• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
XIV. Yüzyılda Anadolu'da Uç Beyliklerinin Siyasî ve İktisadî Faaliyetleri / Dr. Cafer Çiftçi

Uç tâbiri Türkçe sınır, hudut manasındadır. Uç beylikleri ise, Bizans sınırlarına başlangıçta sınır muhafızları olarak yerleştirilen Türkmen kitlelerin, sonradan bağımsızlıklarını kazanmaları ile oluşturdukları küçük devletçiklerdir. Sinop ve Kastamonu'dan Antalya'ya kadar uzanan sınır hattı üzerinde kurulan Uç beylikleri, coğrafî konumları itibarıyla kısa sürede güçlenerek, Anadolu'da gerçekleşen iktisadî faaliyetlerde önemli rol oynamışlardır.

Uç Beyliklerinin Ortaya Çıkışıve Dönemin Siyasî Gelişmeleri

Anadolu'nun bir Türk yurdu olmasında etkili olan göçler, XI. yüzyıldan itibaren başlamıştır.1 Büyük Selçuklu Devleti'nin2 kuruluş yılı olan 1040'tan itibaren, Türkmenler Anadolu'ya keşif akınları yapmışlar ve Bizans mukavemetini kırmaya çalışmışlardır. Maveraünnehir'den3 gelen kalabalık Türkmen göçleri karşısında Selçuklu Devleti, yurt bulmak ve sürülerini beslemek zorunda olan Türkmen boylarını, Anadolu'ya sevk etmeye çalışmış, onlara yeni topraklar göstermiştir.4 1071 Malazgirt Savaşı ile Bizans ordusunun Türkler tarafından yenilgiye uğratılması, Anadolu'nun tarihinde yeni bir dönemi başlatmış, çeşitli Türk boyları beylerinin önderliğinde bu yeni topraklara gelerek, uzun süren mücadeleler neticesinde değişik bölgelere yerleşmişlerdir. Bir süre sonra ise, Anadolu topraklarında Anadolu Selçuklu Devleti adı altında güçlü bir devlet ortaya çıkmıştır.

Anadolu'ya Orta Asya'dan yapılan Türkmen göçleri, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında da devam etmiştir. Doğudan gelen Türkmen kitleleri, Anadolu Selçuklu hükümdarları tarafından değişik bölgelere iskân ettirilmiştir. Devletin izlediği temel politika; büyük ve kuvvetli aşiretleri parçalara ayırarak birbirinden uzak sahalara sevk etmekti ki, bu amaç, kuvvetli bir aşiretin beyleri liderliğinde devlete karşı yapacakları herhangi bir isyanı önlemek içindi. Yani izlenen politika parçalayarak iskân metodu idi.5

Bu politika içerisinde Türk kitlelerinin devletin sınır bölgelerine yerleştirilmesi de önem teşkil etmiştir. Daha önce, Emeviler ve Abbasilerde görülen bu metodun, Anadolu Selçuklu Devleti'nde uygulanmasının nedeni; Bizans'a karşı sınırlarda bir tampon bölge oluşturmaktı. Bu bölgeye yerleştirilecek Türkmen kitleler, bir yandan devletin sınır bölgelerini müdafaa edecekler, diğer yandan da geçimlerini sağlayabilmek için komşu ülkelerin sınırlarına saldıracaklar, toprak ve ganimet elde edeceklerdi. Komşu ülke ile Anadolu Selçuklu Devleti arasında bir tampon bölge diye niteleyebileceğimiz Uç teşkilâtı, başlangıçta bu şekilde ortaya çıkmış ve yapılan sürekli göçler ile büyük bir yapı haline gelerek daha sonraları oluşacak olan Uç beyliklerine temel hazırlamıştır.

Bir yandan sınırları düşman saldırılarına karşı savunmak, diğer yandan imkân buldukça onların topraklarına akınlar yaparak toprak kazanmak ve ganimet elde etmek amacıyla kurulan Uç teşkilâtı, gücünü Türkmen aşiretlerinden almaktaydı.

Askerî disiplin içerisindeki bu kabile teşkilâtları, orduyu takviye eden savaş adamlarını temin ederek, Anadolu'nun fethinde büyük bir rol oynadılar. Uçlara gelen göçebe unsurlar kısa bir zamanda bölgeye intibak ediyorlar ve yerleşik hayata geçerek köyler kuruyorlardı. Türklerin bulunduğu bölgelerde Müslüman Türk köylerinden başka, Hıristiyan köyleri de mevcut olduğu gibi, şehir halkı da bu yapı içerisinde karışmıştı. Böylece Uçlar hudutlara, hudut boylarındaki vilâyetlerle sancaklara verilen ad halini alarak; bunların başlarında yarı müstakil vaziyette bulunan liderlere de Uç beyi adı verildi.6 Uç beylerinin üstünde de, devlet tarafından tayin olunan bir veya birkaç tane Uç emîri bulunurdu. Devlet hazinesine nakdi veya aynî, muayyen bir vergi veren Uç beyleri, değişik sebeplerle ve bazen de vergi hesaplarını görmek üzere merkeze gelirlerdi.7

1220'li yıllardan sonra Yakın Doğu'da kendisini hissettiren Moğol baskısı, Anadolu'ya yapılan göçleri daha da arttırdı. Moğolların akınlarından kaçan büyük miktarda Türkmen grupları, Anadolu'ya doğru hareket ederek Selçuklu ülkesine sığındılar. Pachymeres'in kaydettiğine göre; Moğollardan kaçan Türkmen kabileler, Sakarya nehrinden Kastamonu'ya kadar olan ve Paflagonya diye adlandırılan bölgede, büyük bir kargaşayı ortaya çıkarmışlardı.8 Daha önce gelen Türk kitlelerinde hayvancılık ve ziraatla uğraşan bir topluluk varken, Moğol istilası ile Anadolu'ya köylü halk, zengin tüccar, derviş, fikir ve sanat adamlarından oluşan değişik kollardaki halk kitleleri de gelmeye başlamış, bunlar Uçlara yerleşerek bölgedeki sosyal ve iktisadî hayatı değiştirmişlerdi.9 Türkmenler sıkıştırıldıkları zamanlarda sınırlarda toplanarak Hıristiyan ülkelerinden kendilerine yurt ve geçinme imkânları arıyorlardı.10

II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in, 1243 yılında Kösedağ'da Moğollara yenilmesinden11 sonra, Anadolu Selçuklu Devleti hızlı bir çöküş dönemine girerek, İlhanlılara vergi veren tâbi halini aldı.12 Devlet idaresindeki sultanlar ve şehzâdeler, bundan sonra birbiriyle taht mücadelelerine girdiler ve bu mücadelelerde başarı sağlamak için Moğolların yardım ve himayesine başvurdular. Artık, sosyal kargaşalar ve iktisadî çöküntü ile perişan bir duruma düşen Anadolu Selçuklu Devleti, Moğolların Anadolu'ya gönderdikleri ordu kumandanları ile idare ediliyor, Selçuklu sultanları ise bu devletin hakimiyeti altında ismen hüküm sürüyorlardı.13

Moğol istilasından sonra Anadolu Selçuklu Devleti'nin gücünü kaybetmesi neticesinde, Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki Uç beyleri Selçuklu sultanlarından bağımsız olarak hareket etmeye başladılar. Anadolu'nun İlhanlı hakimiyetine14 girişinden sonra mahalli nüfuslarını güçlendiren Uç beyleri, İlhanlılara tâbiyetlerini bildirmeleri ve vergi vermeleri dışında tamamen serbest kaldılar. Artık kendi başlarına hareket eden Uç beyleri, Bizans ordularına karşı büyük mücadeleler veriyorlar, büyük ganimetler elde edip, binlerce esir alıyorlardı. Alınan bu esirler gerekli görülen fidyenin alınması ile serbest bırakılıyor, bu da maddi bir geçim sağlıyordu. Uçlardaki Türkmenlerin yaptığı bu saldırılara Bizans Devleti de tedbir almıştı. Nitekim Komnenler zamanında Kuzeybatı Anadolu bölgesindeki Bithynia dağlarında, muayyen topraklara sahip ve vergiden muâf olan, askerî bir hudut teşkilâtı oluşturuldu. İslâm kaynaklarında akritler15 diye anılan bu güçler, sınırlarda herhangi bir Türkmen saldırısına karşı hazır bulunuyor ve bulundukları bölgeyi koruyorlardı. Ancak XIV. yüzyılın ortalarına doğru Bizans Devleti, siyasî hadiseler gereği Balkanlara önem vermesi nedeniyle, Uç bölgelerinde sınır muhafızlığı yapan akritleri Balkanlar'da savaşmak için Batı Anadolu'dan çekmişti.16 Bu açıdan Uç beylerinin bölgedeki fetih hareketleri daha da kolaylaşmıştı.

Bu dönemde gelir elde etmede savaşmanın rolü büyüktü ve Uçlarda sınır muharipliğinin ekonomik temeli, ilk planda ganimet getiren harp ve düşman arazisine yapılan yağma akınlardı.

Ayrıca Türk bölükleri, paralı askerler olarak Alanlar, Kıpçaklar veya Katalanlar gibi de savaşıyorlardı.

1305 baharında Katalan paralı askerlerinin, Bizanslılarla ilgisini kestikleri ve altı sene sonra Atina'nın alınmasına yol açacak büyük bir macerayı başlattıkları sırada, Türkler de Avrupa'ya geçmişlerdi.

Nikephoros Gregoras'ın bildirdiğine göre; Gelibolu'daki Katalanlar, Çanakkale'den 500 kişiden oluşan bu Türk askerlerini davet etmişler ve bunları kendi hizmetlerinde paralı olarak çalıştırmışlardır.17 Bir başka örnek; 5000 kadar Türk paralı askerinin Moralı Franklara karşı savaşmak üzere, Mihail Palaelogos tarafından kiralanmasıdır. Bizanslılar buna benzer yapılan ittifaklarla, Türkmen beylerine pek çok iş ve ganimet sağlamışlardır.18

Uç beylikleri, 1335'te Ebû Said Bahadır Han'ın ölümü üzerine İlhanlı tahtında çıkan kavgalar sonrası, gerçek özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Bundan sonra taht kavgalarıyla yıkılmaya yüz tutan İlhanlı Devleti'nin Anadolu'daki İlhanlı egemenliği de ortadan kalkmıştır.19 Anadolu'da varolan bu şartlar altında Uç beyleri, Bizans Devleti'ni daha da sıkıştırmaya başladılar. XIV. yüzyılda Bizans'ın güçlü savunmasının var olduğu birkaç büyük şehir dışında, bölgedeki tüm topraklar Türk beylerinin idaresine geçmiş ve değişik isimler altında Türk beylikleri kurulmuştur.20 Tavâif-i Mülûk adıyla da adlandırılan bu beylikler; Germiyanoğulları, Hamidoğulları, Candaroğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Karesioğulları ve Osmanlı Beyliği'dir.

XIV. yüzyılda Bizans tahtında eskiden beri süregelen taht kavgaları hâlâ varlığını devam ettirmekte, bu durum içteki siyasal kargaşayı arttırmaktaydı. Taht mücadelesinin yanında ülke içinde, toplumsal ve dinî kavgalar da yoğun bir şekilde görülmekteydi. Aşağı sınıflar doğum ve zenginlik aristokrasisine karşı isyan ederken, Grekler ve Latinler arasındaki asırlık husumetten doğan dinî kavgalar karışıklığı bir kat daha artırıyordu.21 yüzyıllarca devletin bel kemiği olarak hizmet etmiş bulunan asker-köylü sınıfının çöküşü ve toprak sahibi askerî aristokrasinin zafer sağlaması, Bizans İmparatorluğu'nun toplumsal ve ekonomik hayatında büyük bozulmalar meydana getirmişti. İhmal edilmiş ve moralleri bozulmuş olan kayıtlı askerler, Bizans ordusu içinde, gittikçe azınlıkta kalan unsurlar haline gelmiş, ordunun büyük bir kısmı Normandiyalı, Katalan, Kuman ve Türk paralı askerlerinden oluşmaya başlamıştı. Bu ücretliler için kendi çıkarları, İmparatorluğun çıkarlarından daha önemliydi. Devletteki bozulmalar esnasında terk edilmiş toprakları canlandırmak ve toprak gelirleri ile askerî sınıfı yeniden kurmak amacıyla pronoia ve manastırlara ihsan edilen mali ve kazâî muâfiyet ile ilgili exuseia kurumlarının gelişmesi, gerek dünyevi aristokrasinin ve gerekse kilise mensuplarının servet ve gücünü daha da artırdı.22 Bu durum karşısında köylü halk, çok sayıda ağır vergi yükü ve angarya ile ezilmekteydi. Bu durumdan şehirli halk da etkilenmişti. Eskiden kent ekonomisinde devletin sıkı ve merkezî bir durumda kontrolü söz konusu iken, şimdi bu sistem çözülmüş, ilk önce Venediklilere ardından da Cenevizlilere ticaret ile ilgili birçok imtiyaz ve serbestlikler verilmek zorunda kalınmıştı. Bizans'ta süregelen parasal kriz atlatılamıyor ve yüzyıllar boyunca dünya pazarına hakim olan para birimi nomisma, Venedik dukası karşısında eriyip gidiyordu.23

Bizans'taki bu gelişmeler esnasında, Orta Çağ'ın parçalanmış İtalyası'nda gemiciliği ve ticareti esas uğraş olarak seçen küçük şehir devletleri, Bizans İmparatorluğu ile olan ilişkilerinin akışı içinde sağladıkları haklar ve ayrıcalıklardan olabildiğince yararlanarak, İstanbul'da ve Anadolu kıyılarındaki belli başlı liman kentleri ile ticaret yolları üzerindeki şehirlerde yerleşmişler, kimi yerlerde de özel koloniler oluşturarak, Doğu Akdeniz Bölgesi ticaretini ellerine geçirmişlerdi. Venedik; Suriye, Mısır ve Ege'deki adalarını içine alan Doğu Akdeniz Bölgesi ticaretinde egemen iken, Cenevizliler ise; Karadeniz ve Asya'ya giden ticarî yollar üzerinde üstünlük kurmuşlardı.24

Bizans'a ait Ege'deki adaların birçoğu, Venedikli zengin ailelerce zapt edildi, birçoğu da senyörlük oldu.25 Venedik'in Ege Denizi'ndeki en önemli üssü Girit adası idi. Coğrafî konumu nedeniyle Doğu ticaretinin merkezi ve ileri karakolu durumunda olduğundan, Venedikliler bu adada iyi bir şekilde örgütlenmişlerdi. Girit'ten sonraki Ege'deki ikinci önemli ada, Ağrıboz idi. Ağrıboz adası, boğazlara ve Anadolu sahillerine yakın olması nedeniyle önemli bir savunma görevini teşkil ediyordu.

Venedikliler, Uç topraklarında daha ziyâde Menteşeoğulları ile yakınlık kurmaya önem vermişlerdi. 1331'den itibaren 1414 yılına kadar geçen sürede Venedikliler, Menteşeoğulları ile yedi tane barış ve ticaret antlaşması yapmışlardır. Karia ve Likia sahilinde ortaya çıkan Menteşeoğulları, Venediklilerin bu bölgedeki ticaretine önemli ölçüde gölge düşürmüşlerdir.26 Venedik, Menteşe Beyliği ile arasındaki ilişkilerini, diplomatik ve ticarî alanda, Levante'de gözcüsü ve sözcüsü olan Girit'teki Candia Dükalığı aracılığı ile yürütüyordu.

Cenevizlilerin Ege Denizi'nde; Sakız, Midilli, İmroz ve Taşoz adalarında ticaret kolonileri bulunmaktaydı. Sakız adası, bir zamanlar Yeni Foça'yı idare eden Benedetto Zaccaria tarafından, 1304 yılında Bizans'tan dirlik olarak zorla alınmıştı.27 Cenevizliler açısından stratejik öneme sahip diğer topraklar, Edremit körfezinin önünde yer alan Midilli, Çanakkale Boğazı'nın ağzını kapayan İmroz ve Meriç'in Ege Denizi'ne döküldüğü yerde bir liman olan Enez topraklarıdır. Bu topraklar da, yine Cenevizli başka bir aile olan Gattilusio ailesi tarafından idare ediliyordu.28

Uç topraklarında yer alan ve önemli bir liman kenti olması ile birlikte zengin şap yataklarına sahip Foça şehri, VIII. Mihail Paleologos tarafından Cenevizli Zaccaria ailesine verilmişti.29 Türklerin bu sıralarda Ege sahillerinde yaptıkları akınların tehlikeli olduğunu idrak eden Manuele Zaccaria, şehrin etrafını kısa sürede surlarla çevirmişti. Birkaç sene sonra da eski şehrin birkaç kilometre dışında daha büyük bir kent yapılarak tamamlandığında, bu kasabaya Yeni Foça adı verilmiştir. Üç büyük şap ocağına sahip bu kent, Avrupa'nın şap ihtiyacının önemli bir kısmını temin ediyordu.30 1329 yılında III. Andronikos tarafından Foça, Cenevizlilerden arındırılarak, tekrar Bizans'a bağlı hale getirildiyse de, kısa bir süre sonra bu topraklar Aydınoğulları ve Saruhanoğullarına bağlanmıştır.

Cenevizlilerin Karadeniz sahillerinde; Amasra, Fatsa, Samsun, Trabzon ve Sinop gibi merkezlerde ticarî limanları bulunmaktaydı. Anadolu'dan veya Memlûk sahasından gelen ticarî malların, Kırım'a nakli açısından önemli bir ticaret limanına sahip Amasra, transit ticarette oldukça güvenli bir bölge idi. Şehir, bir ara Candaroğullarının eline geçtiyse de, yine Cenevizliler tarafından geri alınmıştır. Diğer bir şehir olan Samsun biri Türklerin, diğeri Cenevizlilerin elinde olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Trabzon bu dönemde en önemli bir ticaret limanı idi. Şehir, boğazlar ve Ege yolu ile Akdeniz'e ve Avrupa'ya bağlandığı gibi, aynı zamanda Karadeniz kuzeyindeki Rusya'ya giden yolların bulunduğu bir kavşak noktasındaydı. Sinop, Karadeniz'i batıdan doğuya veya güneyden kuzeye aşıp, İstanbul'dan Trabzon'a veya Anadolu'dan Kırım'a gidecek tâcirlerin uğradıkları önemli bir liman ve ticaret sahası idi. Şehir bir ara Pervaneoğullarının elinde idiyse de, sonraları Candaroğulları topraklarına katılmıştı.31 Kırım sahasında Suğdak, Kefe ve Tana limanlarında da ticaret yapan Cenevizliler, Karadeniz'in doğu sahillerini izleyerek, Kafkaslar'dan İran'a ve oradan Asya içlerine kadar uzanan karayolunu da kullanmaktaydılar. Özellikle Kefe ile Tebriz32 arasında oluşturulan ticarî hat oldukça önem teşkil etmekteydi.33

1335 yılında Ebu Said Bahadır Han'ın ölümü ile birlikte İlhanlı Devleti'nde ortaya çıkan karışıklıklar sonrası, Tebriz'deki İtalyan tâcirleri, şehirden yavaş yavaş ayrılmaya başlamışlar ve İlhanlılar ile İtalyan şehir devletleri arasındaki ilişkiler zamanla azalmıştır. İşte bu sırada Batı Anadolu'da güçlerini iyiden iyiye hissettiren ve coğrafî açıdan stratejik konumlarını verimli bir şekilde kullanabilen Uç beylikleri, dış ticarette ve siyasî ilişkilerde İtalyanların görüşebileceği tek güç haline gelmişlerdir. Bizans'ın içinde bulunduğu ekonomik ve politik çöküş ile Venedik ve Ceneviz arasındaki ticarî rekabet sayesinde, Uç topraklarında Türk hakimiyeti daha çabuk yayılmıştır.34 Artık Ege sahillerindeki limanlardan, ticarî mal yüklemek isteyen bütün İtalyan gemileri, doğrudan doğruya Türk beylikleriyle karşı karşıya bulunuyorlardı. Anadolu'nun tüm sahil şeridi Türklerin ellerine geçmişti ve özellikle İtalyanlar açısından önem teşkil eden Ege limanları, Uç beylikleri Türkmenlerinin ellerindeydi. Ege Denizi'ne çıkan Türkleri en azından Anadolu'ya döndürmek ve ticarî ayrıcalıkları yeni beyliklere de kabul ettirebilmek için, savaşı göze alıp silaha sarılan İtalyanlar, güçlerinin yetmediği yer ve zamanlarda, başta Papalık olmak üzere Rodos Şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı gibi diğer Hıristiyan devletlerle ittifaklar yapıyorlardı.35

Ancak, Ege Denizi'nde mutlak güç haline gelen Menteşe, Aydın ve Saruhanoğullarının gaza ruhuyla motive olan Türkmenleri, önce İtalyanları Ege bölgesinden uzaklaştırdılar, ardından da onların denizlerdeki adalarına saldırdılar ve bölgeyi haraca bağladılar. Menteşeoğullarının kurucusu olan Türk beyi Menteşe'nin, Bizans kaynaklarında Salpakis Menteşe (Sahil beyi Menteşe) ifadesiyle geçmesi, onun denizcilikle yakından ilgilendiğini göstermekteydi.36 Ege sahillerinde ve adalarda rahatça ticaret yapmak isteyen yabancı devletler, artık beyliklere vergi vermek ve onların kurallarına bağlı kalmak şartıyla faaliyetlerini sürdürebileceklerdi. Örneğin kıyı şeridinde oluşturdukları donanmalarla denizlerde korsan faaliyetlere başlayan Saruhanlılar, kısa bir süre içinde Cenevizliler'e ait Foça, Sakız ve Naksos'u vergiye bağlamışlardır.37 Beylikler yaptıkları mücadeleler esnâsında çıkarlarına göre, Türkler ya da Hıristiyan devletlerle ittifaklar kurabilmekteydiler. Örneğin Saruhanlılar, Osmanlılara karşı Bizans ve Aydınoğulları ile birleşerek Gelibolu'ya akınlar yapmışlar ve birçok ganimetle ülkelerine geri dönmüşlerdir.38 1345 yılında Aydınoğlu Umur Bey de, Rumeli'ye Kantakouzenos'a yardıma gideceği zaman, donanmalarının İzmir limanında yakılması neticesinde Karasi Beyliği'nin donanmaları ile Rumeli'ye geçmiştir.39

Ege Denizi'nin doğusundaki adaların İtalyanlar açısından ilk tehdit altına düşmesi, 1304 yılında Sasa Bey komutasındaki Menteşe Türkmenlerinin Efes ve civar yerleri ele geçirmeleri ile başlar.40 Ancak Türkler, denizlerde tam kontrolü sağlamadan adaları işgal etme girişiminin çok riskli olduğunu anlamış olduklarından, ilk önce kendi sahillerini güvenlik altına almışlardır. Zira denize hakim olmayan bir devlet için herhangi bir ada veya yarımada istihkâmlarının hiçbir kıymeti yoktu.41

1300-1329 arası dönemde Cenevizliler ve Rodos şövalyeleri, Ege'de Türklerin en büyük rakipleri olmuşlardır. Ege Denizi'ndeki önemli adalardan birisi olan Sakız adası, 1304 yılında Cenevizli Benedetto I Zaccaria tarafından işgal edilmiş ve Avrupalı tâcirlerle ticarî faaliyetlerin kurulduğu önemli bir merkez haline gelmiştir.42 Rodos adası ise Cenevizli korsanların yardımı ile St. Jean şövalyeleri tarafından 1309 tarihinde ele geçirilmiştir. Anadolu sahillerinin hemen önünde önemli bir Hıristiyan kalesini teşkil eden Rodos, bölgedeki deniz ulaşımının güvenliğini sağlıyor ve birçok yabancı tüccar gemisine sığınak oluyordu. Vestefalyalı rahip Ludolf, bu ada ile ilgili kendisine 1337'de Rodos'ta anlatılanları; "Keşişler gelmeden önce Rodos, Kos ve bütün diğer adaların halkı, mal ve mülkleri için Türklere haraç vermek zorundaydılar"43, şeklinde aktarmaktadır.

1317 yılında Sicilya kralı Friederick'in oğlu Alfonso Fadrique, Atina Katalan Dükalığı'nın komutanlığına getirildiğinde, ülke sınırlarını genişletmek için Venediklilere saldırdığında, Menteşe ve Aydın Türkleri ile ittifak oluşturmuştur. Bu ittifakla Aydın ve Menteşe Türkmenleri, Ağrıboz'dan Girit'e kadar olan bölgede Katalanlar ile ortak hareket etmişlerdir.44 Türkler ile Katalanlar arasındaki ilişkilerin bozulduğu 1329 senesine kadar devam eden bu ittifakla, Ege Denizi'ndeki Venedik çıkarları büyük ölçüde zedelendiği gibi, Balkanlar'daki Romanya Latin yönetimi de, Türklerin bölgeye gemilerle getirilmeleri ve mücadelelere başlamaları ile hayli sıkıntıya düşmüştür.

Beyliklerin kendi çıkarlarına göre bağımsız olarak Latinler, St. Jean şövalyeleri veya Bizans Devleti ile belirli zamanlarda ittifak arayışlarına girmeleri, bölgede izlenilen aktif siyaseti göstermektedir. 1340'lı yıllara gelindiğinde Türk beylikleri Ege adalarının bütün nüfuzunu ellerine geçirmişler ve yaptıkları seferlerle Trakya, Makedonya, Yunan ve Mora topraklarını haraca bağlamışlardır. Özellikle bu dönemde çok güçlenen Aydın oğlu Umur Bey, Ege Denizi'nde donanması ile Ağrıboz, Mora, Girit ve Rodos adalarını, ayrıca Teselya'nın tüm sahil şeridini eline geçirmiştir.45

Ege'deki bu mücadelelerin yanı sıra, Karadeniz'de de önemli bir güce sahip Uç beyliği olan Candaroğulları, İtalyanlara karşı savaşıyordu. 1322 yılında Sinop'un tamamen beylik topraklarına katılmasıyla, Karadeniz ticaretini ellerinde bulunduran Cenevizlilerle temasa geçildi. 1341 yılında Venedik ve Ceneviz filosu ile büyük bir savaşa tutuşan Candaroğulları, birçok düşman teknesini zapt etmiş, savaştan güçlükle kurtulan Ceneviz amirali Simon de Quarto kendisini Kırım sahillerine zor atmıştı. 1362'li yıllarda Candaroğullarına ait donanmalar, Kefe'deki Ceneviz istihkâmlarını yağmalamışlar ve Karadeniz'de yabancı gemilere göz açtırmamışlardır. Bu açıdan bölgedeki Türk gücünü hisseden Cenevizliler, Karadeniz'de barışın devamlılığının önemini kısa sürede anlamışlar ve barışçı bir politika takip etmişlerdir.46

İtalyanların, Menteşeoğulları ve Aydınoğulları başta olmak üzere, beyliklerle 1360'tan sonraki son on sene içerisindeki ilişkileri çok zor yürümüştür. Artık devletlerin gözü, doğuda güç kazanan Osmanlılara yönelmiş ve bu nedenle Levante üzerindeki Menteşe ve Aydın beyliğinin ehemmiyeti azalmaya başlamıştır. Mart 1358'de Osmanlıların Gelibolu'yu almaları ile birlikte, Hıristiyan dünyası ilgisini Osmanlı Türkleri'ne çevirdi. Osmanlılar Gelibolu'dan geçerek Edirne'ye hakim olduklarında ve Karadeniz Boğazı'na yerleştiklerinde, Bizans iktisadiyatının bütün imkânlarına sahip olmuşlar ve bölge ticaretini kontrolleri altına almışlardır. Bu durumdan en çok zarar gören de, şüphesiz ki İtalyanlar olmuştur.47 Kantakouzenos'a göre, 1330 dolaylarında Osmanlı Beyi Orhan'ın 36 kadırgası bulunmaktaydı.48

XIV. yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nin, Uç beylikleri topraklarını kendi sınırlarına katması ile birlikte, bu beyliklerin yaptıkları ticarî antlaşmalar da ortadan kalkmıştır. Ancak bu durumun kendileri açısından hiç de iyi olmadığını gören İtalyan devletleri, kısa sürede Osmanlı Devleti ile yakın münasebetlere girerek, eski ayrıcalıklarını tekrar elde etme yoluna gideceklerdir. İlk antlaşmayı 1352 yılında Orhan Bey ile yapmış olan Cenevizliler, Osmanlılara yıllık bir vergi ödeme şartını kabul ediyorlardı.49 Cenevizliler 8 Haziran 1387 tarihinde ise, dostluk ve ticaret antlaşması adı altında ikinci bir ahidnâmeyi elde etmişlerdir.50 Antlaşma gereğince Osmanlı tebaası Pera ile serbest ticaret yapabilecek, ithalat ve ihracatta gümrük vermeyeceklerdi. Cenevizliler ise, belirli imtiyazları almaları ile birlikte, Türk topraklarında ticaret için vergi ödemeye devam edeceklerdi.51

Bu antlaşmalar ile, Osmanlı-Ceneviz dostluğunun Galata'daki temelleri atılmıştır. Oluşturulan dostluğun Türklere en büyük yararı, Osmanlıların Çanakkale Boğazı'nı aşarak Gelibolu yarımadasına geçişlerinde, Cenevizlilerin yardımda bulunmalarıdır. Cenevizliler, askerî ve sivil taşımalarda Osmanlılardan belirli bir para alarak, gemilerle nakil işlemlerini sağlıyorlardı. XV. yüzyılın başında Semerkant'a seyahat eden ünlü seyyah Clavijo'nun seyahat esnasındaki Gelibolu izlenimleri, bu yerin önemini açıkça göstermektedir; "Türklerin Boğaz'ın Avrupa yakasında ilk işgal ettikleri yer Cenevizlilerin elinde olan Gelibolu'dur. Gelibolu'yu alarak Bizans topraklarını fetheden Türkler, donanmalarını burada bulunduruyorlar ve asıl vatanlarından buraya levâzım ve asker gönderiyorlardır. Gelibolu kalesi, Türklerin bütün Bizans'ı boğazından yakalamalarını temin eden üstür".52

Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid tahta geçişi ile birlikte, Anadolu'daki Uç beyliklerini kendi topraklarına bağladıktan sonra, her yıl Anadolu'dan Midilli, Limnos ve Rodos adalarına gönderilmekte olan buğdayın ihracatını menetmiş ve donanmalarını teçhiz ederek, Sakız ve Ağrıboz başta olmak üzere birçok adaya seferler düzenlemiştir.53

Uç Beyliklerinin İktisadî Faaliyetleri

Türkmen kitleler Anadolu'ya ilk geldikleri zaman bölgede bulunan Bizans'a bağlı Hıristiyan halk, iktisadî ve içtimaî bakımdan oldukça zor bir dönem geçirmekteydi. Bu sırada Anadolu'da; Bursa, İzmit, İznik, Alaşehir ve Foça gibi ticarî merkezlerin bulunduğu önemli şehirler dışında gelişmiş yerleşim alanları mevcut değildi. Türkmenler fazla mücadele vermeden kısa sürede batıya doğru ilerliyorlar, buralarını kendi inançları, gelenekleri, görenekleri ve içtimaî teşkilâtları ile birlikte Türk yurdu haline getirerek yerleşik hayata geçiyorlardı. Anadolu, Türklerin gelmesiyle birlikte büyük bir canlılık kazandı. Boş olan bölgeler doldu, sönük ve ufak şehirler canlanıp büyüyerek ticaret ve kültür merkezleri haline geldi.

Anadolu'da Bizans Devleti ile Türkler arasındaki geçen sürekli mücadelelere rağmen, Hıristiyan ve Müslüman halk çok yakın ilişkiler içinde yaşıyorlardı.54 Özellikle şehir veya küçük yerleşim alanlarında kurulan pazarlarda her iki dine mensup insanların birbirleri ile gayet ılımlı bir şekilde alışveriş yaptıkları ve ortak bir hayatı paylaştıkları görülmekteydi. Bu dönem içerisinde Anadolu'daki Uçlar, medenî bir hayatın kaynağı olan Türk ve İslâm dünyasının her tarafından gelmiş, her sınıftan ve meslekten çeşitli insanlarla doludur. İran, Mısır ve Kırım medreselerinden çıkan ilim erbâbı, Orta ve Doğu Anadolu'dan gelmiş Selçuklu ve İlhanlı bürokrasisine mensup kişiler, değişik tarikatların mümessilleri, İslâm şövalye ve misyonerleri diyebileceğimiz dervişler, bu yapıya canlılık getiren gruplardı.55

Uç beyliklerinde toplum yapısını oluşturan halk, göçebe ve yerleşik hayat süren gruplardan meydana gelmekteydi. Bu iki gurup farklı alanlarda iktisadî faaliyetlerde bulunmaktaydı. Göçebeler, kendi ihtiyaçlarını temin edebilecek kadar tarımla meşgul olan, ancak iktisadî kimlikleri açısından esas olarak hayvancılıkla uğraşan, bu açıdan da sürülerine otlak bulmak endişesiyle zamanlarının büyük bir kısmını değişik yerlerde geçirmek zorunda kalan toplumsal gruplardı.56

Göçebeler; süt, tereyağı, yoğurt, peynir, lor ve et gibi temel gıdaları imal ederlerdi. Ayrıca hayvanlardan elde ettikleri kıl, yün ve deriyi belirli işlemlerden geçirdikten sonra birçok eşya yapımında kullanırlar veya satarlardı. Deriler, göçebeler tarafından terbiye edilirken, üzerindeki kıl ve yünler de ayrı olarak dokumacılık amacıyla işlenirdi. Göçebeler, kıl ve yünleri kendi yaptıkları aletler ile türlü işlemlerden geçirdikten sonra, bunları ev eşyasında, hayvanların bazı malzemelerinde, kendi giyeceklerinin temininde ve çuval yapımında kullanırlardı. Özellikle göçebelerin köy ve kasabalara yerleşmeleri ile bu yün imâlatı, ev tezgahlarında halıcılık ve kilimcilik yapımı ile uğraşmalarını gündeme getirmiştir. Bu sayede türlü dokumacılık işleri göçebe Türkmenlerin iskânıyla ortaya çıkmıştır. Batı Anadolu'da Gördes, Kula ve Uşak gibi halı imalat yerleri bu göçebelerin faaliyetleri ile ortaya çıkmış, hatta bu şehirlerde Osmanlılar zamanında bile halı üretimine devam edilmiştir.57 Halıcılığın yanında bir de keçe yapımı vardı ki, bu da güz mevsiminde koyunların yünlerinin kırpılması ve bunların kuzu yünü ile karıştırılarak bir kaç işlemden sonra hazırlanması ile ortaya çıkardı. Çadırların dış örtüsü, çobanların kepeneği ve aba gibi eşyaların hepsi, bu soğuk ve yağmur suyu geçirmez keçeden yapılırdı.

Uç beyliklerinde yerleşik hayat süren topluluklar ise, şehirliler ve köylülerden oluşmaktadır. Köylüler tarımsal üretimde bulunurlarken, şehirliler ise daha çok sanayi dallarında üretim yapmaktadırlar. Uç beyliklerinde tarımsal ürünler içerisinde; buğday, pamuk, yulaf ve pirincin üretimi başta geliyordu. Şehir civarlarında ise, meyve yetiştiriciliği ve bağcılık yapılmaktaydı. Ele geçirilen yerlere kısa sürede yerleşerek bağ ve bahçeler kuran Türkmenler, Uçlarda kalan boş ve ıssız toprakları yeniden canlandırmışlardır. Kütahya'da yetiştirilen pirinç, Bursa'da üretilen pamuk, İznik'te hasıl olunan kestane, ceviz ve üzüm, İsparta etrafındaki arazide bulunan ağaçlardan çıkarılan zamk, Balıkesir taraflarında çıkarılan reçine, hep Uç beyliklerinin topraklarının ürünleri idi. XIV. yüzyıl başlarında Ermeni Haython Anadolu'yu; "gümüş ve şap madenlerine sahip, buğday ve meyvesi bol olan, ayrıca güzel atların ve çok sayıda hayvan sürüsünün bulunduğu zengin bir memleket" olarak göstermekte; aynı şekilde seyyah İbn Batuta da, Anadolu'nun zenginliğinden ve her şeyin ucuz olmasından bahsetmektedir.58

XIV. yüzyılda Anadolu'nun Uç bölgelerinde, dokumacılık ve madencilik alanında çalışmalar yapılmaktaydı. Uç topraklarında yer alan Germiyan, Denizli ve Alaşehir'in kırmızı kumaşları ve beyaz renkteki sarık tülbentleri, gerek iç ve gerekse dış ticaret aracılığı ile tâcirler tarafından birçok yere sevk edilmekteydi.59 İbn Batuta'nın ifadesine göre Denizli dokuma sanayiinde üretilen kumaşlar, pamuğun iyi eğrilmesi ile oldukça sağlam ve benzeri bulunmayan bir kaliteye sahipti.60 Bu açıdan Denizli dokuma sanayii iş kolunun ileri seviyede olması, halkın kendi yetenekleri ile üretime ve ticarete yaptıkları katkıyı önemli ölçüde göstermekteydi. İbn Batuta, ayrıca Uç beyliklerinde ziyarete gittiği yerlerde gördüklerini veya kendisine verilen hediyeleri anlatırken, ipekli, kemha, kusey, mir'ız ve bürümcek türünden çeşitli kumaşların varlığından söz ederek, bu dönemde dokuma sanayiinde üretilen kumaşların çeşit zenginliğini de bize yansıtmaktadır.61

Uç beylikleri topraklarında çıkan ve o dönem içerisinde oldukça önemli değere sahip olan birinci derecede maden, şap idi. Avrupa'da değişik endüstri dallarında kullanılan ve temel ihtiyaç maddesi olan şap en çok Foça'da çıkarılmaktaydı. Bunun yanında Kütahya'da da şap çıkarıldığı bilinmektedir.62 Varlığı hakkında bilgi sahibi olduğumuz ikinci maden ise gümüştür. Anadolu'da çıkarılan kıymetli madenlerden gümüş, XIII. ve XIV. yüzyıllarda başlıca dört merkezden elde edilmekteydi ki, bunlardan birisi Germiyan topraklarında bulunan Kütahya havalisindeki Gümüş köyü idi. Mesâlikü'l-ebsâr'da Şihâbeddîn El-Ömerî, buranın adını Gümüşsar diye verir ve buradaki gümüş madeninin çıkarılmasının kolay, cinsinin oldukça kaliteli ve ticaretinden elde edilen kârının da oldukça fazla olduğunu belirtir.63 Çıkarılan gümüş madeni, dışarıya tâcirler aracılığı ile ihraç edildiği gibi, iç piyasada da para basımında ve değerli eşya yapımında önemli ihtiyacı karşılamaktaydı.

Uç Topraklarında Yer AlanTicarî Merkezler

XIV. yüzyılda en faal Anadolu piyasaları, Karadeniz kenarında Trabzon, Samsun ve Sinop; Marmara havzasında Bursa'ya ait Tirilye ve Gemlik; batıda Ege Denizi kenarında Foça, İzmir, Ayasulug ve Balat; güneyde Akdeniz kenarında ise Antalya, Alaiye ve Ayas limanları idi.64 Bunlardan Balat ve Ayasulug Uç beyliklerinin en gelişmiş, kozmopolit ticaret merkezleri ve önemli limanları idi. Balat şehri, Menderes'in kaynağının yakınında ve sol sahili üzerindeki eski Milet yıkıntıları üzerinde kurulmuş, Menteşe Beyliği'nin baş ticaret limanıdır. Bu pazardan transit ticareti işleri karşılığında elde edilen ihraç ve ithal rüsumlarıyla, beyliğin önemli miktardaki gelirleri karşılanmakta idi. Örneğin Kütahya'daki şap ve başka yerlerden gelen ipekli eşyalar ve değişik mallar, büyük ihtimalle gemi ile Menderes Nehri'nden bu limana taşınıyor, burada da Frenk tacirlere satılıyordu. Birçok Frenk tacirin Balat'ta mağazaları vardı ve aldıkları malları gemilerle; Rodos'a, Kıbrıs'a, Avrupa'ya ve Mısır'a ihraç ediyorlardı. Bu pazardan ihraç edilen mallar arasında Anadolu'nun değişik yerlerinde üretilen buğday, safran, susam, bal, balmumu, palamut, şap, deri ve halı gibi ürünler bulunmaktaydı. Ayrıca kadın ve erkek tutsaklar da bu pazarda satılmakta idi. İhraç edilen bu mallara karşılık ise, Avrupa'dan kumaş, sabun, kalay, kurşun ve değişik birçok mal Balat'a yabancı tâcirler vasıtasıyla getirilmekte idi. Bu dönemde Balat limanında ticarî faaliyetlerin yoğunluğu nedeniyle, Venedikliler bu limanın sahibi olan Menteşe Beyliği ile sürekli muahede yapmak için fırsat kolluyorlar ve ilişkilerini dostça sürdürmeye çalışıyorlardı.65

Ege topraklarında yer alan ve Aydınoğullarına bağlı, denizden birkaç mil ötede kurulmuş diğer önemli bir ticarî saha Ayasulug'tur. Vaktiyle adı Ephesus olan şehir, Yunanlılar tarafından Theologos, daha sonraları İtalyanlar tarafından Altoluogo şeklinde adlandırılmıştır. Sahilin yukarı kısmında kurulmuş olan şehirden birkaç mil uzaklıkta bulunan diğer bir yerleşim alanı da Scala Nuovadır. (Kuşadası)66 Ayasulug'u; Floransa, Barcelona, Ancona, Ragusa ve Messina'dan birçok tüccar ziyaret eder ve bazıları Sivas'a kadar seyahatte bulunarak ticarî ilişkileri geliştirirlerdi.67 Tâcirler için yararlı bilgiler vermek amacıyla Levante'de bir gezintiye çıkan ve XIV. yüzyılın ikinci çeyreğinde Practica della Mercature adlı kılavuz kitabını yazan Floransalı Balducci Pegolotti, Ayasulug'u birinci derecede bir pazar olarak görmeyerek, tâcirlerin mallarını şehirden sahile ve sahilden şehire taşımak zorunda kaldıklarını ifade eder. Ancak Pegolotti'nin bu şehirde yapılan ticarî faaliyetleri, ticarette kullanılan uzunluk ve ağırlık ölçülerini diğer bölgelere ve ülkelere göre karşılaştırması, Ayasulug'un bölgede büyük önemi olduğunu ortaya koymaktadır.68 Nitekim Germiyanoğulları Beyliği'nin başkenti olan Kütahya'da çıkarılan pirinç ve şapın ihraç edildiği ticarî merkez Ayasulug idi.69 Ayrıca Anadolu'da yetiştirilen birçok ürün de burada toplanmaktaydı. Bu açıdan daha 1337 tarihinde Aydınoğlu Hızır Bey ile yaptıkları antlaşma ile Venedikliler, Ayasulug'da oturacakları ve ticaret yapacakları özel yerleri elde etmişlerdi.

Antalya ve Alaiye bu dönemde önemli diğer ticaret limanlarıdır. Bu limanlardan Mısır topraklarına önemli ölçüde ihracat yapılıyordu. Özellikle Memlûkler, donanmaları için gerekli kereste ve zifti bu limanlardan tedarik ediyorlardı. Büyük ihtimalle Toroslar'dan elde edilen ağaçların buralarda işlendikten sonra, Mısır'ın değişik şehirlerine ihraç edildiği bilinmektedir. Anadolu ile Mısır ve Suriye arasında yapılan bu ticarette, Cenevizliler ön planda yer alıyorlardı. XIV. yüzyıl başlarında Hamidoğullarına ait bir ticaret merkezi olan Antalya ise, dış ticaret açısından Alaiye'ye göre daha fazla hareketli bir liman şehri idi. Antalya'da değişik ülkelere mensup birçok tüccar bulunmaktaydı ve kendi ülkeleri menfaatine ticarî faaliyetlerde bulunuyorlardı.70 Anadolu'nun pek çok ürünü Kıbrıs ve Mısır'a buradan yollanırken, bu ülkelerden de baharat, keten ve şeker gibi ürünler getirilmekteydi. Bu dönemde Antalya'dan Bursa'ya giden önemli bir ticaret yolu vardı ve bu yol Osmanlıların bölgeyi 1381 ve 1390 tarihlerinde almasına kadar Hamid Hanedanlığı'na aitti. Bölgede Osmanlılar ile Karamanoğulları arasında uzun süren mücadeleler, buranın iktisadî coğrafya açısından önemini ortaya koymaktadır.71

Karadeniz sahilinde sıralanmış ticaret merkezleri, Amasra, Samsun ve Sinop limanlarıdır. Kefe'deki Ceneviz konsolosluğuna bağlı olan Amasra, Karadeniz'de gemilerin ikmâl edebilecekleri veya mallarını boşaltabilecekleri önemli bir liman şehridir. Amasra'nın doğusunda yer alan ve Karadeniz'deki en önemli diğer bir ticaret limanı, Candaroğullarının elindeki Sinop şehridir. 1322 yılına kadar Pervaneoğullarının elinde bulunan bu şehir, Cenevizlilerin Karadeniz ticaretini olumsuz yönde etkilemiştir. Daha 1310'lu yıllarda Kefe dolaylarında Ceneviz gemileri ile başarılı mücadelelere başlayan Sinop Türkmenleri, kısa sürede bölge ticaretini yaptıkları korsanî akınlarla ellerine geçirmişlerdir. Ancak yine de Sinop şehri, hem batılı tâcirlerin uğradığı bir pazar, hem de tâcirler açısından bir korsan yatağı idi. Trabzon'a giden gemilerin uğrak noktası olmakla birlikte, tâcirler gerekli olan birçok malzemeyi buradan temin edebilirlerdi. Bu durumu fark etmiş olan Cenevizliler ve Venedikliler, Sinop'ta ticaret kolonileri oluşturmuşlardı. Özellikle sayıları fazla olan Ceneviz kolonileri şehri ele geçirmeye çalışmışlarsa da, başarılı olamamışlardı. İstanbul-Trabzon ve Anadolu-Kırım arasındaki ticarette, tâcirlerin uğramak zorunda kaldıkları bu şehrin, Türklerin elinde bulunması, aldıkları vergilerle büyük kazanç sağlamalarına vesile olmuştur.

Sinop'tan sonra, diğer bir liman şehri Samsun'dur. 1396 Niğbolu savaşında Osmanlılara esir düşen, ardından 1402 Ankara savaşıyla Yıldırım Bayezid'in yenilmesiyle Timur'un tutsağı olarak Asya'ya götürülen ünlü seyyah Schiltberger, yolculuğu esnasında gördüğü Samsun şehri hakkında şunları nakletmektedir: "Samsun birbiri karşısında iki şehirden oluşmaktadır. Şehrin birinde Hıristiyanlar, Cenevizliler, diğerinde ise çevredeki toprakların sahibi olan Müslümanlar yaşar".72 XIV. yüzyıl esnasında Samsun şehri, diğer Karadeniz sahil limanları gibi önemli bir ticaret merkezidir ve şehrin Trabzon limanına yakınlığı bu önemini daha da arttırmaktadır.73

Uç topraklarında yer alan diğer önemli şehirler; Denizli, Milas, Bursa, İznik ve Kütahya'dır.

Denizli'de altın işlemeli pamuklu kumaşlar dokunurdu. Pamuğu kaliteli ve kuvvetlice eğrilmiş olduğundan bu kumaşlar oldukça dayanıklıdır. Kumaş şehrin adıyla şöhret bulmuştur. Denizli'de zımmî Rumlar çok olduğundan, sanat ehlinin çoğunluğunu da Rum kadınları oluştururdu. Şehirde var olan çarşılarda, üretilen dokumalar ve el sanayi ürünleri satılırdı.74

Menteşe Beyliği'nin kurulduğu Karye bölgesinde yer alan Milas şehri, zengin ve verimli bir ovanın ortasında bulunmakta, sahil yakınında olmasına rağmen denize karşı mükemmel surette korunmaktadır. Ayrıca batıda Balat limanına, kuzeyde verimli Karpuzlu ovasına, Çine çayı ve Menderes vadisine, doğuda ise Muğla'ya giden taşıma yollarının kavşak noktasında bulunması, şehrin ticarî faaliyetler açıdan işlek olmasında en büyük etkenlerden biridir.75

Bursa; XIV. yüzyılda giderek büyüyen bir şehirdir. Şehre sahip olan Orhan Bey, Türkmen hükümdarlarının en güçlüsü olarak nitelendirilmektedir.76 Bursa, Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra önemli bir ticaret merkezi haline gelerek, ünlü kişilerin, dervişlerin ve ulemanın dikkatini çekmeye başlamıştır. Bu kişiler, yayılma ve fetih arzusuyla dolu olan gazilik geleneğini bozmadan, yeni devlete adapte oluyorlardı.77 İran, Horasan ve Buhara'dan gelen sanatçılar, şairler, dervişler ve tarihçiler yeni şehre taşınıyorlar; bununla birlikte camiler, mektepler ve kamu binaları hızla inşa ediliyordu.78 Orhan Gazi daha 1340 tarihinde, bugün bile şehrin ticarî bir merkezi olarak kalan, Bursa'da bir bedestan inşa ettirmişti.79 Arada bir bu yapıya kervansaray da denildiğinden, muhtemelen münferit seyyah, tüccar ve kervanlarla toplu seyahat edenlerin burada konakladıkları düşünülebilir.80 Bursa'da sanayi alanında ipekçilik ve dokumacılık ön plandaydı.81 Bugün Bursa'ya bağlı bir ilçe olan İznik hakkında İbn Batuta, her çeşit meyvenin yetiştiğini, ceviz ve kestanenin bol olduğunu ve dünyanın en nefis üzümlerinin burada üretildiğini söyler. Ancak dört surla çevrili olan şehrin, virâne bir halde olduğunu da belirtir. Yirmi sene sonra Palamas82 da aynı manzarayı tasvir eder.83

Kütahya; pirinç ve şap yatakları ile meşhur bir yerdir. Menderes nehrinin buradan geçmesi, halkın bu nehrin nimetlerinden büyük ölçüde yararlanmasına imkân sağlamıştır. El Ömerî, Menderes ırmağında gemiler ve kayıkların gezdiğini, o yörenin halkının bu ırmak sayesinde yolculuk yaptığını, aynı zamanda tüccarın da bu ırmaktan istifade ettiğini belirterek, Şarköy şehrinde pirinçten başka bir şey yetişmediğini söylemektedir.84

Uç Topraklarında TicaretiYapılan Bazı Mallar

Orta Çağ'da kendi üretimleri ile ülkesinin halkını besleyemeyen Avrupa devletleri, buğday ihtiyaçlarını hububat deposu diye tanımlanan Rusya-Romanya-Anadolu üçgenine giren bölgelerden karşılamakta idiler. Bu açıdan buğdayın, Avrupalı tâcirlerin aradıkları önemli ürünlerden biri olduğunu fark eden Uç beylikleri, bu ürünün satışını kendi siyasal ilişkilerine göre gerektiğinde koz olarak kullanabiliyorlardı.85 İzmir ve Menderes bölgeleri, buğday üretimiyle bilinen meşhur yerlerdi. Ayrıca Anadolu'nun iç kesimlerinde yetiştirilen buğday da, Batı Anadolu limanlarında satılmakta idi. Özellikle Romanya ve Girit'te ticaret kolonileri kurmuş Venedikliler için, Uç beyliklerinden gelen arpa, kuru sebze ve buğdayın son derece önemi vardı. Bir diğer önemli hububat olan mısırın beyliklerden ihracatı durduğu zaman, Romanya'da bile fiyatlar üzerinde büyük artış gözlenirdi.86

Anadolu'dan ihraç edilen ticaret malları içerisinde önemli bir ürün de şaptır. Avrupa'da tüm boya endüstrisinde, yün fabrikalarında, deri endüstrisinde, kimya alanında, altın işleri ve kozmetikte kullanılmakta olan şap, Anadolu'da değişik bölgelerde üretilirdi. Şapın iki önemli merkezi olan Foça ve Şebinkarahisar'da ticaret, büyük ölçüde Cenevizlilerin elinde idi. Şebinkarahisar'daki şap kaynakları doğrudan doğruya Cenevizlilerin yönetiminde değildi, fakat muhtemelen buradan Batı Avrupa'ya yapılan şap ihracatını kendi tekellerinde bulunduruyorlardı. Venedikliler ise, şap için üç önemli ticaret limanından alış veriş yapıyorlardı. Pegolotti'ye göre şap Ayasulug, Balat ve Antalya limanlarında satılırdı. Bu pazarlara gelen şapın büyük bir bölümü, Germiyanoğulları topraklarına bağlı Kütahya yakınındaki Gediz'den taşınırdı. Şapın satıldığı üç limanın yanı sıra, Menteşe topraklarındaki Milas ve Asinkalesi'nde de bu ürünün satılması için pazarlar kurulmuştu.87 Yine Pegolotti; ghiaghillo veya giachile diye bilinen adi çeşit bir şapın, ülke içindeki dört günlük bir seyahat sonrası Bursa'nın kuzeyindeki Tirilye sahilinden alınabileceğini söylemektedir.88 Bu dönemde Türklerin Kütahya ve Şebinkarahisar'da ürettikleri şap, gemilere yüklenmeden önce kıyıya kadar taşınmaktaydı. Dolayısıyla Cenevizliler açısından satın alınan bu şap, kendilerinin Foça'da ürettikleri şaptan daha pahalıya geliyordu, ancak Türk şapının üstün kalitede olması nedeniyle bu taşıma işlemi, fiyatları denkleştirmek suretiyle devam ettirilmekteydi.89

XIV. yüzyılda Avrupa'ya gönderilen ürünler içerisinde pamuğun da önemli yeri bulunmaktadır. Bursa ile Konya arasında yetiştirilen pamuk, yine Bursa pazarında veya Ayasulug'da yabancı tâcirlere satılmaktadır. Dokuma endüstrisinin ham maddesi olarak bilinen pamuk, dış ticarette aranan ve satışı en çok yapılan bir üründür. Beylikler pamuğu hammadde olarak satabilecekleri gibi, işleyerek kumaş şeklinde de ihraç etmekte idiler. Germiyan, Denizli ve Alaşehir'in kırmızı kumaşları ve beyaz renkteki sarık tülbentleri, XV. asrın sonlarına kadar bütün civar ülkelere gönderilmiştir. Bu kumaşların yanı sıra ipek ihracatı da önem teşkil etmekte idi. Uç topraklarında Alaşehir ve Balıkesir taraflarında üretilmekte olan ipekler, Rum ve Frenk memleketlerine sevk ediliyordu. Balıkesir ipekleri, Rum ipekleri ile rekabet etmekte ve Bizanslı dokumacılar tarafından sıkça alınmakta idi.90

Dokuma ürünleri içerisinde halı ve kilim ihracatı da yapılmaktadır. Uç topraklarında göçebe Türkmenler tarafından oluşturulan bu sanayi kolu, Batı Anadolu'nun birçok pazarında alıcı bulmaktadır. Batı Anadolu'da Gördes, Kula, ve Uşak'ta birçok halı imalât atölyeleri bulunmaktaydı.91

İhracatta ticarî mallar içerisinde görebileceğimiz canlı hayvan ve deri önemli bir yer tutmaktadır. Göçebeler tarafından yetiştirilen evcil hayvanların bir kısmı, Batı Anadolu limanlarından gemilerle Avrupa'ya sevk edilirdi. Özellikle bu dönemde nam salmış Germiyan atları, birçok yabancı memlekete satılmaktadır. Atlardan başka küçük ve büyük baş birçok hayvan, İtalyan gemileri ile Avrupa'ya götürülmektedir. Deri ihracatında Girit ön planda idi. Kaynaklara bakıldığında Girit'teki deri ticaretinde Yahudilerin etkin oldukları anlaşılmaktadır.92 Adadaki bu ticaretin Anadolu'dan getirilen deriler ile yapıldığını, bu devlet ile beylikler arasında imzalanmış antlaşmalarda geçen maddelerden anlamaktayız.93

Gemi ve donanma oluşturmak için; Avrupa, İskenderiye ve İstanbul piyasalarına çok miktarda ihraç edilen diğer bir ticarî mal kerestedir. Anadolu'nun iç kesimlerinden büyük ihtimalle göçebelerin uğraşları ile elde edilen odunlar, Alaiye limanlarına getiriliyor ve buradan yabancı tâcirler vasıtasıyla değişik ülkelere naklediliyordu. Yine ormandan elde edilen ürün açısından, Isparta ve etrafındaki arazide bulunan ağaçlardan elde edilen zamk, Antalya pazarı vasıtasıyla Avrupa piyasalarına ihraç ediliyordu. Ayrıca Balıkesir taraflarında çıkarılan reçine de önemli bir ihraç maddesi idi.94

Kütahya'da çıkarılan gümüş madeni, değişik bölgelerden gelen pirinç, balmumu, mum, kenevir, kendir, kök boyası, susam, nohut ve kuru sebze gibi birçok ürün de, ihraç malları arasında zikredilebilir. Hatta Ceneviz gümrüğünün kayıtlarına göre Balat'ta biber ihracatı bile yapılmaktadır.95 İhraç edilen malların taşımacılığı, kervanlar ile ticaret limanlarına yapılmakta, buradan da gemilerle İtalyan tâcirleri tarafından değişik ülkelere taşınmakta idi. H. İnalcık bir çalışmasında, Batı Anadolu'da Saruhan, İzmir, Ayasulug ve Teke bölgelerinde dört grup Arap devecilerinin bulunduğunu ifade eder ve bunların XIV. yüzyılın ilk yarısında bölgeye göç ettiklerini belirtir. Ayrıca Çanakkale Boğazı'nın Asya yakasında da Arap göçebelerin bulunduğunu ve bunların tuz taşımacılığında faaliyetleri olduğunu dile getirir.96 Bölgelere göre şirketleşmiş nitelikte olan bu Arap devecileri, Anadolu'da üretilen malların Balat ve Ayasulug gibi limanlara taşınmasında önemli rol oynuyorlardı.

Uç topraklarında köle ticareti de yapılmaktaydı. Orta Çağda doğu köle ticareti; Rusya'nın güneyindeki Karadeniz sahillerinde, Mısır ve Batı Avrupa arasında yapılmaktaydı. Karadeniz'in kuzeyinden getirilen Kıpçak, Rus ve Çerkez asıllı köleler, Anadolu pazarlarında veya İslâm ülkelerinde satılmaktaydı. Özellikle Altınordu Devleti'nde önemli yer tutan kölelik, üretim elemanı olmaktan çok, tam bir ticaret malı sayılıyordu.97 Karadeniz'in kuzeyindeki Kırım sahillerinde kurulan pazarlarda köle alış verişi yapan birçok İtalyan tüccar bulunmakta idi.98 Çok kâr getiren köle ticaretinde, iki İtalyan devleti Venedik ve Ceneviz'in sırf bu mesele yüzünden birçok kez anlaşamadıkları görülmekteydi. Uç topraklarında da var olan köle ticareti, Uç beyliklerinin Ege adalarına yaptıkları saldırılar sonucu, esir aldıkları insanları satmaları ile başladı.99 Marino Sanudo Torsello'nun belirttiğine göre, Türkler sadece 1331-1332 yılları arasındaki deniz saldırıları ile 25.000 insanı esir almışlardı. Yine Bizans ilim ve devlet adamı Demetrios Kydones'in ifadelerine göre, Manisa ve Ayasulug'da önemli ölçüde köle ticareti yapılmaktadır. Ege adalarında; Girit Naksos, Rodos ve Sakız önemli köle pazarlarıdır. XIV. yüzyılın ilk yıllarında Girit'te bir erkek köle ortalama 8 hyperpyra ve bir kadın köle ortalama 17 hyperyra idi. Kadın kölelerin fiyatları daima erkek kölelerin fiyatlarından yüksek idi.100

İhracatın yanı sıra Türkler, yabancı ülkelerden; tekstil ürünleri, şarap, cam eşya, şeker ve sabun gibi ticarî mallar ithal etmekteydiler. Muhtemelen Yunan topraklarında üretilen şarap, Venedikli tâcirler vasıtasıyla Menteşe ve Aydın beyliklerine taşınırdı. Fakat şarap ticareti yüzyılın ortalarında tamamen serbest değildi ve birçok şehirde yüksek vergilendiriliyordu. Beylikler diğer Orta Çağ İslâm devletleri gibi, şarap ticaretini monopol olarak elde tuttular ve özel bir gümrük vergisi uyguladılar. İthal edilen şarap, büyük ihtimalle İtalyan kolonilerin bulunduğu bölgelerde tüketiliyordu. Diğer bir ithal malı olan sabun, Orta Çağ'da lüks bir tüketim maddesi idi ve birkaç İtalyan şehri olan Ceneviz, Venedik, Pisa ve Ancona gibi merkezlerde üretiliyordu. 101 Buralardan da tâcirler vasıtasıyla Türk topraklarına getiriliyordu. Tekstil alanında ise; ipekli, yünlü ve keten türü kumaşlar ithal edilmekte idi. Kumaşlar daima belirli bir ölçüde parça şeklinde satılırdı. İthal edilen kumaşlar daha ziyâde İran ve Hindistan'dan gelen pahalı ve lüks ürünlerdi.102

Ticarette Kullanılan Paralar,Ölçü Birimleri ve TicarettenAlınan Vergiler

Ticarî malların alış verişi değişik paralar üzerinden yapılabiliyordu. Levante ticaretinde kullanılan Bizans ve İtalyan paraları, Uç beyliklerinin dış ticarete önem vermeleri ile birlikte, Batı Anadolu'daki çeşitli pazarlarda geçerli olmuştur. Gigliato, Stavraton, Venedik dukası ve Filorin gibi adlara sahip bu paralar, XIV. yüzyıl Yakın Doğu ticaretinde sıkça kullanılmaktadır.

Gigliato, 1300'lerde Napoli'de Anjoulu Kral II. Charles tarafından bastırılmıştır. Saf bir gümüş para olup, yaklaşık dört gram ağırlığındadır. 103 Bu para Doğu Akdeniz'de birçok ticarî merkezde kullanılırdı. XIV. yüzyılda Manisa, Ayasulug ve Balat darphanelerinde bastırılan Latince yazılı gümüş sikkeler, Napoli'de bastırılan bu Gigliato ile tamamen aynı tipte idi. Bundan anlaşılıyor ki; Saruhan, Aydın ve Menteşe emirleri uyruklarının İtalyanlarla ticarî işlemlerini kolaylaştırmak için özel sikkeler bastırmışlardı.104 Türklerin Gigliati olarak adlandırdıkları bu para, beyliklerin damgaları da vurularak, ülke içinde kullanılmaktaydı. XIV. yüzyıl ortalarında bir Ege Bölgesi Gigliatosu 1/9 Florine denk geliyordu. Fakat yüzyılın sonlarına doğru muhtemelen bir Sakız adası Gigliatosu, 1/7 Florine eşitti.105

Diğer bir para olan Stavraton, V. John veya IV. Andronikos'un 1376 yılında veya biraz öncesinde bastırdığı bir Bizans parasıdır. Florin ise, bir İtalyan devleti olan Floransa parasıdır. Ancak beylikler ile ilgili belgelerde Venedik dukasının da, Florin şeklinde adlandırıldığını görmekteyiz. Nitekim 1370 yılında Candia Dükü ile Ayasulug emiri arasında yapılan bir mektuplaşmada, dükalık, beyliğin 2000 Duka borcu olduğunu ifade ederken, emir bu yükümlülüğü 2000 Florin olarak belirtmektedir.106

Venedik dukası, Doğu ticaretinde en çok kullanılan bir paradır. Girit'teki hyperpyron ile ortak bir geçerlilik içinde olan bu para, XIV. yüzyılın sonlarına doğru, hyperpyronun 1/2'si kadar olmuştur. Venedik Senatosu'nun 1368-1372 yıllarını kapsayan kararları içerisinde, Aydınoğullarına ait darphanede sahte Venedik dukasının bastırılmasını engellemek amacıyla çeşitli önlemlerin alındığı görülmektedir.107 Anlaşıldığına göre, Gigliato'dan başka, beylik topraklarında sahte duka da basılmakta idi.

XIV. yüzyıl esnasında ticarette kullanılan bu yabancı paraların yanı sıra, Uç beyliklerine ait gümüş ve bakırdan yapılmış madenî paralar da bulunmaktadır. Aydınoğullarından Umur Bey, Menteşeoğullarından Ahmet Gazi ve Osmanlılardan I. Murad kendi dönemlerinde bakır sikkeler bastırmışlardır.108 Ayrıca Karesioğulları tarafından basılmış, isimsiz bir bakır sikkede vardır.109 Bakır sikkelere başlangıçta mangır denilmekte, hatta mangır kelimesinin Moğol dilinde nakit anlamına gelen Mangun kelimesinden çıktığı sanılmaktadır.110 Bakır paralardan başka; Karesioğullarından Yahşi Bey, Aydınoğullarından İsa Bey, Menteşeoğullarından Orhan Bey ve Ahmet Gazi, Saruhanoğullarından Hızır Bey ve Osmanlılardan Orhan Bey adına basılmış gümüş sikkeler de mevcuttur.111 Belirttiğimiz bu isimlerin dışında diğer beylerinde bakır ve gümüş sikkeleri bulunmaktadır.

Dış ticaretle ilgili belirtmemiz gereken bir nokta da, alış verişlerde kullanılan ölçü birimleridir. Orta Çağlarda ağırlık ve ölçü birimleri oldukları gibi kalmamıştır. Devletlerin kendi iktisadî vaziyetlerine göre aldıkları kararlarla büyümüşler veya küçülmüşlerdir. İtalyan kaynaklarına göre, beyliklerin yapmış oldukları antlaşmalarda görülen ölçüler; Modius, Shinik, Seruch, Caretellum, Capsia veya Cassa ve Batman gibi birimlerdir.

Modius, sadece Menteşe antlaşmalarında buğday ve kurutulmuş sebze ölçüsü olarak gözükmektedir. 1331 yılı dışındaki tüm Menteşe antlaşmalarında hububat ölçüsü olarak Şinik (Shinik) kullanılmıştır. Bundan dolayı Modius, Şinik ile aynı ölçü birimi değil, aksine farklı bir ölçü birimidir. Bir de Mısırlı El-Ömerî'nin belirttiği gibi, Anadolu'daki tüm beyliklerin ortak kullandıkları bir ölçü birimi olan mudd vardır.112 Ancak Venedikli tüccar Pignol Zucchello, 1336-1350 dönemi arasındaki yazışmalarında, Balat'taki Modius teriminin El-Ömerî'nin naklettiği mudd terimi ile aynı anlamda olmadığını ortaya koymaktadır. Latin Modius'u Girit'te hububat ölçüsü olarak kullanılmaktadır ve uluslararası bir ölçü birimidir. Bu ölçü birimi, sonraları Osmanlılar tarafından Venedikliler ile yapılan ticarî faaliyetlerle Türkler tarafından benimsenmiştir. Hacmi ise yaklaşık 317 litredir. 113

Şinik, 1337 Aydın antlaşmasında ve 1331 hariç tüm Menteşe antlaşmalarında görülen bir ölçü birimidir. Balat ve Ayasulug'da buğday için kullanılan bu ölçü birimi, Latince Sinichi şeklinde geçmektedir. Şinik'in XVI. yüzyılda Aydın'da tuz ölçü birimi olarak kullanıldığı bile bilinmektedir. Diğer bir ölçü birimi olan Seruch sadece 1337 Aydın antlaşmasında geçiyor. Bu terim, Türkçe "çeyrek"'e yakındır. Ağırlık, uzunluk ve hacim ölçüsünde kullanılmıştır. 1353 Aydın Antlaşması'nda Seruch veya çeyrek terimi kaybolarak Şinik terimi ile karşılaşılmaktadır. Çeyrek ve Şinik muhtemelen benzer hacimlerdedir (60-62 litre). Öyle anlaşılıyor ki çeyrek, Anadolu mudd'unun dörtte birine denktir.114

Cassa veya Capsia, Latin ülkelerinde ve Karadeniz'de kullanılan sabun varili veya sandığı olarak adlandırılan standart bir ölçü birimi idi. Sabun bu dönemde her iki beylik tarafından satın alınan önemli bir ihtiyaç maddesi olmasına rağmen, sadece Aydınoğulları ile yapılan bir antlaşmada cassa terimine rastlanmaktadır. Ancona ve Venedik sabunu, Ayasulug'a cassa ile gönderilirdi ve 1 cassa yaklaşık 12 batman sabuna eşittir. Pegolotti'nin verdiği bilgilere göre bu ağırlık birimi 120 kiloya eşittir. Bu arada Batman'ın da, 10-15 kilo arasında olan ve beyliklerin topraklarında en çok kullanılan ağırlık birimi olduğunu belirtelim.115

Diğer ölçü birimleri olan Caratellum ve Mistato ise, şarap ölçümünde kullanılırdı. Ayrıca Vegata ve Butla da, fıçı yerine kullanılan ölçü birimlerindendi. Ağırlıkların ve ölçülerin denetlenmesinde muhtesiplik görevini yapan kişiler bulunurdu ve İtalyan devletleri ile yapılan antlaşmalarda bunlar paşa unvanı ile anılmaktaydı.116

Beyliklerin İtalyan devletleri ile yapmış oldukları antlaşmalardan, bu dönemde ihraç ve ithal edilen mallardan alınan vergi oranlarını da belirtebiliriz. Antlaşmalarda, Menteşe ve Aydınoğullarının gümrük ve diğer vergilendirmelerde birbirlerinden farklı uygulamalar izledikleri görülmektedir. Menteşe Beyliği topraklarında ithalat ve ihracatta, şarap dışında kalan bütün mallardan %2 oranında bir gümrük vergisi alınmakta idi. Gümrük vergisinden ayrı olarak önemli bazı ihraç malları için de ek bir vergi ödenmesi gerekiyordu. Commercium veya datium diye adlandırılan gümrük vergisi, tâcirlerin getirdikleri malları beyliğe ait yerlerde sattıklarında alınır, eğer mallar satılmazsa hiç bir vergi alınmazdı.117

Aydınoğulları beyliğinde ticaretten alınan vergiler, oran olarak Menteşedekinden daha yüksekti. Ancak yabancı tâcirlerin getirip sattıkları mallar arasındaki sabun ve şarap gibi diğer mallardan ithal vergisi alınmazdı. Buna karşılık satılıp götürülen mallar için %4 gibi yüksek bir oranda ihraç vergisi alınmakta idi. Hatta buğday, şap, pirinç, canlı hayvan ve köle için alınan bu %4 ihraç vergisinin, bir ara %6'ya bile çıkarıldığı görülmektedir.118 XIV. yüzyılın ortalarına kadar güçlü konumlarını devam ettirerek istedikleri zaman vergi oranlarını arttırabilen Aydınoğulları beyliği, bu tarihten sonra gücünün azalması ile birlikte, gümrük vergilerinde uyguladıkları sistemden vazgeçerek, ithal mallarından %2 gibi bir vergi alma yoluna gitmiştir. Bu dönemde Orta Asya'ya uzanan kervan yolunda başlangıç noktası olan Trabzon ve Karadeniz'de önemli bir ticaret limanı olan Tana'da bile gümrük vergileri oranları, Aydınoğulları topraklarındaki kadar yüksek değildi.119 Bu da beylik topraklarında yapılmakta olan ticaretin önemini göstermektedir.



DİPNOTLAR


1 Ahmed Tevhid, "Rum Selçukî Devleti'nin İnkirazıyla Teşekkül Eden Ta1 Ira M. Lapidus, A History of Islamic Societies, Cambridge 1991, s. 304-305.
2 Büyük Selçuklu Devleti tarihi hakkında bkz. Mehmed Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Cilt I, Ankara 1989.
3 Aral Gölü'ne dökülen Seyhun (Sir Deryâ) ve Ceyhun (Amu Deryâ) nehirleri arasında kalan topraklara denir.
4 Bu amaçla Tuğrul Bey döneminde Anadolu'ya yapılan akınlar için bkz. Ali Sevim, Anadolu'nun Fethi Selçuklular Dönemi, (Başlangıç'tan 1086'ya Kadar), Ankara 1988, s. 25.
5 Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, 3. Baskı, Ankara 1988, s. 41.
6 Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Cilt III, İstanbul 1993, s. 541.
7 Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, s. 74.
8 Halil İnalcık, "The Question of The Emergence of The Ottoman State", Studies in Ottoman Social and Economic History, Variorum Reprints, London 1985, s. 74; Ayrıca bkz. Elizabeth Zachariadou, "Pachymeres on the Amourioi of Kastamonu", Byzantine and Modern Greek Studies, III, 1977, s. 57-70.
9 Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, Cilt II, 6. Baskı, İstanbul 1980, s. 332.
10 Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, (Siyasî Tarih, Alp Arslan'dan Osman Gazi'ye, 1071-1318), 3. Baskı, İstanbul 1993, s. 506.
11 Konu hakkında bkz. İbn Bibi, El Evamirü'l-Ala'iyye Fi'l-Umuri'l-Ala'iyye (Selçuk-Nâme) II, Haz: Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 64.
12 Colin Imber, The Ottoman Empire 1300-1481, İstanbul 1990, s. 17.
13 İ. Hakkı Uzunçarşılı, "Anadolu Türk Tarihinde Üç Mühim Sima", Türk Tarih Encümeni Mecmuası, Cilt I, Sayı 5, Haziran 1930-Mayıs 1931, İstanbul s. 64.
14 Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş (En Eski Devirlerden 16. Asra Kadar), Cilt I, 3. Baskı, İstanbul 1981, s. 232-251.
15 Akritas; sınır bekçisi anlamında bir kelime olup, Bizanslılarla Müslüman Arapların yüzyıllar süren savaşları sırasında, Anadolu'daki Bizans sınır bekçilerine verilen addır. Bkz. Türk Ansiklopedisi, Cilt I, Ankara 1946, s. 364.
16 Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, 4. Baskı, Ankara 1995, s.
17 Nicolas Oikonomides, "The Turks in Europe (1305-1313) and the Serbs in Asia Minor (1313)", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 159.
18 Halil İnalcık, "The Question of The Emergence of the Ottoman State", s. 77-78.
19 Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, Cilt I, s. 338.
20 Ahmet. Yaşar Ocak, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler (Metodolojik Bir Yaklaşım), Ankara, 1992, s. 49.
21 Charles Diehl, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Çev: Tevfik Bıyıklıoğlu, İstanbul 1937, s. 172­173.
22 Peter Charanis, "Bizans İmparatorluğu'nun Çöküşündeki Ekonomik Faktörler", Çev: Melek Delilbaşı, Belleten, Cilt XLVIII, Sayı 191-192, Ankara 1984, s. 529.
23 Georges Castellan, 14. -20. yy. Balkanlar'ın Tarihi, Çev: Ayşegül Yaraman-Başbuğu, İstanbul 1993, s. 41.
24 H. G. Koenigsberger, Medieval Europe (1400-1500), A History of Europe, Hong-Kong 1987, s. 339.
25 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I (Selçuklulardan Bizans'ın Sona Erişine), İstanbul 1990, s. 32.
26 Bkz. Paul Wittek, Menteşe Beyliği (13. -15. Asırda Garbi Küçük Asya Tarihine Ait Tetkik), Çev: O. Ş. Gökyay, 2. Baskı, Ankara 1986, s. 70 vd.
27 Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington 1993, s. 313.
28 Bkz. W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, Çev: Enver Ziya Karal, Ankara 1975, s. 571vd.
29 Bkz. W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, s. 517.
30 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 44.
31 Bkz. Ahmed Tevhid, "Rum Selçukî Devleti'nin İnkirazıyla Teşekkül Eden Tavâif-i Mülûk, Sinop'ta Gazi Çelebi", Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası, Cilt I, Sayı 5, İstanbul 1326, s. 317.
32 1304 tarihinde Cenevizliler Tebriz'de çok sayıda ticaret alanı oluşturmuşlardı. Bkz. Bertold Spuler, İran Moğolları, (Siyaset, İdare ve Kültür, 1220-1350), Çev: Cemal Köprülü, 2. Baskı, Ankara 1987, s. 474.
33 Bkz. Zeki Velidi Togan, "Moğollar Devrinde Anadolu'nun İktisadî Vaziyeti", Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası, Cilt I, İstanbul 1931, s. 17.
34 Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", s. 312.
35 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 140.
36 Paul Wittek, Menteşe Beyliği, s. 29; Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", s. 311.
37 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu-Karakoyunlu Devletleri, 4. Baskı, Ankara 1988, s. 84.
38 Feridun M. Emecen, "Ottoman Policy of Conquest of the Turcoman Principalities of Western Anatolia with Special Reference to Sarukhan Beyliği", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 38.
39 Elizabeth A. Zachariadou, "The Emirate of Karasi and That of The Ottomans: Two Rival States", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 231.
40 Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", s. 313.
41 Bkz. S. Runciman, "Anadolu'nun Orta Çağlardaki Rolü" Belleten, Cilt VII, Sayı 27, Ankara 1943, s. 550.
42 Halil İnalcık, "The Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role", Oriental Carpet and Textile Studies, Eds. R. Pinner and W. Denny, Halı Magazine, London 1986, s. 51.
43 Wilfried Buch, "14. /15. yüzyılda Kudüs'e Giden Alman Hacılarının Türkiye İzlenimleri", Çev Yüksel Baypınar, Belleten, Cilt XLVI, Sayı 183, Ankara 1982, s. 523.
44 Halil İnalcık, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", s. 313.
45 Elizabeth A. Zachariadou, Trade and Crusade, Venetian Crete and The Emirates of Menteshe and Aydın (1300-1415), Venice 1983, s. 42.
46 Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar I, 2. Baskı, Ankara 1991, s. 70.
47 Mustafa Akdağ, Türkiye'nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi (1243-1453), Cilt I, İstanbul 1995, s. 370.
48 Anthony Luttrell, "Latin Responses to Ottoman Expansion Before 1389", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 121.
49 Colin Imber, The Ottoman Empire 1300-1481, s. 24.
50 Anthony Lutrell, "Latin Resposes to Ottoman Expansion before 1389", s. 129.
51 Melek Delilbaşı, "Orta Çağ'da Türk Hükümdarları Tarafından Batılılara Ahidnâmelerle Verilen İmtiyazlara Genel Bir Bakış", Belleten, Cilt XLVII, Sayı 185, Ankara 1983, s. 101-102.
52 Ruy Gonzales De Clavijo, Timur Devrinde Semerkand'a Seyahat, Çev: Ö. R. Doğrul, İstanbul 1975, s. 34.
53 Dukas, Bizans Tarihi, Çev: Viladimir Mirmiroğlu, İstanbul 1956, s. 28.
54 Mevlevî dervişi Eflâkî tarafından yazılan ve Mevlevî tarikatlarının faaliyetlerini ve yaşamlarını anlatan Menâkıbü'l-ârifin, Anadolu'nun bu zamandaki kültür ve toplumu hakkında bilgi veren en zengin kaynaklardandır. Bkz. Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifin, Haz: Tahsin Yazıcı, Cilt I-II, Ankara 1989; Ayrıca bkz. Speros Vryonis Jr., "The Muslim Family in 13th-14th Century Anatolia as Reflected in the Writing of the Mawlawi Dervish Eflaki", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 213-223.
55 Ömer Lûtfi Barkan "Osmanlı İmparatorluğu'nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler", İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt XI, Ekim 1949-Temmuz 1950, s. 534.
56 Batı Anadolu'da göçebeler hakkında bkz. Feridun M. Emecen, "Batı Anadolu'da Yörükler", Anadolu'da ve Rumeli'de Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000, ss. 113-120.
57 Yörükler Osmanlı fetihleri ile Balkanlar'a geçtikleri zaman Yanbolu'da büyük bir keçe endüstrisi oluşturmuşlar ve imparatorluğun değişik birimlerinin önemli ölçüde keçe ihtiyacını karşılamışlardır. Bkz. Halil İnalcık, "The Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role", s. 53.
58 Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, s. 56.
59 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 249.
60 İbn Batuta, Tuhfetu'n-Nuzzâr Fi Garaibi'l-Emsâr, Tercüme: Mehmed Şerif, Cilt I, İstanbul, 1335. s. 318.

61 Mehmet Şeker, İbn Batuta'ya Göre Anadolu'nun Sosyal-Kültürel ve İktisadî Hayatı ile Ahîlik, Ankara 1993, s. 64.
62 Mustafa Çetin Varlık, Germiyan oğulları Tarihi (1300-1429), Ankara 1974, s. 120; Uç beyliklerinde çıkarılan şapın Osmanlılar döneminde de, belirli bir zaman süresince dışarıya satıldığı bilinmektedir. Bkz. Suraiya Faroqhi, Osmanlı'da Kentler ve Kentliler, Çev: Neyyir Kalaycıoğlu, 2. Baskı, İstanbul 1994, s. 180.
63 Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar I, s. 193.
64 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 247.
65 Paul Wittek, Menteşe Beyliği, s. 121-123.
66 Kudüs'e Hac yolcuğu yapan Vestefalyalı Rahip Ludolf von Suchem, Efes hakkında bu bilgileri vermektedir ve Altoluogo kelimesinin Altus Logus'den (Yüksek yer, yüksek şehir) geldiğini ifade etmektedir. Bkz. Wilfried Buch, "14. /15. yüzyılda Kudüs'e Giden Alman Hacılarının Türkiye İzlenimleri", s. 517.
67 Bkz. Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 127.
68 W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, s. 605.
69 Mustafa Çetin Varlık, Germiyan oğulları Tarihi, (1300-1429), s. 120.
70 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 249.
71 Halil İnalcık, "Bursa and The Commerce of The Levant", The Ottoman Empire: Conquest, Organization and Economy, London, 1978, s. 143.
72 Johannes Schiltberger, Türkler ve Tatarlar Arasında (1394-1427), Çev: Turgut Akpınar, İstanbul 1995, s. 51.
73 Bkz. Anthony Bryer, "The StrUçture of the Late Byzantine Town: Diokismos and the Mesoi", Continuity and Change in Late Byzantine and Early Ottoman Society, Eds: Anthony Bryer and Heath Lowry, Washington, 1986, s. 275.
74 İbn Batuta, Tuhfetu'n-Nuzzar Fi Garaibi'l-Emsâr, M. Şerif Tercümesi, s. 318.
75 Paul Wittek, Menteşe Beyliği, s. 124.
76 İbn Batuta, Tuhfetu'n-Nuzzar Fi Garaibi'l-Emsâr, M. Şerif Tercümesi, s. 341. Ayrıca bkz. Joel Shinder, "Early Ottoman Administration in the Wilderness: Some Limitson Comparison", International Journal Middle East Studies, Great Britain, 1978, s. 513.
77 Giacomo E. Carretto, Akdeniz'de Türkler, Çev: Durdu Kundakçı-Gülbende Kuray, Ankara 1992, s. 12.
78 John Murray, Handbook For Travellers in Constantinople, Brûsa And The Troad, London 1893, s. 122.
79 Halil İnalcık, The Ottoman Empire, The Classical Age 1300-1600, New York 1973, s. 143.
80 Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarisinin İlk Devri I, 2. Baskı, İstanbul 1989, s. 97.
81 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 5. Baskı, Ankara, 1988, s. 133.
82 1355'te Osmanlılara esir düşen Selanik başpiskoposu Gregory Palamas'dır. Bkz. Halil İnalcık, "Stefan Duşan'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, XV. Asırda Rumeli'de Hıristiyan Sipahiler ve Menşeileri", Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953, s. 212.
83 Halil İnalcık, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş ve İnkişafı Devrinde Türkiye'nin İktisadî Vaziyeti Üzerinde Bir Tetkik Münasebetiyle", Belleten, Cilt XV, Sayı 60, Ankara 1951, s. 638.

84 Yaşar Yücel, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar I, s. 192.
85 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 97.
86 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 163.
87 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 168.
88 Anthony Luttrell, "Latin Responses to Ottoman Expansion before 1389", s. 121.
89 Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, Çev: Yıldız Moran, İstanbul 1992, s. 311.
90 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 250.
91 Halil İnalcık, "The Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role", s. 53.
92 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 166.
93 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 154.
94 İ. Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 253.
95 Halil İnalcık, "The Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role", s. 52.
96 Bkz. Halil İnalcık, "ARAB Camel Drivers in Western Anatolia in The Fifteenth Century", Revue d'Historie Maghrebine, X/32-33, Tunis 1983, s. 256-265.
97 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 102.
98 Eric R. Wolf, Europe and The People Without History, Berkeley 1990, s. 201.
99 İbn Batuta Uç beylikleri topraklarında ziyaret ettiği bazı yerlerden Rum cariyeleri satın aldığını ifade eder ve bu ticaretin varlığı hakkında bize bilgi verir. Bkz. İbn Batuta, Tuhfetu'n-Nuzzâr Fi Garaibi'l-Emsâr, M. Şerif Tercümesi, s. 335.
100 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 160-161.
101 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 171 vd.
102 Mustafa Akdağ, Türkiye'nin İktisadî ve Îctimaî Tarihi, s. 375.
103 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkiler I, s. 187.
104 W. Heyd, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, s. 609.
105 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 142.
106 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 141.
107 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 179.
108 Bkz. H. Akın, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, 2. Baskı, Ankara 1968, s. 155; Paul Wittek, Menteşe Beyliği, s. 121.
109 İbrahim Artuk, "Karesioğulları Adına Basılmış Olan İki Sikke", Tarih Dergisi, İstanbul 1982, s. 284.
110 İbrahim Artuk, "I. Murad'ın Sikkelerine Genel Bir Bakış 761-792 (1359-1389)", Belleten, Cilt XLVI, Sayı 184, Ankara 1983, s. 790.
111 Bkz. Konstantin Zhukov, "Ottoman, Karasid and Sarukhanid Coinages and The Problem of Currency Community in Turkish Western Anatolia", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 240 vd.
112 İslâm ülkelerinde kullanılan mudd ve diğer ölçü birimleri için bkz. Walther Hinz, İslâm'da Ölçü Sistemleri, Çev: Acar Sevim, İstanbul 1990.
113 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 146 vd.
114 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 148 vd.
115 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 151 vd.
116 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 138 vd.
117 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 153.
118 Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, s. 187.
119 Elizabeth Zachariadou, Trade and Crusade, s. 158.


KAYNAKLAR

vâif-i Mülûk, Sinop'ta Gazi Çelebi", Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası, Cilt I, Sayı 5, İstanbul 1326, ss. 422-424.

Akdağ, Mustafa, Türkiye'nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi (1243-1453), Cilt I, Cem Yayınevi, İstanbul, 1995.

Akın, Himmet, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, 2. Baskı A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları Ankara, 1968.

Artuk, İbrahim, "Karesioğulları Adına Basılmış Olan İki Sikke", Tarih Dergisi, Sayı 33, İstanbul, 1982, s. 283-290.

Artuk, İbrahim, "I. Murad'ın Sikkelerine Genel Bir Bakış 761-792 (1359-1389)", Belleten, Cilt XLVI, Sayı 184, Ankara 1983, s. 787-793.

Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mimarisinin İlk Devri I, 2. Baskı, Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1989.

Barkan, Ömer Lûtfi, "Osmanlı İmparatorluğu'nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler", İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt XI, Ekim 1949-Temmuz 1950, s. 524­569.

Bryer, Anthony, "The StrUçture of the Late Byzantine Town: Dioikismos and the Mesoi", Continuity and Change in Late Byzantine and Early Ottoman Society, Eds: Anthony Bryer and Heath Lowry, Washington 1986, s. 263-279.

Buch, Wilfried, "14. /15. Yüzyılda Kudüs'e Giden Alman Hacılarının Türkiye İzlenimleri", Çev Yüksel Baypınar, Belleten, Cilt XLVI, Sayı 183, Ankara 1982, s. 509-533.

Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, Çev: Yıldız Moran, E Yayınları İstanbul 1979.

Carretto, Giacomo E., Akdeniz'de Türkler, Çev: Durdu Kundakçı-Gülbende Kuray, TTK. Yayınları, Ankara 1992.

Castellan, Georges, 14. -20. yy. Balkanlar'ın Tarihi, Çev: Ayşegül Yaraman-Başbuğu, Milliyet Yayınları İstanbul 1993.

Charanis, Peter, "Bizans İmparatorluğu'nun Çöküşündeki Ekonomik Faktörler", Çev: Melek Delilbaşı, Belleten, Cilt XLVIII, Sayı 191-192, Ankara 1984, s. 523-535.

Clavijo, Ruy Gonzales De, Timur Devrinde Semerkand'a Seyahat, Çev: Ö. R. Doğrul, Nakışlar Yayınevi, İstanbul 1975.

Delilbaşı, Melek, "Orta Çağ'da Türk Hükümdarları Tarafından Batılılara Ahidnâmelerle Verilen İmtiyazlara Genel Bir Bakış", Belleten, Cilt XLVII, Sayı 185, Ankara 1983, s. 95-103.

Diehl, Charles, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Çev: Tevfik Bıyıklıoğlu, Vakit Gazete/Matbaa, İstanbul 1937.

Dukas, Bizans Tarihi, Çev: Viladimir Mirmiroğlu, İstanbul, Fethi Derneği, İstanbul 1956.

Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifin, Haz: Tahsin Yazıcı, Cilt I-II, TTK. Yayınları, Ankara 1989.

Emecen, Feridun M., "Ottoman Policy of Conquest of the Turcoman Principalities of Western Anatolia with Special Reference to Sarukhan Beyliği", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, ss. 35-40.

Emecen, Feridun M., "Batı Anadolu'da Yörükler", Anadolu'da ve Rumeli'de Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000, s. 113-120.

Faroqhi, Suraiya, Osmanlı'da Kentler ve Kentliler, Çev: Neyyir Kalaycıoğlu, 2. Baskı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1994.

Heyd, W., Yakın Doğu Ticaret Tarihi, Çev: Enver Ziya Karal, TTK. Yayınları, Ankara 1975.

Hinz, Walther, İslâm'da Ölçü Sistemleri, Çev: Acar Sevim, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1990.

Imber, Colin, The Ottoman Empire 1300-1481, The Isis Press, İstanbul 1990.

İbn Batuta, Tuhfetu'n-Nuzzâr Fi Garaibi'l-Emsâr, Tercüme: Mehmed Şerif, Cilt I, İstanbul, 1335.

İbn Bibi, El Evamirü'l-Ala'iyye Fi'l-Umuri'l-Ala'iyye (Selçuk-Nâme) II, Haz: Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1996.

İnalcık, Halil, "Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş ve İnkişafı Devrinde Türkiye'nin İktisadî Vaziyeti Üzerinde Bir Tetkik Münasebetiyle", Belleten, Cilt XV, Sayı 60, Ankara 1951, ss. 629-684.

İnalcık, Halil, "Stefan Duşan'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, XV. Asırda Rumeli'de Hıristiyan Sipahiler ve Menşeileri", Fuad Köprülü Armağanı, İstanbul 1953, s. 207-248.

İnalcık, Halil, The Ottoman Empire, The Classical Age 1300-1600, New York, Praeger Publishers, 1973.

İnalcık, Halil, "Bursa and The Commerce of The Levant", The Ottoman Empire: Conquest, Organization and Economy, London 1978, ss. 131-147.

İnalcık, Halil, "ARAB Camel Drivers in Western Anatolia in The Fifteenth Century", Revue d'Historie Maghrebine, X/32-33, Tunis 1983, s. 256-270.

İnalcık, Halil, "The Question of The Emergence of The Ottoman State", Studies in Ottoman Social and Economic History, Variorum Reprints, London 1985, s. 71-79.

İnalcık, Halil, "The Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role", Oriental Carpet and Textile Studies, Eds. R. Pinner and W. Denny, Halı Magazine, London 1986, s. 39-65.

İnalcık, Halil, "The Rise of the Turcoman Maritime Principalities in Anatolia, Byzantium and the Crusades", The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Bloomington, 1993, s. 309­341.

Koenigsberger, H. G., Medieval Europe (1400-1500), A History of Europe, Longman Group, Hong-Kong 1987.

Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, 3. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1988.

Köymen, Mehmed Altay, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Cilt I, TTK. Yayınları, Ankara 1989.

Lapidus, Ira M., A History of Islamic Societies, Cambridge University Press, 1991.

Luttrell, Anthony, "Latin Responses to Ottoman Expansion Before 1389", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 119-234.

Murray, John, Handbook For Travellers in Constantinople, Brûsa And The Troad, London 1893.

Ocak, Ahmet Yaşar, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıbnâmeler (Metodolojik Bir Yaklaşım), TTK. Yayınları, Ankara 1992.

Oikonomides, Nicolas, "The Turks in Europe (1305-1313) and the Serbs in Asia Minor (1313)", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 159­168.

Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, 4. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1995.

Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Cilt III, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1 İstanbul 993.

Runciman, S., "Anadolu'nun Orta Çağlardaki Rolü", Belleten, Cilt VII, Sayı 27, Ankara 1943, s. 549-556.

Schiltberger, Johannes, Türkler ve Tatarlar Arasında (1394-1427), Çev: Turgut Akpınar, İletişim Yayınları, İstanbul 1995.

Sevim, Ali, Anadolu'nun Fethi Selçuklular Dönemi, (Başlangıç'tan 1086'ya Kadar), TTK. Yayınları, Ankara 1988.

Shinder, Joel, "Early Ottoman Administration in the Wilderness: Some Limitson Comparison", International Journal Middle East Studies, Great Britain, 1978, s. 497-517.

Spuler, Bertold, İran Moğolları, (Siyaset, İdare ve Kültür, 1220-1350), Çev: Cemal Köprülü, 2. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1987.

Şeker, Mehmet, İbn Batuta'ya Göre Anadolu'nun Sosyal-Kültürel ve İktisadî Hayatı ile Ahîlik, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1993.

Togan, Zeki Velidi, "Moğollar Devrinde Anadolu'nun İktisadî Vaziyeti", Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası, Cilt I, İstanbul 1931, s. 3-42.

Togan, Zeki Velidî, Umumî Türk Tarihine Giriş (En Eski Devirlerden 16. Asra Kadar), Cilt I, 3. Baskı, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1981.

Turan, Osman, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, Cilt II, 6. Baskı, Nakışlar Yayınevi, 1980.

Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, (Siyasî Tarih, Alp Arslan'dan Osman Gazi'ye, 1071-1318), 3. Baskı, İstanbul, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1993.

Turan, Şerafettin, Türkiye-İtalya İlişkileri I (Selçuklulardan Bizans'ın Sona Erişine), Metis Yayınları, İstanbul 1990.

Türk Ansiklopedisi, "Akritas", Cilt I, Ankara 1946, s. 364.

Uzunçarşılı, İ. Hakkı, "Anadolu Türk Tarihinde Üç Mühim Sima", Türk Tarih Encümeni Mecmuası, Cilt I, Sayı 5, Haziran 1930-Mayıs İstanbul 1931, s. 64-82.

Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu-Karakoyunlu Devletleri, 4. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1988.

Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 5. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1988.

Varlık, Mustafa Çetin, Germiyan-oğulları Tarihi (1300-1429), Atatürk Üniversitesi Yayınları, Ankara 1974.

Vryonis, Jr. Speros, "The Muslim Family in 13th-14th Century Anatolia as Reflected in the Writing of the Mawlawi Dervish Eflaki", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 213-224.

Wittek, Paul, Menteşe Beyliği (13. -15. Asırda Garbi Küçük Asya Tarihine Ait Tetkik), Çev: O. Ş. Gökyay, 2. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1986.

Wolf, Eric R., Europe and The People Without History, Berkeley, University of California Press, 1990.

Yücel, Yaşar, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar I, 2. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara 1991.

Zachariadou, Elizabeth, "Pachymeres on the Amourioi of Kastamonu", Byzantine and Modern Greek Studies, III, 1977, s. 57-70.

Zachariadou, Elizabeth A., Trade and Crusade, Venetian Crete and The Emirates of Menteshe and Aydın (1300-1415), Venice, 1983.

Zachariadou, Elizabeth A., "The Emirate of Karasi and That of The Ottomans: Two Rival States", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 225-236.

Zhukov, Konstantin, "Ottoman, Karasid and Sarukhanid Coinages and The Problem of Currency Community in Turkish Western Anatolia", The Ottoman Emirate (1300-1389), Ed: Elizabeth Zachariadou, Crete University Press, 1993, s. 237-243.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2670 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın