• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Çağ Açan Fetih İçin Yapılan Hazırlıklar / Dr. Önder Bayır

Dünyadaki hemen hiçbir şehre nasib olmayacak şekilde tarihî ve kültürel önemiyle ön plana çıkan İstanbul, en yaygın kanaate göre, Megaralıların kurdukları Kalkhedon'un1 (bugünkü Kadıköy) karşı kıyısına, Haliç'le Marmara arasına, M.Ö. 659 yılında kurulmuştur. Kurucusu, Trak asıllı komutan Byzas'ın adından dolayı, şehre Byzantion ismi verilmiştir. Burası M.Ö. 74'te Romalıların hakimiyetine geçtikten sonra İmparatorluğun önemli bir merkezi olmuş, 324 tarihinde Romaİmparatoru I. Constantinus, Byzantion'u ikinci başkent ilân edince, İmparator Konstantin'in adından dolayı Konstantinopolis adını almıştır. İmparator Konstantin'in Hıristiyanlığı kabul etmesiyle de, şehir Hıristiyanlığın en önemli kültür ve sanat, zaman zaman da en önemli siyâsî ve ekonomik merkezi olmuştur.2

Haliç'le Marmara arasındaki yedi tepe üzerinde, yaklaşık 17,2 km'lik bir sahaya kurulan3 şehrin zamanla coğrafî, siyasî, iktisadî ve kültürel önemi de artmış, Avrupa ve Asya kıtaları ile Karadeniz ve Akdeniz'in birleştiği bölgeye hakim olan imparatorlukların başkenti olmuştur. Bu tarihî şehir İlk ve Ortaçağlarda zamanın en iyi silahları ile kale duvarları, kuleler ve hendekler ve sair tahkimatlarla en iyi şekilde korunmuştu. Kemal Paşa-zâde İstanbul'un bu mukavemetli durumunu şöyle izah eder: "Bu hâl-ı muhakkak ve bu mekâl-i musaddak oldur ki, kal'a-yı Kostantin ki dârü'l-küfürde rükn-i rikîndi, diyâr-ı küffârda hasânet-i mekân ve metânet-i erkân-ı bünyânla iştihâr bulmuş hısn-ı hasîndi".4

Araplar Konstantiniyya şeklinde söylemişler;5 Bizans'ın çöküş dönemlerinde Rumlar İstinbolin şeklinde kullandıkları için, Türkler de şehre İstanbul veya İslâmbol6 adını vermişlerdir.7 Ayrıca, Osmanlılar döneminde bu şehri tasvir edici değişik isimler de kullanılmıştır: Der-Saâdet, Der-i Devlet, Âsitâne, Âsitâne-i Saâdet, Ümm-i Dünya, Dârü's-Saltana, Dârü'l-İslâm, Belde-i Tayyibe gibi.8

İstanbul, Türkler tarafından fethedilmeden evvel çeşitli devletler tarafından birçok kuşatma ve tehdide maruz kalmıştır.9 Bilindiği kadarıyla İstanbul geniş çaplı veya saldırı mahiyetinde 30'un üzerinde kuşatmaya uğramıştır. İstanbul dokuz defa Araplar,10 7 defa da Osmanlılar tarafından kuşatılmıştır. 11 Ancak her defasında şehrin mukavemetini ve metin surlarını aşamayan bunca hükümdar geri çekilmek zorunda kalmıştır; daha evvelki muhasaraları, Kemal Paşazâde manidar bir şekilde anlatmaktadır: "Devr-i zemân-ı Yezîd'den, devrân-ı Yıldırım Bayezid Hân'a gelince niçe tâcdâr-ı sâhib-i sikke ü hutbe sultân-ı kâmrân ve mâlik-i şehr ü diyâr-ı şehriyâr-ı kâmkâr, himmet-i kâfî ve rağbet-i vâfiyle ol nigâr-ı azrâ-yı garrâ-yı âlem-ârâyı hıtbe idüp, lisân-ı sinân-ı lâ'l-bâr ve zebân-ı hüsâm-ı gevher-dârla hvâstâr oldu; hiç birisinin ıkd-ı akdine rağbet ve meyl gösterüp boyun virmedi. Ivağınun ve irisinün dest-i kudreti zeyl-i hasânetine irmedi; mekân-ı mena'atde kemâkân pâydâr oldu".12

Osmanlı Devleti'nin bir beylik halinden çıkıp tam manasıyla güçlü bir devlet hüvviyetine bürünmesiyle birlikte, İstanbul Osmanlıların ilgisini çekmeye başlayacaktır. Orhan Gazi döneminde Bizans tahtında hak iddia ederek Osmanlılardan yardım isteyen Kantakuzen tarafından Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesi'nin onlara üs olarak verilmesi neticesinde Osmanlılar ilk olarak Rumeli'ye geçecek ve hızla bu bölgelerde yayılmaya başlayacaklardır. Bizanslılar bu hatanın farkına vardıklarında ise artık çok geç olmuş olacaktır.13

İlk olarak 1340'da Orhan Gazi döneminde Osmanlı birlikleri İstanbul'a kadar yürümüşler; 1375'te de I. Murat şehri şiddetli bir muhasara altına almıştı. Anadolu'da siyası birliği temin eden Yıldırım Bayezid döneminde, 1391-1400 tarihleri arasında, bazen şiddetlendirilerek İstanbul devamlı kuşatma altında tutulmuş,14 ancak surların dayanıklılığı ve dışarıdan yardım gelmesine mani olunması yüzünden bu da başarılı olamamıştır.15 1402 senesinde Yıldırım'ın Ankara Muharebesi'nde Timur'a yenilmesi ve Fetret dönemine girilmesi, Bizans'ı Osmanlı akınlarına karşı bir müddet rahatlatmıştır.

Fetihten önceki son ve altıncı Osmanlı kuşatması II. Murat zamanında 1422 yılında gerçekleştirilmiştir.16 Bizans'ın Düzmece Mustafa İsyanı'nı desteklemesi sebebiyle başlayan bu kuşatma iki buçuk ay kadar sürmüş, ancak II. Murad'ın kardeşi Hamideli Sancak Beyi Mustafa'nın baş kaldırıp İznik'te hükümdarlığını ilân etmesi üzerine bu kuşatma da kaldırılmıştır.17

II. Murad'ın vefatından sonra, 18 Şubat 1451 tarihinde18 ikinci kez ve kat'i olarak Osmanlı tahtına geçen Manisa Sancakbeyi Şehzade Mehmet,19 babasının zamanındaki olayların da etkisiyle İstanbul'u fethetme zamanının geldiğini düşünmekteydi: "Mahmud Paşa Sultan Mehmed Hân'a -Padişahım şimden sora Kostantiniyye fethine sipariş edelim; zira vakit gelmişdir- dedi. Padişah ayıtdı: Mahmud askerin var mıdır? Mahmud Paşa ayıtdı: Padişahımın duası bereketiyle inşaallahü te'âlâ ricâlü'l-gayb erenleri yardımcıdır".20

Muhasara öncesinde, İstanbul'un fethi meselesini görüşmek üzere toplanan dîvânda vezirlerden bir kısmı, daha önceki başarısız muhasaraları ve şehrin metânetini bahane ederek, bunun boş bir hayal olduğunu ileri sürmüşlerse de, II. Mehmed fetih kararında ısrar edince muhalefetten vazgeçmişlerdir.21 2600 yıldan beri birçok kuşatmaya maruz kalan bu müstesna şehri almak ve Bizans'ı ortadan kaldırmak, yedinci Türk kuşatması neticesinde yedinci Osmanlıpadişahı II. Mehmed'e nasib olacak22 ve bu yüzden de tarihte bir devir kapatıp bir devir açan bu padişaha "Fâtih" unvanı verilecektir.23

Osmanlı-Bizans İlişkileri ve Bizans'ın Fetihten Önceki Durumu

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan İstanbul'un fethine kadar olan yaklaşık 150 senelik dönemde Osmanlı-Bizans münasebetleri oldukça çekişmeli geçmiştir; hatta fetihten önceki dönemde birinci derecedeki dış siyâsî mesele olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bizans idarecileri her vesile ile yeni sözde sebepler ileri sürerek kendi çıkarlarını sağlamayı, hileli siyaset oyunları ile bir şeyler kazanmayı âdet edinmişlerdi. Bilhassa Fetret döneminde Osmanlı şehzadelerinden en fazla Bizans tarafını tutanı destekleyerek çatışmaları körüklemiş ve kuvvetli bir Osmanlı birliğinin temin edilmesine mani olmaya çalışmıştır.24 II. Murad döneminde de Düzmece Mustafa hadisesinde faal bir rol oynadığı gibi,25 daha sonra da Karaman ve Germiyanoğulları ile anlaşarak Börklüce (Küçük) Mustafa'nın Anadolu'da isyan çıkarmasına zemin hazırlamış; bu sebeple II. Murad İstanbul kuşatmasını kaldırmak zorunda kalmıştır.26 İşte Bizans'ın Osmanlı Devleti'ne karşı uyguladığı ve tarihte "Bizans entrikaları" ismiyle darb-ı mesel olan bu siyaset, Osmanlı Devleti'nin Bizans'ı ortadan kaldırma planlarını daha da körükleyecektir. Fatih Sultan Mehmed, fetih-namesinde İstanbul'u fetih maksadını izah ederken şu ifadeleri kullanmıştır: "Ne vech vardır ki, anun gibi menzil-i şerif ve makâm-ı latîf benim vasat-ı memleketimde ve arsa-i vilâyetimde olup, dahi eyyâm-ı devletimde kefere ocağı ve bâgîler yatağı ve tâgîler durağı olan...".27 Hoca Sadeddin Efendi de bu fethin maksadından bahsederken, hükümdarın "şehrin fethi düşüncesi başlıca konu olup, ülkenin ortasında ol din düşmanlarını def' etmek, din yolunda engel olan varlıklarının pis çalısını söküp atmak hazırlıklarına girişmiş, gece-gündüz bu tasavvurunu gerçekleştirmeyi son emel bildiğini" söylemektedir.28

İmparator Konstantin Dragezes Fatih'in tahta çıkışından beri tehlikeyi gözönünde tutarak, Avrupa'daki Hıristiyan hükümdarlara mektuplar ve hey'etler gönderip yardımlarını istiyordu. Papa ise bu fırsattan istifade ile Bizans'taki Ortodoks Hıristiyanları Katolik yapmak ve iki kiliseyi birleştirmek için bütün kuvvetiyle uğraşıyordu. İstanbul'a gelen Papa'nın elçisi, 12 Aralık 1452'de Ayasofya'da kilise birliğini ilan etmiş ve ilk defa Roma usulünde ayin yapmıştı.29 Ancak, bu durum Bizans halkında büyük bir infial meydana getirmiş; kiliseleri birleştirme kararı karşısında Bizans'ta halk, birleştirme taraftarı papazları istememişler ve bunların yaptıkları ayinleri boykot etmişlerdi. Bu durum bir kısım Bizans ileri gelenlerinin, gerçekten Türklerle iş birliği yapma fikrini kuvvetlendirmiş, hatta halk arasında "İstanbul'da Lâtin külahı görmektense, Osmanlı serpuşu görmek evlâdır" tasavvuru daha fazla taraftar bulmaya başlamıştı. Ayrıca, Osmanlılarla işbirliği yapmak isteyenler arasında birçok ilim adamı da bulunmaktaydı; bunlar da şehrin Batılıların yardımı ile kurtarılamayacağına inanıyorlardı.30 Tabi ki, Bizans ahalisini Osmanlı idaresine meylettiren yalnızca mezheblerini koruma fikri değildi. Osmanlı'nın takip ettiği hakkaniyet ölçülerine bağlı siyaset, din ve vicdan serbestisi ve herkese eşit davranma prensibi bunun en önemli sebebiydi.

Fetih öncesi dönemde Bizans İmparatorluğu, başta başkent İstanbul olmak üzere Karadeniz kıyısında Misivri, Ahyolu, Burgaz, Kaleleri ile Midye-Vize arasındaki bölge; Marmara Denizi kıyılarında Silivri, Bigados kaleleri ve bunların çevresindeki köylerden; Ege Denizi'nde kuzeydeki birkaç adadan ve 1446'dan beri Osmanlı gözetimini tanımış olan iki Despotluk'tan oluşmakta idi.31
Fetih öncesinde İstanbul'un nüfusu hakkında bilgi veren kaynaklardaki bilgiler oldukça değişiktir. Esasen, dördüncü Haçlı seferi sırasındaki bozgundan önce İstanbul'un nüfusu neredeyse milyona yaklaşmıştı. Fakat fetih döneminde nüfusun 50-70 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında, Bizans imparatorlarınca zaman zaman tanınan bazı haklar ve ayrıcalıklarla başkent İstanbul'un çeşitli bölgelerine yabancılar yerleşmekte idiler. Bunların başında, birbirleri ile her zaman yarışma halinde bulunan Cenevizliler ile Venedikliler yer almaktaydı. Bu iki Latin Cumhuriyeti daha Bizans İmparatorluğu bütünüyle çökmeden evvel, İstanbul'u adeta kendi aralarında pay etmişler ve Boğaziçi'ne Bizanslılardan çok daha kuvvetli yerleşmişlerdi.32

Muhasara İçin Yapılan Hazırlıklar

İstanbul muhasarasından önce Osmanlıların muhalifi durumunda bulunan devletlerin en azından bu harekat sırasında Bizans'a teşvik vermemeleri açısından onlarla bazı anlaşmalar yapılması yoluna gidilmiş; Çandarlı, 10 Eylül 1451'de Venedik ile daha önce yürürlükte bulunan eski muahedeyi yenilemiş, Venedik'in hassas olduğu buğday ihracı meselesinde de müsamahakâr bir tavır takınmıştı. Ayrıca yine aynı sene Macarlar ile de üç senelik bir mütareke imzalanmış; Sırp despotu ve Bosna kralının da Osmanlı tarafında yer alması temin edilmişti.33

Sultan Mehmed'in harekat hazırlık planına göre şunlar yapılacak idi: İlk olarak Anadolu Hisarı (Güzelce Hisar) karşısında, Rumeli Hisarı'nı (Boğaz-kesen Hisarı) inşa ederek, Karadeniz'den gelebilecek kuvvetlere mani olmak; ikinci olarak Mora'dan İmparatorun kardeşlerinden gelmesi muhtemel yardımcı kuvvetlere karşı, ümerâdan Turahan Bey'in bir kısım kuvvetle o tarafa sevki; üçüncü safhada diğer bir akıncı kuvvetinin Avrupa'dan gelebilecek tehlikeye karşı tahşidi ve nihayet Galata Cenevizlileri ile bir anlaşma olmasına rağmen, vüzerâdan Zağanos Paşa kumandasında, ehemmiyetli bir kuvvetle onların daimî bir şekilde tehdit altında tutulması. Bu hazırlıklar haricinde, Haliç'teki zincir geçilemeyince, harekat başladıktan sonra, Bizans'ın Osmanlılar'a karşı uzun müddet mukavemetini önlemek üzere, surların en zayıf kısmının, yani Haliç tarafındakilerinin tazyik edilmesi düşünülerek, bazı gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi planı da uygulamaya konmuştur.34

Rumeli Hisarı'nın (Boğazkesen Hisarı) Yapılması: Padişah Karaman seferinden dönüşünde Bursa'da birkaç gün dinlenmek üzere kaldıktan sonra, tasarlanan fetih hareketleri için 1451 senesi yazı sonlarında, Edirne'ye hareket ettiği zaman, Haçlı gemilerinin Gelibolu (Çanakkale) Boğazı'nı kapadıkları öğrenilince, Koca-ili yoluyla İstanbul'a gelmişti. Akça-hisar'dan (Anadolu Hisarı) boğazı geçerek bu hisarın karşısına konaklamış ve Boğaziçi'nin durumunu bizzat kendisi yerinde oldukça iyi bir şekilde incelemişti. İncelemesi sonunda, Yıldırım Bayezid tarafından yapılan Anadoluhisarı'nın karşısına Hıristiyan devletlerin şehre yardıma gelmelerine mani olmak maksadıyla burada sağlam bir hisar yaptırılmasının uygun olacağı kanaatine varmış hatta hisarın planını bile tasarlamıştı.35 Kemal Paşazâde, hünkârın bu kararını şöyle izah eder: "Sipâh-ı zafer-penâhla dârü'l-mülk Edirne'den göçüp yola girdi, Halic-i Kostantiniyye'nin üstü yanında boğaz dedikleri yere indi. Anadolu yakasındaki Yenice kal'anın, ki Yıldırım Han zamânında imâret olmuşdu, mukâbilinde Rumili yakasında deniz kenârında hisâr yapmağa kâbil yer bulmuşdu. Sâbıka Karaman seferinden sâlim ü gânim dönüp, tahtgâh-ı âsuman-iştibâhına ki gitmişti, Gelibolu ma'berini Fireng-i neheng-âheng tutduğu sebepden gelmiş, mezkûr boğazdan ubûr etmişdi. Ol vaktin mahall-i ma'hûdu ta'yin kılmışdı; yapılacak hisârın evzâ' u etvârın tahmîn kılmışdı".36 Kaynaklar, hisar yapımı için Halil Paşa'yla olan istişaresinden de bahsederler: "Bu sahilde bir hisâr yapmak gerekdir; böylece geçiş sırasında kâfir gemilerine ihtiyaç kalmaz, aynı zamanda küffâr gemilerinin de yollarına mâni' olunur"37 demiştir. Sultan'ın hisar yapımına karar verişini ve Halil Paşa ile olan konuşması Aşık Paşaoğlu tarihinde de anlatır.38

O dönemde, topların gerek mesafesi ve gerekse güllelerin tesirinin azlığı sebebiyle Anadolu hisarı, boğazdan geçen gemileri kontrol altına almaya yetmiyordu. Bu hisarın karşısına yapılacak kale ile iki yandan yapılacak ateşlerle boğaz kapanacak; böylece Karadeniz'den gelebilecek yardım ve özellikle İstanbul'u besleyen ve bu yolla gelen buğdayın İstanbul'a ulaşması önlenecekti.39

Osmanlılar Rumeli'ye geçtikten sonra bilhassa 14. yüzyılın sonlarından itibaren askerlerini Anadolu ve Rumeli'ye geçirirken, boğazın en dar yeri olan ve bugün iki hisar arasında bulunan bu mevkiyi kullanmışlardır. Son olarak da II. Mehmed ordusu ile buradan boğazı geçmişti. Osmanlılar geçiş için bu mıntıkayı kullanmayı itiyadi hale getirdikleri gibi, Bizanslıların da bu geçişleri pek yadırgamadıkları anlaşılmaktadır.40

26 Mart 1452'de kale inşası yerine gelip karargâh kuran padişah, yanına komutanlarını ve uzmanları alarak Boğaziçi'nde keşifler yaptırmış, Boğazın dar ve geniş yerlerini ölçtürmüş, burun ve koylarını, denizin akıntılarını ve bu akıntıların yön ve hızlarını, boğazdan geçişte ve çıkışta gemilere çapraz veren nokta ve yerleri inceletmişti.41

Hisarın yapılmasına karar verildikten sonra, Padişah II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na şöyle bir haber göndermiştir: "Aramızda, anlaşmalarla tespit olunmuş bir dostluk vardır. Osmanlı askerleri Rumeli veya Anadolu'ya gidip-gelirken İstanbul Boğazı'ndan geçiyorlar; askerin kalabalıklığı sebebiyle buradan geçerken sıkıntı çekiyorlar. Şimdi bu geçit yerindeki kalenin (Anadoluhisarı) karşısına Rumeli yakasına da küçük bir hisar yapmak istiyoruz ki, gerektiği zaman Osmanlı askerleri karşıdan karşıya kolaylıkla geçebilsin; bunun için de bir hisarlık bir arsaya müsaade etmesini İmparatorun bize karşı olan muhabbetinden bekleriz". Bu haberi alan İmparator, red cevabı vermek yerine bir bahane ileri sürmek niyetiyle, Padişah'a: "Söylenen yer Galata'ya yakındır, bana ait değildir; Frenk'in mülküdür. Onlar Frenk mezhebindendir; bu nedenle aramızda savaş ve uğraş eksik değildir; isteğinizin yerine getirilmesi imkânsızdır" şeklinde bir cevap vermiştir. İmparatorun bu cevabı, II. Mehmed'i memnun etmiş ve ona şu şekilde bir haber göndermiştir: "Biz, sizin hatırınızı sayarak bunu arz etmiştik. Eğer orası Frenk'e aitse, biz de onları düşünmeden bundan sonra kaleyi yaparız".42 Halk arasında bilinen şekliyle, hisar yapımı için Bizans imparatorundan bir derilik yer istenmesi menkıbesine de Mahmud Paşa Menakıb-nâmesi'nde yer verilmiştir.43

İmparatorla Padişah II. Mehmed arasında bu gibi müzakereler bir müddet daha devam etmiş, İmparator da padişahı fikrinden döndüremeyince,44 yanında bulunan Şehzade Orhan'ın ödeneğini kesmiştir. Ancak, bu da bir netice vermeyince padişaha gönderdiği elçiler aracılığı ile Hisar yapımından şikayet ederek, bu tasarıdan vazgeçilmesini ve belirli bir verginin alınmasını rica etmişti. II. Mehmed son olarak elçilere şu cevabı vermiştir: "Ben sizin şehrinizin zararına bir düşüncede bulunmuyorum. Ülkemin güvenliğini sağlamak, antlaşmanın tutulması demek değildir. İmparatorunuz Macarlarla birlik olup da babamın Rumeli'ye geçmesine mani olmak istediği zaman, ne kadar kötü bir halde kaldığımızı unuttunuz mu? Kadırgalarınız boğazı kapattı; Babam Murat Cenevizlilerden yardım istemek zorunda kaldı.45 Ben o zaman pek genç olarak Edirne'de idim. Müslümanlar çok zor durumdaydı ve siz onların felâketlerine karşı hareketlerde bulunuyordunuz. Babam Rumeli kıyısına bir hisar yapmayı daha Varna Savaşı'nda düşünmüştü.46 Ben O'nun bu tasavvurunu yerine getiriyorum. Kendi arazim üzerinde gönlüm istediği şeyi yapmama karşı gelmeniz için elinizde ne hak ve ne de kudret vardır. İki kıyı da benimdir. Anadolu kıyısı benimdir, çünkü halkı Osmanlılardan oluşmaktadır; Rumeli kıyısı da benimdir, çünkü siz savunmasını bilmiyorsunuz. Gidiniz hükümdarınıza söyleyiniz ki, şimdiki Osmanlı padişahı evvelkilere benzemez; şimdi benim kudretimin ulaştığı yerlere onların emirleri bile yetişmemiştir. Sizin geri gitmenize izin veriyorum, lâkin bundan sonra sizin getirdiğiniz gibi haber getiren olursa, onların diri diri derilerini yüzdüreceğim".47

Rumelihisarı'nın inşasına ne zaman başlandığı hususunda değişik kaynaklarda muhtelif bilgiler olsa da, 1451 yılının sonlarında başlandığı anlaşılmaktadır. Sultan, 1451 sonlarında Edirne'ye gider gitmez, hemen Zağanos Paşa'nın emrine işçi ve ustalar vererek, Mühendis Müslihiddin idaresinde 1451 senesi sonbaharında bu faaliyetleri başlatmıştır. II. Mehmed, kale inşasına yardımcı olmak ve bir saldırı durumunda gerektiğinde kullanılmak üzere Gelibolu'da hazırlattığı harp ve yük gemilerinden oluşan küçük bir filoyu da Boğaziçi'ne göndermişti. Kendisi de bir miktar kuvvetle kara yoluyla Edirne'den boğaza gelmişti.48

Daha sonra, asıl kalenin yapılması için son hazırlıkları yaptırarak, kalenin yerini ve çevresini inceletti. Yapılacak surların, burçların yerlerini, aralık ve mesafelerini işaret ettirdi; temellerini kazdırttı.49 Hendekler boyunca taş ve harç istif ettirerek 15 Nisan 1452 günü yapılan temel atma töreni ile inşaata başlamış oldu.50

Yapılan iş bölümüne göre, Rumeli Hisarı'nın kuzey burcunu Saruca Paşa, güney burcunu Zağanos Paşa, kıyıdaki burcu da Halil Paşa yaptıracak,51 geri kalan surlar ve deniz tarafındaki inşa faaliyetlerini de Sultan kendi yürütecekti.52

Padişah, hisarın taşlarını o civardaki harap Bizans tapınaklarından53 ve İstinye'deki Asamaton Manastırı yıkıntılarından; keresteyi de Belgrad, İzmid ve Karadeniz Ereğlisi ormanlarından getirtmişti.54 Boğazkesen Hisarı, II. Mehmed'in nezaretinde 4 ay içinde bitirilmişti.55 Zağanos Paşa Kulesi'nde bulunan İstanbul'un en eski kitâbesi, hisarın yapımının Ağustos 1452 sonlarında tamamlandığını belirtmektedir.56 Bir kısım kaynaklar da bunu teyid etmektedir.57 Bunun içinde bir de savaş tertibinin olduğunu düşünürsek inşası muazzam bir hızda bitirilmiştir. Yapımı sırasında da duvar ustaları, dülgerler, dökümcüler ve ameleler58 olmak üzere yaklaşık 4-5.000 kişi çalışmıştır.59 Amele zümreleri, kadıları ile birlikte gelmiş; ağır suç işleyenlerin idam cezasına çarptırılacağı, işinde maharet gösterenlerin ise mükafatlandırılacağı duyurulmuştu.60 Kale inşası tamamlandıktan sonra deniz kenarında bir de "Hisar-ı Beççe" isimli küçük bir hisar yapılıp, bu hisara deniz istikametinde yirmi kapı açılmış ve bu kapılara da birer top yerleştirilmiştir.61 Dukas bu küçük hisara konan topların 326 kilo ağırlığında gülle atan tunç toplar olduğunu belirtmektedir.62 Tursun Bey, Anadolu Hisarı karşısına da buna benzer bir Hisar-ı Beççe yapılıp, içine toplar konduğunu söylemektedir.63 Ayrıca bu hisar da tamir edilip, genişletilmiştir.64

Hisar inşası tamamlandıktan sonra buraya yaklaşık 400 kişilik bir muhafız birliği,65 içine buradaki birliklerin barınabileceği ahşap evler, bir câmi, sarnıç ile yiyecek ve cebhane depoları yapılarak, bu depolara yeteri kadar silah ve yiyecek konulmuştu: "İçi esbâb-ı darb ü harb ve âlât-ı cidâl ü kıtâlle memlû olup, abtâl-ı ricâlle ki her biri sânî-i Sâm-süvâr ve sâlis-i Rüstem ü İsfendiyârdı, doldu; ceng ü cidal ve harb ü kıtâl içün her biri hâzır baş oldu".66 Ağır toplar67 da hisarın mazgallarına yerleştirilmişti.68

Rumeli Hisarı'nın yapımının tamamlanmasının hemen ardından bizzat II. Mehmed, 50 bin kişilik bir kuvvetle, ansızın şehir surlarının önüne gelmiş ve üç günlük bir keşiften sonra geri dönmüştü. Bu hareket sonrasında imparator şehrin artık ciddi bir tehdit altında olduğunu anlamış; bu sıralarda Boğaz'ı geçmeye çalışan iki Venedik gemisinin tutulması ve diğerlerinin engellenmesi de, Avrupa'da hükümdarın niyetinin kesin olarak anlaşılmasını sağlamıştı.69

Bazı kaynaklar hisarın oldukça yüksek olduğunu anlatmaktadırlar. Kemal Paşazâde: "Sûr-ı hisârın çâr haddi ki sedd-i İskender'e nazîrdir" derken,70 Hoca Sadeddin Efendi, hisarın dört ayda tamamlandığını belirterek, yüksek duvarlı bir hisar ortaya çıktığını, kulelerinin gök kubbeye yakın düşecek kadar yüksek olduğunu söyleyerek, "yüksek gözler burclarını seyretmekte, göğe çıkmayı bir bilmektedir" şeklinde tasvir etmektedir. Hatta bir de nazım kaydetmiştir.71 Bizans tarihçisi Kritovulos'a göre II. Mehmed'in Hisar'a böyle bir şekil vermesinden maksat, kıyının büyük bir kesimini kaplayarak, içerisine konacak toplarla Boğazdan gemilerin geçmesine mani olmak ve kara tarafındaki tepeleri de ateş altına alarak yapılabildiğince, düşmanı hisarın yakınlarına sokmamak idi.72 Hisar yapıldıktan sonra, gerçekten Karadeniz istikametinden Haçlı gemileri yaklaşamadığı gibi, şehre bu istikametten zahire ve mühimmat da girememişti: "Kostantiniyye beğine zahire cemi'an Karadeniz'den gelirdi. Zira Gelibolu bizim olma ile Akdeniz'den (de) eli kesilmiş idi. Karadeniz'den gelen sefine koyuvermezlerdi, muhâlefet edeni top ile gark iderler idi. Bu sebep ile Kostantiniyye şehrinin halkı zahiresizlikden zebûn oldular ve halleri mükedder oldu.".73 Bu, o ana kadar düşünülmeyen, ancak gerçekten fethin gerçekleşebilmesi için oldukça yararlı bir tasavvur olarak görülmektedir.

Rumeli Hisarı tamamlandıktan sonra, rivayetlere göre, Padişah Çanakkale Boğazı'na da karşılıkla iki hisar yaptırarak bu boğazı da kapatmayı düşünmüş, ancak çok zaman kaybedeceği düşüncesiyle bunu ertelemiştir; bu tasavvurunu ancak 1462'de Kilidbahir ve Çanakkale hisarlarını yaptırarak gerçekleştirecektir.

Kuşatma Kuleleri Hazırlanması II. Mehmed, İstanbul'un kuşatılması sırasında kullanılmak üzere Rumların "Eppolin (şehirler alan) " ismini verdikleri büyük kuleler yaptırmıştı. Bu gezici kuşatma kuleleri, birçok tekerler üzerinde yürümekteydi.74 Yan tarafları içerden ve dışardan ateşe ve ok ve mermi atışlarına karşı üç kat sert deri ile kaplı olup, yanmaması için bunların her an ıslak tutulmasına dikkat edilmişti. Bu kulelerin üst kısmında, askeri korumak için küçük kuleler ile siperler bulunurdu. Kulenin altında, muhasara sırasında şehir tarafına açılabilecek 3 kapısı vardı. Kulenin içi, surların önündeki hendekleri kapatabilmek için, odun ve çalı ile doldurulmuştu. Bir de açılır-kapanır bir köprüsü vardı.75

Bu kulelerin nerede yapıldıkları kesin olarak bilinmemektedir. Bir görüşe göre, bu kuleler şehir yakınında gizlice yapılmış ve muhasara anında birden ortaya çıkmıştı;76 diğer bir görüşe göre ise bunlar Edirne'de inşa edilmiş ve denendikten sonra kuşatma sırasında İstanbul önlerine getirilmişti.77

Kuşatma Toplarının Hazırlanması

İstanbul muhasarasına gelinceye değin henüz o dönemdeki top teknolojisi, İstanbul'un o mukavim surlarını yıkabilecek, güçlü toplar yapabilecek kadar gelişmiş değildi. Zaten, İstanbul muhasaralarının o ana kadar muvaffak olamamasının en önemli sebeplerinden biri de, bu dayanıklı surların aşılamamış olmasıydı. Osmanlılar muharebelerde top kullanımına 14. yüzyılın ikinci yarısının ortalarından itibaren başlamışlardır. İlk kez 1389'da I. Kosova Savaşı'nda kullanılmış, daha sonra 1399'da Yıldırım Bayezid İstanbul kuşatması sırasında kullanmıştır. Ancak kale surlarını yıkabilecek toplar ancak 1439 yılındaki Belgrad muhasarası sırasında dökülmüş, 1446'da Korent kaleleri 13 gün müddetle dövülerek yıkılmış ve zabtedilmiştir; hatta bu muhasara sırasında burada top döküldüğü bilinmektedir.78

Bildiğimiz kadarıyla II. Mehmed de silah teknolojisine ve mekanik mühendisliğine oldukça meraklı ve bu hususta dersler almış, çalışmalar yapmış biridir; daha şehzadeliği döneminde top dökümüyle ilgili çalışmalar yapmaya başlamıştı. Nitekim kaynaklar, fetih sırasında Haliç'in karşı kıyısına konarak surları döven ibtidai seviyedeki havan toplarının mucidinin kendisi olduğunu belirtmektedir.79 Padişah, muhasara sırasında mutlaka büyük toplara ihtiyaç olduğunu da biliyordu. Bu maksadla, Edirne'de top dökümhâneleri kurdurmuştu; bu dökümhanelerde Saruca Usta, Muslihiddin Usta, Macar asıllı Urban ve Cenevizli Donar gibi, topçulukta uzman kimseler bulunuyordu.80

Bu dönemde kendisi hakkında muhtelif rivayetler bulunan Macar asıllı Urban adında bir top döküm ustası karşımıza çıkmaktadır. Urban, büyük bir ihtimalle, Bizans'ın hizmetinde çalışıyor iken, 1452 senesi başlarında Rumeli Hisarı'nın yapımı devam ettiği sırada, maaşının arttırılması için Bizans ileri gelenlerine müracaat etmiş, fakat isteği kabul edilmeyince İstanbul'dan kaçarak Osmanlılara iltica etmişti. Padişah da Urban'ı iyi bir şekilde ağırlayıp dolgun bir ücretle O'nu OsmanlıDevleti'nin hizmetine almıştır. II. Mehmed, Urban'a "İstanbul surlarını sarsacak, hatta yıkabilecek kadar kudretli top yapıp yapamayacağını" sorduğunda, O, "İstanbul ve hatta Babil surlarını yerle bir edebilecek top yapabilirim; ben sanatımdan eminim, fakat topun hangi mesafeye kadar gidebileceğini bilemem" cevabını vermiştir.81 Mesafe hesaplarını yapmak da muhtemelen hükümdar ve yanındaki uzmanlara düşecektir.

Urban usta ilk merhalede büyük bir top yapmış ve hatta bunun Rumeli Hisarı üzerinden denenmesi sırasında bir Venedik yelkenlisini batırmıştır. Sultan, bu başarı üzerine hemen ustaya, bu topun iki kat büyüklüğünde bir top daha dökmesini emretti.82 Kaynaklarda çok büyük olduğu belirtilen83 ve İstanbul muhasarasında da kullanılacak olan bu ikinci topun namlu uzunluğu 8 metre, namlu çevresindeki bronzun kalınlığı 20 cm, attığı güllelerin ağırlığı da 12 kantar (yaklaşık 678 kg) idi.84 Bu top Edirne'de yapıldıktan sonra,85 denenmesi de orada yapılmış, hatta bu deneme sırasında halkın ve özellikle hamile hanımların korkmaması için ahali önceden haberdar edilmişti.86 Deneme sırasında gülle 1 mil kadar uzağa gitmiş, sesi birkaç fersah (1 fersah yaklaşık 5 km) uzaktan işitilmiş ve barut dumanı neredeyse bütün şehri sarmıştı.87 Toplar yapıldıktan sonra, hepsi topluca koruma altında ve her biri gerekli malzemeleri ile birlikte 700-1000 kadar asker ve 50-150 öküz yardımıyla,88 arabalarla çekilerek89 İstanbul önlerine getirilmiştir.90 Bu naklin aşağı yukarı Şubat Mart aylarına rastladığı düşünülürse bunun ne kadar meşakkatli olduğu daha da iyi anlaşılır.

Bu büyük toplar haricinde Osmanlı ordusunda sefer sırasında askerleri destekleyen küçük ve hareket kabiliyeti yüksek toplar da mevcuttu. Kaynaklarda Saruca Paşa'nın da 300 kantar bakırdan top döktürttüğü belirtilmektedir.91

Kara ve Deniz Birliklerinde Yapılan Hazırlıklar

Osmanlı kara ordusu Kapıkulu askeri, eyalet askeri, sınır boylarındaki akıncı birlikleri, yabancı yardımcı kuvvetler ve lojistik birliklerden meydana gelmekteydi. Kapıkulu askeri ya da halkı denen birlikler barış veya sefer zamanında devamlı silah altında olan, İstanbul veya İstanbul dışındaki önemli kalelerin muhafazasında görevli maaşlı, talimli, muntazam kuvvetler olup; yeniçeri, sekban, acemi, süvari, cebheci ve topçu ocaklarından meydana gelmekteydi. Bunlardan yalnız henüz öğrenci durumunda bulunan acemi ocağı sefere iştirak etmezdi. Eyalet askeri ise, barış zamanlarında umumiyetle kendi işleriyle meşgul olan, sefer zamanlarında kendilerine emredilen yer ve zamanda toplanarak sefere iştirak eden, bu bakımdan da devlete fazla yük getirmeyen askerî sınıftı. Osmanlı ordusunun ekserisini bu grup teşkil etmekteydi. Bunlar timarlı sipahi ve müsellemi ismiyle anılıyordu. Ayrıca, devletin bilhassa Avrupa hududlarında devamlı sefer ve akınla uğraşan uç birlikleri olan Akıncılar vardı. Bunlar da azaplar, deliler vb. muhtelif gruplara ayrılırlardı. Akıncılar, aynı zamanda bu bölgelerdeki gayrimüslim ahalinin adetlerini ve birçok da yabancı dil bildikleri için casusluk vazifesi de yaparlardı.92 Muhasara öncesinde yine Anadolu ve Rumeli'ye emirler gönderilip, bu askerlerin toplanması istenmişti.93

Osmanlı kara ordusunun sayısı hakkında da muhtelif görüşler vardır. Ancak, kapıkulu askeri, Rumeli ve Anadolu'dan kuşatmaya katılan askerler94 ve daha önceden İstanbul önlerine gönderilen askerlerle95 birlikte sayının 100.000 kadar olduğu sanılmaktadır.96 Üstelik bu ordu, devrin kara ordularına nisbetle oldukça iyi donanımlı, disiplinli ve muharebe tecrübesi olan bir ordu idi. Ayrıca bu dönemde Osmanlı Devleti'yle iyi münasebetler kuran Sırp despotu Brankoviç'in gönderdiği küçük bir birlik de bu orduya katılmıştı. Bunun yanı sıra Osmanlı ordusunda az miktarda Macar, Ulah, Alman, Latin ve hatta Rumlar da vardı.97 Osmanlı ordusundaki bu Hıristiyan askerlerinin sayısının 15 bin kadar olduğu tahmin edilmektedir.98 Oruç Bey, Anadolu'dan 10 bin azap, Rumeli'den de 10 bin azap ile 10 bin yeniçerinin ve şeyh, derviş gibi gönüllülerin İstanbul muhasarasına katıldığını belirtmektedir: "Kostantin'in fethi etraf-ı aleme nameler perakende kılub Anadolu'dan ve Rumeli'nden leşkerler cem' idüb beyleri ve subaşıları ve tımar erlerini Anadolu'dan azabından ve Rum ili azabından ve dahi on bin yeniçeri gaza-yı ekberdir deyüb ehl-i İslam'a hücum haber olub şeyhlerden ve tekye-nişin dervişlerden ve abdallardan cümle hazır olub. Kostantin üzerine düşüp bî-nihayet leşkerler cem olunub".99 Bunlar haricinde, ordudaki lağımcı (tünel kazan) birlikler içinde 300 kadar Sırp madenci de görev yapmıştır.100

Bunun yanında, bu fetih hareketinin Türk-İslâm âleminde duyulması üzerine birçok Müslüman devletlerden şeyhler, dervişler ve başta Fâtih'in hocaları Ak Şemseddin, Molla Fenârî, Molla Gürânî, Şeyh Sinan gibi zamanın meşhur âlimleri de bu muhasaraya katılıp, en azından bu seferin zaferle neticelenmesi için askeri mânevî yönden desteklemişler ve dua etmişlerdir: "Ulemâ, şeyhler, seyyidler ise ol gazi padişahın katında bulunmak, gazâ savâbını elde etmekle yüceldiler ve onun otağı yanınca yürüyüp duâlar eylemekten bir an dahi kalmadılar.... Her an fetih ve zaferin nasib olması duasına, emel ve dileklerinin gerçekleşmesine yakarışlarını sürdürdüler.... Hakkı gören Ak Şemseddin hazretleri ile Akbıyık Dede, İslâm askerine yüz aklığı olmak için duâya devam ediyorlar.."101

İstanbul muhasarası sırasında sefere iştirak etmesi için görevlendirilen bu birlikler, seferin Başkumandanı Padişah II Mehmed ve O'nun yardımcısı Vezir-i Azam Çandarlı Halil Paşa nezaretinde, Zağanos Paşa, Hersekzâde Ahmed Paşa, Sadi Paşa, Halil Paşa, Karamanî Mehmed Paşa, Adnî Ahmed Paşa, Haydar Paşa ve Şair Ahmed Paşa komutasında toplanmıştı.102

Donanmadaki düzenlemelere bakacak olursak: II. Mehmed, daha önceki kuşatmalardaki başarısızlığın sebeplerinin İstanbul'un denizden kuşatılmamasından ileri geldiğini anladığı için, donanmaya büyük bir ehemmiyet vermiş; eski gemileri onartarak, Gelibolu Tersanesi ile Marmara ve Karadeniz sahillerindeki tersanelerde fetihten önceki kış boyunca oldukça kuvvetli bir donanma hazırlatmıştı. Kaynaklarda Fatih'in Gelibolu'da 400 gemi103 hazırlattığı ve içlerine de kürekçiler ve 20.000 kadar azap koyduğu kaydedilmektedir.104 Bizans tarihçisi Kristovulos ise, padişahın bazı gemileri bakır levhalarla zırhlandırdığını, bunlar arasında 30 ve 50 çift kürekle giden hızlı hafif gemiler bulunduğunu belirtmektedir.105 Hazırlanan donanma İstanbul önlerine geldiğinde, denizin üzeri gemiden görünmez olmuştu: "Gelibolu'da dört yüz pâre kûh-şükûh geşti hâzır olup, içlerine kürekçiden gayri yirmi bin pür-sâz u seleb azab doldu; Akdeniz'in yüzü serâser azabın kızıl börküyle büründü; kara buluda benzer kır-endûd gemiler adalar gibi göründü".106

Her ne kadar bu kadar gemi hazırlanmışsa da, bunlar o zamanki gemi inşa ve deniz savaşları teknolojisine göre oldukça zayıftı. Bilhassa Venedik ve Ceneviz gibi denizci devletlerin yüksek bordrolu, büyük ve içinde fazlaca top ve savaşçı taşıyabilen gemileriyle boy ölçüşebilecek seviyede değildi. Nitekim bu kadar gemi arasından az sayıda da olsa denizden İstanbul'a yardım gitmesine mani olunamamıştı. Reisler ve deniz erleri de deniz savaşlarında da tamamiyle tecrübesizdi.

Bizans'ın Kara ve Deniz Kuvveti ve Muhasara Öncesindeki Savunma Hazırlıkları Kara Birlikleri

Bizans'ın daimi olarak hazır bulunan kara birlikleri Bulgar, Adalı, Fransız, Moralı, Giritli, Alman, İngiliz ve Bizans askerlerinden oluşan profesyonel ücretli askerler idi.107 Bir saldırı durumunda anında savunma görevi alabilecek bu kuvvetin sayısının 5.000 kadar olduğu sanılmaktadır.108 Ayrıca, İmparator kuşatma öncesinde yaptırdığı sayımlarla şehrin eli silah tutanlarını ve silah sayısını da tespit ettirmişti.

İstanbul'un muhasarası sırasında Bizans ordusuna yabancı yardımcı kuvvetler de iştirak etmiştir.109 Bunlar: Kardinal İzodor komutasında gelen 200 Arbeletçi. Guistiniani ile gelen 400'ü zırhlı, 300 kadarı da hafi piyade olmak üzere 700 savaşçı. İçindeki silah ve mühimmatı sökülerek Haliç'e çekilen Bizans'a ait ve yabancı gemilerin içindeki yaklaşık 2.000 asker. 20 Nisan deniz savaşından sonra üç Ceneviz ve bir Bizans gemisiyle yardıma gelen yaklaşık 1500 zırhlı asker,110 ayrıca, bu kuvvetlerin dışında, yine bu sayıya yaklaşık cephe gerisinde lojistik destek sağlayan Galata ve Cenevizliler bulunmaktaydı. Bunlar yanında, Şehzade Orhan'ın kumandasında bir miktar Türk asker de Bizans müdafaasına iştirak etmişti.111 Bütün bunlarla birlikte Bizans ordusunun asker sayısı 8-9 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.112 Muharip askerler haricinde, sivil halk da şehrin müdafaasında faal rol üstlenmiş; bilhassa top ateşiyle surlarda açılan gediklerin kapatılması işini şehir ahalisi üstlenmiştir.

Deniz Kuvveti

Esasen, Bizans'ın hatırı sayılabilecek bir deniz kuvvetinden bahsetmek zor. Bizans sağlam surlarına güvendiği için ne kara, ne de deniz ordusuna pek fazla önem vermemişti. Bir Venedik kaynağına göre Bizans'ın 12 gemisinin bulunduğu belirtilmektedir. Bunun yanında muhasara öncesinde zamanın şartlarına göre oldukça modern ve büyük 5 Venedik gemisinin Bizans'a yardıma geldiğini bilmekteyiz.113

Başka bir kaynakta da Bizans ve müttefiklerinin gemi sayısının 8 Ceneviz, 5 Venedik, 7 Bizans ve 3 de çeşitli olmak üzere 23-26 gemi civarında olduğu belirtilmektedir.114

Silah ve Gereçler

Bizans kuvvetlerinin silahları daha ziyade tüfek, top, mancınık, ok, yay, mızrak, kargı, sapan, arbalet ve espigale isimli zırh delebilen ağır tüfeklerden oluşmaktaydı.115 Cenevizliler ise Muskoten isimli 6 veya 10 namlulu bir silah ile top kullanmaktaydılar. Bizans ordusunda, Türk ordusuna nispetle daha az sayıda ve daha küçük çaplı toplar vardı.116 Esasen, surlar üzerine de daha büyük çaplı top yerleştirmek hem zor hem de mahzurluydu. Zira, böyle büyük çaplı bir top denemesinde topun sarsıntısı surlara zarar vermişti. Bizans topları ekseriya Topkapı civarına yerleştirilmişti. Ayrıca, Bizanslarılar'ın yetişmiş topçuları da yoktu; yetiştirmek için de ne maddî imkânları, ne de uzmanları vardı. Bu yüzden Osmanlı topçuluğunun Bizans topçuluğuna üstünlüğü inkâr edilemez.

Rum Ateşi (Grek Ateşi, FeuGregois)

Bizanslılar, savaşlarında sıvı halde bulunan yakarak öldürücü ve tahrip edici bir ateş kullanırlardı. Bu ateşle düşman askerlerini, donanmasını ve harp araçlarını yakarlardı. Bunun mucidi 9. yüzyılda Suriye doğumlu Yunan asıllı bir bilgindi. Bu bilgin daha sonra İstanbul'a gelerek İmparatorun hizmetine girmiştir. 117 Suyla sönmeyen hatta su döküldükçe daha da alevlenen, ancak kum, sirke gibi birkaç maddeyle söndürülebilen bu sıvı ateşin formülü çok gizli tutulur; güvenilir ustalara yaptırılırdı.

İstanbul'un daha önceki kuşatmalarında sıkça ismi duyulan Rum ateşi ilk olarak, 678 yılında Emevî Halifesi Muaviye'nin İstanbul muhasarası sırasında kullanılmıştır.118 Fâtih'in kuşatması sırasında da, bilhassa Osmanlı askerlerinin Eğrikapı bölgesinde lağım açtıkları sırada çokça kullanıldığı bilinmektedir.

Haliç Girişine Zincir Gerilmesi

Osmanlıların muhasaraya hazırlandıklarını iyice anlayan Bizans İmparatoru, 2 Nisan günü Venedikli Komutan Bartolomeo Soligo'ya zinciri Sarayburnu ile Galata arasına germesi emrini verdi.119 Yaklaşık 700 yıldan beri bu nevi muhasaralarda kullanılan ve Bizans'a oldukça faydası olan bu zincir bu kez de kullanılmış; kaynaklarda da belirtildiği üzre, Fatih'in kuşatması sırasında da önemli bir rol üstlenmiş, Osmanlı gemilerinin geçişine izin vermemiştir:120

Bu zincir, büyük ağaç kütüklerin, büyük kalın demir halkalarla birbirine bağlanmasıyla oluşmuştu. Zincirin iki ucunda iki büyük halka vardı ve bunlarla surlara bağlanıyordu.121

Zincirin geriliş yeri hususunda muhtelif bilgiler olmakla birlikte Sarayburnu tarafında Saint Euge Kapısı yani Yalıköşkü yakınındaki Managanon Burcu ile Galata tarafında Mumhane Burnu'ndaki Galata surları içinde yer alan Hristos Kalesi Burcu arasına bağlanmıştı.122 Bu zincirin hemen gerisinde müttefik donanmadan kurulu küçük bir birlik hazırlanmış ve zincire herhangi bir saldırı olursa müdafaa görevi de onlara verilmişti.123

Bizans Surları

Bu döneme gelinceye değin İstanbul surları şehri başarıyla korumuş ve daha önceleri fetholunmaktan kurtarmıştı. Esasen bu dönemde iki aşamalı ve arasında bir miktar mesafe olan bu surlar oldukça kalın ve dayanıklı olarak inşa edilmişti. Muhtelif dönemlerde Bizans imparatorları bu surlara ilaveler yapmışlar, kuleler eklemişler, hasar gören yerleri daha iyi bir şekilde tamir etmişlerdi. En son olarak ve en dış bölgeye İmparator Teodosios bugüne kadar hâlâ bir kısmı kalabilen Teodosius Surlarını yaptırmıştı.124

Uzunluğu 22 km.'yi bulan surlar, gerek çok uzun olması, gerekse Bizans'ın içinde bulunduğu maddî sıkıntılar yüzünden uzun zamandır iyi bir onarım görmemişti; fakat yine de aşılması zor bir engel durumundaydı.125 İstanbul muhasarasından önce İmparator, surları dolaşarak icab eden yerlerini tamir ettirmiş, bazı yerlerine takviyeler yapmış, surların önünde bulunan hendeklerin126 dolan yerlerini de yeniden kazdırmıştı.127 Ayrıca, Bizanslılar İstanbul'un muhtelif kapılarının önündeki hendeği geçmek için kullanılan köprüleri tahrip etmişlerdir.128

Muhasaraya Başlanması

II. Mehmed, 1452-1453 kışını Edirne'de kuşatma plan ve hazırlıkları ile geçirmişti.129 Ocak 1453'te Rumeli Beylerbeyi Dayı Karaca Bey, emrindeki kuvvetlerle Karadeniz kıyılarındaki Ahyolu, Misivri ve Vize ile İstanbul yakınlarında Bizans'ın elindeki yerleri ele geçirmekle görevlendirildi. Ereğli alındıktan sonra, en son Silivri, direnme gösterdi ise de aşılmış ve İstanbul'un karadan ablukası tamamlanmıştı. Artık karadan ve denizden İstanbul üzerine taarruza geçilebilirdi. Bazı müellifler, Bigados ile Silivri'nin İstanbul'un fethinden sonra Osmanlılara teslim olduklarını belirtmektedirler.

Bizans İmparatoru Konstantin Dragezes'in kardeşleri Dimetrius ve Tomas, bu sırada Mora'da Despot (vali) olarak bulunmakta idiler. Bu despotların İstanbul'a kardeşlerine yardıma gelmelerini önlemek için Padişah, Turhan Bey'i Mora üzerine sefere gönderdi. Ayrıca II. Mehmed, Napoli Kralı Alfons'un bu sıralarda Arnavutluk'ta tesis ettiği otoriteyi ve Arnavutluk Beyi İskender Bey'in durumunu dikkate alarak Şubat 1453'te 15.000 kişilik bir Osmanlıbirliğini, bu bölgeden gelebilecek bir Haçlı hareketine mani olabilmek maksadıyla Arnavutluk üzerine gönderdi.

Padişah, Boğaziçi'nden geçecek yabancı gemiler için de bir tertibat almıştı: Buna göre, Karadeniz istikametinden Boğaz'a giren gemiler yelkenlerini indirecek ve geçiş izni almak için kayıklarını Rumeli Hisarı komutanına göndereceklerdi; böyle yapmazlarsa üzerlerine ateş edilecek ve batırılacaktı. Ayrıca her gemi geçiş için vergi verecekti.

Böylece, II. Mehmed Osmanlı kara kuvvetleri ile karadan, Rumeli Hisarı ile de Karadeniz'den İstanbul'a gelebilecek her türlü yardımı engellemiş oluyordu. Fakat, daha henüz Çanakkale Boğazı tam manasıyla kapatılamamış olduğundan, Ege Denizi yoluyla bir miktar yardımın İstanbul'a ulaşmasına mani olunamamıştır.

1 Nisan 1453'te Bizanslıların Büyük Paskalya Yortusu'nu kutladığı gün, Osmanlı ordusu da Küçük Çekmece bölgesine gelmiş,130 5 Nisan'da da Bizans surlarının 4 km. açığındaki bölgeye kadar gelinmiş, Topkapısı'nın karşısında yer alan Maltepe sırtlarına karargâh kurulmuştu. Osmanlı kuvvetlerinin bir kısmı 6 Nisan'da surların 1,5 km kadar yakınına kadar ilerlemiş; önemli bir kısmı ise 7 Nisan günü 400 metre kadar önüne sürülmüştü.131 Kemal Paşazâde bu sahraya, belki de bir güç gösterisi olmak üzere, muazzam bir Osmanlı kuvvetinin yerleştiğinden bahseder:132 "Her diyârdan asker-i bî-şümâr katarât-ı emtâr gibi câ-be-câ cem' olup, seyl-i kühsâr gibi ki deryâya koyula, mevâkib-i şehriyâra ulaşup müctemi' oldular. Kıt'a-i leyl gibi kıt'a kıt'a hayl ü haşem dufa'-i seyl gibi def'a def'a hayli âdem bahr-i ummâna, yani ordu-yı sultân-ı cihân bâna pey-a-pey mündefi' oldular. Ordu-yı hümâyûn-ı baht-ı rûz-efzûn-ı padişâh-ı cihân-penâh gibi günden güne ziyâde olup, deşt ü hâmûn merâkib-i mevâkible dolup, sahârî ü cibâl huyûl ü cimâl ile mâlâmâl oldu. Siyâh-i sipâhı dağlar başını ve dereler ağzını ve yazılar yüzünü şöyle bürüdü ki, sevâd-ı leşkerden beyâz kişver sihâm-ı aklâm ile reşk olmuş sahîfe-i meşke misâl oldu". Deniz birlikleri için de böyle ifadeler kullanılmıştır: "Ol asker-i bî-merr ki kimi ber'de yürüyüp yeri sarsar, kimi kûh-peyker gemileri ile bahrin yüzünü örterdi. Ba'd-ı sarsara memerr komayup, deşt ü der'i bürüyüp deryâ ve sahrâ onlarla dolmuşdu. Güyâ yüz bin ayağ bir ayağ üzre gelüp, haşr ü neşr olmuşdu".

Ordu İstanbul çevresinde bu kuşatma düzenini almaya başladığı sırada 6 Nisan günü II. Mehmed, Vezir Mahmud Paşa'yı dinî an'ane icabı Bizans İmparatoru'na göndererek, şehrin teslîmini istemiş, fakat Bizans İmparatoru'nun bu teklifi geri çevirmesi ve yalnız veregeldiği vergiyi verebileceğini belirtmesi üzerine muhasara hareketi için dinî hükümler de yerine getirilmiş ve meşruluk kazanmıştı.133

Kuşatma hazırlığının ilk günlerinde, padişah, ordunun ileri gelenlerini yanına alarak, önce Marmara kıyısından Haliç'e kadar, sonra da Haliç'in kuzey kısımlarını dolaşarak Bizans surlarını uzaktan incelemiş ve daha evvel de hafiyeleri sayesinde aldığı istihbaratları da değerlendirerek, surların zayıf bölgelerini tespit etmişti. 134

Kritovulos, Osmanlı ordusunun kuşatmaya başlamadan önce Bizans'ın bir huruç hareketi yaptığını ve Osmanlı askerlerine epey kayıp verdirdiğini belirtmektedir.135 Bizans'ın bundan sonra tekrar bir çıkış hareketinde bulunduğuna dair bir kayıt yoktur. Ekserî tarihçiler, muhasaraya başlama tarihinin 6 Nisan 1453 olduğu konusunda birleşmektedirler ve yine kaynaklara göre muhasaraya topçu ateşiyle başlanmıştır.136

6 Nisan Cuma günü bütün ordusuyla İstanbul surları önünde Cuma namazı kılan Sultan Mehmed Han, kuşatma hattını kurdu. Topkapı'dan Edirnekapı'ya kadar uzanan merkezde Sultan ve Sadr-ı âzam Çandarlı Halil Paşa; Yaldızkapı'dan Topkapı'ya kadar uzanan sağ kanatta Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ve Mahmûd Paşa; Edirnekapı'dan Haliç'e kadar uzanan sol kanatta Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa; Cenevizlilerin meskûn bulunduğu Galata önünde de Vezir Zağanos Paşa yer alıyordu:137

Osmanlılar'ın muhasaradaki en tesirli silahı surların önüne yerleştirilmiş olan toplardı. Tarihçiler 9 ya da 14 arasındaki farklı top bataryalarından bahsederler.138 Top bataryaları dikkatle yerleştirilmiş, muhasara boyunca ihtiyaç duyuldukça sık sık yerleri değiştirilmiştir.139 Daha ilk günlerden itibaren Osmanlı topçusunun surları çökerten ateşleri,140 Bizanslıları iyice korkuttu. Bütün ahali bu durumda topyekün savunmaya iştirak etti. Her biri dört toptan meydana gelen bataryalar, İstanbul surlarından büyük gedikler açıyordu.141 Fakat, açılan gedikler, Bizanslılar tarafından kısa zamanda tâmir edilip, yeniden duvar haline getiriliyordu. Surların yeniden tamiri çok vakit aldığı ve gece de çalıştıkları halde surları tamir edemedikleri için, surların zarar gören yerlerine ne bulursalar dolduruyorlar, üzerine de yağlı ve killi toprak dökmek suretiyle esnek bir perde meydana getiriyorlardı. Hattâ, surların çokça isabet alan kısımlarının önüne yün, pamuk ve kumaş yığarak esnek bir set oluşturmuşlardı. Böylece surların bu kısımlarına gelen gülleler, fazlaca zarar veremeyip, bu yığınlara saplanıyordu.142 12-17 Nisan günleri Osmanlı ordusunun bilhassa piyadelerin surlara yaklaşma gayretleri netice vermedi.

Sultan tarafından, zamanın tekniğinden çok ileride sayılabilecek bir seyyâr top dökümhânesi ordugâhın hemen yanında kurdurulmuştu. Açılan gediklerin, Bizanslılar tarafından derhal tamir edilmesi üzerine, Sultan, topların daha sık ateş etmelerini söyledi. Fakat top soğumadan yapılan ikinci bir atışta toplardan biri parçalandı ve etrafındaki askerlerden bir kısmı öldüler.143 Bunun üzerine topların zeytinyağı ile soğutulup öyle ateş edilmesi yoluna gidildi. Bundan sonra top atışlarından çok iyi netice alındı.144 Makinelerin yağla soğutulması, Fâtih'in keşfidir.

İstanbul'un savunması ve ikmâlini te'min için Papa tarafından gönderilen üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Marmara'da görünür görünmez,145 Kapdân-ı deryâ Baltaoğlu Süleyman Paşa on sekiz parçalık bir filo ile Yeşilköy-Bakırköy açıklarında karşıladı; ancak Osmanlı donanmasına göre çok büyük ve hızlı olan bu gemiler, müsait bir rüzgar da yakalayarak, bütün Osmanlı erkân ve askerinin ve halkın gözü önünde, zincirin açılmasıyla, Haliç'e girdi:146 Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde tâkip etmekte olan Sultan Mehmed Han'ın hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdüğü ve elbiseleri ıslanıncaya kadar ilerlediği rivayet olunmaktadır.147 Bu hal, Bizans'ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleyman Bey görevden alındı, yerine Hamza Bey tayin edildi.148

Bu arada Osmanlı donanması muhtelif zamanlarda zinciri kırmayı denediyse de başarılı olamamış, Dolmabahçe önlerine çekilmek zorunda kalmıştı.149 Daha sonra Galata tarafında bulunan kuvvetleri Bizans tarafına geçirebilmek maksadıyla Osmanlı kuvvetleri seri bir şekilde Haliç üzerine bir köprü kurmaya başladılar.150 Galata tarafından Humbarahane ile Bizans tarafından bu günkü Defterdar arasına kurulmaya başlanan bu köprünün genişliği beş buçuk metre kadardı. Cenevizlilerden satın alınan boş şarap fıçıları ile bazı küçük kayıkların üzerine geniş kalaslar bağlanarak, bir ucu serbest olarak inşa edildi.151 Köprü için binden fazla büyük fıçı ve bir çok sandal kullanılmıştı.152 Bu köprü İstanbul'un fethine kadar asker ve malzeme naklinde kullanılıp, yanlarına
konan küçük toplarla da zayıf Bizans surları dövüldü.153 Ayrıca bu köprü, icap ettiği takdirde çekilerek sur kapılarına doğru bir yol oluşturacak şekilde yapılmıştı.154

Muhasarada hâlâ bir neticeye varılamamış olması ve Venedik gemilerinin içeriye girebilmesi sonrasında, Osmanlı karargahında kuşatmanın kaldırılması yönünde bazı sözler dolaşmaya başladı. Esasen Çandarlı Halil Paşa'nın başını çektiği bir grup, baştan beri bu muhasaranın yapılışına muhalefet etmekteydiler. Hoca Sadeddin Efendi bunu şu şekilde anlatmaktadır: "... dil uzatmaya kalkıştılar ve kargalar gibi kendilerini bir şey sanıp kanat çırparak, kapanan ağızlarını açtılar. Devlet erkânından Halil Paşa'nın görüşünde olanlar, savaş ve döğüş yolundan sulh yoluna gidilmesi lüzumunu, kalenin fethinden el çekip sulh yapmak için gerekli hazırlıkları yapmayı ve ülkeler açan padişahı bu görüşe getirmeyi, bir yola koymak istediler. Ama, Sultan'ın kulağı çiğ laf, gereksiz söz dinleyecek halde olmayıp, bu bed görüşlerin garazkâr sözlerine kulak asmadı."155 Sultan ve Zağanos Paşa ise derhal umumi hücumun yapılması fikrinde idiler. 156 Toplanan harb meclislerinde tereddütler hasıl oluyordu. Sultan'ın hocası olan büyük alim Akşemseddin tarafından Padişah'a yazılan bir arzda,157 "Sert ve enerjik" davranılması öğütleniyordu.158 Bunun üzerine toplanan son harb meclisinde daha fazla beklemenin ordudaki bozguncu dedikoduları arttıracağı düşüncesi ile hemen taarruz kararı alındı.159 Bu arada Zağanos Paşa, Hadım Şehabeddin Paşa, Turhan Bey, Akşemseddin ve Molla Gürani bu kararı destekler mahiyette asker arasında maneviyatı yükseltici konuşmalar yaptılar.160 Yapılan bu istişarelerden sonra kuşatmanın devam ettirilmesi 161ve ağır bir hücum yapılmasına karar verildi.162

21 Nisan günü Kabataş'a gelen Sultan Mehmed Han, hazırlıkların daha önce başlamış olduğu anlaşılan, karadan donanmayı Haliç'e aktarma fikrini fiiliyata geçirecektir.163 İstanbul'un Haliç'e kıyı olan kısmındaki surları çok zayıf olduğu için bu zaafı değerlendiren Sultan, Bizans'ı buradan da sıkıştırmak istiyordu.164 Böylece kuvvet dengesi Bizans aleyhine bozulacak ve yeni cepheler açılacaktı. Bu maksadla Fatih Sultan Mehmed gemileri karadan yürütme işine karar verdi.165 O zaman bağ, bahçe ve çalılık yerlerden geçen bu yolu temizletip, gerekli tesviyelerini sür'atle yaptırdı. Yollar yapılıp, iri taşlar üzerine kalaslar döşenerek, iç yağı, sade yağ ve zeytinyağı ile yağlanarak,166 yolun iniş ve çıkışlı yerleri ile virajlarına işin özelliğine uygun palanga, bucurgat ve sair tesbit malzemeleri yerleştirildi.167 Bu nakil sırasında arazinin durumuna göre gemiler bazen kaydırılarak, bazen de tekerlekler üzerinde yürütülmüş olabilir; Hadîdî de bunu nazm etmiştir.168 Bu arada Cenevizliler de savaşın seyrini tam kestiremedikleri için her iki tarafı da idare etme gibi bir siyaset takip etmekteydiler;169 hatta gemilerin karadan yürütülebilmesi için gerekli olan malzemenin büyük bir kısmı Galata'daki Cenevizliler'den satın alınmıştır. 170

Donanmanın karadan katettiği yolun güzergahı hakkında kaynaklarda muhtelif bilgiler de olmakla birlikte,171 genellikle "Galata'nın üst yanı, Galata'nın ardı" gibi tabirler kullanılmıştır.172 Burası muhtemelen bugünkü Tophâne-Kumbaracı yokuşu-Tepebaşı-Asmalı mescid-Kasımpaşa güzergâhı olabilir. Gemilerin indirildiği yer de Kasımpaşa veya onun biraz ilerisindeki Eyüp'ün karşı sahili olmalıdır.173 Bu yolun uzunluğu yaklaşık iki kilometre kadardı. 22 Nisan'da tatbikine girişilecek olan bu büyük teşebbüsün son hazırlıkları bir gün evveline kadar devâm etti. 21 Nisan'da Galata surlarının kuzeyine yeniden yerleştirilen bataryalar, şafakla berâber Haliç'te zincirin gerisinde bulunan Hıristiyan gemilerine ateş açtılar. Gülleler, Galata evleri üstünden geçerek hedeflerine ulaşıyordu. Aynı zamanda kara surları da dehşetli bir bombardımana tabi tutuldu.174 Bu suretle Fatih, 21 Nisan'daki faaliyeti gizlemeye çalışıyor, Bizanslıların dikkatini başka noktalar üzerine toplamaya uğraşıyor olmalıdır.

Aynı günün gecesi yani 21 -22 Nisan Pazar günü gecesi,175 bu yaklaşık 1,5 km'lik yolu katederek,176 70 pare Osmanlı gemisi177 karadan çekilerek Haliç'e indirilmiştir.178 Gemiler, altlarındaki kızaklarla birlikte karaya alınmış; makaralar ve bucurgatlardan geçirilen halatlarla insan ve hayvan gücüyle çekilmiştir.179 Hatta, bazen gemilerin yürütülmesi sırasında yelken açıldığı da belirtilmektedir.180 O devirde Bizans'ta hurâfe çok yaygın olduğundan, sabaha karşı gemilerin sür'atle Haliç'e geldiğini görenler; "Bu Müslümanlar bize sihir yapıyor" diye seyre daldılar.181 Gerçekten de Fatih'in dahiyane buluşu neticesinde gerçekleştirdiği bu muazzam projenin nasıl yapıldığı ve 70'e yakın bir geminin iki kilometrelik yolu aşıp bir gece içerisinde nasıl Haliç'e indirildiği bugün dahi anlaşılabilmiş değildir. Kemal Paşazâde gemiler geçtikten sonraki hadiseleri şöyle anlatır: "Nice yüz kulaç deryâ-yı kûh-emvâc ağaç denizi oldu; liman cânibinden dahi hisârın etrâf ü eknâfın bağladılar, su içinden küffârın başına od yağdırup, ceğerlerin dağladılar".182

Bu sırada Osmanlı donanmasını Haliç'te gören Bizanslılarda büyük bir korku ve heyecan görüldüğü belirtilmektedir. 183 Bizans İmparatoru bir hey'et göndererek, ne kadar ağır olursa olsun bir vergi karşılığında kuşatmanın kaldırılmasını teklif etti. Sultan Mehmed Han da İstanbul Kalesi'nin teslimi karşılığında İmparatora Mora Despotluğu'nu verebileceğini söyledi. İmparator teklifi kabul etmedi.184

Bizans ilk korkuyu atlatınca, ani bir gece baskınıyla Haliç'teki Osmanlıdonanmasını yakmayı planladı. Bu iş için Venedikli G. Cocco'ya vazife verildi. Cocco geceleyin hazırlanacak iki kadırga ile Kasımpaşa koyundaki Osmanlı donanmasını yakacaktı.185 Bu kararı öğrenen Galata belediye başkanı Anzolo Zaciria, durumu güvendiği bir adamla Zağanos Paşa'ya bildirdi. Öğrendiği haberi gayet gizli tutan Zağanos Paşa, Kasımpaşa'daki gemilere çok sayıda tüfekli asker ve kıyı topları koydurdu. Hazırlıklı olan Türk gemileri derhal güllelerini atmaya başladılar ve neticede baskına gelenler başta Cocco olmak üzere kısa zamanda imhâ edildiler.186

Haliç'e indirilen donanma, Haliç'in kuzey sırtlarındaki Osmanlıordusuyla, kara surlarını muhasara eden kuvvetler arasındaki irtibatı sağlayan köprünün korunması işini üstlenmiş; ayrıca karşı tarafa geçişlerde gemilerden çok istifade edilmişti.187

18 Mayıs'a kadar kara ve denizde devam eden muharebeler, yeni bir kuşatma aracının surların kenarında kullanılması ile tekrar kızıştı.188 Bu yukarıda özelliklerinden bahsettiğimiz kuşatma kuleleri idi. Üst katlarına merdivenle çıkılan ve yürüyen kulenin gövdesinde ateş açma pencereleri vardı. Bu
kuleler sayesinde Osmanlı askerleri kayıp vermeden surların önüne yaklaşabilmişler, kulenin içinde bulunan askerler de, sur önünde bulunan hendeği toprakla doldurabilmişlerdi. Bu da şehrin düşüşünde önemli bir rol üstlenmiştir. 189

23 Mayıs'ta surlarda açılan gediklerde Bizans askerlerinin savunmada gösterdikleri yılgınlık üzerine, Sultan Mehmed Han, bir defa daha teslim teklifinde bulundu. Bu maksadla İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i elçi olarak gönderdi. İstanbul halkından isteyenler her şeyini alıp gidebilirler. Kalmak isteyenler mal ve mülklerini muhafaza edebilmek hakkına sahip olacaklardır. İmparatora Mora Despotluğu verilecektir" şeklindeki isteklerini bildirdi.190 Ayrıca, dostça bunların kabulünü hususen rica etti. İmparatorun cevabı; "Sultan barış istiyorsa muhasarayı kaldırsın, ne kadar ağır olursa olsun istenen vergi verilecektir. Şehri teslim etmeye yetkim yoktur" şeklinde oldu.191 Osmanlı elçisinin ordugaha döndüğü 26 Mayıs günü, Macar Kralı Vladislas'ın elçilik hey'eti gelerek; "Bizans kuşatmasının kaldırılmasını, eğer kaldırılmayacak olursa, Macaristan'ın Bizans tarafında yer alacağını, ayrıca batılı Hıristiyan devletlerinin gönderdiği büyük birdonanmanın İstanbul'a yaklaşmakta olduğunu bildirdi. 192

26 Mayıs'tan itibaren Osmanlı ordugahında büyük hazırlıklar başladı. 28 Mayıs günü gün batması ile birlikte bütün Osmanlı birlik ve gemileri mum donanması yaptılar.193 Bütün surlar boyunca da meşaleler yaktırılmış, Bizans bir ışık çemberi ile çevrilmişti.194 Sehere yakın Osmanlı topçusu hazırlık ateşine başladı.195 29 Mayıs'ta Sultan Mehmed Han, gece yarısından beri surları döven Osmanlı topçusunun hedefi iyice yumuşattığına kanaat getirerek askerlerine: "Şimdi parlak bir cihad için birbirinizi teşvik ediniz, zafer için üç şart esastır. Niyetinizi halis edip, emirlere itaat ediniz. Yani tam bir sükûnet ve intizam ile verilen emirleri eksiksiz icrâ edip, yaptırınız. İmanınızın verdiği galeyan ile muharebeye koşunuz. Bu işte liyakatinizi ortaya koyunuz. Zillet geride, şehâdet ileridedir. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne süratle hareket ettiğini bizzat takib edeceğim." deyip,196 hücum emrini verdi.197

Muhasaranın elli birinci gününde,198 29 Mayıs Salı günü199 öğleye doğru kır atının üstünde baraberinde hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapı'dan İstanbul'a girdi.200 Yerli halk yolları doldurmuştu. Genç hükümdar Ayasofya önüne geldiğinde, yerlere kapanan ahali, rahip ve eski Ortodoks patriğine, hepsinin hayatının kendi teminatı altında olduğunu söyledi.201

Cenevizliler dahil bütün san'at ve ticaret erbabıyla ahalinin din, mezheb hürriyetini te'min eden bir ferman yayınlayan Sultan Mehmed,202 Ayasofya'nın, fethin ilk Cuma gününe203 kadar cami haline getirilmesini emretti204 ve Cuma günü yeniden şehre girerek, ilk Cuma namazını Ayasofya'da kıldı.205 Fâtih daha sonra hemen hemen bilinen bütün devletlere fetihnâmeler göndererek bu fethi dünyaya ilan etti.206

Fatih'in çağ açan bu fethe gerçekten iyi hazırlandığını ve daha önce tatbik edilmemiş, hatta tasavvur dahi edilmemiş, o dönem için oldukça yeni ve önemli gelişmeler sayılabilecek, muhasara usul ve tekniklerini kullandığını söyleyebiliriz. Muhtemelen Fatih, harekât öncesinde muhasara teknikleriyle ilgili araştırmalar yapmış olmalıdır. Bu stratejik ve teknik hazırlıklar şöyle özetlenebilir: Öncelikle, ordu bu harekata psikolojik ve manevî açıdan çok iyi hazırlanmış, bugün modern orduların çok önemli saydıkları askerin motivasyonu, bu muhasaranın her safhasında kendini hissettirmiştir. Anadolu Hisarı'nın karşısına yeni ve her bakımdan daha kullanışlı iyi planlanmış bir hisar yapılarak boğaz kontrol altında tutulmuş, Karadeniz istikametinden yardım gelmesine mani olunmuştur. XV. yüzyıla gelinceye değin top tekniğinde yapılan gelişmeler en az bir kat daha ileri götürülmüş ve yıkılamaz denilen dünyanın o dönemdeki en mukavim surlarından biri yerle bir edilmiştir. Hatta, Fatih'in icadı olduğu kabul edilen havan toplarının nüvesi sayılabilecek aşırtma sistemli toplar da bu muhasarada kullanılmıştır. Kuşatma sırasında, ilk kez burada toplar mevzi değiştirmiş ve yine ilk kez fazla atış sebebiyle ısınan toplar, yağla soğutulmuştur. Gemilerin karadan yürütülmesi, gerçek bir askerî ve stratejik deha örneğidir. Üstelik o devrin imkânlarına göre 70 parçalık bir geminin bir gecede, böyle meşakkatli bir yoldan geçirilerek Haliç'e aktarılması, bu işin ne kadar iyi hesaplandığını ortaya koymaktadır. Muhasara sırasında kara ve deniz birlikleri çok iyi organize edilmiş, günümüzde modern orduların dahi sıkıntı çektiği bu askerî harekat, devrin muhaberât şartları da hesaba katılırsa, çok iyi organize edilmiştir. İstihkam bakımından da önemli hazırlıklar yapılmış; hem lağımlar açılarak şehre girilmesi ve surların tahribi sağlanmaya çalışılmış, hem de Haliç üzerine kurulan köprüyle mühim bir askerî sevkiyat gerçekleştirilmiştir.

Netice itibariyle, bütün bunların planlanmasında Fatih'in rolünü unutmamak gerekir. O gerçekten bir şehzade olarak çok iyi yetiştirilmiş, devrin her türlü teknolojik gelişmelerini kavrayabilmiş ve daha da geliştirmiştir.

Bunda o dönemde halen uygulamasına devam edilen şehzadelerin sancağa çıkarılma usulünün katkısını da unutmamak gerekir. Osmanlı tarihi incelendiğinde, yükselme dönemindeki bütün padişahlar bu usulle yetiştirilmiş ve bunun semeresi de alınmıştır.



1 Kalkhedon, "körler ülkesi" mânasına gelmektedir. Sonradan bu bölgeye verilen bu ismin, karşı kıyının (Sarayburnu) güzelliğini görmeyip de buraya yerleşmelerinden dolayı verildiği zannedilmektedir.
2 İstanbul şehri tarihi için bkz. M. Tayyip Gökbilgin, "İstanbul", İA., C. V, s. 1142-1199 (Fetihten önceki dönem Besim Darkot, s. 1135-1142), İstanbul 1987; Işın Demirkent, "İstanbul", DİA, C. 23, s. 205-212, (Fetihten sonraki dönem Feridun Emecen, s. 212-220), İstanbul 2001; Feridun Dirimtekin;"Fatih'ten Önce İstanbul", 511. Yıldönümü Konferansları, İstanbul 1964; Hammer, Constantinopolis und der Bosporos, Peşte 1822; İskender Huçi; "Galata'nın Osmanlılara Teslimi", TOEM, Sayı 49-53, İstanbul 1330; Fuad Köprülü, "Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri Hakkında Bazı Mülâhazalar", THİTM I (1931); Mehmed Ziya; İstanbul ve Boğaziçi, İstanbul 1928; George Ostrodgdrsky, Histroy of Byzantine State, New Brunswich, Jersey 1957; Tevârih-i Şehr­i Kostantiniyye, (Anonim), İstanbul Belediye Kütüphanesi No: 39 vd.
3 Besim Darkot, "İstanbul", s. 1136.
4 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, haz. Şerafettin Turan, TTK yay., s. 29, Ankara 1957.
5 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1143.
6 Evliya Çelebi, Seyahat-nâme, C. I, s. 55.
7 Daha önceki dönemlerde İstanbul'a verilen isimler için bkz. Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, çev. M. Ata, C. II, s. 271, İstanbul 1329; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1143.
8 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1144.
9 Daha önceki İstanbul muhasaraları için bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, nşr. F. Giese, Haz. Nihat Azamat, s. 79-92, İstanbul 1992; Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 25-30, İstanbul 1968.
10 Arap muhasaralarının kimler döneminde ve ne zaman yapıldığı için bkz. Hâfız Hüseyin Ayvansarayî, Mecmuâ-i Tevârîh, haz. F. Ç. Derin-V. Çabuk, s. 19-20, İstanbul 1985; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1173-1174.
11 Tarihteki İstanbul kuşatmaları için bkz. Gökbilgin, "İstanbul", s. 1166-1183; Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 372-374; Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, C. III (3. kısım eki), s. 2-4, Ankara 1979; Mufassal Osmanlı Tarihi, C. I, İskit Yayınları, s. 400, İstanbul 1957.
12 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 29.
13 Osmanlıların Rumeli'ye geçişleri hakkında bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. I, Ankara 1945.
14 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, haz. İsmet Parmaksızoğlu, s. 270, Eskişehir 1992.
15 Osmanlılar döneminde İstanbul muhasaraları için bkz. Ahmet Refik Altınay, Türklerin İstanbul Muhasarası, İstanbul 1932.
16 II. Murad dönemi Osmanlı tarihi için bkz. Halil İnalcık, "Murad II", İA, C. VII, s. 598-615, İstanbul 1987.
17 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1184-1185.
18 II. Mehmed'in tahta geçiş tarihi, muhtelif Osmanlı tarihlerinde verilmektedir: "... Sultan Mehmed bin Sultan Murad Muharrem ayırın on altısında penc-şenbih gününde tahta cülûs kılup...", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, Manisa Kitap Sarayı TY. 5506/2, vrk. 52b; "Sultan Murad.... otuz yıl beğlik eyleyüp Hicretin 855 yılında vefat itdi. (nazım) Bundan sonra Sultan Mehmed, Muharrem ayının on altısında tahta geçti, padişah oldı", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 77; Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 258.
19 II. Mehmed dönemi Osmanlı tarihi için bkz. Halil İnalcık, "Mehmed II", İA, C. VII, s. 506­535, İstanbul 1987.
20 (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tiryâki Hasan Paşa Cihadı, Manisa İl Halk Kütüphanesi, TY. 5070, vr. 10a.
21 Bu divan toplantısındaki muhalefet edenler ve konuşmalar için bkz. Taci-zâde Cafer Çelebi, Mahrûse-i İstanbul Fetihnâmesi, TOEM ilavesi, 8vd.; Kritovulos, "Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sâni", çev. Karolidi, TOEM, C. I, s. 91; H. İnalcık, "Mehmed II", s. 510.
22 Mustafa Samih, Cedvel'inde Sultan Mehmed'in cülus ve fetih tarihlerini vermiştir: "Ebul'l-feth Sultan Mehemmed Han; cülûs sene 855: Feth-i Kostantiniyye sene 857. İntikal sene 885. Ömürleri sene 53", bkz. Mustafa Samih. Cedvel-i Târîh, Manisa İl Halk Kütüphanesi, TY. 5079, vrk. 30a; Ayvansarayî, Mecmuâ-i Tevârîh, s. 4-5, 21 ve 94'de Sultan II. Mehmed'in fethi, saltanatı ve bunların ebced hesabıyla tarihleri nazımla anlatılmaktadır:. (3/b) Cülûs etdi sekiz yüz elli beşte ol şâh-ı âdil(855/1451).Otuz bir yıl cihanda kerr ü ferle sürdü devrânı.Budur İstanbul'u feth eyleyen Gâzî Mehemmed Hân. Nola ecdâdına gâlib olursa şevküt ü şânı.Cihânda def ü ref'e himmet etdi zulmet-i küfrü.Ziyâ-yı seyf ile rûy-ı zemîni kıldı nûrânî.Erip pâyâna ömrü ol dahi 'azm-i bihişt etdi.Yerini oğlu Sultan Bâyezid'e gördü erzânî.(11/a) Feth-i İstanbul'a fırsat bulamadılar evvelun.Fethi edip Sultan Mehemmed dedi tarih âhirûn (1453).Çün sa'âdetle Ebu'l-feth Mehemmed Gâzî.Kâfire asker-i İslâm ile fırsat buldu.Tıg-ı nusret ile fethi eyledi İstanbul'u."Belde-i Tayyibetun" fethine tarih oldu (1453).(32/b) Rebîü'l-evvel ayında alındı.Yiğirmi bir günde feth oldu. Se-şenbih gün sabah el verip fırsat. Sekiz yüz elli yedi idi hicret (1453).23 Fatih dönemi için bkz. H. İnalcık, "Mehmed II", s. 506-535; R. Rahmeti Arat "Fatih Sultan Mehmet Yarlığı", TM. VI (1938); Samihâ Ayverdi, Edebî ve Manevî Dünyası İçinde Fatih, İstanbul 1963; , "Fatih ve İstanbul", İstanbul Fetih Dergisi, C. I-II, 1963; M. Çavdaroğlu; Fatih Sultan Mehmed Hân-ı Sânî ve İstanbul'un Fethi, İstanbul 1953; İsmail Hikmet Ertalyan, Fatih ve Fütühatı, C. I, Ankara 1953; Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar, Ankara 1954; Krıtovulos, Tarih-i Sultan Mehmet Hân-ı Sâni, Karolidi çev., TOEM ilâvesi, İstanbul 1328; Baki Kurtuluş, Fatih Sultan Mehmed, 1430-1481, Ankara 1961; Midhat Sertoğlu, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul 1953; Selahattin Tansel, Fatih'in Askerî ve Siyâsî Faaliyetleri, Ankara 1953.
24 Fetih'ten önce Osmanlı-Bizans münasebetleri için bkz. Aşık Paşa-zâde, Tevârih-i Âl-i Osman, nşr. Âli, İstanbul 1332; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK yay., Ankara 1945; Feridun Dirimtekin, "Fatih'ten Önce İstanbul", 511. Yıldönümü Konferansları, İstanbul 1964; Franz Babinger, Beitröge zur Frühgeschichte der Türkenherrschaft in Rumelien (14-15. Jahrhunderct), Münich 1944; Hasan Beyzâde, Tevârih-i Âl-i Osman, nşr. Nezihi Aykut, TTK yay., Ankara 1993; Dukas; Historia
Byzantina, Bonn 1834, (trc. Mirmiroğlu, TTK yay, Ankara); Halil İnalcık, The Ottoman Empire, the Classical Age, 1300-1600, Londra, 1973; George Ostrodgdrsky, Histroy of Byzantine State, New Brunswich, Jersey 1957.
25 Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 43a-44a.
26 H. İnalcık, "Murad II", s. 608.
27 Tacizade Cafer Çelebi, Mahruse-i İstanbul Fetihnamesi, s. 7, İstanbul.
28 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 271
29 I. Demirkent, "İstanbul", s. 212.
30 Bizans'taki bu karışık durum için bkz. Dukas, Bizans Tarihi; H. İnalcık, "Mehmed II", s. 510; I. Demirkent, "İstanbul", s. 212.
31 Kritovulos, "Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sâni", s. 91; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1136; Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 11, İstanbul 1946.
32 Bizans'taki muhtelif unsurlar için bkz. I. Demirkent, "İstanbul", s. 206-211.
33 H. İnalcık, "Mehmed II", s. 510.
34 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1186-1187.
35 "Andan sefer idüp, Kostantiniyye katında Boğaz-kesen Hisarı'nı bina itdi, Hicretin 856 yılında", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 77; ". geri Sultan Mehmed, şehr-i Kostantin yanında Boğazkesen Hisarı yapmağa kasd eyledi", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 52b; "binâ-ı Yeni Hisar ki, Boğaz Kesen derler; Rum ili tarafındadır", bkz. Hezârfen Hüseyin Efendi, Tenkîhü't-Tevârih, Manisa İl Halk Kütüphanesi, TY. 5071, vrk. 71a; Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 227'de hisarın inşası şöyle anlatılır:.Varup Akça-hisâr (Anadolu Hisarı) üstüne indi.Geçüp bahrı hisâra karşu kondu.Hemân ol arada kim kondı leşger.Buyurdu bir hisâr anda yaparlar.Tonadup kal'ayı ucdan uca hep. Yarar âdem yaragile müretteb. Ulu toplar kodu deryâ yüzünde.Kemîne kepki ururlar gözünde.Buyurdu İstanbul etrâfın ururlar.Kapup âdem kapuyu yapdururlar.36bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 33.
37 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 271.
38 "Diledi ki, Rumeli'ne geçe. -Devletli sultanım, Gelibolu Boğazı'nı kâfir gemileri gelip bağladı-dediler. Hünkârı aldılar, doğru Kocaeli'ne getirdiler. İstanbul'un üst yanında, boğazda Akça Hisar'ın karşısına kondu. Halil Paşa'ya-Lala bana burada bir hisar gerekdir-dedi. Elhasıl, orada buyurup heman hisarı yaptırdı, tamâm oldu", bkz. Âşık Paşa-oğlu Tarihi, haz. N. Atsız, s. 137, Ankara 1985.
39 "Bu def'a mühimmâtın yarâğ u yâtın gördü, esbâb ü âlâtla üzerine varup durdu. Vüzerâ-yı kâr-uzmâya buyurdu ki, anda bir mu'teber hisâr yapılıp, ma'ber-i Bahr-i Esved münsedd ola, iki cânibden toplar kurula, vakt-ı hâcetde ki atıla, top taşlarından denizin yüzünde sengîn sedd ola", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 33.
40 Mesela, II. Murad, Varna Savaşı sahrasına giderken 40.000 kişilik Anadolu askerini, adam başına birer altın vererek Ceneviz gemileriyle karşı kıyıya geçirmişti. Bkz. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s. 214-222.
41 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 21.
42 Padişahla imparator arasındaki bu muhaberat için bkz. Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 271; İdirs-i Bitlisî, Heşt-Behişt, çev. Sadi, Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye Bölümü No. 928; Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 19-20; Dukas, Bizans Tarihi, çev. Mirmiroğlu, s. 154. gördüğü bir rüya sonrasında).Bir sığır derisinden bir peştemala koyup getürdüler. (Mahmud Paşa) alup, padişah huzuruna getürüp kodu. Padişah ayıttı: Mahmud bu nedir ve bunu neylersin? Padişahım ben bunu Kostantiniyye beğine irsal idüp kendüden bu deri mikdarı yer rica ederim. Görelim ne cevab ider, dedi. Vakta ki, bir âdem ile irsal eylediler. Ol dahi Kostantiniyye beğine gelip, buluşup ahvâli bir bir takrîr eyledikde, bilâ tereddüd, başım üzre verdim deyu cevab eyledi, emr eyledi. Ahid-nâme yazıldı.. Mahmud Paşa dahi âdemler ve kayıklar hazırlayıp, fi'l-hal karşu yakaya geçüp, kendüsü atın der-miyan idüp, bir keskin bıçağıyla ol deriyi ince ince tirşe gibi dildi. Ol deri ne mikdar yer ihâta ederse, ol mikdâr yer hisar bünyâd idüp, tamâm etdikden sonra Kostantiniyye beği haber alup, rıza verdiğine gayet pişmân olup, teşvîşe düşdü. Ammâ ne fâide son pişmanlık fâide itmez;-Ba'de harâbi'l-Basra-fehvâsınca.", bkz. (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tiryâki Hasan Paşa Cihadı, vrk. 10b-11a.
44 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 262.
45 Cenevizlilerin bu yardımı Oruç Bey tarihinde de anlatılmıştır: "Gelibolu'da efrenc-i la'in ittifâkı bile olup gemiler gönderüp, Gelibolu boğazın derya yüzün tutup, yol vermeyüp, geçmeğe yol bulunmayup, âkıbet Galat (Galata'daki Cenevizliler) düşündü. Yenihisar tarafından bir Frenk gemisiyle Rum eline geçüp Anadolu çerisi bile geçüp, doğru Edirne'ye gelup", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 48a.
46 Sultan Murad'ın bu durumunu Hadîdî de nazm etmiştir. Bkz. Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, (1299-1523), haz. Necdet Öztürk, s. 209-210, İstanbul 1991. Tutup yol Varna'ya doğru yürürler. Vilâyet halkı bu hali görürler. Halil Paşa'ya tenbîh eylediler. Hücûmun Üngürüs'ün söylediler. Hemân Sultan Murâd oldukda âgâh. Buyurdu hâzır oldu hayl ü hargâh. Dönüp andan Koca-ili'ni gitdi. Sürüp Akça-hisâr'a (Anadolu Hisarı) irdi yetdi. Teküri İstanbul'un ceht itmişdi.Şehile sulh idüp ahd itmişdi. Gemiler gönderür şâhile leşger. Hücûm idüp hemân bahrı geçerler.
47 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 262-264.
48 Nicolo Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi 1453, çev. Ş. T. Diler, s. 20-21, İstanbul 1953; Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 14.
49 "Mübarek sa'at ve ferhunde demde hisârın divârı yeri mâye irince kazılup, sahrâ-i samâyla bünyâd uruldu", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 34.
50 Gökbilgin, hisar inşasına Mart 1452'de başlandığını belirtmektedir, bkz. "İstanbul", s. 1187.
51 "Vezirleri Halil Paşa ve Saruca Paşa ve Zağanos Paşa boğaza bir yere gelip, yeni hisarı yapmağa başladılar. her taraftan sancak beylerine bahş etdiler. Uç kuleleri her birini birer vezirlere bahş etdiler.", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53a; "Dört vezire ki biri Halil Paşa ve biri Saruca Paşa ve biri Şehabeddin Paşa ve biri Zağanos Paşa'ydı, tayin olundu; her biri hâdem ü haşemi ve etbâ' ü eşyâyı ve kendüye ittibâ' iden a'vân ü ensârıyle bir tarafda maslahat üzerine olup, sa'ir ümerânın dahi hizmetleri tebyîn olundu", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 34.
52 Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53a; Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 50; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1187.
53 "Yeni hisarı yapmağa başladılar. Bünyadı temam gereği gibi kazdılar. Yigirmi kulaç miktarı nâgâh kazdılar Ahen mahi hammam kapusu çıkdı. Bilmediler (kim) anun tarihini kim ne zamanda yapılmışdır. Heman bir hammam kapısıdır gördüler. Ademden öndür veya sonra yapılmışdır. Ol kapıyı dahi bünyadının kazub kazub akibet, ol hisarın bünyadın ordular", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53a.
54 Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 14.
55 "Üç dört ayın içinde hisârı muhkem yapdılar", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53a.
56 F. Emecen, "İstanbul", s. 212.
57 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 35.
58 "Esnâf-ı ibâddan mehere-i sehâre ve etrâf-ı bilâddan amele-i kemele cem' olup, binâ kaydı görüldü", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 34.
59 Hoca Sadeddin Efendi 5 bin usta çalıştığını belirtmekte, bkz., Tacü't-Tevârîh II, s. 272;. Ayverdi de muhtemelen bundan hareketle 5 bin rakamını zikretmekte; bkz. "Fatih ve İstanbul", s. 68; Gökbilgin ise 3-4 bin kadar ustanın çalıştığını belirtmektedir; bkz. "İstanbul", s. 1187; Hammer ise kalenin içinde ve dışında bin duvarcı ile iki bin rençberin çalıştığını ve usta sayısının 6 bine ulaştığını ifade etmektedir; bkz. Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 265.
60 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1187.
61 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 23.
62 Dukas, Bizans Tarihi, s. 150.
63 Tursun Bey, Tarih-i Ebu'l-Feth, s. 40.
64 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 31.
65 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 37; Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 272­273; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1187.
66 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 36.
67 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 272. Ulu toplar koyup deryâ yönünden. Ne gemiyi keyüğü ururlar gözünden.
68 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 51 -52.
69 F. Emecen, "İstanbul", s. 213.
70 Kemal Paşa-zâde, hisardan bahsederken, devamında "Hendekinin dibi semere makarr, kulesinin kellesi semâke hem-ser, arkasını bir kayalı kara dağı vermiş, dâmen-i sûru uzanmış gelmiş deryâya girmiş. Irakdan gören anı Akdeniz'den gök yüzüne kalkmış bir kara bulud sanır, dû peykerle hem-ser olmuş bârûsun kule-i kal'a-yı çarh-ı kebûd sanır", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 34-35.
71 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 272. Güç yetmez yüceliğinden ölçmeye değerini. Zuhal'in nûrundan yanar gözcülerin ateşi.
72 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 23.
73 (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tiryâki Hasan Paşa Cihadı, vrk. 11b.
74 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 34.
75 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 281-282.
76 Di Zorzo Dolfini, "İstanbul'un Muhasarası ve Fethi, Fatih ve İstanbul", Fetih Dergisi, C. I, s. 36, İstanbul 1963.
77 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 282.
78 Osmanlılar'da topçuluğun gelişimi için bkz. Osman Bahadır, "Osmanlılar'da Topçuluğun Gelişimi", Bilim Tarihi, S. 29, İstanbul 1992, s. 24-30; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. I, s. 254-435; İ. Hakkı Konyalı, "Fatihin Topları ve Askerî Müze", Tarih Hazinesi, Yıl 2/C. 2, S. 13 (Kasım 1951), İstanbul, s. 633-650; Muzaffer Erendil, Topçuluk Tarihi, Genel Kurmay ATS yay., Ankara 1988; Alan Willliams, "Ottoman Military Tecnology: The Mettalurgy Of Turkish Armour", War an Society in the Eastern Mediterranean, 7th-15th Centuries, 1997 Leiden, p. 363-406; Charles Foulkes, "The Dardanells Gun at the Tower", The Artiquaries Journal, X (1930), London, p. 217-227.
79 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 34.
80 Osman Bahadır, "Osmanlılar'da Topçuluğun Gelişimi", s. 26.
81 Urban usta hakkındaki bu malumatı ilk olarak İngiliz tarihçi Sir Steven Runciman vermiştir. Bu alıntı için bkz. Osman Bahadır, "Osmanlılar'da Topçuluğun Gelişimi", s. 26; Muzaffer Erendil, Topçuluk Tarihi, s. 59-60; Osman Nuri Ergin, Fatih İmareti Vakfiyesi, s. 21, İstanbul 1945; Alan Willliams, "Ottoman Military Tecnology: The Mettalurgy Of Turkish Armour", s. 363.
82 Osman Bahadır, "Osmanlılar'da Topçuluğun Gelişimi", s. 26.
83 "Edirne'de ra'd-girdâr ve sâ'ika-âsâr toplar dökülüp", bkz. bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 42; ayrıca bkz. Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 50.
84 Osman Bahadır, "Osmanlılar'da Topçuluğun Gelişimi", s. 26; İ. Hakkı Konyalı, "Fatihin Topları ve Askerî Müze", s. 634.
85 "Ve dahi Edirne'de Ejderha benzer gibi toplar dökdürüb. Ardından tüfekleri ve topları çekdürüb kendü dahi Edirne'den çıkub ol topları çeküb. Bunca adamlar çeriden ve azabdan üşüp ol topları Kostantin üzerine eledüb topları kurdurub", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53b; "andan sonra Edirne'de ejderha gibi toplar dökülürdü.", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 77.
86 Hoca Sadeddin Efendi, bunları çok ürkütücü olarak anlatmaktadır: "Ol yılan vücutlu, ejder ağızlı toplar ve darbezenler ki, her biri kal'aları yıkar, burcları devirir dev gibi toplardı. Bunlar arabalarla çekilip, yıkılasıca kâfirin yüreğini kana boğmak için zaferler gölgesi zafer olan askerle birlikte yola çıkarılmıştı", bkz. Tacü't-Tevârîh II, s. 274.
87 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, s. 66-67.
616
88 "Edirne'deki topları arabalara bindirüp, her bir topa nice yüz çift öküzler koşup dahi ile yanından urganlar takup, bir nice bin ademler çeke çeke Kostaniyye üzerine iletüp toplar kurdular", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78.
89 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 274.
90 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 268-269; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1189.
91 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 273.
92 Osmanlı askerî teşkilatı için bkz. Abdülkadir Özcan, "Askerî Teşkilat", Osmanlı Dünyayı Nasıl Yönetti, s. 93-158, İstanbul 1999.
93 "Hazret-i hüdâvendigâr-ı gerdûn-iktidâr ümerâ-yı rezm-ârâya Rum-ili vilâyetinin ve Anadolu memleketinin mevâkib-i kevâkib-şümârını ihzâr etmek içün misâl-ı vâcibü'l-imtisâl buyurdu; ol yıl hayli benî efsere gazâ-yı ekber olup, küffâr-ı bed-girdârın diyârı ve kişveri zelzeleyle dolup, dârü'l-küfürde velvele-i rûz-ı mahşer zâhir olacağın...", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 41; "Etraf-ı âleme nâmeler perakende kılup, mübalağa leşker cem' idüp, on bin yeniçeri, yiğirmi bin azap ve sair halk dahi-gazâ-yı ekberdir deyu-bî-nihâye leşker cem' oldu", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78; Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 228'de de şu şekilde anlatılmaktadır:. Perâkende idüp etrâfa nâme. Nidâ oldu çeriden hâss ü âme. Erişüp cem' olur cümle çeriler. Karadan gendi, deryâdan gemiler. Revân olup erişdi bir seherden. Kuşatdırdı hisârı bahr ü berrden.
94 "Anadolu ve Rum ili çerilerini cem' idüp, Anadolu Beğlerbeğisi İshak Paşa, Rum ile Beğlerbeğisi Karaca Bey.", bkz. Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53a; "Etraf-ı âleme nâmeler perakende kılup, mübalağa leşker cem' idüp, on bin yeniçeri, yiğirmi bin azap ve sair halk dahi-gazâ-yı ekberdir deyu-bî-nihâye leşker cem' oldu", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78.
95 "Mahmud Paşa Memâlik-i Osmaniye'de fermân idüp, nidâ etdirdi ki, ne kadar asker taifesi var ise cümlesi gelüp hazır olsunlar ve Âsitâne'de olan asker-i İslâm ile kalkup konak-be-konak Gelibolu'ya dahil oldular. Andan Koca il tarafından Karadeniz canibinden Eski Hisar nam kal'aya gelüp, konup oturdular.", bkz. (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tiryâki Hasan Paşa Cihadı, 10b.
96 F. Emecen, "İstanbul", s. 13. Batılı Tarihçiler, Osmanlı ordusunun sayısı hakkında abartılı rakamlar vermektedirler: Dukas, 200 bin, Fhratzes 258 bin, Halkandilis 300 bin, Hammer ise 250 bin kadar Osmanlı askeri olduğu kaydetmektedir.
97 Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, s. 2823 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1189.
98 Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 26.
99 Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 53b.
100 F. Emecen, "İstanbul", s. 213.
101 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 275-276.
102 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1190.
103 "Sultan Mehemmed Gazi dört yüz pare gemi donatup, derya tarafından.", bkz. Hezârfen Hüseyin Efendi, Tenkîhü't-Tevârih, vrk. 71a.
104 Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 138.
105 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 43.
106 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 42-43.
107 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 59; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188.
108 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 66.
109 ". akıbet, İstanbul'un kâfirleri içerüden cenk idüp, Frenklerden yardım geldi. ", bkz., bkz.
(Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78.
110 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 66.
111 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188.
112 F. Emecen, "İstanbul", s. 213; Fatih ve İstanbul'un Fethi, MEB Yay, s. 13, İstanbul 1963.
113 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 66-67, Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188.
114 Bizans'ın kullandığı gemiler ve sayıları için bkz. Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz
Savaşları, s. 23; Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 33-36; Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 147.
115 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 142.
116 Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 17.
117 Mehmet Çelik'in Suriye Tarihi araştırmalarında edindiği bilgiye göre.
118 I. Demirkent, "İstanbul", s. 208.
119 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, s. 102.
120 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 52; ayrıca bkz. Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 279. "Ol diyârın Tekfuru devletinin alâmet-i idbârını görmüş ve hazret-i hüdâvendigârın kendüyüzü izâle ve etbâ ü eşyasıyla istîsâl ikbâlin bilmişdi. Mukaddemâ tedbir eyleyüp, Galata ile İstanbul arasındaki boğaza muhkem zincir germiş ve ol mel'un bağı, limanı yağı gemisinden mahfûz ve me'mûn kılmışdı."
121 Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 22.
122 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188; Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 228''de bunu bir nazımla anlatmıştır: Galata köşesinden tâ Sitanbul. Kesilmişdi temür zincirle yol.
123 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188-1189.
124 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1146.
125 F. Emecen, "İstanbul", s. 213.
126 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 279; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1144.
127 Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 22.
128 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1188.
129 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1189.
130 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 138-139.
131 Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 3.
132 Bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 45., 47 "Şehriyâr-ı kâmkâr rikâb-ı kâmyâbında mülâzım olan haşem-i mansûrla Top-kapısı dimekle meşhûr dervâzenin karşısında kondu; mevâkib-i kevâkib-şümâr ol havâlîye dolup, bârgâh-ı âlem-penâhı yeniçeri gird-a-gird kuşatdı ve dâire-i mâhda hâleye döndü. Sağ kola, Anadolu askeriyle İshak Paşa konup, kuleler önündeki deryâya varıp dayanınca ol taraf heyme-ber-heyme oldu. Sol kola Rum-ili leşkeriyle Dayı Karaca Bey konup, kenâr-ı limân-gâha varınca ol cânib dahi sipâh-ı zafer-penâhla doldu".
133 F. Emecen, "İstanbul", s. 215; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1191.
134 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1190.
135 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Hân-ı Sani, s. 47; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1190.
136 Şehr-i Rebiyyü'l-evvelin yirmi altısında, yevm-i ehadda, suradıkât-ı hümâyûn-ı sultânî ve hıyâm-ı gerdûn-ı kıyâm-ı hâkânî hisar karşısında kurulup, muncuk-ı alem-i zafer-perçem kımem-i ayyûkda efrâşte oldu", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 49.
137 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 47; ayrıca bkz. F. Emecen, "İstanbul", s. 215-215."Her diyârdan asker-i bî-şümâr katarât-ı emtâr gibi câ-be-câ cem olup, şeyl-i kühsâr gibi ki deryâya koyula, mevâkib-i şehriyâra uluşup müctemi oldular. Kıt'a-i leyl gibi kıt'a kıt'a hayl ü haşem dufa'-i seyl gibi def'a def'a hayle âdem bahr-i ummâna, yani ordu-yı sultân-ı cihân bâna pey-a-pey mündefi oldular. Ordu-yı hümâyûn-ı baht-ı rûz-efzûn-ı padişah-I cihân-penâh gibi gnüden güne ziyâde olup, deşt ü hâmûn merâkib-i meâkible dolup, sahârî ü cibâl huyûl ü cimâl ile mâlâmâl oldu. Siyâh-i sipâhı dağlar başını ve dereler ağzını ve yazılar yüzünü şöyle bürüdü ki, sevâd-ı leşkerden beyâz kişver sihâm-ı aklâm ile reşk olmuş sahîfe-i meşke misâl oldu"
138 G. Schlumberger, İstanbul'un Muhasarası ve Zabtı, s. 89, İstanbul 1330; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1190. "Şehriyâr'ı kâmkâr rikâb-ı kâmyâbında mülâzım olan heşem-i mansûrla Top-kapısı dimekle meşhûr dervâzenin karşısında kondu; mevâkib,i kevâkib-şümâr ol havâlîye dolup, bârgâh-ı âlem-penâhı yeniçeri gird-a-gird kuşatdı ve daire-i mâhda hâleye döndü. Sağ kola, anadolu askeriyle İshak Paşa konup, kuleler önündeki derypaya varıp dayanınca ol taraf heyme-ber -heyme oldu. Sol kola Rum-ili leşkeriyle Dayı Karaca Bey konu, kenâr-ı limân-gâha varınca ol cânib dahi sipâh-ı zafer-penâhla doldu."
139 F. Emecen, "İstanbul", s. 215.
140 "Her tarafdan toplar atılup, hisârın burçların yıkdılar", bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78.
141 "Kara cânibinden dahi hendek kenârında metrisler dizilüp, top yerleri görüldü; ejderhâ-peyker toplar ki kırdığından ağızlarından odlar saçılırdı, nice yerden kuruldu; ol hisâr-ı üstavârın burclarını bozup, bedenlerini yıkmağa. Ol toplan atıldığınca gökler gürleyüp, yerler titreyüp hava yüzü ateş-feşân olurdu; bu heybetden ol berk-hisârın bedeni sadme-i bâd ü zârdan berk-i hazân gibi lerzân olurdu", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 54.
142 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, s. 104. 143Gökbilgin, "İstanbul", s. 1190; Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 147.
144 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, s. 105.
145 "Gelibolu tarafından bâd-ı demân gibi tîz-hız ulak geldi, erdi; İstan bul'a yardıma Frengistan'dan gemiler geliyor deyu haber verdi. Anı gördüler ki nâ-gâh ebr-i siyâh gibi dört pâre göke, dümenlerinin kıçı irmiş yere, serenlerinin ucu çıkmış göğe, her birisi kûh-mikdâr ammâ kâh gibi sebük-bâr", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 57.
146 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 57. "Akdeniz'in içinden kara dağlar gibi zâhir oldu. Halk temâşaya hâzır olup, deryâya nâzır oldu. Balta-oğlu Süleyman Bey'e, ki ol zamânda kapudandı, buyuruldu, gemilerle karşı varup mukâbele etdi. Ol ra'ad-griv dîvlerle ki su yüzünde yil gibi yürürlerdi, toplaşıp birâz-dem mukâtele etdi. Gerçi terâhi ü ihmâl olup, âlât-ı isti'câlin isti'mâlinde ihmâl olmadı, ammâ ol gelen gökeler gök yüzünden yere süzülüp inen ukab gibi kemân-ı âsûmândan tavâgiyet-i afâriyete atılan tîr-i şehâb gibi muvâfık rüzgâr bulup, yelkeni yelle dolup, fi'l-hâl geldi, tarafü'l-ayn içinde hisârın kenârına erdi, liman kapısın açdılar, içerü girdi".
147 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 158. "Akdeniz'in içinden kara dağlar zâhir oldu. Halk temâşaya hâzır olup, deryâya nâzır oldu. Balta-oğlu Süleyman Bey'e, ki ol zamânda kapudandı, buyuruldu,g emilerle karşı vurup mukâbele etdi. Ol ra'ad-griv dîvlerle ki su yüzünde yil gibi yürürlerdi, toplaşıp birâz-dem mukâtele etdi. Gerçi terâhi ü ihuhal olup, âlât-ı isti'calin isti'malinde ihmâl olmadı, ammaâ ol gelen gökeler gök yüzünden yere süzülüp inen ukab gibi kemân-ı âsûmândan tavâgiyet-i afâriyete atılan tAır-i şehâb gibi muvâfık rüzgâr bulup, yelkeni yelle dolup, fi'l-hâl geldi, terafü'l-ayn içinde hisârın kenârına erdi, liman kapısın açdılar, içüre girdi"
148 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1192.
149 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 153.
150 Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 138; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1193.
151 Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 80; Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sani, s. 48.
152 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 34.
153 Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 54-553 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sani, s. 60.
154 F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
155 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 278-279.
156 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1197.
157 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 279.
158 İnalcık, "Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar", s. 127.
159 Tacizade Cafer Çelebi, Mahruse-i İstanbul Fetihnamesi, s. 96, İstanbul; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1197.
160 "Kutb-ı dâire-i zamân Ak Şemşeddin hazretlerine ki dîde-i sırr ile râz-ı sîne-i âsumâna nâzırdı, emdâd-ı du'âyla ceyş-i zafer-kîş-i guzâta imdâd içün alem-i âlem-gîr-i cihâdı kaldırup, ol gazâya bile gitmişdi, hisâr üzerinde hâzırdı", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 61.
161 F. Emecen, "İstanbul", s. 215.
162 İdris-i Bitlisî, Heşt-behişt, s. 397.
163 Tursun Bey, Tarih-i Ebu'l-Feth, s. 48.
164 Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 65-66, F. Emecen, "İstanbul", s. 215.
165 "En sonunda, ülkeler açan padişahın kafasında şu fikir çattı. Yenihisar tarafından gemileri sürüp, Galata ardından deryaya aşıralar ve topların ateşiyle hisardakiler deniz yöresinden dahi şaşıralar", bkz. Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 279-280.
166 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 280.
167 (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tir yâki Hasan Paşa Cihadı, vrk. 11b-12a; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1194; Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 1623 Schlumberger, İstanbul'un Muhasarası ve Zabtı, s. 158.
168 Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 228'de şöyle anlatılır:. Beşiktaş'dan yere ağaç döşerler.
Galata ardından aşıp bahre ererler. Düzedüp korkuluklar iki yana. Oluk-veş idüp urlar yağı ana. Münâsib rüzgâr irişdi nâ-gâh. Geminin halkı deyüp Allah Allah. Çözüp sancakların yelken açarlar. Birbirinin ardınca uçarlar. Karukuş ak kanad açdı vü uçdu. Galata ardından inüp bahre düşdü.
Değil midür bu küffârı şaşırmak. Gemiye yelkenile dağ aşırmak. Gemiler üstüne köprü kurarlar. Suhûletle geçe kasd etse leşger.
169 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1193.
170 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 161.
171 Gemilerin yürütüldüğü güzergahlar hakkında bkz. F. Emecen, "İstanbul", s. 216; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1193; Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sani, s. 66; Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 72; Fındıklı Süleyman, Müri't-tevarih, neşr. Ahmed Vahid, s. 448. İstanbul-Matbaa-i Amire 1138.
172 "Sultân-ı Zuhal-rütbet ü Utarid-fıtnat o akdin hallin müşkül bilip, limana kurudan gemi yürütmeğe bir kâbil mahal tedârik kılıp, kule-i cibâl-misâl nice pâre gökeyi ve mavnayı esbâb-ı cidla ve abtal-ı ricâlle malâmâl iken, Galata'nın üstü yanından çekdirip, limana koydurdu", bkz. İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 52; "... Andan sonra Galata'nın üstün yanında bir tag gibi tepeden elli-altmış pâre gemileri karadan aşırıp, âdemler çeküp, yürüdüp yelkenlerin açıp, denize aşırdılar" bkz. (Anonim), Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 78; Yenihisar tarafından gemileri sürüp, Galata ardından deryaya aşıralar ve topların ateşiyle hisardakiler deniz yöresinden dahi şaşıralar", bkz. Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 279-280; "Beşiktaş'dan yere ağaç döşerler; Galata ardından aşıp bahre ererler", bkz. Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 228.
173 F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
174 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi-İstanbul'un Fethi, s. 120.
175 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1193.
176 Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sani, s. 53.
177 Karadan geçirilen gemi sayısını veren kaynaklar 70 ya da 72 sayısını vermektedirler. Fakat umumî tarihler daha ziyade 70 sayısını zikretmektedir. Bkz. Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 138; Hezârfen Hüseyin Efendi, Tenkîhü't-Tevârih, vrk. 71a.
178 Tursun Bey, Tarih-i Ebu'l-Feth, s. 46; Barbaro, Kostantiniyye Muhasarası Ruznamesi, s.

179 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 163.
180 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1194.
181 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 280.
182 İbn-i Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osman, s. 53.
183 F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
184 Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 54a; Taci-zade Cafer Çelebi, Mahruse-i İstanbul Fetih-namesi, s. 16; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1194; Dukas, Bizans Tarihi, s. 3823 G. Schlumberger, İstanbul'un Muhasarası ve Zabtı, s. 161.
185 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1194, G.
186 Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 42-44; Mirmiroğlu, Fatih'in Donanması ve Deniz Savaşları, s. 79; Schlumberger, İstanbul'un Muhasarası ve Zabtı, s. 168.
187 F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
188 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1196.
189 Bu kuşatma kuleleri için bkz. Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 192; Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 53-54; Dolfini, "İstanbul'un Muhasarası ve Fethi, Fatih ve İstanbul", 36; F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
190 F. Emecen, "İstanbul", s. 216.
191 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1197; Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 185.
192 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1197.
193 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 281; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1198.
194 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 35.
195 Dirimtekin, İstanbul'un Fethi, s. 206-216; Barbaro, Kostanniyye Muhasarası Ruznamesi, s. 6ı.
196 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 275-276.
197 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1198.
198 "Elli gün uğraşdılar. Elli birinci gün feth olundu" Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 54b; "Yürüyüş etdiler. Elli gün elli gece gündüz cenk olundu. Elli birinci gün hankâr yağma buyurdu, hücûm etdiler. Elli birinci gün Salı günü idi", bkz. Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 138; "Elli gün mikdarı kal'a cenkleri ile elli birinci gün girildi, penc-şenbihdir. Bi-inâyetillâhi te'âlâ feth ü teshî olundu", bkz. Hezârfen Hüseyin Efendi, Tenkîhü't-Tevârih, vrk. 71a Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 228'de elli birinci günde şehre girildiği belirtilir. Tamâm elli gün oldu hoş döğüşler. Nice kerre acâyip yürüyüşler. Buyurdu elli birincide yağma. Gel imdi gör nice oldu temâşâ.
199 Oruç b. Âdil, Tevârih-i Âl-i Osman, vrk. 54b; Hoca Sadeddin Efendi, Tacü't-Tevârîh II, s. 286; Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 139.
200 (Anonim), Feth-i Kostantiniyye ve Mahmud Paşa-yı Velî ve Tiryâki Hasan Paşa Cihadı, vrk. 14b.
201 Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 36.
202 N. Iorga, "İstanbul'un Zabtı Hakkında İhmal Edilmiş Bir Kaynak", çev, Fazıl Işıközlü ve Adnan Erzi, Belleten, S. 49, s. 14; Gökbilgin, "İstanbul", s. 1199; Selahattin Salışık, Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri, s. 37.
203 "Elhâsıl fethin ilk Cuma günü Ayasofya'da Cuma namazın kıldılar", bkz. Âşık Paşa-oğlu Tarihi, s. 138.
204 Gökbilgin, "İstanbul", s. 1199; Hadîdî, Tevârih-i Âl-i Osman, s. 229'da Fatih'in ilk Cuma namazını Ayasofya'da kıldığı anlatılır:. Ayasofya'da ön Cum'a namâzı. Kılıp hünkârla itdiler niyâzı. İçinde Hutbe-i imân okundu. Giderip İncili Kur'an okundu.
205 Fatih'in şehre girişi ve buradaki ilk icraatları için bkz. F. Emecen, "İstanbul", s. 217-218.
206 Fetihname ve mektuplar için bkz. Feridun Bey, Münşeatüsselâtin, C. I, s. 239-248, İstanbul-Matbaa-i Amire 1274.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2269 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın