• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Fetret Devri ve Osmanlı Hâkimiyetinin Yeniden Tesisi / Prof. Dr. Necdet Öztürk

Osmanlıların, Anadolu ve Balkanlar'da etkili bir güç hâline gelme çabaları, Yıldırım Bayezid'le Timur arasında vuku bulan 1402 Ankara Savaşı1 ile geçici bir süre kesintiye uğradı. Bilindiği gibi, bu savaşta Bayezid yenildi ve Timur'a esir düştü. Timur, Osmanlıların Anadolu'daki gücünü yok etmeye yönelik bir politika izledi. Fakat, bu düşüncesini bütünüyle gerçekleştirmeye ömrü yetmedi. Timur'un, Anadolu'da bulunduğu kısa sürede yaptığı çok yönlü tahribat, Anadolu'nun ve Osmanlı'nın geleceğini doğrudan etkiledi; devlet ve toplum hayatında, onarılması uzun yıllar alacak derin yaralar açtı. Osmanlı Devleti bir süre padişahsız kaldığı gibi, ülkenin siyasî birliği yanında toprak bütünlüğü de parçalandı. Timur, Osmanlıların gücünü yere sermekle, Bizans'ın ömrünü yarım yüzyıl daha uzatmış oldu. Yıldırım'ın şehzadeleri bir bir ortaya çıkarak saltanat davasına kalkıştılar. Bütün Osmanlı coğrafyasında, tam bir belirsizlik ve karışıklık hüküm sürmeye başladı.

Saltanat koltuğunu elde etmek uğruna, kardeşler arasında başlayan bu uzun soluklu kavga 1413 yılına kadar sürdü. Ankara yenilgisinden 1413'te Çelebi2 Mehmed'in,3 ülkenin yönetimini tek başına ele alıncaya değin geçen süre, yaygın şekliyle Fetret Devri4 veya Fâsıla-i Saltanat diye bilinir. Ülkede 11 yıl süren bu kargaşa ortamı ve çok başlılık, Çelebi Mehmed'in iktidar koltuğuna oturmasıyla son buldu. Şüphesiz, onun bu sonuca ulaşması o kadar kolay olmadı. Çünkü, Çelebi Mehmed'in saltanata giden yolu oldukça sarp ve tehlikeli bir yoldu. O, sahip olduğu kimi kişisel özelliklerini, ülkesinin geleceği için kullanarak karşısına çıkan her türden güçlüğü yenmesini bildi. Onun, kardeşleriyle giriştiği mücadelede, rakip olarak en son Musa Çelebi5 kalmıştı. Osmanlı tarih kaynaklarının, pek çok konuda olduğu gibi, Ankara bozgunu sonrasında baş gösteren kanlı şehzade kavgalarına dair verdikleri bilgiler de oldukça yetersiz, bulanık ve çelişkilidir.

Ankara Savaşı sırasında Yıldırım Bayezid'in, Süleyman,6 Mustafa, İsa, Musa, Mehmed ve Kasım Çelebi olmak üzere altı oğlu hayatta bulunuyordu.7 Kasım, henüz küçük yaşta olduğundan Bursa'da kalmış, diğerleri savaşa katılmışlardı. Savaşın, Osmanlılar aleyhine biteceğini gören Süleyman, İsa ve Mehmed Çelebiler savaş alanından ayrılarak Timur'a esir düşmekten kurtuldular. Savaşı ilk terk eden, büyük kardeş Süleyman Çelebi oldu. O, babasının yönetim kadrosunu oluşturan Veziriazam Çandarlızade Ali Paşa,8 Subaşı Eyne Bey9 ve Yeniçeri Ağası Hasan Ağa ile birlikte Bursa'ya gitmiş; ancak Timur'un kendisini takip edeceğini düşünerek burada fazla kalmamış, küçük kardeşi Kasım ile kız kardeşi Fâtıma Sultan'ı ve alabildiği devlet hazinesini de yanına alarak Gemlik'e, oradan da Güzelcehisar'a gitmiştir. Süleyman Çelebi, Bizans'ın yardımıyla Boğaz'ı geçerek zaman geçirmeden Edirne'ye hareket etmiştir (1402).
Mehmed Çelebi ise, savaştan sonra sancağı Amasya'ya dönüşünde, çeşitli güçlerle çarpışmak zorunda kaldı. Merkezî otoritenin zayıflamasını fırsat bilen kimi yerel beyler, Anadolu'daki karışıklığı iyice körüklemek isteyen Timur tarafından kışkırtıldı. Samsun, Niksar, Tokat ve Sivas taraflarında ortaya çıkan Kara Devletşah, Kubadoğlu, İnaloğlu, Gözleroğlu, Köpekoğlu, Savcıoğlu, Kadı Burhaneddin ve Mezid Bey gibi yerli Türkmen beyleriyle çarpışmak zorunda kalan Çelebi Mehmed, sonuçta bunları itaat altına almayı başardı. Böylece Çelebi Mehmed kısa zaman içerisinde Sivas, Tokat ve Amasya taraflarına tamamen egemen oldu (1403).10

Çelebi Mehmed'in, Edirne'de padişahlığını ilân eden ağabeyi Emir Süleyman'a11 tepkisi, başlangıçta olumlu oldu. Hatta o, Süleyman Çelebi'nin padişahlığını "Emîrüm, ulum ve ulu karındaşum. Eğer atamuz öldü ise kendüler sağ olsun, mübârek-bâd" sözleriyle kutladı ve bağlılığını bildirerek çeşitli armağanlar gönderdi. Kardeşinin kutlama mesajından oldukça hoşnut kalan Süleyman da Mehmed Çelebi'ye mukabil hediyeler gönderdi.12 Ancak, iki kardeş arasındaki bu karşılıklı sevginin çok içten olmadığı, İsa ve Mehmed arasındaki mücadelede Süleyman'ın, İsa'yı desteklemesinden anlaşılmaktadır. Emir Süleyman, Anadolu'daki hâkimiyetin büyük kardeş İsa Çelebi'ye ait olması gerektiğini düşünüyordu.13

Süleyman Çelebi Rumeli'ye geçtiği sırada, babasının yönetim kadrosundaki üst düzey görevliler yanında olduğundan, diğer şehzadeler karşısında önemli bir üstünlüğe sahipti. Bu tecrübeli siyaset ve devlet adamları sayesinde Rumeli'de durumunu sağlamlaştıran Emir Süleyman, nüfuzunu Anadolu'da da yaymaya kalkışınca; şehzadeler arasındaki kavga daha da kızışmaya başladı.

Bu amansız kavgalarda Bizans, daima zayıf olan şehzadeyi kuvvetliye karşı destekleyerek Osmanlıların daha fazla bölünüp, güç kaybına uğramasını isteyen bir politika izlemiştir.14 Ayrıca, şehzadeler de birbirleriyle yaptıkları mücadelelerde, zaman zaman Bizans'ın yardımına başvurarak bu devletle dostluk anlaşması yapıyorlardı. Bizans Devleti ile ilişki kuran ilk şehzade Süleyman Çelebi oldu. İmparator II. Manuel Palaiologos (1391-1425), Türklere karşı yardım için gittiği uzun Avrupa gezisinden döndükten sonra, Emir Süleyman'la Gelibolu Anlaşması'nı (1403)15 imzaladı. Süleyman, anlaşma şartlarına uyacağını göstermek için kardeşleri Kasım'ı ve Fatma Sultan'ı İstanbul'a rehin bıraktıktan sonra Edirne'ye döndü.16

Timur, Anadolu'dan ayrılacağı sırada Yıldırım Bayezid'in cenazesiyle birlikte serbest bıraktığı Musa Çelebi'yi Kütahya'ya göndermiş ve kuvvetli bir rivayete göre bu şehzadeye Bursa'yı vermiştir. Musa Çelebi, Bursa'ya hâkim olabilmek için Karasi taraflarında bulunan İsa Çelebi'yle birçok kez çarpışmış ve sonuçta başarı göstererek kısa bir süre Bursa'yı ele geçirmiştir. Böylece Süleyman, İsa ve Mehmed'den sonra Musa da saltanat iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Şehzadelerden her biri Timur'a elçiler göndererek bağlılıklarını bildirdiler. Timur, elçileri çok ustaca ve politik cevaplarla geri göndermiş, hatta her şehzadeye saltanat davasına kalkışmaları tavsiyesinde bulunmuştur. O, izlediği bu siyasetle şehzadeleri birbirine düşürüp ortaya çıkışında kendisinin de sorumlu olduğu uğursuz savaştan sonra, siyasî ve coğrafî bütünlüğü bozulan Osmanlı'nın varlığına son vermek istemiştir.

Kardeşi İsa Çelebi'nin Bursa'ya yöneldiğini öğrenen Mehmed Çelebi hemen harekete geçti. O, savaşa girişmeden önce, vezirleri ve beyleriyle nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğini tartıştı. Balıkesir Subaşısı Eyne Bey meselenin savaşla değil barış yoluyla çözümünü tavsiye etti. Onun plânına göre Aydın, Saruhan, Germiyan, Karasi ve Karaman beylikleri arazisi İsa Çelebi'nin; bunun dışında kalan Anadolu toprakları Mehmed Çelebi'nin yönetiminde olacaktı. Mehmed Çelebi, Anadolu'nun kendisi ile kardeşi İsa Çelebi arasında bölüşülmesi anlamına gelen Eyne Bey'in bu plânını, ülkenin daha fazla zarar görmemesi için, akılcı bularak benimsedi.17 İsa Çelebi ise kendisine götürülen bu teklifi, büyük kardeş olması dolayısıyla, tahtın kendi hakkı olduğunu ileri sürerek kabul etmedi. İki taraf arasında meydana gelen Ulubad savaşı'nı İsa Çelebi kaybetti ve bir gemiye binerek İstanbul'a kaçtı. Bursa'ya gelen Çelebi Mehmed, Bursa halkı tarafından sultan olarak selâmlandı.18

Çelebi Mehmed, Bursa'dan İznik'e oradan da Yenişehir'e geçti. Bu arada Karasi, Saruhan ve Aydın beyleri kendisine bağlılıklarını bildirdiler. Çelebi Mehmed, Germiyanoğlu Yakub Bey'e bir mektup gödererek babası Yıldırım Bayezid'in tabutu ile Musa Çelebi'nin Bursa'ya gönderilmesini istedi. Babasını Bursa'da toprağa veren Çelebi Mehmed Tokat'a döndü.

Diğer taraftan Edirne'de tahta çıkan Emir Süleyman, Çelebi Mehmed'in İsa Çelebi'yi Bursa'dan çıkardığını işitince kaygıya kapıldı. O, beylerine Anadolu tarafına geçmek istediğini, kardeşi Mehmed'in küçük olduğu halde babasının Anadolu'daki topraklarına tamamıyla sahip olduğunu söyleyince, onlar da Çelebi Mehmed'in yaşça küçük, ancak devletçe büyük olduğunu, onunla karşılaşan diğer kardeşlerinin yenildiği cevabını verdiler. Adamları Süleyman'a, Bizans imparatoruna İsa Çelebi'nin kendisine gönderilmesini dile getiren bir mektup yazmasını söylediler. Süleyman bunu kabul etti. Emir Süleyman, İsa Bey'in kendisine teslimi üzerine bazı yerleri Bizans'a terk etti. Serbest bırakılan İsa, Gelibolu'dan geçerek Karasi ilini aldı. Beypazarı'nda kışlayan İsa Çelebi, buradan Tokat'ta bulunan Çelebi Mehmed'e, onun egemen olduğu topraklara konuk olarak geldiğini bildiren bir mektup yazdı. Çelebi Mehmed, bundan duyduğu sevinci bildiren bir mektubu, bazı armağanlarla birlikte kardeşine gönderdi. Beypazarı'ndan Sivrihisar'a ve oradan Karaman'a giden İsa Çelebi, Karamanoğlu'yla yaptığı savaşı kaybedince Bursa'ya hareket etti. Her ne kadar Çelebi Mehmed'in kendisine gönderdiği mektubu gösterdi ise de, Bursa halkı onu şehre sokmadı. Bunun üzerine İsa Çelebi, şehri yakıp yıktı.

İsa Çelebi'nin bu tür davranışlara kalkıştığını duyan Mehmed Çelebi, acele olarak Bursa'ya 3.000 kişilik bir birlik gönderdi. İsa Bey'in ise yanında 10.000 askeri vardı. İki taraf arasındaki çarpışmada İsa mağlûp oldu ve az sayıdaki adamıyla Kastamonu'ya kaçtı. İsa Çelebi, İsfendiyar Bey tarafından iyi karşılandı. Bursa'ya gelen Çelebi Mehmed, eski başkentin yakılıp yıkılmasından büyük üzüntü duydu. İsfendiyar Bey'in desteğini alan İsa, tekrar harekete geçti ise de, Gerede'deki çarpışmayı İsfendiyar ve İsa Bey kuvvetleri kaybetti. Bursa'ya gelen Mehmed Çelebi, oradan Tokat'a döndü.

Çelebi Mehmed'in Tokat'ta olduğunu öğrenen İsa, Kastamonu'dan tekrar Bursa'ya gelerek Mihaliç'e otağını kurdu. Çelebi Mehmed, bunun üzerine Tokat'tan Bursa'ya hareket etti. İsa Çelebi, İzmir'e kaçarak İzmiroğlu'ndan yardım istedi. İzmir, Aydın, Saruhan, Teke ve Menteşe beyleri, İsa Bey'e asker vererek destekte bulundular. Bu suretle 20.000 kişilik bir kuvvet toplandı. Mehmed, ordusu ile hemen İzmir üzerine yürüdü. Kardeşi tarafından dördüncü kez mağlûp edilen İsa, bu kez Karaman'a sığındı. Çelebi Mehmed'le dost kalmayı arzu eden Karamanoğlu, İsa'yı ülkesinden çıkardı. İsa Çelebi, Eskişehir taraflarına geldiğinde, hamamda yakalanıp boğduruldu.19 İsa Çelebi'nin bertaraf edilmesi (1405) ve Batı Anadolu beyliklerinin sindirilmesi Mehmed Çelebi'yi, daha şimdiden Anadolu'nun en güçlü hükümdarı durumuna getirdi.20
Çelebi Mehmed, kardeşi İsa'yı ortadan kaldırdıktan sonra,21 Bursa'ya geldi. Bu arada ağabeyi Emir Süleyman'ın, çok sayıda askerle Çanakkale Boğazı'nı aşarak Anadolu'ya geçtiği haberini aldı.

Emir Süleyman'ın, düzenlediği bu seferin temel nedeni, Çelebi Mehmed'in onun Rumeli'deki saltanatını tehdit eder bir güce erişmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Çelebi Mehmed, vezirleri ve beyleriyle bir araya gelerek durum değerlendirmesi yaptı. Toplantıdan, Emir Süleyman'la karşı karşıya gelinmemesi yolunda bir karar çıktı. Emir Süleyman, ordusuyla Çanakkale üzerinden Bursa'ya gelerek şehri zapt etti. Ankara Kalesi ise, Emir Süleyman adına Veziriazamı Ali Paşa tarafından işgal edildi.

Çelebi Mehmed, Bursa ve Ankara'yı geri almak için yaptığı girişimlerden bir sonuç alamadı. Emir Süleyman, Karamanoğullarının elindeki Sivrihisar'ı da almaya kalkıştı. Ancak o, Karamanoğlu tarafından mağlûp edildi. Bu arada Karamanoğlu ile Çelebi Mehmed arasında, Emir Süleyman'a karşı bir dostluk anlaşması yapıldı.22

Musa Çelebi, padişah olarak gördüğü kardeşi Çelebi Mehmed'den, İsfendiyar'a oradan da gemi ile Rumeli'ye geçerek Süleyman'la mücadele için izin istedi. Eğer Rumeli'de beylik ederse, sikke ve hutbede Çelebi Mehmed'in adına yer vereceğine dair söz verdi. Musa Çelebi, İsfendiyar'dan tekrar Karamanoğlu yanına gitti. Bu arada Eflâk beyi, İsfendiyar'a Rumeli akıncısından huzurları kalmadığını bildiren bir mektup gönderdi. O, mektubunda ayrıca Musa Çelebi'yi Rumeli'ye göndermesini, yazıyordu. İsfendiyar Bey, bu mektubu Karaman'da bulunan Musa'ya yolladı. İsfendiyar'a giden Musa, oradan da deniz yoluyla Rumeli'ye geçti (1409).

Rumeli'ye geçen Musa'yı, Mirça görkemli bir törenle karşıladı ve kızı ile evlendirerek Eflâk Beyliği'ni ona verdi. Musa, kısa zaman içerisinde Eflâk askerini toplayarak bütün Rumeli'yi zapt etti. Böylece Musa, Çelebi Mehmed'e verdiği sözü unutarak tamamıyla kendi hesabına hareket etmeye başladı. O sırada Anadolu tarafında bulunan Emir Süleyman, Rumeli'deki bu gelişmeleri işitince, hemen Rumeli'ye hareket etti. Emir Süleyman, Musa Çelebi'ye karşı Manuel'den tekrar yardım istemek zorunda kaldı. Musa Çelebi, Emir Süleyman'ın üzerine geldiğini duyunca, ordusu ile ona karşı yürüdü. Bazı beyler, Emir Süleyman tarafına geçtiler. Meydana gelen savaşta Musa Çelebi yenildi. Emir Süleyman, Edirne'ye gelip tahta oturdu.23

Emir Süleyman'ın Rumeli'ye geçtiğini öğrenen Çelebi Mehmed Bursa'ya geldi. Diğer taraftan Musa ile Süleyman arasındaki taht mücadelesi, Rumeli'de devam ediyordu. Edirne'de hamam sohbetleriyle hoşça vakit geçiren Emir Süleyman, son ana kadar kendisini bekleyen tehlikeyi fark edemedi. İleri gelen beyler ve Yeniçeri Ağası Hasan Ağa, Musa'nın yaklaşmakta olduğunu, gerekli tedbirin alınması lâzım geldiğini anlatmaya çalıştılar ise de, söz dinletemediler; üstelik Emir Süleyman Hasan Ağa'nın sakalını yoldurtarak hakaret bile etti. Gururu kırılan Hasan Ağa, saf değiştirerek Musa Çelebi yanında yer aldı. Bunu diğer beyler takip etti. Emir Süleyman'ın yanında tanınmış beylerden Karaca Bey, Kara Mukbil ve Temürtaşoğlu Oruç Paşa kaldı. Tehlikeyi geç kavrayan Emir Süleyman, az sayıdaki adamıyla birlikte, geceleyin Edirne'den İstanbul'a doğru yola çıktı. O geceyi Babaeski köylerinden Düğüncü Köyü'nde geçirdi. Sabahleyin Musa'nın adamları tarafından sarıldılar. Emir Süleyman'ın yanında bulunan Karaca Bey'i yaraladılar, Kara Mukbil'i katl ettiler; Emir Süleyman'ı tutup bağladılar. Musa Çelebi'nin emriyle Emir Süleyman şehit edildi (1411).24 Rumeli'de sekiz yıldan fazla bir zaman saltanat süren Emir Süleyman'ın Musa Çelebi'nin adamları tarafından öldürülmesinden sonra,25 Osmanlı'nın geleceğini belirleyecek olan saltanat mücadelesi, bundan böyle Musa ve Mehmed Çelebiler arasında bir süre daha devam etti.

Musa Çelebi ile Mehmed Çelebi Arasındaki Saltanat Kavgası

Musa Çelebi, Emir Süleyman'ın Rumeli'de egemen olduğu bütün yerleri ele geçirdi.26 O, ağabeyi Emir Süleyman gibi atıl bir kimse değildi. Akıncı beyleri ve diğer ümera, Süleyman'da göremedikleri padişahlık ve liderlik özelliklerini Musa'da görmüşler ve o yüzden onu desteklemişlerdi. O, babasının sağlığında Rumeli'de akıncı beyliği yaptığından27 Rumeli'yi ve halkını çok iyi tanıyordu. Bununla beraber Musa, ağabeyinin adamlarını görevlerinden uzaklaştırmaktan da geri durmadı. Musa Çelebi, kendi çapında örgütlenerek İbrahim Paşa ve Kör Şahmelik'i kendisine vezir yaptı. Mihaloğlu Mehmed Bey'e beylerbeyilik verdi. Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin'i kazasker tayin etti.28

Musa Çelebi, ilk saltanat yılı içerisinde Rumeli'de Pravadi,29 Akçabolu ve diğer bazı yerleri ele geçirdi.30 Onun bundan sonraki en önemli hedefi, İstanbul'u almaktı. Musa, Rumeli'de idareyi tek başına ele alınca, Bizans'a karşı sert bir politika izlemeye başladı. O, artık Bizans'la uğraşacak güçte olduğunu düşünüyordu. Kendisine karşı Emir Süleyman'ı desteklemiş olan Manuel'den, bunun öcünü almanın zamanı gelmişti. Hemen kuşatma hazırlıklarına başladı. Onun, Emir Süleyman'ın Anadolu ve Rumeli'deki bazı yerleri Bizans'a vermesini şiddetle tenkit etmesi, halktan kendisine destek verenlerin sayısını artırdı. Yıldırım zamanında Bizanslıların söz verdikleri vergiyi vermeleri için Çandarlı Halil Paşa'nın kardeşi İbrahim Paşa, Bizans'a gönderildi.31 Mesele görüşmeler yoluyla çözülemeyince Musa Çelebi, Eflâk ve Rumeli birlikleriyle İstanbul'u kuşattı. Fakat özellikle Manuel-Çelebi Mehmed yakınlaşması ve işbirliği, bu kuşatmayı sonuçsuz bıraktı (1411).32

Vezir Çandarlı İbrahim Paşa ve diğer beyler, Musa'nın kendilerine kötülük edebileceği endişesine kapıldılar. Onlar, Çelebi Mehmed'le işbirliği yapmayı, kurtuluş yolu olarak seçtiler. Bu meselede İbrahim Paşa yetkili kılındı. İstanbul'a giden İbrahim Paşa buradan, Çelebi Mehmed'e Rumeli'deki havayı ve Musa'nın durumunu bildiren bir mektup gönderdi. Çelebi Mehmed, İbrahim Paşa'nın mektubuna güvendi ve onu yanına çağırdı. Bursa'ya giden İbrahim Paşa, Çelebi Mehmed tarafından veziriazam tayin edildi. Rumeli'ye geçmek için 15.000 kişilik bir kuvvet toplandı.

Musa Çelebi'nin, Edirne'de hükümdarlığını ilân ederek Rumeli'de Emir Süleyman'ın kontrolündeki yerlere tamamıyla sahip olması33 ve İstanbul'u kuşatması, Mehmed Çelebi'yi Bizanslılarla anlaşmaya mecbur etmişti. Osmanlı şehzadeleri arasındaki mücadelelerden her fırsatta yararlanmayı düşünen Manuel, bu kez Çelebi Mehmed'i Rumeli'ye geçirmeyi plânladı. O böylece, kapısını çalan Musa Çelebi tehlikesini surlardan uzaklaştırarak İstanbul'un rahat bir nefes almasını sağlayacaktı. Çelebi Mehmed'le Bizans arasında bir anlaşma yapıldı. Böyle bir anlaşma, iki tarafın da işine gelmekteydi. Bizans, Çelebi Mehmed'in bu dostluk siyasetinden o denli memnun kalmış olmalı
ki, Bizans tarihçileri, kaderin Bizans'a bahşetmiş olduğu bu nefes alma aralığının, Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra, II. Murad'ın tahta geçmesiyle son bulduğunu kaydederler.34

Diplomasiyi ve siyaseti çok iyi kavramış görünen Çelebi Mehmed, Bizans'ın karşı karşıya bulunduğu sıkışık durumdan yararlanmayı bildi. Şehirleri kuşatma altında tutulan Bizanslılar da Mehmed Çelebi ile iyi geçinmeyi, kendi çıkarlarına uygun buluyorlardı. Çelebi Mehmed'e ve veziri Bayezid Paşa'ya, Bizans'la bir anlaşma yapılmasının gerekli olduğunu tavsiye eden, Musa'dan kaçarak Çelebi Mehmed'e gelmiş olan Kör Şahmelik'ti. Onun düşüncesine göre Gelibolu, Musa Çelebi'nin denetiminde olduğundan, Rumeli'ye geçmek için İstanbul'dan başka yol yoktu. Çelebi Mehmed, Bizans imparatoru ile dost olan Gebze Kadısı Fazlullah'ı elçilikle İstanbul'a gönderdi.35 Yapılan anlaşmaya göre, Çelebi Mehmed İstanbul üzerinden Rumeli'ye geçecek, eğer mağlûp olursa İstanbul'a kabul edilecekti. Şayet Musa Çelebi yenilgiye uğratılacak olursa, o takdirde onun Bizans'tan almış olduğu yerleri Bizans'a geri verecekti.36

Çelebi Mehmed, Bizans'la yaptığı bu anlaşmanın ardından Üsküdar'a geldi. İmparatorla Çelebi Mehmed arasında daha önce yapılan anlaşmalar tasdik edildi. Çelebi Mehmed'in Bizans gemileriyle İstanbul Boğazı'nı geçtiği haberini alan Musa, İstanbul kuşatmasını kaldırarak Edirne'ye doğru çekilmeye başladı. Musa Çelebi ile Mehmed Çelebi arasında Çatalca'nın kuzeybatısında İnceğiz denilen yerde yapılan savaşta (1411), Mehmed mağlûp oldu ve Anadolu'ya geçmek üzere İstanbul'a doğru yola çıktı.37

Çelebi Mehmed, yaralı olduğu hâlde İstanbul'a kaçmayı başardı. İstanbul önünde birkaç gün kalan Çelebi Mehmed, Bizans imparatoru tarafından iyi karşılandı. Çelebi Mehmed, bir yandan kendisini güçlendirmeye, diğer yandan kardeşi Musa'yı zayıf düşürecek tedbirler almaya çalıştı. Bizans gemileriyle Marmara'yı geçip Bursa'ya dönen Mehmed Çelebi, ertesi yıl İstanbul civarında Musa Çelebi ile yaptığı ikinci savaştan da bir netice alamadı.38

Çelebi Mehmed, Rumeli'ye ilk geçtiğinde Bizans imparatoru ile dost ve müttefikti. Bu dostluğu devam ettirmeye özen gösterdi. Ayrıca politik hareket ederek Musa'dan memnun olmayan Rumeli beyleri ile bağlantı kurmaya çalıştı. Rumeli'nin ilk fatihi Gazi Süleyman Paşa (ö. 1359) ile birlikte Avrupa topraklarına ayak basan Evrenos Gazi, o zamandan beri ömrünü savaş meydanlarında tüketmiş bir kumandandı. Rumeli'nin bu ünlü beyi, Edirne'den Vardar Yenicesi'ne dönünce, oğlu Ali Bey aracılığıyla Çelebi Mehmed'e haber göndererek onun tarafını tutacağını bildirmişti. Daha ilk fetihlerden itibaren üstün yararlıkları görülen Evrenos Gazi'nin, Mehmed Çelebi yanında yer almış olması, önemli bir gelişmedir. O, Rumeli'nin askerî durumunu ve siyasî yönünü en iyi bilenlerden biriydi. Bu önemli kişilik, Rumeli'de izlenecek stratejiler hakkında Çelebi Mehmed'i bilgilendiriyordu. Sırp sınırındaki beylerden Paşa Yiğit, Budak, Tırhala ve Sinan beylerin tam zamanında Çelebi Mehmed'e katılmalarını sağlayan da oydu. Çelebi Mehmed'in, Sırp Despotu Stefan Lazaroviç ile anlaşmasında, Evrenos Gazi birinci derecede rol oynamıştı.

Çelebi Mehmed, Rumeli'nin ünlü beylerinden bir bölüğünün kendi safına katılmalarıyla, daha da güçlendi. Musa Çelebi'nin en büyük hatalarından biri, bir bakıma saltanatını borçlu olduğu, Rumeli halkı üzerinde sözü geçer saygın kişileri iş başından uzaklaştırması olmuştur. Çünkü Rumeli'de asıl güç ve kudret, ümeranın ve özellikle akıncı beylerinin elindeydi. Musa Çelebi'nin beylere ve kumandanlara karşı duyduğu güvensizlik, bunların fırsat buldukça kendisinden uzaklaşmalarına sebep oldu. Musa, yakınında bulunan kişilere güvensizlik duymakta haksız da değildi. Çünkü o, kardeşi Emir Süleyman'a bağlılıklarını bozarak yanına gelenlerin, bir gün kendisine de ihanet edeceklerini düşünüyordu.

Musa Çelebi, Evrenos Gazi'yi gönlünü almak için yanına çağırtmış ise de, o artık ihtiyarladığını ve gözlerinin görmediğini bahane ederek bu davete uymadı. Ancak Musa Çelebi ısrar edince, Edirne'ye gitmeye mecbur kaldı. Evrenos, kör taklidi yaparak canını zor kurtarabildi.39 Musa'dan ilk ayrılan, veziri Çandarlı İbrahim Paşa'ydı. Musa'nın, Rumeli beylerinin servetlerine el koyması, İbrahim Paşa'dan sonra Evrenos Gazi, Mihaloğlu Yahşi, Budak ve Sinan Beylerin de karşı tarafa geçmelerine neden olmuştu.

Çelebi Mehmed, kardeşi Musa'nın Rumeli'deki saltanatına son vermekte oldukça kararlıydı. Bunun için Amasya'da asker toplama hazırlıklarına başladı. Dulkadıroğluna elçi göndererek ondan yardım istedi. Ankara'dan Bursa'ya geldi. Atlı ve yaya 30.000 kişilik bir ordu topladı. Yalova'ya gelince Manuel'e haber gönderdi. Bizans'ın verdiği gemilerle asker karşı tarafa geçirildi. Bu arada Çelebi Mehmed, Evrenos Bey'den bir mektup aldı. O, bu mektubunda Musa Çelebi'yle hemen karşı karşıya gelinmemesini, Musa'ya bağlı Burak Bey, Paşa Yiğit ve Tırhala Beyi Sinan Bey'in kendi tarafına çekilmesi gerektiğini tavsiye ediyor, kendisinin de hizmetine gireceğini bildiriyordu. Çelebi Mehmed, ordusuyla Edirne'ye girdi. Başkent halkı iki kardeşten kim üstün gelirse onu padişah olarak tanıyacaklarını söylediler. Çelebi Mehmed bu teklifi hemen kabul etti. 40

XV. yüzyıl tarihçisi Neşrî'den takip edilebildiği kadarıyla, Çelebi Mehmed Edirne'den Zağara Ovası'na hareket etti. Musa Çelebi, Mehmed Çelebi'nin geldiği haberini alınca, karşı koyamayacağını anlayarak gizlendi. Çelebi Mehmed Filibe'ye, oradan Değirmenderesi'ne geldi. Meriç suyunu takip ederek ilerledi. Derbend'e oradan da Sofya'ya gitti. Musa, yine savaşa cesaret edemedi. Mehmed Çelebi, Derbend yakınında Şehirköyovası'na kondu. Burada, Paşa Yiğit, Burak ve Sinan Beyler, 3.000 kişiyle birlikte Çelebi Mehmed'e katılacaklarına dair haberler gönderdiler. Musa, kıyafet değiştirerek gizlendi. Çelebi Mehmed, Morava suyu kenarına geldi. Sultan, oradan Yellidere, Kurşunlu yoluyla Kosova'ya, ulaştı. Çelebi Mehmed, Haraca (Krçevo)'dan Karasu'ya oradan da Alâaddinovası'na41 geldi. Sultan, buradan Sofya'nın güneyinde bulunan Samako kasabası civarındaki Çamurlu'ya42 geldi. Musa ise İhtiman'daydı.43 Musa burada beylerinden Tamacıoğlu'nu ve Savcıoğlu'nu bağlattı. Bu arada İzmiroğlu Hamza Bey 500 atlı adamıyla Çelebi Mehmed'e katıldı. Musa'nın yanında Mihaloğlu Mehmed Bey ile Timürtaş Paşaoğlu ve Umur Bey'den başka kimse kalmamıştı. Ayrıca Sırp askerleri de Çelebi Mehmed'in ordusuna katıldılar.

Nihayet iki taraf kuvvetleri Çamurlu'da karşı karşıya geldi. Musa Çelebi 7.000 adamıyla savaşa başladı. Yapılan çarpışmada Musa'nın kuvvetleri yenilgiye uğradı. Musa Çelebi yiğitçe çarpışmasına rağmen, az sayıdaki birlikleri yenildi; kendisi de yaralanarak kuzeye doğru kaçmaya başladı. Çelebi Mehmed, adamlarını Musa'yı takibe gönderdi. Musa kaçarken Çamurlu denilen yerde çeltik arkına düştü.

Kaynaklar, Musa'nın ölüm nedenine (10 Temmuz 1413) dair değişik bilgiler verirler. Neşrî'ye göre, atına binmeye çalışırken Bayezid Paşa, Mihaloğlu ve Burak Bey tarafından yakalanıp elleri bağlanmış; sonra da Baltaoğlu, "Emir Süleyman'ı ne yaptın?" diyerek onu boğdurmuştur.44 Âşık Paşazade ve anonim Türkçe tevârihler, Musa Çelebi'nin bataklıkta yakalandıktan sonra, Çelebi Mehmed'in yanına getirilerek gece çadırda boğdurulduğunu,45 Dukas kan kaybından öldüğünü,46 Enverî ise kardeşi Mustafa Çelebi tarafından öldürüldüğünü yazar.47 Musa'nın cesedi, Bursa'ya gönderilerek babasının yanında gömüldü.

Rumeli'de üç yıla yakın hükûmet eden Musa Çelebi, kardeşleri ile yaptığı mücadelenin yanı sıra Hıristiyanlara karşı da savaşmış ve özellikle Bizans Devleti'nin korkulu rüyası hâline gelmişti. Fetret Devri'nde, saltanat davasına kalkışan şehzadelerden Musa Çelebi dışındakiler Bizans'ın destek ve yardımına başvurdukları hâlde, o tersine Bizans'la savaşmış, Emir Süleyman'ın Bizans'a verdiği yerlerin bir kısmını geri aldığı gibi İstanbul'u da kuşatmıştı.

Sözün özü, Ankara Savaşı'ndan sonra Yıldırım Bayezid'in saltanat davasına kalkışan dört şehzadesinden İsa, Süleyman ve Musa Çelebiler sırasıyla ortadan kaldırıldı. Bunlardan Musa Çelebi'nin Çamurluova Savaşı'nı kaybetmesi ve ölümü ile, Çelebi Mehmed'in karşısında saltanat ortağı kalmadığından, 11 yıl süren ve fetret devri ya da fasıla-i saltanat diye bilinen karışıklık dönemi, bir süre için kapanmış oldu.

Bu olaylarda Bizans Devleti, kimi zaman güçlü olan şehzadeye karşı zayıfı ya da kendine sığınanı desteklemiş, kimi zaman da daha büyük çıkar elde edebileceği tarafı tutmuştu. Bizans imparatoru, anlaşmalarla sarayında ya da hapiste tuttuğu Osmanlı saltanat iddiacılarını, çıkarı söz konusu olduğunda anlaşmaları bozup, serbest bırakarak Osmanlı'ya karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmaktan hiçbir zaman çekinmemiş; bu çirkin tutumunu, yıkılışına kadar sürdürmüştür. Bizans bu kaypak siyaseti ile, Osmanlı Devleti'nin yeniden toparlanarak güç ve kuvvet kazanmasına engel olmaya çalışmış ise de, bizzat kendisi çözülme ve dağılma sürecine girmiş olduğundan, beklediği yararı elde edememiştir.

Çelebi Mehmed, önüne çıkan bütün zorlukları aşarak babası Yıldırım Bayezid tarafından büyük güçlüklerle kurulan merkezî devleti dağılma sürecine götüren gelişmelere son verdi. Kuruluşunun daha ilk yüzyılı sonunda karşılaştığı bu büyük sarsıntıyı atlatmayı başaran Osmanlı Devleti'nin, içte ve dışta, eski gücüne erişmesi için gerekli olan şartlar hazırlanmış oldu. Bu suretle, 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra, Anadolu'nun içine sürüklendiği ve uzun yıllar devam eden bunalımın benzeri bir durumun yaşanması önlenmiş oldu.

Ankara bozgunundan sonra Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü bunalımı daha da derinleştiren saltanat çekişmeleri, aynı ölçüde olmasa bile, Çelebi Mehmed'le oğlu II. Murad'ın ilk yıllarında ortaya çıkan ya da çıkarılan saltanat iddiacılarıyla devam etti. Doğrusu, kuruluş döneminde Osmanlı'nın iç ve dış siyaset gündemini, kısa ya da uzun süre meşgul eden ve hemen hepsi de, Bizans'ın eseri olan bu tür kavgaların son perdesinin, İstanbul'un fethiyle birlikte kapandığı, rahatlıkla söylenebilir. İstanbul'un fatihi II. Mehmed'in derlediği Kanunnâmesinde, ceza hukuku açısından büyük tartışmalara neden olan, "kardeş katli" ile ilgili bir cümlenin yer almasında, halkı canından bezdiren ve devleti güçsüz kılan, bu yaşanan acı tecrübelerin etkili olduğu düşünülebilir.

Saltanat gücünü tek başına eline alan Çelebi Sultan Mehmed'in bundan sonraki programında, gerçekleştirmeyi düşündüğü birbirinden önemli konular bulunuyordu. Bunların başında, öncelikle Anadolu ve Rumeli yakasında ülkenin birliğini yeniden kurmak, toplumda huzur ve barışı sağlamak, halkın devlete olan güvenini tekrar kazanarak ülkenin, Ankara Savaşı öncesindeki gücüne ve sınırlarına erişmesi için var gücüyle çalışmak geliyordu.

Çelebi Mehmed Devri (1413-1421)

Ankara Savaşı'nı kazanan Timur, Osmanlı Devleti'ni yok etme plânını hemen uygulamaya koymuştu. O, Candar, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid, Teke, Germiyan ve Karamanoğullarına ait yerleri, Osmanlı yönetiminden çıkararak eski sahiplerine vermişti. Anadolu'da Osmanlılara kalan yerler ise Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Ankara, Eskişehir, Kocaeli, Bursa ve Balıkesir'den ibaretti. Siyasî birliği bozulan Osmanlı Devleti, özellikle Anadolu yakasında büyük toprak kaybına uğramıştı. Çelebi Mehmed, sınırları küçülen ve yıllarca süren karışıklıklar yüzünden, halkı ve kurumları yıpranan bir ülkenin yönetimine talip oldu. O, başına geçtiği Osmanlı Devleti'ni, bütün birimleriyle yeniden işler hale getirme, toplumda huzur ve barış ortamını kurma işine öncelik verdi.
Yeni padişah, ağır bir yükün ve sorumluluğun altına girdiğini çok iyi biliyordu. Çelebi Mehmed'in, ülkesinin yıllardan beri birikmiş çeşitli problemlerini çözeceğine dair sağlam ve sarsılmaz bir inancı vardı. Kendine güveni tam olan Mehmed, bu büyük mücadelesinde yalnız değildi. Fetret Devri boyunca sancağı Amasya ve çevresinden büyük destek görmüştü. Çelebi Mehmed'in, Osmanlı birliğini yeniden kurma gibi zor bir görevi üstlenirken Amasya'nın fikrî ve kültürel birikiminden, bölge halkının taşıdığı gaza ruhundan gelen dinamizminden yeterince yararlanmış olduğu söylenebilir. Devlet ve ülke birliği idealini, uzun ve çetin mücadelelerden sonra gerçekleştiren Çelebi Mehmed'in kadrosunda, sayıları çok olmamakla birlikte, Bayezid Paşa ve Hacı İvaz Paşa gibi tecrübeli seçkin devlet ve siyaset adamları bulunuyordu. Çelebi Mehmed'in yönetim kadrosuna sancak beyliği sırasında dâhil olan bu iki önemli isim, bütün Fetret Devri ve saltanatı süresince, padişaha içtenlikle bağlı kalmışlardır.48

Osmanlı Devleti'nin idare dizginlerini tek başına eline alarak Edirne'de tahta çıkan Çelebi Mehmed'e, Bizans İmparatoru Manuel, bütün ülkelerden önce davranarak seçkin bir elçilik heyeti gönderdi. Çelebi Mehmed, padişahlığını tebrike gelen bu heyete son derece sıcak ilgi gösterdi ve çeşitli armağanlar verdi. İki taraf arasında yapılan anlaşmaya göre, Karadeniz ve Marmara kıyısındaki kalelerle, Tesalya Bizans'a bırakıldı. Rumeli yakasında ise Emir Süleyman'ın, kardeşlerine karşı Bizans'ın desteğini almak uğruna cömertçe verdiği yerler,49 yapılan anlaşma gereği Bizans'a verildi. Çelebi Mehmed, kardeşi Musa ile mücadelesinde yardımını gördüğü Sırp despotuna ise Musa Çelebi'nin aldığı yerleri geri verdi. Venedik, Ceneviz ve diğer ilişkide bulunulan ülkeler, temsilcilerini göndererek dostluk ve ticaret anlaşmalarını yenilediler. Çelebi Mehmed, gelen elçilere bütün ülkelerle barışa ve dostluğa dayalı ilişkiler içerisinde olmayı arzuladığını söyledi.50

İzmiroğlu Cüneyd Bey'in İsyanı

İzmiroğlu Cüneyd Bey (ö. 1426), Emir Süleyman tarafından Ohri valiliğine tayin edilmişti. Cüneyd, şehzadeler arasındaki kavgalardan yararlanarak Ohri'den İzmir'e geçip Ayasuluğ (Selçuk)'u ele geçirmişti (1413). Çelebi Mehmed, İzmir'e gelerek şehri karadan kuşattı. Rodos şövalyeleri ile Midilli, Sakız ve Menteşe donanmaları da denizden destek verdiler. Cüneyd Bey, ailesini geride bırakarak İzmir'den kaçmak zorunda kaldı. Padişah, Cüneyd'i bağışlayarak, onu Niğbolu sancak beyliğine tayin etti (1414). Daha sonra görüleceği gibi, Cüneyd, burada da rahat durmadı, Mustafa Çelebi olayı ile diğer bazı olaylara karıştı.51

Beyliklerle İlişkiler

Osmanlı Devleti, Çelebi Mehmed Devri'nde başta Karamanoğulları olmak üzere Candaroğulları ve İsfendiyaroğullarıyla çeşitli nedenlerle karşı karşıya geldi. Karaman Beyliği, Yıldırım'ın şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarında iki yüzlü bir siyaset izlediği gibi, Osmanlılara karşı Bizans, Venedik ve Balkanlar'daki krallıklarla işbirliği yapmaktan da geri durmuyordu. Çelebi Mehmed'in, Rumeli'de meşgul olduğu bir zamanda, Karamanoğlu Bursa'yı kuşattı (1413). Bursa Subaşısı Hacı İvaz Paşa ve şehir halkının kahramanca direnmeleri üzerine, Karamanlılar geri çekildiler.52 Rumeli yakasındaki işleri yoluna koyan Çelebi Mehmed, Karamanoğlu üzerine sefere çıktı. Dulkadır, İsfendiyar ve Germiyanoğulları da asker ve erzak yardımında bulundular. Sonuçta Akşehir, Beyşehri, Seydişehri, Okluk Hisarı, Said-eli ve diğer bazı yerler geri alındı (1414). Şiddetli yağmurlar dolayısıyla Osmanlı ordusu büyük kayıplar verdi. Mevsim şartlarının elverişsiz olması üzerine padişah, Karamanoğlu Mehmed Bey ile barış yapılmasını uygun gördü (1414).

Karamanoğlu Mehmed Bey, barışı bozarak Beyşehri ve Seydişehriye karşı yeniden saldırıya geçti. Konya önünde yapılan savaşı kaybederek, İçel'in kuzeyindeki Taşeli'ne kaçtı. Nihayet Bayezid Paşa'nın aracılığıyla Mehmed Bey ile oğlu Mustafa Bey bağışlandı. Karamanoğlu ağır bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı (1415). Buna göre, Timur tarafından Karamanoğlu'na verilmiş olan Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç, Beyşehri, Seydişehri Osmanlı Devleti'ne iade edildi. Ayrıca Karamanoğlu, gerektiğinde Osmanlılara askerî yardımda bulunmayı da kabul etti.

Karamanoğlu bir türlü uslanmak bilmiyordu. Mehmed Bey, bu barışı da bozarak tekrar harekete geçti. Padişah'ın rahatsızlığı dolayısıyla Bayezid Paşa bu işle görevlendirildi. Mehmed Bey ve büyük oğlu Mustafa, yakalanarak Ankara'da Sultan'ın huzuruna çıkarıldılar. Yaptıklarından dolayı özür dileyen Mehmed Bey, padişah tarafından tekrar bağışlanarak serbest bırakıldı.53

Candaroğulları Beyliği'nin başında bulunan İsfendiyar Bey (ö. 1439), Yıldırım'ın şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarına karışarak mücadelenin uzamasına yol açmıştı. O, Düzme Mustafa olayında Mustafa Çelebi'yi; Şeyh Bedreddin olayında da Bedreddin'i desteklemişti. Oğlu Kasım'ın Osmanlı padişahına sığınarak Kastamonu ve Çankırı dolaylarının kendisine verilmesini istemesi ve Çelebi Mehmed'in onu desteklemesi, Osmanlı Devleti ile Candaroğulları arasındaki ilişkilerin iyice bozulmasına yol açtı. Sonuçta İsfendiyar Bey, Osmanlı hâkimiyetini kabul etti. Ilgaz Dağı sınır kabul edilerek Osmanlı himayesindeki Kasım Bey'e istediği yerler verildi. Ancak Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra harekete geçen İsfendiyar Bey, oğlu Kasım'ı Çankırı, Kalecik ve Tosya'dan çıkardı.

Osmanlı-Venedik İlişkileri

Çelebi Mehmed Devri'nde Osmanlılarla, Akdeniz'in hâkimi durumunda olan Venedikliler arasında ilk deniz savaşı meydana geldi. Akdeniz'deki Siklad takım adalarından Anderos adası hâkimi olup, Venediklilere tâbi olan asilzadelerden Pietro Zeno'nun gemileri, Osmanlı ticaret gemilerine düşmanca davranıyordu. İşte bu yüzden 1415'te Gelibolu Limanı'nda hazırlanmış olan 30 kadırga, Çalı Bey'in kumandasında Akdeniz'e gönderildi. Osmanlı donanması Andros, Paros ve Milos adalarına geldi. Çalı Bey, adalardan çok sayıda esir alarak geri döndü.

Bunun üzerine Venedikliler, ertesi yılın ilkbaharında üç sıra kürekli 10 kadırga hazırlayarak Pietro Loredano'nun kumandasına verdiler. Loredano, Eğriboz (İğriboz/Ağrıboz), Girid ve Siklad adalarına uğrayarak buralardan da aldığı 7 kadırga ile, boğazı geçerek Lapseki tarafına geldi. İstanbul'dan Midilli'ye giden ve iki tarafa da ait olmayan gemiye saldırıda bulunan Venediklilere, Osmanlılar karşılık verdiler. Venedikliler, Marmara adasıyla Gelibolu arasında vuku bulan savaşta, Türk Amirali Çalı Bey'in kadırgasına hücum ettiler (Mayıs 1416),54 Çalı Bey şehit düştü.55 Sonra diğer kadırgalara hücum edip Osmanlı filosunu yok ettiler. Savaşta Venedik Amirali Loredano da çeşitli yerlerinden yaralanarak Bozcaada'ya çekildi.

Loredano ertesi yıl tekrar Çanakkale Boğazı'na girdi. Venedikliler Lapseki'de Emir Süleyman tarafından yapılmış olan kaleyi top ateşine tuttular. Ancak karada Hamza Bey kumandasında 10.000'i aşkın asker bulunduğundan, cesaretlerini kaybederek İstanbul'a yöneldiler. Bizans İmparatoru Manuel'in arabuluculuğuyla, alınan esirlerin karşılıklı olarak iade edilmeleri şartıyla, Osmanlılarla Venedikliler arasında barış yapıldı.56

Eflâk Olayları

Osmanlı Devleti'nin parçalanması ve şehzadelerin birbirleriyle mücadelelerinde, Eflâk Voyvodası Mirça büyük rol oynamış ve hatta son zamanlarda Musa Çelebi'ye de yardım etmişti. Çelebi Mehmed'in Eflâk'a karşı düzenlediği seferine, Karaman ve Candar Beylikleri de yardımcı birlikler göndermişti. Çelebi Mehmed ordusuyla Rumeli'ye geçerek Tuna'yı aştı. Nehrin sahilindeki Yergöğü (Giurgiu)'yü yaptırdı, Isakçı (Isaccea) ve Yeni Sala (Novo Selo) kalelerini tamir ettirdi. Etrafa akıncılar salınarak yürüyüşe devam olundu. Durumun ciddiyetini kavrayan Eflâk Bey'i Mirça, barışa razı oldu. O, oğlunu rehin olarak verdikten ve üç yıldır göndermediği vergiyi ödedikten başka, yeni vergiyi de düzenli olarak her yıl vermeyi kabul etti (1416).57

Osmanlı-Macar İlişkileri

Eflâk beyi ile barış yapan Çelebi Mehmed, Macaristan üzerine yürüdü. Macar Kralı Sigismund (1386-1437), 1396 Niğbolu Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'e mağlûp olarak canını güçlükle kurtarabilmişti. Sigismund, 1410 yılında Macar tacını koruyarak Alman İmparatorluğu'na da seçilince Macaristan, Alman İmparatorluğu nüfuzuna girmeye başladı. Kendini güçlü hisseden Sigismund yeniden Osmanlılarla çatışmaya dönüşebilecek tehlikeli işlere karışmaya başladı. Eflâk Beyi Mirça'yı Osmanlılara karşı destekledi. Mirça'ya akrabasından Dan adında bir rakip çıkmıştı. Osmanlılar, Mirça'ya karşı da Dan'ı desteklediler. İki taraf arasındaki savaşta Dan üstün geldi.

Macarlarla Türkler arasında çeşitli çarpışmalar oldu (1418/ 19). Sigismund, Mirça'ya karşı Dan'a yardım edilmemesini Osmanlı Devleti'nden rica etti ise de, söz verilmiş olduğundan onun bu ricası kabul edilmedi. Böylece Eflâk meselesi, Osmanlılarla Macarlar arasında uzun süren sınır çatışmalarına ve karşılıklı akınların yapılmasına neden oldu. Sırbistan, Bosna ve İstirya'da Macarlarla yoğun çarpışmalar yaşandı. Severin (Savarın) Kalesi Macarlardan alındı. Bunun üzerine, Sigismund bizzat sefere çıkarak Niğbolu ile Niş arasında Türklere karşı bir başarı kazandı (1419).58

Amasya-Tokat ve Samsun Çevresindeki Karışıklıklar

Sultan Çelebi Mehmed, söz konusu seferden sonra başkent Edirne'ye döndü. 1418/19 yılında Bursa, Amasya, Tokat ve Erzincan'da zelzele oldu. Deprem, özellikle Erzincan'da büyük can ve mal kaybına neden oldu. Ertesi yıl Amasya ve Tokat çevresinde birtakım karışıklıklar ortaya çıktı. Karakoyunlu Kara Yusuf, Erzincan'ı alıp, Pir Ömer adındaki birini buraya bey tayin etti. Erzincan'la yetinmeyen Pir Ömer, Karahisar Kalesi'ni kuşattı. Kalenin Beyi Hasan, Sultan Mehmed'e adam göndererek yardım istedi. Taceddinoğullarından Niksar havalisi beyi Hasan Bey, Kubadoğlu Ali Bey'in oğlu Cüneyd Bey'i yenerek Canik Kalesi'ni fethetti. İsfendiyar Bey, Samsun'u ve Bafra'yı alarak yönetimini oğlu Hızır Bey'e verdi. Bu sırada Timur'un oğlu Şahruh'un bu bölgeye kadar ilerlemesi üzerine İskender Bey kaçmak zorunda kaldı. Sultan Mehmed, bu olup bitenleri haber alınca olay bölgesine hareket etti ve durumu yatıştırdı. İsfendiyaroğlu Kasım Bey, babasının yönetimindeki Tosya, Kangırı (Çankırı), Kalecik, Kastamonu ve zengin bakır yataklarının bulunduğu Bakır Küresi'nin kendi yönetimine verilmesini talep etti. Padişah, istediği yerleri kendisine verdi.59

Tatar Aşiretlerinin Rumeli'ye Göçürülmesi

Bazı Osmanlı kroniklerinin yazdıklarına göre, Canik'in fethinden sonra Bursa'ya dönmekte olan Çelebi Mehmed, İskilip taraflarında birkaç bin çadırlık göçebe Tatarlara rastlar. Bunların başında Minnet Bey bulunmaktadır. Bu bey, o sırada düğüne gitmiş ve padişaha bağlılığın bir işareti olarak, adı geçen sefere kendi birlikleriyle katılmamıştı. Bunun üzerine Çelebi Mehmed, Timur'un Anadolu'yu terkinden sonra geride kalan Tatarların Rumeli'ye göçürülmesini emretmiş ve bu emri hemen yerine getirilerek bunlar, Filibe yöresine yerleştirilmişlerdir. Tatar Pazarcığı, Rumeli'ye göçürülen bu Tatar aşireti tarafından kurulmuştur (1419).60

Çelebi Mehmed Devri'ndeki İç İsyanlar

1. Bedreddin Simâvî (ö. 1416) 61 İsyanı

Simavna kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud, Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde yetişen önemli İslâm hukukçusu (fakih) ve mutasavvıflardan biridir. O, aynı zamanda daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan isyan ve baş kaldırma hareketlerine de kötü örnek olan bir isimdir. Bedreddin, Edirne yakınlarında bugün Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında doğdu. Babasının mesleği dolayısıyla Simavna kadısı oğlu62 diye tanındı. İlk öğrenimine babasının yanında başlayan Bedreddin, daha sonra Bursa ve Konya'da eğitimini sürdürdü. 1381'de Şam'a, oradan da Kudüs'e gitti. 1383'te Mekke'ye ve Medine'ye geçti. Buradan Kahire'ye giden Bedreddin'i, Mısır Hükümdarı Sultan Berkuk oğluna hoca tayin etti. 1403'te Tebriz'e giden Bedreddin, Timur'un sarayında İranlı bilginlerle yaptığı tartışmalarla Timur'un takdirini kazandı.

Tebriz'den Kahire'ye geçen Bedreddin, buradaki şeyhlerle arası açılınca altı ay sonra, Edirne'ye dönmeye karar verdi. Filistin, Şam ve Halep üzerinden Konya'ya geldi. Konyalılar şeyhe büyük ilgi gösterdiler. Buradan Tire'ye geçerek sonraki isyan hareketinin ileri gelen isimlerinden olan ve halk arasında Dede Sultan diye anılan Börklüce Mustafa ile tanıştı. Daha sonra İzmir üzerinden Kütahya'ya geçerek isyan hareketinin diğer elebaşısı Torlak Hû Kemal ile tanıştı. Oradan ayrılan Şeyh Bedreddin, Bursa ve Gelibolu üzerinden Edirne'ye gitti.

Musa Çelebi, Edirne'de padişahlığını ilân edince (1411), Bedreddin'i kazasker tayin etmişti. Şeyh Bedreddin böylece aktif siyasî hayatın içine girmiş oldu. Daha sonra Musa, kardeşi Mehmed Çelebi'ye yenilince Şeh Bedreddin, ailesiyle birlikte İznik'e sürülerek göz hapsine alındı ve kendisine 1.000 akça maaş bağlandı. O, görünüşte dinî-tasavvufî, gerçekte ise siyasî örgütlenmeyi gerçekleştirmek için harekete geçti. Yoğun bir propaganda faaliyetine girişerek kısa zaman içerisinde çevresinde geniş bir mürit ve sempatizan kitlesi oluşmasını sağladı. Börklüce Mustafa'yı Aydın ve civarında propaganda işiyle görevlendirdi. Börklüce, Aydın ve Karaburun'da binlerce taraftar topladı.

Börklüce'nin çalışmalarından kendisinin sorumlu tutulacağını düşünen Bedreddin, bir yolunu bularak 1416'da İznik'ten kaçmayı başardı. O, Kastamonu'ya giderek İsfendiyar Bey'e sığındı. Fakat burada beklediği desteği bulamayınca Sinop Limanı'ndan gizlice bir gemiye binerek Rumeli'ye geçti. Önce Zağra'ya, oradan da Silistre, Dobruca ve Deliorman (Ağaç-denizi)'a giderek burada yerleşti.

Şeyh Bedreddin ve müritlerinden Börklüce Mustafa, Torlak Hû Kemal gibi ihtilâlcilerin faaliyetlerinden kaygılanan Çelebi Mehmed, şeyhin üzerine büyük bir kuvvet gönderdi. O sırada Karaburun'da bulunan Börklüce ve Manisa'da bulunan Torlak güçleri yenilgiye uğratıldı. Bayezid Paşa emrindeki devlet güçleri, şeyhin adamlarını dağıtmayı ve kendisini de ele geçirmeyi başardılar. Şeyh, Serez'de bulunan padişahın huzuruna götürüldü. Çelebi Mehmed, onun bir din bilgini olduğunu ve hareketinin de bu yönüyle dinî nitelik taşıdığını düşünerek hakkında hüküm vermek üzere bilginlerden oluşan bir komisyon kurulmasını buyurdu. Bu komisyon, Bedreddin'in yapmış olduğu hareketin İslâmiyet'e uygun olup olmadığı ve cezasının ne olması gerektiği üzerinde çalışacaktı. Ulemadan Heratlı Mevlânâ Haydar, bu konu üzerinde Bedreddin ile tartışma yaptı. Sonunda, kamu düzenini bozmaya yönelik çalışmalarından dolayı, malı ve ailesi korunmak şartıyla, kendisinin idam edilmesi gerektiğine dair fetva verildi. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin Simâvî, 18 Aralık 1416'da63 Serez pazarında bir dükkânın önünde asılarak burada defnedildi.

Şeyh Bedreddin, İslâmî ilimlerden özellikle fıkıh ve tasavvufta kendine seçkin bir yer edinmiştir. O, fıkıhta sadece ansiklopedik bilgi sahibi bir aktarıcı olmayıp aynı zamanda müctehid ölçüsünde bir bilgindir. Ancak Bedreddin asıl ününü, siyasî çalışmaları yanında tasavvufî ve felsefî görüşleriyle yapmıştır. Onun eserleri arasında fıkha dair Letâifü'l-işârât'ı, mahkemeyle ilgili konuların ağırlıkta olduğu işlemlere dair Câmi'u'l-fusûleyn'i, felsefe, tasavvuf, kelâm ve diğer konuların yer aldığı en önemli eseri olan Vâridât'ı64 sayılabilir.

2. Yıldırım Bayezid'in Oğlu Şehzade Mustafa Çelebi Olayı65

Osmanlı kroniklerinin yazdıklarına göre, Yıldırım Bayezid'in oğullarından Mustafa Çelebi de Ankara Savaşı'na katıldı. Bayezid, esir düştükten sonra, Musa ile Mustafa'nın bulunmasını Timur'dan rica etmiştir. Musa Çelebi bulunmuş ise de, Mustafa Çelebi bulunamamıştı. Timur'la birlikte Semerkand'a götürülmüş olan Mustafa,66 Timur'un ölümünden sonra serbest bırakılmış ya da bir yolunu bularak kaçmıştır.

Yıldırım'ın şehzadeleri arasındaki saltanat kavgasında değişken bir politika izleyen Bizans, bu tutumunu sürdürmeye devam etti. Mustafa Çelebi'nin ortaya çıkışı, Osmanlı topraklarından daha çok menfaat elde etmek düşüncesinde olan Manuel için iyi bir fırsattı. Manuel, Mustafa Çelebi'ye yakın ilgi gösterdi. 1419'da Rumeli'ye çıkarılması kararlaştırılan Mustafa Çelebi, önce Eflâk tarafına gönderildi. Eflâk prensi, kendisini çok iyi karşıladı ve yardımda bulundu. Bu arada Niğbolu Sancak Bey'i Aydınoğlu (ya da İzmiroğlu) Cüneyd Bey, hemen Eflâk'a giderek kendisine katıldı. Bu kişiler, Eflâk birlikleri ve kendilerine uyan güçlerle Teselya ve Selânik taraflarında faaliyetlere başladılar. Çelebi Mehmed, onların bu faaliyetlerini haber alır almaz hemen harekete geçti. Selânik yakınındaki savaşta Mustafa Çelebi'yi yenilgiye uğrattı ise de, ele geçiremedi. Mustafa Çelebi ve Cüneyd Bey, Selânik Kalesi'ne sığındılar. Padişah, Selânik valisi Laskaris'ten, Mustafa Çelebi'nin teslim edilmesini istedi; ancak o, imparatorun izni olmadan böyle bir şey yapamayacağını bildirmekle yetindi.67

Bunun üzerine padişah, bizzat Manuel'e başvurarak Mustafa'nın kendisine teslim edilmesini istedi. Manuel, Çelebi Mehmed'in bu isteğini geri çevirdi. Fakat Manuel, padişah hayatta olduğu sürece Mustafa ve Cüneyd'in hapiste tutulacağını bildirmeyi de ihmal etmedi.68 Bu gelişmeler üzerine Manuel, Selânik valisinden Mustafa ile Cüneyd'in acele kendine gönderilmesini emretti. Çelebi Mehmed, Manuel'in teklifini kabul edip Selânik kuşatmasını kaldırarak Edirne'ye döndü. İmparator, İstanbul'a getirttiği Mustafa ile Cüneyd'i ve maiyetlerindeki 33 kişiyi Limni adasına gönderdi. Bu işler olup bittikten sonra, İmparator, Çelebi Mehmed'e elçiler göndererek Mustafa'nın yapacağı masrafların karşılanmasını istedi. Bu hususta iki taraf anlaşarak, her sene 3.000 akçalık bir meblağın İmparator'a verilmesi ve Çelebi Mehmed hayatta oldukça Mustafa'nın serbest bırakılmaması kararlaştırıldı. Çelebi Mehmed, Mustafa Çelebi'ye asker verip, yardım eden Eflâk prensi topraklarına akın düzenleyerek onun bu tutumunu cezalandırdı.69 Kuşkusuz, Mustafa Çelebi olayı burada kapanmadı. II. Murad tahta geçer geçmez Bizans, Mustafa Çelebi'yi yeniden sahneye çıkararak amca-yeğen arasında zorlu bir mücadelenin yaşanmasına neden olacaktır.

Çelebi Mehmed'in Ölümü

Çelebi Mehmed, kışı Bursa'da geçirdikten sonra, 1421 ilkbaharında Gelibolu yoluyla Edirne'ye döndü. Burada hastalanan Çelebi Mehmed, iyileşemeyeceğini anlayınca70 vezirleri Bayezid, İbrahim ve Hacı İvaz Paşalardan büyük oğlu Amasya Sancak Beyi Şehzade Murad'ın acele olarak huzuruna getirilmesini istedi. Bunun üzerine Çaşnigirbaşı Elvan Çelebi hemen Amasya'ya gönderildi. Çelebi Mehmed, eğer Murad gelmeden önce ölecek olursa, ölümünün gizli tutulması için gerekli tedbirlerin alınmasını istedi. Güçlükle toparladığı ülkesinin en küçük bir zarar görmesini arzu etmeyen Çelebi Mehmed, bu yüzden ölümünün gizli tutulmasını devlet ricalinden özellikle istemiştir. Gerçekten de Şehzade Murad, Edirne'ye ulaşamadan padişah vefat etti. Çelebi Mehmed, 8 yıla yakın bir süre padişahlık yapmıştır.71

Çelebi Mehmed, 1421'de 42 yaşında öldüğünde geride, çok iyi yetiştirdiği oğlu II. Murad'a, bütün çarkları güven içerisinde işleyen bir devlet mekanizması ile çağının en disiplinli ve güçlü ordusunu bıraktı. Çelebi Mehmed, Osmanlı padişahları arasında ölümü gizlenen ilk padişahtır. Başkent Bursa'da yaptırdığı caminin yanındaki türbede gömülüdür.

Değişik Yönleriyle Çelebi Mehmed

Çelebi Mehmed, Yıldırım Bayezid'in Germiyan Hükümdarı Süleyman Şahın kızı Devlet Sultan'la evlenmesinden dünyaya geldi. Tarihler onu, beyaz yüzlü, kara gözlü, çatık kaşlı, sık sakallı, açık alınlı, geniş omuzlu, orta boylu, uzun kollu ve güler yüzlü olarak tasvir ederler. Çelebi Mehmed, ne babası Bayezid ve kardeşi Musa kadar sert, ne de ağabeyi Süleyman Çelebi gibi yumuşaktı. Yerine ve zamanına göre nasıl hareket edeceğini çok iyi bilen, sabırlı, sadık, nazik, cömert, ağır başlı ve ciddî bir padişahtı.

Çelebi Mehmed, halkının sevgisi ve saygısını kazandığı gibi, kararlılığı, ciddiyeti, verdiği söze ve imzaladığı anlaşmalara bağlılığıyla, çağdaşı hükümdarların da güvenini kazanmıştır. İsabetli görüşü, durumu kavrayarak, isteğini ve olayları ona göre ayarlaması, kritik anlarda uysal davranarak ileri gitmeyişi ve seri hareketi, kendisini en tehlikeli işlerden başarıyla çıkarmıştır. Tarihçiler, onu, siyasî ve toplumsal çözülmüşlüğe ve dağınıklığa son vererek, ülkede huzur ve barış ortamını yeniden kurmada gösterdiği üstün başarısından ötürü, Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu olarak kabul ederler. Osmanlılarda "sultan" unvanı da ilk kez bu padişah için kullanılmıştır.72

Çelebi Mehmed, ülkesinin kendisinden beklediği ilk işin Timur'un Osmanlı Anadolusu'nda açtığı yaraları sarmak olduğunu çok iyi biliyordu. O, barışçı bir politika izlemeye özen gösterdi. Bizans ve diğer devletlerle karşılıklı çıkarlara dayalı dostluk ilişkisi kurdu. Anadolu'daki işleri ise, ortalığı fazla bulandırmadan yoluna koymaya çalıştı. Kardeşi Süleyman Çelebi'nin, Marmara kıyısında Bizanslılara terk ettiği bazı yerlerle, Samsun, Saruhan ve Aydın illerini geri almış, Menteşe Beyliği'ni ise Osmanlı egemenliği altına sokmuştur.

Devlet ve siyaset adamı Mehmed Çelebi, ülkesinin bayındır olması yolunda da büyük çaba harcamıştır. O, Bursa'da cami, medrese, imaret ve türbe yaptırmıştır. Edirne'de Emir Süleyman tarafından başlatılan ve Musa Çelebi zamanında devam ettirilen, Eski-Camii tamamlatmıştır (Ocak 1414).73 Onun saltanatında, Osmanlı ilim ve kültür hayatında kayda değer bir çalışma görülmemekle birlikte, bu devirde ansiklopedik eserlere ilgi duyulmaya başlanmış ve kimi eserler Türkçeye çevrilmiştir.74

Çelebi Mehmed'in, küçük büyük 24 savaşta bulunarak 40'a yakın yara aldığı rivayet edilir. Düşündüğü ve gerçekleştirmek istediği en büyük projesi, ülkesinin her bakımdan babası devrindeki parlak günlerine yeniden kavuşmasıydı. Bunun için çalışmış ve bunda da büyük ölçüde başarılı olmuştur. O, sonucu belli olmayan ve ülkeyi yeni maceralara sürükleyecek olaylardan daima kaçınmıştır.

II. Murad Devri (1421-1451)

II. Murad'ın Tahta Çıkışı

Sultan Çelebi Mehmed'in Murad, Mustafa, Ahmed, Yusuf ve Mahmud adlarında 5 oğlu vardı. Bunlardan Ahmed, babasının sağlığında ölmüş olup, geriye 4 oğlu ve 7 kızı kaldı. Daha sonra saltanat davasına kalkışacak olan Mustafa ise 12 yaşında olup, bir yıl önce Hamidili sancak beyliğine atanmıştı. Erkek kardeşlerden Yusuf 8, Mahmud ise 7 yaşında olup, Murad padişah olunca Tokat'ta hapsedildiler.75 Kardeşler arasındaki saltanat kavgalarının ülkeyi her yönüyle geriye götürdüğünü bizzat gören Çelebi Mehmed, ülkesinin bir daha bu tür olayları yaşamaması için gerekli tedbirleri almayı ihmal etmedi. Onun düşüncesine göre oğullarından Murad, Edirne'de saltanata geçecek, Anadolu kardeşi Mustafa'ya kalacak,76 Yusuf ve Mahmud ise Bizans İmparatoru Manuel'in yanına gönderileceklerdi.77 Çelebi Mehmed'i, bu tedbirleri almaya sevk eden düşünce, kendisinden sonra gerek oğullarının, gerek Osmanlı yönetimi altındaki beylerin girişebilecekleri muhtemel bir başkaldırma hareketinin kaygısını taşımış olmasıdır. O, büyük emekler harcayarak âdeta yeniden kurduğu devletinin, kişisel çıkar hesapları uğruna, güç ve toprak kaybına uğramasını istemiyordu.

Çelebi Mehmed'in vasiyeti78 gereği büyük oğlu şehzade Murad, Bursa'da tahta geçti (1421).79 Tahta çıkış (cülus) töreninin, aceleye getirilerek, Bursa'da yapılmış olması, Murad'ın amcası Mustafa Çelebi'nin saltanat iddiasında bulunmasıyla ilgilidir.80 Osmanlı Devleti'ndeki iktidar değişikliği, komşu devletlere bildirildi. Bizans, bütün ülkelerden önce davranarak Murad'a iki elçi gönderdi. Onlar, Çelebi Mehmed'in ölümünden imparatorun duyduğu üzüntü ile, padişahlığını tebrik eden mesajını Murad'a ilettiler. Elçiler, Murad'dan, babası ile imparator arasındaki dostluğun devamı isteniyorsa, kardeşleri Yusuf ve Mahmud'un, imparatora teslimini istediler. Bu istek yerine getirilmez ise imparatorun, elinde bulunan yedek padişahı, kısa zaman içerisinde Makedonya ile Gelibolu yarımadasına ve çok geçmeden bütün Rumeli ve Anadolu'ya hükümdar yapacağını Murad'a bildirdiler. Bu yedek padişah, Yıldırım Bayezid'in Ankara Savaşı'nda kaybolduğunu bildiğimiz Murad'ın amcası Mustafa Çelebi'ydi.

II. Murad, padişah olduğunda Bayezid Paşa, veziriazam ve Rumeli beylerbeyi olarak bütün işlerde yetkiliydi. O, genç hükümdar adına elçilere, imparatorla dost kalmak istediklerini, yapılan anlaşmalara sadık kalacaklarını, fakat şehzadelerin, başka bir dinde olan bir imparatorun eğitim ve terbiyesine verilmesinin İslâmiyet'e aykırı olduğunu söyledi. Elçiler ülkelerine döndüklerinde, Paşa'nın cevabını imparatora aynen aktardılar.

Mustafa Çelebi'nin, Saltanat İddiası ile Ortaya Çıkarılışı

Barış için ileri sürdüğü şartların II. Murad tarafından kabul edilmediğini gören Manuel Paleolog, Limni'de sürgünde bulunan Mustafa Çelebi (ö. 1422) ile bir anlaşma yaptı.81 Manuel, 10 kadırga hazırlayarak Dimitrios Leondarios'u İstanbul'dan Limni adasına gönderdi. Dimitrios'un emrindeki donanma, Mustafa Çelebi ile İzmiroğlu Cüneyd Bey'i alarak Gelibolu yarımadasına çıktı (1421). Manuel'in gerçek amacı Mustafa Çelebi'yi, babası Bayezid'den kalan şehir ve vilâyetlerin mirasçısı olarak Rumeli'de hükümdar yapmaktı.82

Bizans, II. Murad'ın amcası Mustafa Çelebi'yi meşru sultan olarak tanıyordu.83 Anadolu'daki beyler de Bizans gibi düşünüyorlardı.84 Devlet, her tarafta bir çözülme ve parçalanmaya doğru gidiyordu. Dolayısıyla yeni padişah da babası Çelebi Mehmed gibi saltanatının ilk iki yılını, padişahlığını sağlamlaştırmak ve ülkenin birliğini yeniden kurmak için harcadı. Hamid ilinde sancak beyi olan kardeşi Mustafa Çelebi, Germiyanoğlu Yakup Bey'in himayesi altındaydı.

Hamid ili toprakları Karamanoğlu tarafından işgal olundu. Yatıştırma siyasetine başvuran II. Murad, bu gelişmeleri kabullenmek zorunda kaldı. Menteşeoğlu da ayaklandı ve bağımsızlığını kazandı. Bu sırada Aydın ve Saruhanoğulları da bir kısım topraklarını tekrar geri aldılar. Padişah, Anadolu'daki düşmanlarını ödünler vererek yatıştırmaya çalıştı. II. Murad tahta geçtiğinde, Osmanlı ülkesinin Anadolu yakasında Ankara Savaşı sonrası bir görüntü söz konusuydu.

Gelibolu'ya çıkan, daha doğrusu çıkarılan Mustafa Çelebi'ye85 silâhlı, silâhsız şehir ve çevre halkı, hemen bağlılıklarını bildirdiler ve kendisini bey (padişah) olarak selâmladılar.86 Fakat Gelibolu Kalesi'ndekiler teslim olmayarak karşı koydular.87 Onlar, hükümdar olarak Murad'ı tanıdıklarını ilân ettiler ve Mustafa Çelebi'yi de bu tutumundan dolayı kınadılar. Gelibolu'yu ısrarla isteyen Manuel'e, Mustafa Çelebi Gelibolu'yu teslim etmek istedi ise de, kendisine taraftar olanlar bunu kabul etmediler.88 Onlar, Rumeli'de Türklerin ilk şehri olan Gelibolu'nun, henüz saltanatı kesin olarak elde edememiş Mustafa tarafından, Rumlara verilmesini doğru bulmadılar.89

Mustafa Çelebi'nin başarılarını gören Veziriazam Bayezid Paşa, Bizans'a yeni bir barış teklifi sundu. Buna göre, ileri gelen Türk ailelerinin iyi çocuklarından 12 çocuk Bizans'a rehine olarak verilecek, 200.000 altın bağışlanacak, Gelibolu yöresindeki bir bölge Manuel'e bırakılacaktı. Manuel, bu yeni barış şartlarını kabule yanaştı ise de, oğlu Jean Paleolog, Mustafa'yı desteklemeyi daha uygun buldu.90

Mustafa Çelebi, Gelibolu'dan Edirne'ye hareket etti. Mustafa Çelebi'nin etkisiz hale getirilmesi işiyle kimin görevlendirileceği konusu, yoğun tartışmalara neden oldu. Nihayet bu görev, Rumeli beylerbeyi Bayezid Paşa'ya verildi.91 Gelibolu yolu kapalı olduğundan Bayezid Paşa, İstanbul Boğazı'ndan geçerek Edirne'ye gitmek zorundaydı. Ancak imparator, boğazdan geçiş izni ve istenilen gemiyi vermedi. Bayezid Paşa, bunun üzerine Güzelcehisar yanında bulduğu küçük bir iki gemiyle ve atları yüzdürmek suretiyle karşı yakaya geçti. Edirne'ye ulaşan Bayezid Paşa halktan umduğu desteği bulamadı.92

Bayezid Paşa, bütün Rumeli askerlerini topladı. İleri gönderdiği casuslar, Mustafa Çelebi'nin büyük bir kuvvetle Gelibolu'dan hareket ettiğini haber vermişlerdi. Bayezid Paşa, 30.000 kişilik ordusuyla Edirne'den çıkarak Sazlıdere'ye93 geldi ve Mustafa Çelebi'nin birlikleriyle karşılaştı. Bayezid Paşa, askerlerine Mustafa'nın düzme olduğunu ve padişahın kardeşi Mustafa'nın daha çocuk iken öldüğünü, bunları kendisine bizzat Çelebi Mehmed'in anlattığını, Mustafa'nın, Manuel tarafından Yıldırım'ın oğlu Musa'yı korkutmak için ortaya çıkarıldığını söyledi.94 Ancak onun bu sözleri, savaşın sonucunu değiştirmedi.
Sonuçta iki taraf kuvvetleri Sazlıdere'de karşı karşıya geldi. Mustafa Çelebi, bir savaş adamı olmadığından, savaşın komutasını Cüneyd'e bıraktı. Çarpışma başlarken Mustafa Çelebi, yüksek bir yere çıktı ve karşı tarafın askerlerine seslenerek duygu yüklü bir konuşma yaptı. O, Yıldırım Bayezid'in oğlu olduğunu ileri sürerek, Osmanlı tahtının gerçek mirasçısı olduğunu söyledi. Bu
konuşma üzerine Bayezid Paşa'nın saflarındaki kumandanlar Mustafa'ya katıldılar. Çaresiz kalan Bayezid Paşa da Mustafa'ya itaat etti. Bayezid Paşa, çok geçmeden Cüneyd Bey'in tahriki ile idam edildi.95 Edirne'ye giren Mustafa Çelebi, Yıldırım Bayezid'in oğlu olarak, padişah ilân edildi. Evrenosoğulları, Turahan Bey ve oğulları ile Kümülüoğlu (Gümülüoğlu), bütün Rumeli fatihleri ve akıncılar, Mustafa Çelebi etrafında toplanarak itaatlerini arz ettiler.96

Mustafa, Cüneyd'i kendisine Vezir tayin etti. Cüneyd Bey'in tavsiyesiyle Rum ilinin piyadesini müsellem yaptı. Osmanlı askerî teşkilâtında, kara ve deniz piyadeleri olan azep97 örgütünde kara azepleri Şehzade Mustafa'nın Edirne'de tahta çıkışını müteakip kurulmuştur.98 Mustafa'nın Edirne'ye törenle girdiğini duyan Gelibolu Kalesi'ndekiler de teslim oldular. Mustafa ve Cüneyd, halkın isteklerine uyarak, Gelibolu Kalesi'ni Manuel'e teslim etmediler. Mustafa'nın, Gelibolu gibi stratejik önemi tartışma götürmez bir yeri Bizans'a teslim etmemesinin gerçek nedeni, Rumeli'deki üstünlüğünü sürdürmek ve sonra da sırası gelince Anadolu'ya geçmek düşüncesinden kaynaklanıyordu. O ancak bu suretle Osmanlı Devleti'nin tamamı üzerinde söz sahibi olabilirdi. Mustafa'nın bu kararlı tutumu üzerine Manuel ile Murad arasında bir yakınlaşma oldu.99

Usta bir diplomat olan yeni Veziriazam Çandarlı İbrahim Paşa, iki şehzadenin ve Gelibolu'nun teslimi hariç, Bizans'ın bütün isteklerini kabule hazır olduğunu bildirdi ve sürekli bir dostluk isteğinde bulundu. Manuel'in, şehzadeler ve Gelibolu üzerindeki ısrarı yüzünden anlaşma sağlanamadı. O sırada Mustafa'nın elçileri tekrar Manuel'e gelerek, tarafsız kalması durumunda Mustafa'nın, Gelibolu'yu Manuel'e teslim edebileceğini söylediler.100 Mustafa böylece Gelibolu geçidine ve donanmaya hâkim olduğu gibi, İstanbul Boğazı'nı da tutmuş bulunuyordu. Bizans Devleti gibi, Sırp despotu da Osmanlı iç savaşından en iyi şekilde yararlanmayı düşünüyordu. Despot, Çelebi Mehmed'e, oğlu Murad'a yardım edeceğine dair söz vermişti. II. Murad'ın gönderdiği elçiye bu sözünü tekrarladı (1421).101

Amca-yeğen arasındaki saltanat kavgasında, Bizans, Venedik, Ceneviz gibi devletlerin yanı sıra, batı uçlarındaki Osmanlı beylerinin tutumları da, sonucun alınmasında etkili ve belirleyici olacaktır. Ancak onlar kimin tarafını tutacakları noktasında kararsızlık içerisindeydiler. Mustafa sadece Rumeli'de güçlüydü. Murad, Sırbistan'dan sonra Macaristan'a da bir elçi göndererek 5 yıllık bir anlaşma imzaladı (1421). Venedik, kim üstün gelirse onunla anlaşma yapılacağını bildirmişti (Ekim 1421).102 II. Murad, içerde de kimi tedbirler aldı; yeni kadro düzenlemeleri ve görev dağılımı yaptı. Timurtaşoğulları Umur, Oruç ve Ali, paşa unvanı ile, devletin en yüksek karar organı olan Divân-ı Hümâyun'a103 alındılar.

Mustafa Çelebi'nin, 20 Kasım 1422'de 12.000 sipahi ve 5.000 piyade ile Gelibolu üzerinden Anadolu'ya geçtiği104 haberini alan II. Murad, vezirleri ve diğer devlet erkânı ile bir toplantı yaparak alınması gereken tedbirleri görüştü. Umur, Oruç ve Ali Paşalar, Tokat Kalesi'nde hapiste bulunan, Rumeli'nin ünlü eski uç beylerinden Mihaloğlu Mehmed Bey'in hapisten çıkarılarak,105 tecrübesinden yararlanılmasını teklif ettiler. Mustafa'nın daha fazla kan dökülmeden bertaraf edilmesi için, Rumeli beylerinin elde edilmesinden başka çıkar yol yoktu. Padişah, Bursa yolunu Mustafa'ya kapatmak için Ulubat Gölü'nün ayağı üzerindeki köprüyü yıktırdı. Mustafa, Ulubat Gölü'nün öbür tarafında kaldı. II. Murad, gölün beri tarafında otağını kurdu. Mustafa'nın yapmayı düşündüğü baskın, yeniçeriler tarafından sonuçsuz bırakıldı. Murad, rakibinin ordusunda bozgun çıkarmak için çeşitli çareler aradı. Mihaloğlu, Mustafa'nın düzme olduğunu ileri sürerek bütün Rumeli beylerinin, askerleriyle birlikte Murad'ın yanında yer almalarını sağladı. O, uç beylerini ve tovıcalarını (tımarlı akıncılar) adlarıyla çağırarak padişah tarafına geçmeye teşvik etti. Bu kopmalar olurken Rumeli azeplerinden 5.000 kişilik bir birlik, Ulubat suyunu geçerek padişahın karargâhına gece baskını girişiminde bulundular. II. Murad, Timurtaşoğlu Umur Bey'e 2.000 kişi ile bir pusu kurdurmuştu. Suyu geçen Rumeli azepleri, pusuya düşürülerek çoğu esir edildi. Hacı İvaz Paşa, Mustafa Çelebi'ye gizlice bir mektup göndererek, Rumeli beylerinin Murad'la anlaştıklarını ve kendisini yakalayarak ona teslim edeceklerini bildirmişti. Rumeli askeri, suyu karşıya geçmeden önce, mektup Mustafa'ya ulaşmış ve o da yazılanların doğruluğuna inanmıştı.

İzmir beyliği ile Aydın ilinin kendisine verileceği sözü üzerine Cüneyd de padişahın ordusuna katıldı. Böylece başından beri bütün harekekâtı yöneten ve Mustafa'nın en çok güvendiği adamı olan Cüneyd'le arasındaki çıkara dayalı sıkı işbirliği bozuldu. Özellikle Cüneyd'in Mustafa'dan koparılması, ordusunda büyük bir bozguna ve moral çöküntüsüne neden oldu. Mustafa'ya karşı yürütülen propaganda, hatta onun ülkeyi Bizanslılara verdiği söylentisi, oldukça etkili oldu. Taraftarlarının ve çevresindekilerin sayısı azalan Mustafa Çelebi, gittikçe yalnızlığa itiliyordu. Hacı İvaz Paşa, yapılan tahta köprüden yeniçerilerle geçerek Mustafa'nın yaya askerini kılıçtan geçirdi. Daha önce Mustafa'yı destekleyen ve onun padişahlığını tanıyan Rumeli beylerinden Evrenos Gazi'nin oğulları özellikle Ali ve İsa Beyler, Paşa Yiğitoğlu Turahan Bey ve Kümülüoğlunun II. Murad'a katılmaları, Mustafa Çelebi olayının kökünden çözümüne imkân vermiştir.

Mustafa'nın, artık kaçmaktan başka çaresi kalmamıştı. O da bunu yaptı, acele olarak Bursa'dan Lapseki'ye doğru yola çıktı.106 Orada bulduğu bir kayıkla, birkaç adamı ile birlikte Gelibolu'ya geçmeyi başardı ve Boğaz'daki her türlü geçişi yasakladı.107 II. Murad, vakit geçirmeden Mustafa'yı takibe koyuldu. Mustafa, derlenip toparlanamadan işini bitirmek istiyordu. Bursa'dan Gelibolu'ya hareket eden Murad, amcası Boğaz'ı kontrol altında tuttuğundan Gelibolu'ya geçemedi.108 Padişah ve ordusu, Foça'daki Ceneviz gemilerinin yardıma gelmesiyle karşı yakaya geçebildi. Mustafa, bu çıkartmaya engel olmaya kalkıştı ise de, başarılı olamadı. Mustafa, Gelibolu'dan Edirne'ye gitti; ancak daha önce kendisine verilen desteği bulamadı. II. Murad, Gelibolu'da üç gün kaldıktan sonra Edirne'ye hareket etti. Şehir halkı padişahı alkışlarla selâmladı. Eflâk'a kaçmak için yola çıkan Mustafa'yı, padişahın adamları Kızılağaç Yenicesi'nde yakaladılar. Sonuçta Mustafa, Edirne'de idam edildi (1422 kışı).109

Mustafa Çelebi'nin ortadan kalkması, Murad'ın saltanatı için olduğu kadar ülkenin geleceği için de önemli bir olaydır. Denilebilir ki, Fetret Devri'nin son perdesi Mustafa Çelebi'nin öldürülmesiyle ancak kapanabilmiştir. Daha sonra ortaya çıkan bu tür saltanat kavgaları, dar bir çerçevede kalmış, hiçbir zaman devleti ikiye bölecek şiddette ve kapsamda olmamıştır. Her ne kadar halkın büyük bir kısmı Mustafa'nın, Manuel tarafından ortaya çıkarılmış düzme110 bir adam olduğuna inandırılmış ise de, gerçekte bu Mustafa, bazı kaynakların ve kendisinin de iddia ettiği gibi, Yıldırım Bayezid'in Ankara Savaşı'nda kaybolduğunu bildiğimiz oğluydu.111

Osmanlı kaynakları, Yıldırım Bayezid'in oğullarından Süleyman ve Musa Çelebilerin, Rumeli'deki saltanat sürelerini bildirdikleri ve onları padişah olarak kabul ettikleri halde, Mustafa Çelebi için aynı şeyleri yazmaktan kaçınırlar. Oysa Mustafa Çelebi'nin de Rumeli'de dört yıl saltanat sürdüğü, adına kestirdiği paralardan anlaşılmaktadır. Onun adına Edirne ve Serez'de kesilmiş iki akça olduğu bilinmektedir.112 Ne var ki, bu üç şehzadenin hiçbiri, Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli'deki topraklarının tamamına hükmeden bir güce erişememişlerdir.113 Mustafa Çelebi'nin ölümü ile Bizans'ın bütün ümitleri ve plânları suya düşmüş, İstanbul yeni bir kuşatmaya hedef olmuştur.

İstanbul'un Kuşatılması (Haziran 1422)

Bizans İmparatoru II. Manuel'in, Midilli'de hapiste tuttuğu Mustafa Çelebi'yi, Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra serbest bırakması ve onunla anlaşmalar yapması, II. Murad'ın oldukça canını sıkmıştı. Manuel, OsmanlıDevleti'nin yıllarca sürecek kardeş kavgalarıyla güçsüz düşeceğini ve bundan da kendi ülkesinin kârlı çıkacağını hesap etmişti. Osmanlı Devleti, Manuel'in düşündüğü şekilde ikiye ayrılmadığı gibi, saltanat çekişmeleri de beklenenin tersine sadece dört yıl kadar sürdü. Manuel, II. Murad'ın Mustafa Çelebi olayından başarı ile çıkması durumunda, sıranın kendisine geleceğini pekâlâ biliyordu. Nitekim korktuğu başına geldi. II. Murad, potansiyel iktidar ortağı amcası Mustafa tehlikesini bertaraf ettikten sonra gözlerini, Osmanlı Devleti'ne karşı daima ikiyüzlü bir politika izleyen Bizans'a çevirdi. Mustafa Çelebi'nin güç kazanmasında Manuel'in destek verişinin büyük payı vardı. Manuel'in bu tutumu, iki ülke arasında Çelebi Mehmed Devri'nde kurulan dostluk ilişkilerinin düşmanlığa dönüşmesine neden oldu. II. Murad, Manuel'e yaptıklarının hesabını sormanın ve bedelini ödettirmenin zamanı geldiğini düşünüyordu.
II. Murad, 1422 ilkbaharında İstanbul'un kuşatılması ile ilgili gerekli hazırlıkların yapılmasını emretti. Padişah, 1422 Haziranı'nda Mihaloğlu Mehmed Bey'in emrinde 10.000 kişilik bir öncü birliğini İstanbul çevresini vurmak üzere gönderdi. Bunun arkasından kendisi de 20.000 kişilik bir ordu ile hareket etti ve Osmanlı deniz gücü de kuşatmaya katıldı. Manuel'in barış teklifi geri çevrildi. Osmanlı ordusunda top olduğu gibi, surlara hücum etmek ya da aşmak için sur yüksekliğinde yüksek tekerlekli kuleler yapıldı. Surlar toplarla dövülmeye başlandı. 22 Ağustos'ta şehre genel bir saldırıda bulunuldu. Yoğun ok atışlarıyla şehri savunanların direnişleri büyük ölçüde kırıldı ise de, sonuç alınamadı. Osmanlı kaynaklarının verdikleri bilgilere bakılırsa, bu, İstanbul'un Osmanlılar tarafından altıncı kuşatılmasıydı. Hatırlanacağı gibi, kuşatmaların ilk dördü Yıldırım Bayezid, beşincisi ise Musa Çelebi tarafından yapılmıştı. İstanbul'un kuşatılmış olmasından, Manuel kadar Bizans halkı da korkuya kapıldı. Murad tarafından, gerçekleştirilen bu kuşatma, Yıldırım Devri'ndeki dördüncü kuşatmaya benzer şiddetteydi. Haziran ortalarında başlayan kuşatma, Eylül sonlarına kadar sürdü. Bu sırada ihtiyar Manuel ağır hastaydı. Bütün işler oğlu ve saltanat ortağı VIII. Yuannis'in elinde bulunuyordu.114

Murad, Anadolu'da olup bitenleri duyunca, kuşatmayı sürdürecek bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra acele başkent Edirne'ye dönmek zorunda kaldı. Bizans, bundan önceki kuşatmalarda olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nin başına, çok bildik problemlerden birini daha çıkardı. Bu konuda artık oldukça tecrübe kazanmış olan Bizans, II. Murad'ın kardeşi Hamid ili Sancak Beyi Mustafa Çelebi'yi, saltanat davasına kalkışması için kışkırttı. Bununla da yetinmeyen Manuel, Anadolu'daki beyleri Osmanlılar aleyhine harekete geçmeye ikna etti (Ağustos 1422). Böylece 50 günden fazla süren İstanbul kuşatması, çeşitli nedenlerle sonuçsuz kaldı. Bu arada, Venedik, donanma hazırlığına girişerek, Osmanlı Devleti'ni tehdit eder bir duruma gelmişti.115

Küçük Mustafa Çelebi'nin Saltanat İddiası ile Ortaya Çıkarılışı

II. Murad'ın, 13 yaşındaki kardeşi Hamid ili Sancak Beyi Küçük Mustafa (ö. 1423),116 Karaman ve Germiyan beylerinin verdikleri önemli bir güçle Bursa üzerine yürüdü (Ağustos 1422). Diğer Anadolu beyleri gibi İsfendiyar Bey de saldırıya geçmekte ve Mustafa'yı desteklemekte gecikmedi.

Rumeli yakasında ise, Candaroğullarının müttefiki olan Eflâk beyi, aynı sırada saldırıya geçti. Venedik ve Macaristan da, II. Murad'a karşı yürütülen hareketteki yerlerini alacaklardır. Bu olayın, İstanbul'un kuşatılması günlerine denk düşmesi, oldukça düşündürücüdür. Aslında Şehzade Küçük Mustafa Olayı, II. Murad'ın şahsında Osmanlı Devleti'ni hedef alan geniş çaplı bir saldırı plânının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Bursa'yı kuşatan Mustafa, Murad'ın gönderdiği Mihaloğulları 117 karşısında tutunamayıp İstanbul'a sığındı. İmparator ile görüşerek Silivri'ye gitti. Fakat Rumeli askerine karşı koyamayıp, bu kez Kocaeli'ye sığındı.118 Mustafa buradan İznik üzerine yürüdü. İznik'te Çandarlı İbrahim Paşa'nın sarayına yerleşerek hükümdarlığını ilân etti. Mustafa, Bursa Ovası'nın bir kısmını ele geçirdi. Mustafa'ya Anadolu'nun önemli bir bölümü itaat etmiş görünmektedir. II. Murad, Lalası Yörgüç Paşa (ö. 1444)'nın119 ısrarı ile Bursa'ya gitmeye karar verdi. Oradan hareketle İznik kuşatıldı. Kış yaklaştığından Mustafa'nın askerleri dağılmıştı. Mustafa'nın Lalası Şarabdar İlyas, kendisine Anadolu beylerbeyliği verilmek suretiyle kazanılmış, şehir halkı da tekrar II. Murad'a dönmüştü. Şiddetli çarpışmalarda Mihaloğlu ağır biçimde yaralandı. Ele geçen İznik yağmaya uğradı. İlyas Bey'in getirip teslim ettiği Mustafa, idam edildi (Şubat 1423). Mustafa, Bursa'da babasının türbesinde gömülüdür.

Küçük Mustafa Çelebi isyanının,120 beklenenden daha kısa bir sürede ortadan kaldırılmasında, II. Murad'ın İstanbul kuşatmasını yarıda keserek, kardeşinin taraftar toplamasına ve güçlenmesine fırsat vermeyişi etkili oldu. Olayın kapatılmasıyla, ülkenin ikiye bölünmesi ve daha fazla kardeş kanı akıtılmasının önüne geçildi. Böylece, çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır, bu tür olayların çilesini çok çekmiş olan Osmanlı toplumu, rahat bir nefes aldı. Ayrıca Manuel'in, Mustafa'yı Osmanlı tahtına geçirmek için akla gelebilecek her türlü yolu deneme çabaları da boşa çıkmış oldu.121

Rumeli'deki Gelişmeler

II. Murad, İsfendiyar Bey'le uğraşırken Eflâk Bey'i Drakula'nın, 1422/23 kışında Macar yardımı ile Tuna üzerinde geçit yerlerinde Türklere saldırdığı haberini aldı. Drakula'nın bu fırsatçı tutumunu cezasız bırakmak istemeyen Murad, İsfendiyar seferinde olduğundan, uç beyi Firuz Bey'den Eflâk'a karşı akınlar yapmasını istedi. Firuz Bey, Drakula'ya karşı başarılı bir mücadele sergiledi. II. Murad'ın Anadolu'da düşmanlarını bertaraf ettiğini gören Eflâk Beyi, iki oğlunu yanına alarak Edirne'ye geldi. Padişah'a itaatini arz edip, ödemediği iki yıllık borcunu da ödedi. O, haraç vermeyi kabul ettiği gibi, oğullarını da rehin olarak bıraktı.122 Anadolu'da istikrarı kısmen sağlayan II. Murad, Eflâk'a olduğu gibi Arnavutluk'a da birlik gönderdi. Evrenosoğlu İsa Bey, Arnavutluk'ta bazı şehirleri ele geçirdi (1423). O, Arnavutluk seferinden sonra güneye doğru yöneldi. İsa Bey, Bizanslıların Türk ilerleyişine engel olmak için yaptırdıkları ve Osmanlıların Gürdüs dedikleri Korintos Kalesi'ni yıkarak Mora'ya girdi (Mayıs 1423).123

Selânik Bunalımı ve Çözümü (1423-1430)

1372 yılından beri Türk akınlarına uğrayan Selânik, 1387'de bir süre için Osmanlı egemenliğine geçti.124 Yıldırım Bayezid Devri'nde, kesin olarak Osmanlı yönetimine giren Selânik, kardeşlerine karşı Bizans'ın desteğini elde etmek isteyen Süleyman Çelebi tarafından 1403 Gelibolu Anlaşması ile Kartal, Pendik, Gebze, Misivri ve Teselya ile birlikte Bizans'a geri verildi.125

Selânik, Bizans'ın ikinci önemli kenti ve ticaret merkeziydi. Bizans'a karşı kesin saldırı politikası izleyen II. Murad saltanatında Selânik yeniden kuşatıldı. 1422 yazında Evrenosoğlu Burak Bey, Kassandra ve Kalamarya'ya kadar ilerledi, 1423 Mayısı'nda ise, Turahan Bey Mora'ya girdi. Uzun süreden beri devam eden Türk akınları ve ortaya çıkan kıtlık yüzünden şehirde durum kötüleşmişti. Manuel'in oğlu Despot Andronikos, başkent İstanbul'dan yardım alamayınca, Selânik'i 1423 Eylülü'nde Venedik yönetimine teslim etmek zorunda kaldı.126

Selânik'in Venedik yönetimine bırakılmasını II. Murad, Osmanlı topraklarına bir saldırı olarak değerlendirdi. O yüzden kent, çok geçmeden Tükler tarafından kuşatıldı.127 Osmanlılar, Selânik'ten sonra İstanbul'un da Venediklilerin eline düşeceği endişesine kapıldılar. Cenevizlilerin aracılığıyla Osmanlılarla Bizans arasında 22 Şubat 1424'te anlaşma yapıldı. Buna göre, Bizans yıllık 300.000 akça haraç vermeyi kabul ettikten başka, Misivri ve Terkos Hisarlarının dışında, 1402'den sonra almış olduğu Marmara, Ege ve Karadeniz kıyılarındaki yerleri de geri verdi.128 Bunda Bizans'ın, Mustafa Çelebi ve Küçük Mustafa isyanlarından beklediği sonucu elde edememesi etkili oldu. Böylece Bizans, 1402'den sonra bir süre için kurtulmuş olduğu vasallık statüsüne yeniden girmiş oluyordu.

Venedik, II. Murad'ın Selânik'in işgâlini tanıması çabasını sürdürdü. Böylece, 1423-1425 ve 1425-1430 yılları arasında sürecek olan Osmanlı-Venedik Savaşı'nda, her iki taraf da kendine müttefik aramaya çıktı. Venedik, Ağrıboz'da tutsak olan İsmail adında bir Osmanlı şehzadesini bu iş için kullanmak istedi. II. Murad'ı barışa zorlamak için, İsmail'in Anadolu ya da Rumeli'de serbest bırakılarak isyan çıkartmaya teşvik edeceği haberini gönderdi. 1423-1425'teki Osmanlı-Venedik Savaşı'nda Venedik'in yanında, Aydın ilini ele geçirip Osmanlılara baş kaldıran İzmir Bey'i Cüneyd Bey'i de görüyoruz. Venedik, diğer yandan Karamanoğulları, Eflâk ve Macaristan ile ittifak hazırlıklarına girişerek, bunlardan Macar Kralı Sigismund ile 11 Ekim 1426'da 5 yıllık bir anlaşma imzaladı.129

Venedikliler İsmail'den sonra Bayezid'in oğlu olduğu iddia edilen Düzme Mustafa'yı ortaya çıkardılar. Mustafa'nın, Osmanlılar arasında da taraftarları vardı. O, 1425 baharında Selânik'ten çıkarak Venedik donanması ile işbirliği yaptı. Böylece Osmanlı-Venedik Savaşı (1425-1430) başlamış oluyordu. Ertesi yıl Osmanlılar kayıplarını kapattılar. Türk deniz gazileri Venedik'e ait Ağrıboz, Modon ve Koron topraklarına şiddetli akınlara başladılar. Selânik'ten tekrar çıkış yapan Düzme Mustafa'ya Pazarlı ve Sarıca Beyler karşı koydular. Savaş Arnavutluk'a da sıçradı. Osmanlılar burada Venedik'e ait Drac'ı kuşattılar. 1425'te Venedik'le Macarlar arasında Osmanlılara karşı ittifak görüşmeleri başladı.130

İzmiroğlu Cüneyd Bey'in Ortadan Kaldırılması

Kişisel çıkarını her zaman ön plânda tutan Cüneyd Bey, dönekliği ile tanınıyordu. II. Murad'ın, amcası Mustafa Çelebi'ye karşı yürüttüğü mücadelede, İzmir Beyliği'nin kendisine verileceği sözü üzerine Mustafa'yı terk ederek Murad tarafına geçmişti. Cüneyd, Anadolu beylerini ve Bizans'ı Osmanlı'ya karşı kışkırttığı gibi, Venedik'le kaygı verici ilişkilere girmekten de geri durmuyordu. Dolayısıyla Cüneyd sağ kaldıkça II. Murad'ın, saltanatta kendini güven içerisinde hissetmesi imkânsız gibiydi. Güçlü bir kumandan olan Hamza Bey, 1425'te Cüneyd üzerine gönderildi. Cüneyd, Karamanoğlu'nu harekete geçirmeye çalıştı ise de, bunda başarılı olamadı. II. Murad, Cenevizlilerden yardım alarak Cüneyd'i deniz tarafından da kuşattı. Teslim olmak zorunda kalan Cüneyd, ailesi ile birlikte ortadan kaldırıldı (1425).131

Beyliklerle İlişkiler

Karamanoğullarının Osmanlı'ya karşı izlediği politikaya benzer bir politika izleyen Candaroğulları, Osmanlıların içte ve dışta meşgul olduğu kötü anlarından yararlanmaya çalışmış, hatta emeline ulaşmak için Hrıstiyan krallıklarla işbirliği yapmaktan da çekinmemiştir. II. Murad İznik'i aldıktan sonra, Taraklı-Borlu denilen Safranbolu'ya kadar ilerlemiş olan İsfendiyar Bey kuvvetleri üzerine yürüdü. İsfendiyar Bey, yaralı olarak Sinop Kalesi'ne sığındı ve barış teklif etti. O, II. Murad'a bağlı olma ve padişahın seferlerine asker gönderme sözü verdi. Sınırlar yeniden belirlendi.132

Menteşe Beyliği'nin başında bulunan İlyas Bey 1421'de vefat etti. İlyas Bey'in, Leys ve Ahmed adlarındaki iki oğlu, Osmanlı sarayında rehin olarak bulunuyordu. Bunlar, Mustafa Çelebi'nin başkaldırma hareketleri dolayısıyla ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanarak saraydan kaçmayı başardılar. Memleketlerine giden bu kardeşler, Beyliği'n başına geçip hükümdar oldular. Rumeli'de istikrarı sağlayan II. Murad, bu iki kardeşi ele geçirip Tokat Kalesi'ne hapsetti. Menteşe Beyliği tamamıyla Osmanlı idaresi altına alınarak beyliğe son verildi (1425).133

Karaman Beyliği, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu sıkışık anlarından yararlanma alışkanlığını, bu padişah devrinde de sürdürdü. Karamanlılar, Kayseri'yi Dulkadırlılardan almak için Mısır sultanından yardım istediler. Karaman Beyi İbrahim Bey, 1435 yazında Dulkadırlıları şiddetli bir savaş sonucunda yendi; Kayseri ve çevresi teslim oldu.134 Osmanlılar, Karamanoğlu'na karşı Dulkadırlıları desteklediler. 1436/37 kışında Karaman birlikleri Amasya Beylerbeyi Yörgüç Paşa'yı sıkıştırdılar.135 Bunun üzerine II. Murad, Dulkadırlılarla birlikte doğudan ve batıdan Karaman ülkesine taarruz etti. Padişah, Rumeli ve Anadolu askerleriyle Akşehir'e girdi (Mart 1437). Karaman güçleri yenilgiye uğratılarak Konya, Beyşehri ve bütün Hamid ili işgal edildi. Taş-ili'ne sığınan İbrahim Bey, Mevlânâ Hamza'yı ve Murad'ın kız kardeşi olan karısını göndererek barış istedi. Padişah, çok yönlü bir bilgin ve aynı zamanda diplomat olan Mevlânâ Şükrullah'ı göndererek İbrahim'den bir daha itaattan çıkmayacağına dair yemin ile söz aldı (Haziran 1437).136

Osmanlıların, Balkanlar'da gelişen olaylar yüzünden zor günler yaşadığı bir sırada İbrahim Bey'in, verdiği sözden dönerek saldırıya yeltenmesi, padişahı oldukça kızdırdı. Karamanlılar, Bolvadin, Beypazarı, Ankara, Seyitgazi ve Kütahya'ya kadar olan yerlerde yağma ve tahribatta bulundular, Akşehir ile Beyşehri'ni ise işgal ettiler. II. Murad, Amasya sancak beyi büyük oğlu Alâaddin Bey'i Karamanoğlu üzerine gönderdi, kendisi de kapıkulu askeriyle arkadan hareket etti. Rumeli'deki gelişmeleri göz önüne alan Padişah, İbrahim Bey'in Osmanlılara ait yerleri bırakması şartıyla, barış isteğini kabul etti. Haçlıların saldırıları yüzünden Padişah, acele Edirne'ye döndü (1443).137

II. Murad, ertesi yıl Manisa Sancak Beyi oğlu Mehmed'i yerine vekil bırakarak Karamanoğlunu cezalandırmak için kapıkuluyla Anadolu'ya geçti (Temmuz 1444). Osmanlı ordusu Karaman topraklarında büyük tahribat yaptı. II. Murad, Karaman topraklarını istilâya girişmeyerek Bursa Yenişehir'inde İbrahim Bey'in elçileriyle bir anlaşma (Sevgendnâme) yaptı (1444 yazı). Buna göre İbrahim Bey, padişahın bütün dostlarına dost ve düşmanlarına düşman olmayı kabul ettiği gibi, II. Murad ve oğlu Mehmed'e her yıl oğlunu asker ile gönderme sözü verdi. Buna karşılık II. Murad, 1438'de aldığı Beyşehri, Seydişehri, Okluk-hisarı ve Akşehir'i İbrahim Bey'e geri verdi. İbarahim Bey'in, Varna Savaşı esnasında anlaşmayı bozacak davranışlara girmediği görüldü.138

Osmanlı-Macar İlişkileri

1421'den beri Eflâk ve Sırbistan üzerindeki Macar nüfuzu çok artmıştı. II. Murad, bu iki ülke üzerinde Osmanlı egemenliğini yeniden kurmaya çalıştı. Macar himayesinde olan Eflâk Beyi II. Dan yerine Radu'yu getirmek için, 1424'te Osmanlı uç birliklerinin yaptığı harekâta karşı Kral Sigismund bizzat Orsova'ya geldi. Fakat Osmanlılar, 1426'da Dan'ı ve Macar kumandanı Pippo'yu bozguna uğrattılar. Sofya'ya gelen II. Murad, Vidin'den Tuna'yı aşarak Macarlara önemli ölçüde zararlar verdirdi.139 Sırp Despotu Stefan Lazareviç, İşkodra, Drivasto Dulcigno (Ölgün) gibi limanları zaptetmiş olan Venedik'e karşı 1421'den beri savaş hâlinde olduğundan, II. Murad'ın dostluğuna önem veriyor ve Arnavutluk'taki Osmanlı uç beyleri, kendisine yardım ediyorlardı.140 Fakat çok geçmeden Stefan, Venedik'le bir anlaşma yaptı (12 Ağustos 1423) ve bunu, 1426'da kesin olarak onayladı. Sofya'da bulunan II. Murad, Stefan'a karşı bir ordu gönderdi. Bunun üzerine despot Alacahisar'a kadar olan yerleri terk etmeyi ve her yıl haraç vermeyi kabul etti; Macarlar veya kendisi tarafından Osmanlı topraklarına saldırı olunmayacağına dair söz verdi. Buna karşılık Osmanlılar, Bosna'ya karşı ona yardım etmeyi kabul ettiler. Stefan, Serebrenik (Srbrnica)'e yürürken, Osmanlı uç birlikleri de güneyden Bosna'ya girdiler ve Hırvatistan'a kadar ilerlediler (1426 yazı).141

Stefan'ın 1427'de ölümü üzerine mirası meselesi Sırbistan üzerinde Osmanlı-Macar mücadelesini birdenbire şiddetlendirdi. Stefan, despotluğu yeğeni Georg Vulkovic (Vılkoğlu; Brankoviç)'e bırakmıştı. Fakat II. Murad, Olivera'nın Yıldırım Bayezid ile evlenmesini öne sürerek kendisinin meşru vâris olduğunu ileri sürdü. Bu arada Sigismund Belgrad'ı işgal etti. Osmanlı birlikleri de Alacahisar ve Tuna üzerinde Güğercinlik (Golumbac) Kalesi ile Macar adasını aldılar. Fakat o kış, Macar kralı Güğercinlik'i kuşattı. II. Murad, Beylerbeyi Vidinli Sinan Paşa'yı bir ordu ile imdada gönderdi. Uç beyi Sinan'ın yaptığı bir baskın sonucu, düşman kuşatmayı kaldırarak kaçtı.142

Yeni Despot Vılkoğlu, elçi göndererek Stefan ile padişah arasında yapılmış eski anlaşmayı yeniledi; ayrıca kızını padişaha zevce olarak verdi. Osmanlılar Eflâk'ta da üstün geldiler. Sigismund, 1427 ilkbaharında Dan ile birlikte tekrar Eflâk'a girerek Yergöğü'yü aldı. Fakat ertesi yıl Osmanlı hücumları nedeni ile Dan, padişaha bağlılığını bildirdi. 143 II. Murad, Macar kralı ile 3 yıllık bir sözleşme imzaladı (1428). Böylece batıda, I. Bayezid devrindeki durum fazlası ile kazanılmış bulunuyordu.144

Selânik'in Fethi (29 Mart 1430)

II. Murad, Selânik'in yeniden fethini gerçekleştirmede oldukça kararlıydı. Sefer hazırlıklarını tamamlayan Padişah, 1430 Şubatı'nda bütün ordusu ile Selânik üzerine yürüdü. Beylerbeyi Hamza Bey kumandasındaki Anadolu askerleri de bu sefere katıldılar. Venedik donanması yetişmeden, 29 Mart'ta sabaha karşı yapılan genel bir hücum sonucunda kale alındı.145 II. Murad'ın, Selânik'in fethinden sonra şehrin ayrıntılı bir tahririni (yazımını) yaptırdığını, Anagnostis'ten öğreniyoruz.146 Ancak sözü edilen bu tahrir defteri ele geçmemiştir. Osmanlılarda, yapılan her fetihten sonra o yerin tahriri yapılırdı. Bunun anlamı, devlet adına bütün nüfus ve gelir kaynaklarının, ayrıntılı ve titiz bir şekilde deftere kaydedilmesi demekti.147 Murad, bu zaferini Mısır sultanına bildiren fetihnâmesinde,148 Selânik'in İstanbul'un bir eşi olduğunu, Müslümanlara zarar vermekte belki de İstanbul'dan daha ileri gittiğini yazarak, bir bakıma fethin gerekçesini de belirtmiştir. II. Murad, savaş dolayısıyla nüfusu azalan ve tahrip olan kentin onarılarak yeniden şenlendirilmesi için her türlü tedbirin alınması konusunda, yetkililere gereken emirleri vermiştir.149

Selânik'in fethi, Venedik'e Arnavutluk'taki topraklarını da kaybedeceği korkusunu yaşattı. Venedik Amirali S. Morosini'ye verilen direktifte, barış şartları ile birlikte Gelibolu'ya saldırılabileceği bildiriliyordu. Anadolu ve Batı İran'da babası Timur zamanındaki düzeni kurmak isteyen Şahruh'un, Azerbaycan'da bulunduğu haberini alan Venedik, Selânik'i geri almak heyecanına kapıldı.150 Amiral Morosini, Gelibolu'ya gelerek Emir Süleyman Burgazı denilen kaleyi kuşattı ve Osmanlılara önemli ölçüde kayıp verdirdi (1430 yazı).151 Venedik donanması, boğazlarda Osmanlıların her türlü askerî ve ticarî ulaşımını kesti. Bunun üzerine Hamza Bey, Lapseki'de ön barışı imzaladı (Temmuz 1430, onay tarihi 4 Eylül 1430). Buna göre Venedik, Selânik ve çevresi üzerinde Osmanlı egemenliğini tanıyor, buna karşılık Osmanlılar da Arnavutluk'taki şehirler ile İnebahtı (Lepanto) üzerinde Venedik egemenliğini, yıllık 236 duka haraç karşılığında kabul ediyor ve boğazlardan Türk gemilerinin serbestçe geçişi için güvence veriyordu. 152

Selânik'ten sonra Yuvan iline gelen Osmanlı güçleri burayı yeniden kendilerine bağladılar.153 Aynı zamanda Rumeli beylerbeyi Sinan Paşa, Yanya ve çevresini ilhak etti.154 Bu arada Venedikliler, Aya Mavra, Zanta ve Kefalonya adalarının himayesini sağladılar.155 Osmanlılar, fetihten hemen sonra bu bölgede 1431/32'de yeni bir tahrir yaptılar. Fakat Arnavutluk'ta köylerin tımar olarak bölüşümü sırasında direnmeler görüldü. Âsilere karşı harekete geçen Evrenosoğlu Ali Bey, bir boğazda pusuya düşürülerek ağır kayıplara uğratıldı. Osmanlılar, bu isyanı Venediklilerin kışkırttığını düşünerek ikazda bulundular. II. Murad, bizzat Serez'e giderek olayların yakınında bulunmak istedi (1432/33 kışı). Sinan Paşa ile tanınmış uç beyleri Turahan ve İshak Beylerin yanına yeniçeri askeri de katıldı.

II. Murad, Serez'den Manastır'a geldi ve isyan bastırıldı. Venedik senatosu asilere yardım edilmemesi için Arnavutluk'taki resmî makamlara emirler göndermişti. Bunun üzerine dağlara sığınan Arnavut asiler Macar kralı ile bağlantı kurdular. Kral, Balkanlar'da Osmanlılara karşı yeni bir müttefik bulduğuna inanarak onları teşvik etti. Hatta 1435'te yanında bulunan Osmanlı saltanat iddiacısı Davud Çelebi'yi gizlice Arnavutluk'a soktu. Böylece Osmanlıları yarım yüzyıl uğraştıran Arnavutluk problemi ortaya çıkmış oluyordu.

Osmanlı Devleti, II. Murad'ın Selânik'i fethinden sonra Balkanlar'da Yıldırım Bayezid Devri'ndeki gücüne yeniden erişti. Eflâk ve Sırbistan, artık Osmanlı denetimine girdi. Arnavutluk ve Epir'de, Osmanlı egemenliği yerleşti. Bosna kralı, Mora despotları ve nihayet Bizans imparatoru, haraç verir duruma geldiler. Venedik de Balkanlarda elinde tuttuğu yerler için haraç ödüyordu. Bizans ve Sırp despotluğu, Fetret Devri'nde Osmanlılardan aldıkları yerlerin hepsini geri vermişlerdi.

Tuna Üzerinde Osmanlı-Macar Mücadelesi (1434)

Macarlarla 1426'da yapılan anlaşmanın süresi, 1431'de sona ermişti. Macar Kralı Sigismund, II. Murad'dan Bosna, Sırbistan, Eflâk ve hatta Tuna Bulgaristan'ı üzerindeki egemenliğinin resmen tanınmasını istedi. Padişah bu istekleri geri çevirdi. Bunun üzerine Kral, padişaha karşı kullanmak üzere saltanat iddiasında olanları yanında topladı. Bunlar, Osmanlı şehzadesi Davud Çelebi'den başka, Yanya üzerinde hak iddia eden Memnon Tocco ve Bulgar tahtını isteyen Frujin'di. Kral ayrıca Arnavut senyörleri ile gizlice haberleşiyor, diğer yandan Venedik'le Osmanlılara karşı bir ittifak yapmaya çalışıyordu. Nihayet 1434'te Bosna Kralı Tvrtko ve Sırp Despotu Vılkoğlu Georg, Sigismund'un yanına geldiler ve o kış, Macar kralı Osmanlılara karşı düşmanlığa başladı.

Sırp despotu 1433'te kızı Mara'yı, II. Murad'ın zevcesi olarak büyük bir cehiz ile (400.000 duka) Edirne'ye gönderdi. Oğlu Georg, tanınmış uç beyi İshak Bey'le İşkodra'ya kadar ilerleyerek Venediklilere karşı Zeta'da eski iddiaları yeniden gündeme getirdi. Despotun, Osmanlılara bu kadar bağlı olduğu bir sırada Macarlara katılmasının nedeni, çok belli değildir. Bunda, Mehmed Çelebi tarafından elçilikle Bizans'a gönderilen Gebze kadısı olup, daha sonra vezir olan Fazlullah'ın önemli ölçüde etkisi olduğu görünmektedir.156 Semendire'nin güçlendirilmesine izin vererek, Sırp despotuna yumuşak davrandığı ileri sürülen Sarıca Paşa azledilerek, fetih ve savaş taraftarı olan Fazlullah, devletin siyasetine hâkim oldu. 1435'te Eflâk'ın başına Macarların yardımı ile I. Vlad Drakula geldi. II. Murad, Osmanlılar aleyhine bozulan dengeyi düzeltmek için harekete geçti. 1436'da uç beylerini Eflâk ve Erdel'e gönderdi.157 Ancak bu sırada Anadolu'da durum tekrar karıştığından, Balkanlar'daki Osmanlı yürüyüşüne, kısa bir süre ara verilmek zorunda kalındı.

Tuna Üzerinde Osmanlı Egemenliği

Sigismund'un 1437'deki ölümü üzerine, Macaristan'da taht kavgası başladı. Bunun ilk sonucu Eflâk Beyi Drakula'nın oğullarını rehine olarak Edirne'ye getirmesi ve Osmanlı üstünlüğünü kabul etmesi oldu (1437). II. Murad ertesi yıl kalabalık bir orduyla Macaristan seferine çıktı. Padişah, Vidin'in üst tarafında Floridin (Florentin) Kalesi yakınında, Kamen geçidinden Tuna'yı aştı. Macarlara ait Savarın Kalesi toplarla dövüldü. Demirkapı'dan ve Orsova Kalesi önünden geçilerek Mehedia ve Şebeş kalelerine uğranıldı ve Maroş suyu takip edilerek Erdel'in merkezi olan Zeybin (Hermannstadt/Sibin/Zıbın) Kalesi 15 gün kadar kuşatıldı. Etrafa bölük bölük akıncılar gönderildi; sonra Praşova (Kronstadt/Braşov) üzerine inilerek, oradan Karpatlar (Üngürüs/Ungurus Balkanı) aşılıp Eflâk'a girildi. Yergöğü Kalesi önünden Tuna geçilerek Edirne'ye dönüldü.158 Bu sefer oldukça uzun sürmüş ve zahmetli olmuştur.159 Gidişte Sırp despotu ve dönüşte Eflâk voyvodası, bağlılıklarını göstererek Padişah'a kılavuzluk etmişlerdir.

II. Murad, bu seferde Macarlardan herhangi bir direnme görmedi. O zaman Sırbistan ve Eflâk'ın işgali mümkün görünüyordu. Drakula ve Vılkoğlu Edirne'ye çağrıldılar ise de, onlar gelmediler. Bunun üzerine II. Murad, 1439 Martı'nda Sırbistan'ı istilâ etti ve despotun merkezi Semendire'yi ele geçirdi
(27 Ağustos). Vılkoğlu daha önce burasını oğlu Gregor'a bırakıp Macaristan'a kaçmıştı. Segedin'de küçük bir ordu ile bekleyen yeni Macar Kralı Albert hiçbir yardımda bulunamadı. Osmanlı kuvvetleri yine 1439 yılında Üsküp Uç Beyi İshak Beyoğlu İsa Bey idaresinde Bosna kralının merkezi Yayça (Yaice)'yı almaya çalıştılar. Kral Tvrtko, yılda 2.500 altın haraç vermeyi kabul etti. Nihayet II. Murad, Sırp mirasının Macarlar elinde kalan güçlü ve sağlam kalesi Belgrad'ı alma girişiminde bulundu; fakat 6 ay süren kuşatmadan160 bir sonuç alınamadı. İlk kez Türklere karşı kullanılan tüfek ateşi, bu başarısızlığın nedenlerinden biri gibi görünüyor. Ancak o yıl, yeni Rumeli Beylerbeyi Şehabeddin Paşa, önemli gümüş madeni merkezi Novoberda (Novobrdo)'yı zaptetti.161

1439 Belgrad Kuşatması'nın başarısızlıkla sonuçlanması, II. Murad'ın askerî başarılarına gölge düşürdü. Macaristan'da huzur geri gelmiş ve daha sonra 1440 sonbaharında, Yanko karşı saldırılara geçerek Bosna'dan İsa Bey'i çıkarmıştı. Yanko, 1441'de Erdel'e geniş çaplı bir akın yapan Sırbistan Uç Beyi Mezid Bey'i pusuya düşürerek ölümüne neden oldu. Drakula'nın ihaneti yüzünden geri dönüş yolu kesilen Osmanlı ordusu, büyük kayıp verdi.162 Ertesi yıl beylerbeyi Hadım Şehabeddin Paşa, Anadolu askeri ve yeniçerinin takviye ettiği Rumeli ordusuyla Silistre üzerinden Eflâk'a girdi. Yanko, Türk askerinin akın için etrafa dağıldığı bir sırada, yukarı Yalomitza'da bir baskın hareketinde bulundu (Eylül 1442). Büyük kayıp veren beylerbeyi, güçlükle canını kurtarabildi. Bu yenilgiler, Batı'da Türklere karşı bir Haçlı seferi düzenlenmesini gündeme getirdi. Yanko'nun bu zaferi, Venedik'te büyük bir tören ile kutlandı. Türklerin yenilgisi, Bizans'ı da ümitlendirdi.

Morava ve İzladi-Derbendi Savaşları (1443)

Büyük kısmı tımarlı sipahilerden oluşan Osmanlı ordusunun sonbaharda dağıldığını, Yanko (Hunyadi Yanoş) çok iyi biliyordu. Dağılan eyalet askerlerinin yeniden toplanabilmesi için zamana ihtiyaç vardı. Ayrıca akıncı beyleri ile tımarlı sipahilerin kumandanları arasında geçimsizlikler olduğu gibi, kimi beyler de padişaha karşı muhalefet içerisindeydiler. Yanko, yanında Sırp despotu ve yeni Macar Kralı Ladislas olduğu hâlde Tuna'yı aştı (Ekim 1443). Kalabalık Haçlı ordusuyla ilk çarpışma, Morava nehri kenarında ve Niş civarında oldu (3 Kasım 1443). Rumeli Beylerbeyi Kasım Paşa'nın kumandasındaki Osmanlı ordusu yenilgiye uğrayarak büyük kayıplar verdi. II. Murad, Balkanlar'ın güneyine çekilmek zorunda kaldı. Yanko'nun emrindeki birleşik güçler, Rumeli kuvvetlerini bozarak Niş ve Sofya'yı aldılar. Yerli Bulgarlar düşmanla birleştiler. Düşman Meriç vadisine yol veren son Balkan geçitlerine dayandı.

Balkan geçitlerini aştıktan sonra merkez Edirne'yi tehlikeye düşürebilecek olan Haçlıların hemen durdurulması gerekiyordu. II. Murad, kış ortasında yeniçerilerle Sofya ile Filibe arasındaki İzladi (Zlatica) -derbendi denilen yere geldi ve düşmanla karşılaştı (24 Kasım 1443). Padişah, topladığı savaş meclisinde durumu görüşüp, kumandanların düşüncelerini sordu. Rumeli Beylerbeyi Kasım Paşa saldırıya geçilmesini, Turahan Bey geri çekilip fırsat çıktığında taarruz edilmesini, Evrenosoğlu İsa Bey ise savunmada kalınmasını söyledi. Sonuçta İsa Bey'in görüşü benimsendi. Düşmanın hücumuyla başlayan savaşta Osmanlı ordusu yenilgiye uğradı (24 Aralık). Düşman, derbendi geçerek
Filibe ovasına indi.163 Yalvaç (Yalowacz) denilen yerde meydana gelen savaşı, yine Osmanlılar kaybetti. Kışın şiddeti dolayısıyla Haçlılar geri döndüler. Düşmanı takibe giden Türk birlikleri, Hunyad tarafından pusuya düşürüldü. Esir edilenlerin arasında Bolu sancak beyi ve padişahın eniştesi olan Veziriazam Halil Paşa'nın kardeşi Mahmud Bey de vardı. Murad, Macarlara karşı gerektiği şekilde savaşmamış olan uç kuvvetlerinin ünlü beyi Turahan'ı tutturup Tokat'a hapse gönderdi.164 Devletin siyasetini idare eden Çandarlı Halil, bu durumda barış yapmaktan başka çare göremiyordu.165

Ergene Köprüsü'nün İnşası ve Uzunköprü Kasabası'nın Kurulması

Osmanlı Devleti'nde, ülke içinde yatay hareketliliği teşvik eden gelişmelerden biri de II. Murad Devri'nde yaşanmıştır. Osmanlı Devleti, bataklık ve ıssız yerlere, çeşitli amaçlara hizmet eden sosyal kurumlar (vakıf tesisler) kurarak, bu gibi yerlerin şenlendirilmesine büyük önem veriyordu. Bu, o bölgenin, sosyal ve ekonomik hayatının canlandırılmasına yönelik plânlı bir çalışmadır. Uzunköprü'nün bulunduğu yer, II. Murad Devri'nde eşkiyanın kol gezdiği ormanlık ve bataklık bir araziydi. Halk, eşkıyalık ve haramilik olaylarından usanmıştı. Yöre halkının şikâyet ve yakınmaları, II. Murad'a ulaştı. Halkının problemlerini çözmeyi, yönetim anlayışının bir gereği olarak kabul eden II. Murad, derhâl atlanarak şikâyete konu olan bölgeye hareket etti.

Yöre halkının şikâyetlerini haklı bulan II. Murad, 1443'te Ergene suyu üzerine bir köprü yapılmasını emretti. Gereken hazırlıklar tamamlanarak, Osmanlı ülkesinde benzeri olmayan 174 kemerli ve 392 metre uzunluğunda bir köprü yapıldı. Köprünün girişine yolcuların kalabileceği bir han, bir imaret, bir cami ve bir medreseden oluşan bir külliye yaptırdı. Topluma karşılıksız hizmet sunan bu sosyal kurumlara, gelir kaynağı olması bakımından hamam ve dükkânlar inşa ettirdi. Köprünün her iki ucunu şenlendirdi ve halkın ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir de pazar yeri kurdurdu. II. Murad, buradaki hizmetlerin kesintisiz bir şekilde devam edebilmesi için, Ergene'den başka Edirne, Malkara ve Hayrabolu'da vakıflar kurdu. Bu yeni yerleşim yerinin açılış törenine bizzat katılan II. Murad, emeği geçen mimar ve mühendislere teşekkür ederek onları ödüllendirdi. Padişah, vergiden hariç tutulan bir göçebe grubu da buraya yerleştirdi. Ülkenin değişik bölgelerinden insanlar, iskâna açılan bu yere gelerek yerleşmişler ve 13 yıl sonra 431 ailenin yaşadığı, nüfusu 2.000'i aşan Uzunköprü Kasabası ortaya çıkmıştır.166

Segedin (Szegedin) Barışı (12 Haziran 1444)

II. Murad, daha 1443 Kasımı'nda bir mütareke için Macarlarla temasa geçmişti. Sırp despotu Jorj Brankoviç'in kızı padişahın karısı Mara Sultan, bu görüşmelerin başlamasında önemli rol oynamıştır. O, Mart 1444'te yolladığı bir Rum keşişi vasıtasıyla babasından, Türklerle Macarlar arasında yapılması öngörülen barış için arabuluculuk görevini üstlenmesini istemişti. Macar Kralı Ladislas ile Transilvanya veya Erdel Voyvodası olan Hunyadi Yanoş (Jan Hunyad, ya da Yanko Hunyad) savaş taraftarı düşüncelerinden despot tarafından vazgeçirildi. Sırp despotu, Semendire ve Güğercinlik kalelerinin kendisine bırakılması şartıyla barışa taraftardı. Jan Hunyad ise, barış yapılırsa
padişahın bütün kuvvetleriyle Anadolu'ya geçeceğini, bu sayede Haçlı donanmasının kolaylıkla boğazları keseceğini, sonuçta Balkanlar'ın zahmet çekilmeden ele geçirilebileceğini hesaplayarak, barışın kendilerine yarar sağlayacağını düşündü.

Türklerin barış teklifleri, müttefiklerce de uygun bulunarak Macar kralı ile Yanko ve despotun elçileri, 1444 baharında Edirne'ye geldiler. Macar kralı elçisiyle gönderdiği 24 Nisan tarihli güven ve yetki mektubunda, yapılacak barışın padişah tarafından yeminle onaylanmasını istiyor ve kendisinin de padişahın göndereceği elçiler huzurunda aynı şekilde yeminle barış metnini imzalayacağını söylüyordu. Barış müzakereleri bir hafta kadar sürdü. Özellikle Güğercinlik Kalesi üzerinde zorlu pazarlıklar oldu. Görüşmeleri zora sokan Güğercinlik'in, Brankoviç'in ülkesine bırakılmasını Türkler kabul edince barışa varıldı. Buna göre:

1. Sırp Despotluğu, 1427'de Stefan'ın ölümündeki durumuyla ihya olunarak (Güğercinlik dahil) Sırp kralına (Vılkoğlu) verilecek ve Brankoviç'in padişahın yanındaki iki oğlu iade olunacak, buna karşılık despot da padişaha bağlılığını sürdürmeye devam edecek,

2. Her iki taraf Tuna'yı aşarak herhangi bir saldırıda bulunmayacak ve despot vergi verecek, bütün Bulgaristan üzerinde padişahın üstünlüğünü tanıyacak,
3. Eflâk beyi padişaha bağlı olmakta devam edecek, vergi verecek, fakat şahsen padişahın yanına gitmek görevinden bağışlanacaktı.

4. Esirler karşılıklı olarak iade olunacak,

5. Barış on yıl için geçerli olacak.

Anlaşma, Edirne'de padişah tarafından yeminle onaylandı (12 Haziran 1444). Osmanlılar, anlaşmanın kendi elçisi önünde kral, despot ve Yanko tarafından da ayrı ayrı yeminle onayını şart koştular.167 Bu maksatla Baltaoğlu Süleyman Segedin'e gitti. Kral ve despot yemin ettiler ise de, Yanko etmedi (15 Ağustos 1444).

II. Murad'ın Saltanattan Çekilmesi

II. Murad, batıda ve doğuda aldığı bazı yerleri geri vererek ülkesini küçültmekle birlikte, barışı sağladığını ve devletini güven altına aldığını düşünüyordu. O bu düşünceyle, 1444 Ağustosu'nda Mihaliç'te kapıkulu ve beyler önünde 12 yaşındaki oğlu II. Mehmed lehine tahttan ayrıldığını açıkladı. Bursa civarında kendisini ibadete vererek sakin bir hayat sürmeye başladı. Böyle bunalımlı bir zamanda Sultan Murad gibi tecrübeli bir kumandanın saltanattan çekilmesi Edirne'de büyük heyecan uyandırdı.

II. Murad'ın, tahtan çekilmesinin değişik sebepleri vardır. Osmanlı ordusunun Balkanlar'da uğradığı yenilgiler ve bunlara özellikle kendisinin serdar olarak bulunduğu İzladi-derbendi yenilgisinin eklenmesi, II. Murad'ın prestijini bir hayli sarsmıştı. Büyük oğlu Alâaddin'in ölümünden duyduğu derin üzüntü, uç beylerinden gördüğü muhalefet de onu böyle bir karara itmiş olabilir. Bunların yanı sıra onun, oğlu Mehmed'i tahtla bizzat tanıştırarak gelecek için çok iyi yetiştirmek istemiş olabileceği ve Bizans imparatorunun yanında fırsat kollayan başka taht iddiacılarının karşısında, halkın gözünde Mehmed'in padişahlığını sağlamlaştırmak amacını gütmüş olabileceği düşünülebilir.168

II. Murad'ın saltanattan çekiliş zamanı hakkında üç görüş vardır: Bunlardan biri, II. Murad'ın İzladi-derbendi yenilgisinden sonra oğlu Mehmed'i Manisa'dan Edirne'ye çağırması, ikincisi Karaman seferine giderken oğlu Mehmed Han'ı tahtına geçirip kaim-makam yani vekil yapması,169 üçüncüsü ise tahttan çekilmenin Karamanoğluyla yapılan barıştan (1444) sonra meydana geldiğidir. 170

II. Murad'ın saltanattan çekilişinin sayısı meselesi de günümüz tarihçilerini bir hayli uğraştırmıştır. Çağdaş Osmanlı kaynağı Gazavât-ı Murad Han adlı eserle Tarih-i Ebü'l-Feth, Âşık Paşazade ve Neşrî tarihleri II. Murad'ın tahttan bir kez ayrıldığını, Oruç Bey ve anonim tevârihler ise iki kez tahttan çekildiğini yazarlar. Aşağıda da görüleceği üzere, bugünkü yaygın görüş, II. Murad'ın bir kez tahttan çekildiği yönündedir.

Saltanat İddiacısı Şehzade Orhan Çelebi'nin İsyanı

II. Murad'ın, yetkilerini 12 yaşındaki bir çocuğa devretmesi, devleti ciddî bir bunalıma sürükledi. Çandarlı Halil, devlet içinde olağanüstü bir güç kazandı. Fakat diğer vezirler, özellikle Şehabeddin ile II. Mehmed'in lalaları Zağanos ve İbrahim Paşalar, ona karşı cephe aldılar. Öte yandan Haçlı saldırısı, her zamankinden daha tehdit edici bir durum aldı. Bizans, Venedik, Papalık ve Yanko, Türklere karşı kesin darbeyi indirmenin tam zamanı olduğunu düşünüyorlardı. Macar kralına Segedin'de verdiği yemin bozduruldu. Bütün bu olumsuz gelişmelere bakılırsa, 1444 yazı, Osmanlılar için gerçekten sıcak bir yaz olmuşa benziyor. Haçlılar, Türkleri Rumeli'den çıkarmak için, ortaya çıkan ya da kendilerinin bizzat düzdükleri olaylardan yararlandılar.

II. Murad'ın saltanattan çekilmesinden en çok yararlanmak isteyen ülke Bizans'tı. Bizans, bir taraftan Macar kralını Osmanlılar aleyhine kışkırtırken, diğer yandan Osmanlı saltanat iddiacılarından Orhan Çelebi adındaki bir şahsı Rumeli'ye gönderdi. Orhan Çelebi, Rumeli'yi ayaklandırmak ve tahtı Şehzade Mehmed (Fatih)'in elinden almak üzere, İstanbul'dan çıkarak İnceğiz'e ve buradan Ağaçdenizi (Deliorman)'ne geçti. Orada tutunamayınca Dobruca'ya çekildi. Orhan, Şehabeddin Paşa'nın sıkı takibi sonunda herhangi bir başarı elde edemedi. Orhan Çelebi, düşmanın yıkıcı amaçlarına hizmet ettiği için, Rumeli'de hiç destek görmedi. Fakat bu olay, Edirne'de halkı kaygılandırdı ve bir kısmı Anadolu'ya kaçmaya başladı.

Kimliği tam olarak bilinmeyen Orhan, tekrar İstanbul'a gitmek üzere yola koyuldu. Şehabeddin Paşa, Orhan'ı yakalamakla Şahin Paşa'yı görevlendirdi. İstanbul'a giden bütün yollar kontrol altına alındı. Zor duruma düşen Düzme, tekrar İstanbul'a varmayı başardı. Bu olay, Ankara Savaşı'ndan sonra Yıldırım'ın oğulları arasında çıkan, daha sonra Düzme Mustafa'yla devam eden olaylar zincirinin son halkasıdır. Bizans'ın, kendine sığınan şehzadeleri koruması ve onları fırsat çıktığında saltanat için kışkırtarak Osmanlı ülkesini karışıklık ortamına sürüklemek istemesi, daha önceden aşina olduğumuz olaylardır. Bizans, Yıldırım Bayezid'den İstanbul'un fethine kadar bu yola sürekli başvurmuştur. Fatih, İstanbul'u aldıktan sonra, Bizanslıların yanında kendisine karşı surlar üzerinde savaşmış olan Orhan Çelebi'yi arattı. Yakalanan Orhan Çelebi idam edildi. İşte şehzade Orhan'ın ölümü ile birlikte, Yıldırım'ın oğulları arasındaki saltanat kavgası da kesin olarak son bulmuş oldu.171 1444 yazında Edirne'de huzursuzluk havası estiği bir sırada halk ve yönetim için tatsız bir olay daha yaşandı. İçinde bulunulan bu kötü durumu fırsat bilen bazı Rafızî gruplar kargaşalık çıkardı. Macarlar Tuna'yı aştığı gün Edirne'de Hurûfî katliamı yapıldı.

Sultan II. Murad'ın Edirne'ye Çağrılması

Haçlıların sınırı geçtikleri haberi alınır alınmaz Veziriazam Halil Paşa, durumu II. Murad'a arz ederek onu ordunun başına davet etti. II. Murad'ı tekrar saltanata getirmek için Halil Paşa'ya fırsat doğmuştu. Sultan Murad'ı ikna etmek172 ve tehlikeyi belirtmek üzere Cebe Ali Bey'i173 yolladı. Nihayet Halil Paşa ve onunla beraber olan diğer devlet adamlarının tavsiyeleriyle Sultan II. Mehmed, babasını başkumandan olarak ordunun başına davet etti. 174 Bunun üzerine II. Murad, 40.000 kişilik Anadolu askerleriyle Edirne'ye hareket etti. Fakat Çanakkale Boğazı Haçlı donanması tarafından tutulduğundan, İstanbul Boğazı tarafına Güzelcehisar'a geldi. Ceneviz gemileri kiralanarak asker Rumeli sahiline geçirildi (20 Ekim 1444). İki Bizans gemisi geçişi engellemek istedi ise de, bunların biri batırıldı, diğeri ise yaralı olarak kaçtı. II. Murad acele olarak Edirne'ye ulaştı. Sultan Mehmed ile veziriazamı Edirne'de bırakarak serdar olarak ordunun başına geçti. Varna önüne gelmiş olan Haçlılar üzerine yürüdü.175

Varna Zaferi (10 Kasım 1444)

1444 Eylülü'nde Tuna'yı geçen Macar-Eflâk ordusu, Kuzey Bulgaristan üzerinden Varna yakınına kadar geldi. Aynı zamanda güçlü bir Venedik donanması Gelibolu boğazını tuttu. Sırp despotu tarafsız kalmıştı. Hıristiyan müttefiklerin savaş ilânı ve giriştikleri hazırlıkların başkent Edirne'de işitilmesi, paniğe yol açtı. Osmanlı Devleti, 1396 Niğbolu Savaşı'ndan bu yana ilk kez çok ciddî Hıristiyan tehdidiyle karşı karşıya kalıyordu.

Türk ordusunun sağ koluna Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey, sol kola Rumeli Beylerbeyi Hadım Şehabeddin Paşa kumanda ediyordu. Merkezde ise başkumandan olarak II. Murad bulunuyordu. Türk merkez cephesinin önüne bir mızrak ucuna, Segedin barış metni takılmıştı. Merkezde yeniçerilerin önünde kazıklarla korunmuş hendek bulunuyordu. Haçlıların savaş düzeni ise şöyleydi merkezde Kral Ladislas vardı. Başkumandan sıfatıyla bütün kollara kumanda edecek olan Hunyad, gezici durumdaydı. İki tarafın kuvvet durumları hakkında çelişkili bilgiler var ise de,176 çarpışan orduların birbirine denk olduğu söylenebilir.

Macar kralının ağır atlı birlikleri ile yaptığı şiddetli saldırı, başlangıçta başarılı olmuş, Osmanlı hatları dağılmış, düşman II. Murad'ın karargâhına çok yaklaşmıştı. Murad'ın geri çekilmesine Karaca Bey engel oldu. Asker, padişahın bayrağı etrafında tekrar toplandı. 10 Kasım Salı günü sabahtan ikindiye kadar süren meydan savaşında, Lehistan'ın ve Macaristan'ın genç kralı Ladislas, Yeniçeriler tarafından kuşatılarak atından düşürülüp başı kesildi. Osmanlıların karşı saldırısı zaferle sonuçlandı. Yanko güçlükle kaçabildi. Bu savaşta, Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa ile Kara Timurtaş Paşa'nın torunu Umur Bey'in oğlu Osman Bey şehit düştüler. Varna'da kazanılan bu zafer, Edirne'ye ve bütün İslâm ülkelerine müjdelendi.

Varna zaferi, Bizans'a bir bakıma ömür biçmiş, Balkanlar'da Türk egemenliğini ve yerleşmesini güçlendirip kesinleştirmiştir. Bu meydan savaşı, Haçlı düşüncesi ve saldırısının, Türkler tarafından kırılış ve iflâsının çok güzel bir örneğidir. Osmanlıların iki yıldan beri yaşadıkları bunalım, bu zaferle sona erdi.177 Varna zaferi, daha önceki I. Kosova (1389), Niğbolu (1396) ve daha sonraki II. Kosova (1448) zaferleri gibi, kuruluş döneminde Osmanlı'nın şan ve şöhretini yücelten, askerin ve halkın moralini yükselten ve ülkenin, çağın devletler sistemindeki saygınlığını artıran önemli zaferlerden biridir. Bu zafer, İstanbul'un fethini hazırlayan başarılardan biri olarak sayılabilir. Sözün özü, Varna'da elde edilen bu parlak sonuç, yalnız Osmanlı tarihi için değil, Avrupa tarihi için de önemli bir dönüm noktası olmuştur.178

Buçuktepe Olayı

Macarlar, Osmanlı tahtına çocuk denilecek yaşta birinin geçmesini fırsat bilerek, Karamanoğlu'nun da kışkırtmasıyla, 10 yıllığına imzalanmış olan Segedin barışını bozarak Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar (1 Eylül 1444). Macarlara, başta papalık olmak üzere Eflâk ve Sırp prensleriyle Alman ve İtalyanlar da katıldı. Böylece Avrupa'da büyük bir Haçlı gücü oluştu. Haçlıların Bulgar topraklarını yağmalayarak Varna'ya kadar gelmeleri üzerine Osmanlı vezirleri, II. Mehmed'in başkanlığında toplanıp babası Murad'ı tekrar iş başına getirmeye karar verdiler. II. Murad, bir rivayete göre Edirne'de tahta oturmuş, daha doğru olan bir başka rivayete göre ise, sadece Osmanlı ordusuna kumanda etmiş, dolayısıyla II. Mehmed bu savaşta padişahlığını korumuş ve Halil Paşa ile birlikte Edirne'nin muhafazasında kalmıştır. Varna Zaferi (10 Kasım 1444)'nden sonra II. Murad bir süre Edirne'de kalmış ise de, tahta geçmediği anlaşılmaktadır. Çünkü bu sırada İslâm ülkelerine gönderilen bazı fetihnâmeler II. Mehmed adına yazılmış olup, gelen cevap yazıları da onun adına gelmiştir.

O sıralarda Edirne'de II. Murad ile oğlu Sultan Mehmed'i tutan devlet adamları arasında büyük bir anlaşmazlık vardı. Veziriazam Çandarlı Halil Paşa ve Yeniçeriler, II. Murad'ı padişah görmek isterken, Şehabeddin, Zağanos ve Saruca Paşa gibi vezirler II. Mehmed'i tutuyorlardı. Çandarlı'nın barışçı politikasına karşılık rakipleri genç padişahı fetihlere, özellikle İstanbul'un fethine teşvik ediyorlardı.

II. Mehmed'in saltanattan çekilmesinin asıl sebebi olan ve tarihlere Buçuktepe Olayı olarak geçen olay da yine bu sırada Edirne'de çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nde görülen bu ilk yeniçeri ayaklanmasının görünürdeki sebebi, Osmanlı para birimi olan akçanın179 ayarının düşürülmesidir. Çünkü bu ilk para ayarlaması, askeri ve piyasayı zarara uğratmıştı. Aylardır maaşlarını (ulûfelerini) alamayan Yeniçeriler, paranın değerinin düşürülmesinden rahatsız olmuşlar ve isyan çıkarmışlardır. Yeniçeriler tarafından evi yağmalanan Rumeli beylerbeyi Şehabeddin Paşa, II. Mehmed'in sarayına sığınarak canını zor kurtarabilmiştir. Âsiler, II. Mehmed'in tahttan çekilmesini ve babasının geri gelmesini istemişlerdir. Yeniçeriler daha sonra şehrin doğusundaki tepeye çekilmişlerdir. Âsiler, isyanın bu ikinci safhasında Buçuktepe'de toplandıklarında, İstanbul'da Yıldırım Han evlâdından Orhan Çelebi'nin180 yanına gidecekleri tehdidini bile savurmuşlardır. Bu, yalnız Sultan Mehmed'i değil, Çandarlı'yı da bir hayli endişeye düşürmüştür. İsyan, yeniçerilerin maaşlarına yarım (buçuk) akça zam yapılarak yatıştırılmış ve o zamandan beri bu tepe Buçuktepe181 adıyla anılmıştır.

Bu olayı, II. Mehmed'i tahtan uzaklaştırmak için Halil Paşa tarafından tertiplendiğine dair sağlam deliller vardır. Bunun en önemli delili, Çandarlı'nın rakibi Şehabeddin Paşa'nın hedef alınmış olmasıdır. Bu olayla, II. Mehmed'in tahtı tehlikeye girmiş ve Edirne'de bir iktidar boşluğu doğmuştur. Bu olayla birlikte, asker ilk kez politikanın içine çekilmiş ve bundan böyle Yeniçerilerin iktidar üzerindeki baskısı giderek artmıştır. Olayın meydana geldiği semt, bir mahallenin adı olarak günümüze kadar gelmiştir.182

II. Murad'ın İkinci Kez Tahta Geçmesi (1446)

Başkent Edirne'de ülke ve kamu düzenini bozacak tehlikeli gelişmeler olurken, dışta da Osmanlı Devleti'ni tehdit eden olaylar yaşanmaktaydı. Nitekim, 1445 yazında bir Hıristiyan donanması Karadeniz'de faaliyette bulunurken Yanko, Tuna üzerinde harekete geçerek Rumeli'yi tekrar tehdit etti. Onunla işbirliği yapan Eflâk beyi, Yergöğü'yü ele geçirdi. Şehabeddin Paşa, düşmanın faaliyetlerini yakından takip etti. O sırada Osmanlı saltanat iddiacısı Davud Çelebi Dobruca'ya çıkarıldı ise de, bir şey yapamadı. 1446 baharında Davud Bey'in Eflâk'a yaptığı sefer, bozgun ile sonuçlandı. Bu sırada Edirne'de sözü edilen yeniçeri isyanı patlak verdi.

Görünüşe göre Halil Paşa'nın tahrikiyle isyan genişledi. İsyan, halkın da yardımıyla bastırıldı. II. Murad'ın tekrar saltanat koltuğuna oturması, devletin iç ve dış güvenliği için gerekli görülüyordu. Halil Paşa, II. Murad'ı gizlice tahta çağırdı. II. Murad, 5 Mayıs 1446'da Manisa'dan acele yola çıktı. Sonra ihtimal Edirne'deki isyan sebebi ile fikrini değiştirerek Bursa'ya geldi. Bir iç savaşa neden olmadan saltanat değişikliği yapmak, Çandarlı'nın tutumuna bağlıydı. Nihayet Ağustos sonlarında Murad, oğlunun haberi olmadan Rumeli'ye geçerek Edirne'ye geldi. II. Mehmed'e, tahttan babası lehine feragat ettiğini söylettiler. Oysa Zağanos ve Şehabeddin Paşalar bu değişikliğe karşıydılar. II. Murad, yeniçerilerin itaatinden sonra iki yıllık aradan sonra, beş yıl daha saltanat süreceği tahta, ikinci kez oturdu. Şehzade Mehmed ise, Zağanos ve Şehabeddin Paşalarla birlikte Manisa'ya gönderildi.183

Mora'nın Osmanlı Egemenliği Altına Alınması (1446)

Sultan Murad'ın ikinci kez tahta geçmesine sebep olan olaylardan biri de, Mora Despotu Konstantin'in kışkırtıcı davranışlarıdır. Mora, Bizans imparator ailesine mensup despotlar tarafından idare ediliyordu. Yıldırım Bayezid Devri'nde Osmanlı nüfuzu altına girmiş ise de, Ankara Savaşı bunun çok kısa sürmesine neden oldu. Hatırlanacağı gibi, Evrenosoğlu İsa Bey, Arnavutluk seferinden sonra güneye doğru yönelmiş, Osmanlıların Gürdüs dedikleri Korintos Kalesi'ni yıkarak Mora'ya girmişti (Mayıs 1423). Mora despotu, 1444'ten beri Bizans'ın haçlı siyasetini desteklemek üzere güneyde Osmanlılara karşı hareketlerde bulunmaktaydı. 1445 baharında Pindos dağlarına kadar akınlarını genişletti. Osmanlılara bağlı olan Atina dukası, sultandan yardım istedi.184

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu sıkışık durumdan yararlanmak isteyen Despot Konstantin, Korent Boğazı'na yakın yerlerin kendisine bırakılmasını Murad'dan istedi. Gönderdiği elçi padişah tarafından Serez'de bir süre hapsedildi. Tekrar tahta çıkar çıkmaz II. Murad'ın ilk işi Mora'ya sefer yapmak oldu.185 II. Murad, Turahan Bey emrindeki birlikleri önceden gönderdi. Makedonya-Teselya üzerinden Mora'ya hareket eden II. Murad, 1446 Kasımı'nda Hexamilion (Kerme ya da Germe) suru önünde göründü. Son derece sağlam olan Germe Hisarı'nın yıkılabilmesi için toplar döküldü. Top ateşi ile sur döğüldükten sonra genel saldırıya geçildi. Padişah bizzat savaşa katıldı. Surlar ele geçirilerek yıkıldı. Akıncılar yarımadanın her tarafına yayılırken II. Murad, Patras ve Klarentza'ya kadar ilerledi. Mora Despotu Konstantin Dragazes, Germe Hisar surlarının sağlam kalan yerlerini yıktırmayı ve her yıl Osmanlı Devleti'ne belirli miktarda haraç göndermeyi kabul etmek suretiyle yerini korudu. Padişah oradan Edirne'ye döndü.186

II. Murad'ın Arnavutluk Seferleri (1448, 1450)

Osmanlıların Arnavutluk harekâtı ilk kez 1410 ve daha sonra 1423 ve 1424 yıllarında yapılmıştı. Arnavutluk'un güçlü ve soylu ailelerinden Kastriyota ailesinden Mirdita Beyi Yani Kastriyota, Osmanlı egemenliğini kabul ederek oğullarını rehin olarak Osmanlı sarayına göndermişti. Bu çocuklardan Jorj'a Müslüman olunca İskender adı verildi. İskender, uzun yıllar saray eğitimi almış ve sancak beyi olmuştu. Babasının ölümü (1443) üzerine, ülkesi Osmanlı topraklarına katılmıştı.

İskender Bey, bir fırsatını bulduğunda kaçıp, Mirdita'yı ele geçirmek istiyordu. O, muhtemelen Jan Hunyad'la Osmanlılar arasındaki Morava Savaşı'nda ordudan kaçtı. Kroya (Akçahisar) sancağına tayin edildiğine dair elde ettiği uydurma bir fermanla Akçahisar'a giderek mücadelesine başladı.

1448'de İskender'in amca oğlu Hamza Bey, Arnavut ilinde İskender Bey'e karşı düşmanlık olduğunu söyleyerek, Akçahisar'ı almak için padişahtan izin istedi. Yapılan durum değerlendirmesinde II. Murad'ın bizzat sefere çıkması kararlaştırıldı. Arnavut ilinde Kocacık Hisarı (Svetigrad) ile bazı küçük kaleler fethedildi.187 Fakat bu sırada Jan Hunyad'ın Macar, Erdel ve Eflâk (Ulah) kuvvetleriyle Tuna'yı aşarak Sırp topraklarına girmek üzere oldukları haberi alındı. II. Murad, Kroya kuşatmasını kaldırarak Sofya'ya çekildi. Rumeli birliklerini terhis etti.

II. Murad, 1450'de ikinci kez Arnavutluk seferine çıktı. Manisa'dan çağrılarak Şehzade Mehmed'in de sefere katılması sağlandı. Arnavutluk'ta İskender'in merkezi olan Akçahisar kuşatıldı. Akçahisar, sarp ve sağlam bir kaleydi. Orada dökülen toplarla kale dövüldü. Kuşatma iki ay sürdü. Kış mevsiminin gelip çatması üzerine, herhangi bir sonuç alınamadan Edirne'ye dönüldü. Şehzade Mehmed sefer dönüşü Edirne'den sancağı Manisa'ya gitti. 188

Kosova Zaferi (17-20 Ekim 1448)

Türklerin yeniden güçlendiğini gören Eflâk Beyi I. Vlad Drakula, padişah ile anlaşmak istedi ise de, Yanko tarafından öldürüldü (1447). II. Murad, o yaz Edirne'de kaldı. Papa ve Macar kralı ile ilişkide bulunarak yardım alan eski Arnavut beyinin oğlu İskender Bey, Arnavutluk yolu üzerindeki Kocacık Hisarı'nı ele geçirmişti. Onun Venedik'le arasının açılması üzerine, Osmanlılar durumu elverişli gördüler ve 1448 yazında büyük bir ordu ile Arnavutluk'a gelerek Kocacık Hisarı'nı zaptettiler. Fakat az sonra Yanko'nun Arnavutluk'a doğru yürüdüğü haberi alındı.

Sofya'ya çekilen padişah, ordusunu yeniden düzene soktuktan sonra Kosova189 civarında düşmana savaşı kabule mecbur bıraktı. Zorlu bir savaştan sonra Macarlar yenildiler (17-20 Ekim 1448). Yanko, 1444'teki gibi, ateşli silâhlar ile güçlendirilmiş arabaların himayesinde geri çekilebildi. Sırplar, daha önce olduğu gibi, bu kez de Macarlarla işbirliği yapmadılar ve Karamanlılar Murad'a asker yardımında bulundular. Böylece Kosova ovasında Türkler ikinci kez parlak bir zafer kazandılar.

Yanko, Kosova'ya doğru yürürken hamisi Eflâk Beyi Danoğlu Vladislav, bu tarafta Niğbolu'dan geçip Osmanlı topraklarına saldırmıştı. 1449'da yeni RumelibBeylerbeyi Dayı Karaca Bey, Yergöğü'yü geri alarak güçlendirdi ve Turahan Bey idaresindeki akıncı kuvvetleri Eflâk'a girdiler. Osmanlıların desteklediği II. Vlad Drakula, Eflâk Beyliği için Vladislav ile mücadeleye girdi.190

II. Murad'ın Ölümü (3 Şubat 1451)

Arnavutlak'taki Akçahisar Kalesi'nin aylarca süren kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması, halkı kaygıya düşürmüş ve padişahı üzmüştü. Bu kötü hava, Şehzade Mehmed'in görkemli ve çok konuşulacak olan düğünüyle giderilmeye çalışılmıştı. II. Murad'dan büyük bir övgüyle söz eden çağdaş tarihçi Şükrullah, bu gazi padişahın, Selânik, İzladi-derbendi, Varna, Mora ve Kosova Savaşlarına bizzat katılarak başkumandanlık yaptığını yazar. Büyük başarılara ve zaferlere imza atmış olan Sultan II. Murad, oğlu Şehzade Mehmed'in düğününü müteakip hastalanarak öldü (3 Şubat 1451). II. Mehmed, Manisa'ya dönüşünden kısa bir süre sonra babasının ölüm haberini aldı. II. Murad'ın ölümü de babası Çelebi Mehmed'inki gibi gizli tutuldu. Ölüm sebebi hakkında değişik rivayetler söz konusudur. Edirne'de Meriç nehri üzerindeki Ada'ya yaptığı gezintiden atla dönüşünde soğuk alıp hastalanmış ve daha kuvvetli bir rivayete göre de nüzul isabet ederek ölmüştür. Öldüğünde 48 yaşındaydı. II. Murad, 1446 Ağustosu'nda tanzim ettirdiği vasiyetnamesinde, oğlu Alâaddin'in bitişiğine gömülmesini, yanına soyundan kimsenin defnedilmemesini istemiştir.

II. Murad Devri'nin, İç ve Dış Siyaset Açısından Genel Bir Değerlendirmesi Batıda: Sultan II. Murad, amcası ve kardeşi ile yapmak zorunda olduğu saltanat kavgasını bitirdikten sonra, Batıda Selânik yüzünden Venedik'e, Eflâk ve Sırp olayları yüzünden Tuna üzerinde Macarlara karşı yürüttüğü mücadeleleri başarı ile sonuçlandırdı (1430). Bunu izleyen 10 yıl içerisinde gerek Balkanlar'da gerek Anadolu'da, Yıldırım Bayezid Devri'ndeki durumun geri getirilmesi için büyük mücadeleler verilerek, özellikle Balkanlar'da önemli başarılar elde edildi. Ne var ki, 1441-1444 yıllarında ülkenin her iki yakasında da ciddî gerilemeler yaşandı. Venedik ve Macaristan, bir Haçlı seferi düşüncesiyle, büyük bir koalisyon oluşturarak Osmanlıları Avrupa'dan çıkartmak amacını güttüler. 191 Ancak onların bu düşünceleri 1444 Varna Zaferi ile büyük ölçüde kırıldı. II. Murad Devri, Osmanlıların Balkanlar'da yayılması ve yerleşmesi açısından önemli olmuştur. Nitekim Bizans tarihçisi Dukas'ın yazdıkları da çizilen bu başarı grafiğini doğrulamaktadır.192 Timur'un Anadolu'yu işgalinden beri, Osmanlıların Anadolu'da zayıflamaları sebebiyle, Rumeli ve Edirne, gittikçe önem kazanmıştı. Sırbistan, Hamid ili, Mora, Arnavutluk ve İstanbul'un alınması gibi konular ise, II. Mehmed'in saltanat devresinde çözülebilmiş ve imparatorluk da gerçek anlamda bu dönemde kurulabilmiştir.

Doğuda: Bu dönemde, Osmanlı Devleti Doğuda daha dikkatli bir politika izlemek zorunda kaldı. Bunda, Timuroğlu Şahruh'un Anadolu'ya karşı izlediği yayılma politikası etkili oldu.193 II. Murad'ın, ülkenin Anadolu yakasındaki en büyük başarısı, 1425'te Batı Anadolu'daki eski beylikleri tamamıyla Osmanlı topraklarına katmasıdır.

Merkezde: II. Murad'ın iktidarını belirleyen güçler merkezde veziriazam ve kapıkulu, eyaletlerde ise uç beyleri olmuştur. Murad'ın, ikinci kez tahta geçmesinde, yeniçerilerin ayaklanması en önemli etken oldu.194 Bu olayla birlikte Osmanlı tarihinde, saltanat değişiklikleri için Yeniçerilerin gücüne başvurulması yolu açılmış oluyordu. Osmanlı aristokrasisiyle ilk mücadele eden de II. Murad olmuştur. Paşalar ve beyler arasında eskiden beri süregelen nüfuz mücadelesine dayanan geçimsizlik, bu zamanda daha da şiddetlenerek devlete zarar verir hale gelmişti. II. Murad, bu problemin çözümünü, devletin üst görevlerine, padişahlara daha sadakatli olan, devşirme sisteminden gelen kişileri getirmekte gördü. Kuşkusuz, bu uygulamadan Türk aristokrasisi büyük yara aldı. II. Mehmed'in saltanatında, bu politik uygulama daha da genişletildi. Bu tür idarî tasarrufta bulunan padişahlar, kendi devirlerinde ve sonrasında şiddetle eleştirilmişlerdir.

Uçlarda: II. Murad Devri'nde, uç beyleri de devlet içinde söz sahibi olacak bir güce eriştiler. Başlangıçta Mihaloğlu Mehmed Bey (ö. 1422), ondan sonra Paşa Yiğitoğlu Turahan Bey, uç kuvvetlerinin kumandanı oldular. Turahan Bey, birinci uç bölgesini oluşturan Tırhala ve Yenişehir merkez olmak üzere, Yunanistan ve Mora'ya yapılan akınları yönetti. İkinci uç bölgesi, başlangıçta Selânik'e karşı Serez ve sonra Arnavutluk'ta Ergiri'ydi. Bu bölge, Evrenosoğullarının faaliyet alanıydı. Üçüncü uç bölgesi Üsküp olup, burada Paşa Yiğit Bey'den sonra, evlâtlığı İshak Bey, onun ölümü üzerine oğlu İsa ve Mustafa Beyler hâkim oldular. Onların faaliyet alanı, özellikle Sırbistan ve
Bosna'ydı. İshak Bey, akınlarını Hırvatistan ve Dalmaçya'ya kadar genişletti. Dördüncü bölgenin merkezi Vidin olup, buradan Sırbistan, Macaristan ve Eflâk'a karşı seferler yapıldı. Bu uçta, Vidin'de Sinan Bey faaliyet halindeydi. Alacahisar alındıktan sonra, Sinan Sırbistan'a karşı kurulan bu ucun başına geçti ve Vidin Uç Beyliği Mezid Bey'e verildi. Niğbolu'da Firuz Bey'in oğlu Mehmed Bey ve Silistre'de Kümülüoğulları faaliyette idiler. Uç beyleri, padişahı ve merkezî gücü temsil eden beylerbeyine karşı gelmekten, düzmeleri desteklemekten çekinmediler. O yüzden II. Murad, uç beylerine hiçbir zaman güvenmedi. II. Murad'dan sonra, uç beylerinin 1420'lerdeki güç ve kudretleri tarihe karışmıştır.

II. Murad Devri'nde İlim, Kültür ve Sanattaki Önemli Gelişmeler

Kuruluştan, II. Murad'a uzanan zaman kesitinde, klâsik eğitim kurumları olan medreselerdeki normal eğitim öğretim faaliyetleri dışında,195 ilim ve kültür adına çok önemli çalışmaların yapılmış olduğu söylenemez. Gerçekten özellikle fen bilimleri açısından bakıldığında, Osmanlı ilim ve kültür hayatında kayda değer bir canlılık gözlenmez. II. Murad Devri'ne gelindiğinde ise, ilim, sanat ve kültüre karşı duyulan ilginin, daha önceki devirlerle kıyaslanamayacak ölçüde arttığı görülür.196 Kuşkusuz, Osmanlı ilim ve kültür tarihinde önemli bir dönüm noktası teşkil edecek böylesine güzel bir tablonun ortaya çıkışında Murad'ın kişiliğinin büyük rolü olmuştur. İlme, sanata, kültüre ve bunların temsilcilerine büyük değer veren II. Murad, bu tür çalışmaların uzağında olan biri değildi. O, kendisi bizzat şiir197 ve musiki ile uğraşmıştır. II. Murad, bilgin, şair ve musikişinasları sarayında toplayarak çevresinde âdeta akademik bir kurul oluşturmuştur. Bu devirde telif ve tercüme yoluyla Türk kültürüne kazandırılan eserlerin önemli bir bölüğü, doğrudan onun emir ve teşvikleriyle ortaya çıkmıştır.

Arap ve Fars diliyle yazılmış kimi eserlerin Türkçeye çevirilerinin yapılarak198 Türk kültürüne kazandırılmasının yararı daha sonra görülmüştür. Dinî, edebî, tarihî, ahlâkî eserlerle, siyasetnameler, menakıbnameler, musikiye dair eserler ve lûgat çalışmaları, kısaca ilmin çeşitli disiplinlerinde yapılan telif ve tercümeler, II. Murad Devri'nde ilim ve kültürde ulaşılan seviyenin en önemli göstergesidir. Onun zamanında mensur yahut nazım nesir karışık çok sayıda telif veya tercüme eser yazılmış olup, bunların yirmi biri Padişah'a ithaf olunmuştur.199 Ayrıca bu dönemde tasavvufî akımlarda da önemli ölçüde ilerleme olmuştur.

II. Murad saltanatında Osmanlı medreselerindeki akademik kadroda Mısır, İran, Türkistan ve Kırım gibi ilim merkezlerinden gelen tanınmış bilginler bulunuyordu. Osmanlı ülkesinden, ilim meraklısı bazı kişiler ise yüksek öğrenimlerini İslâm dünyasının önde gelen ilim merkezlerinden biri olan Kahire'de yapmışlardır.200 Yerli ve yabancı bilim adamlarından oluşan bu seçkin akademik kadronun, boşalan kadrolar doldurulup daha da genişletilerek, II. Mehmed Dönemi'ne devredildiğini göz ardı etmemek gerekir.

II. Murad Devri, Türk tarihçiliğinin temellerinin atıldığı bir devir olması açısından özel bir anlam taşır. Bu alandaki çalışmalar ve ortaya çıkan eserler, onun başlattığı geniş kapsamlı millî kültür hareketinin bir sonucudur. Osmanlı tarihinin temel kaynaklarından olan tarihî takvimlerle,201 Türkçe kronikler yanında özel bir değer taşıyan gazavat-nâme202 ve fetihnâme203 türünden eserlerin ilk örneklerinin, daha fazla gecikmeden bu dönemde ortaya çıkmış olması, Osmanlı tarih yazıcılığının204 bundan sonraki çalışmalarına, özellikle çeşitlilik yönünden örnek olmuştur. Onun emriyle yazılan eserler arasında, Oğuz geleneğinin günümüze taşınmasını sağlayan Yazıcızade Ali'nin Tarih-i Âl-i Selçuk'u,205 Molla Ârif Ali'nin, XI. yüzyıldaki Anadolu fethine ait Dânişmendnâme'si sayılabilir. Kâşifî'nin Gazânâme-i Rûm'u,206 anonim Gazavât-ı Murâd Hân ve Yazıcı-zade Mehmed Bîcan'ın, dinî edebiyatın ölümsüz eserlerinden Muhammediye'si de bu devirde yazılmıştır. Özet olarak, II. Murad Devri sadece siyasî, askerî ve idarî alanda elde edilen başarılar, devlet ve toplum hayatındaki düzenlemeler ve yapılanmalar açısından değil, yoğun denilebilecek ilim, kültür ve sanat çalışmaları bakımından da II. Mehmed Devri için sağlam bir alt yapı oluşturmuştur.

Değişik Yönleriyle II. Murad

Osmanlı tarihleri, II. Murad'ı orta boylu, ak benizli, koyu elâ gözlü, kumral saçlı, güler yüzlü, ılımlı, adaletli, kararlı, cesur, olgun ve insaflı olarak tasvir ederler. Çok yönlü kişiliğiyle Osmanlı padişahlarının en renkli simalarından biri olan II. Murad, zevk ve eğlence hayatından hoşlanırdı. Bununla birlikte, ülke savunması söz konusu olduğunda, içki sofrasından kalkarak ordusunun başında sefere gitmeyi bilecek kadar da sorumluluk sahibiydi. Fakat kendisinde ne babasının ne de oğlunun azim ve iradesi vardı. Onun, eğlenceye ve içkiye olan aşırı düşkünlüğü, devrinde eleştiri konusu olmuştur. Bütün devlet işlerini, saltanatının başından sonuna kadar, kendilerine çok güvendiği Çandarlızade İbrahim Paşa ile onun oğlu Halil Paşa'ya bırakmıştır. II. Murad, babası Mehmed Çelebi gibi, sözüne ve yaptığı anlaşmalara daima bağlı kalmıştır. Başka hükümdarlardan da aynı şekilde hareket etmelerini beklerdi. Sözünden dönenleri, anlaşmaları bozanları cezasız bırakmazdı. Karamanoğlu'na ve Macar Kralı Ladislas'a bu yüzden cevabı sert olmuştur.

II. Murad, geleceğin İstanbul fatihi olacak oğlu II. Mehmed'e bırakacağı devletin güçlü olması için büyük çaba gösterdi. Oturduğu iktidar koltuğunun, Anadolu ve Rumeli'de düşmanları olduğunu çok iyi biliyordu. O yüzden Şehzade Mehmed'in, her bakımdan en iyi şekilde yetişerek saltanata hazırlanması için, bütün imkânları sonuna kadar kullanmaktan çekinmedi. Onun, vaktinden önce saltanatı terk ederek, ülkeyi idare etme gibi ağır bir görevi ve sorumluluğu şehzadesinin omzuna yüklemek istemesinin arkasında yatan esas düşünce de buydu.

II. Murad, Osmanlı padişahları arasında padişahlığı, oğlu lehine kendi isteğiyle bırakan tek padişahtır. O böylece, tac ve taht hırsını yenerek, büyük bir olgunluk göstermiş ve örnek bir davranış sergilemiştir. Bu cesur, metin, özel hayatında pek duygulu, içli adamı olaylar çok yormuş, yıpratmıştı. Fakat o tahtı bıraktığı hâlde taht onu bırakmadı; içte ve dışta meydana gelen gelişmeler, onu ikinci kez saltanata geçmek zorunda bıraktı (1446).

Kuruluş Devri'nde, Osmanlı fikir ve düşünce hayatında en büyük gelişme bu padişah zamanında yaşanmıştır. Bunda, kendisinin bizzat ilme, şiire, edebiyata ve mûsikiye karşı olan merakı ve sevgisi önemli rol oynamıştır. II. Murad, Osmanlı padişahları arasında şiirle uğraşan ilk padişahtır. Bilgin ve şairlerin koruyucusuydu. İlmin ve sanatın temsilcilerini teşvik eder, eser sahiplerini cömertçe ödüllendirirdi. Bu devirde, daha önceye oranla, Osmanlı ülkesindeki bilgin, şair ve sanat adamlarının sayısında büyük bir artış olmuştur. Bu anlamda II. Murad, ülke kalkınmasında siyasî, askerî ve ekonomik gücün yanında bilim, sanat ve kültürün de çok önemli bir yer tuttuğunun farkına varan ilk padişahtır. Onun, eğlence meclislerinden olduğu kadar bilimsel toplantılardan ve sohbetlerden de büyük bir zevk aldığı bilinmektedir.
II. Murad, babası Çelebi Mehmed kadar olmasa da, barışsever bir padişahtı. Onun devrinde görülen büyük meydan savaşları, dışarıdan gelen tehlikeler ve Osmanlı topraklarına karşı yapılan saldırılar yüzündendir. II. Murad, dedesi Yıldırım Bayezid ve oğlu Fatih ölçüsünde, asker kişiliğiyle tanınan bir padişah değildi. II. Murad'ın siyaset, askerlik, idare, ilim, kültür ve sanat alanında elde ettiği başarılarının yanında, Anadolu'da ve Rumeli'de, topluma ve ülkeye kazandırdığı çok sayıda eser vardır. Osmanlı'yı yücelten, en önemli iki zaferin kahramanı II. Murad, Kuruluş Dönemi Osmanlı padişahları arasında köprü yapımına en çok önem verendir.207

II. Murad, İslâm ülkeleriyle de yakından ilgilenmiştir. O aynı zamanda, Hicaz'a "surre" göndererek Arabistan halkını Osmanlılara ısındıracak İslâmî bir siyasetin başlatıcısı olarak kabul edilir.208 Görüldüğü gibi II. Murad, Kuruluş Devri'ndeki Osmanlı padişahları arasında, çok yönlü kişiliğe sahip olanıdır.209



1 Y. Halaçoğlu, "Ankara Savaşı", DİA, III, 210 vd.; İ. Aka, "Timur'un Ankara Savaşı Fetihnâmesi", Belgeler, XI/15 (1986), 1-22.
2 Asil, zarif, okumuş, bilgili kimseler için kullanılan bir unvandır. Kelimenin aslı hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş ise de, bugüne kadar kesin bir sonuca varılamamıştır. Ortaya atılan görüşlerden en eski ve en çok ilgi göreni, çelebinin Türkmen dilinde Allah'ın isimlerinden biri olan çalaptan geldiği görüşüdür. Osmanlılarda özellikle XIV. yüzyıldan XVIII. yüzyıla kadar kültürlü yüksek zümreye mensup olanlar, ilmiye ricali, divan şairleri, kalem ehli, Divân-ı Hümâyun kâtipleri gibi genel olarak okumuş, bilgili kimselere, hatta bazı gayri müslimlere bu unvanın verildiği görülmektedir. Tespit edilebildiği kadarıyla, Osmanlılarda ilk kez Yıldırım Bayezid'in şehzadeleri için kullanılan bu unvanın, Fatih Devri'nden itibaren artık bu anlamda kullanılmadığı görülmektedir. Fazla bilgi için bk. M. İpşirli, "Çelebi", DİA, VIII, 259; G. Doerfer, Türkische und Mongolische Elemente im Neupersischen, (Wiesbaden 1967), III, 89-91.
3 İ. H. Uzunçarşılı, "Mehmed I", İA, VII, 496-506.
4 F. Başar, "Fetret Devri", DİA, XII, 480-482.
5 M. C. Şehabeddin Tekindağ, "Mûsâ Çelebi", İA, VIII, 661-666.
6 M. T. Gökbilgin, "Süleyman Çelebi", İA, XI, 179-182.
7 Şükrullah (Behcetü't-tevârih, Atsız nşr., Osmanlı Tarihleri, İstanbul 1949, I, 58), Yıldırım Bayezid'in sırasıyla Er-tuğrul, Süleyman Bey, Sultan Mehmed, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Mustafa adlarında altı oğlu olduğunu, Ertuğrul'un babasının sağlığında öldüğünü, Mustafa'nın babası ile tutsak olup belirsiz olduğunu yazar. Anonim tevârihler (meselâ bk. Anonim Osmanlı Kroniği (1299-1512), haz. N. Öztürk, İstanbul 2000, 56) de Yıldırım Bayezid'in altı oğlundan, ismini vermedikleri bir oğlunun Ankara Savaşı'nda belirsiz olduğunu, hayatta Emir Süleyman, İsa, Mehmed, Musa ve Kasım Çelebi olmak üzere beş oğlu kaldığını kaydederler.
8 İ. H. Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, (Ankara 19862), 31-45.
9 Fazla bilgi için bk. Sevim, "Fetret Devri'nin Önemli Kişiliği İne Bey Hakkında", Uluslararası Osmanlı Tarihi Sempozyumu Bildirileri, (İzmir, 8-10 Nisan 1999), 26-33.
10 Fazla bilgi için bk. Behiştî (Ahmed Sinan Çelebi), Tevârih-i Âl-i Osman, (British Museum, Add. Gr. Mr. 7869'dan çekilmiş olan nüsha Süleymaniye Ktp. Mikrofilm Arşivi nr. 2764), 40a-47b; Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ, yay. F. R. Unat-M. A. Köymen, Ankara 19872, I, 368-407; Rûhî Çelebi, Rûhî Târîhi, haz. Y. Yücel-H. E. Cengiz, Belgeler, XIV/18 (1992)'den ayrı basım, 400-411; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara 19723), I, 347 vd.; İ. H. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, (İstanbul 1971), I, 143 vd.
11 Edirne'de hükümdarlığını ilân eden Emir Süleyman, Osmanlı ülkesinin tamamına sahip olamadığından bazı yabancı ve yerli tarihçiler tarafından Osmanlı padişahları listesine dahil edilmez. Ancak Gelibolulu Mustafa Âlî, yıllarca adına hutbe okunduğunu, eski devirlerde çok kısa süre hükümdarlık yapanların olduğunu ileri sürerek bu görüşe katılmaz (Kitâbü't-târîh-i Künhü'l-ahbâr, haz. A. Uğur-A. Gül-M. Çuhadar-İ. H. Çuhadar, Kayseri 1997, 179 vd.)
12 Anonim, (Öztürk), 57; Âşık Paşa-zade, Tevârih-i Âl-i Osman, (Âlî Bey nşr., İstanbul 1332), 81; Hoca Sadeddin, Tâcü't-tevârih, (İstanbul 1279), I, 218 vd.
13 İsa Çelebi'nin Anadolu'da başına gelenleri işiten Süleyman Çelebi, huzuruna çağırdığı beylerine Mehmed Çelebi hakkında şunları söylemiştir: "ben kail degilüm ki, ulu karındaşımuz tururken kiçi taht-ı hilâfete çıkup saltanat eyleye. Anatolı'ya geçelüm, eger âdâb-ı mütâba'at yerine getürüp muhâlefet itmeyüp gelürse memlekden hükûmet itmege hayli yer ta'yîn idem." (Behiştî, 55a-
b).
14 F. Başar, "Fetret Devri'nde Osmanlı-Bizans Münâsebetleri (1402-1413) ", Prof. Dr. Fikret Işıltan'a 80. Doğum Yılı Armağanı, (İstanbul 1995), 247-260.
15 Emir Süleyman'ın Bizans'la yaptığı anlaşma için bk. G. T. Dennis, "1403 Tarihli Bizans-Türk Antlaşması", çev. M. Delilbaşı, AÜDTCFD, XXIX/1-4 (1971), 153-166. Ayrıca bk. E. Zachariadou, "Süleyman Çelebi in Rumili and the Ottoman Chronicles", Der Islam, LX (1963), 268-296; Dukas, Bizans Tarihi, (çev. Vl. Mirmiroğlu, İstanbul 1956), 47 vd. Ayrıca bk. Dukas'ın Bonn baskısından ( 78) naklen İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 328, not 1; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, (çev. F. Işıltan, Ankara 1981), 513; İ. H. Danişmend, Kronoloji, I, 147 vd. Bu anlaşmaya göre, Süleyman Çelebi Kartal, Pendik, Gebze ile bazı adaları ve Misivri'ye kadar Karadeniz sahilini, Rumeli'de Selânik, Teselya ve diğer kimi yerleri Bizans'a terk etmekteydi. Emir Süleyman aynı zamanda bazı ticarî imtiyazlar vermek suretiyle Venedik ve Cenevizlilerle de anlaşmıştı (3 Haziran 1403). Bu iki İtalyan Cumhuriyeti Timur'un Rumeli'ye geçmesine engel olacaklardı. Emir Süleyman ayrıca Sırp Despotu Stefan Lazaroviç ile de bazı tavizlerde bulunarak anlaşmıştı (İA, XI, 180).
16 Anonim, (Öztürk), 56. Bu hususta Bizans tarihçisi Dukas (Mirmiroğlu, 47) ise şunları yazmaktadır: "Süleyman Çelebi batı tarafına geçerek İstanbul'a girdi ve İmparatorun ayaklarına kapanarak aşağıdaki ricalarda bulundu. Ben senin oğlunum, sen ise benim babamsın. Bundan sonra aramıza ne fitne, ne fesat, ne de rezalet girecek. Yalnız cetlerimden kalan yerler için beni Trakya beyi yap dedi. Henüz rüşte erişmemiş kardeşlerinden birini ve Fatma Hatun adında bir yeğenini rehin olarak İmparatora bıraktı. Bundan başka İmparatora Selânik'i ve Zitunio'ya kadar Strimone (Ustrumca) nehri havalisi ile Mora'yı verdi." Bu anlaşma Türk devlet ricalinin ve özellikle Evrenos Bey'in muhalefetine rağmen vuku bulmuştur. Emir Süleyman'ın ağır yükümlülük altına girdiği bu anlaşmayı, öbür kardeşlerinin kendisine karşı girişecekleri mücadelede Bizans'ın yardımını sağlamak ve diğer Hıristiyan devletleriyle de ihtilâfa düşmemek maksadıyla imzaladığı anlaşılmaktadır ve anlaşma 3 Haziran 1403'te imzalanmıştır. Bunun için bk. 16. Asırda Yazılmış Anonim Grekçe Osmanlı Tarihi, Giriş ve Metin, (1373-1512), haz. Ş. Baştav, Ankara 1973, 68.17 Hatırlanacağı gibi, daha sonra Fatih Sultan Mehmed'in oğullarından Cem Sultan da ağabeyi Bayezid'e benzer bir teklifte bulunmuştu. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki topraklarında Bayezid, Anadolu'da ise Cem Sultan hüküm sürecekti. Devletin bütünlüğünü ciddî biçimde tehdit eden bu tehlikeli teklif kabul görmemişti. Bunun için bk. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara 19753), II, 163 vd.
18 "İsa Bey dahi mektubu elçi elinden alıp, okuyup, mazmûnını bilip, cevâb verdi ki, şimdi ben ulu karındaşım, taht benim elimdedir. Ol henüz bir genç oğlandır. Beylik anın nesine gerektir." (Neşrî, Unat-Köymen, II, 425 vd.; Tâcü't-tevârih, I, 224).
19 Hoca Sadeddin (Tâcü't-tevârih, I, 235) hamamda yakalanıp boğdurulduğunu yazmaktadır. Neşrî (Unat-Köymen, II, 451)'de, "andan İsa Bey, ol aradan kaçup Karaman'a düşüp ol yerde nâ-bedîd oldı. Ayruk nâm u nişânı belürmedi" kaydı yer almaktadır. İsa Çelebi'nin bertaraf edilmesine dair üç türlü rivayet vardır: Bir rivayete göre İsa'yı Musa, diğer bir rivayete göre Mehmed ve nihayet üçüncü bir rivayete göre de Bizans gemileriyle Rumeli'den Anadolu'ya geçen Emir Süleyman ortadan kaldırmıştır. Bunun için bk. Danişmend, Kronoloji, I, 147.
20 Çelebi Mehmed-İsa Çelebi mücadelesi için bk. Behiştî, 51b-58b; Neşrî, (Unat-Köymen); II, 425-451; Dukas, (Mirmiroğlu), 42, 48, 49; Uzunçarşılı, İA, VII, 496-506; aynı yazar, Osmanlı Tarihi, I, 330-333.
21 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey, 81), Anonim (Öztürk, 56) ve Oruç b. Âdil, (Tevârih-i Âl-i Osman, Die frühosmanischen Jahrbücher des Urudsch. Nach den handschriften zu Oxford und Cambridge erstmal herausgegeben und eingeleitet von Fr. Babinger, Hannover 1925, 37) Mehmed Çelebi ile İsa Çelebi arasındaki mücadelelerden hiç söz etmezler. Onlar, İsa'nın Ankara Savaşı'nı müteakip Musa Çelebi tarafından ortadan kaldırıldığını yazıyorlar.
22 Bu anlaşmaya göre (1409), Karamanoğlu'nun yanında bulunan Musa Çelebi, Mehmed Çelebi'ye sâdık kalmak şartıyla Rumeli'ye geçirilerek orada Emir Süleyman aleyhinde faaliyetlerde bulunacak ve bu suretle, Anadolu'da bulunan Emir Süleyman Rumeli'ye dönmeye mecbur kalacaktı. (Neşrî, Unat-Köymen, II, 473 vd.; İA, XI, 181).
23 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 430 vd.; M. Delilbaşı, Türk Hükümdarlarına Ait Yunanca Ahidnâmeler ve Nâmeler (XIII-XV. yüzyıl), (yayınlanmamış Doçentlik tezi, Ankara 1980), 98 vd.
24 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 482 vd.; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 426. Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey, 82); Anonim, (Öztürk, 58), Emir Süleyman'ın Edirne'den İstanbul'a doğru yola çıktığını, uğradığı bir köyde düğüncüler tarafından öldürüldüğünü; kardeşinin bu şekilde öldürülmesine öfkelenen Musa Çelebi'nin köy halkını evlerine kapatarak ateşe verdiğini yazar. Krş. Dukas, (Mirmiroğlu), 55.
25 Behcetü't-tevârih (Atsız, 59) ve Neşrî (Unat-Köymen, II, 487) Emir Süleyman'ın sekiz yıl on ay ve on yedi gün saltanat sürdüğünü yazmaktadır. Anonim tevârihlere göre, yedi yıl padişahlık yapan Emir Süleyman'la kardeşi Musa Çelebi arasındaki saltanat çekişmesinden halk bezmişti. (Meselâ bk. Anonim, Öztürk, 59).
26 Fazla bilgi için bk. P. Wittek, "Ankara Bozgunundan İstanbul'un Fethine (1402-1455)", çev. H. İnalcık, Belleten, VII/27 (1943), 557-589.
27 "Rum-ili tovıcaları Mûsa Çelebi'yi alup, toğrı Edrene'ye getürdiler. Zîrâ evvelden tovıcalar bunı geçmeğe işitdiler ki, babası Yıldırım Han zamanında akıncı beği idi." Bunun için bk. Oruç Bey, (Babinger), 38.
28 Anonim, (Öztürk), 59; Oruç Bey, (Babinger), 39.29 Pravadi: Bulgaristan'da Varna'nın 30 km. kadar batısında kasaba.
30 Anonim, (Öztürk), 61.
31 J. von Hammer'e göre (Devlet-i Osmaniye Tarihi, M. Ata trc., İstanbul 1336, I, 107), İstanbul'a giden İbrahim Paşa, Manuel ile görüştükten sonra Musa Çelebi'ye karşı cephe alarak
Edirne'ye dönmedi, Çelebi Mehmed'in yanına gitmek istediğini bildirdi. Bu durum üzerine Musa Çelebi İstanbul'a gelerek şehri kuşattı.
32 Dukas, (Mirmiroğlu), 56 vd.
33 Musa Çelebi'nin Rumeli'deki egemenlik alanı için bk. Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 82 vd.
34 Ostrogorsky, Bizans Tarihi, (Işıltan), 515.
35 "Sultan Muhammed'ün yanında Bayezid Paşa idi. Sultan Muhammed'ün vezîri idi. Sultan Muhammed ayıtdı: 'Rum-ili'ne geçmeğe tedârük idün' dedi. Ol zaman Kör Şahmelik İstanbul'dan çıkup Sultan Muhammed'e gelmiş idi. Paşa, : Rum-ili'ne geçmek isterüz. Tedbîr nedür dediler. Kör Şahmelik ayıtdı: 'Tekvura elçi gönderelüm. İstanbul'un tekvurıyla barışalum. Andan gayrı yirden imkân yokdur' dedi. Gelibolu Musa'nundur. Heman Gelivize kadısı Fazlu'llâh'ı elçiliğe gönderdiler. Kadı, tekvur ile begâyet hoş idi. Gelüp buluşup Sultan Muhammed ile tekvurı barışdurdı. Sultan Muhammed dahı Bursa'dan göçdi. İstanbul tekvurı gemiler gönderdi, Sultan Muhammed'i Rum-ili'ne geçürdi." (Anonim, Öztürk, 61; Âşık Paşa-zade, Âlî Bey, 83 vd. ).
36 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 84.
37 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 492 vd.; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 314.
38 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 487 vd.; Anonim, (Öztürk), 60 vd.; Uzunçarşılı, "Mehmed I", İA, VII, 500.
39 "Evrenos Beğ, Musa'nun korkusından körliğe urdı. Andan Evrenos Beğ'ün.. Evrenos Beğ dahı gördi kim Musa'nun fi'li azgundur... Andan Musa Çelebi, Evrenos Beğ'i ol hâlde gördi, inandı. Ayıtdı: "Gerçekdür, gözsiz olmış" dedi. Gine destûr virdi yerine gönderdi." (Anonim, Öztürk, 59 vd. ).
40 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 503 vd.
41 Alâaddin-ovası: Sırplara karşı yaptığı savaşta Bizans imparatoru Kantekuzenos'un yardımına gönderilen Orhan Gazi'nin kardeşi Alâaddin Paşa'nın ordusunun konduğu yer. (Neşrî, Unat-Köymen,.
42Çamurlu/Çamurlu-ova: Bulgaristan'da Samako civarında. İki kardeş arasındaki bu savaş bataklık bir arazide meydana geldiğinden, buraya Çamurlu ya da Çamurlu-ova adı herhalde Türklerce verilmiş bir isim olmalı.
43 İhtiman: Bulgaristan'da Filibe'nin 85 km. kuzeybatısında bir kasaba.
44 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 507 vd.
45 "Sultan Muhammed, Edrene'den göçüp Sofya'ya çıkdı. Samako'da Musa ile buluşup ugraşdılar. Musa sındı kaçdı. Musa'nun bir kulı var idi. Derzi Saruca dirlerdi. Musa'nun atı sinirin çaldı. Musa düşdi. Suraca Musa'yı dutdı. Sultan Muhammed'e getürdi. Musa'nun kaydın gördiler. Ol gice Bursa'ya dedesinün yanına gönderdiler." (Anonim, Öztürk, 61 vd.; Âşık Paşa-zade, Âlî Bey, 84).
46 "Mehmed'in kumandanlarından birisi, onu takip etmekte iken, Musa geriye dönerek, bunu öldürdü. Kumandanı arkasından gelen süvari kölesi Musa'nın sağ elini omuzundan keserek, bataklığa attı. Tek kollu kalan Musa, fazla kan kaybettiğinden bayıldı ve atından düştü. Kumandanın kölesi, Mehmed Çelebi'ye gelerek efendisinin Musa tarafından öldürüldüğünü ve Musa'nın yaralanmasını anlattı. Mehmed Çelebi'nin gönderdiği adamlar Musa'yı bataklıkta ölü olarak buldular ve cesedini alarak Mehmed Çelebi'nin önüne getirdiler." (Dukas, Mirmiroğlu, 58).
47 Öldürür Mûsâ'yı kaçdı Mustafâ. İğribos'da habs olur ol bâ-vefâ (Düstûrnâme-i Enverî, nşr. M. Halil [Yınanç], (İstanbul 1929), 92).
48 Mufassal Osmanlı Tarihi, (heyet tarafından, İstanbul, tarihsiz), I, 239 vd.
49 .50 Dukas, (Mirmiroğlu), 59 vd.; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 347 vd.
51 Dukas, (Mirmiroğlu), 48-52, 54, 58, 62-67, 71-73; Neşrî, (Unat-Köymen), I, 497 vd.; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 429 vd.; Uzunçarşılı, I, 350 vd.; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 243; F. Emecen, "Cüneyd Bey", DİA, VIII, 122.
52 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 85 vd.; Behiştî, 78b-80a; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 517-523.
53 Behcetü't-tevârih, (Atsız), 60; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 87 vd.; Behiştî, 81a-82a; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 527 vd.; Oruç Bey, (Babinger), 42 vd.; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 434; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 352 vd.54 Françes (Bonn baskısı, 90)'den naklen Uzunçarşılı, Osmanlı
Tarihi, I, 354.
55 Dukas, (Mirmiroğlu), 66.56 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 355.
57 Behcetü't-tevârih, (Atsız), 61; Kemal, Selâtîn-nâme (1299-1490), haz. N. Öztürk, Ankara 2001, 131 vd.; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 88 vd.; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 536, 537; Anonim, (Öztürk). 63; Oruç Bey, (Babinger), 43; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 435.58 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 355 vd.
59 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 89; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 537-541; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 434 vd.
60 Anonim, (Öztürk), 63; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 90 vd.; Oruç Bey, (Babinger), 43; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 543.61 Anonim, (Öztürk), 63-65; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 83, 84, 91, 92; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 543-551; Oruç Bey, (Babinger), 43-45; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 360­367; B. Dindar, "Bedreddin Simâvî", DİA, V, 331-334.
62 Orhan Şaik Gökyay ("Şeyh Bedreddin'in Babası Kadı mı? ", Tarih ve Toplum, Sayı 2 (1984), 16-18), Bedreddin'in babasının kadı olmayıp Hacı İlbey'in yanında Dimetoka ve çevresini fethe giden gazilerden biri olduğunu, onun bu şekilde tanınmasının "gazi" kelimesinin bir kopya veya telâffuz hatası sonucu "kadı" şeklini almış olabileceğini bazı delillerle ortaya koymuştur.
63 H. İnalcık, "Osmanlı Tarihi Kronolojisi", Osmanlı/Siyaset, (Ankara 1999), I, 119.
64 B. Dindar, Şayh Badr al-DOn MahmNd et ses W#rid#t, (doktora tezi), Paris 1975.
65 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 96-100; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 557-567; Kemal, Selâtîn-nâme, 114; Anonim, (Öztürk), 47, 48, 70; Oruç Bey, (Babinger), 34, 35; Dukas, (Mirmiroğlu), bk İndeks; M. C. Şehabeddin Tekindağ, "Mustafa Çelebi", İA, VIII, 687-689; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 367-372.
66 Mustafa'yı Çağatay etti esir. Nice yıldan sonra geldi ol Emir (Düstûrnâme-i Enverî, M. Halil, 91).
67 Dukas, (Mirmiroğlu), 71.
68 İmparator Manuel, Çelebi Mehmed'e gönderdiği mektupta şunları söylemiştir: "Malum olduğu üzere, hakikaten ben sana baba olmayı vadettim, sen de benim evlâdım olmayı kabul ettin. Her iki taraf bu taahhütleri muhafaza etmeye mecburdur. Allah'tan korkan ve İlâhî emirleri ifa eden böyle yapar. Bu taahhütlerimizden ayrılacak olursak, baba evlâdına karşı hiyanet etmiş olur, evlât ise babasının katili mevkiine düşer. Ben yapmış olduğum yeminlere uygun olarak hareket edeceğim, sen yeminlerini tutmak istemiyorsan, zararı yok, haksızlık yapanları İlâhî adalet cezalandırır. Bana iltica edenleri senin eline teslim etmek hakkındaki talebini ifa etmek değil, böyle bir teklifi dinlemek bile istemem. Zira mültecileri teslim etmek, hükümdarlara yakışır muamele değildir. Bunu ancak zalimler yapar... bir tek Allah'a ve biz Hristiyanların itikat ettiğimiz ekanim-i selâseye yemin ederim ki, hükümdarlığın devam ettikçe ve sen hayatta bulundukça mülteci Mustafa ile arkadaşı Cüneyd hapishaneden çıkmayacaklardır." (Dukas, Mirmiroğlu, 72).
69 Dukas, (Mirmiroğlu), 73.
70 Selâtîn-nâme ( 132, b. 1521) ve Ruhi Tarihi (Yücel-Cengiz, 435)'nde, Edirne'de rahatsızlanan Çelebi Mehmed'in, 5 ay 23 gün hasta yattığı kaydı yer almaktadır.
71 Çelebi Mehmed'in saltanat süresini Behcetü't-tevârih (Atsız, 62), 7 yıl, 8 ay ve birkaç gün; Kemal (Selâtîn-nâme, 132, b. 1522), 7 yıl, 11 ay ve 12 gün; Neşrî (Unat-Köymen, II, 551) 7 yıl 11 ay ve birkaç gün olarak gösteriyor.

72 Leben und Taten der Türkischen Kaiser, Die Anonyme Vulgârische Chronik Codex Barberinianus Graecus 111 (Anonymus Zoras), Übersetzt, Eingeleitet und Erlâutert von R. F. Kreutel, (Graz-Wien-Köln 1971), 64.
73 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 374 vd.; aynı yazar, "Mehmed I", İA, VII, 505 vd.; M. T. Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası, (İstanbul 1952), 196-203; R. E. Koçu, Osmanlı Padişahları, (İstanbul 1981), 54-58.
74 Fazla bilgi için bk. A. Kazancıgil, Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji, (İstanbul 1999), 69 vd.
75 Behcetü't-tevârih, (Atsız), 62; Kemal, Selâtîn-nâme, 135; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 107; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 555; Dukas, (Mirmiroğlu), 77.
76Chalkokondyles (Halkondil) (Histoire de la Decadence de L'empire Grec et l'Etablissement de Celui des Turcs, Paris 1620, 1632, 102)'den naklen İnalcık, "Murad II", İA, VIII, 598.
77 "Mehmed vasiyetini yaparken düşündü ki, iki evlâdım imparatorun ellerinde olacak, bu suretle Murad gailesiz ve gürültüsüz bütün memleketin sahibi olacak, âsiler baş kaldıramayacaklar, küçük çocuklar ise, haksız ölümden kurtulmuş olacaklar ve ömürlerinin sonuna kadar ihtiyaçları, kardeşleri olan padişah tarafından temin edilecektir." (Dukas, Mirmiroğlu, 78).
78 "Oğullarının en büyüğü Murad Çelebi'yi veliahd edip öldü." (Behcetü't-tevârih, Atsız, 61 vd. ); "Sultan henüz vefât itmedin vasiyet itmişdi kim, Sultan Murad'ı tahta geçürün, demiş idi." (Oruç Bey, Babinger, 45); "Sultan Muhammed dahı hayatda iken vasiyyet itmişdi kim Sultan Murad'ı yirine geçüreler, pâdişâh ideler." (Anonim, Öztürk, 66).
79 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 555; Oruç Bey, (Babinger), 45.
80 Behcetü't-tevârih, (Atsız, 62), Çelebi Mehmed'in kendisinden sonra tahta oğlu Murad'ın geçeceğine dair vasiyetini, diğer oğlu Mustafa Çelebi tanımayıp, saltanatı ele geçirmek için asker toplayarak başkaldırdığını ve bu yüzden öldürüldüğünü yazıyor.
81 Bu anlaşmaya göre, Mustafa Çelebi oğlunu İmparatora rehin olarak bırakacak, Gelibolu ile Selânik'in güneydoğusundaki Aynaroz'a kadar olan yerleri, Karadeniz'den Eflâk sınırına uzanan sâhil şehirlerini ve Teselya'yı Bizans'a teslim edecekti. (Dukas, Mirmiroğlu, 85).
82 Dukas, (Mirmiroğlu), 77, 80 vd.
83 Behiştî (89b) ve Ruhi Tarihi (Yücel-Cengiz, 435), Mustafa Çelebi'nin saltanat davasına kalkışında Bizans imparatorunun teşvik ve kışkırtmalarına, aralarındaki anlaşmaya dikkat çekiyor.
84"Sultan Murad dahı tahta geçdi, oturdı, âlem karış murış olmağa başladı. İzmir-oğlı ve Menteşe-oğlı ve Aydın-oğlı ve Saruhan-oğlı ve Hamid-oğlı baş kaldurdılar." (Oruç Bey, Babinger, 46; "Sultan Murad hicretün sene-i 824 yılında tahta oturdı. Andan Sultan Muhammed'in oğlanları her tarafdan baş kaldurdılar, âlem karış murış oldı. İzmir-oğlı ve her tarafun beğleri yir yirin deprendiler." (Anonim, Öztürk, 66).
85 Âşık Paşa-zade (Âlî Bey, 96 vd. ), Neşrî (Unat-Köymen, II, 557 vd. ), Behiştî (89b vd.); Oruç Bey (Babinger, 46) ve anonim tevârihler (meselâ bk. Anonim, Öztürk, 66 vd.), Yıldırım Bayezid'in oğlu Mustafa Çelebi'nin, birinci ve ikinci saltanat davasına kalkışını, birbirine karıştırmışlardır. Bu tarihçilere göre, Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra Mustafa Çelebi Selânik'ten çıkarak Vardar-Yenicesi'ne ve oradan Serez'e, daha sonra da Edirne'ye, buradan Gelibolu'ya geçmiş ve bütün Rumeli beyleri onun hükümdarlığını tanımışlardır.
86 Dukas, (Mirmiroğlu), 86.
87 Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz, 435) ve Behiştî (90a), Gelibolu kalesi beyi Şah Melik'in kaleyi teslim etmediğini yazıyor.
88 Grekçe Anonim, (Baştav), 119.89 Chalkokondyles (Halkondil) (Histoire de la Decadence de l'Empire grec et l'Etablissement de Celui des Turcs, Paris 1620, 1632, 107)'den naklen Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara 19723), I, 377, not 2.
90 Halkondil ( 107)'den naklen İnalcık, İA, VIII, 599. Krş. Grekçe Anonim, (Baştav), 118 vd. Anonymus Zoras, (Kreutel, 66 vd. ), aynı bilgileri vermekle birlikte, 100.000 altın diyor.
91 Fazla bilgi için bk. Behiştî, 90b; Anonim (Öztürk), 66 vd.
92 Behiştî, 91b, 92a.
93 Sazlıdere: Edirne'nin kuzeybatısında Meriç nehrine dökülen ırmak.
94 Dukas, (Mirmiroğlu), 87 vd.
95 Dukas, (Mirmiroğlu), 91.
96 Behiştî, 90a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 379.
97 İ. Bostan, "Azeb", DİA, IV, 312-313.
98 Behiştî, 92a.
99 Dukas, (Mirmiroğlu), 92, 95 vd.
100 Dukas, (Mirmiroğlu), 96 vd.; Halkondil ( 107)'den naklen İnalcık, İA, VIII, 600.
101 M. Braun (Lebensbeschreibung des Despoten Stefan Lazarevic, Wiesbaden 1956, 58)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 600.
102 N. Iorga (Notes et Extraits Pour Servir â l'histoire Des Croisades, Paris 1899, 1900, I, 312)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 600.
103 A. Mumcu, "Dîvân-ı Hümâyun", DİA, IX, 430-432.
104 Iorga (Notes, I, 316)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 600. Ruhi Tarihi (Yücel-Cengiz, 435), Mustafa Çelebi'nin yeğeni Murad'a karşı mücadele için 20.000 azep ve 50.000 atlı ile, Anadolu'ya hareket ettiğini yazıyor.
105 Anonim, (Öztürk), 67-69; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 559; Uzunçarşılı, "Mihaloğlu Mehmed Bey neden dolayı Çelebi Mehmed tarafından Tokat Kalesi'nde hapsedilmiştir?", Belleten, XXI/81 (1957), 173-188.
106 Bazı tarihler (meselâ bk. Âşık Paşa-zade, Âlî Bey, 99; Neşrî, Unat-Köymen, II, 563 vd. ), Mustafa Çelebi'nin, mevsim dolayısıyla yükselen Biga suyunu geçemediğini, geçidi göstererek kendisine yardımcı olan Biga kadısına rüşvet verdiğini, ağırlığını bırakarak 5-10 adamıyla üçüncü günde Gelibolu'ya ulaştığını, gemilere el koyarak boğazın kotrolünü ele geçirdiğini, Mustafa'ya yardımcı olan kadının padişah tarafından idam ettirildiğini yazıyorlar.
107 Anonim, (Öztürk), 67-69; Behiştî, 93a-b; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 99; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 559 vd.; Oruç Bey, (Babinger), 46 vd.; Dukas (Mirmiroğlu), 102 vd.
108 Âşık Paşa-zade (Âlî Bey, 99 vd. ) ve Neşrî (Unat-Köymen, II, 565), II. Murad'ın, Tahâretsiz Hatib'in Cenevizden dört bin floriye bir tüccar gemisi satın aldığını, II. Murad'ı ve askerini bu gemiyle Ece-ovası'na geçirdiğini ve oradan da Gelibolu'ya ulaştırdığını yazmaktadır. Krş. Anonim, (Öztürk), 69; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 436.
109 "Mustafa'yı kovdılar. Kızılağaç-Yenicesi'nde tutdılar. Yine Edirne'ye getirdiler. Hisar burcundan aşağı asakodılar." (Behiştî, 97a-b; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 100; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 565; Oruç Bey (Babinger), 47; Dukas, (Mirmiroğlu), 106-109.
110 Meselâ, kişiliği hakkında fazla bilgi sahibi olmadığımız Mustafa Çelebi'yi, Âşık Paşa-zade (Âlî Bey, 86, 89), bize düzme olarak tanıtıyor.
111 Dukas, (Mirmiroğlu), 109; Oruç Bey, (Babinger), 46 vd. Ayrıca bk. Anonymus Zoras, (Kreutel), 65 vd.
112 Fazla bilgi için bk. İ. Galip, Takvim-i Meskûkât-ı Osmaniye, (İstanbul 1307), 24; Ali, "Mustafa Çelebi Akçeleri", Türk Tarih Encümeni Mecmuası, (sene 15), 387-390; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 379, not 4; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 273.
113 Şehzade Mustafa Çelebi olayı hakkında farklı rivayetler için bk. Danişmend, Kronoloji, I, 184 vd.
114 Dukas, (Mirmiroğlu), 109 vd.; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 389 vd.; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 274 vd.
115 Iorga (Notes, I, 325)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 600.
116 M. C. Şehabeddin Tekindağ, "Mustafa Çelebi", İA, VIII, 689.
117 Osmanlı devletine, ilk zamanlardan itibaren önemli hizmetlerde bulunmuş olan bu akıncı ailesi için bk. M. T. Gökbilgin, "Mihal-oğulları", İA, VIII, 285-292.
118 İstanbul'un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler, yay. O. Turan, Ankara 19842, 23 ve 61; krş. Iorga (Notes, I, 324 vd. )'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 600; Dukas, (Mirmiroğlu), 109 vd.
119 II. Murad Devri'nin bu önemli kişiliği için bk. A. Şimşirgil, "Rumeli Beylerbeyi Yörgüç Paşa'nın Hayatı ve Vakıf Eserleri", Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Armağanı, (İstanbul 1995), 459-471.
120 Dukas, (Mirmiroğlu), 113; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 567-573; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I. 390-393.
121 Dukas (Mirmiroğlu, 113), Manuel'in Murad'ın kumandanlarını elde etmek ve şehzade Küçük Mustafa'yı tahta çıkarmak için, Mustafa'nın lalası Şarabdar İlyas'a mektup gönderdiğini ve büyük mitarda para verdiğini yazıyor.
122 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 105 vd.; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 625.
123 Danişmend, Kronoloji, I, 190.
124 Selânik'in Türkler tarafından ilk fethine dair değişik rivayetler için bk. G. T. Dennis, "The Second capture of Thessalonica 1391 or 94, or 1430?", Byzantinische Zeitschrift, 57 (1964), 53-61; J. W. Barker, Manuel II Palaeologus (1391-1425), (New Jersey 1969), 446-453.
125 Bk. yukarıda not 15.
126Andronikos'un, Selânik'i Venediklilere 50.000 floriye sattığı yolundaki iddiası ve bunu reddeden kaynaklar için bk. Johannis Anagnostis, "Selânik (Thessalonik)'in Son Zaptı Hakkında Bir Tarih", yay. M. Delilbaşı, Ankara 1989, 2, not 3.
127 H. İnalcık, "Byzantium and the Origins of the Crises of 1444 under the Light of Turkish Sources", Actes du XIIe Congres International d'Etudes Byzantines, (Beograd 1964), II, 159-165.
128 Dukas, (Mirmiroğlu), 118.
129 Anagnostis, Selânik'in Son Zaptı, 6 vd.
130 Iorga (Notes, I, 373-394 ve 409)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 602.
131 Takvimler, (Turan), 61; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 107-109; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 583-587; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 438; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 400 vd.; İnalcık, İA, VIII, 602.
132 Takvimler, (Turan), 61; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 101-105.
133 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 109 vd.; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 586; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 400.
134 Takvimler, (Turan), 41; İnalcık, İA, VIII, 606.
135 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 103, 111-115; İnalcık, İA, VIII, 606.
136 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 121; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 617-619; İnalcık, İA, VIII, 606.
137 Takvimler, (Turan), 31, 41; Anonim (Öztürk), 78; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 119; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 637-662; Oruç Bey, (Babinger), 53; krş. H. İnalcık, Fâtih devri, I, 56.
138 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 130; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 637-645; Kemal, Selâtîn-nâme, 144 vd.; Anonim, (Öztürk), 78; Oruç Bey, (Babinger), 53; İnalcık, Fâtih Devri, I, 33; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 427 vd.
139 M. Braun, Lebensschriebung des Despoten Stefan Lazareviç, (Wiesbaden 1956), 60; İnalcık, İA, VIII, 602.
140 Stanojeviç ("Die Biographie Stefan Lazarevic's von Konstantin", Archiv für Slavische Philologie, 1986, XVIII, 459-470)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 602.
141 İnalcık, İA, VIII, 602.
142 Takvimler, (Turan), 63; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 119-122; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 613-617; İnalcık, İA, VIII, 602 vd. Güğercinlik fetihnâmesi için bk. Feridun Bey, Münşeat, (İstanbul 1275), I, 195 vd.
143 N. Iorga (Geschichte des Osmanischen Reiches, GOR, I, 392)'den naklen İnalcık, İA, VIII,
144 Iorga (Notes, I, 485-488)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 603.
145 Görgü tanığı olarak Grek tarihçisi J. Anagnostis'in, Selânik'in Türkler tarafından bu son fethine dair kaleme aldığı adı geçen eseri, Türk ve Bizans kaynakları ile karşılaştırma imkânı sunması dolayısıyla büyük önem taşır. Diğer kaynaklar için bk. Anagnostis, Selânik'in Son Zaptı, 16-20.
146 Anagnostis, Selânik'in Son Zaptı, 41-43.
147 Fazla bilgi için bk. H. İnalcık, Hicrî 835 Tarihli Sûret-i Defter-i Sancak-ı Arnavid, (Ankara 1954), XVIII.
148 Münşeat, I, 198.
149 M. Delilbaşı, "Sultan II. Murad'ın Fethinden Sonra, (29 Mart 1430), Selânik'te İzlediği Politika ve bir Hamam Kitâbesi", Tarih Araştırmaları Dergisi, XIV/25 (1982), 361-364. Fetihten sonra Selânik şehrine yapılan iskân için bk. Dukas, (Mirmiroğlu), 121; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey, 118 vd. ), "Vardar-Yenicesi halkını sürdiler, Selânik'e getürdiler."; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 610-612.
150 Iorga (Notes, I, 524 vd.)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 604.
151 Takvimler, (Turan), 27; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 611-613; Iorga (GOR, 409)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 604.
152 Iorga (Notes, I, 526)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 604.
153 Oruç Bey, (Babinger), 50, 114; Münşeat, I, 199; Iorga (GOR, I, 409)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 604.
154 M. Delilbaşı, "Selânik ve Yanya'da Osmanlı Egemenliğinin Kurulması", Belleten, LI/199 (1987), 75-101.
155 Iorga (GOR, I, 409)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 604.
156 Dukas, (Mirmiroğlu), 126; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 101; Oruç Bey, (Babinger), 51.
157 Iorga (GOR, I, 419)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 605.
158 İnalcık, İA, VIII, 607.
159 Macaristan'a karşı düzenlenen bu seferin Âşık Paşa-zade (Âlî Bey, 124) ve Neşrî, (Unat-Köymen, II, 623) 45 gün, Hadîdî ( 196) 50 gün, Ruhi Tarihi (Yücel-Cengiz, s, 440) 3 ay, Kemal (Selâtîn-nâme, 143, b. 1646) ise 4 ay sürdüğünü yazıyor.
160 Oruç Bey, (Babinger), 52.
161 Takvimler, (Turan), 31; Anonim, (Öztürk), 77; Oruç Bey, (Babinger), 52; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 635; İnalcık, İA, VIII, 607 vd.
162 Iorga (GOR, I, 425 vd.)'dan naklen İnalcık, İA, VIII, 607; Anonim, (Öztürk), 77; Âşık Paşa­zade, (Âlî Bey), 129; Oruç Bey, (Babinger), 52.
163 Dukas, (Mirmiroğlu), 132 vd.
164 "Heman kim Anatolı kâfir ile dutuşduğı gibi Turhan Beğ Rum-illi ile döndi kaçdı. Rum-illi'nün kaçduğın kâfir göricek Anatolı üzerine galebe geldi. Anatolı'yı sıdılar. Halil Paşa kardaşı Mahmud Beğ anda habs oldı. Hayli şikest vâki' oldı, Rum-elli'nün kalplığı ucından. Eğer Turhan Beğ olmasa İzlâdi-derbendi'nde bir kâfir kurtulmazdı." (Anonim, Öztürk, 78).
165 İzladi ve Varna savaşları hakkında bugün elimizde çağdaş çok önemli bir kaynak bulunuyor: H. İnalcık-M. Oğuz, Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân (İzladi ve Varna Savaşları, 1443-1444, Üzerinde Anonim Gazavâtnâme), Ankara 1978. Bu konuda diğer Osmanlı tarihi kaynakları için bk. A. Erzi, "Türkiye Kütüphanelerinden Notlar ve Vesikalar II, II. Murad'ın Varna Muharebesi Hakkında Fetihnâmesi", Belleten, XIV/56 (1950), 595-647. Ayrıca bk. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 422 vd.; Danişmend, Kronoloji, I, 208 vd.
166 Kemal, Selâtîn-nâme, 139; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 116; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 603­605, 679; Oruç Bey, (Babinger), 51; Hadîdî, 183 vd.; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livası, 216 vd.; B. Yediyıldız, "Osmanlı Toplumu", Osmanlı Medeniyeti Tarihi, (İstanbul 1994), I, 484 vd.
167 İnalcık, Fatih Devri, I, 17-28; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 426 vd.; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 312 vd.
168 İnalcık, Fatih Devri, I, 35-37; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 430 vd.; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 315 vd.
169 İnalcık, İA, VIII, 607 vd.
170 Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 317.
171 İnalcık, Fatih Devri, I, 37, 38, 96, 132.
172 "Sultan Murad'a Manisa'da haber olup Sultan Murad gelmeyüp, varın beğünüz anda Sultan Muhammed'dür, varın uğraşun dedi. Âkıbet beğler: Biz sensüz varmazuz. Sen bile olmak gereksin dediler, ikdâm itdiler." (Anonim, Öztürk, 79).
173 Oruç Bey, (Babinger), 55.
174 Tursun Bey (Tarih-i Ebü'l-Feth, haz. M. Tulum, İstanbul 1977, 34 vd. ), Sultan Murad'ın padişahlığı oğluna bırakmaktan duyduğu pişmanlığı açığa vurmadığını, tekrar saltanata gelmesi işini çözmeyi güçlü vezir Halil Paşa'ya bıraktığını, Paşa da beğlerin ağzından Varna gazasına II. Murad'ın gitmesinin uygun olacağını, savaş bittikten sonra tekrar padişah olacağı konusunda Sultan Mehmed'i ikna ettiğini yazıyor.
175 Münşeat, I, 214, 221; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 434 vd.
176 Oruç Bey, (Babinger, 55), Yanko'nun kumandasındaki Macar, Çek, Nemçe, Lâtin, Alaman, Leh, Sas, Bosna ve Eflâklılardan oluşan haçlı ordusunun 60.000 kişi olduğunu ve 400 top arabaları bulunduğunu söylüyor.
177 Gazavât-ı Sultân Murâd Hân, (İnalcık-Oğuz), 55-72; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 126, 132; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 649-657; Kemal, Selâtîn-nâme, 147 vd.; Anonim, (Öztürk), 80 vd.; Oruç Bey, (Babinger), 56 vd.; Dukas, (Mirmiroğlu), 134 vd.; İnalcık, Fatih Devri, I, bk. İndeks; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 435-439; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 319-333; Danişmend, Kronoloji, I, 214 vd.; M. T. Gökbilgin, "Varna", XIII, 210-214. Varna Savaşı üzerinde diğer kaynaklar için bk. Gazavât-ı Sultân Murâd Hân (İnalcık-Oğuz), 110 ve yukarıda dipnot 199.
178 A. Özcan, "Buçuktepe Vak'ası", DİA, VI, 343-344.
179 H. Sahillioğlu, "Akçe", DİA, II, 225-227.
180 Orhan Çelebi'nin kimliği konusundaki değişik rivayetler için bk. İnalcık, Fatih Devri, I, 69, not 2.
181 "Sultan Muhammed yeni akça kesdürdi, sene-i 849 yılında. Yine Edrene'de karâr itdi. Tahta geçüp hükm ü hükûmet iderken Edrene şehri oda yandı, helâk oldı, sene-i 849 yılında. Andan sonra yeniçeri baş kaldurup Buçuk depesi üzerine çıkup, şehir halkına velvele düşüp Hadım Paşa'yı öldürmek istediler. Hadım Paşa kaçup Sultan Muhammed sarayına düşdi. Andan halâs olup, âhirü'l-emr yeniçerinün buçugar pul ulûfelerin arturdılar, yeniçeri sâkin oldı." (Anonim, Öztürk, 81). Krş. Oruç Bey, (Babinger), 59.

182 Neşrî, (Unat-Köymen), II, 647-657; Oruç Bey, (Babinger), 58 vd., Grekçe Anonim, (Baştav), 134 vd.
183 İnalcık, Fatih Devri, I, 76-104; Danişmend, Kronoloji, I, 215 vd.
184 İnalcık, İA, VIII, 610.
185 II. Murad zamanındaki bu Mora seferinin tarihi için bk. A. Kurat, "Bizans'ın Son ve Osmanlıların İlk Tarihçileri. Türklerin 1446'da Mora'yı Haraca Bağlamalarına Ait Bizans ve Osmanlı-Türk Kaynaklarında Verilen Malumatın Mukayesesi", TM, III (1935), 185-206.
186 Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 127 vd.; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 631 -635; Anonim, (Öztürk), 81; Oruç Bey, (Babinger), 59; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 443 vd.; İnalcık, İA, VIII, 601; aynı yazar, Fatih Devri, I, 91, 98, 105; Uzuçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 441-443; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 337-339; Danişmend, Kronoloji, I, 218 vd.
187 "Sultan Murad Yuvan iline sefer idüp ve Arnavud ve Kocacık vilâyetin ve iki pâre kal'a dahı alup, Yuvan ilini yağma ve tâlân idüp ve Arnavud beği İskender'i kaçup..." (Anonim, Öztürk, 82). Kemal (Selâtîn-nâme, 149, b. 1726) ve Oruç Bey (Babinger, 59) de adı geçen kalenin alındığını yazıyorlar.
188 Yerli ve yabancı kaynakların, Akçahisar (Kroya)'a düzenlenen seferin zamanı ve alınıp alınmadığına dair verdikleri bilgiler olduça karışık ve çelişkilidir. Anonim (Öztürk, 84) ve Oruç Bey (Babinger, 64) Akçahisar'ın alınmadığını söylerken, Âşık Paşa-zade (Âlî Bey 124 vd.), Neşrî (Unat-Köymen, II, 657 vd.), Ruhi Tarihi (Yücel-Cengiz, 444) ve Hadîdî ( 213 vd.) ise iki ay kuşatıldığını, ancak dağdan gelen suyun kesilmesi suretiyle fethedildiğini kaydederler. Halkondil (Paris neşri, 156) ile Hammer (Ata Bey, II, 147)'e ve onların kullandıkları kaynaklara dayanan Uzunçarşılı (Osmanlı Tarihi, I, 445, not 3), kalenin alınmadığını söylüyor. İnalcık (Fatih Devri, I, 109) ise, 1448'de Kocacık-hisarı'nın alındığını, 1450'de Akçahisar kuşatmasının ise neticesiz kaldığını yazıyor. Krş. Danişmend, Kronoloji, I, 223.
189 Kosova'nın Osmanlılar zamanındaki idarî statüsü için bk. M. Münir Aktepe, "Kosova", İA, VI, 870-876.
190 Kemal, Selâtîn-nâme, 150-161 vd.; Anonim, (Öztürk), 82; Oruç Bey, (Babinger), 59 vd.; Âşık Paşa-zade, (Âlî Bey), 124 vd.; Neşrî, (Unat-Köymen), II, 659-675; Ruhi Tarihi, (Yücel-Cengiz), 445; İnalcık, İA, VIII, 610; aynı yazar, Fatih Devri, I, bk. İndeks; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 446­450; Mufassal Osmanlı Tarihi, I, 342-345; Danişmend, Kronoloji, I, 221 vd.
191 İnalcık, İA, VIII, 611.
192 "Bugün Gelibolu boğazından Tuna'ya kadar olan yerlerdeki Türkler Anaolu'da bulunan Osmanlı tebaası Türklerden fazladırlar." (Dukas, Mirmiroğlu, 83).
193 Bu konuların ayrıntılı bir şekilde yer aldığı II. Murad'ın, Şahruh'a göndediği mektup için bk. Sarı Abdullah Efendi, Münşeat, Süleymaniye Ktp., Esad Ef., nr. 3333, 23a-28a; İnalcık, İA, VIII, 611.
194 İnalcık, Fâtih Devri, I, 80-104.
195 Osmanlı medreselerinin dereceleri, eğitim-öğretim ve müfredat proğramları, takip edilen akademik personel politikaları vb. konularda genel olarak bk. C. Baltacı, XV. -XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri (teşkilât, tarih), İstanbul 1976; M. Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1984; C. İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim, I (riyazî ilimler) -II (tabiî ilimler), İstanbul 1997; M. Sözen, Anadolu Medreseleri, İstanbul 1970; M. Kütükoğlu, "Dârülhilâfeti'l-'Aliyye Medresesi ve Kuruluş Arefesinde İstanbul Medreseleri", Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 7-8 (1977), 278-280; H. Akgündüz, Klasik Dönem Osmanlı Medrese Sistemi, Amaç-Yapı-İşleyiş, İstanbul 1997.
196 II. Murad Devrindeki ilim ve kültür faaliyetleri için bk. N. Azamat, II. Murad Devri Kültür Hayatı, (basılmamış doktora tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 1996, N. Öztürk, "Osmanlı İlim ve Kültür Hayatındaki Önemli Gelişmeler (1421-1512)", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, II (2000), 49-70.
197 II. Murad'ın şâirlik yönü için bk. Â. Çelebioğlu, Türk Mesnevî Edebiyatı (Sultan II. Murad Devri) (824-855/1421-1451), (İstanbul 1999), 148 vd.
198 Bunun için bk. R. Şeşen, "On beşinci Yüzyılda Türkçeye Tercümeler", Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi, I/1 (1991), 213-232.
199 Â. Çelebioğlu, Türk Mesnevî Edebiyatı, 148-152.
200 Azamat, II. Murad Devri Kültür Hayatı, 194 vd.
201 İstanbul'un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler, yay. O. Turan, Ankara 1984;2 Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, I, haz. N. Atsız, İstanbul 1961; V. L. Menage, "Sultan II. Murad'ın Yıllıkları", Tarih Dergisi, XXXII (1983).
202 Meselâ bk. H. İnalcık-M. Oğuz, Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân (İzladi ve Varna Savaşları, 1443-1444, Üzerinde Anonim Gazavâtnâme), Ankara 1978.
203 A. Erzi, "Türkiye Kütüphanelerinden Notlar ve Vesikalar II, II. Murad'ın Varna Muharebesi Hakkında Fetihnâmesi", Belleten, XIV/56 (1950), 595-647.
204 Ş. Tekindağ, "Osmanlı Tarih Yazıcılığı", Belleten, XXXV/140 (1971), 655-663; V. L. Menage, "Osmanlı Tarihçiliğinin Başlangıcı", çev. Özbaran, TED, IX (1978), 227-240. Bu konudaki geniş bibliyografya için bk. Anonim, (Öztürk), XXIII, dipnot 7.
205 Eserin yazmaları için bk. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Kataloğu, haz. F. Karatay, İstanbul 1961, I, 201, Revan Ktp., nr. 1390, 1391, 1392.
206 İ. Ü. Merk. Ktp., FY, nr. 1388.
207 Neşrî (Unat-Köymen, II, 677-681), II. Murad'ın kişisel özelliklerine ve yaptırdığı eserlere geniş yer ayırmıştır.
208 Hezarfen Hüseyin Efendi (Telhîsü'l-beyân fî kavânîn-i Âl-i Osmân, haz. İlgürel, Ankara 1998, 41), Osmanlılar Devri'nde Mekke ve Medine'ye ilk "surre"nin Çelebi Mehmed zamanında gönderildiğini kaydediyor.
209 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 450 vd.; Koçu, Osmanlı Padişahları, 74.

  
4786 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın