17 İbid, 404.
18 İbid, 405.
19 Nadir Devlet, "Altınordu", Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, IX, İstanbul 1992, 167­168.
20 A.g.m., 177.
21 J. M. Rogers, Topkapı Textiles, The Topkapı Palace Museum, Costumes, Embroideries and Other textiles, West Germany 1986, 42. .
22 Halil İnalcık, The Ottaman Empire, The classical Age 1300-1600, London 1973, 131.
23 İbid, 132.
24 Ali İhsan Bağış, Osmanlı Ticaretinde Gayrimüslimler, Ankara 1983, 13.
25 Rogers, ibid, 42.

26 İnalcık, ibid. 132; Rogers, ibid, 42.
27 Alexsandra Beningsen et Chantal Lemercier-Quelquejay, "Les Marchands De la Cour Ottomane et la Commerce Des Fourrures Moscovites Dans la Seconde Moitie Du XVI. Siecle", Cahiers du MondeRusse et Sovietique, C. XI-3, Juillet-Semptembre 1970, 365.
28 İbid, 366.
29 İbid, 372.
30 İbid, 374.
31 İbid, 376.
32 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Mühimme Defteri (MD), nr: 58, 426, 427; nr: 29, 418; nr: 42, 176.
33 BOA, MD, nr: 34, 605; nr: 5, 1311; nr: 62, 469, 470.
34 BOA, MD, nr: 35, 211.
35 BOA, MD, nr: 7, 2744.
36 A. Beningsen-C. Lemercier, ibid, 379.
37 BOA, MD, nr: 3, 893.
38 BOA, MD, nr: 62, 468.
39 BOA, MD, nr: 42, 175.
40 BOA, MD, nr: 5, 1312.
41 BOA, MD, nr: 58, 510.
42 BOA, MD, nr: 35, 211.
43 Rusya Federasyonu Arşivi, Osmanlı'ya Ait Belgeler Katalogu, Dosya nr: 1, Belge nr: 18.
44 BOA, MD, nr: 7, 2730.
45 BOA, MD, nr: 12, 645; nr: 14, 1585.
46 BOA, MD, nr: 58, 509.

47 BOA, MD, nr: 5, 1313, 1314, 1315, 1316; nr: 49, 176; nr: 58, 426, 427.
48 BOA, MD, nr: 62, 466-467, 469, 470.
49 BOA, MD, nr: 53, 506, 507, 508; nr: 35, 211; nr: 58, 426, 427,
50 BOA, MD, nr: 62, 470.
51 BOA; MD; nr: 62, 467.
52 BOA, MD, nr: 34, 605; nr: 42, 176.
53 A. Beningsen-C. Lemercier, ibid, 388.
54 İbid, 389.
55 BOA, Maliyeden Müdevver (MAD) Tasnifi, nr: 3338, 50.
56 İstanbul Şeriye Sicili, İstanbul Kadılığı Mahkemesi, nr: 25, 21.
57 BOA, MAD, nr: 3338, 50.
58 BOA, A.g.d., 50-51.
59 BOA, A.g.d., 50.
60 BOA, A.g.d., 51-54.
61 Bu bilgiler tablo haline dönüştürülmüştür. Bk. Tablo 1, 2.
62 BOA. MD, nr: 48, 743.
63 BOA. MD, nr: 36, 68.
64 BOA A. MD, nr: 28, 862.
65 BOA, MD, nr: 29, 229.
66 BOA, MD, nr: 41, 903,
67 BOA, MD, nr: 27, 752.
68 BOA, MAD, nr: 3338, 54.
69 Oliver, Türkiye Seyehatnamesi (1790 Yıllarında Türkiye ve İstanbul), (Çeviren: Oğuz Gökmen), Ankara 1997, 167.

  
3695 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın