• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Kıbrıs'ın Fethi / Yrd. Doç. Dr. Recep Dündar

Fethi Gerekli Kılan Sebepler

Yavuz Sultan Selim döneminde Suriye ve Mısır'ın fethinden sonra Doğu Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiş ve bu sulardaki Kıbrıs Adası, Osmanlı Devleti'nin emniyet ve bütünlüğü için daha da önem kazanmaya başlamıştı. Zira, Kıbrıs coğrafi konumu dolayısıyla, gerek Anadolu'nun güneyi ve gerekse Suriye sahillerini kontrol edebilecek bir konumdaydı. Bu coğrafi öneminden dolayı gerek Anadolu'ya, gerekse Suriye'ye hakim olan devletler Kıbrıs'ı da kendi topraklarına katma gereğini hissetmişlerdir.1

Osmanlı Devleti'nin de kuvvetli bir deniz gücüne sahip Venedik'in elindeki Kıbrıs'ı almak istemesi tabii ve zaruri idi. Venedik korsanları, bu sahiller arasında ticarî malları taşıyan gemileri yağmalıyor, hacca gidenlere saldırıyorlardı.2 Osmanlı Devleti ile rekabet halinde olan Venedik'in, Kıbrıs'a sahip olması stratejik yönden çok büyük bir tehlike arz ediyordu. Ayrıca çıkabilecek bir harpte burası önemli bir üs özelliği de arz etmekteydi.3 Güneye, Mısır ve Suriye tarafıyla Avrupa içlerine yapılabilecek seferlerde, gerisindeki düşmandan emin olmak için Osmanlı Devleti önemli miktarda bir kara ve deniz gücünü buradan gelebilecek tehlikelere karşı, tutmak zorunda kalıyordu.4

Kıbrıs, Osmanlı Devleti için sadece Mısır ve Suriye ile İstanbul arasındaki ulaşıma veya Doğu Akdeniz kıyılarına yöneltilecek tehdit açısından değil, dünyanın belli başlı ticaret yollarını kontrol edebilir bir konumda bulunması bakımından da önemliydi. Zaten başta Venedik korsanları olmak üzere Malta, Girit ve Sicilya korsanları da Kıbrıs'ta üstleniyor ve büyük bir kısmı Müslümanlara ait olan ticaret gemilerine saldırıyorlardı. Anlaşmalarla bu tür saldırıların önünü almanın her zaman mümkün olmayacağı fikri de adanın fethini kaçınılmaz hale getiriyordu.5

Kıbrıs'ın fethini zaruri kılan siyasi, iktisadi ve stratejik sebepler yanında, özellikle batılı tarihçiler tarafından ileri sürülen bazı iddialar da mevcuttur.6 Aslen Portekizli ve asıl adı Don Juan Miquez olan Yasef Nassi adlı zengin, kurnaz, zeki ve sempatik bir Yahudi7 ile II. Selim'in şahsi dostlukları bu iddiaların temelini oluşturur. İddiaya göre Osmanlının Kıbrıs seferi bir Yahudinin entrikasının sonucudur.8 Ancak bu iddiaların asılsız olduğu fetihten sonra ortaya çıktığı gibi Yasef Nassi de çok geçmeden gözden düşmüştür.9

Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs'ı fethi için en önemli sebeplerden birisi de ada üzerinde "mevrus" hakları olduğuna inanmasıdır. Şeyhülislam Ebu's-suud Efendi'nin fetvasında da işaret edilen bu hak Osmanlıların Memluklulara galebesinden ve sultanların halife unvanı da almalarına dayanmaktaydı. Ayrıca Memlukların hakim oldukları dönemde Ada'nın geliri Mekke ve Medine'nin iaşesine tahsis edilmişti. Ada ele geçirildiği takdirde geliri tekrar Haremeyn-i Muhteremeyne tahsis edilebilirdi. Bunun yanında, her yıl dinî vecibelerini yerine getirmek için hacca giden Müslümanların gemileri Kıbrıs açıklarında faaliyet gösteren Venedikli ve Maltalı korsanların tacizlerine uğramakta,10 dolayısıyla bu kutsal görevin huzur ve emniyet içinde yapılması engellenmekte idi.

Hac yollarının emniyetinin temini padişah ve dolayısıyla halifeye düşmekteydi. Haliyle bütün Müslümanların manevi hükümdarı ve İslam aleminin dinî lideri sayılan halifenin binlerce Müslümanın kanıyla sulanmış Kıbrıs topraklarındaki tarihî hakları korumak ve mevcut mescid, medrese vs. ile diğer islâmî değerleri kollaması tabii görevlerinden biriydi.11 Bütün bunlar bir yana, Kıbrıs'ın fethi için ortam iyice müsait hale gelmiş ve Ada'daki halk, Osmanlı Devleti'ne müracaat ederek Türk hakimiyetine girmek istemediği ifade etmişti.12 Venedik idaresinin katı ve adaletsiz tutumuydu. Zira halk, sınıflara ayrılmıştı. İmtiyazlı bir kesim bütün nimetlerden faydalanırken, büyük bir kısım köle muamelesi görüyordu.13 Temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakılan ahali haftada üç gün angaryaya mahkûm edilmişti. Onun için kendi işlerini yapamıyor ve yeterli miktarda yiyecek sağlayamıyordu. Üstelik, ürettiği çok az miktardaki ürün için 1/4 mahsûl hissesi, dönüm başına 1,5 akçe vergi, 60-90 akçe arasında maktû vergi ve nüfus başına 5 akçe tuz hakkı vermek zorunda bırakılmıştı.14 Baskılar bununla da bitmiyor, halk zorla Katolikleştirilmeye çalışılıyordu. Ortodoksların da bütün hakları gasp edilmişti. Halbuki bu dönemde Osmanlı ülkesinde yaşayan, dinî ve etnik yapısı birbirinden farklı olan milletler bütün hürriyetlerden faydalanıyor, askere gitmiyor ve sadece "cizye" veriyordu.15

Kıbrıs Krizinin Tırmanması

Osmanlı Devleti için Kıbrıs Adası'nın fethi bir zaruret haline gelip, bu yönde bir kısım şartlar oluşmakla beraber bazı devlet adamlarının bu hususta bir takım tereddütlerinin olduğu görülmektedir. Nitekim Padişah II. Selim ve önemli bir başarı kazanarak sadrazam olmak isteyen Lala Mustafa Paşa 16 ile vezirlerden Piyale Paşa ve Şeyhülislâm Ebu's-suud Efendi'nin sefer yapılması yönündeki görüşlerine özellikle Sokullu Mehmed Paşa karşı çıkmaktaydı. Bu görüş ayrılığının istikbale matuf bir iktidar endişesinden kaynaklandığı şüphesizdir. Ancak Sokullu'nun karşı çıkış gerekçeleri de oldukça manidar görülmektedir.

Sokullu Mehmed Paşa'ya göre batıda devam eden harpler, özellikle Avusturya ve Macaristan sınırlarındaki anlaşmazlıklar ile Yemen'deki meseleler bir çözüme kavuşturulmadan yapılacak bir seferin, Osmanlı Devleti'nin başına büyük gaileler açma ihtimali vardı. Ayrıca, devletin dış politikasında daha önemli ve önceliği olan bazı meseleler dururken bu hususun ön plana çıkmaması gerekirdi. Nitekim, İspanya'daki Müslüman Endülüs halkı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya idi. Kadınların ve çocukların katledildiği, bütün islâmî özelliklerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir sırada buraya yapılacak yardım ile Avrupa Hıristiyanlarına büyük darbe vurulmuş ve Tunus meselesi de halledilmiş olacaktı.17 Diğer taraftan, kendisinin tasarladığı Süveyş Kanalı projesinin akamete uğramasını da istemiyordu.18

Sokullu Mehmet Paşa'nın Kıbrıs seferine karşı çıkmasının bir başka önemli sebebi de şahsî19 ve yerini muhafaza edebilme düşüncesine bağlanabilir. Zira, Şehzade Bayezıd Vak'asında II. Selim'in tarafını tutarak sadrazamlık vaadi alan Lala Mustafa Paşa, Sokullu'yu kendisine rakip görüyor ve hasmane bir tavır sergiliyordu.20 Eğer, Mustafa Paşa Kıbrıs fatihi olursa sadaret yolu açılacak ve II. Selim vaadini yerine getirecektir. İşte, Sokullu çok zayıf bir ihtimalle de olsa bunu önlemeyi düşünmüş olabilir.

Sokullu'nun siyasî tecrübeleri ve önsezileri de böyle bir seferin Osmanlı Devleti'ne pahalıya mal olacağını ortaya koymakta idi. Çünkü, Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs'a yapacağı bir sefer, Avrupa Hıristiyan dünyasını birleştirebilir ve Türklere karşı yeni bir Haçlı seferi düzenlemelerine zemin hazırlanmış olurdu. Sokullu bu düşüncesinde haklı olduğunu, çok geçmeden kurulan Papalık-Venedik-İspanya üçlü ittifakı dolayısıyla anlayacaktır. Ayrıca devletin maliyesi artan masraflar karşısında zayıflamakta olduğundan Kıbrıs seferi gibi büyük bir masrafa girmenin gereksizliğine de inanmakta idi.21 Ama Sokullu Mehmed Paşa, sefere taraftar olmamasına rağmen, padişahtan aldığı emri yerine getirmek mecburiyetinde kalmış,22 Venedik'le yapılan ve 1540'da yenilenmiş olan antlaşmayı23 bozan taraf olmama fikri de Ebu's-suud Efendi'nin fetvasıyla geçersiz kılınmıştı.24

II. Selim'in savaşa kesin bir şekilde karar vermesinden sonra, adanın silah kullanmadan teslimi için Venedik ile bazı görüşmeler yapıldı. Sokullu Mehmed Paşa, İstanbul'daki Venedik elçisi M. Antoni Barbaro ile birkaç kez görüşerek Venedik'ten hayli uzakta olan adanın iki ülke arasında gerginlik yaratmaya değer olmadığını ve etrafının Osmanlı toprakları ile çevrili bulunduğunu söyleyerek savaş yapılmadan teslimini istedi. Ancak Venedik elçisi buna karşı çıkarak, Kıbrıs'ın bir Hıristiyan adası olduğunu ve bu özelliği ile kendi yönetimlerine geçtiğini bildirdi.25

Diplomatik temaslar çerçevesinde Osmanlı Devleti tarafından Venedik'e gönderilen Divan Kâtibi ve Tercümanı Mahmud ile yanındakiler tutuklanıp mal varlıklarına el konulunca, İstanbul'daki Venedikli tacirler, konsoloslar ve konsolosluk memurları tutuklandı ve 13 Ocak 1570'de iki ticaret gemilerine el konuldu. Böylece iki devlet arasındaki ilişkiler iyice gerginleşti. Bütün bu hareketlere rağmen gerek Osmanlı Devleti ve gerekse Fransa tarafından yapılan teşebbüslerle barışçı bir çözümün bulunması yolundaki çalışmalar sonucu meydana gelen yumuşama ile her iki taraf da tutuklulara kötü işlem yapmamak ve bunları serbest bırakmak konusunda anlaştılar. Ancak Mahmud Verona'da, İstanbul'da tutuklanan Venedikliler de savaşın sonuna kadar Yedikule'de tutuldular.26

İstanbul'daki Venedik elçisi Barbaro, Osmanlıların savaş hazırlıklarını, büyük bir filonun hazırlanarak denize açılacağını haber vermiş ve diğer taraftan da bu durumu Sokullu nezdinde protesto etmişti. Sokullu, Türklerin Kıbrıs üzerine sefere hazırlandığı hususunda Venedik elçisini kuşkulandırmamak için, donanmanın Endülüs Müslümanlarına yardım için yola çıkacağını söylemiş, bir yandan da yola çıkardığı kuryelerle Venedik elçisinin bu haberleri Venedik'e ulaştırmasını önlemeye çalışmıştı. Ancak Venedik, bütün bu hazırlıkların kendi aleyhlerine olduğuna kani idi. Bunu öğrenen Sokullu, aleni hareket ederek Venedik'e Kubat Çavuş'u elçi olarak gönderdi. Kubat Çavuş beraberinde getirmiş olduğu, sert bir üslûp ile kaleme alınmış ve adeta ültimatom özelliğini taşıyan notayı, 28 Mart 1570'de Venedik Senatosu'na sunmuş ve Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs ile alakalı düşüncesi artık çok açık bir şekilde belirtilmişti.27

Osmanlı Devleti'nin verdiği notayı ve aldığı birtakım tedbirleri bir savaş ilanı olarak değerlendiren Venedik, bir yandan karşı tedbirler alıyor, diğer yandan da zaman kazanmaya çalışıyordu. Ama bütün görüşmeler, adanın Osmanlılara teslimi veya savaşla alınacağı noktasında toplanmaktaydı. Onun için senato, Türk isteklerini görüşmek için hemen toplanmış ve sonuçta savaşacaklarına dair karar vermiştir. Senatodan çıkan kararda; II. Selim'in son olarak yapmış olduğu anlaşmadan bu kadar kolay bir şekilde ayrılabileceği kabul edilmiyor ve Kıbrıs'ın koruyucusu durumunda bulunması hasebiyle adayı savunacak gücü ve cesareti kendilerinde gördüklerini ifade ediyorlardı. Senatoda barıştan yana olanlar, Arnavutluk ve Dalmaçya'da bir denge meydana getirmek ve ticarî imtiyazlar kazanmak karşılığında, Kıbrıs'ı terketme tezini veyahut adanın Osmanlı devletine büyük bir para karşılığında satılması fikrini savunmuşlarsa da savaş taraftarları çoğunlukta olduğu için bunların düşünceleri dikkate alınmamıştı.28 Venedik Senatosunun 1570'te savaş kararından İstanbul'daki elçileri Barbaro da rahatsızlık duymuş, ve Türklerle müzakerelerin kesilmesinin yanlış olduğunu ifade etmişti.29 Bu arada Osmanlı Devleti sefer için gerekli askerî hazırlığı da tamamlamış bulunuyordu.

Osmanlı Devleti'nin Kıbrıs'a karşı askerî bir harekât yapması ihtimâlinin arttığı sıralarda kalelerdeki tahkimâtı hızlandıran Venedik, bir yandan da dostluğun bozulmaması için çaba sarfediyordu.30 Ancak bir yandan Akdeniz'de gittikçe gelişen Osmanlı faaliyetleri, öte yandan da diplomatik girişimlerin istenilen neticeleri vermemesi karşısında savaş için gerekli hazırlıklara da başlamışlardı. Bu arada kendi güçlerine ek olarak, yapacakları ittifaklarla da kuvvet sağlama yoluna gittiler.

Venedik Senatosu, Osmanlı Devleti ile yapılan barış görüşmelerinden ümidini kesince Papalık ve Avrupa devletleriyle ilişki kurdu. Elçiler vasıtasıyla gönderilen mektuplarda, Osmanlı kuvvetlerinin çok üstün olduğu, eğer kendilerine yardım edilmezse Doğu Akdeniz'de çok zor durumda kalınacağı ve Hıristiyanlığın Doğu Akdeniz'deki son kalesi olan Kıbrıs'ın da elden çıkacağı bildirilerek Hıristiyanlık adına yardım istenmekteydi.31 Papa'nın olumlu cevap aldığı tek Avrupa devleti İspanya idi. Koyu bir katolik olan Kral II. Philippe Papa'nın isteği üzerine Jean Andrea Doria kumandasındaki bir donanmayı yardıma gönderdi. Diğer Hıristiyan krallara yapılan yardım çağrılarına olumlu cevap alamayan Papa, İspanya'nın bu yardımı ile iktifâ etmek zorunda kaldı. Ayrıca, Venedikle arası olmamasına rağmen 1565'teki muhasara ve bazı korsanlık olayları sebebiyle Osmanlı Devleti'ne de düşman olan Malta, beş gemi ile yardımda bulundu.32 Sonuçta Venedik, Papalık ve İspanya arasında 1570 tarihli bir ittifak yapıldı. Ancak bu anlaşmanın taraflarca imzası Lefkoşa'nın Türkler tarafından fethinden dokuzbuçuk ay sonra yani, 25 Mayıs 1571'de gerçekleşebildi.33

Seferin Başlaması ve Lefkoşa'nın Fethi

Sokullu'nun bütün itirazlarına rağmen II. Selim'in isteği ve Şeyhülislam'ın desteğiyle34 Kıbrıs'a bir seferin kararlaştırılmasını müteakip gerekli hazırlıklara başlanıldı. Neticede üçyüzellibeş parça gemiden oluşan donanmanın 16 Mayıs 1570 tarihinde İstanbul'dan ayrılması ile Kıbrıs seferi fiilen başladı. Adanın zaptına Vezir Lala Mustafa Paşa memurdu. Ancak donanmadan Piyale Paşa sorumlu idi.35

A. Limasol ve Larnaka'nın Zabtı

2 Temmuz 1570 günü sabaha doğru Limasol önlerine ulaşan Osmanlı donanması Limasol'dan Piskopi'ye uzanan kıyı şeridine herhangi bir direniş görmeden küçük bir keşif birliği indirdi. Böylelikle oluşturulan köprübaşı daha sonra Limasol-Larnaka arasındaki bölgeden içeri doğru 20 kilometre kadar bir derinliğe ulaşacak ve Venediklilerin düzenlediği birkaç taarruz hareketi de önlenecektir. Bu arada Leftari Kalesi, muhafızları ve halkına verilen aman neticesinde mukavemetsiz teslim alınmıştı.36 Leftari'nin düşüşü Limasol'u savunanların da direnme azmini kırmış olmalı ki fazla bir direnişle karşılaşılmadan Limasol Kalesi de ele geçirildi.37 Derhal Türk idaresi tesis edildi. Venedik zulmünden kurtulan yerli ahalinin teveccüh ve tezahüratı o dereceye varmıştı ki Türkler Limasol'da küçük bir askerî birlik ve birkaç gemi bırakarak vakit kaybetmeden Larnaka üzerine yürümeye karar verdiler.

3 Temmuz 1570 günü akşama doğru Osmanlı kuvvetleri karadan ve denizden kuzey doğudaki Larnaka önlerine ulaştı.38 4 Temmuz salı günü sabah vaktinde Osmanlı kuvvetleri hiçbir direnişle karşılaşmadan Larnaka iskelesine esas çıkarmayı gerçekleştirdi.39 Venedikli komutan Balyone bu çıkartmayı engellemek için Lefkoşa'dan istediği yardımı alamayınca kendisi de Magosa'dan dışarıya çıkamadı. Aynı gün Lala Mustafa Paşa da karaya çıkarak bütün komutanların iştirak ettiği bir toplantı yaptı.40

Larnaka önlerinde yapılan toplantıda Lefkoşa ve Magosa kalelerinden hangisinin daha önce fethedilmesi gerektiği tartışıldı. Lala Mustafa Paşa'ya göre Lefkoşa'nın idare merkezi olması hasebiyle öncelikle ve düşmana herhangi bir yardım gelmeden zaptedilmesi gerekiyordu. Ayrıca Lefkoşa alınırsa yabancı devletler üzerinde etki yapacak ve onların maneviyatları sarsılacaktı.41 Sonuçta Lefkoşa'nın fethine öncelik verilmesi kararlaştırıldı.42

Venediklilerin herhangi bir taarruzuna karşı gerekli tedbirler alınarak 22 Temmuz'da Larnaka'ya ulaşılmış ve Lefkoşa'ya hareket için bütün hazırlıklar tamamlanmıştı.43

A. Lefkoşa'nın Fethi

Venedikliler döneminde Lefkoşa, tahkim edilmiş ve surlarla çevrilmişti. Türk taarruzu başladığı zaman yirmibin asker ve ikiyüzelli top ile de korunuyordu.44 Öte taraftan, etrafındaki kuyular zehirlenmiş, her cins meyve ağaçları ile ekili alan tahrip edilerek yakılmıştı. Bir savunma tedbiri olmak üzere şehre yakın köyler de boşaltılarak Türklerin muhasara faaliyetlerini kolaylaştıracak bütün
imkanlar ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Onun için Serdar Lala Mustafa Paşa'nın Lefkoşa'yı savaşsız teslim etmeleri yönündeki teklifi Venedikliler tarafından reddedildi.45 Bunun üzerine Osmanlı Serdarı 23 Temmuz 1570 tarihinde Kırşehir Sancak Beyi Ferhat Bey ile Akşehir Beyi Kasım Beyi öncü ve konakçı olarak Lefkoşa üzerine gönderdi.46 Aynı gün yanında Müezzin-zade Ali Paşa olduğu halde kendisi de Tuzla'dan büyük bir ordu ile Lefkoşa'ya hareket etti.

Osmanlı ordusu 27 Temmuz 1570 günü Lefkoşa önlerine vardı. Lala Mustafa Paşa Lefkoşa yakınlarındaki Eğlence (Ağlanca)'de ordugahını kurduktan sonra muhasara hazırlıklarına başladı. Yapılan keşifler neticesinde güneyden taarruz edilmesinin yerinde olacağına karar verildi. Ayrıca, kuzey cihetinin gözetlenmesini ve buralara koyulacak kuvvetler marifetiyle de Venediklilerin hurûç hareketine mani olunması planlandı.47

Osmanlı kuvvetleri hazırlanan plan doğrultusunda Lefkoşa'yı muhasara ederken güneydeki taarruz bölgesinde ve Potocatoro ile Tripoli burçları arasında kalan sahada toprak topçu mevzileri yapılmıştı. Bu mevziler Lefkoşa surlarına ortalama bin metre uzaklıkta yer almaktaydı.48

Türklerin topçu mevzileri için yaptıkları kazı işi Ağustos ayının birinci haftası içinde bitmiş ve kale altmış kadar topla sürekli topçu ateşi altına alınmıştı. Bu atışlar sonunda şehirde birçok bina yıkılırken, kalenin burçları ve surları da bir hayli tahrip edilmiş bulunmasına rağmen istenilen sonuç alınamadı. Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa, Venedik müdafaasının kudret ve kabiliyet derecesini ölçmek ve mümkün olduğu takdirde kaleyi zapt etmek amacı ile Podocataro ve Constanza burçlarına taarruz edilmesini emretti. Podocataro burcuna karşı yapılan saldırı bir sonuç vermedi. Fakat Muzaffer Paşa tarafından Constanza'ya karşı yapılan taarruz başarılı olduysa da Venedik müdafilerinin taarruzu sonucunda geri çekildiler. Venedikliler ise hummalı bir çalışma ile Türklerin topçu ateşinden hasar gören yerleri onarmaya ve yeni tedbirler almaya başladılar.49

Sürekli topçu ateşinin ve iki burca karşı yapılan birinci taarruzun bir sonuç vermemesi üzerine Lala Mustafa Paşa, bütün beylerbeyi, sancak beyi ve ağaları bir toplantıya çağırdı. Bu toplantıda: "Bu kadar zamandır, gece ve gündüz top ve humbara ile kale dövülmektedir. Fakat bir gedik açmak ve gücümüzün yettiği kadar gayretlerimize rağmen kaleyi zapt etmek mümkün olamamıştır. Bu güçlüğün giderilmesi için acele bazı tedbirler almak gerekmektedir. Kale, yapısı itibariyle çok sağlam yapılmıştır. Bundan başka taş duvarların gerisinde dağlar gibi toprak yığılmış olup, atılan güllelerin kendi cürmü kadar duvarların taşlarını delmekte ve fakat bu toprak yığınları içinde kaybolup gitmekte olduğu hepimizin malumu olmuştur. Bu çeşit kaleleri böyle topla döğmek suretiyle sökmek, koparmak ve sonunda zapt etmeğe çalışmanın kan kaybından başka bir sonuç vermediğini, yaptığımız birçok tecrübeler sonunda görmüş ve öğrenmiş bulunuyoruz" dedi.50

Kale muhasaralarında bulunmuş olan tecrübeli beylerbeyi, sancak beyi ve ocak ağalarının tekliflerini dinledikten sonra o devirde kalelere taarruz konusunda uygulanmakta olan Türk sevk ve idare geleneklerine uyarak, birliklere kazma kürek dağıtıp toprağın sürülmesi, yani zikzak çizmek suretiyle açılan mevziler ile derin hendeklerden ilerlenilmesini, kale önündeki hendeklerin de toprak, ağaç vesaire ile doldurularak kale duvarlarının temellerine varılıp, lağımlar açmak suretiyle surlar üzerinde giriş ve hücuma müsait gedikler açılmasını emretti.51

Gece gündüz çalışmak suretiyle toprak sürüp taarruz sırasında savunanların yan ateşlerinden kendilerini koruyan Türkler, kuvvetli topçu ateşinin de yardımı ile süratle ilerleyerek, kalenin çok yakınlarına kadar sokulmayı başardılar. Venediklilerin yaptıkları su hendeklerini ele geçirerek kaleye daha yakın bir mesafede ikinci bir hatta yeni topçu mevzileri meydana getirdiler. Rodos'un zabtı sırasında kullanılan toplar da bu yeni mevzilere yerleştirildi. Bu suretle kale daha yakından ve şiddetli bir şekilde döğülmeye başlandı.

Lefkoşa'da tahribat artmaya başlayınca, halk arasında büyük çapta can kaybı meydana geldi. Bunun üzerine Venedikliler 15 Ağustos 1570 Salı günü52 Türklerin taarruz düzenlerini bozup, mevzilerini ve özellikle şehre fazla zarar vermekte olan toplu mevzilerini tahrip ve işlemez hale getirmek amacıyla Karaman ve Anadolu eyaletlerine mensup birliklerin bulundukları bölgeden bir çıkış hareketi yapmayı kararlaştırdılar. Bu hareket için Caesar Piovene görevlendirildi. Plana göre Piovene emrindeki beş yüz süvari ile birlikte Venedik askerleri ile birlikte Venedik askerleriyle yerli halktan oluşan yaklaşık üç bin kişilik zırhlı bir kuvvetle bu hurûç harekâtını gerçekleştirecek ve aniden saldırılan Türk siperlerindeki askerler imha edilecekti.

Venedik kuvvetleri, Pioveni'nin komutasında, Türklerin istirahat saatinde kaleden çıkıp hücuma geçti. Bir direnişle karşılaşmadan kolayca Türk siperlerine yaklaştı ve tüm güçleriyle saldırıyı başlattı. Bu saldırı Türkleri gafil avladı ve bozgun halinde geri çekilmelerine neden oldu. Venedikliler peşlerinden giderek, kamplarına kadar Türk askerlerini takip ettiler.53

Pioveni komutasındaki Venedik askerlerinin Türk siperlerine verdiği büyük hasar neticesinde Lala Mustafa Paşa, askerin toplanarak derhal karşı hücuma geçilmesi emrini verdi. Türk kuvvetlerinin saldırıya geçmesinden sonra Venedik kuvvetleri geri çekilmek mecburiyetinde kalmış ve önemli adamları katledilmişti.

Lala Mustafa Paşa, Venediklilerin yaptıkları hurûc hareketinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra tekrar "teslim ol" çağrısında bulunmuş ve halkın can ve malına dokunulmayacağı belirtilerek müdafiilerden şehri teslim etmelerini istemiştir.54 Fakat müdafiiler bu çağrıya olumsuz cevap vererek kaleyi sonuna kadar koruyacaklarını bildirdiler.

Türkler, yeni bir saldırı için hazırlığa başlayarak burçların ve surların tahribi için topçu ateşini ve lağım açma işini hızlandırdılar.55 Ardından da 29 Ağustos 1570 Salı günü Prodokataro, Konstanza, Davilia ve Tripoli burçlarına karşı büyük bir taarruz başlattılar. Bir ara Konstanza burcunun korkuluk duvarlarını ele geçirmeyi de başardılar. Fakat orada tutunamadıkları için kesin bir sonuç elde edemediler.

İkinci taarruzdan sonra Lala Mustafa Paşa'nın iki saatlik bir mütareke teklifi üzerine taraflar, Constanza burcunda buluştular.56 Mustafa Paşa'nın mümessili, tarafından müsait şartlar altında teslim olmaları hususunda Venediklilere teklif götürüldü. Venedikliler, yakında donanmalarının gelerek imdatlarına yetişeceğine dair olan umutlarını henüz yitirmemiş olduklarından, son ana kadar mukavemet göstermeğe kararlı olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa, üçüncü bir genel taarruz için esaslı hazırlık yapılmasını kararlaştırdı ve gereken emirleri verdi. Bu arada lağım atma işlerine de hız verildi. Ayrıca toplar daha ileri yaklaştırılarak kalenin surları ve burçları düzenli ve sürekli olarak dövülmeye devam edildi.

Lala Mustafa Paşa, Ağustos ayının sonunda bir yandan Rodos'tan, diğer taraftan Piyale Paşa'nın keşif için Girit Adası'na gönderdiği altı kadırgalık keşif kolundan önemli bilgiler aldı. Girit'te yalnız Venedik filosunun mevcut olduğu, hastalık sebebiyle vukua gelen kayıpları gidermek için gemici ve kürekçi topladıkları ve yakın bir gelecekte müttefik deniz kuvvetlerinin de Kıbrıs'a gelmelerinin mümkün olmadığı hakkında bilgi sahibi oldu.57 Bunun üzerine Lefkoşa kalesine karşı yapmayı düşündüğü bu üçüncü genel taarruzda kullanılmak üzere, Piyale Paşa'dan Tuzla körfezinde bulunmakta olan donanmadan takviye kuvvetleri göndermesini istedi. Piyale Paşa, her gemiden yüz savaşçı seçmek suretiyle yaklaşık olarak yirmi bin kişilik bir kuvvet ayırdı ve Lefkoşa'ya gönderdi.58 Bu kuvvetler 8 Eylül 1570 akşamı Lefkoşa önüne geldiler. Bu takviye kuvvetleri kale önündeki askerlerin morallerini çok yükseltti.

Osmanlı kuvvetleri, 9 Eylül 1570 Cumartesi sabahı şafakla beraber topçu ateşinin desteği altında ve evvelce hazırlanmış olan lağımların da atılmasıyla güneyde bulunan dört burca karşı kalenin bütün güney cephesi boyunca şiddetli bir genel taarruza geçtiler. Bu taarruz, kalenin muhassarasından beri o güne kadar yapılan taarruzların on beşincisini teşkil ediyordu.59

Osmanlı taarruzu ilk meyvalarını Podocataro burcunda verdi. Karaman ve Anadolu Beylerbeyliklerine bağlı eyalet askerleri burayı ele geçirmeyi başardı. Osmanlı kuvvetleri, ilk olarak buradan şehre girdiler. Bu suretle Lefkoşa Kalesi 9 Eylül 1570 günü kuşluk vakti fetholundu.60 Daha sonra Constanza ve Pripoli burçları da birbiri ardından zapt edildi. Kostanza burcuna Türk bayrağının dikilmesiyle düşman tabyaları dağılmaya başladı ve nihayet Lefkoşa tamamıyla ele geçirildi.61 Vali Dandalo'nun kesik başı Girne ve Baf kalelerine gönderildi. Lefkoşa'nın zaptının şok etkisi kısa sürede buralarda da tesirini göstermiş ve savaşsız teslim oldukları takdirde halkın can ve mallarına dokunulmayacağına dair yapılan teklife olumlu cevap verildiği için her iki kale de savaşsız teslim alınmıştır.62

Lala Mustafa Paşa, Lefkoşa'nın zaptıyla beraber aynı gün Avlonya Sancak Beyi Muzaffer Paşa'yı Kıbrıs Beylerbeyliği'ne atadı. Yeni validen derhal burasının onarılmasını, savunulur bir hale konulmasını, Türk şehitlerinin gömülmesini ve şehrin tam ortasında bulunan Ayasofya (Saint Sophia) Kilisesi'nin camiye çevrilmesini istedi.

Kara Harekâtında İkinci Safha: Magosa'nın Fethi

Lala Mustafa Paşa, Lefkoşa Kalesi'nin zaptından sonra Girne ve Baf'ta olduğu gibi Magosa için de sulh yolu ile teslim edilmesini teklif etmişti. Bu arada Lefkoşa Valisi Bandolo'nun kesik başı Magosa Kalesi Muhafızı Bragadin'e gönderildi.63 Bilindiği gibi Türk fütühat siyasetine göre sulh yolu ile teslim olan kalelerin ahalisinin mal ve canlarına dokunulmazdı. Burada da aynı yol denenmiş fakat Venedik'ten takviye geleceğini ümit eden Bragadin bu teklifi reddetmiş idi. Böyle bir kararın ortaya çıkmasında kalenin çok muhkem olmasının da önemli rolü bulunuyordu. Bunun üzerine Magosa Kalesi'nin muhasarasına karar verildi.

A. Osmanlıların Magosa Kalesi'ni Muhasarası ve Savaşın Seyri

Osmanlı öncü kuvvetleri 16 Eylül 1570 tarihlerinde Magosa Kalesi önlerinde görünmeye başladı. Bunları bir gün sonra Lala Mustafa Paşa komutasındaki esas birlikler izledi.64 Paşa, 21 Eylül Perşembe günü Magosa Kalesi yakınında Pomadamo'da karargâhını kurdu.65 Daha önce görevlendirdiği Maraş Beylerbeyi Mustafa Paşa'dan kalenin durumu ile alakalı bilgileri aldı. yapılan keşif ve incelemelerden Magosa Kalesi'nin, zamanın en muhkem kalelerinden birisi olduğunu anlaşılmaktaydı. Bu sebeple girişilecek askeri harekâtın Lefkoşa Kalesi'nin muhasarasından daha uzun sürebileceğini gören Lala Mustafa Paşa muharebe mevsiminin geçmekte olduğunu da dikkate alıp sadece kalenin muhasarası ve gözetlenmesi ile iktifâ edilmesini kararlaştırdı ve buranın zaptını, takviye kuvvetlerini de aldıktan sonra ilkbaharda gerçekleştirmeyi uygun gördü. Paşa, belki de bu muhasara müddetince ortaya çıkabilecek açlık ve meydana gelmesi muhtemel diğer sıkıntılar sebebiyle kalenin teslim olabileceğini düşünmekte idi. Bu arada Osmanlı donanması Kıbrıs sularında dolaşmakta ve Venedik'ten gelebilecek her türlü yardımı engelleyebilecek tedbirleri de almakta idi.66 Ayrıca, kaledeki müdafilerin sayılarının az oluşu da Paşa'yı böyle bir düşünceye sevketmişti.67

Osmanlı Ordusu 1570 Ekim ayı başından itibaren kış hazırlıklarına başlamış, bir taraftan mevziler kazılırken diğer taraftan da takviye birliklerinin gelmesini beklemeye koyulmuştu.68 Bu meyanda kalenin zaman zaman bombardıman edilmesi düşmanın muhtemel çıkış hareketlerine karşı koymak ve karakola memur birlikleri, lüzumunda desteklemek ve ilkbaharda yapılacak taarruzlara kısmen hazırlık olmak üzere bazı topçu mevzileri yapılması da kararlaştırıldı. Genellikle dört yerde yapılan bu topçu mevzileri, arazinin kumluk oluşu sebebiyle ağaç, taş vesaire ile pekiştirildi.69

Topçu mevzilerinin inşası şeklinde ağır bir tempo içinde geçen kış aylarından sonra tahkimat işleri hızlandırılarak 25 Nisan 1571 tarihinden itibaren büyük ölçüde yaklaşma yolları ve metrislerin açılmasına başlanıldı.70 Bu maksatla Kıbrıs Beylerbeyi Muzaffer Paşa daha önce fethedilen Tuzla, Lefkoşa, Girne ve Baf'tan temin edilen yerli ahaliyi kazı işlerinde kullanmak üzere Magosa'ya göndermişti. Bu tahkimat, daha ziyade Magosa'nın güney kesiminde gerçekleştirilmişti.71 Ayrıca, tahkimatın yapılması sırasında Türkler, şehri sürekli olarak göz altında bulundurmak amacıyla kirişler ve gemi malzemesinden faydalanarak, tahta kuleleri de bulunan, kaleye benzer iki kule yaptılar. Bunlardan birisi kıyı tarafında, diğeri ise Percipollo'da idi.72

Yaklaşma yolları ve metrisler sayesinde kaleye yavaş yavaş fakat emin adımlarla ilerleyen Türkler, nihayet 1 Mayıs 1571 günü bazı yerlerde surların önünde bulunan su hendeğinin dış duvarlarına vardılar.73 Muhasara hazırlıkları Mayıs ayının ilk haftasında hemen hemen tamamlanmış ve 12 Mayıs 1571 tarihinden itibaren de kale, Türk topçusu tarafından dövülmeye başlanmıştır.74 Bu topçu taarruzuna 18 Mayıs 1571 tarihinden itibaren de piyade kuvvetleri dahil olmaya başlamış Magosa şiddetle muhasara altına alınmıştı.

21 Haziran 1571 sabahı Canbolad Bey tarafından Arsenal burcunun altında patlatılan ilk lağımı müteakip Magosa Kalesi'ne piyade taarruzu da başladı. Canbolad Bey'in, daha ziyade mevzii kalan taarruzu üzerine Lala Mustafa Paşa, bir komutanlar toplantısı tertip ederek taarruzların bu şekilde münferit ve mevzii değil bir bütün halinde yapılabilmesi için her kolda toprak sürme ve lağım atma işine önem verilmesini ve bunun her tarafa teşmil edilmesini istedi.75

Magosa Kalesi'ne yapılan ikinci taarruz bizzat Lala Mustafa Paşa'nın idaresinde ve cephenin tamamında birden gerçekleştirildi. Bu seferki, taarruzda daha ziyade kalenin güney bölgesinde yarım ay şeklinde bulunan tabyalar seçilmişti. Andruzzi burcunun bütün cephesi ve iki yanı tamamen denecek şekilde yıkıldı. Platformu havaya uçtu. Kale müdafilerinin açılan gedikleri onarmalarına engel olunmak için, lağımlar patlar patlamaz, topçu bombardımanı da başladı. Topçu ateşinin kesilmesinin ardından Türk birlikleri hücuma kalktılar. Kale müdafileri her tarafta suni ateş kullanmak ve el humbaraları atmak suretiyle bu hücumları durdurabildiler. Her iki taraf da ağır kayıplar verdi.

Türk kuvvetleri 30 Haziran 1571 günkü taarruz sırasında Arsenal burcuna da denizden topçu ateşi açtılar. Türk kadırgalarının topçu ateşiyle desteklenen ve yedi saat içinde altı hücum gerçekleştirilen Arsenal burcu bölgesinde de çok şiddetli ve kanlı çarpışmalar oldu. Buradaki savaşlar ancak hava kararırken sona erdi. Bombardımanlar sırasında kalenin surlarında, kule ve burçlarında çok ağır hasarlar meydana geldi.76 Fakat, bu başarılar nihaî zaferi getirmeğe yetmemekteydi.

İki büyük taarruzun sonuçsuz kalması üzerine Türkler, 9 Temmuz 1571 günü üçüncü taarruzu başlattılar. Fakat, bu taarruzun şiddetli bir şekilde cereyan etmesi ve Türk kuvvetlerinin daha az zayiatla kaleyi zapta muvaffak olabilmesi için bir takım ek tedbirler almak mecburiyeti hissedilmişti. Özellikle 7 Temmuz 1571 günü Kıbrıs sularında bulunan kırk kadırgalık Türk filosunun komutanı Arap Ahmed Bey kendi sancak gemisinin iştirakiyle limanın güneyindeki harekat üssüne kırk kadar top çıkarttı. Ayrıca, kaleye daha yakın olmak üzere yedi tane kule yaptırılmıştı. Bunların bazıları kale surlarından yüksekti. Bu suretle yüksek kulelerden yapılan atışlar sayesinde isabet oranı yükselecek ve mukavemet büyük ölçüde kırılacaktı. 8 Temmuz 1571 günü topçu kuvvetlerinin katılmasıyla kale şiddetli bir şekilde bombardıman edildi.77

9 Temmuz 1571 Pazartesi günü sabahı Türk kuvvetleri bütün güney cephesi boyunca taarruza geçti. Başlıca hücumlar Canbolad Bey kuvvetleri, Anadolu birlikleri, yeniçeriler ve Beyşehir Beyi Mehmet Bey tarafından yapıldı. O gün gerçekleştirilen yedi hücum sonunda Türkler, Andruzzi burcunun da altına girdiler.

Dört günlük aradan sonra 14 Temmuz 1571 günü Arsenal ve Lemsos burçları arasındaki güney bölgesinde Türk taarruzu tekrar başlatıldı. Türk kuvvetleri bu dördüncü taarruzunda, bir evvelki taarruzda yıkarak ele geçirdikleri Anduruzzi burcundan Lemsos kapısını yoğun bir şekilde topçu ateşine tutmaya başladılar. Temmuz ayının ortalarına gelindiğinde artık Magosa'da durum Türklerin lehine değişmeye başlamıştı. Nitekim, Lemsos Papazının Bragadin'e anlattıkları hem kale müdafilerinin durumunu hem de Türk muhasarasını izah edecek mahiyettedir.78

Lemsos burcunu ele geçirmek üzere Sivas, Karaman, Maraş ve Kıbrıs beylerbeyliklerine bağlı askerlerden seçilen gönüllü ve serdengeçti erlerden kurulu bir birlik, ikindi vakti hücuma geçti. Bu hücum sırasında Venedikliler ağır kayıplara uğradılar. Türkler de beşi sancakbeyi olmak üzere bir hayli şehit verdi.79

Türk kuvvetleri, 17 Temmuz 1571 günü Lemsos çıkış geçidinin demir kapısı önüne külliyetli miktarda odun yığdı. Zift, katran, neft ve yağ karışımından bir çeşit macun haline gelmiş bulunan yanıcı maddeleri ateşlediler. Diğer taraftan, yabancıların "teglia" dedikleri bir cins ağacı da tutuşturdular. Bu ağaç yanarken, alevden ziyade, tahammül edilmez pis bir koku ve duman yaymaktaydı. Bu yanma sonucu olarak demir kapı bir kurşun gibi eridi. Müdafiler kalın ve çift duvarla kapıyı kapatmaya çalıştılarsa da, buradan çekilmek zorunda kaldılar. 19 Temmuz 1571 günü Türkler Santa Napa'da olduğu gibi Andruzzi burcunun çıkış kapısını da kırıp ele geçirdiler. Kalenin kemeri altına yerleştilerse de müdafilerin karşı taarruzu sonucu daha fazla ilerleyemediler.80

Türk kuvvetleri, 20 Temmuz 1571 günü şiddetli bir taarruza geçerek Lemsos'un ikinci kulesinin dibine yanaştılar ve bu kulenin dehlizlerine girdiler.81 Lala Mustafa Paşa Venediklilere teslim olmaları için 23 Temmuz 1571 tarihinde son teklifini yaparak bu yöndeki bir mektubu Bragadin'e gönderdi. Venedik komutanı, topraklarını savunacaklarını bildirerek bu teklifi reddetti. Halbuki, Magosa garnizonu artık son günlerini yaşıyordu. Yiyecek ve içecek bakımından hemen hemen hiç bir şey kalmamıştı. Esasen mevcutları bir hayli azalmış olan Venedik askerinde yara almayanların miktarı ancak 500 kadardı. Bunlar da uykusuzluktan ve yorgunluktan bitkin durumda idiler.82

Türkler, 29 Temmuz 1571 Pazar günü yine kalenin Arsenal ve Lemsos burçları arasındaki güney kesiminde şimdiye kadar görülmemiş şiddette genel bir taarruza geçtiler. Bu Magosa'ya karşı girişilen altıncı taarruz idi. Taarruza geçmeden evvel kule ve burçların altında hazırlamış oldukları lağımları da patlattılar. Bu patlama sonucu kale duvarlarından başka bütün savunma mevzileri de altüst oldu. Yapılan bombardımanlar ve atılan lağımlardan meydana gelen toz ve duman dolayısıyla göz gözü görmez olmuştu. Her iki taraf da güç şartlar altında savaşıyordu. Cephe hattında savaşmakta olanların üçte ikisi öldü ya da yaralandı. Lemsos çıkışı civarında patlatılan lağımdan ölenler arasında toplama süvarileri komutanı Peter Randacchi de vardı. Diğer taraftan Arsenal burcunda patlatılan lağım, burcun geri kalan kısmını da tamamen yıktı ve sadece iki duvarı kaldı.83

B. Magosa'nın Teslimi

31 Temmuz 1571 günü de savaşlar devam etti. Müsait bir zamanda 200 kadar seçilmiş neferden kurulu bir Türk birliği, Lemsos burcunun dibindeki yıkıntılara vararak hendeklere girdiler. Buradan da ikici plandaki duvara vardılar. Bu duvardan gedik açarak şehre girme çarelerini araştırdılar.84 Bu arada şafakla beraber yine şiddetli bir taarruz başlatıldı. Bu hücumlara ellerinde gürzleri olduğu halde komutanlar da bilfiil katılarak askerleri teşvik ve teşçi ediyorlardı. O sırada Lemsos burcunda hazırlanmış olan gedikten girilerek burcun ikinci plandaki kulesinin zirvesi ele geçirildi ve buraya Türk bayrağı dikildi. Bu durumu gören Venedikliler, artık mukavemet etmenin imkansız olduğunu anladılar. Beyaz bayraklar çekerek teslim olduklarını bildirdiler.85 Artık Magosa da zapt edilmiş, Kıbrıs adası bilfiil ve bütünüyle Türk kuvvetlerinin kontrolü altına girmişti.86 Bu suretle onbeş buçuk ay süren Kıbrıs harekatı tamamlanmış ve Ada bütünüyle feth edilmiş ise de, bu Türklere bir hayli pahalıya en az 50.000 şehide mal olmuştu. Nitekim bu miktarı bir kısım yerli kaynaklar 40.000, yabancı kaynaklar ise 80.000 olarak bildirmektedirler.

Magosa Kalesi'nin burçları üzerinde beyaz bayrakların dalgalanması üzerine Lala Mustafa Paşa taarruzu durdurdu. Her iki taraf da ateşi kestiler.87 Bir vire anlaşması için görüşmelerde bulunmak üzere yetkili bir kişi gönderileceği Venediklilere bildirildi. Sonra Mustafa Kethüda görüşmelerde bulunmaya yetkili kılınıp yanına Yeniçeri Ağası Yahya Kethüda da katılarak Magosa kalesine gönderildi. Türk delegasyonu kalenin kuzeydoğusunda ve kıyıda bulunan Diamante burcuna gitti. Astorre Baglione, yanında 100 çakmaklı tüfekle teçhiz edilmiş bir birlik olduğu halde, Türk temsilcilerini karşıladı.

Venediklilerin mümessili olan Kont Hercules Martinengo ve Magosa'nın ileri gelenlerinden M. Colti, rehine olarak Türk karargahına gitmek üzere da Diamente burcuna çıktılar. Lala Mustafa Paşa'nın oğlu Niğde Sancak Beyi Mehmet Bey de bir süvari birliğiyle Venedik mümessillerini karşıladı. Onları babasına takdim etti. Mustafa Paşa onlara kaftanlar giydirdi ve iyi karşıladı.

Bragadin ve Baglione tarafından kabul edilen Türk temsilcileri, Türklerin kayıtsız ve şartsız teslim tekliflerini bu iki Venedik komutanına ilettiler. Venediklilerin Türk tekliflerini kabul etmeleriyle bir Vire anlaşması imzalandı. Buna göre: Hacca giderken Venedikliler tarafından yakalanan 50 Türk esiri iade edilecekti. Magosa'da bulunan Venediklilerle, aileleri, çocukları ve eşyaları serbestçe memleketlerine dönmek üzere Girit'e gönderilecekti. Kalede bulunan toplardan beşi komutanların üç atı ve pek az miktarda bazı hafif silahları da beraberlerinde götürebileceklerdi. İnsan, eşya ve malzemeyi götürmek üzere bir Türk filosu tahsis edilecekti. Şehirde kalan yerli halkın mal ve canlarına dokunulmayacak, bunlar dinlerinde serbest kalacaklar, göç etmek istedikleri zaman mallarını da alarak, diledikleri memlekete serbestçe gidebileceklerdi.88

C. Venediklilerin İmhası

Vire anlaşmasının imzalanmasını müteakip Türk birlikleri şehrin beş kilometre açığında ordugaha geçtiler. 2 Ağustos 1571 tarihinde Lala Mustafa Paşa şehre yiyecek ve içecek maddeleri gönderdi. Aynı gün Arap Ahmet Bey komutasında üç kadırga, yedi karamürsel ve bir küçük yük gemisinden kurulu bir Türk filosu, limanın zincirle kapalı kısmının dış tarafına geldi. Evvela kadınlarla çocuklar, bunlardan sonra da bir kısım eşyanın gemilere yüklenmesine başlanıldı. 3 Ağustos 1571 günü de birlikler gemilere bindiler. Bu meyanda gitmesine müsaade edilen beş topla üç binek atı da gemilere yüklendi. 4 ve 5 Ağustos 1571 günleri de gemilere binme ve yükleme işleri devam etti. Son olarak da Arnavutlar ve yerli halktan gitmek isteyenler ve aileleri ile bir kısım Venediklilerin binmesiyle gemiler tamamıyla doldu.89 Bunun üzerine Bragadin, şehrin anahtarını bizzat teslim etmek ve Lala Mustafa Paşa'ya teşekkür ve veda ziyaretinde bulunmak amacıyla Martinengo'yu Türk karargahına gönderdi.90 Paşa tarafından kabul edilen Martinengo, askerin geri kalan kısmını bindirmek üzere üç gemi daha tahsis edilmesini ve Bragadin'in de veda ziyaretinde bulunmak istediğini arz etti. Bu suretle Venediklileri nakledecek Türk filosunun gemi mevcudu 14'e yükselmiş oluyordu.91

Bragadin, 5 Ağustos 1571 günü gece saat 21'de Türk ordusunun muzaffer başkomutanı Lala Mustafa Paşa'nın otağına gitmek üzere kaleyi terketti. Yanında Astorre Baglione, Louis Matinengo, Antony Kirini (Jean Antonie Quirini) ve diğer yüksek rütbeli subaylarla 50 kadar muhafız asker ve 300 kişilik Venedikli, Rum ve Arnavut'tan kurulu bir bölük de kendilerine eşlik ediyordu.92 Gelenler Mustafa Paşa tarafından büyük bir nezaket ve hatta samimiyetle kabul edildiler. Lala Mustafa Paşa kendilerinin hatırlarını sordu. Bir süre sohbet ettikten sonra, " Venediklileri Girit'e nakledecek olan Türk filosunun orada alıkonulmaları ihtimali olduğu gibi, denizde donanmanız var, dönüş esnasında bir taarruza da uğramaları pek ala mümkündür" diyerek Venedikli komutanlardan birisinin, bu ihtimallere karşı rehin olarak bırakılmasını istedi.93 Bragadin, bu istek karşısında teslim (vire) şartları içinde böyle bir maddenin mevcut olmadığını ve rehin olarak da yanında bir kimse bulunmadığını beyan etti. Lala Mustafa Paşa da Kirini'yi göstererek onun kalmasını istedi. Bunun üzerine Bragadin: "Bir bey değil, bir köpek bile alıkoyamazsın" diye çok çirkin ve çirkin olduğu kadar da küstahça bir cevap verdi. Bragadin'in bu cevabına fena halde sinirlenen Paşa, bu defa 50 Müslüman esirin teslimini istedi.94 Vire şartları gereğince bunların geri verilmeleri gerekiyordu. Fakat, esirlerin hepsi şehit edilmişlerdi. Bu anlaşmanın bozulması anlamına geliyordu.

Lala Mustafa Paşa, elli Türk esirine karşılık Venedikli komutanlardan on tanesinin katledilmesini emretti. Lala Mustafa Paşa'nın otağından dışarı çıkarılan subaylardan başta Astorre Baglione, Antony Kirini ve Louis Martinengo olmak üzere on tanesi, başları kesilmek suretiyle idam edildiler. Bragadin'in ise hemen orada kulakları kesilerek hapse gönderildi. Daha sonra da idam edildi.95 Gemilere bindirilmiş olan kadın, çocuk ve askerlerle bütün silahlar ve eşyalar boşaltıldı. Kadın ve çocuklar adada iskan edildiler. Venedik kuvvetlerine mensup bulunan 4000 asker, esir kabul edilerek forsa olarak kullanılmak üzere Türk donanmasına verildi.

Lala Mustafa Paşa, 9 Ağustos 1571 Perşembe günü muhteşem bir törenle Magosa şehir ve kalesine girdi.96 Evvelce Latin katedrali olarak kullanılan Ayasofya katedralinin cami olarak düzenlenmesi için minber ve mihrap yapılmasını emredip, 17 Ağustos 1571 Cuma günü yine merasimle şehre girerek bu camide Cuma namazını kıldı. Lala Mustafa Paşa, adanın idarî işlerini düzenledikten sonra 15 Eylül 1571 Cumartesi günü Kıbrıs'tan ayrılıp, İstanbul'da "Kıbrıs Fatihi" unvanıyla ve büyük bir törenle karşılandı.97

Kıbrıs'ın fethi tedricen gerçekleştiği gibi idari teşkilâtı da peyder pey kurulmuştur. Lefkoşa Kalesi'nin 9 Eylül 1570 tarihinde düşmesinden hemen sonra Ada'da Osmanlı idarî teşkilâtı kurulmaya başlandı98 ve Kıbrıs adası bir eyâlet addedilerek Avlonya sancağı Beyi Muzaffer Paşa buraya ilk beylerbeyi olarak tayin edildi.99

Toroslar'ın uzantısının bir parçası olan ve ancak 9280 km2'lik bir alana malik bulunan Kıbrıs bir beylerbeylik olacak derecede geniş değildi ve bu adanın da merkeze bağlanması gerekiyordu. Bu yüzden, Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyâleti'nin Gelibolu'ya bağlanmasında olduğu gibi, Kıbrıs Beylerbeyliği de ilk başta Merkez'e bağlanmıştır.100 Zamanın önemi dolayısıyla eyâlet yapılmışsa da, bunun güçlendirilmesi, kendi kendine yeter hale gelmesi için de Anadolu'da bazı sancaklar bağlanmıştır.101

1 Ağustos 1571 tarihinde Magosa zapt edilip Kıbrıs adası tamamıyla Osmanlı topraklarına fiilen katıldıktan sonra, Kıbrıs Beylerbeyliği'ne Sinan Paşa ve Magosa Sancakbeyliği'ne de Hamza Bey tayin edilmişlerdir. 102 Ayrıca Kıbrıs Beylerbeyliği'nin kendi kendine yeter duruma gelmesi ve Ada'nın savunmasında tımarlı sipahilerden istifade edebilmek için, Anadolu Beylerbeyliği'nden Alaiye,103 Karaman Beylerbeyliği'nden İç-il ,104 Dulkadir Beylerbeyliği'nden ise Sis105 ve Halep Beylerbeyliği'nden de Tarsus106 sancakları Kıbrıs'a bağlandı.107 Şam Beylerbeyliği'nden Trablusşam Sancağı Kıbrıs Beylerbeyliği'ne bağlanmışsa da tahsilatın güç olması hasebiyle Şam Beylerbeyliği'nin teklifi ile 1573 tarihinde tekrar eski şekline tebdil edilecektir.108

İnebahtı Mağlubiyeti ve Barışın Yeniden Tesisi

Kıbrıs'ın önemli kalelerinden Lefkoşa ve Magosa'nın Türkler tarafından fethedilmesi ve Kıbrıs'ın hemen hemen tamamıyla Osmanlı Devleti'nin kontrolü altına girmesi Venedik başta olmak üzere bütün Avrupa'da büyük şaşkınlık ile heyecan yaratmıştı. Ama Papa V. Pius de bir yıl önce teşebbüs ettiği kutsal ittifakı gerçekleştirmeyi başarmış ve Doğu Akdeniz'de genel bir saldırı için hazırlıkları tamamlamaya koyulmuştu.109 Bu arada Kutsal ittifak dolayısıyla Venedik ve Papalığa göz dağı vermek maksadıyla Adriyatik kıyılarına açılan110 ve bu kıyılarda önemli bazı kaleleri zapt eden Türk donanması Venedik'te yeniden büyük bir panik yaratmış, onları bir takım askerî tedbirler almaya sevk etmişti. Ama sefer mevsiminin geçmesi sebebiyle Türk donanması, Adriyatik kıyılarında kuzeye doğru ilerleyişini durdurarak geri dönmek mecburiyetinde kalmış ve İnebahtı'ya çekilmesi uygun bulunmuştu.111 Ne yazık ki, burada 7 Ekim 1571'de kutsal ittifak donanmasının taarruzuna uğradı112 ve büyük bir mağlubiyet aldı. Ancak savaşta sağ cenah kumandanı bulunan Cezayir-i Garb beylerbeyi Uluç Ali Paşa kendi cephesinde müttefiklere zayiat verdirmiş, donanmasını salimen kurtarmıştı. Ali Paşa bu başarısından dolayı Kapudan-ı deryalıkla taltif ve Uluç adı Kılıç'a tebdil edilerek ödüllendirilmiştir.113 İnebahtı galibiyeti, Avrupalılara Kıbrıs'ın kaybını unutturmuş büyük bir heyecan uyandırmıştır.

Venedikliler müttefikleriyle birleşerek İnebahtı'da bir deniz savaşı ve zaferi kazanmış olmalarına ve Türk donanması hemen hemen yok olmasına rağmen, başta Sokullu Mehmed Paşa olmak üzere Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın ve bütün memleketin büyük gayret ve himmetleri sonucu çok kısa bir zamanda 250 kadırgalık yeni bir donanma meydana getirilmişti. Bu yenilgiden yedi ay gibi kısa bir süre sonra donanmanın yeniden denize açılması karşısında, İnebahtı zaferinin sarhoşluğu sonucu Türk haşmet ve satvetini kırmak hayaline kapılmış olan müttefikler, bunun mümkün olamayacağını çok kısa bir zamanda anlamışlardı. Bu sarhoşluktan ilk uyanan Venedikliler de Osmanlı Devleti ile anlaşmak zorunluluğunu duymuşlardı.114

Türklerden Bosna Beylerbeyi Ferhat Paşa'nın başkanlığında nişancı Feridun Bey, Bab-ı Ali Tercümanı Oram Bey ve Sokullu'nun doktoru Rabbi Salamon; Venedikliler tarafından da İstanbul'daki temsilcileri Marko Tenono Barbarom ve fevkâlade temsilci Mocenigo, hükümetleri adına barış görüşmelerine İstanbul'da başladılar. Üç ay süren barış görüşmelerinden sonra 7 Mart 1573 tarihinde bir antlaşmaya varıldı. 18 Mart 1573 Çarşamba günü de 7 maddelik bir barış antlaşması imzalandı.115 Bu anlaşmada yer alan "Kıbrıs adası fiilen ve hukuken Türklere geçtiği cihetle, eskiden Venedikliler tarafından Türklere ödenmekte olan yıllık 8.000 altın filorin, bundan böyle ödenmeyecek" hükmü ile Osmanlı Devleti Kıbrıs Adası'nı hukuken ve fiilen topraklarına katmaya muvaffak olmuştu.



1 Vergi Bedevi, Başlangıcından Zamanımıza Kadar Kıbrıs Tarihi, Lefkoşa 1965, s. 94.
2 BOA. MD. 9, s. 89, hüküm 231; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, "Kıbrıs'ın Fethi ile Lepant (İnebahtı) Muharebesi Sırasında Türk Devleti İle Venedik ve Müttefiklerinin Faaliyetlerine Dair Hazine-i Evrak Kayıtları", Türkiyât Mecmuası III, (1935), s. 257.
3 Nitekim, 1471'deki Osmanlı-Karaman mücadelesinde Karamanoğulları, Uzun Hasan'dan yardım talebinde bulununca o da Hıristiyanlara yani Rodos Şövalyelerine ve Kıbrıs kralına başvurarak 30.000 kişilik orduyu Alaiye beyinin birlikleri de dahil, müşterek düşman olarak saydıkları Osmanlı Devleti üzerine yollamıştır. Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II, İstanbul 1988, s. 93.
4 Kıbrıs Seferi (1570-1571), (nşr. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı), Ankara 1971, s. 11; V. Bedevi, a.g.e., s. 94.
5 Selaniki Mustafa Efendi, Tarih-i Selâniki, (nşr. M. İpşirli), İstanbul 1989, s. 77; 1569 sonlarına doğru Mısır'a gitmekte olan Mısır Hazine Defterdarı'nın gemisinin korsanlar tarafından yağmalanması olayı da II. Selim'i çok hiddetlendirmiş ve fetih kararını hızlandırmıştır. [Bkz. Kâtib Çelebi, Tuhfetü'l-Kibar fi Esfari'l-Bihar I, (nşr. O. Ş. Gökyay), İstanbul 1980, s. 903] Endülüs Müslümanlarının 1570'de II. Selim'e yaptıkları son müracaâtları üzerine, padişah Endülüs halkına gönderdiği fermanda " bundan akdem ol canibe donanmay-ı humayunum gönderilüp ahal-i islâmiye'ye her vechile muavenet ve muzaheret olunmak niyyet-i humayunum olmuşdur. Lakin Kıbrıs keferesi nakz-ı ahd idüb Müslümanların hac ve ticaret yollarını kesip tecavüzde bulundukları için adanın fethinden. sonra. " şeklinde bildirmektedir. Bkz. BOA. MD. 9, s. 89, hüküm 231; Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi II, İstanbul 1978, s. 441.
6 Bkz. Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi IV, İstanbul 1990, s. 5 vd.; Bkz. Alphonse De Lamartin, Osmanlı Tarihi I, (nşr. S. Bayram), İstanbul 1991, s. 500.
7 Yasef Nassi, aslen Portekiz Yahudisi olup ticaret ve bankacılıkla şöhreti artan Mendes ailesinin bir üyesiydi. Mendes-Nassi bankasını kurarak önemli bir hale gelen Nassi artan serveti sayesinde siyasal amaçlar peşine düşmüştür. Bkz. Taner Timur, "Osmanlı Devleti'nde Para ve Politika Sokullu Mehmed Paşa ve Yasef Nasi", Tarih Çevresi. XIV, (Ocak-Şubat 1995), s. 6.
8 Aslında bu iddiaların özünde bir yandan XVI. yüzyıl Avrupası'nda büyük ölçüde etkili olan ve İspanya'da da netice alan anti-semitik düşünce öte yanda da Yahudilerin her dönemde bir yurt kurma ideali yatmaktadır. Zira bu iddialara göre İstanbul'a gelmeden önce Yasef Nassi Venediklilerden ada satın alıp bir Yahudi yurdu kurmak istemişse de bunda başarı sağlayamamıştı. Dolayısıyla II. Selim üzerindeki nüfuzundan istifadeyle güya Kudüs'e çok yakın olan Kıbrıs'ı bir Yahudi yurdu haline getirerek oraya prens veya kral olmak istiyordu. Hatta bir içki alemi esnasında bu yolda bir vaad de almıştı. Bkz. A. De Lamartin, a.g.e., I, s. 500.
9 Kıbrıs'ın fethinden sonra Nassi'ye bir şey verilmediği gibi tayin edildiği Kiklad Adaları Dükalığı da kısa bir süre sonra elinden alınacaktır. (Bkz. İ. H. Uzunçarşılı, a.g.e., II, s. 685) Yasef Nassi'nin, 1579 tarihli bir hükümde, en son Nakşe dükası iken öldüğü bildirilmektedir. Bkz. BOA. MD. 41, s. 259, hüküm 561.
10 Halil Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs, Lefkoşa 1988, s. 26 vd.
11 Müslümanların Kıbrıs üzerine seferleri hakkında bkz. Abû'l-Farac Tarihi I, (nşr. Ö. R. Doğrul), Ankara 1987, s. 180; Belazûri, Fütûh el-Buldan, (nşr. M. Fayda), Ankara 1987, s. 219 vd.
12 Bkz. BOA. MD. 12.5.17. hüküm 19
13 Bkz. Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs'ta Türkler (1570-1878) 308 Yıllık Türk Dönemine Yeni Bir Bakış, Lefkoşa 1994, s. 150.
14 TK. KKA. TD. 64, vrk. 5 vd; Halil Fikret Alasya, Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs'ta Türk Eserleri, Ankara 1964, s. 51.
15 Recep Dündar, Kıbrıs Beylerbeyliği (1570-1670), (Basılmamış Doktora Tezi), Malatya 1998, s. 14.
16 Lala Mustafa Paşa hakkında geniş bilgi için bkz. Şerafettin Turan, "Lala Mustafa Paşa Hakkında Notlar ve Vesikalar", Beleten XXII/88, (Ekim 1958), s. 551-595; Bekir Kütükoğlu, "Lala Mustafa Paşa", İ. A. VIII, s. 733.
17 Endülüs Müslümanlarının Osmanlı padişahından yardım talebi için bkz. BOA. MD. 9, s. 89, hüküm 231.
18 Sokullu Mehmed Paşa, Akdeniz'den Kızıldeniz'e açılacak bir kanal ile Osmanlı donanmasının Yemen taraflarına ve Uzak Doğu'ya açılmasını istiyordu. Böylece hem ticari yollar denetim altına alınmış olacak hem de askerî birlikler kolayca sevk edilecekti. Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi Ankara 1998, s. 32 vd.
19 Sokullu Mehmet Paşa'nın Kıbrıs üzerine gerçekleştirilmesi düşünülen askerî harekatın, o an için uygun olmayacağını sergileyen bu düşüncelerinin yanında, O'nun Venedik ile samimi ilişkiler içinde bulunduğunu ve Venedikliler ile dostluğunu devam ettirmesinde de en önemli desteğinin II. Selimin Venedik asıllı eşi Safiye Sultan olduğunu iddia edenler de mevcuttur. Bu düşünceye göre, Sokullu'nun "Venedik yanlısı" olmasını geçerli kılan en önemli sebeb "iş adamlığı" niteliğinden kaynaklanmaktadır. Zira, bu iddiayı gündeme getiren düşünce sahibine göre Sokullu, o dönemde Rum cemaatinin ileri gelenlerinden Mişel Kantekuzen ile ortaklık halinde bulunuyordu. Ayrıca, Sadrazamın sefer için gerekli fetvanın çıkmasından sonra "Venedik dostu" imajını silmek için harekete geçtiği ve İstanbuldaki Venediklileri tutuklattığı iddia edilmektedir. Bu hususta daha geniş bilgi için bkz. T. Timur, a.g.m, s. 8 vd.
20 B. Kütükoğlu, a.g.m., s. 733.
21 Kıbrıs Seferi, s. 13-14.
22 İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi II, İstanbul 1948, s. 391.
23 Bu anlaşma için bkz. M. H. Şakiroğlu, "Venedik Arşivi ve Kitaplıklarından Türk Tarih ve Kültürüne Ait Kaynaklar II", Erdem, VI/17, (Mayıs 1990), s. 462 vd.
24 Bkz. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi I, (nşr. B. S. Baykal), Ankara 199, s. 343 vd.; Ancak İslâm devletlerinde savaş ilan etmek için alınan fetva meselesi Hammer tarafından yanlış bir şekilde tenkit edilir ve bu bir andlaşmanın bozulması için dinîn alet olarak kullanılması şeklinde gösterilir. (Bkz. Hammer, a.g.e., IV, s. 8 vd.) Tabiki bunu Hammer'in Hıristiyanlık taassubuna bağlayabiliriz. Bkz. İ. H. Uzunçarşılı, a.g.m., s. 258 vd.; Naci Kökdemir, Dünkü Bugünkü Kıbrıs, Ankara 1957, s. 34 vd.
25 Sir George Hill, A History of Cyprus III, Cambrıdge 1948, s. 884; A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 22.
26 Bkz. İ. H. Danişmend, a.g.e., II, s. 388; Hill, a.g.e., III, s. 884 vd.
27 Venedik'e verilen bu nota hakkında bkz. R. Dündar, a.g.t., s. 37 vd.; Ayrıca, ada iktisadî bakımdan ablukaya alındığı gibi Venediklilerin ticarî amaçlı gemilerle sahillere ulaşıp elde edebilecekleri muhtemel istihbarat faaliyetleri de önlenmeye çalışıldı. Diğer taraftan, Kıbrıs'ı iktisaden zor duruma sokmak için Avrupa ile olan ticarete sınırlamalar getirildiği gibi Anadolu'dan yapılan hububât ihracı yasaklandı. Sahillerde oturan halkın Kıbrıs'a hiçbir şey satmaması için tedbirler alındı. (Bkz. H. F. Alasya, Kıbrıs Tarihi ve Kıbrıs'ta Türk Eserleri, s. 50 vd.) Bunun yanında, Venedikli tüccarların Osmanlı topraklarındaki ticarî faaliyetleri yasaklanmış, buna riâyet etmeyen gemiler yakalanarak malları müsâdere edilmiştir. [Bkz. F. Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, (nşr. M. A. Kılıçbay), İstanbul 1990, s. 286] Çok geçmeden bu tedbirler etkisini gösterecek ve zaten Venedik baskısından bıkmış halk bir yandan ziraatten uzaklaşırken öte yandan da Osmanlıya meyletmeye başlamıştı.
28 Kıbrıs Seferi, s. 24.
29 Hill, a.g.e., III, s. 891.
30 Bazı kaynaklarda, Osmanlı-Venedik münasebetlerinin gerginleşmesi ve Osmanlı Devleti'nin Venedikden gelebilecek bir hareketin savaş sebebi olarak gösterebilmesi için bu tahrik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Nitekim, Lamartin; "Padişahın yeni saray ileri gelenleri arasında olan Yasef Nassi, Lala Mustafa Paşa ve Kaptan-ı Derya Piyale Paşa Venedik'e nasıl savaş ilan edeceklerini düşünüyorlardı. Yalnızca Sadrazam ile Şeyhü'l-İslâm sarayın bu düşüncesine karşı çıkıyordu. Onlar için ortada yeterli neden yoktu ve zaman da uygun değildi. Söylentilere göre Nassi bir kaç korsana para vererek Venedik donanmasına sabotaj yaptırdı. 1569 yılının 13/14 Eylül gecesi Venedik tersanesi ile limanda bulunan donanma ve barut deposu imhâ edildi" şeklinde bahsetmektedir. Bkz., Lamartin, a.g.e., I, s. 501; Ayrıca bkz. Hill, a.g.e., III, s. 883; Hammer, a.g.e., IV, s. 6.
31 Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 27; Papa'nın Türkler aleyhine yapılan her harekete önayak olduklarını bildikleri için ona da başvurarak yardım istediler. İşi Hıristiyan-Müslüman çatışmasına götüren Venedikliler Papa V. Pius'un (1504-1572) bir Haçlı ittifakı oluşturacağından emindiler. Ayrıca Alman İmparatoru Maximilian da bu isteği destekler görünmekteydi. Ancak Fransa, bu dönemde hala Osmanlı Devleti ile dostluğunu sürdürüyor ve ticarî imtiyazlarını kaybetmek istemiyordu. Onun için Kral IX. Charles, Papa'nın bir Haçlı ittifakı oluşturma isteğine pek sıcak bakmadığı gibi aksine
Venediklilerin Avrupa'daki faaliyetlerinden İstanbul'u haberdar etti. Ruslara yapılan müracaâtda da Türklerin arkadan vurulmaları rica edilmişti. Avusturya ise, 1568 tarihinde Osmanlı Devleti ile anlaşma yaptığından, Lehistan kralı Sigismund Augustus da Türklere karşı herhangi bir savaşa girmek istemediğinden Papa'nın teklifini reddettiler. Keza, İngiltere kraliçesi de elçiye bazı umut verici sözler söylemiş ise de fiili hiçbir harekette bulunmamıştı. Bkz. Kıbrıs Seferi, s. 26.
32 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi Ankara 1988, s. 10.
33 Bkz. Özcan Mert, "Şerifî"nin Fetih-nâme-i Kıbrıs'ı", Tarih Enstitüsü Dergisi, S. 4-5 (ayrı basım), İstanbul 1974, s. 54; H. F. Alasya, Tarihte Kıbrıs, s. 32 vd.
34 Verdiği fetvayla Ebus-suud Efendi, Kıbrıs seferine dini açıdan bir meşruiyet kazandırırken, gönderilen hükümlerle de bazı eyaletlerdeki halkdan dua etmeleri istenmişti. Mesela Şam kadısına gönderilen hükümde, Kıbrıs'ta İslâm askerînin harp üzere olduğundan bahisle ulema ve suleha'nın halkı toplayarak dua etmeleri istinmiştir. Bkz. BOA. MD. 14, s. 1148, hüküm 1691; BOA. MD. 12, s. 9, hüküm 193.
35 Bkz. İ. H. Uzunçarşılı, a.g.m., s. 260.
36 BOA. MD. 9, s. 29, hüküm 78; Venedikliler Leftari Kalesi halkının bu hareketini bir ihanet saydılar. Başkalarının da bu tür hareketlerini önlemek maksadı ile bir gece Leftari Kalesi'ne ani hücuma geçerek, halkın çoğunu öldürdüler, çocuklarını ve kadınlarını dağlara kaldırdılar. Bu hareket, esasen kendilerine karşı hissedilen nefretin artmasına sebebiyet verdi. Bkz. H. F. Alasya, Tarihte Kıbrıs, s. 37.
37 Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 39.
38 Kara yolu ile Larnaka üzerine yürüyen Türk askerlerine bir Rum papaz klavuzluk ediyordu. [Bkz. Nejat Göyünç, "Türk Hizmetine Giren Bazı Kıbrıs Müdafileri", Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi, (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara 1971, s. 105] Bu hareket, Ada'daki yerli halkının Türk idaresini sevinçle karşıladığını göstermesi bakımından oldukça ilgi çekicidir. Yine bu sırada Lefkara köylüleri de kendiliğinden teslim oldu. Diğer taraftan, 3 Temmuz 1570'de Larnaka'ya giren birlikler karşı direnişle karşılaşmadılar. Bkz. KK. Ru'ûs Defteri 221, s. 9; Ayrıca bkz. Safvet, "Kıbrıs'ın Fethi Üzerine Vesikalar", TOEM, S. 19, İstanbul 1331, s. 1190.
39 BOA. MD. 8, s. 9, hüküm 114, 117.
40 Lala Mustafa Paşa gemiden inerek çadırına gitti ve derhal ilkin Piyale Paşa, sonrada Anadolu beylerbeyi ile görüşerek bir divan toplantısı yaptı. Divanda Serdar Lala Mustafa Paşa'nın bu sefer de padişahın mutlak vekili olduğuna ilişkin ferman okundu. Daha sonra Piyale Paşa kafirlere ait gemilerin ani bir baskın yapmalarını önlemek için donanmanın bütün adanın etrafını gece, gündüz dolaşmasını emretti. Ve izlenecek harekat tarzı konuşuldu. Lala Mustafa Paşa, rütbe sırasına göre tüm komutanlarıyla danışmalarda bulunarak askeri durumu gözden geçirdi, fetih harekatının bundan sonraki kısımları üzerinde çalışmalar yaptı, planlar hazırladı. Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 40.
41 Kâtip Çelebi, a.g.e., I, s. 134.
42 Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 44 vd.
43 Türk ordusu, Larnaka'da beklediği bu üç hafta içinde adanın iç kısımlarına keşif hareketleri yapmış ve bir yandan ele geçirdiği araziyi genişletirken diğer yandan da yerli halkın durumunu, tepkilerini tesbit etmeye başlamıştı. İlk işaretler, yerli halkın Türklerin Venediklilere karşı giriştiği bu askeri harekatı sevinçle, umutla karşıladıklarını gösteriyordu. Türklere bir kurtarıcı gözü ile baktıkları anlaşılıyordu. Venedik'in baskı ve ezgisinden kurtulacakları umudunu taşıyor ve bunun bir an önce gerçekleşmesini istiyorlardı. [Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 40] Bu yönde 7 Mart 1770'de İçel beyine gönderilen bir padişah emrinde Kıbrıs'taki yerli halkın Venediklilerden bıkıp usandığı bildirilmekte, bu nedenle ada alınır alınmaz yerli halka çok iyi davranılması, mal ve canlarının korunması ve işlerini yerine getirirken onlara hiçbir müdahalede bulunulmaması istenmekte idi. Bkz. BOA. MD. 8, s. 29.
44 Yusuf Ziya, Kıbrıs'ın Türkler Tarafından Fethi, (Basılmamış Lisans Tezi), İstanbul 1931, s. 20.
45 Lala Mustafa Paşa, şehrin savaşsız teslimi için Kıbrıs Umum Valisi Ünvanını taşıyan Dandolu'ya Korfulu kör bir rahip olan Nicodemus'u elçi olarak göndermiştir. Türk teklifinin kabul edilmesi halinde hiç kimsenin canına ve malına dokunulmayacağı ve geniş hürriyetler verileceği söylenmişti. Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 49.
46 BOA. MD. 8, s. 9, hüküm 117.
47 Lala Mustafa Paşa'nın harekât planına göre Lefkoşa, şu tertip üzere muhasara edilmeye karar verilmiştir: Hasan Paşa'nın kuvvetleri kalenin güneydoğusundaki Podocataro burcu karşısında muhasaraya katılacaktır. Karaman Beylerbeyi Hasan Paşa ve Anadolu Beylerbeyi İskender Paşa'nın komutasındaki Anadolu ve Karaman Eyalet askerleri burada mevzilenecekti. Muzaffer Paşa komutasındaki kuvvetler ise Constanza burcu karşısında yer alacaklar ve onun maiyyetinde de bir kısım Rumeli sancakbeyleriyle, Şam ve Trablusşam eyalet askerleri bulunacaktı. Yeniçeriler ve Kaptan Paşa eyalet askerlerinden oluşan Müezzinzade Ali Paşa komutasındaki kuvvetler de D'Avila burcu karşısında mevzilenecekti. Derviş Paşa ise maiyyetindeki Halep eyalet askerleri ile Tripoli burcu karşısında bulunacaktı. Başkomutanlık karargâhı da Eğlence'de olup, Lala Mustafa Paşa çoğu zaman Müezzinzade Ali Paşa'nın ve arasıra da Muzaffer Paşa ve diğer paşaların mıntıkalarında bulunarak savaşı idare etmekte ve izlemekteydi. Lala Mustafa Paşa'nın oğlu Niğde sancak beyi Mehmet Bey de atlı devriye hizmetiyle görevlendirilmişti. Bkz. BOA. MD. 8, s. 87, Hüküm 960.
48 Bu mevzilerin birincisi, Graffa burcu ile Podocataro burcu arasındaki boşluğun doğusuna rastlayan Saint Marina'da; ikincisi, Bunun güney batısındaki George Manano'da; üçüncüsü, Constanza ile Podocataro karşısındaki St. Margarita tepesinde; diğerleri de D'Avila ve Tripoli burçları karşısında bulunuyordu. Bkz. Kıbrıs Seferi, s. 94.
49 Venedikliler, Türklerin hedef olarak seçtikleri dört burcun gerilerinde ve kale içinde yeni mevziler hazırlamaya ve tertipler almaya başladılar. Podocataro ve Constanza'da Albay Plazzo fıçılara, yatak çarşaflarına ve çuvallara toprak doldurmak, kazı yapmak ve toprak yığmak suretiyle ikinci bir savunma mevzii kurarak, iki burç arasındaki boğazı ve mevzii kapadı. D'Avila ve Tripoli'de ise mühendis Sozomeno, başka türlü bir tedbir aldı. Bu tedbire göre, Türkler kalenin korkuluk duvarlarına çıkmayı başardıkları takdirde, platformda kendilerine tutunacak bir yer bulamayacaklardı. Bkz. Kıbrıs Seferi, s. 95; A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 52.
50 A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 53.
51 Bkz. A. A. Graziani, The History of the War of Cyprus, London 1687, s. 94.
52 Bu gün Hıristiyanlarca mukaddes bir gün olup Meryem'in semaya uçuşu günü olarak kabul edilmektedir.
53 Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 54.
54 Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 56.
55 Kıbrıs Seferi, s. 97.
56 Hadiselere şahid olan Calepio tarafların bu görüşmeleri hakkında görüşlerini: "Bundan amaçları teslim olmamız için bizi ikna etmekti. Fakat şehrin yöneticileri teslim olmayı bir kez daha reddetti. Türkler ertesi gün çok şiddetli bir top ateşi başlattılar. Hücuma geçtiklerinde ise tekrar geri püskürtüldüler. Askerlerimiz, kendilerine yeteri kadar barut ve gülle verilmediğinden ötürü şikâyete başladılar. Topçularımıza cephane temini için Mağusa Kapısı'na gelen topçu birliği komutanına vali hakarette bulunarak büyük kalibreli toplar yerine 3-4 librelik (3-4 havaneli) 'Smerigli' tipi küçük toplar kullanmalarını emretti" şeklinde açıklamıştır. Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 57.
57 Calepio bu Türk tarruzu hakkında: "18 Ağustos'ta Piyale Paşa Rodos'a gitti, oradan da durumu tespit etmek için Girit'e bir keşif kolu gönderdi. 30 Ağustos'ta geri Kıbrıs'a dönen Piyale Paşa, Girit'teki Venedik donanmasının yakın bir gelecekte adaya ulaşması olanağı bulunmadığını Lala Mustafa Paşa'ya bildirdi. " şeklinde teferruatlı bilgi vermektedir. Bkz. A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 56.
58 Kıbrıs Seferi, s. 98.
59 Bu taarruzda, Podocataro burcuna karşı Karaman Beylerbeyi Hasan Paşa, Constanza'ya yapılan taarruzu Muzaffer Paşa, D'Avila'ya karşı yapılan taarruzu da Halep Beylerbeyi Derviş Paşa yürütüyor ve idare ediyorlardı. Bu son taarruz gününde Lala Mustafa Paşa da Müezzinzade Ali Paşa'nın komuta ettiği grupta bulunuyordu. Bkz. Kıbrıs Seferi, s. 99.
60 Lala Mustafa Paşa'nın ifadesiyle: "Yevmüs-sept (cumartesi) fi 8 rebiü'l-âhır 978 (9 Eylül 1570). Bu gün binayetullahü tealâ kale-i Lefkoşa namaz-ı subhdan iki saat sonra fetholundu." şeklindedir. Bkz. KK, Ru'ûs Defteri 221, s. 35.
61 Münevver Durmuşoğlu, Zireki, Tarih-i Kıbrıs, (Basılmamış Lisans Tezi), İstanbul 1965, s. 36-45.
62 BOA. MD. 8, s. 19, hüküm 219.
63 A. La Martin, a.g.e., I, s. 506.
64 Kâtip Çelebi, a.g.e., I, s. 137 (Kâtip Çelebi bu tarihi 13 Eylül 1570 olarak vermektedir); Hill, a.g.e., III, s. 989; I. H. Danişmend, a.g.e., II, s. 398.
65 BOA. MD. 8, s. 136, hüküm 1565 (20 Rebiülahir 978); M. Durmuşoğlu, a.g.t., s. 56 vd.
66 Bu esnada Piyale Paşa komutasındaki Türk donanması da, bir kısım kuvvetleri devriye ve koruma görevleri için Tuzla korfezinde bırakarak geri kalan kuvvetleriyle muhasaraya katılmak üzere 17 Eylül 1570 tarihinde Magosa önlerine gelerek, kalenin güney kıyılarındaki kumsalların açığında ve beş kilometrelik bir sahada demirledi. Bkz. Kıbrıs Seferi, s. 115.
67 A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 66 vd.
68 A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 67 vd.
69 Bkz. Hill, a.g.e., III, s. 996.
70 G. Marsigli, Osmanlı İmparatorluğu'nun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı Zamanına Kadar Askerî Vaziyeti, (nşr. M. Nazmi), Ankara 1934, s. 243 vd.
71 Bkz. G. Hill, a.g.e., III, s. 1010; Kıbrıs Seferi, s. 117.
72 Percipollo, Magosa'nın güneybatısında bir yerleşim yeridir.
73 Hammer, a.g.e., IV, s. 22.
74 G. Hill, a.g.e., III, s. 1010.
75 Yusuf Ziya, a.g.t., s. 50.
76 Kıbrıs Seferi, s. 124 vd.
77 A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 79.
78 Bkz. G. Hill, a.g.e., III, s. 1020 vd.
79 Kıbrıs Seferi, s. 127.
80 G. Hill, a.g.e., III, s. 1023.
81 Kıbrıs Seferi, s. 128.
82 G. Hill, a.g.e., III, s. 1024.
83 Piri Mehmed, Feth-i Cezire-i Kıbrıs, Vrk. 60; A. C. Gazioğlu, a.g.e., s. 81 vd.
84 Piri Mehmed, Feth-i Cezire-i Kıbrıs, Vrk. 67.
85 Kıbrıs Seferi, s. 131.
86 K K. Ru'ûs Defteri 221, s. 177.
87 M. Durmuşoğlu, a.g.t., s. 80.
88 Kıbrıs Seferi, s. 132 vd.
89 G. Hill, a.g.e., III, s. 1028.
90 Hammer, a.g.e., IV, s. 23.
91 H. F. Alasya, Tarihte Kıbrıs, s. 53.
92 G. Hill, a.g.e., III, s. 1029.
93 Hammer, a.g.e., IV, s. 24.
94 Paşa'nın esirleri istemesi üzerine Bragadin "Onların hepsi benim değildi. Her biri beylerden birisinin yanında bulunuyordu. Vire gecesi onları katletmişler" cevabını verdi. Paşa bu sefer Bragadin'e şu suali sordu: "Ya seninkini neyledin". Bragadin şaşırdı, bocaladı, nihayet verdiği cevap akıbetini tayin edecek şekilde oldu: "Onlar öldürünce ben de katlettim". Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa: "O halde vireyi sen bozmuşsun" diyerek elli Türk esirinin diyetini istemişti. Bkz. G. Hill, a.g.e., III, s. 1029; M. Durmuşoğlu, a.g.t., s. 81; Y. Ziya, a.g.t., s. 63.
95 A. La Martin, a.g.e., I, s. 507; Kâtip Çelebi, a.g.e., I, s. 139.
96 M. Durmuşoğlu, a.g.t., s. 81.
97 Kıbrıs Seferi, s. 135.
98 Halil Sahillioğlu; "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi", Belgeler IV/7-8, Ankara 1969, s. 7.
99 Kıbrıs Seferi (1570-1571), 154; KK. Rus Defteri 221, s. 35; Halil İnalcık, Lefkoşe'nin (Nikosa) zabtı ile beraber hemen bir beylerbeyi (Muzaffer Paşa) ve bir kadı (Ekmel Efendi) 'nin atandığını ve bu kadıya bağlı on halk kadısının da ayrıca, atandığını kaydetmektedir. (Bkz. H. İnalcık, The Ottoman Empire Conquest Organization and Economy, London 1978, s. 192 vd) Ayrıca Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen hükümde; " Kıbrıs'ta Lefkoşe kalesi zabtolunduğu ve Kıbrıs Beylerbeyliği Avlonya Sancakbeyi Muzaffer'e. " verildiğine dair hüküm vardır. Bkz. BOA. MD. 14, s. 368, hüküm 521.
100 Şinasi Altundağ; "Osmanlı İmparatorluğu'nun Vergi Sistemi Hakkında Kısa bir Araştırma", DTCFD, V/2, (Mart-Nisan 1947), s. 194.
101 Mustafa Nuri Paşa, Netayicü'l-Vukuat I-II, (nşr. N. Çağatay), Ankara 1992, s. 140.
102 BOA. MD. 16, s. 18, Hüküm 33; Ayrıca Magosa Beyi Hamza Bey için bkz. BOA. MD. 27, s. 386, Hüküm 924 ve BOA. MD. 43, s. 158, Hüküm 285; H. Sahillioğlu, a.g.m., s. 15.
103 BOA. MD. 16, s. 64, hüküm 133.
104 BOA. MD. 563, s. 129; BOA. MD. 12, s. 447, hüküm 865.
105 BOA. MD. 16, s. 19, hüküm 35.
106 Bkz. BOA. MD. 10, s. 262, hüküm 407.
107 BOA. MD. 16, s. 64, hüküm 133.
108 BOA. MD. 21, s. 261, Hüküm 627: Kıbrıs Eyâletine yukarıda ismi geçen sancakların iltihak et-tirilmesinin bir sebebi de düşman saldırılarına karşı yeterli derecede karşı çıkmak ve adanın elden çıkmasını önlemekti. Bu sancakların tımarlı askerleri adaya getirtilerek, buradaki askerlere takviyesi yapılıp daha da güçlendirilmiştir. Bkz. BOA. MD. 10, s. 262, hüküm 407.
109 (Bkz. BOA. MD. 10, s. 19, hüküm 27) O da yirmi parça gemiyi Kıbrıs'ta bıraktıktan sonra 250 parçalık donanmayla Rodos havalisinde bulunan Pertev Paşa emrine katılmış idi. Aynı tarihlerde amiral Don Juan komutasındaki müttefik donanmasının bir kısmı Girit adasındaki Suda körfezinde, diğer bir kısmı da Korfa adası açıklarında bulunuyordu. Bkz. BOA. MD. 10, s. 10, hüküm 13.
110 Bu arada Uluç Ali Paşa ise 62 kadırga ile Dubrovnik limanına ulaşmıştı. Bkz. İ. H. Uzunçarşılı, a.g.e., III/1, s. 17.
111 Peçevi İbrahim Efendi, a.g.e., I, s. 350.
112 Bkz. İ. H. Uzunçarşılı, a.g.m., s. 261; S. Soncek, "İnebahtı Savaşı (1571) Hakkında Bazı Mülahazalar", Tarih Enstitüsü Dergisi, S. 4-5, (Ağustos 1973-1974), s. 35-48; M. C. Baysun, "Lepanto", İ. A. VII, s. 42.
113 BOA. MD. 14, s. 319, hüküm 454 (28 Ekim 1571).
114 İ. H. Uzunçarşılı, a.g.e., s. 24-25.
115 Bu antlaşmaya göre: 1 - Venedik Cumhuriyeti, Kıbrıs seferi için harp tazminatı olarak Osmanlı Devleti hazinesine üç senede 300.000 altın filorin ödeyecek. Bu paranın ödenmesi hususunda eski antlaşmalardaki usullere riayet olunacak, 2- Kıbrıs seferi sırasında Venedikliler tarafından işgal edilmiş olan Dalmaçya'daki Sopoto kalesi, bütün topları tam olarak Türklere iade edilecek. Buralarda bulunan reayadan, isteyenler yerlerinde kalacak, istemeyenler bütün aile efradı ve eşyalarıyla diledikleri yerlere gitmekte serbest olacaklardır. 3- Zaklisa (Zanta) adası için Venediklilerin savaşa kadar ödemekte oldukları yıllık 500 filorin vergi 1.000 filorin fazlasıyla 1.500 filorin olarak ödenecek. 4-Kanunî devrinden beri Venediklilere tanınan haklar, II. Selim devrinde de devam edecek. 5- Kıbrıs adası fiilen ve hukuken Türklere geçtiği cihetle, eskiden Venedikliler tarafından Türklere ödenmekte olan yıllık 8. 000 altın filorin, bundan böyle ödenmeyecek. 6- Arnavutluk ve Bosna vilayetlerinde bulunan kaleler ve hudut üzerinde bulunan yerler ve köyler (ki, bir kısmı halen Türklerin elinde, bir kısmı da Venedikliklerde bulunmaktadır) savaştan evvelki antlaşmaya göre geri verilecek. 7- Savaş sırasında müsadere edilmiş bulunan tüccar malları ve gemileri karşılıklı olarak iade olunacak, kaybolmuş eşya için taraflar ödeme yapacaklar idi. Bkz. BOA. MD. 21, s. 165, hüküm 404; Reşat Ekrem, Osmanlı Muahedeleri ve Kapitülasyonlar, İstanbul 1934, s. 47; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi II, İstanbul 1948, s. 414.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2734 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın