• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Beylikten İmaratorluğa Osmanlı Denizciliği / Prof. Dr. İdris Bostan

Osmanlı denizciliği, XIV. yüzyıl başlarına kadar giden bir Batı Anadolu deniz gaziliği geleneğine dayanmaktadır.1 Küçük bir kara beyliği olarak kurulmasına rağmen, sahillere ulaştıktan sonra denizcilik bilgi ve tecrübesini devamlı şekilde artırmaya çalışan Osmanlılar, kendilerine öncülük eden Batı Anadolu sahillerinde kurulmuş olan denizci beyliklerden tevarüs ettikleri donanma ve denizcilerden yararlanma yoluna gittiler. Söz konusu bu Anadolu beylikleri arasında yer alan Menteşe, Aydınoğulları, Saruhan ve özellikle coğrafî yakınlığı sebebiyle Karasi beylikleri Osmanlı denizciliğinin kuruluşuna önemli katkıda bulundular.2 Aslında bu denizci Türk beylikleri de donanmalarını kurarken yerli ahaliden yararlanmış ve onların tecrübelerinden istifade etmişlerdi.3 Bununla beraber bu beyliklerin deniz güçleri ve tecrübeleri olduğu gibi devralınamadığı ve yeterli olmadığı için Osmanlılar, her şeye yeniden başlamak zorunda kaldılar.

Osmanlılar, Karasi Beyliği'ni kendi sınırları içine kattıktan sonra (1347-48) denizlere ulaşınca bir donanmaya sahip olma ihtiyacını ilk defa ciddî bir şekilde gördüler. Orhan Bey zamanında yani Rumeli'ye geçiş sürecinde Osmanlı donanması, büyük ölçüde Karasi Beyliği'nin sahip olduğu donanmaya dayalı olarak tedricî bir şekilde arttı.4 Kısa zamanda Edincik, Gemlik, Karamürsel ve özellikle İzmit'te kurup geliştirdikleri tersaneler sayesinde Osmanlı Deniz Kuvvetlerinin ilk nüvesini kurdular. Hatta Karamürsel Bey'in kendi icadı olan ve onun adıyla anılan çekdiri tipi küçük geminin yüzyıllarca Osmanlı denizlerinde kullanılması ilk gayretlerin önemli ölçüde kalıcı olduğunu göstermektedir.5

XVI. yüzyıl başlarında bir deniz imparatorluğuna dönüşen Osmanlı denizciliğinin geçirdiği yüzelli yıllık dönemde meydana gelen gelişmeler için bazı önemli değişim noktaları tespit etmek gerekmektedir. Bunları Yıldırım Bayezid'in Gelibolu'yu donanma üssü ve tersane olarak teşkil etmesi, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethederek Karadeniz ile Akdeniz'e açılma süreci, II. Bayezid'in sessiz ve derinden devam eden hazırlık dönemi ve Yavuz Sultan Selim'in İstanbul tersanesini üs haline getirme safhası olarak ele almak doğru olacaktır.

Rumeli'de İlk Adım

Osmanlılar, Gelibolu'yu fethetmek (1354) suretiyle başladıkları Rumeli fütuhâtını bir taraftan Balkanlar'a doğru genişletirken, diğer taraftan denizlere yönelterek yeni politikalar şeklinde geliştirmeye çalıştılar. Bu sebeple Gelibolu, Osmanlıların sadece Balkanlar'a açıldığı ilk kapısı ve hareket üssü değil, aynı zamanda denizlere çıkışının da ilk hareket noktası olmuştu. Yine Osmanlı ordularının Anadolu'dan Rumeli'ye geçişlerinde tek güvenli noktayı teşkil eden Gelibolu sayesinde boğazın güvenliğini sağlamak mümkün olmakta idi. Bu sebeple Gelibolu'da geçiş için yeterli sayıda gemi bulundurmak da önemli bir zaruret idi. Nitekim, 1388'de Balkanlar'da oluşturulan yeni Sırp ittifakına karşı koymak için harekete geçen I. Murad, Anadolu'daki Osmanlı ordusunu, Gelibolu Beyi Yence Bey'in hazırladığı gemilerle Gelibolu'ya geçirmişti. Gelibolu beyine "sen gemiyi bekle, azablarla bunda otur, tâ ki kâfir gemiyle gelüp bir fesâd etmesün, key ihtiyât eyle" diye talimat veren I. Murad, aynı zamanda Osmanlı deniz politikalarının ilk hedeflerini de göstermiştir.6

Osmanlılar, Rumeli'ye yerleştikten sonra Çanakkale Boğazı'nı ve Marmara sahillerini muhafaza edebilmek için Gelibolu'da önemli bir tersane kurmaya ve bir donanma tesis etmeye çalıştılar. Çünkü bu tarihlerde gerek Karadeniz ve gerekse Ege Denizi'nde önemli ticaret kolonileri kurmuş bulunan Venedik ve Ceneviz ciddî bir tehdît oluşturuyordu. Bu durum karşısında ilk köklü faaliyetleri başlatan padişah Yıldırım Bayezid oldu. O, boğazların stratejik ve iktisadî nokta-i nazardan ne derece önemli olduğunu takdir ederek Gelibolu'yu bir deniz üssü olarak kurmaya çalıştı. Bu amaçla 1390 yılında Saruca Paşa'yı kapudan-ı deryâlık görevine getirerek Gelibolu'daki limanı tahkim ve tersaneyi yeniden tamir ve inşa ettirdi. Bu çalışmalar sonunda Gelibolu tersanesi, üç sıra kürekli kadırgaların barınmasına müsait limanı, gemi inşa tezgahları, malzeme depoları, gemilerin su ihtiyacını temin için sahildeki çeşmeleri, peksimet fırınları ve baruthanesi ile tam teşekküllü bir devlet tersanesi halini aldı. Bundan sonra Boğaz'ın Türk hakimiyetinde olduğu ilan edildi ve boğazdan geçecek gemilerin kontrol edilmesine başlandı. Bu dönemde Gelibolu'daki Osmanlı donanması 60 gemiden oluşmakta idi.7

Osmanlı-Venedik Rekabeti

Çelebi Mehmed'in Osmanlı birliğini yeniden tesis ettikten sonra donanma işlerine önem vermesi Gelibolu kalesini sağlamlaştırarak Boğaz Muhafızlığını canlandırması, Osmanlı Devleti'nin deniz savaşlarında başarılı sonuçlar almasını temin etti. Dönemin ünlü Türk denizcisi Çalı Bey, Gelibolu tersanesinde hazırlanan donanmasıyla Venediklilere karşı yaptığı büyük deniz savaşında (1416) yenildi ise de, Boğaz'ın kontrolünü elinde tutmaya devam etti.

Bu dönem Osmanlı denizciliği üzerinde, İtalya şehir devletlerinden olan ve denizlerdeki ticareti ve hakimiyeti elinde tutan Venedik ve Ceneviz gibi iki büyük devletin deniz teknolojisi ve personel takviyesi bakımından önemli etkisi olmuştu. Ceneviz'in dostane ilişkilerine karşılık Venedik'in zaman zaman düşmanca ilişkiler içinde olması Osmanlıların bu iki devletin denizciliğinden ne şekilde yararlanmış olabileceği konusunda da fikir vermektedir. Cenevizliler, rakipleri Venediklilere oranla çok eski bir tarihte, daha Orhan Bey'in saltanatının ilk senelerinde Osmanlılar ile dostane ilişkileri başlatmış olmanın avantajlarını da kullanmışlardır. Bu sebeple denizlerde hakimiyet mücadelesi yapan bu iki devletten Ceneviz'in yanında yer alan Osmanlıların kendi mücadelelerinde de Cenevizli denizcilerden yararlanmış olmaları tabiidir. Nitekim, 1416 Osmanlı-Venedik deniz savaşında görev yapan ücretli denizcilerin çoğunluğunu başta Cenevizliler olmak üzere pek çok latin teşkil etmişti. Buna karşılık tersane ve gemi teknolojisinin geliştirilmesinde ise Akdeniz dünyasının en ünlü deniz imparatorluğu olan Venedik'in tesiri görülmüştü.8

II. Murad devrinde Gelibolu'daki deniz üssü takviye edildi ve bunun sonucu olarak 1429'da Ege denizine açılan Osmanlı donanması Venedik hakimiyetindeki bazı adaları yağma ettiği gibi karadan kuşatılan Selanik'i denizden abluka altına almayı başardı (1430).9

İstanbul Kuşatması ve Karadan Gemi Yürütülmesi

II. Mehmed'in İstanbul kuşatması ile ilgili hazırlıkları arasında denizden gelebilecek her türlü yardımı önlemek ve deniz yolu güvenliğini sağlamak bulunuyordu. O, bu amaçla Anadolu Hisarı'nı tamir ettirdiği gibi tam karşısına Rumeli Hisarı'nı yaptırmakla Karadeniz'e geçişi kontrol altına almış, daha sonra Çanakkale Boğaz'ın girişindeki iki sahile karşılıklı olarak Sultaniye ve Kilidbahir kalelerini inşa ettirerek İstanbul'u denizden abluka altına almış ve böylece Akdeniz'le Karadeniz arasındaki ticaret yolunun hakimiyeti Osmanlılara geçmişti. Nihayet 1452'de diğer adı Boğazkesen olan Rumeli Hisarı yapılarak Karadeniz'den İstanbul'a yardım maksadıyla gelecek her türlü iâşe ve mühimmat ikmâli denetim altına alınmış oldu. Ayrıca bunu teyid etmek amacıyla bir duyuruda bulunularak Boğaz'dan geçecek bütün gemilerin hisar önünde durmaları ve selâmiyye akçesi ödedikten sonra geçiş izni alarak yollarına devam etmeleri şartı getirildi. Aksi takdirde hangi devlete ait olursa olsun izinsiz geçmeye teşebbüs edecek gemiler Rumeli hisarına yerleştirilmiş toplarla batırılacaktı. Nitekim çok geçmeden Kasım 1452'de, Karadeniz'den İstanbul'a tahıl getiren bir Venedik gemisi denetim emrine uymayınca hisardan açılan top ateşiyle batırıldı. İstanbul'un fethindenen sonra ise, bu denetim daha da sıkılaştırıldı ve Boğaz'dan geçen her gemi, içinde kaçak mal ve köle olup olmadığı konusunda teftiş edilidi.10

II. Mehmed'in İstanbul'u fetih maksadıyla başlattığı hazırlıklar arasında Gelibolu'daki faaliyetler de önemli yer tutmaktadır. O'nun ilk saltanat yıllarında Gelibolu tersanesi yeniden tahkim edildiği gibi kaptan-ı derya Baltaoğlu Süleyman Bey11 burada eski gemileri tamir ve yeni gemileri inşa ettirdi. Böylece teşekkül eden ve irili ufaklı 350-400 gemiden oluşan Osmanlı donanması, İstanbul'un fethinde ciddî bir rol üslenmiş olmasa bile, caydırıcı etkisi olduğu ve şehri abluka altında tuttuğu âşikardır. Şehrin kuşatılması sırasında donanmaya ait gemilerden bir kısmının karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesi ve bu uygulamanın daha sonra 1456'da Belgrad12 ve 1470'de Eğriboz13 kuşatmalarında da tatbik edilmesi, üzerinde yüzlerce yıl konuşulan önemli bir taktik olarak tarihe geçmiştir.14 23 Nisan sabahı yetmiş civarında küçük Türk gemisinin Haliç'e indirilmesi hem Bizanslıları ve hem de Venediklileri şaşırtmış, ilk anda bunları yok etmeyi planlayıp ateş gemileriyle hücum etmişlerse de nihayet Türk topçusunun açtığı ateşle Venedik kadırgası batırılmış ve çıkan çatışma Osmanlıların üstünlüğü ile sona ermiştir.15

İstanbul fatihi, fetihten sonra bir müddet Bizans'tan intikal eden Kadırga limanını tersane olarak kullanmış ve daha sonraları Haliç'te şimdiki tersanenin bulunduğu tarafta Bizans tersanesinin kalıntıları üzerine birkaç gözden ibaret olan ilk tersanesini kurmuş, yanına bir de mescid ve divanhane yaptırmıştı.16

Açık Denizlere Yönelme

İstanbul'un fethi, Osmanlı deniz politikalarının daha uzak denizlere yöneldiği ve iç denizlerdeki mücadelenin açık denizlere doğru çevrildiği bir dönemin başlangıcı olmuştur. Özellikle fethi takip eden senelerde Sadrazam Mahmud Paşa'nın Karadeniz sahillerindeki Amasra, Sinop ve Trabzon Rum İmparatorluğu'nu Osmanlı topraklarına katması (1461)17 ve Gedik Ahmed Paşa'nın Kırım seferi ile Kefe başta olmak üzere bazı mühim mevkileri Cenevizler'den alması (1475).18 Karadeniz'i bir Türk gölü haline getirmek için Fatih'in attığı ilk ve önemli adımlardır.

1463-1479 yılları arasında onaltı yıl süren Osmanlı-Venedik savaşları, denizlerde ve Venedik idaresinde bulunan sahil şehirlerinde cereyan etmiş, bu arada Eğriboz (1470) fethedilmiş, Arnavutluk sahillerinin önemli bir kısmı Osmanlıların eline geçmişti. Nihayet Osmanlı-Venedik anlaşmasının (1479) sağlanması, Osmanlıların denizlerde ilerlemesini cesaretlendirmiştir. Bu noktadan bakıldığında Fatih'in son yılları Osmanlı denizciliğinin Batı Akdeniz'e açılma teşebbüslerinin başladığı bir dönem olmuştur. Nitekim, Gedik Ahmed Paşa kumandasında 1480'de İtalya'nın Pulya sahillerine gelen Osmanlı donanması Napoli Krallığı'na bağlı olan Otranto limanına demirlemiş ve karaya asker çıkartarak Otranto ve civarını fethetmiştir. Aslında İtalya fütuhâtını devam ettirmek isteyen Gedik Ahmed Paşa, Fatih'in ölümü üzerine geri çağırılınca19 bir seneden fazla Osmanlı idaresinde kalan Otranto, yeniden Napoli Krallığının eline geçmiştir. İtalya seferinin devam edememesinde Cem meselesinin olumsuz etkisi büyük olmuştur. Osmanlı donanmasının İtalya seferine çıktığı 1480 senesinde bir başka donanma Mesih Paşa kumandasında Rodos üzerine gönderilmişse de kuşatma başarılı olmamıştır.20 Bununla beraber aynı sene içinde iki önemli deniz seferinin düzenlenebilmiş olması da göstermektedir ki, Osmanlı deniz beyliği deniz gücünü arttırarak artık bir deniz imparatorluğu olma yolunda ilerlemektedir.

II. Bayezid devri Osmanlı denizciliği, Fatih Devri'nde geliştirilen Osmanlı deniz politikalarının devamı mahiyetindedir. 1484'te Karadeniz'in en önemli ticaret limanlarından olan Kili ve Akkirman'ın alınması üzerine güney-kuzey ticaretinin bütün çıkış noktaları Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.21 Bu sayede Karadeniz'in ünlü ticaret limanları İmparatorluğun başşehri İstanbul ile Doğu Avrupa arasındaki ticaretin antrepoları haline geldiler.22

Karadeniz'de hakimiyet sağlandıktan sonra yeniden Akdeniz'e dönen Osmanlı deniz politikası, bir taraftan tersanelerini geliştirirken diğer taraftan hummalı şekilde gemi inşa etmektedir. Bunun sonucu olarak giderek denizlerde güçlenen Osmanlılar, 1499'da İnebahtı, 1500'de Moton, Koron ve Navarin'i aldılar.23 Böylece Akdeniz'deki Osmanlı varlığı giderek kökleşmeye ve Osmanlı denizcileri daha iyi tanımaya başladıkları bu denizde tecrübelerini arttırmaya başladılar.

Fatih devrinde oldukça önem kazanan Osmanlı donanması, II. Bayezid devrinde sayıca Akdeniz'in en kuvvetli donanmasına sahip olan Venedik donanmasını geçmiş olsa bile henüz yeterince üstün ve tecrübeli denizcilere sahip değildi. Özellikle Venedik ve müttefikleriyle yapılan ve uzun süren deniz savaşlarından sonra Osmanlı gemi inşa teknolojisinde değişiklikler oldu. Uzun süredir Venedik, Ceneviz ve İspanyol gemilerini yakından inceleyen Osmanlı denizcileri Venedik gemileri tarzında çekdiri ve kalyon, İspanyol gemileri tarzında göke inşa ettiler. Kadırga ve kalyon arasında iki katlı yelkenli bir gemi çeşidi olan gökeden iki tane yaptırılarak Kemal ve Barak Reislerin emrine verildi.

XV. yüzyılın sonlarında Osmanlıların takip ettikleri deniz politikalarının sonuçları olarak şunları söylemek mümkündür. "Fatih ve II. Bayezid devri donanmaları, Ceneviz'in Karadeniz'deki kolonilerini bölgeden uzaklaştırmışlardır.

Yine Doğu Akdeniz ve Ege'deki Venedik ve Ceneviz gücüne de büyük darbe indirmişlerdir. Bu savaşlar sonunda muzaffer Osmanlı donanması, Akdeniz'deki geleneksel deniz teknolojisini önceki sahiplerinden kendi dünyalarına aktarmayı başarmışlar"24 ve Akdeniz'deki hakimiyet mücadelesinde varlıklarını göstermeye başlamışlardır.

Ünlü Akdeniz tarihçisi Braudel'in dediği gibi "kıta savaşlarına ve korsanların çapulculuklarına rağmen en azından XII. yüzyıldan itibaren Hıristiyan himaye ve koruması altında bulunan Akdeniz'de uzun süre bir düzen vardı ve bu düzen, Osmanlıların Akdeniz'de varlık göstermelerine kadar sürdü.25

Denizlerde Yeni Hedefler

XV. yüzyılın ikinci yarısında Akdeniz'de iki yeni gücün ortaya çıktığına şahit olunmaktadır. Osmanlıların İstanbul'u fethi (1453) üzerine tarihe intikal eden Bizans İmparatorluğu ile İspanya'nın Endülüs İslam Devleti'ni tarih sahnesinden uzaklaştırması üzerine her iki devlet donanmalarını geliştirerek Akdeniz'e açıldılar ve Orta Akdeniz'de karşılaşarak yüzyıldan fazla sürecek bir mücadele başlattılar.26 Bu dönemde İspanya'nın Akdeniz'e girmesi üzerine Osmanlılar Adriyatik ve Kuzey Afrika'ya yöneldiler.

II. Bayezid döneminde denizlerde mücadele başlatılan iki önemli alan karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri Akdeniz'in batı ucunda yer alan İspanya'da, katliama maruz kalan Endülüs Müslümanlarının feryatlarına cevap vermek üzere İspanya'ya karşı, diğeri ise Hint Denizlerine ulaşan Portekizlilerin tehdit ettiği Kızıldeniz sahillerindeki Müslüman beldelerin, özellikle Mekke ve Medine gibi kutsal toprakların korunması için yardım talebinde bulunan Mısır'daki Memluk Devleti'nin isteklerini yerine getirmek üzere Portekizliler'e karşı denizlere açıldılar. Böylece Osmanlılar Akdeniz ve Kızıldeniz gibi iki önemli denizde iki büyük deniz imparatorluğuna karşı hakimiyet mücadelesine başlamış oldular.

Osmanlı-Endülüs Yakınlaşması

Endülüs Müslümanları, İspanya tarafından din değiştirme mecburiyetine tâbi tutulmaları üzerine kendilerini kurtarabileceğini düşündükleri Osmanlı padişahı II. Bayezid'den yardım istemişlerdi. Ancak o sırada Şahzade Cem Meselesi ve Memlûk Devleti ile meşgul olan Osmanlıların Endülüs'e donanma ile yardımları yeterince gerçekleşmemişti. Bununla beraber denizlerde giderek müstakil hareket eden Kemal Reis ve benzeri denizcilerin kendi imkanlarını seferber ederek Endülüs Müslümanlarını kurtarma teşebbüsleri yararlı olmuştur. Bu dönemde ve Barbaros Hayreddin Paşa'nın Osmanlı donanmasınını başında Akdeniz'de bulunduğu sırada, müdeccel taifesi veya moriskolar olarak da tanımlanan İspanya Müslümanlarının kısmen Kuzey Afrika'ya taşındığı, çoğunluğun ise kendi topraklarında kaldığı bilinmektedir. Moriskoların İspanyollara karşı kendilerini koruma mücadelesi XVII. yüzyılın başlarına kadar devam etmiş, nihayet tarih sahnesinden silinmeleri ile sonuçlanmıştır.27 A. Hess, Endülüs Müslümanlarının Osmanlıların İspanya'daki beşinci kolu olarak varlıklarını sürdürdüklerini ifade etmektedir.28

Korsanlığın Ortaya Çıkışı

XV. yüzyıl Osmanlı denizciliğine damgasını vuran en önemli özellik, denizlerde tarih kadar eski olan korsanlığın ön plana çıkmasıdır. Akdeniz'de Osmanlı Korsanlığının gelişimi ise XV. yüzyılın sonlarında çoğu isimsiz deniz korsanlarının yarı resmî faaliyetleri ile başlamıştır.

Burada Türk korsanları ile ilgili bir imajın mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir. Daha çok haydutluk olarak anlaşılmak istenen korsanlığın aslında İslam hukukunun prensiplerine göre hareket eden ve İslâm'ın cihad ve gazâ anlayışının bir gereği olarak karada sınır boylarında öncü kuvveti olarak mücadele veren akıncıların denizlerdeki benzeri olduğunu hatırlamak lâzımdır. Bu sebeple Osmanlı korsanları devlet hizmetinde veya kendi adlarına savaştıkları zamanlarda dahi İslam hukukuna göre inanç savaşı yapmışlardır. Bunun sonucu olarak bu dönemde kendilerinden daha çok levend veya gönüllü levend şeklinde bahsedilen Osmanlı korsanları hukuk dışına çıktıkları zaman "haramî levend" olarak adlandırılmışlar ve bu yüzden cezalandırılmışlardır.

Osmanlı deniz korsanlarının XV. yüzyılın sonlarına doğru Akdeniz'de gelişmeye başladığını gördüğümüz faaliyetlerinin ileride gelişecek olan Osmanlı donanmasına önemli bir destek teşkil ettiğini unutmamak gerekmektedir. Nitekim, Osmanlı devlet donanmasının güçlü bir şekilde Akdeniz'de görülmeye başlamasıyla korsan gemileri devlet donanmasına iltihak etmişler ve böylece güçlerini birleştirmişlerdir. Osmanlı donanmasının sefere çıktığı senelerde donanmanın emrinde ve maiyyetinde hareket eden korsan gemileri diğer zamanlarda bağımsız hareketlerini sürdürmüşlerdir. Bunun en güzel örneklerini oluşturan Kemal Reis ile Barbaros Hayreddin Paşa arasında geçen dönemde yetişen denizcilerin aslında birer korsan olarak denizlerde görülmeye başladıkları ve sonra devlet hizmetinde resmî faaliyet gösterdikleri bilinmektedir.29

Akdeniz'deki ilk mücadeleler sırasında korsanlar ferdi hareket ediyorlardı ve organize değillerdi. Daha sonraki yıllarda fetihler geliştikçe Osmanlı devlet donanması ile birlikte hareket ettiler veya devlet hizmetine girerek Batı Akdeniz'e kadar ulaştılar ve İspanya ile boy ölçüşmeye teşebbüs ettiler.

Osmanlı Denizcileri Kızıldeniz'de

XV. yüzyılın sonlarında coğrafî keşiflerin önünü açtığı Portekizli denizciler, Ümid Burnu'nu dolaşarak ulaştıkları Hintistan'daki30 emtiayı süratle ülkelerine taşıma denemelerine başlamışlardı. Kısa sürede cesaretlenen Portekizliler, bölgede daha önce faal olan baharat ticaretinin Mısır bağlantı yolunu işlemez hale getirmek amacıyla Kızıldeniz'e hakim olmaya teşebbüs ettiler. Bu amaçla 1503­1513 arasında birçok defa Kızıldeniz'e girmeye ve Arap yarımadası veya Afrika kıyılarında tutunmaya ve bu sayede Hintistan ticaretini kontrol altına almaya teşebbüs ettilerse de muvaffak olamadılar.

Bu mücadelede Memluklar, önce kendi imkanlarıyla Portekizlilere karşı koymayı denediler. Ancak 1509'daki mağlubiyetten sonra, deniz güçleri kafi gelmediğinden Osmanlılardan yardım istemek durumunda kaldılar. Artık bütün İslam âlemi, Kutsal toprakların güvenliğini de tehdit eden Portekizlilere karşı durabilecek tek gücün Osmanlılar olduğunu görmekte idi. Bu sebeple ilk defa 1510'da Kansu Gavri, Osmanlı padişahı II. Bayezid'den Süveyş'te bir donanma inşası için yardımcı olunmasını istedi. Bu yardımlar içinde en önemlisi Selman Reis'in Süveyş'te inşa ettiği donanma idi. Eylül 1515'te Selman Reis kumandasında Süveyş'ten yola çıkan ondokuz gemiden müteşekkil Memlûk donanmasındaki askerlerin büyük çoğunluğunu da yeniçeri, levend ve para ile tutulmuş Anadolulu Türkmenler teşkil ediyordu. Bu donanmanın Kızıldeniz'de henüz hakimiyeti kurmaya çalıştığı sırada Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethettiği (1517) haberleri her tarafa yayıldı ve Selman Reis görevini Osmanlı padişahının emrinde sürdürmek üzere Süveyş'e döndü. Bundan sonra Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Denizlerindeki mücadele Osmanlı padişahları tarafından yürütülecektir.31 Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fet Hinten sonra Kızıldeniz vasıtasıyla Hint Okyanusu'na fiilen ulaşan Osmanlılar, böylece yeni bir dünyaya açılmış oldular. Karşılarında ise Hindistan ve Uzakdoğu'ya hakim olarak buranın emtiasını ele geçirme ve ticaret yollarını değiştirme mücadelesi veren Portekizlileri buldular.

Akdeniz ve Kızıldeniz'de başlayan bu uzun mücadelenin sonucu olarak XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devamlı gelişen Osmanlı donanması bir imparatorluk donanması haline gelmeye başladı.32

İmparatorluk Donanmasının Teşkili ve Akdeniz Fütuhâtı

Osmanlılar, Akdeniz'de ticaretin merkezi haline gelmiş olan Suriye ve Mısır limanlarını ele geçirerek Doğu Akdeniz kıyılarını hakimiyetleri altına aldılar. Gerek Portekiz tehlikesi ve gerekse yeni fethedilen bölgelerin sahillerini koruma ve denizleri kontrol altında tutma zorunluğu deniz meselelerine son derece önem vermeyi gerektiriyordu. Bu sebeple Yavuz, donanmanın geliştirilmesi amacıyla Haliç'te eskiden mevcut tersanenin Galata'dan Kağıthane'ye kadar genişletilmesine ve çok sayıda gemi inşa tezgâhı kurulmasına önem verdi. Başta sadrazam Pirî Mehmed Paşa olmak üzere devrin diğer devlet ricâli de tersane ve donanma inşası ile yakından ilgilendiler ve İstanbul'daki Galata tersanesi bir imparatorluk tersanesi olarak hizmet vermek üzere inşa edildi (1515). Yavuz Sultan Selim'in İbn-i Kemal'e belirttiği gibi tersanenin 300 gemi yapımına uygun kapasitede yapılması düşünülmüştü.33 Bu teşebbüslerin ne derece uygulanmış olabileceğini anlamak için A. Hess'in "1515 senesinde Yavuz'un 400 gemilik bir donanma vücuda getirdiği haberlerinin Memluklar tarafından korkuyla takip edildiği"34 konusunda verdiği bilgi ile birleştirmek isabetli olacaktır. Bilhassa Gelibolu sancakbeyi, Cafer Bey'in donanma komutanlığı sırasında Mısır seferi için yapılan hazırlıklar gibi, yeni deniz seferleri için yeni donanmalar inşa edilmeye başlandı.35

Yavuz'un Mısır'ın fehinden sonraki ilk hedefi Anadolu'nun hemen ucunda yer alan ancak henüz fethedilmemiş olan Rodos idi. Ancak onun vefatı ile yarım kalan hazırlıklar oğlu Kanuni tarafından tamamlanmış ve 1522'de Rodos adası fethedilmiştir.36 Osmanlı padişahları içinde denizlerin önemini en fazla idrak eden şüphesiz Kanuni Sultan Süleyman olmuştur. O'nun deniz siyasetine verdiği önem en az kara siyasetine verdiği önem derecesinde idi. Bu sebeple Kanuni dönemi denizciliğinin de Akdeniz ve Hint denizleri olmak üzere iki önemli mücadele alanı vardı.

Osmanlıların Avrupa'daki topraklarını hakimiyet altında tutabilmesi için Akdeniz'e Mısır, Arap Yarımadası ve civarına hükmedebilmesi için de Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne hakim olması gerekiyordu. Bunu sağlamak üzere Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük deniz filoları kurarak denizlerde üstünlük sağlaması ve bir deniz imparatorluğu halinde teşkilatlanması gerekiyordu.

İlk Deniz Beylerbeyi:

Hayreddin Paşa

Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatının ilk yıllarında Doğu Akdeniz'in Osmanlı hakimiyetine girmesi üzerine mücadele Orta ve Batı Akdeniz'e intikal etti. Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'de yeni bir mücadeleye başladığı bu sıralarda bir başka Türk denizcisi, maiyyetiyle birlikte Kuzey Afrika'da İspanyollarla kıyasıya mücadele ediyordu. Bu denizci, korsanlıktan yetişen ve süratle temayüz ederek ileride Akdeniz dünyasının kaderini değiştirecek olan Barbaros Hayreddin Paşa idi.

Osmanlı Bahriye Tarihi'nde Barbaros Hayreddin Paşa'nın Osmanlı Donanması hizmetine girmesi ve denizcilikle ilgili bir eyaletin teşkili ile onun beylerbeyliğine ve donanma komutanlığına getirilmesi bir dönüm noktası olmuştu. Cezayir sultanı olarak meşhur olan Hayreddin Reis, Kanuni'nin kendisini daveti üzerine Kasım 1533'te İstanbul'a gelmiş ve bizzat padişah tarafından kabul edilmiştir. Derya Beylerbeyliğine getirilmesi uygun görülen Hayreddin Reis, Irakeyn seferi hazırlıkları için Halep'te bulunan İbrahim Paşa'nın yanına gönderilmiş ve hükümet işlerinden sorumlu olan sadrazam onu Şubat 1534'te Cezayir Beylerbeyi (mirmîrân-ı deryâ) olarak tayin etmiştir. Onun Osmanlı hizmetine girdiği ve Osmanlı donanmasının kapudan-ı deryalığına getirildiği haberleri Avrupa devletleri üzerinde büyük bir yankı uyandırmıştı. Yabancı gözlemcilerin ifadesiyle, Fransa ve İspanya kralları onu kendi taraflarına çekebilmek için teşebbüslerde bulunmuşlar, O. ise Osmanlı hizmetine girmeyi Cezayir Sultanı olmaya tercih etmişti.37

İstanbul'a döndükten sonra ilk iş olarak tersaneye yeni bir düzen veren Barbaros Hayreddin Paşa, gemi mühendisliği ve inşası konusundaki eksikleri gidermeye çalıştı. Çünkü o ve beraberindekiler, sadece usta bir denizci olmakla kalmamışlar, yıllar süren denizcilikleri sırasında gemi inşa ve tamirleri sırasında gemi inşa ve tamir işlerinde de uzmanlaşmışlardı. 1534 kışını İstanbul tersanesinde yoğun bir çalışma ile geçiren Hayreddin Paşa, Osmanlı donanmasını bir imparatorluk donanması olarak Akdeniz'e çıkarmak üzere yeniden teşkil etmiştir. Bu maksatla Kanuni Sultan Süleyman tarafından seferle görevlendirilen ve hil'at giydirilen Kapudan Paşa, Mayıs 1534'te 100

gemiden oluşan donanması ile Tunus'a doğru yola çıkmıştı. Önce İtalya kıyılarını yağmalayan Barbaros, sonra Benzert'e gitmişse de İspanya kralı V. Karlos'un 300 gemilik donanması ile Tunus'a gelmesi ve karaya asker çıkarması üzerine Barbaros Cezayir'e çekilmek zorunda kalmıştı. İstanbul'a dönerken Mayorka adasına saldıran ve pek çok esir ve ganimet alan Barbaros, böylece deniz beylerbeyi olarak ilk seferini tamamlamış oldu.38

Barbaros Hayreddin Paşa'nın Akdeniz'deki hakimiyet mücadelesinde en önemli başarısı Osmanlı denizciliği için bir dönüm noktası olan Preveze Deniz Savaşı'dır (1538). Bu savaşın kazanılmasında Barbaros'un taktik dehâsının yanında donanmadaki gemi türlerinin de etkisi olmuştur. Preveze zaferi ile Hıristiyan dünyası Akdeniz'deki hâkimiyetini İslâm dünyası lehine kesin olarak kaybetmiştir. O zamana kadar bir kara imparatorluğu görünümünde olan Osmanlı İmparatorluğu'nun artık bir deniz imparatorluğuna dönüştüğü görülmektedir.

Kanuni devrinde Osmanlı Deniz gücünün ikinci mücadele bölgesi olan Hint denizlerine çıkmaları da yine önemli hadiselerle gerçekleşmiştir. Mısır'ı fethederek Kızıldeniz'e ulaşan Osmanlılar, Bağdat ve Basra'nın fethi ile de Basra Körfezi'ne ulaşmak suretiyle Portekiz'e karşı mücadelesini iki cephede sürdürmüştür. Yemen ve Habeş Eyaletleri Kızıldeniz'in, Basra ve Lahsa Eyaletleri de Basra Körfezi'nin korunması amacıyla organize edilen yeni eyaletler olarak aynı dönemlerde kuruldular ve Osmanlı Devleti'nin Güney Siyaseti'ne yön veren idarî merkezler oldular. Süveyş tersanesi ile Basra tersanesinde hazırlanan donanmalar sayesinde mücadelelerini Hindistan'a ve Uzakdoğu'ya kadar ulaştıran39 Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz mücadelesini kazandığı gibi, Hint Denizi'nde de etkili oldu.



1 Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600), I, İstanbul 2000, s. 55.
2 Batı Anadolu'daki denizci Türk beyliklerinin ortaya çıkışını ve özellikle Aydınoğlu Umur Bey'in Ege Denizi'ndeki faaliyetlerini Enverî'nin Düsturnâme'sini esas alarak dönemin diğer kaynakları ve yapılan araştırmalarla mukayese etmek suretiyle inceleyen bir araştırma için bk. Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium, and the Crusades", The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington 1987, s. 309-341.
3 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri, İstanbul 1990, s. 342-343.
4 Karasi Beyliği'nin Osmanlı hakimiyeti altına girmesi ve donanmasının durumu ve Osmanlıların Rumeli fütuhatındaki rolü konusunda bk. Zerrin Günal Öden, Karası Beyliği, Ankara 1999, 62, 80-82.
5 Karamürsel gemisi ile ilgili olarak bk. İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, Ankara 1992, s. 88.
6 Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ, (yay. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1995, I, 248-249. Neşrî'nin bu kaydını başka bir kaynakta bulmak mümkün olmamıştır. İsmi Yünc şeklinde de okunması mümkün olan Gelibolu beyinin aynı zamanda kaptan-ı deryâ olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
7 Gelibolu'nun Osmanlı denizciliğindeki yeri konusunda bk. İdris Bostan, "Osmanlıların Denizlere Açılma Sürecinde Gelibolu", Avrupa'ya İlk Adım, Uluslararası Sempoyum, İstanbul 2001, s. 48-49.

8 Osmanlı-Ceneviz ve Osmanlı-Venedik ilişkilerinin tarihî seyri ve Osmanlı denizciliğinin bu iki devletten nasıl etkilendiği konusunda bk. Turan, Türkiye-İtalya, s. 191-308, 342-343. Osmanlı Denizciliğinin Venedik'ten etkilenmesi ile ilgili ayrıca bk. Bostan, Tersâne-i Âmire, s. 1, 3, 83, 101.
9 1423'te başlayıp yedi yıl süren Selanik kuşatmasının Venedik tarafından nasıl ilgiyle takip edildiği ve şehrin kurtarılması için yapılan teşebbüsler konusunda bk. Turan, Türkiye-İtalya, s. 285­296; Ayrıca bk. Donald M. Nicol, Bizans ve Venedik, (çev. G. Ç. Güven), İstanbul 2000, s. 346-359.
10 Dukas, Bizans Tarihi, s. 152; Boğaz'dan geçiş ile ilgili bazı uygulamalar için bk. Nicol, Bizans ve Venedik, s. 380-381. Bu dönemde İstanbul Boğazı'ndan geçişin tabi olduğu kurallar ve Karadeniz'in ticarî ehemmiyeti konusunda bk. İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu, s. 329; Halil İnalcık, "The Question of the Closing of the Black Sea under the Ottomans", Arkheion Pontou, Athens 1979, s. 74-89.
11 Biyografisi için bk. İdris Bostan, "Baltaoğlu Süleyman Bey", Diyanet İslâm Ansiklopedisi, V, 41.
12 Tursun Bey, Târîh-i Ebü'l-feth, (haz. M. Tulum), İstanbul 1977, s. 80-81; İbn Kemâl, Tevârih-i Âl-i Osman, VII. Defter, haz. Ş. Turan, Ankara 1991, s. 126;.
13 Tursun Bey, Târîh, s. 147; İbn Kemâl, Tevârih, VII, 288.
14 İstanbul kuşatması öncesinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey de donanmasını Atina Körfezi ile İnebahtı Körfezi arasındaki altı millik mesafeyi (bugünkü Korint Boğazı) karadan geçirmiş ve Keşişlik (Germe/Hexamilion) adasını fethetmiştir (Pîrî Reis, Kitab-ı Bahriye, İstanbul 1988, c. 2, vr. 158a). Tafsilat için bk. Himmet Akın, Aydın Oğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, Ankara 1968, s. 44-45.
15 Bu hususta dönemin Osmanlı kaynaklarında yer alan bilgilerin değerlendirilmesi için bk. İbn Kemal, Tevârih, s. 52-53, dipnot 3; Selahattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed'in Siyasî ve Askerî Faaliyetleri, İstanbul 1971, s. 72-78. Ayrıca bk. Dukas, Bizans Tarihi, (çev. Vl. Mirmiroğlu), İstanbul 1956, s. 166; Nicol, Bizans ve Venedik, s. 387. Colun Imber, The Ottoman Empire 1300-1481, İstanbul 1990, s. 153.
16 Bostan, Tersâne-i Âmire, s. 3.
17 Mahmud Paşa'nın Karadeniz kıyılarındaki deniz harekâtı için bk. Theoharis Stavrides, The Sultan of Vezirs, The Life and Times of the Ottoman Grand Vezir Mahmud Pasha Angeloviç (1453­1474), Leiden 2001, s. 132-134, 138-140.
18 Kefe ve diğer Kırım sahil şehirlerinin Osmanlı idaresine girişi ve bölgenin XVI. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için haiz olduğu önem konusunda geniş bilgi Yücel Öztürk'ün Osmanlı Hakimiyetinde Kefe 1475-1600, (Ankara 2000.) adlı eserinde bulunmaktadır. Kefe'nin fethi sonrasına ait şehrin ticarî kapasitesini gösteren bir gümrük defterinin neşri için bk. Halil İnalcık, The Customs Register of Caffa, 1487-1490, (ed. V. Ostapchuk), Cambridge (MA) 1996.
19 Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osman, (yay. F. Babinger), Hannover 1925, s. 131.
20 Rodos'un Fatih devri kuşatması için bk. Nicolas Vatin, L'Ordre de Saint-Jean-de-Jerusalem, l'Empire Ottoman et la Mediterranee orientale entre les deux sieges de Rhodes 1480­1522, Paris 1994, s. 148-149.
21 Matrakçı Nasûh, Târih-i Sultan Bayezid, TSMK, Revan 1272, vr. 6b-10a.
22 İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu, s. 348-349.
23 Matrakçı, Târih, vr. 21a-28a.
24 Colin Imber, "The Navy of Suleyman the Magnificient", Archivum Ottomanicum, VI, The Hague 1980, s. 211.
25 Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, (çev. M. A. Kılıçbay), İstanbul 1990, II, 176.
26 Bu konu ve Osmanlı denizciliğinin XV ve XVI. yüzyıllardaki Akdeniz serüveni ve özellikle korsanlık hakkında geniş bilgi için bk. Andreas Rieger, Die Seeaktivitâten der müslimischen Beutefahrer als Bestandteil der staatlichen Flotte wâhrend der osmanischen Expansion im Mittelmeer im 15. und 16. Jahrhundert, Berlin 1994, s. 36-63. Bu eserle ilgili bir tanıtma yazısı için bk. İdris Bostan, Kitabiyât, Osmanlı Araştırmaları, XVI, 253-257.
27 Osmanlıları Kuzey Afrika'da ve Akdeniz'de İspanya karşısında mücadeleye sevkeden asıl düşüncenin dinî sebeplere ve hakimiyet mücadelesine dayandığı konusunda bk. Abdulcelil et-Temîmî, "XVI. Yüzyılda Kuzey Afrika'daki Osmanlı-İspanyol Mücadelesinin Dini Arka Planı", (çev. M. Özdemir), İslâmi Araştırmalar, 12/2, (1999), s. 179-189.
28 Andrew Hess, "The Moriscos" An Ottoman Fifth Column in Sixteenth Century Spain", American Historical Review, 74/1, (October 1968), s. 1-25. Moriskoların ve yahudilerin İspanya'da maruz kaldığı muamelenin kısa bir özeti için bk. Braudel, Akdeniz Dünyası, II, 91-119.
29 Osmanlı korsanlığının tanımı hakkında bk. İdris Bostan, Adriyatik'te Korsanlık 1575-1620, Osmanlılar, Uskoklar ve Venedikliler, (Basılmamış Profesörlük Takdim Tezi), İstanbul 1998, s. 14-20; Rieger, Seeaktivitâten, s. 9-19.
30 Portekizli denizcilerin Hint denizini aşarak Hindistan'a ulaşmaları kolay olmamıştır. Bu denizlere geldiklerinde kendilerine klavuzluk yapan Ahmed ibn Mâcid ve benzeri Arap denizciler kendilerine rehberlik etmeseydi belki de bu macera akamete uğrayacaktı. İbn Macid ve eseri hakkında bk. G. R. Tibbets, Arab Navigation in the Indian Ocean Before the Coming of the Portuguese, London 1981 (rep.), XXVI+614 s.
31 Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974, s. 12-15; Salih Özbaran, "Osmanlı İmparatorluğu ve Hindistan Yolu", Tarih Dergisi, 31, İstanbul 1978, s. 80-91; İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu, s. 378-381.
32 A. Hess, XVI. yüzyılın başlarında Osmanlı Donanması için "imparatorluk donanması" tabirini kullanmaktadır ("The Evolution of the Ottoman Seaborne Empire in the Age of the Oceanic Discoveries, 1453-1525", American Historical Review, sayı, 75, s. 1892-1919.
33 İstanbul Tersanesinin kuruluşu ve müştemilâtı hakkında bk. Bostan, Tersâne-i Âmire, s. 3­14.
34 A. Hess, The Evolution, s. 1909.
35 Şahabettin Tekindağ, "Haliç Tersanesinde İnşa Edilen İlk Osmanlı Donanması ve Câfer Kapudan'ın Arızası", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, II/7, İstanbul 1968, s. 66-70.36 Geniş bilgi için bk. Vatin, Rhodes, s. 329-360.
37 Barbaros Hayreddin Paşa'nın Akdeniz'deki faaliyetleri hakkında geniş bilgi ve değerlendirmeler için bk. Ernle Bradford, Barbaros Hayrettin, (çev. Z. Ağralı), İstanbul 1970; Miguela Angel de Bunes, "Kanuni, Barbaros Paşa ve V. Charles: Akdeniz Dünyası", Osmanlı, (ed. G. Ören), Ankara 1999, I, 392-397. Miguela Angel de Bunes, "Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Paşa and Charles V" The Mediteranean World", The Great Ottaman Turkızh Civilization, ed. K. Çiçek, Ankara 2000, s. 239-44.
38 İdris Bostan, "Establishment of the Province of Cezayir-i Bahr-i Sefid", The Kapudan Pasha: His Office and his Domain (7-9 Ocak 2000), Resmo (Girit düzenlenen Sempozyum kitabında basılmaktadır.
39 Preveze ve Hint Denizlerindeki Osmanlı varlığı hakkında bir değerlendirme için bk. İdris Bostan, " XV ve XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nin Deniz Politikası", XV ve XVI. Asırları Türk Asrı Yapan Değerler, İstanbul 1997, s. 192-193.

  
5414 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın