• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Bîrûnî / Abdullah Duman

A. Künyesi

Bîrûnî'nin künyesi müellifler tarafından genelde, Ebû Reyhân el-Müneccim el-Bîrûnî,1 Muhammed b. Ahmed Ebû Reyhân el-Bîrûnî el-Harezmî,2 Ebû Reyhân Müneccim el-Bîrûnî,3 Üstâd Ebû Reyhân Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî4 şeklinde kaydedilmektedir. İsim ve künyesinde eski müellifler arasında belirgin bir ayrılık olmadığı gibi, son dönem araştırıcıları da yukarıdaki künyelerden birisini tercih etmektedir.5 Kendi eserlerinin üzerinde de künyesi, Ebî er-Reyhân Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî olarak yazılmasına rağmen, Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh-i Mesâfâtü'l-Mesâkin adlı eserinde küçük bir farklılık dikkatimizi çekmektedir. Bu eserinin üzerinde nisbesi, Bîrûnî olarak değil Beyrûnî şeklinde kaydedilmiştir.6

B. Ailesi

Bîrûnî'nin elimizde mevcut olan eserlerinde ve diğer kaynaklarda ailesi hakkında bilgi yok denecek kadar azdır. Bu sebeple anne-baba ve nesebini tespit etmek şu andaki bilgilere göre mümkün görünmemektedir. Bir şiirinde kendisi de bunu ifade etmiştir:

Zeki Velidi Togan, Bîrûnî'nin annesinin odun toplayan bir kadın olduğunu söyler ama bunu doğru kabul etmek mümkün değildir. Tavit Tancî onun ilme düşkünlüğü sebebiyle kendinden ve ailesinden bahsetmeye zaman bulamadığını7 belirtmektedir. Nitekim Bîrûnî'nin kendi ifadelerinden bilime çok erken yaşlarda başladığı, daha 18 yaşında enlem ve boylam ölçümleri yapabilecek seviyeye geldiği anlaşılmaktadır.8 Bu sözleriyle Bîrûnî'nin, anne ve babasının fakir olduklarını sonucu çıkarılabileceği gibi, Müslüman olmadıklarını söylemek istemiş olması da mümkündür.

C. Doğum Yeri

Bîrûnî, Makâle fî Hikâyet-i Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr adlı eserinde kendi doğum yerini, "Benim doğum yerim şimal tarafında enlemi 41dakika 20 derece olan ve Medinetü's-Selam'dan doğuya doğru tam bir saat olan Harezm şehridir. Doğum günüm Perşembe günü 3 Zilhicce 362 senesidir"9 şeklinde belirtmektedir. Bununla birlikte, Bîrûnî nisbesinin bir yerleşim yerine mensubiyetini gösteriyor olabileceği ihtimaliyle doğum yeri konusunda görüş ayrılıkları meydana gelmiş, müellifler bu yerleşim yerinin nerede olabileceğini, Bîrûnî nisbesinden yola çıkarak tespit etmeye gayret etmişlerdir. Örneğin, İbn Ebî Usaybia, 10 İbn-i Saîd, 11 Hansârî,12 ve Şehrezurî'ye13 göre, Bîrûnî sıfatı, Ebu Reyhan'ın, Sind'de bir şehir olan Bîrûn'a mensubiyetini belirtir. Dolayısıyla doğum yeri bu şehirdir.

Sem'ânî,14 Yâkût,15 Muhammed Abdulvahap el-Kazvînî,16 Hacı Halîfe,17 Ebu'l-Hasan Dehkan18 Bulgakov,19 G. Allana20 gibi müelliflere göre ise, Bîrûnî nisbesi Harezm'in dışına delalet etmektedir, dolayısıyla Bîrûnî Harezm'in dış sokaklarında dünyaya gelmiştir.

Zeki Velidi Togan, Günay Tümer ve Aslan Terzioğlu'na göre Bîrûnî, Türkmenistan'0aki bugün Kalpakskaya Şahabbas Veli adıyle bilinen Medine el-Harezm şehrinin Kâs denilen dış semtinde dünyaya gelmiştir.21

Yukarıda da geçtiği gibi, Bîrûnî, Harezm'de doğduğunu açıkça belirtmektedir. Bunun yanında Tahdîd adlı eserinde yine Harezm'den "vatanım" diye söz etmektedir.22 Aktarmaya çalıştığımız bilgiler ve kendi ifadelerini değerlendirdiğimizde Harezm'de doğduğu konusunda şüphe kalmamaktadır.

Ç. Vefat Tarihi

Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi, Bîrûnî'nin doğum tarihinde bir ihtilâf görünmemekle birlikte aynı şeyi ölüm tarihi hakkında söylemek mümkün değildir. Vefat tarihi ile ilgili müellifler tarafından aktarılan farklı rivayetler bu konuyu araştıranlar arasında tartışmalara sebeb olmuştur. Bu tartışmalar bazen doğum tarihinin de yanlış olabileceği fikrini gündeme getirmiştir.

Bîrûnî'nin ölüm tarihiyle ilgili tartışmaya yol açan sebeblerden en dikkat çekeni yukarıda belirtildiği gibi, Yâkut'un, rakamla kaydettiği 403 tarihidir.23 Zeki Velidi Togan, bu tarihin 443/1051-52'den galat olduğunu kabul etmek suretiyle, Bîrûnî'nin kendi ifadesiyle telif etmeye çalışır.24 Sayılı ise, "Bîrûnî'nin ölüm tarihinin gününe varıncaya kadar tafsilatlı bir şekilde kendi talebesi Ebu'l-Fazl es-Serahsî tarafından intikal ettiğini, bu durumun hatanın ölüm yılında değil de doğum yılında olduğu ihtimalini akla getirdiğini"25 belirtmektedir.

Bîrûnî, doğum tarihiyle ilgili bilgiyi kendisi verdiği gibi yaşının 80'i geçtiğini de kendisi bildirmektedir. Bu konuda verilen tarihler bir değerlendirilmeye tabi tutulduğunda kendi ifadelerine öncelik tanımak zorunda olduğumuz açıktır. Yaşının 80'i geçtiğini söylediği yıllarda gözlerinin ve kulaklarının zayıfladığını da söylemesine rağmen,26 zihninde herhangi bir problem yaşadığına dair bir şey belirtmemektedir. Dahası o, bu günlerde Saydale gibi ciddi bir eseri dikte ettirmekle meşguldür. Yine Yâkût'tan gelen bir rivayette, vefatından birkaç dakika önce bir dostuyla ferâizle ilgili bir problem çözecek27 kadar aklı başındadır. Bu durumda yaşının 80'i geçmesi ile ilgili sözlerinin herhangi bir hata veya zihinsel özürden kaynaklandığını söylememiz imkansızdır.

D. Milliyeti

Bîrûnî'nin ailesi ile ilgili malumat eksikliği milliyeti ile ilgili farklı iddiaların ortaya atılmasına sebep olmuştur. Onun Arap,28 Fars29 ve Harezmli30 olduğunu savunan görüşlerin yanında, "Bîrûnî, İbn Sînâ ve Fârâbî gibi âlimlerin Fars olduğu konusunda şüphe yoktur"31 diyebilecek kadar mutaassıp iddia sahipleri de bulunmaktadır. Hemen belirtmekte fayda var ki onun Arap olduğunu iddia edenlerin dayandıkları deliller, üzerinde durmaya değmeyecek kadar sathidir. Milliyeti konusundaki tartışmalar daha çok Fars veya Türklüğüyle ilgilidir.

Elimizdeki bilgiler, Bîrûnî'nin Türk olduğu konusunda şüphe bırakmayacak deliller ortaya koyar. Bu delilleri maddeler halinde şöyle inceleyebiliriz:

a- Bîrûnî Saydane adlı eserinde, "ben gerek Arapçayı ve gerek Farsçayı sonradan öğrendim. Bunların ikisi de benim ana dilim değildir. Bununla beraber bana; Arap dili ile hicvedilmem Farsça meth ve sitayiş edilmemden daha hoş gelir. Bu sözümü; Farsçaya çevrilmiş olan bir ilim kitabının ciddiyet ve revnakının gittiğini ve parlaklığının sönerek küsufa uğradığını ve gölge altında kaldığını, artık ondan istifade etmenin mümkün olmadığını takdir edebilenler tasdik ve kabul ederler. Farsça; yalnız, kisralara dair verilen haberlere ve gece masallarına yarar"32 demektedir. Bîrûnî, "Farsça ve Arapçayı sonradan öğrendim" dediğine göre bu iki dilin ana dili olması mümkün değildir. Ana dili olmadığına göre onun Arap veya Farisî olduğu da düşünülemez.

b- Âsâru'l-Bakıye adlı eserinde Harezmliler'i "İran ağacının bir dalı"33 olarak nitelendirdiğine göre Harezmcenin de Farsça veya Farsçanın bir dalı olması gerekir. Bu durumda Harezmcenin de Bîrûnî'nin ana dili olduğunu söyleyemeyiz. Bölgede, Bîrûnî'nin ana dili olma ihtimali olan bir başka dil Soğdca'dır. Bîrûnî'nin kendi ifadesine göre, Harezmce ve Soğdca ilim dilidir. Çünkü o, Harezm ve Soğd dilinde yazılmış eserlerden bahsetmekte, hatta Kuteybe b. Müslim'in Harezm ve Soğdluların eserlerini yaktığını, bilim adamlarını öldürdüğünü ve tarihlerini yok ettiğini belirtmektedir.34 Bîrûnî'nin Harezm ve Soğd kültürü ile ilgili verdiği bilgilerden Harezm dilinin iptidaî bir dil olmadığı, aksine bilim dili olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Bîrûnî, Kitâbü's-Saydale adlı eserinin ön sözünde, "dünyanın her tarafında Arapçaya kitaplar tercüme edilmiş ve ilimler bu dile çevrilmiş olmakla Arapça zenginleşmiş ve gönüllerde yer bulmuş ve bu dilin güzelliği gönüllerden damarlara geçmiş ve işlemiş bulunmaktadır. Bununla beraber herkes kendisinin alışkın olduğu akranlarının arasında konuşup görüştüğü dili, ana dilini daha hoş ve daha tatlı bulur. Ben bunu kendi nefsimden biliyorum. İlim dili olan Arapça yerine benim ana dilim ile ilim tespit edilmiş olsaydı oluk üzerine çıkmış olan deveye veya tarla sürmek için çifte koşulmuş olan zürafaya şaşıldığı gibi şaşılır ve hayret edilirdi"35 demektedir.

Bîrûnî'nin bu ifadelerinden Arap, Fars veya Harezmli olmadığı gibi Soğd milletinden olmadığı da açıktır. Zira bir taraftan Harezmlileri "İran ağacının bir dalı" olarak nitelendirmekte, Harezm ve Soğd kültüründen bahsetmekte, diğer taraftan ana dilinin bilim dili olmadığını ifade etmektedir. Türkçenin Harezm bölgesinde X. özellikle XI. yüzyılda etkili olmaya başlaması XIII. yüzyılda olgunluk devresine ulaşarak Harezm Türkçesine dönüşmesi36 düşünülürse, Bîrûnî'nin X. yüzyılda bilim dili olmadığını söylediği ana dilinin Türkçe olma ihtimali çok yüksektir.

c- Bîrûnî'nin eserlerinde Türkçe konuştuğunu ima eden cümlelerine şahit oluyoruz. Sir Derya havzasındaki Sütkentli bir Türkmen tabibin mumyalarından bahsederken Türkmenceyi daha çocukluğunda bilen birisi sıfatıyla anlatmaktadır. Cemâhir adlı eserinde geçen bu ifadeler şöyledir. "Delikanlılığımda bir ihtiyar Türkmen hatırlarım. Bu ihtiyar Sütkent hududundan her yıl Harezmşâh'a gelir ve kendi yapmış olduğu nebati mumya ve saireden mürekkep birtakım hediyeler getirirdi. Bu ihtiyar, ilaçları tamamıyla otlardan yaptıklarını ve otlardan yapılan ilaçların tesirlerinin daha fazla ve daha çabuk olduğunu iddia ederdi."37

Yine Türkçe konuştuğunu düşünmemize zemin hazırlayan Saydane adlı eserindeki cümleleri şöyledir: "Türklerden biri bana bu yağmur taşından bir miktar getirmiş ve bunu benim sevinçle derhal münakaşasız kabul edeceğimi zannetmişti. Ben; bu taşı kabul etmeden önce kendisinden bu taş ile yağmur mevsimi dışında yağmur yağdırmasını, yağmur mevsiminde olursa benim istediğim muhtelif defalarda bunu tekrar etmesini, bu şekilde bana kanaat gelecek olursa kendisine umduğundan fazla ikram edeceğimi söyledim. Bu taş ile yağmur yağdırmaya kalkışan bu kimse, taşı suya daldırdıktan sonra homurdanmaya ve bağırmaya başladı. Fakat yağmurdan bir eser zuhur etmedi. Sadece kendisinin havaya fırlatmış olduğu sular yere düştü."38

d- Tahdîd adlı eserinden Bîrûnî'nin, Cürcanda kaldığı süre içinde astronomik gözlemlerine devam ettiğini, Dünyanın çevresini ölçmek için bir ara Dihistan ve Guzz Türkleri arasındaki bir bölgeye gitmek istediğini fakat parasızlık sebebiyle gidemediğini öğreniyoruz.39 Togan bu konuda, "kendisi Türk olmayan birisinin göçebe Oğuz Türkleri arasına gidip rasat tetkikatında bulunması, bence muhtemel görünmüyor" demektedir.40

e- Bîrûnî, Hint toplumunu ve bilimini araştırmak için Hindistan'a gitmiş ve yıllarca orada kalmıştır. Sanskritçeyi sonradan öğrendiğini belirten rivayetler vardır. Örneğin Yakut, Sanskritçeyi Hindistan'a gittiğinde öğrendiğini belirtmektedir.41 Bu durumda bu dilin de onun anadili olmadığı ortadadır. Diğer taraftan Bîrûnî, Arapça ve Farsçayı sonradan öğrendiğini belirtmekle birlikte Türkçe öğrendiğini gösteren bir kayıt mevcut değildir. Halbuki o, çocukluğunda Türkmen bir ihtiyarla konuştuğunu hatırlamakta, Guzz Türklerinin arasına giderek araştırma yapmak istediğini belirtmektedir. Yine uzak Türk ülkelerinden gelen elçinin "kutup yakınındaki denizin ötesine kadar uzanan memleketinin müntehasında güneşin, geceleri karanlık olmayacak şekilde, mütemadiyen ufkun üstünde kalmak suretiyle devrini yaptığını söylediğinde", Sultan Mahmud bu konunun izahı için Bîrûnî'yi davet etmekte ve meselenin izahını istemektedir.42 Bu durumda Bîrûnî'nin Türkçeyi ana dili olarak zaten bildiğini, Arapça, Farsça veye Sanskritçe gibi sonradan öğrenme ihtiyacı hissetmediğini söyleyebiliriz.

f- Bîrûnî, eserlerinde Türk tarihine ve etnoğrafyasına ait malumat naklederken Türkçe isimleri adeta kendisine has bir Türk şivesi ile yazmakta, q yerine kh, g yerine gh kullanmakta, şark Türkçesindeki g'leri y'lere dönüştürmektedir. Togan, bu dönüşümlerin Harezm Türk ve Peçenek şivesi hususiyetleri olduğunu belirtmektedir.43

g- Bîrûnî, annesi ve babası hakkındaki "Ebu Leheb ve hammaletel hatab" sözleriyle onların, Müslüman olmadıklarını, bu sebeble haklarında konuşmak istemediğini belirtmiş de olabilir. Şimdi bu düşüncemiz doğru ise, Bîrûnî'nin Türk olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü X. yüzyılın sonlarına kadar Horasan, Harezm ve Maveraünnehir bölgelerinde hakim unsur oldukları anlaşılan İranlılar tamamen Müslümanlaşmıştı. İran'a İslâm dininin Hz. Ömer devrinde girdiği ve İslâm akınlarının bu dönemde Ceyhun nehrine, yani Maveraünnehir bölgesine dayandığı düşünülürse aradan geçen üç asırlık zaman içerisinde bu bölgede yaşayan İranlılar ve diğer milletlerin İslâm dini konusunda olgunluk devresine ulaştıklarını söyleyebiliriz. Halbuki Türkler bu tarihlerde İslâm dinine yeni girmektedir; ve henüz tamamı Müslüman olmamıştır. Karahanlılar bir taraftan Müslümanlarla savaşırken bir taraftan kendi ırktaşlarından Müslüman olmayanlarla savaşmaktadır. Yengi Kent'ten Cend bölgesine geçen Selçukluların İslâm'a giriş sebebi de ilginçtir. Ebü'l-Ferec bu hadiseyi şöyle aktarır: "Yengi Kent'te Oğuz Yabgusuyle arası bozulan Dukak oğlu Selçuk kabilesi ile beraber gizlice Turan yani Türk diyarından İran diyarına çobanlık etmek bahanesi ile geçtiler. Bunlar İranlıların Müslüman olduklarını görerek 'Biz içinde yaşamak istediğimiz bu memleket halkının dinini kabul etmez ve onların törelerine uymazsak bir kimse bize iltifat etmez ve biz tek başımıza yaşamaya mahkum bir azınlık halinde kalırız dediler.' Bundan sonra Harezm diyarında sürülerini otlattıkları çölün civarında olan Harezm'e ait Zandak şehrine bir elçi gönderdiler.

Şehrin valisinden kendilerine İslâm'ı öğretecek bir âlim göndermesini istediler. Vali bir çok hediyelerle birlikte bunlara bir adam gönderdi..."44 Ebu'l-Ferec'in bu sözleri Farslıların bu dönemde tamamen İslâm'a girdikleri Türklerin ise girme aşamasında oldukları ile ilgili fikrimizi desteklemektedir.

Yine bu devrin özelliğini Bîrûnî'nin, "Oğuzlardan birisi Müslüman olduğunda Türkmân oldu denilirdi"45 sözü bütün çıplaklığıyla anlatmaktadır. Bîrûnî'nin ailesinin Harezm'e dışarıdan geldiğini ve Kâs'ın kenar semtlerinden birisine yerleştiğini bu sebeble kendine "dış" anlamında Bîrûnî nisbesi verildiğini belirtmiştik. Bu bilgileri birleştirdiğimizde şu sonuca ulaşabiliriz. Bîrûnî'nin anne ve babası Harezm'e göç eden Oğuz Türk ailelerinden birisiydi; ve bu göç hadisesi doğumuna yakın bir tarihte vuku bulmuştu.

Diğer taraftan onlar Müslüman değillerdi. Muhtemelen eski dinlerini hâlâ devam ettiriyorlardı; veya henüz İslâm'a girmeden vefat etmişlerdi. Bîrûnî'nin, anne ve babası ile ilgili "Ebu Leheb ve hammaletel hatab" sözleriyle işte bu gerçeği, yani onların Müslüman olmayan Türk ailelerden birisi olduklarını ima etmiş olması muhtemeldir.

Hayat Serüveni

Eylül 973 senesinde Harezm'deki Kâs, bu günkü Şah Abbas Veli kasabasında doğmuştur.46 Bîrûnî'nin doğduğu yıllarda Harezm, doğu ve batı olmak üzere Sâmânoğulları Devleti'ne bağlı iki valilik tarafından paylaşılıyordu. Doğu Harezm, merkezleri Kâs olmak üzere, Harezmşâhlar tarafından yönetilirken, merkezi Cürcâniye/Gürgenç olan Batı Harezm, Me'mûnoğullarının idaresi altında idi. 47

Bîrûnî'nin, Afriğoğullarından Harezmşâhların himayesine ne şekilde girdiği belli olmamakla birlikte, 362/973'te Harezm'de doğduğunu belirtmektedir.48 Diğer taraftan, 380/990'da Harezm'in enlem ve boylamını belirlemek için çalıştığını,49 995'te Harezm yakınlarındaki Ceyhun nehrinin batısındaki Buşkana köyünün ölçümleriyle uğraştığını ifade etmektedir.50 Bu ipuçlarından, Harezmşâhlar ve Me'mûnîlerin Ekim 995'te yaptıkları savaşa kadar Harezm'de yaşadığı anlaşılmaktadır. Yine çocukluğunda Harezm sarayına ilaç getiren Türkmen bir ihtiyarla konuştuğunu hatırladığını belirtmesi,51 18 yaşında enlem hesaplamaları yapabilecek seviyede bilgi donanımına sahip olması, saray eğitimi ve terbiyesiyle büyüdüğünü göstermektedir.

Harezmliler ve Me'mûniler arasında yapılan savaştan52 savaştan sonra Bîrûnî, ana vatanım dediği Harezm'i terk etmek zorunda kalmış ve Ziyârîlerin başkenti Cürcan/Gürgan'a giderek Cürcan, Gîlan, Taberistân, Kûhistân gibi yerlerin hâkimiyetlerini yüzellibeş yıl, 315-927-1077 ellerinde tutmuş olan Ziyârîlerden Kâbûs b. Veşmgîr'in hizmetine girmiştir.53 Bîrûnî'nin Kâbûs'un sarayına tam olarak ne zaman geldiği konusu açık değildir. Kendisi Harezm sarayından ayrıldıktan sonra müddet Rey'de bulunduğunu, burada her yönden perişan bir halde olduğunu belirtmekle beraber, süresi konusunda bir ip ucu vermemektedir.54

Cürcaniye/Gürgenç'e dönünceye kadar Kâbûs'un hizmetinde rasat faaliyetlerini ve ilmî çalışmalarını devam ettirdiğini, hatta ay tutulmasını gözlemlemek için 997 tarihinde Harezm'de bulunduğunu görüyoruz.55 Bîrûnî, Kâbus'a kitap atfetmek56 ve onu övmekle birlikte57 katı kalpliliğinden ve sert mizacından hoşlanmaz.58 Me'mûn b. Muhammed'in 997'de vefatıyla Cürcaniye/Gürgenç'te Harezm tahtına geçen oğlu, Ebu'l-Hasen Ali b. Me'mûn'un, 1009'da daveti üzerine Harezm'e dönerek, Me'mûnoğulları'nın 995-1017 hizmetine girmeyi tercih eder.59 Ebu'l-Hasen Ali b. Me'mûn'un aynı yıl ölmesiyle, tahta çıkan kardeşi Ebu'l-Abbas Me'mûn b. Me'mûn, Bîrûnî'yi koruması altına alır.60 Bîrûnî'nin ifadelerinden Ebu'l-Abbas'ın kendine çok iyi davrandığı çalışmasına zemin hazırladığı anlaşılmaktadır.61 Bîrûnî'nin bu sarayda devrinin ileri gelen bilginlerinden bazılarıyla tanışma ve bilimsel meseleleri tartışma imkânı bumuştur. Ebu sehl İsa el-Mesîhî, Ebu'l-Hayr el-Hammâr, Ebu Nasr Mansur b. Irâk ve İbn-i Sînâ bunlardan sadece bir kaçıdır.62

Sultan Mahmud'un, Harezm bölgesini, 1017'de fethetmesine kadar Cürcaniye/Gürgenç'te kalan Bîrûnî'nin bu tarihten itibaren vatanı Gazne'dir. Sultanla beraber Gazne'ye giden Bîrûnî, çalışmalarını burada sürdürmüş,63 yine Sultan'ın sağladığı destekle Hindistan'a giderek Hint bilim ve kültürünü inceleme imkanı bulmuştur. Gazneli Mahmud 421/30 Nisan 1030'da elli dokuz yaşında vefat ettiğinde, yerine geçen oğlu Mes'ûd 1030-1040, onu, babası gibi himayesi altına almış ve kendine her türlü imkânı sağlamıştır. Mes'ûd'un vefatıyla tahta geçen oğlu Mevdûd 1040-1048 tarafından da korunan ve desteklenen Bîrûnî, seksen küsur yaşında Gazne'de vefat etmiştir.64

Eserleri

Bîrûnî'nin eserlerinin isimlerini kendi eserlerinin yanında çeşitli kaynaklarda bulmak mümkündür. Meşhur İslam âlimi ve hekimi er-Râzî'nin hayatı ve eserlerine ait yazmış olduğu "Fihrist" adlı risalesinde Bîrûnî, kendi eserlerinden 113 kadarının da ismini zikretmektedir. Kendi eserlerine ait bu listeyi 1037 senesinde yazdığı için bu tarihten itibaren yazmış olduğu eserleri bu listede yer alamamıştır.65 Bîrûnî'nin "el-Âsâru'l-Bâkiye" adlı eserini tercüme ederek neşreden Eduard Sachau bu esere yazmış olduğu mukaddimede Bîrûnî'nin 1037 senesinden sonra 12 sene zarfında telif ettiği eserlerini de isimleriyle beraber ilave etmiştir.66

Bîrûnî'nin eserlerinin 13 kadarının ismi İbn Ebî Usaybia'nın Uyûnü'l-Enbâ'sında67, 63 tanesi Hacı Halîfe'nin Keşfü'z-Zünûn'unda68, uzun bir listesi de Sâlih Zeki'nin Âsâr-ı Bakiye'sinde69 zikredildiği gibi, H. Suter ve E. Wiedeman tarafından da, Beitir. Z. med. Naturwissesschaft, Geshichte zur Erlangen, LX, 71-79'da kaydedilmiştir.70 Bîrûnî'nin eserlerinin diğer bir listesi de Topkapı Sarayı Revan Kütüphanesi, Nr. 1938'de Osmanlı devri âlimlerinden Ahmed Nureddin b. Ali ibn Sümbül el-Mahallî'nin "Kânûn fi't-Dünya" isimli eserinde yer almaktadır.71

Bu alanda yapılan son araştırmalara göre Ghulam Rabbani Aziz Bîrûnî'nin 114 tane eserinin olduğunu, birçok eserinin 13. yüzyılda Cengiz Han tarafından yok edildiğini belirtirken,72 Togan bu sayıyı 146 olarak aktarmakta ve şimdiye kadar bunlardan sadece 13 tanesinin neşrolunduğunu bildirmektedir.73 Jamil Ali 148 tane kitabının bilindiğini, yaklaşık 32 tanesinin günümüze geldiğini,74 Rengin Dramur konuyu tartıştıktan sonra Bîrûnî'nin toplam eser sayısının 180 civarında olduğunu, 20 tanesinin zamanımıza geldiğini kaydetmektedir.75 Bîrûnî'nin eser sayısı Aydın Sayılı tarafından da 180 olarak belirtilmektedir.76 G. Allana Bîrûnî'nin konularına göre kitaplarını şöyle tasnif eder:

a- 18 adet geometri ve astroloji.
b- 15 adet coğrafya.
c- 8 adet matematik.
d- 4 adet ışık.
e- 5 adet usturlâp.
f- 5 adet mevsimler.
g- 5 adet kuyruklu yıldızlar.
ğ- 12 adet ay istasyonları.
h- 7 adet astroloji.
ı- 13 adet hikâye ve masal.
i- 6 adet din.
j- 20 adet bitmemiş.77

B. Günümüze Gelen Eserleri ve Konuları

el-Âsâru'l-Bâkiye ani'l-Kurûni'l-Hâliye: Bîrûnî'nin, Cürcan'da bulunduğu sırada 28 yaşlarında iken Arapça olarak telif ettiği ilk eseridir. Bu eserini Cürcan hükümdarı Kâbus b. Veşmgîr'e ithaf etmiştir.78 Eser milletlerin kullandıkları takvimlerle ilgilidir.

Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh-i Mesâfâtü'l-Mesâkin: Bîrûnî, bu eserin yazımına Sultan Mahmud tarafından Gazne'ye götürüldüğünde başlamıştır. Eserin üçüncü bölümünü yazarken 2 Cumâdâ salı günü/Ekim 1018 Kâbûl'un yanında bir köy olan Ceyfur'dadır. Burada bulunuş amacının Ceyfur ve çevresinin enlemini ölçmek olduğunu, ancak alet eksikliği sebebiyle Nuh ve Lut'un (a.s.) bile görmediği müthiş bir sıkıntı içinde olduğunu söylemektedir.79 Tahdîd yine kendi ifadesine göre, 28 Ağustos 1025'te Gazne'de tamamlanmıştır.80 Eser şehirlerin arasındaki mesafelerin, enlem ve boylamlarının doğru olarak belirlenmesi ile ilgilidir.

Kitâbü't-Tefhîm fî Evâ'ili Sınâ'ati't-Tancîm: 1029'da tamamladığı eseridir. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcuttur. Arapçasını aslen Harezmli olduğu anlaşılan emirlerden Ebü'l-Hasan Ali b. Ebi'l-Fazl el-Hassî'ye, Farsçasını Reyhâne Bint-i Hüseyin el-Harezmi'ye ithaf etmiştir. Eser sual ve cevap şeklindedir. Bu eser, astronomik bilimlere giriş mahiyetinde olup matematik, astronomi, astroloji ve coğrafya ile ilgili konuları ihtiva etmektedir.81

Tahkîku Mâ li'l-Hind min Makûletin Makbûletin fî'l-Akl ev Merzûle: Bîrûnî'ye bu eseri yazma fikrini hocası Ebû Sehl Abdü'l-Mün'im İbn Ali İbn Nûh et Tiflisî vermiştir. Ebu Sehl'in, Hintlilerin din ve kültürlerini öğrenmek, dini meselelerde onlarla tartışmak isteyenlere yardım olsun diye Hintliler hakkında bildiği şeyleri yazmaya teşvik etmesi üzerine yazmıştır.82 Hint kültür ve akîdelerini ortaya koymak üzere kaleme aldığı eser, bizzat Hindistan'a giderek yaptığı gözlem ve araştırmalara dayanmaktadır.

el-Kânûn'ü-l Mes'ûdî: Bîrûnî 1030'da Hindistan'dan tekrar Gazne'ye dönmüş ve bu eserinin çalışmalarına başlamıştır. Gazneli Mahmud'un ölümünden sonra 1031 yılında tahta geçmesi üzerine Mes'ûd'a atfetmiştir.83 Bu eser Sultan Mes'ûd'un çok yakından alâkadar olduğu riyâziyât ve hey'et'in esas meselelerini aydınlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Eser bittiğinde Bîrûnî sultan tarafından ödüllendirilmiştir.84 Eser, bir astronomi ansiklopedisi mahiyetindedir, astroloji, kronoloji, coğrafya, jeodezi, trigonometri, meteoroloji gibi konularda önemli bilgiler ihtiva etmektedir.85

el-Cemâhir fî'l-Cevâhir: Bîrûnî'nin Gazne hükümdarı Mevdûd'a ithaf ettiği eserdir. 86 Madenleri alfabetik bir sıraya göre inceleyen eser, içtimaî, siyasî, kültürel, ahlâkî, tarihî, etnolojik, dinî bilgilerden ve müellifin hayat tecrübelerinden fizik, kimya, tıp, mineroloji-madencilik gibi konulara kadar çeşitli alanlardaki tespitleri ihtiva etmektedir.87

Kitâbü's-Saydale: Bîrûnî'nin günümüze ulaşan son eseri olarak bilinmektedir. Müelif bu eseri üzerinde çalışırken 1050'de seksen yaşını aştığını ifade etmektedir.88

Bu el yazma nüshanın mukaddimesinde, Bîrûnî, bu eserinin tamamlanmasında kendisine yardımcı olan ve o zamanlar Gazne'deki hastahanede çalışan hekim Hamid Ahmed ibn Muhammed en-Nahşei'ye teşekkür etmektedir.89 İbn Ebî Usaybia eser hakkında şöyle demektedir: "Bîrûnî bu eserinde ilaçların adlarını, terkiplerine ait bilgileri ve hekimlerle diğer âlimlerin bunlarla ilgili görüşlerini etraflıca izah edip, bunları alfabetik sıraya göre düzenlemiştir"90

Bîrûnî bu kitabında, ilaçların ve bitkilerin isimlerini Arapça, Farsça, Yunanca, Süryanice, Sanskritçe, Türkçe, Soğdca, Harezmce, Sigzîce/eski Sistan kaydetmiştir. Şu anda yaşamayan dillerden de bahsetmesi yönüyle eser bir lisan hazinesidir.

Risâle fî Fihrist-i Kütüb-ü Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî: Bîrûnî'nin, Râzî'nin eserlerini kaydederken altmış beş yaşına kadar kendi yazdıklarını da sıraladığı eseridir.91 Bîrûnî, bu eseri hazırlarken kendinden öncekilerden Galen ve Hüneyn b. İshâk'ı takip etmiştir. Kitabın başlangıcında, bu eseri, Râzî'nin eserleri ve tıp iliminin başlangıcı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen bir kişinin ricası üzerine yazdığından bahsetmektedir. Eserde Râzî'nin doğum ve ölüm tarihini vermekte, kimyadan tıp ilmine nasıl geçtiğini ve bu ilimde nasıl başarılı olduğunu anlatmaktadır. Râzî'nin, asrında, tartıştığı âlimler ve konuları içermesiyle de devrindeki dinî, sosyal ve kültürel yapıya ışık tutması yönüyle de tarihi bir değere sahiptir.92

Bîrûnî'nin günümüze gelen ve haklarında bilgi sahibi olduğumuz diğer eserlerinden bazıları şunlardır. Makâle fî İstihrâci'l-Evtâr fi'd-Dâire bi-Havâssı'l-Hatti'l-Münhanî fîhâ;93 İfrâdü'l-Makâl fî Emri'z-Zılâl;94 Temhîdü'l-Müstakar li Tahkîki Ma'ne'l-Memer;95 fî Râşikâti'l-Hind;96 Hikâyetü'l-Âleti'l-Müsemmât bi's-Südsi'l-Fahrî;97 Makâle fî Hikâyeti Tarîki Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr;98 Tercemetü Kitâb-ı Batencel fî'l-Halâs mine'l-İrtibâk;99 Ğurretü'z-Zîcât;100 Kitâb fî İstiâbi'l-Vücûhi'l-Mümkine fî Sana'ti'l-Usturlâb;101 Makâle fi'n-Niseb elletî beyne'l-Filizât ve'l-Cevâhir fi'l-Hacm102 Makâle fî Seyri Sehmâyis-Saâdeti ve'l-Ğayb;103 Kitâbü Tastîhi's-Suver ve Tebtîhi'l-Küver;104 Kitâbü'l-Müsâmere fî Ahbâri'l-Harezm;105 fî Teshîli't-Tashîhi'l-Asturlâb ve'l-Amel bi Mürekkebâtihî mine'ş-Şimâlî ve'l-Cenûbî; 106 Kitâb-ü Nüzheti'n-nüfûs ve'l-Efkâr fî Havassi'l-Mevâlîdi's-Selâseti'l-Me'âdini ve'n-Nebâti ve'l-Ahcâr;107 el-Es'ile ve'l-Ecvibe108

Bîrûnî'nin haklarında bilgi verdiği eserlerinden bazıları da şöyledir:

Kitâbü'l-İstişhâd bi ihtilâfi'l Arsâd: Bu eseriyle ilgili verdiği bilgilerden kitabın güneşin yıllık dönüşü ile ilgili bilgiler ihtiva ettiği, yani bir astronomi kitabı oluğu anlaşılmaktadır. Güneşin yıllık dönüşünün doğru hesaplânmasıyla ilgili konuyu bu kitabında geniş bir şekilde ele aldığını belirtmektedir.109 Bu eseri için, "bir kimse devirler konusunda, Batlamyus'un veya modern astronomların hesaplarının üzerine bir şeyler ilave edecekse Muhammed b. İshak b. Üstat Bündâd es-Serahsî, Ebi'l-Vefa Muhammed b. Muhammed el-Buzcânî ve benim bir çok eserimde, özellikle "Kitâbü'l-İstişhâd bi İhtilâfi'l-Arsâd" adlı kitabımda yaptığım gibi iyi bilinen metotlar üzerine bina etmeli."110 demektedir. Bu kitap Hacı Halife'nin Keşfü'z-Zünûn adlı eserinde de bahsedilmektedir.111

Kitâbü't-Tenbîh alâ Sınâati't-Tamvîh: Bu kitabı yıldızların insan ömrünü uzatması ile ilgili konuyu tartışmak için yazdığını belirtmektedir. Verdiği bilgiden eserin astrolojiye dair olduğunu söyleyebiliriz. 112 Bu eser Hacı Halîfe tarafından da zikredilmektedir.113 Muhtemelen günümüze gelmemiştir.

Kitâbü'l-Erkâm: Bu kitabında satranç hesaplama metotlarını açıklayacağını belirtmektedir.114 Günümüze gelmeyen eserlerindendir.

Ahbâru'l-Mübeyyiza ve'l-Karamita: Tarih kitabı olduğu anlaşılan bu eserinde Mukanna'nın hayatını Arapçadan Farsçaya çevirdiğini belirtiyor.115 Yine aynı eserinde İbn Ebî Zekireyye'nin hayatını işlediğini belirtmektedir.116 Günümüze gelmemiştir.

Bîrûnî'nin tercüme ettiğini belirttiği bazı eserleri de şöyledir:

Patanjali: Konusunu ruhun vücut prangasından kurtuluşu olarak tarif ettiği Patanjali kitabını Sanskritçeden Arapçaya tercüme ettiğini belirtmektedir. 117

Pançatatra: Bîrûnî, Mâ li'l-Hind adlı eserinde, bizce "Kelile ve Dimne" olarak bilinen Pançatatra adlı eseri keşke tercüme etseydim demekte, ayrıca hakkında bilgi vermektedir.118

Samkhaya: Bîrûnî tarafından Sanskritçeden Arapçaya çevrilmiştir. Eser, yaratıkların tasviri hakkındadır.119

Jâtaka: Mâ li'l-Hind'de Varâhamihira'nın küçük ve büyük olmak üzere iki tane Jâtaka yazdığını bunlardan büyüğünü Balabhadra'nın izah ettiğini, küçüğünü ise kendisinin Arapça'ya çevirdiğini söylemektedir.120

Siddhanta: Mâ li'l-Hind'de Pulisa ve Brahmagubta'nın Siddhantalarını tercüme etmeye başladığını fakat henüz bitiremediğini belirtmektedir. 121

Bilim Dallarıyla İlgili Bazı Orijinal Buluşları

Siyasî, ilmî ve kültürel öneme sahip bir bölgede dünyaya gelmiş olan Bîrûnî'nin, ömrü saraylarda sultanların koruması altında, meşhur âlimlerle arkadaşlık yaparak geçmiştir. Bu imkânlara azmi, araştırıcı ruhu ve bilime karşı düşkünlüğü de eklenince Bîrûnî gibi bir deha ortaya çıkmıştır.

Bîrûnî kendine özgü bir bilim anlayışına sahiptir. Milletlerin din, kültür ve bilimleriyle ilgili yaptığı çalışmalar ve değerlendirmelerin yanında, milliyet ayırımı yapmaksızın bütün bilim adamlarından faydalanmakta, hepsine eşit mesafede durmaktadır. Bu durum onun bilimi evrensel boyutta düşündüğünü ve ele aldığını göstermektedir. Ona göre bilim, kendinde olan güzelliğinden dolayı sevilir; ve insan bilgiyi elde etmek zorundadır.122

Nitekim insanın diğer varlıklardan üstün olmasının sırrı da bilgiyi elde etmeye açık olmasıdır.123 Diğer taraftan ele aldığı konularda araştırma ve orijinalliğe önem vermesi, verilerini deney ve gözleme dayandırması, tartışmaya açık olması, yorumlarında objektif bir tavır sergilemesi ve her türlü taassuptan kaçınması sahip olduğu bilimsel metodolojiyi ortaya koymaktadır.124

Bu bölümde Bîrûnî'nin bilim dallarında neler takdim edebildiği sorusunun cevabı araştırılmaya gayret edilmiştir. Ancak hepsini ele almamız çalışmanın sınırlarını çok aşacağı için sadece fizik, matematik coğrafya ve astronomi ile ilgili bazı orijinal düşünce ve buluşları takdim edilmeye çalışılmıştır. Ghulam Rabbani Aziz,

Bîrûnî'nin bilim dünyasına katkılarını genel olarak şöyle özetlemektedir.

a. Bir açının üç eşit parçaya bölünmesi ve bazı kompleks problemlerin açı ölçer ve cetvel olmaksızın çözümünü göstermiştir.

b. Çok sayıda yerin enlem ve boylamlarını doğru bir şekilde ölçmüştür.

c. Amerika kıtasının varlığına işaret etmiştir.

d. Sind vadisinin bir zamanlar su altında olduğu fakat zamanla coğrafik değişimlerle kuruduğu teorisi onundur.

e. Kaynakların akışını suyun kendi düzlemini bulduğu prensibiyle açıklamıştır.

f. 18 tane değerli taşın özgül ağırlığını belirlemiştir.

g. Işığın sesten daha hızlı hareket ettiğini ispatlamıştır.

h. Yerçekimi gücünü izah etmiştir.

i. Çok sayıda değerli taşı teşhis etmek için metotlar icat etmiştir.

j. Güneş tutulması esnasında ortaya çıkan ateşin izâhını yapmıştır.

k. Çeşitli yüksek ağaçlar hakkında faydalı görüşler belirtmiştir.

l. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüp dönmediği konusunda tartışmalar yapmıştır.

m. Çiçeklerin dâimâ 3,4,5,6, veya 8 taç yaprağa sahip olduğunu hiçbir zaman bu sayının 7 veya 9 olmaması ile ilgili tabiat kanununun izâhını yapmıştır.

n. Küresel trigonemetriyi kullanarak dünyanın çapını ve çevresini ölçmüştür.

o. Güneşin meyil ve zirve hareketini belirlemiştir.125


A. Fizik

Bîrûnî'nin fizik bilimiyle ilgili ilginç teori ve icatlarından bazıları şunlardır:

Yüksek Yerlere Su çıkarma Projesi: Bîrûnî yüksek yerlere, hatta dağların zirvelerine bile suyun mekanik metotlarla çıkarılabileceğini belirtmekte ve şöyle izâh etmektedir:

"Eğer suyun içinden geçtiği kabı, boş bulduğunda suyun yerini alabilecek herhangi bir maddeden uzak tutabilirsen, şüphesiz su senin istediğin yere, hatta dağın tepesine bile çıkarılabilir. Suya doğal fonksiyonu içerisinde bir âlet görevi üstlenecek zorlayıcı bir şeyle yardım edilebilir ki bu âlet de havadır. Bu uygulama delinmesi mümkün olmayan dağların ortasına rastlayan kanalların suyunu bu dağdan aşırmak için icra edilen bir metotdur."126

Bîrûnî, dağların üzerinden suyun aşırılması metodu ile ilgili "su hırsızı" adı verilen bir aletten bahsetmekte ve şöyle tarif etmektedir: "Bu aleti su ile doldurur iki tarafını iki kaba sokarsan iki tarafındaki su aynı seviyeye ulaşır ve iki taraftaki kaba akmaksızın uzun süre durur. Çünkü kaplardan birisi suya diğerinden daha yakın değildir. Suyun iki kaba eşit bir şekilde akması mümkün değildir. Çünkü bu durumda âletin suyu boşalmış olacaktır. Şimdi, boşluk, bazı filozofların iddia ettiği gibi ya "gayrimevcut ya da diğerlerinin iddia ettiği gibi cisimleri çeken mevcuttur. Dolayısıyla boşluk suyu tutar ve yerine bir başka madde geçmedikçe akmasına izin vermez. Eğer iki uçtaki kaplardan birisini daha düşük bir konuma getirirsen su hemen bu tarafa akmaya başlar. Çünkü daha aşağıda olan kap yerin merkezine daha yakındır. Su atomları birbirlerine yapışık olarak bu kap tarafına sürekli akmaya başlar. Kaptaki su bitinceye veya iki tarafta eşit oluncaya kadar akmaya devam eder. Bu metotdan insanlar dağlarda faydalanır."127

Güneş Işınları İle İlgili Görüşleri: Bîrûnî güneş ışınları konusunda devrindeki bilim adamlarının yanında kendi görüşlerini de aktarmaktadır. Günümüz bilgisi ile kıyaslandığında bunlardan bazıları bir değere sahip görünmezken, özellikle kendine ait bazı düşünceleri ilginç olduğu kadar günümüzde hâlâ orijinalliğini devam ettirmektedir.

Bîrûnî, ısıyı, "güneşin kendinden kopup dünyaya ulaşan ışınlar"128 olarak değerlendirmektedir. Bu düşüncesiyle, güneş ışınlarının kesiksiz olarak değil, kesikli dalgalar halinde geldiğini belirtmektedir. Nitekim güneş ışınlarının kesikli dalgalar halinde geldiği artık teori olmaktan çıkmış ispatlanmış bir bilgidir.

Bîrûnî'ye göre, "güneş ışınları çok hızlı hareket etmeleri sebebi ile zamansızdır. Yani bu ışınlar zamana bağlı değildir."129 Yine ona göre, "ışından daha hızlı bir şey olmadığı için ışının hızı ölçülemez."130

Biruni zamanında tartışılan "ışığın hızı" konusu XX. asırda Einstein tarafından İzafiyet Teorisinde ele alınarak açıklanmıştır. Bu teoriye göre, Einstein ışıktan daha hızlı bir hız olamayacağını ifade ederek formüle etmiştir. Fakat daha sonra ışığın hızı ölçülmüştür.

Güneş ışınlarındaki ısı meselesinde Bîrûnî'nin görüşleri geçerliliğini hâlâ devam ettirmektedir. O, bazılarının güneş ışınlarındaki ısının, ışınların yansımalarının açılarının keskinliğine bağladıklarını ancak bu teorinin bu konuyu açıklamadığını belirttikten sonra konuyu, "ısı ışınların tabiatında/kendisinde mevcuttur" şeklinde açıklamaktadır.131

Cümledeki ısı kelimesi enerji olarak ele alınabilir. Bu durumda on asır önce ifade ettiği bu görüşüyle ışığın tabiatı hakkında çok önemli bir bilgi vermekte, kendisinden asırlar sonra ispatlanacak olan fizik bilimine ait bir gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. XX. yüzyılın başına kadar fizikçiler ışığın enerjisinin ışığın şiddetine bağlı olduğunu söylüyorlardı. Ancak 1905 yılında Albert Einstein foto elektrik olayını keşfetmesiyle, ışığın enerjisinin, ışığın tabiatında mevcut bulunduğunu yani ışığın enejisisinin ışığın frekansına bağlı olduğunu ispatlamış ve E=hn şeklinde formüle etmiştir. Burada E: Plânk sabiti değeri h=6,62 x 10-27 J.S n: ışığın frekansıdır. Böylece Bîrûnî'nin on asır önce ışığın tabiatı hakkında söylediği teorinin XX. yy. da Einstein tarafından ispatı yapılmıştır.

Genel Çekim Kanunu: Bîrûnî'nin fizik bilimiyle ilgili enterasan görüşlerinden birisi de genel çekim yasası ile ilgili ifadeleridir. Fizik biliminin önemli konularından birisi olan dinamiğin temel prensiplerinden Newton'un genel çekim yasasının on asır önce onun tarafından ifade edildiğini görüyoruz. Çekim kanununu ifade eden cümleleri şöyledir: "Mevcut olan cisimlerin hiçbiri doğal yerinde değildir. Onların hepsi istihdam edilen bir güç sebebi ile yerlerinde bulunmaktadırlar ve bu gücün mutlaka bir başlangıcı olmalıdır. Yani her şeyi yerinde tutan gücün ezelî olması imkansızdır." 132

Bîrûnî, bu ifadesiyle, uzaydaki cisimlerin rastgele değil bir düzen içinde bulunduklarını diğer taraftan bu düzeni sağlayan bir kuvvet bulunduğunu, bu kuvvetin de kainatın yaratılmasıyla birlikte var olduğunu açıkça belirtmektedir. Bîrûnî'nin bahsettiği bu kuvveti Newton/Sir Isaac Newton 1642-1727 genel çekim kanununda, "herhangi iki cisim biribirini kütlelerinin çarpımıyla doğru ve aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı bir kuvvetle çeker" şeklinde ifade ederek şeklinde formüle etmiştir.

Burada G: Genel çekim sabiti G = 6, 62 x 10-11 Nm2/kg2, m1 ve m2: iki cismin kütlesi, R: İki cisim arasındaki mesafedir.

Maddelerin Özgül Ağırlıklarıyla İlgili Buluşları: Özgül ağırlık mefhûmunun açık bir şekilde ortaya çıkması ve inkişâf etmesi İslâmî Orta Çağ'da olmuştur. İslâm dünyasında bu konudaki en eski çalışmayı da Bîrûnî'nin yaptığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî özgül ağırlıkların tayini için, modern piknometre'nin en eski örneği olarak kabul edebileceğimiz hususi bir âlet icat etmiştir. "Mahrûtî alet" adını verdiği bu alet vasıtasıyla çeşitli maddelerin özgül ağırlıklarını, zamanındaki şart ve imkanlara göre büyük bir dakiklik ve hassaslıkla tayin etmiştir. Sıcak su ile soğuk suyun özgül ağırlıkları arasında 0,051 oranında bir fark tespit etmiş, ayrıca 16 maddenin özgül ağırlıklarını teker teker belirlemiştir. İcat ettiği aletin, kullandığı metodun hassaslığı ve diğer taraftan labaratuvar tekniğinde gösterdiği başarı hakkında bir fikir edinmek maksadıyla Bîrûnî'nin bulduğu değerlerle zamanımızda kabul edilen değerler mukayeseli olarak aşağıya aktarılmıştır: 133

Bîrûnî'nin Bulduğu Değerler Modern Değerler

Altın 19,26 19,05 19,26
Civa 13,74 13,59 13,9
Bakır 8,92 8,83 8,85
Pirinç 8,67 8,58 8,4-yaklaşık değer
Demir 7,82 7,74 7,9
Kalay 7,22 7,15 7,29

Kurşun 11,40 11,29 11,35

Zümrüt Esas Alınarak Kuarts Esas Alınarak

Safir 3,91 3,76 3,90
Yakut 3,75 3,60 3,52
Zümrüt 2,73 2,62 2,73
İnci 2,73 2,62 2,75
Kuarts 2,53 2,58 2,58

B. Matematik

Bîrûnî'nin asrında Müslüman âlimlerin ilgilendiği bilim dallarından birisi de matematiktir. Ona göre, "insanın, değerli eşyaları biriktirmeye düşkünlüğünün yanında, miras veya mübadele yoluyla birinden diğerine geçen malların miktarını kontrol etme ihtiyacı da vardır. İşte insanın mal varlığını kontrol etmek için icat etmek zorunda kaldığı bilime matematik adı verilir. Matematik, geometri biliminin içinde gelişmiştir."134

Bîrûnî'nin diğer ilimlerin yanında matematikle de çok erken yaşlarda ilgilendiği Ebu Said adlı bir tanıdığına yazdığı mektuptan anlaşılmaktadır. Aydın Sayılı'nın verdiği bilgiye göre, Leiden'de Lugduno Batavae Akademisi kitaplığında 1007 numarada kayıtlı olan ve bir Arapça yazma risaleler koleksiyonu cildinde sayfa 134b'den 136a'ya kadar dört sayfalık bir kısmı işgal eden bu mektup, Ebû Nasr Mansûr b. Ali b. Irak'ın trigonometri'ye bazı katkılarını haber verip gün ışığına çıkarmaktadır. Ebû Nasr'ın bu katkısı kendisinin sinüs kanunu ispatıdır ve bu ispat, daha doğrusu ispatlar, bu kanun kapsamına giren bütün özel hallere ilişkin teoremlerin tümünü içine almaktadır.135 Sayılının verdiği bilgilere göre, bu kanunların Bîrûnî veya hocası Ebû Nasr Mansûr b. Ali b. Irâk tarafından keşfedilmemiştir. Bununla birlikte bu mektup iki şeyi anlamamız bakımından önemlidir. Birincisi, matematik biliminin Müslüman âlimlerin ilgi odağı olduğu, bu konuya ağırlık verdikleri, diğeri ise Bîrûnî'in çok erken yaşlarda matematikle uğraşmaya başladığı gerçeğidir. Nitekim sayılı bu mektubu Bîrûnî'nin yirmi üç yaşında kaleme aldığını belirtmektedir.136


Satranç Problemleri: Bîrûnî satranç problemleriyle de ilgilenmiş ve çözümü için iki temel kural ortaya koymuştur.

Birinci Kural: Satranç tahtası üzerindeki herhangi bir hanenin içine konması gereken tanelerin sayısının karesi, bu hanenin birinci haneye olan uzaklığının sayısı kadar; kendinden sonra gelen hanenin içine konması gereken tanelerinin sayısına eşittir. Örneğin 5. hanenin sayısı 16'dır. 162 = 256'dır. 5. hanenin 1. haneye uzaklığı 4 hanedir. 5. haneden 4 hane sonraki yer 9. hanedir. 9. haneye konması gereken buğday tanesi sayısı 256'dır.

İkinci Kural: Satranç tahtası üzerinde herhangi bir hanedeki buğday tanelerinin sayısının 1 (bir) eksiği bu haneden önce bulunan hanelerdeki buğday sayılarının toplamına eşittir. Örneğin: 7. hanedeki buğday tanelerinin sayısı = 64'tür. 6. haneye kadar (6. hane dahil) buğday tanelerinin sayılarının toplamı 1 + 2 + 4 + 8 + 16 + 32 = 63 olarak bulunur.

Bîrûnî birinci kuralı kullanarak satranç tahtası üzerindeki herhangi bir haneye kaç buğday tanesi konması gerektiğini kolayca hesaplamıştır. İkinci kuralı kullanarak satranç tahtası üzerinde bütün hanelerin içindeki buğday tanelerinin toplamını kolaylıkla bulmuştur. Bunun için satranç tahtasında 64 hane olmasına rağmen hayali bir 65. haneyi göz önüne aldı. 65. haneyle birinci hane arasındaki orta nokta 33. hanedir. 33. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 17. hanedir. 17. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 9. hanedir. 9. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 5. hanedir. 5. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 3. hanedir. 3. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 2. hanedir.

(2)2 = 4 =3. hanedeki buğday tanesi sayısı
(4)2 = 16 = 5. hanedeki buğday tanesi sayısı
(16)2 = 256 = 9. hanedeki buğday tanesi sayısı
(256)2 = 65536 = 17. hanedeki buğday tanesi sayısı
(65536)2 = 4.294.967.296 = 33. hanedeki buğday tanesi sayısı

(4.294.967.296)2 = 18.446.744.073.709.551.616 = 65. hanedeki buğday tanesi sayısı Satranç tahtası üzerinde bulunan bütün hanelerdeki buğday sayılarının toplamı = 65. hanedeki buğday tanesi sayısı -1'dir.

Toplam buğday tanesi sayısı = 18.446.744.073.709.551.615 olarak bulmuştur (Yedi tane matematik işlem yapmak gerekiyor).

Bîrûnî bu kuralları bulmadan önce bu problem 1+2+22+23+ +263 geometrik dizisinin toplamı olarak bulunuyordu (yani bu sonucu elde etmek için 127 tane matematik işlemi yapmak gerekiyordu). Bîrûnî bu problemi oldukça kolay bir metotla yedi matematik işleme indirerek çözmüştür.137

Çiçek Yapraklarında Simetri ve Gauss Teoremi: Bîrûnî, çiçek yapraklarındaki ilginç simetri konusunda şöyle demektedir. "Çiçeklerin şaşırtıcı özelliklerinden birisi de yaprak sayılarıdır. Çiçekler açtıklarında tepeleri matematik kurallarına uygun bir biçimde bir daire oluşturur. Bir çok durumda çiçeklerin yaprakları geometri kanunları arasında bulunan kiriş sistemine uygundur, konik seksiyona değil. Çiçeklerin yaprakları hemen hemen hiç 7 veya 9 yapraklı olmaz. Çünkü 7 veya 9 yaprak geometri kanunlarına göre bir daire içine yerleştirilemez."138 Bîrûnî'nin bu tespiti Gauss Teoremi ile açıklanabilir:

Simetrik n-yapraklı çiçeğin çizilebilmesi, düzgün n-genin çizilebilmesine denktir. Bu da n-doğal sayısının aşağıdaki biçimde çarpanlara ayrılması gerekir.

Gauss Teoremi: p0=3, p1=5, p2=17, p3=257 ve p4=65537 Fermat asalları olmak üzere (pi= i22i + 1) düzgün n-gen çizilebilir 2k3k15k217k3257k465537k5 (burada k bir doğal sayı ve k1, k2, k3, k4, k5 sadece 0 veya 1 değerini alabilir.) Buna göre ilk 20 düzgün çokgenin çizilip çizilemeyeceğini görelim:

3 = 31 Çizilebilir 12 = 22. 31 Çizilebilir
4 = 22 Çizilebilir 13 = 131 Çizilebilir
5 = 51 Çizilebilir 14 = 21.71 Çizilemez
6 = 21. 31 Çizilebilir 15 = 31. 51 Çizilebilir
7 = 71 Çizilemez 16 = 24 Çizilebilir
8 = 23 Çizilebilir 17 = 171 Çizilebilir
9 = 32 Çizilemez 18 = 21. 32 Çizilemez
10 = 21.51 Çizilebilir 19 = 191 Çizilemez
11 =111 Çizilebilir 20 = 22. 51 Çizilebilir

Yukarıdaki açık ifadeden anlaşılacagi gibi Bîrûnî'nin yapmış olduğu tespitler, yaklaşık olarak 7 asır sonra Gauss tarafından genelleştirilmiştir.

Diğer bilim dallarının yanında coğrafya ile de ilgilenmiş olan Bîrûnî'nin bu alanda kıymetli eserler verdiğini müşahede ediyoruz. Örneğin, Kânûnü'l-Mes'ûdî adlı kitabında matematik coğrafya ile ilgili birçok problem tartışıldığı gibi Tahkîk-u Mâ li'l-Hind'i de bölgesel ve fizîkî coğrafya ile ilgili çok sayıda kıymetli bilgi ihtiva etmektedir. Diğer bir eseri Kitâbü't-Tefhîm kozmolojik, astronomik ve coğrafik konuları içermektedir. Coğrafya ile ilgili kıymetli bilgiler veren bir diğer kitabı da Kitâbü't-Tefhîm ve İhtirâb'dır.139 Bîrûnî'nin bu alandaki ilginç tespitlerinden bazılarını aşağıdaki başlıklar altında inceleyebiliriz.

Tarihî Coğrafya: Bîrûnî'nin eserleri coğrafya, özellikle tarihi coğrafya çalışacak araştırıcılar için değerli bilgiler ihtiva etmektedir. Dünya ve okyanusların yanında ülkeler, sıra dağlar, çöller, ırmaklar, ovalar, göller ve şehirler hakkında bilgi vermektedir. Şehirlerin enlem, boylamlarının ve birbirlerine göre uzaklıklarının tespitinin yanında nüfusu, dilleri, inaçları vb. özelliklerinden de bahsetmekte ve her yönüyle yaşadığı devrin coğrafik ve kültürel bir haritasını çıkarmaktadır. Örneğin Hindistan'la ilgili verdiği bilgiler ilginçtir. Hindistan'ın jeolojik yapısını tarif ettikten sonra, Kanoc/Kanoj şehrinden başlayarak çevresindeki yerleşim birimleri, dağlar, nehirler, denizler ve ülkeleri Kanoc'a olan uzaklıklarıyla beraber planlı bir şekilde kaydetmektedir.140

Atol: Okyanus dibindeki kırıklardan yüzeye çıkan mağma zamanla soğuyarak bir ada oluşturur. Bu adanın çevresi daha sonra mercanlarla kaplanır. Böyle bir adada bazen Hindistan cevizleri de yetişir. Okyanus dibindeki kırık, yer değiştirdiği için tekrar yüzeye çıkan mağma ilk adanın biraz uzağında ikinci bir ada oluşturur. İlk ada ise, okyanus dibindeki kırık yer değiştirdiği için yavaş yavaş çöker. Sonunda adanın sadece daire şeklinde mercanlardan oluşan dış çevresi kalır. Ortası suyla kaplanır. Bu oluşumlara atol veya mercan ada adı verilir. Atollerin büyüklükleri değişiklik arz etmektedir. Çok küçükleri olduğu gibi, 1000 hatta 2000 km2 büyüklükte olanlar da vardır. Atoller özellikle denizaltı volkanizma faaliyetlerinin fazla olduğu Büyük/Pasifik okyanusta görülür. Örneğin Tahiti adası ve Tonga adası bunlardandır. Bîrûnî bu oluşuma Hint ve Atlas Okyanusu'ndaki adaları anlatırken şu ilginç cümleleriyle dikkatimizi çekmektedir:

"Çin'e Hindistan'dan daha yakın olan adalar, Zâbec/Zâbaj adalarıdır. Bu adalar Hintliler tarafından Süverendîb/Suvarna-Dvîpa olarak isimlendirilir ki anlamı altın adalarıdır. Bu okyanusun batısındaki adalar, Zenc/Zanj adaları, ortadaki adalar ise Remm ve Dîcât adalarıdır. Bunlar aynı zamanda Kumîr/Kumâir adalarına bağlıdır. Dîva adaları ise yavaş yavaş yükselirler. Önce okyanusun yüzeyinde bir kum izi şeklinde görünür, daha sonra gittikçe yükselir ve sonunda sağlam bir toprak oluncaya kadar her yönden genişler. Bu arada diğer adalar ise yumuşar ve dağılırlar ve sonunda okyanusa batarak kaybolurlar."141

Meskûn Dünya/el-Me'mûre: Bîrûnî'nin verdiği bilgilerden dünyanın genel şeklini ve kendi zamanında insanların yaşadığı dünyayı şöyle özetleyebiliriz:

Asrında henüz Amerika kıtası bilinmemekle beraber o, Avrupa ve Afrika'nın batısındaki Atlas Okyanusu'nun varlığından haberdardır. İnsanların ağırlıklı olarak yaşadığı yerler dünyanın kuzey çeyreğidir. Güneydeki okyanus Meskûn dünyayı tam olarak birbirinden ayıran sınır değildir. Meskûn dünya bu okyanusun içerisinde daha güneye doğru uzanmaktadır. Bîrûnî, Avustralya, Madagaskar, Yeni Gine, Borneo adalarına işaret ettiği gibi Afrika kıtası, Arabistan yarımadası, Kızıl deniz, İran ve Hint körfezini açıkça tarif etmektedir. Pirene Dağların'dan başlayıp Alp Dağları, Apeninler, Dinar Dağları, Karpatlar, Toros Dağları, Kuzey Anadolu Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Kafkas Dağları, Zagros Dağları ve Himalayalar gibi Avrupa ülkelerinden başlayıp Türkiye üzerinden geçen ve Asya kıtasını boydan boya kesen dağ silsilelerini bildirmektedir. Diğer taraftan Hindistan'ın bir zamanlar deniz olduğunu belirtmektedir.142 Bîrûnî, yaşadığı çağdaki bilinen dünyayı gösteren bir dünya haritası da çizmiş,143 Tahdîd adlı eserinde dünyayı yedi iklim/bölgeye ayırarak içinde yaşayan milletleri göstermiştir.144

Ekvator: Bîrûnî'nin ekvatorla ilgili tesbitleri günümüzde de kabul edilen gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin o, Azâr ayının özelliklerinden bahsederken "bu ayın 17 ve 18. günlerinin ilk ekinoks tarihi olduğunu belirtir. Diğer taraftan Azâr ayının 17. ve 18. günlerinin aynı zamanda Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü olduğunu iddia eden görüşe itiraz eder. Çünkü Bîrûnî'ye göre ekvator kuşağındaki ülkeler hariç, evatorun kuzey ve güney yarım küresinde dört mevsim belirli bir sıraya göre birbirlerini takip etmektedir. Bu sebeple, Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü'nün aynı tarihte vaki olması mümkün değildir.145 Bîrûnî bu iddiasıyla ekvator konusunda modern bilgi ile uyum içerisinde olan iki görüş belirtmektedir.

Birincisi, ekvator kuşağında mevsimlerin değişmediği konusundaki görüşü günümüzdeki ekvator bilgisi ile uyum içerisindedir.

İkincisisi ise, ekvator kuşağının kuzey ve güneyindeki enlemler iklim olarak birbirlerine zıt bir karakter göstermektedir. Güneş ışınlarının geliş açısına bağlı olarak kuzey yarım kürede yaz mevsimi yaşanırken güney yarım kürede kış mevsimi hüküm sürmektedir; veya bu olayın tersi olarak güney yarım kürede yaz mevsimi yaşanırken kuzey yarım kürede kış mevsimi görülmektedir. Ekvatorun kuzeyindeki iki ülkede aynı anda yaz ve kış ayları yaşanamadığı gibi, güneyindeki ülkelerde de aynı anda yaz ve kış aylarının görünmesi mümkün değildir. Buna göre, Azâr ayının 17. ve 18. günlerinin aynı zamanda Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü olduğunu iddia eden görüşe itiraz ederken Bîrûnî'nin bu gerçekleri bildiği ve ifade ettiği açıktır.146

Bîrûnî yukarıdaki görüşü tenkit ettiğine göre ekvator kuşağı, kuzey ve güney yarım küredeki mevsim farklılıkları konusundaki bu tespitinin kendine özgü olduğunu ve daha önceden bilinmediğini düşünmemize imkân vermektedir.

Bîrûnî, Çin'in, konum itibariyle kuzey yarım kürede olduğu için ekvatorun güneyine uzanmadığının, diğer taraftan boylam olarak içinde yaşanan doğudaki en uzak ve en son ülke konumunda olduğunun farkındadır.147

Bîrûnî, "bazı insanlar, ekvatorda gece ve gündüzün eşit olduğu gibi havasının da aynı şekilde ılıman olduğu gerçeğinden hareketle buranın cennet olduğu ve burada meleklerin yaşadığı söylenerek kandırılmışlardır" cümlesiyle, ekvator kuşağında gece ve gündüzün eşit olduğunu diğer taraftan burada iklimin sabit kaldığını bildirmektedir.

Bîrûnî'nin ekvator, kuzey ve güney yarım küre ile ilgili tespitleri geçerliliğini günümüzde muhafaza etmektedir. O, 3 Ocak ve 4 Temmuz tarihlerinde dünyanın güneşe en yakın ve en uzak konumda bulunduğunu, 3 Ocakta güneş ışınlarının güney yarım küreye dik geldiğini ve bu tarihlerde dünyanın güneşe en yakın konumda bulunması sebebiyle ekvatorun altındaki ülkelerin daha sıcak olduğunu, güney yarım küredeki 65 enlemine kadar kuzey yarım kürede orta enlem iklimi görüldüğünü açık bir şekilde belirtmektedir148 ki günümüzde de bu bilgilerin doğruluğu kabul edilmektedir.

Bîrûnî insanların ağırlıklı olarak yaşadığı enlem hakkındaki görüşü de şöyledir: "Yaşadığımız coğrafyadaki insan ve medeniyetin dağılımına dikkat edersek bunların aynı enlem dairesi üzerinde olduğunu görürüz. Burada iklimsel şartlar aynı olduğu gibi medeniyet için gerekli olan vasıtalar mevcuttur. Burada atmosfer şartları da aynıdır. Bu enlem dairesinin bazı yerlerinde insanların yaşamamasını seçim özgürlüğünden, insanların başka bölgelerdeki insanlarla anlaşabilmelerinden veya bu bölgeye henüz insanın ayak basmamış olmasından başka bir şeyle izâh edemeyiz."149

Irmakların Su Seviyeleri ile İlgili Tespitleri: Bîrûnî, Dicle, Fırat ve Nil gibi nehirlerin yaz ve kış aylarında su seviyeleri farklılık sebebine değinmektedir. Grek takvimine göre Nisan ayının 28'inci gününün özelliklerinden bahsederken Mısırlıların ve ûzkisûs/Eudoxus'un bu günde güney rüzgarının estiğini daha sonra dere ve ırmakların yükselmeye başladığını söylediklerini belirtir. Ancak Bîrûnî, Nisan ayında dere ve ırmakların sularının yükseldiğini kabul etmekle birlikte bütün ırmak ve nehirlerde aynı seviyede olmayacağını tam tersine birbirlerinden farklı seviyelerde olacağını belirtmekte ve konuyu şöyle izah etmektedir: "Dicle, Fırat ve diğer nehirlerde su seviyesi düşük iken Amu Derya'da yüksektir. Bunun sebebi, kaynakları soğuk bölgelerde olan bu ırmakların yazın fazla, kışın ise az su miktarına sahip olmalarıdır. Bu ırmakların suları en fazla kaynaklardan toplanır. Bu suların artış ve düşüşü çıktığı veya üzerinden aktığı dağlardaki karın yağış oranına bağlıdır. Şimdi şu çok iyi bilinir ki kar yağışı kış mevsiminde ve baharın başlangıcında diğer mevsimlere oranla daha fazladır. Kuzeye yakın ülkelerde bu mevsimde sular donar. Fakat havalar ısınmaya ve karlar erimeye başladığında Amu Derya'nın suları yükselir. Dicle ve Fırat ırmaklarına gelince, bu ırmakların kaynakları kuzeydeki yüksek dağlarda değildir. Yağan kar veya yağmur hemen ırmaklara aktığı gibi, kışın donmuş olan karlar baharın gelişiyle erimeye başladığı için kış ve baharda su seviyeleri yüksektir."150

Dicle ve Fırat'ta su seviyesi düşükken Nil'de yüksektir. Çünkü Nil'in kaynağı Kamer dağlarındadır. Söylenildiği gibi bu dağ güney kürede Habeş şehri Üsvân'ın ötesindedir. Nil'in suları ya tam ekvatordan ya da ekvatorun güneyinden gelir. Bununla birlikte bu şüpheli bir durumdur. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi ekvator bölgesinde insanlar yaşamaz. Şu açıktır ki bu bölgelerde donma olmaz. Eğer Nil'in yüksek suya sahip olmasının sebebi yağan kar ise şu açıktır ki kar yağdığı yerde kalmaz direk Nil'e karışır. Fakat Nil'in suyunun yüksekliğinin sebebi kaynaklarsa, bu kaynaklar baharda bol suya sahiptir. Bu sebeple Nil yazın bol suya sahiptir. Çünkü güneş bize yaklaştığında Nil'in kaynaklarının bulunduğu bölgelerden uzaktır. Dolayısıyla bu ülkelerde kış mevsimi hüküm sürmektedir.151

D. Astronomi

İslamî Orta Çağlarda pek önemli astronomik çalışmalara rastlanmaktadır. Bu çalışmaların en bâriz tarafı, yapılan devamlı ve sistemli rasatlardır. Müşahedelerin eskisine nazaran daha hassas ve dakik aletlerle, daha doğru olarak ve daha ince teferruatla yapılması, belki daha önemli olarak da, Yunanlılarda görülmemiş devamlı rasatlara rastlanması bakımından İslamî çağlarda eskisine nazaran büyük bir terakki göze çarpar. Teleskop, mikrometre ve verniye gibi aletlerin henüz mevcut bulunmadığı bu zamanlarda rasat hassaslık ve dakikliğini artırmak için alet ebatlarının büyültülmesi yoluna gidiliyor, bu suretle rasat aletleri bir yerden bir yere kolayca nakledilemez hale geliyordu. Bir taraftan aletlerin portatif olmayışı, diğer taraftan da devamlı rasatların yapılması neticesinde rasathanenin ilk defa olarak Orta Çağ'da İslâmiyette sarih bir şekilde müesseseleştiğini görüyoruz. Fakat bütün bu bakımlardan büyük önem taşımasına rağmen, yeni teoriler ileri sürmek ve yeni terkipler yapmak bakımından, İslâmî Orta Çağ'ın büyük bir hayatiyet göstermemiş olduğuna şahit oluyoruz. Orta Çağ İslam astronomi çalışmalarında kozmolojik spekülasyonlara rastlanmadığı gibi, eski Yunan çağının Filolaos, Hiketas, Ekfantos, Eudoksos, Samoslu Aristarkos, Pontoslu Herakleides ve Hiparkos'unkiler gibi astronomide yeni çığırlar açan teorilerle de karşılaşmıyoruz. Umumiyetle büyük ve şümullu sentezler yapılmadığı gibi, eskiden ileri sürülmüş teoriler üzerinde de sistemli düşünme, araştırma ve tartışmalar olmamıştır. Ancak bu durumun istisnaları da yok değildir; ve bu istisnalardan biri de Bîrûnî'dir.152

Dünyanın Yaratılışı: Bîrûnî'ye göre dünya ve zaman sonradan yaratılmıştır; ve bir başlangıç tarihleri vardır. Ancak dünya ve zamanın başlangıç tarihlerini biz bilemeyiz. Bu konudaki cümleleri şöyledir:

"Akıl yürütme ve mantıkî tahlil yöntemini kullanarak dünyanın sonradan oluşu/hâdis konusunda karar kıldık. Dünya sonradan oluştuğuna göre içinde meydana geldiği periyodun bir başlangıcı vardır. Dünyanın başlangıcının olması veya bu tür var olma hadiseleri bize, dünyanın yaratılış tarihini anlamamıza yarayacak olan var oluş döneminin evrelerinin uzunlukları konusunda bir bilgi vermemektedir. Cisim ârazlardan soyutlanamaz. ârazlardan ayrı tutulamayan bir şeyin kendisinin de sonradan/hâdis olması gerekir. Yani cisim hâdistir, ezeli değil. Sonsuz bir ardıllık zincirine sahip olmak da mümkün değildir. Çünkü bu zamanın ezeli ve sonsuz olduğu gibi yanlış bir düşünceye sebep olur. Biz, zamanın geçen devreleri artırılmaya müsaittir; bir ile başlayıp belirli bir sınırda biten ölçülebilir her niceliğin kendisi de sonlu olmalıdır; ve zamanın da bir başlangıcı ve ilahi olarak belirlenmiş bir sonu vardır derken, zamanın da bir sınırı vardır, çünkü sınırsız olan bir şeyin hiç bir şeyle hudutlarının çizilmesi mümkün değildir demek istiyoruz. Belirli bir şekil alan veya tahakkuk etmiş olan zaman evrelerinin -yani geçen yıllar, aylar, günler ve onların uzunlukları- gerçekleşme şeklini zihnin, teşbih kullanarak anlaması mümkün değildir."153

Bîrûnî'ye göre, dünya tanımlanmadan ve belirli bir varlık alemine mensup olmak üzere sınırlandırılmadan binlerce yıl önce meydana gelmiş olan zamanın başlangıcını bizim ölçülerimizle belirleyebilmemiz mümkün değildir. 154 Ancak, dünya tarihini aydınlatma konusunda önceki devirlerden kalan fiziksel kalıntılar bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilir.155 Bîrûnî, bu kalıntıları, şartların aynılığı inancına, yani "ayniyetçilik/uniformitarianism" hipotezine göre çözümlemeye çalışmaz. Aksine ona göre geçmişi yorumlama, onun ilkesini anlamaya bir temel teşkil eden, zamanın niteliksel doğasına bağlıdır.156 Dünyanın fiziksel kalıntıları konusundaki cümleleri şöyledir:

"Dünyanın içinde uzun zamanlar boyunca oluşan muazzam eserleri müşahede etmenin dışında yaratmanın şartlarını bilemeyiz. Örneğin, toprak ve kumla birleşerek birbirine yapışmış olan farklı renklerdeki yumuşak kaya parçalarından oluşan büyük dağları göz önüne alalım. Bu hadisenin üzerinde dikkatli bir çalışma, kaya parçaları ve çakıl taşlarının dahili ve harici çarpışmalarla dağlardan yuvarlanan taşlar olduğunu ortaya koyacaktır.

Kayalar, üzerlerinden çok miktarda sel akması ve rüzgarın esmesiyle yavaş yavaş yok olur. Yok olma önce kayaların köşe ve kıyılarında başlar. Bu sürtünme sonunda taş küresel bir şekil alır. Dağlardakilerin zıddına ovalarda küçük kum ve toprak parçalarını görürüz. Yumuşak parçalar ve çakıllar vadilerin yataklarında birikmesinden meydana gelen maddeye kum ve çamur karışır ve bir kütle oluşturur. Daha sonra üzerlerinden sellerin akmasıyla bu kütle vadilerin derinliklerine gömülür ve soğuğun tesiriyle taşlaşır. Dağların içindeki taşlaşmaya düşük ısı sebep olur. Bu durum taşların sıcaklığın tesiri altında yumuşamalarının sebebidir. Çünkü düşük ısıda oluşan bir şey sıcaklıkla oluşan bir şey de düşük ısı ile çözülür."157 Bîrûnî, bahsettiği değişimler için uzun zamanlar gerektiğini 158 ifade etmekte, dolayısıyla dünyanın yaratılışından itibaren uzun bir zaman diliminin geçmiş olduğunu belirtmektedir. Ancak değişimin başlangıç ve bitişi konusunda net bir rakam verememektedir.

Dünyanın Küreselliği: Bîrûnî eserlerinin çeşitli yerlerinde dünyanın küresel olduğunu savunmaktadır. Örneğin, Aristo'nun, el-Âsâru'l-Ulviye adlı eserinden aldığı bir cümleyi yorumlarken şöyle demektedir "Bu görüş her ne kadar sistematik görünüyorsa da doğa olayları açısından değerlendirildiğinde doğru olduğu söylenemez. Fakat bazı yorumlar yapılırsa doğanın gerçeklerini izâh edebilir. Çünkü bu görüş temel astronomi kuralları üzerine kurulmuştur ki buna göre dünya küresel bir evren ortasında küresel bir şekle sahiptir. Bu durum dalgaların meydana getirdiği bozukluklar hariç suyun yüzeyinin de küresel olması gerektiğini açıkça ortaya koyar."159

Bîrûnî dünyanın çevresinin okyanuslarla çevrili olduğunun da bilincindedir. "Şu da çok iyi bilinir ki eğer dünyanın bir parçası şiddetli bir güç tarafından koparılırsa ve bu parça merkez/ana karadan uzaklaşırsa çevresi su ile çevrilir160" cümlesi bu düşüncemizi desteklemektedir.

Yine devam eden cümlelerinde dünyanın küresel olduğunu açıkça şöyle ifade etmektedir. "Tevrat'ta ifade edildiği gibi dünya boş ve ıssız iken Allah'ın ruhunun suyun üzerinde gezindiğini düşünüyorum. Aynı ifade Kur'an'da da mevcuttur. 'Onun arşı su üzerindedir.'161 Allah insanlığı yaratmaya karar verdiğinde önce dünyayı yarattı ve dizayn etti. Daha sonra dünyaya kendi doğal şeklini geliştirmesi için büyük bir güç verdi. Şunu kastediyorum ki dünya tamamen küreseldir. O aynı zamanda dünyanın bazı yerlerini suyun üstünde yükseltti. Bu durum suyun dünyanın çukur yerlerine akmasını sağladı."162

Yer Merkezli Evren: Bîrûnî'nin yaşadığı asırda evren, dünyanın konumu ve şekli hakkında Batlamyus teorisi hakimdi. Bu teoriye göre, gökyüzü yıldızların yerlerinin değişmediği dönen bir küredir. Dünya ise bu kürenin merkezinde sabit bir konuma sahiptir. Dünyanın çevresinde ay, güneş ve gezegenleri taşıyan iç-içe bir dizi kristal küre vardır. Tanrısal bir düzen olarak algılanan bu sistem, ayrıca insana evrenin merkezinde olma onur ve gururunu sağlamaktadır. Ancak bu sistem salt bilimsel açıdan bakıldığında karmaşık ve tutarsızdır. M. Ö. III. yüzyılda Aristarkus adlı bir filozof şimdi "güneş sistemi" dediğimiz sistemin merkezinde dünyanın değil, güneşin yer aldığını ileri sürmüşse de163 böyle bir teorinin kabul edilmesi için henüz erkendir. İlk ve Orta Çağlarda, yeri kainatın merkezinde ve sükûnette gösteren jeosantrik teori tamamen hakim bir durumda olduğu için, diğer bütün görüşler yalnız ileri sürülme safhasında kalmış hiç bir zaman layık oldukları rağbeti görmemiş, takdir edilememişlerdi.164 Diğer taraftan güneş merkezli bir sistemin kabulü, dünyayı evrenin merkezi olarak kabul eden kutsal öğretiye karşı gelmek demekti. Nitekim XVI. yüzyılda Kopernik, 1473-1543, dünyanın merkezde sabit olmadığını, kendi ekseni çevresinde günlük, güneşin çevresinde yıllık dönüşler yaptığını söylediğinde kutsal öğretiye karşı geldiği iddiasıyla protestan liderler tarafından kınanmıştı. Galileo Galilei, 1564-1642, güneş merkezli sistemi savunduğu için 1616 yılında Engizisyon önüne çağrılmış, mahkeme edilmiş dediklerini inkar ederek ölümden dönmüştü. Yine, "Dünya'nın İki Büyük Sistemi Üzerine Diyolog" adlı eserini 1632'de yayınladığında ikinci kez Engizisyon önüne çıkarılarak tevbe etmeye zorlanan Galileo, bütün yazdıklarını inkar edip kendini lanetleyerek kurtulmuştu.165

Bu mesele Kopernik ve Galileo'dan çok daha önce Yunanlı bilim adamları tarafından tartışıldığı gibi X. ve XI. asırlarda Müslüman astronomların da ilgi odağı olmuş, bu konuda araştırmalar yapılmıştır ki bunlardan birisi de Ebu Reyhân'dır. O, yirmi dört saatlik hareketin her iki sistemle de açıklanabileceğini, bu bakımdan her iki teorinin de kabul edilebileceğini, belirtmiştir. Bîrûnî'nin bu meselelere hasredilmiş bir monografik yazısı olduğu gibi, bu problemler üzerinde Ebû Sehl Mesihî ile de münakaşalara girmiştir. Fakat bu yazılar zamanımıza intikal etmemiştir, yahut da şimdilik kayıptır. Bîrûnî yerin hareketi ve sükûneti meselesine günümüze gelmiş olan Mâ li'l-Hint adlı eserinde de kısaca temas etmiştir. Burada, her iki şekilde de gök cisimleri hareketlerinin kabili izâh olması dolayısıyla onun bu iki görüş arasında bir tercih yapamadığını, bu hususta mütereddid davrandığını görüyoruz.166 En azından Batlamyus teorisini tamamen kabul etmemekle bu teori hakkında ciddi şüpheler içinde olduğu açıktır. Mâ li'l-Hint adlı eserinde Bîrûnî'nin söz konusu mesele hakkındaki cümleleri şöyledir:

"Yerin kendi ekseni etrafında hareket ettiğini kabul etmek, astronomik hesapların yapılması bakımından hiç bir mahzur doğurmaz. Çünkü gök cisimlerinin müşahede edilen hareketlerinin izâhı, diğer teori ile olduğu kadar bu teori ile de mümkündür. Bu meselenin halli zordur. Eski çağların ve zamanımızın en önemli astronomları yerin hareketi teorisini büyük bir dikkatle incelemişler ve onu cerh etmeye çalışmışlardır. Ben de bizzat bu konu üzerinde Miftâh-u İlmü'l-Hey'e/Astronominin Anahtarı adlı bir eser kaleme almış bulunuyorum. Bu eserde, kendimden önce gelenleri, şekil bakımından olmasa bile, hiç olmazsa esas bakımından geride bırakmış olduğum inancındayım."167

Yeryüzünün Çevresinin ölçülmesi: Dünyanın çevresini ölçme çalışmaları M.Ö. III. yüzyılda Aristo, Eratosten, M.Ö. II. yüzyılda Poseidon'a kadar dayanmaktadır. İslâm dünyasında VIII. ve IX. yüzyıllarda Müslümanların bu konuda önemli mesafeler katettiklerini söyleyebiliriz.168 X. ve XI. yüzyılda ise Bîrûnî'nin bu konuda çok ciddi çalışmaları olduğunu müşahede etmekteyiz. el-Kitâb fi'l-Usturlâb adlı eserinde yeryüzünün çevresini ölçmede kendi metodunu şöyle takdim etmektedir.

"Yeryüzünün çevresi denize yakın bir dağa tırmanıp, güneşin doğuş ve batışını ve ufuğun eğimini gözleyerek ölçülür. Daha sonra dağdan indirilen dik hattın değeri bulunur. Bu yükseklik eğimin tamlar açısının/90 dereceye tamamlayan açı sinüsü ile çarpılarak, yeryüzünün çevresinin dağın yüksekliğine oranı bulunabilir."169 Bîrûnî'in kendi tanımlamasını kullanacak olursak o, bulunan değeri eğimin sinüsünün tersine bölüp bu bölümü 2 pi ile çarpar. Daha sonra şunları ekler. "Bu tür işlemler fiili deney gerektirir ve sadece test edilerek ispatlanabilir."170

Bîrûnî, Cürcan eyaletinde Kuzey Debistan'da bu metodu deneme fırsatı bulmuş ancak yardımcı yetersizliği ve diğer zorluklar nedeniyle başarılı sonuçlar elde edememiştir. Tahdîd adlı eserinde bu metodu uygulamak için Hindistan'da giriştiği ve başarılı olduğu bir deneyi anlatır. Ölçmenin fiziksel alana uygulanmasının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu metoda göre yer'in çevresi 25.000 2/7 İngiliz mili olmaktadır ve bu el-Me'mûn'un bulduğu değerlerden çok farklı değildir. Eğer Yer tam bir küre olsaydı Bîrûnî'inin bulduğu değer bu günkü hesaplamalara çok yakın olacaktı. Bîrûnî'nin yaptığı ölçü Orta Çağ boyunca yapılan ölçümlerin en iyilerindendir. 171

Tarihçiliği: Bîrûnî'nin tarihçiliği genelde ravî tenkitçiliğine dayanan klasik İslâm tarihçiliğinden farklılık arz etmektedir. O her şeyden önce, çok uzak geçmişe ait olmaları, asırlar önce vukû bulmuş olayların haberlerini akılda tutmanın zorluğu sebebiyle tarihi haberlere yalan ve hurafe karıştığının bilincindedir.

Yalan haber ve hurafeler konusunda önerdiği çözümlerden ilki, haberleri rivayet eden ravîlerle ilgilidir. Ravîler çeşitli sebeplerle haberlere yalan karıştırabilir. Bu sebeple özellikle haberin ilk ravîlerine dikkat edilmelidir. Onun konuyla ilgili bir diğer önerisi haberin akıl ve tabiat kanunlarına uygun olmasıdır. Akıl ve tabiat kanunlarıyla çelişen haberleri tenkit süzgecinden geçirmektedir. Yine ona göre tarihçi objektif olmalı kabile, milliyet, din ve mezhep gibi her türlü taassuptan uzak durmalıdır. Çünkü tarihçinin bu düşüncelerle hadiseleri objektif bir anlayışla kayda geçirebilmesi ve yorumlayabilmesi mümkün değildir.

Bîrûnî'nin geçmişin hadiselerinin yorumlanması anlamına gelen tarih felsefesinde de günümüz anlayışını yakalayabildiğini söyleyebiliriz. Kendinden önceki tarihçilerden farklı olarak tarihi hadiseleri yorumlamakta ve genel sentezlere gidebilmenin yanında evren ve toplumu kanuniyet anlayışı içinde incelemektedir. Yine o, insanı evren ve toplumun merkezine yerleştirerek insanın tarihteki konumunu belirleme tartışmalarına katılmaktadır.172



1 es-Sem'ânî, Ebî Sa'd Abdi'l-Kerîm b. Muhammed İbn Mansur et-Temîmî, el-Ensâb, Takdîm, Abdullah Ömer el-Bârûdî, Beyrut, 1988, I/429.
2 Yâkût er-Rûmî, İrşâdü'l-Erîb ile Marifeti'l Edîb/Mu'cemü'l-Üdebâ, Mısır, 1930, VI/308.
3 İbnü'l-Esîr, İzzeddin el-Cezerî, el-Lubâb fî Tehzîbi'l-Ensâb, Beyrut, Bty., I/197.
4 İbn-i Ebi Usaybia, Müveffikü't-Dîn Ebi'l-Abbâs Ahmet b. el-Kâsım Halîfe b. Yunus es-Sa'dî el-Hazrecî, Uyûnü'l-Enbâ fî Tabakâti'l-Etibbâ, 459.
5 Bu konuda bkz., Kâtip Çelebi, el-Mevlâ Mustafa b. Abdillehi'l Kostantınî/Hacı Halîfe, Keşfü'z-Zünûn an Esâmi'l-Kütübü'l-Fünûn, Beyrut, 1990, VI/65ve II/9; Salih Zeki, Âsâru Bâkiye, İstanbul, 1921, I/169; Henry Corbin, İslâm Felsefesi Tarihi, Çev. Hüseyin Hatemi, İst., 1994, 268; Togan, "Bîrûnî", İA., II/635; Sayılı, "Bîrûnî", Belleten, Ankara, C. XIII, 1949, 53; Tümer, "Bîrûnî", İst.,
DİA, 1992, VI/206;.
6 Bîrûnî, Ebi'r-Reyhân Muhammed b. Ahmed, Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh Mesâfâtü'l-Mesâkin, Tah. M. Tavit Tancî, Ankara, 1962.
7 Bîrûnî, Tahdîd, Tanci Neşri, t.
8 Bîrûnî, Tahdîd, 249; Bîrûnî, The determination, 213.
9 Bîrûnî, Muhammed İbn Ahmed, "Makâle fî Hakâyeti Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr", Neşr. Z. V. Togan, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi Eki, İst., 1954, I/16b; Bîrûnî, Tahdîd, Tanci Neşri, h.
10 İbn-i Ebî Usaybia, 459.
11 el-Kalkaşendî Ebi'l-Abbâs Ahmed b. Ali, Subhu'l-A'şâ fî sanâati'l-İnşâ, Tah. Muhammed HüseyinŞemseddin, Beyrut, 1987. V/64-65.
12 Hansârî, Ravzâtü'l-Cennât, Çev: Esedullah İsmail, B. y. y., Matbaatü'l-Hayriyye, t. y., I/247.
13 Eş-Şehrezûrî, Şemsüddîn Muhammed b. Mahmûd, Kitâbü Nüzheti'l-Ervâh ve Ravzatü'l-Efrâh (el-Âsâru'l-Bâkıye'nin Sachau Muk. İktibas), LIII.
15 Yâkût, İrşâd, VI/308.
16 Bîrûnî, Tahdîd, Tancî Neşri, v.
17 Kâtip Çelebi, VII/65.
18 Abolhasan Dehkan, "Geographical Places Vısıted By Al-Bîrûnî", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachı, 1979, 454.
19 Bîrûnî, Tahdîd, Bulgakov Neşri, 9.
20 Allana, 149.
21 Togan, "Bîrûnî", II/635; Tümer, "Bîrûnî", VI/206; Arslan Terzioğlu, Gazneliler Devrinin Büyük Türk Âlimi Al-Biruni (973-1051), XII/3, Haseki Tıp Bülteni, Ayrı Baskı, t. y., 352; Bu konuda ayrıca bkz. Zâhîrü'd-Dîn el-Beyhakî, Tetimmetü Sıvâni'l-Hikme, Tah. D. Refîkul Acem, Beyrut, 1994, 75; el-Kalkaşendî, V/64-65; M. S. H. Masumı, "Al-Bîrûnî's Creeds As Depıcted In Hıs Works", Al-Bîrûnî's Commemoratıve Volume, Karaçhi, 1979, 388; Ebü'l-Fidâ, İmâdü'd-Dîn İsmail b. Muhammed b. Ömer, Takvîmü'l-Buldân, Tah. M. Rainaut, Beyrut, Bty. 349; İbn-i Havkal, Ebi'l-Kasım, Kitâbü Sûretü'l-Arz, Neşr. Fuat Sezgin, Leiden 1938/Frankfurt, 1992, 279.
22 Bîrûnî, Tahdîd, 110; Bîrûnî, The Determination, 78.
23 Yâkût, İrşâd, VI/312.
24 Togan, "Bîrûnî", II/639.
25 Sayılı, "Bîrûnî", 54; Togan, "Bîrûnî", II/639.
26 Bîrûnî, Saydane, 15; Bîrûnî, Materia Medica, 9.
27 Yâkût, İrşâd, VI/309.
28 Muhammed el-Müderris, "el-Fikrü'l-Coğrafî inde'l-Bîrûnî", Müverrihul Arabî, Bağdat, sayı, 30, 1986, XII/264.
29 W. Barthold-M. Fuat köprülü, İslâm Medeniyeti Tarihi, Ankara, 1977, 53; Ali Ashraf Sadeghı, "Beyrûnî'nin Arapça Eserlerinde Kullanılan Farsça Sözcükler Üzerine Bazı Düşünceler", Çev. Ahmet Cevizci, Uluslararası İbn Türk, Harezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1990, sayı: 42, 55 vd; Georges Ifrah, İslâm Dünyasında Hint Rakamları, Çev: Kurtuluş Dinçer, İstanbul, 3. Basım 1998, 6; Ebu'l-Kasım Kurbânî, Bîrûnînâme, İran, Bty., 3; D. J. Boilot, Encyclopadia of İslâm, London, I, 1960, 1236.
30 Sadeghı, 55 vd; Jussi Aro, Encounter Of Cultures In The Work Of Al-Bîrûnî, Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karachi, 1979, 320.
31 Dehkan, 454; Ifrah, 16.
32 Bîrûnî, Saydane 12; Bîrûnî, Materıa Medıca, 8; Togan, "Bîrûnî", İA., II/636; Şerefeddin Yaltkaya, Kitabüssaydala Fittıb Mukaddimesi, İst., 1937, 31.
33 Bîrûnî, Ebi'-Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Harezmî, Âsaru'l-Bâkıye ani'l-Kurûni'l-Hâliye, Tah., C. Eduard Sachau, 47; Bîrûnî, The Chronology Ancient Nations, Ter. C. Edward Sachau, London, 1879, 57.
34 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 36; Bîrûnî, The Chronology, 42.
35 Bîrûnî, Saydane, 12; Bîrûnî, Materıa Medıca, 7-8; Yaltkaya, Kitabüssaydala Fittıb Mukaddimesi, 30.
36 Togan, "Harezm", V-I/240; Togan, "Bîrûnî", II/636; Toparlı, 8-9; Paçacıoğlu, 117-129 ve130.
37 Bîrûnî, Kitâbü'l-Cemâhir fî Ma'rifeti'l-Cevâhir, Haydarabad, 1355, 204-206; Togan, "Bîrûnî", II/636; Yaltkaya, "Ebû Reyhan'ın Bir Kitabı", İst., 1936, V/18-19; Tümer, "Bîrûnî", VI/206; Terzioğlu, 357.
38 Bîrûnî, "Ebû Reyhân'ın Bir Kitabı" V/21-22.
39 Bîrûnî, Ebi'r-Reyhân uhammed b. Ahmed, Tahdîd Nihâyât Al-Amâkin li Tashîh Masâfât Al-Masâkin, Tah. P. Bulgakov, Frankfurt, 1992, 215; Bîrûnî, The Determination of the Coordinates of Positions for the Correction of Distances between cities, Çev. Jamil Ali, Beyrut, 1967, 180; F. A. Shamsı, "Abû Al-Râıhân Muhammad İbn Ahmad Al-Bayrûnî", Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karaçhi, 1979, 269. .
40 Bîrûnî, Tahdîd, 119; Bîrûnî, The Determination, 86; Togan, Tarih, I/92-93.
41 Yâkût, İrşâd, VI/312.
42 Yâkût, İrşâd, VI/310; Sayılı, "Bîrûnî", 60.
43 Togan, Tarih, I/92-93.
44 Abû'l-Farac, Gregory, Abû'l-Farac Tarihi, Çev. Ömer Rıza Doğrul, Ankara, II. Baskı, 1987, 292-293; Ayrıca bkz. Şadruddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Nâsır İbn Ali el Hüseynî, Ahbâr üd-Devletis-Selçukıyye, Çev., Necati Lügal, 1943, 2; İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, İst, 1972, 8-9; Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara, 1963, 24-25.
45 Cevâhir, 204-205; Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yay, 1998, 198.
46 Bîrûnî, Muhammed İbn Ahmed, "Hakâyeti Ehli'l-Hind, 16b; Bîrûnî, Tancî Neşri, takdîm, h; Togan, "Bîrûnî", II/635. Sayılı, "Bîrûnî", XIII/53; Tümer, "Bîrûnî", VI/206.
47 İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, IX/108; Tümer, Bîrûnî'ye Göre Dinler ve İslâm Dîni, Ankara, 1986, 49.
48 Bîrûnî, Hakâyeti Ehli'l-Hind, 16b; Bîrûnî, Tahdîd, Tanci Neşri, h.
49 Bîrûnî, Tahdîd, 249; Bîrûnî, The determination, 213.
50 Bîrûnî, Tahdîd, 246; Bîrûnî, The determination, 211.
51 Bîrûnî, Cevâhir, 204-206; Togan, "Bîrûnî", II/636; M. Şerefeddin Yaltkaya, V/18-19; Tümer, "Bîrûnî", VI/206; Terzioğlu, 357.
52 İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, IX/107-108; Togan, "Bîrûnî", II/637; Tümer, Dinler, 49.
53 İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, IX, 139-141; Bîrûnî, Tahdîd, 110; Bîrûnî, The determination, 78; Salih Zeki, I/170-73.
54 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 338; Bîrûnî, The Chronology, 337.
55 Bîrûnî, Tahdîd, 250; Bîrûnî, Determination, 214-215.
56 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 3-4; Bîrûnî, The Chronology, 2-3; Togan, "Bîrûnî", II/639; Terzioğlu, 362; Shamsı, 269.
57 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 3-39-135-362; Bîrûnî, The Chronology, 1-2-47-131-365; D. J. Boilot, "Bîrûnî", Encyclopedia of Islâm, London, 1960, I/1236.
58 Yâkût, İrşâd, VI/312-313.
59 Yâkût, İrşâd, VI/309 ve 312; Togan, "Bîrûnî", II/637.
60 Ebu'l-Fazl Muhammed b. Hüseyin Kâtip el-Beyhakî, Tarihu Beyhakî/Tarihu Mesûdî, Tas., Saîd Nefîsî, Tahran, 1326, II/812; Yâkût, İrşâd, VI/309 ve 312; Togan, "Bîrûnî", II/637.
61 Yâkût, İrşâd, VI/309 ve 312.
62 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 184-185; Bîrûnî, The Chronolog, 167; Salih Zeki, I/172; Tümer, Dinler, 54-55; Dehkan, 455.
63 İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, IX/264-265; Beyhakî, II/826; Yâkût, İrşâd, VI/311-312; Salih Zeki, I/172; Togan, Bîrûnî, II/637; Dehkan, 455;.
64 Yâkût, İrşâd, VI/308; Togan, "Bîrûnî" II/639; Boilot, "Bîrûnî", I/1236-1237; Tümer, "Bîrûnî", VI/207-209.
65 Togan"Bîrûnî", II/639.

66 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, XXXX vd.
67 İbn Ebî Usaybia, 459.
68 Hacı Halîfe, I/65-66.
69 Salih Zeki, I/174 v. d.
70 Togan"Bîrûnî", II/639.
71 Ahmed Nureddin Ali ibn-i Sünbül el-Mahallî, Kânûn fi'd-Dünya, Toptapı Sarayı Revan Kütüphanesi, Nr. 1938, Süheyl Ünver, "Ebu Reyhani Biruni", İst., Türk Tıp Tarihi Arşivi, 1940, V/9; Terzioğlu, 362.
72 Aziz, 158.
73 Togan, "Bîrûnî", İ.A.; II/639; Terzioğlu, 362.
74 Bîrûnî, The Determinatıon, X;.
75 Rengin Dramur, Dramur, Rengin, "Ebû Reyhân Bîrûnî'nin Kitâb-ı Saydele Fi't-Tıbb'ında Bazı Droglarla Tedavi, Uluslararası İbn Türk, Harezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1990, 334; Ayrıca bkz. Lütfi Göker, Bilim ve Teknolojinin Gelişimi ile İslâm Bilginlerinin Yeri, Ankara, 1988, 102.
76 Aydın Sayılı, "Doğumunun 1000. Yılında Beyrunî", Beyruniye Armağan, Ankara, 1974, 8.
77 Allana, 150.
78 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkiye, 3-4; Bîrûnî, The Chronology, 2-3; Togan, "Bîrûnî", II/639; Terzioğlu, Al-Biruni, 362.
79 Bîrûnî, Tahdîd, Tancî Neşri, 88.
80 Tümer, "Bîrûnî", VI/212.
81 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 4; Bîrûnî, Indıa, I/7.
82 Bîrûnî, The Determination, X.
83 Yâkût, İrşâd, V/308.
84 Tümer, "Bîrûnî", II/213.
85 Yaltkaya, "Ebu Reyhan'ın Bir Kitabı", IV/1-2.
86 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
87 Bîrûnî, Saydane, 15; Bîrûnî, Materia Medica, 9; Yaltkaya, 36.
88 Terzioğlu, 353-354; Togan, "Bîrûnî", II/642; Dramur, 334-335.
89 İbn Ebî Usaybia, 459; Terzioğlu, 353.
90 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
91 M. Mohaghegh, "Notes on the Bîrûnî's Fihrist", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, 1979, 229.
92 Tümer, "Bîrûnî", VI/213; Togan, "Bîrûnî", II/640; Şehsuvaroğlu, 1012.
93 Abu al-Rayhân Muhammed b. Ahmad al-Bîrûnî, The Exhaustive Treatise on Shadows, Çev. E. S. Kennedy, I-II, 1976.
94 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
95 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
96 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
97 Bîrûnî, "Makâle fî Hakâyeti Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr", Neşr. Z. V. Togan, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi Eki, İst., C. I, 1954.
98 Tümer, "Bîrûnî", VI/213; Şehsuvaroğlu, 1013.
99 N. A. Baloch, "Gurretü'z-Zicât", Erdem, Ankara, Sayı, 18, 1992, VI/801 vd.
100 Şehsuvaroğlu, 1013; Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
101 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
102 Togan, "Bîrûnî", II/640; Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
103 Beyhakî, II/809-840.
104 Tümer, "Bîrûnî", VI/213.
105 Tümer, "Bîrûnî", VI/213-214.
106 Bu çalışmalar için bkz. Seyyid Hüseyin Nasr, Seyyid Mehdi Muhakkık, EbûReyhân Bîrûnî ve İbn Sînâ el-Esile ve'l-Ecvibe, Tahran, 1352; V. N. Ternovskiy, İbn Sina (Avitsenna), Çev: Haydar Nouruzhan, 1986; Muhammed Tanci, "Beyrûnî'nin İbn-i Sînâ'ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ'nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî'nin İtirazları", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, 1974, 231 vd.; Küyel, "İbn-i Sînâ On Sorunun Karşılıklarını Beyrûnî İçin mi Yazmıştır", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, 1974, 83 vd.
109 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 10; Bîrûnî, The Chronology, 11-12.
110 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 25; Bîrûnî, The Chronology, 29.
111 Kâtip Çelebi, VI/65.
112 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 79; Bîrûnî, The Chronology, 92.
113 Kâtip Çelebi, VI/65.
114 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 138; Bîrûnî, The Chronology, 134.
115 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 211; Bîrûnî, The Chronology, 194.
116 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 213; Bîrûnî, The Chronology, 196.
117 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 4; Bîrûnî, Indıa, I/8.
118 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 76; Bîrûnî, Indıa, I/159.
119 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 4; Bîrûnî, Indıa, I/8.
120 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 4; Bîrûnî, Indıa, I/158.
121 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 73; Bîrûnî, Indıa, I/154.
122 Rosanthal, Franz, "Beyrûnî'nin Bilgi Kuramı ve Yöntemiyle İlgili Bazı Önvarsayımları Üzerine", Beyrûnî'ye Armağan, Çev: Mübahat Türker Küyel, Ankara, 1974; Bîrûnî, Tahdîd, 23; Bîrûnî, The Determination, 2.
123 Bîrûnî, Tahdîd, 22-23; Bîrûnî, The Determination, 2.
124 Geniş bilgi için bkz. Duman, 110 vd.
125 Aziz, 138-139.
126 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 262-263; Bîrûnî, The Chronology, 253-254.
127 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 262-263; Bîrûnî, The Chronology, 253-254.
128 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 256-257; Bîrûnî, The Chronology, 246-247.
129 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 256-257; Bîrûnî, The Chronology, 246-247.
130 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 256-257; Bîrûnî, The Chronology, 246-247.
131 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 256-257; Bîrûnî, The Chronology, 246-247.
132 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 256-257; Bîrûnî, The Chronology, 246-247.
133 Aydın Sayılı, "Doğumunun 1000'inci Yılında Beyrunî", Beyruni'ye Armağan, Ankara, 1974, 26-27; Sayılı, "Bîrûnî", 86-87; Mehmet Bayraktar, İslâm'da Bilim Ve Teknoloji Tarihi, Ankara, 1983, 124.
134 Bîrûnî, Tahdîd, 26; Bîrûnî, The Determination, 4-5.
135 Aydın Sayılı, "Ebû Nasr Mansûr'un Sinüs Kanununun Tanıtı Üzerine Beyrûnî'nin Bir Mektubu", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, 1974, 169 vd.
136 Sayılı, "Beyrûnî'nin Bir Mektubu", 171.
137 Satranç proplemleri için bkz. Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 138-139; Bîrûnî, The Chronology, 134-135.
138 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 298; Bîrûnî, The Chronology, 294-295.
139 Muhammed Israruddin, "Al-Bîrûnî's Contributions to Geography", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, 1979, 206.
140 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 97; Bîrûnî, Indıa, I/198 vd.
141 Bu bilgiler için bkz Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 103; Bîrûnî, Indıa, I/210.
143 Seyid Hüseyin Nasr, İslâm Kozmoloji Öğretilerine Giriş, Çev: Nazife Şişman, İstanbul, İnsan Yayınları, 1985, 167.

144 Bîrûnî, Tahdîd, 135; Bîrûnî, The Determination, 102.
145 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 258; Bîrûnî, The Chronology, 249.
146 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 258; Bîrûnî, The Chronology, 249.
147 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 258; Bîrûnî, The Chronology, 249.
148 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 258; Bîrûnî, The Chronology, 249.
149 Bîrûnî, Tahkîk, 55-56; Bîrûnî, The Determination, 25-26.
150 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 261; Bîrûnî, The Chronology, 252.
151 Bîrûnî, Âsâru'l-Bâkıye, 261; Bîrûnî, The Chronology, 252.
152 Sayılı, "Bîrûnî", 78.
153 Bîrûnî, Tahdîd, 39-40; Bîrûnî, The Determination, 14-16; Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 133-134.
154 Bîrûnî, Tahdîd, 40-41; Bîrûnî, The Determination, 15-16; Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 134-135.
155 Bîrûnî, Tahdîd, 41 -42; Bîrûnî, The Determination, 16.
156 Seyid Hüseyin Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 135.
157 Bîrûnî, Tahdîd, 41 -42; Bîrûnî, The Determination, 16.
158 Bîrûnî, Tahdîd, 42; Bîrûnî, The Determination, 17.
159 Bîrûnî, Tahdîd, 52; Bîrûnî, The Determination, 23; Israruddin, 206-207.
160 Bîrûnî, Tahdîd, 52; Bîrûnî, The Determination, 23.
161 Hud, 7.
162 Bîrûnî, Tahdîd, 53; Bîrûnî, The Determination, 23-24.
163 Cemal Yıldırım, Bilimin Öncüleri, Ankara, 1995, 2. Basım, 73-75.
164 Yıldırım, Bilimin Öncüleri, 90-91.
165 Sayılı, "Bîrûnî", 79.
166 Bîrûnî, Mâ li'l-Hind, 139; Bîrûnî, Indıa, I, 277; Sayılı, "Bîrûnî", 78-79.
167 Geniş bilgi için bkz. Mesut Elibüyük, Matematik Coğrafya Evren, Gezegenler, Dünya, Zaman, Ankara, 1995, 121 vd.
168 Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 148.
169 Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 148.
170 Bîrûnî'nin bu metodu için bkz. Bîrûnî, Tahdîd, 223-224; Bîrûnî, The Determination, 188­190; Nasr, Kozmoloji Öğretilerine Giriş, 151; Baloch, N. A., "Beyrûnî ve Nandana'daki Ölçüm Çalışması", Çev. Melek Dosay, Erdem, Ankara, TTK yay., sayı 9, C. 3, 1987; Richard Lorch, "Beyrûnî'nin Kavun Biçimindeki Usturlabı", Uluslararası İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî, Ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1990, 303-305; Elibüyük, 140-145 Sayılı, "Bîrûnî", 83.
171 Geniş bilgi için bkz. Duman, 187 vd.

Abû'l-Farac, Gregory, Abû'l-Farac Tarihi, Çev. Ömer Rıza Doğrul, Ankara, TTK Yay, II. Baskı, 1987.

Ağaoğulları, Mehmet Ali, Kent Devletinden İmparatorluğa, Ankara, İmge Kitap Evi, 1994.

Ağarı, Murat, Tarihi Coğrafyacılığın Doğuşu ve Gelişimi (H. 1-390-391/622-100), Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, Ankara Univ. Sos. Bilimler Enstitüsü, 2000.

Algül, Hüseyin-Osman Çetin, İslâm Tarihi, İst., Gonca Yayınevi, 1991.

Allana, G., "Abû-Raihân Muhammad İbn Ahmad Al-Bîrûnî", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Anawatı, G. C., "The Kıtâb Al-Jâmahır Fî Ma'rıfah Al-Jawâhır Of Al-Bîrûnî", Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karachi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Arslan, Ahmet, Felsefeye Giriş, Ankara, Vadi Yay, 1994.

el-Asgalânî, Şihâbüddîn Ebi'l-Fazl Ahmet b. Hacer, Tehzîbü't-Tehzîb, Byy., Dâru Ahyâi Türâsil Arabî, VI, Bty.

Aslam, Mohammad, "Al-Bîrûnî's Methodology in Indıa", Al-Bîrûnî Commemaratıve Volume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Aydın, Mehmet, Türklerin Felsefe Kültürüne Katkıları, Atatürk Kül. DTYK yay., Ankara, 1985.

Aziz, Ghulam Rabbani, "Al-Bîrûnî and His Academic Conquests", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, Hamdard National Foundation, 1979.

Baloch, N. A., "Milattan Sonra Yedinci ve Onuncu Yüzyıllarda Türk Devletlerinin ve Prensliklerinin Tarihi Perspektifi Işığında Beyrûnî'nin Kâbul ve Peşaver'in Türk Yöneticilerine İşaretinin Değerlendirilmesi", Uluslararası İbn Türk, Harezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, DTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayını, 1990.

, "Beyrûnî ve Nandana'daki Ölçüm Çalışması", Çev. Melek Dosay, Erdem, Ankara, TTK yay., sayı 9, C. 3, 1987.

, "Gurretü'z-Zîcât", Çev. Melek Dosay, Erdem, Ankara, TTK yay., sayı 18, C. 6, 1992, 799-841.

Barani, Seyit Hasan, "Müslim Researches in the Geodesy" Al-BîrûnîCommemoration Volume, Calcutta, İran Sociaty, 1979.

Barthold, W., Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Hazırlayan, Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul, Kervan yay., 1981.

, "Tahiriler", İA., Eskişehir, MEB yay., XI, 1997.

, M. Fuat köprülü, İslâm Medeniyeti Tarihi, Ankara, DİB yay. 1977.

Bayraktar, Mehmet, İslâm'da Bilim Ve Teknoloji Tarihi, Ankara, TDV yay., 1983.

Bayur, Y. Hikmet, Hindistan Tarihi, Ankara, TTK yay., I-IV, 1946.

Belazurî, Fütûhu'l-Buldân, Çev., Mustafa Fayda, Ankara, KTB yay., 1987.

Beyhakî, Ebu'l Fazl Muhammed b. Hüseyin, Tarihu Beyhakî/Tarihu Mesûdî, Tashîh, Saîd Nefîsî, Tahran, Byy., 1326.

Beyhakî, Zahîru'd-Dîn Ebu'l-Hasen b. Ebi'l-Kâsım, Tetimmetü Sıvâni'l-Hikme, Tah. Rafîkul Acem, Beyrut, Dâru'l-Fikr, 1994.

Bedi N. Şehsuvaroğlu, "Abu Rayhân Bîrûnî ve Kitâb Al-Saydala", İstanbul Universitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, İst., İsmail Akgün Matbaası, Sayı 3, 1959.

Beyhakî, Ebu'l Fazl Muhammed b. Hüseyin, Tarihu Beyhakî/Tarihu Mesûdî, tashîh, Saîd Nefîsî, Tahran, Byy., 1326.

Bîrûnî, Ebi'r-Reyhan Muhammed b. Ahmed, el-Âsâru'l-Bâkiye ani'l-Kurûni'l-Hâliye, Tah., C. Eduard Sachau, Deutsche Morgenl. Gessellschaft F. A. Brockhaus, Leipzig, 1923.

, The Chronology of Ancient Nations, Çev. Edward Sachau, Frankfurt, Minerva Verlag GMBH, 1984.

, Kânûnü'l-Mes'ûdî, Haydarabat, Matbaa Dairetü'l-Maârifi'l-Osmaniye, III, 1955.

, Kitâbü'l-Cemâhir fî Ma'rifeti'l-Cevâhir, Haydarabad, Matbaa Cem'iyyetü Dâiretü'l-Maârifi'l-Osmaniye, 1355.

, Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh Mesâfâtü'l-Mesâkin, Tah. Muhammed Tâvid Tancî, Ankara, Doğuş Ltd. Şirketi Matbaası, 1962.

, Tahdîd Nihâyât Al-Amâkin li Tashîh Masâfât Al-Masâkin, Tah. P. Bulgakov, Frankfurt, İnstitude for the History of Arabic-İslamic Science at the Johann Wolfgang Goethe University Frankfurt am Main, 1992.

, The Determination of the Coordinates of Positions for the Correction of Distances Between Cities, Çev Jamıl Ali, Beyrut, National Lebanese Printing Press, 1967.

, Tahkîk-u Mâ li'l-Hind min Makûletin Makbûletin fî Akli ev Merzûle, Haydarabat, Matbaa Dairetü'l-Maârifi'l-Osmaniye, 1958.

, Tahkîk-u Mâ li'l-Hind min Makûletin Makbûletin fî Akli ev Merzûle, Tah. Eduârd Sachau, Edit. Fuat Sezgin, Ma'hed Tarihu'l-Ulûmü'l-Arabiyye ve'l-İslâmiye, London, 1887.

, Al-Berunı's Indıa, Çev. Edward C. Sachau, Edit, Fuat sezgin, London, Publications İnstitute for the History of Arabic-İslâmic Science, 1910.

, Kitabü's Saydane, Tah. Hakîm Muhammed Saîd, Karachi, Müessese Hamdard el-Vataniye, 1973.

, Al-Bırunı's Book on Pharmacy and Materıa Medıca, Edid. Hakîm Muhammed Saîd, Karachi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1973.

, "Makâle fî Hakâyeti Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr", Neşr. Zeki Velidi Togan, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi Eki, İstanbul, İÜEF Yay., I, 1954.

, "Ebû Reyhân'ın Bir Kitabı", Çev: Şerefeddin Yaltkaya, İst., Türkiyat Mecmuası, V, 1936.

Boilot, D. J., Encyclopadia of İslâm, London, The İnternational Union of Academies, I, 1960.

Brockelman, C., İslâm Milletleri ve Devletleri Tarihi, Çev. Neşet Çağatay, Ankara, Ankara Üniv. Basımevi, 2. Baskı, 1964.

Büchner, V. F., Sâmânîler, İA. Eskişehir, MEB yay, 1997.

Carr, Edward Halett, Tarih Nedir, Çev. Misket Gizem Gürtürk, İst., İletişim yay., 5. baskı, 1994.

Collingwood, R. G., Tarih Tasarımı, Çev., Kurtuluş Dinçer, İstanbul, Ara yay., 1990.

Corbin, Henry, İslâm Felsefesi Tarihi, Çev., Hüseyin Hatemi, İstanbul, İletişim yay, 1994.

Çağatay, Neşet, İslâmdan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara, Ankara Üniv. İlâhiyat Fak. yay. 1957.

Daye, Necmeddin, Alaaddin Keykubat (1220-1237) Devrine Ait Necmeddin Daye'nin Siyasetnamesi, Haz. Şefaattin Severcan, Kayseri, Gevher Nesibe Tıp Tarihi Ens. yay., 1995.

Dames, M. Longworth, "Gazneliler", İA, Eskişehir, MEB yay., VII, 1997.

Dehken, Abolhasan, "Geographical Places Vısıted By Al-Bîrûnî", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachı, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Dramur, Rengin, "Ebû Reyhân Bîrûnî'nin Kitâb-ı Saydele Fi't-Tıbb'ında Bazı Droglarla Tedavi, Uluslararası İbn Türk, Harezmî, Fârâbî, Beyrûnî ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, DTYK Atatürk Kültür Merkezi Yayını, 1990.

Durant, Will-Ariel, Tarih Üzerine, Çev. Hüseyin Zamantılı, İst., Hülbe Basım Yayın, 1983.

Durî, A. Aziz, İlk Dönem İslam Tarihi, Çev. Hayrettin Yücesoy, İstanbul, Endülüs yay., 1991.

Duman, Abdullah, Bîrûnî ve Tarihçiliği, Kayseri, Erciyes Üniv Sos. Bil. Enstitüsü, basılmamış Doktora Tezi, 2001.

Ebü'l-Fidâ, İmâdü'd-Dîn İsmail b. Muhammed b. Ömer, Takvîmü'l-Buldân, Tah. M. Rainaut, Beyrut, Darı Sadr, Bty.

Emin, Ahmet, İslâm Tarihi ve Tarihçileri, Çev., Mustafa Baş, Ankara, Ankara Din Görevlileri Yardımlaşma Derneği, 1996.

Fârâbî, Fusûlü'l-Medenî, Çev., Hanifi Özcan, İzmir İstiklâl Matbaası, 1987.

Fayda, Mustafa, "Siyer Sahasındaki İlk Telif Çalışmaları", Uluslararası Birinci İslam Araştırmaları Sempozyumu, İzmir, Dokuz Eylül Üniv. yay, 1985.

Flew, Antony, "Plato", Batı Düşüncesinde Siyaset Felsefeleri, Edit: Maurice Cranston, Çev: Nejat Mualimoğlu, İst., Marmara Üniv. İlahiyat Fak. yay., 1995.

Gibb, Hamilton A. R., İslâm Medeniyeti Üzerine Araştırmalar, Çev: Kadir Durak, Atilla Özkök, Hayreddin Yücesoy, Kenan Dönmez, Ankara, Endülüs yay., 1991.

Golden, Peter b., "Orta Asya'da İslâmiyetin İlk Dönemleri", Erken İç Asya Tarihi, Çev. Halil Berktay, Der. Denis Sinör, İst., İletişim yay., 2000.

Goldziher, Ignace, Klasik Arap Literatürü, Çev: Azmi Yüksel, Ankara, İmaj yay, 1993.

Göker, Lütfi, Bilim ve Teknolojinin Gelişimi ile İslâm Bilginlerinin Yeri, Ankara, Elif Matbaacılık, 1988.

, Fen Bilimleri Tarihi ve Türk İslâm Alimlerinin Yeri, Ankara, Elif Matbaacılık, 1984.

Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu Atilla-Cengiz-Timur, Çev. M. Reşat Uzmen, İst., Ötüken Neşriyat, 2. Basım, 1996.

Günaltay, M. Şemseddin, İslâm Tarihinin Kaynakları-Tarih Ve müverrihler-, Haz., Yüksel Kanar, İst., Endülüs yay., 1991.

Haig, T. W., "Saffârîler", İA., X/Eskişehir, MEB yay 1997.

Hançerlioğlu, Orhan, Felsefe Ansiklopedisi Kavramlar Akımlar, İst, Remzi Kitabevi, 2. Basım, 1992.

Hansârî, Ravzâtü'l-Cennât, Çev: Esedullah İsmail, İsfahan, Matbaatül Hayriyye, 1226.

Hamerneh, Saleh K. "Notes On Al-Bîrûnî's Vıews Of Al-Râzî's Works", Al-Bîrûnî's Commemoratıve Volume, Karachi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Hamerneh, Sami K., Al-Bîrûnî's Book On Pharmacy And Materia Medica, Karachi, Hamdard Natıonal Foundation, 1973.

Hasan İbrahim Hasan, Siyasi-Dini-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi, İst., Kayıhan Yayınevi, 1988.

Hizmetli, Sabri, İslâm Tarihçiliği Üzerine, Ankara, Diyanet İşleri Baş. yay., 1991.

Horovitz, Yusuf, el-Meğâzi'l-ûlâ ve Müellifûhâ, Arapçaya çev. Hüseyin nassâr, Kahire, Şirketü Mektebe, 1949.

Hülâgü Orhan, Farabi ve İbn-i Haldun'da Devle Düşüncesi, İst. Kırkambar yay., 1999.

Irah, Georges, Hint Uygarlığının Sayısal Simgeler Sözlüğü, Çev. Kurtuluş Dinçer, Ankara, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 3. Basım, 1998.

Ifrah, Georges, İslâm Dünyasında Hint Rakamları, Çev. Kurtuluş Dinçer, Ankara, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 3. Basım, 1998.

Israruddin, Muhammed, "Al-Bîrûnî's Contributions to Geography", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, Hamdart National Foundation, 1979.

Işıltan, Fikret, "Tahir b. Hüseyin", İA. Eskişehir, MEB yay. 1997.

İbn-i Ebi Usaybia, Müveffikü't-Dîn Ebi'l-Abbâs Ahmet b. el-KâsımHalîfe b. Yunus es-Sa'dî el-Hazrecî, Uyûnü'l-Enbâ fî Tabakâti'l-Etibbâ, Tahkik. Nizârur Rıza, Beyrut, Dâr'u Mektebeti'l-Hayât, 1957.

İbn-i İshak, Muhammed, Siyer (Peygamberler Tarihi), Yay. Haz. Muhammed Hamidullah, İstanbul, Akabe yay., 2. Baskı, 1991.

İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, İzzeddin Ebi'l-Hasan Ali b. Ebi'l-Kerem Muhammed b. Muhammed b. Abdülkerim b. Abdülvahid eş-Şeybânî, Beyrut, Dâru Sadr, 1979.

İbnü'l-Esîr, İslam Tarihi, Çev. Abdülkerim Özaydın, İstanbul, Bahar yay, 1986.

İbnü'l-Esîr, İzzeddin el-Cezerî, el-Lubâb fî Tehzîbi'l-Ensâb, Beyrut, Darı Sadr, Bty.

İbn-i Haldun, Mukaddime, Çev., Zakir Kadidî Ugan, İst., MEB., I, 1986.

İbn-i Havkal, Ebi'l-Kasım, Kitâbü Sûretü'l-Arz, Neşr. Fuat Sezgin, Leiden 1938/Frankfurt, 1992.

İbn-i Hurdezbih, Ebi'l-Kasım Ubeydullah b. Abdullah, el-Mesâlik ve'l-Memâlik, Tah. Muhammed Mahzum, Beyrut, Dâr'u İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, 1988.

İbn-i Kesîr, El-Bidâye ve'n-Nihâye, Beyrut, Mektebetü'l-Meârif, Bty.

İbn-i Kesîr, Büyük İslâm Tarihi, Çev. Mehmet Keskin, İstanbul, Çağrı yay., 1995.

İbn-i Nedîm, el-Fihrîst, Tah., Mustafa Muhammed, Mısır, Matbaatü'r-Rükâniye, Bty.

İstahrî, Ebî İshak İbrahim Muhammed Farisi Kerhi, Kitâbü Memâlik ve'l-Mesâlik, Tah. M. J. de Goeje, Leiden, 1870/Fuat Sezgin, Frankfurt, 1992.

Kafesoğlu, İbrahim, Harezmşahlar Devleti Tarihi, (485-618/1092-1221), Ankara, TTK yay., 984.

, Selçuklu tarihi, İst, MEB yay, 1972.

el-Kalkaşendî Ebi'l-Abbâs Ahmed b. Ali, Subhu'l-A'şâ fî sanâati'l-İnşâ, Tah. Muhammed Hüseyin Şemseddin, Beyrut, Dâru'l Fikr, 1987.

Kâşif, Seyyide İsmail, İslâm Tarihinin Kaynakları ve Araştırma Metotları, Çev: Mehmet Şeker, Rıza Savaş, Ramazan Şimşek, İzmir, İl-Vak. Şti. yay., 1997.

Kâtip Çelebi, el-Mevlâ Mustafa b. Abdillehi'l Kostantınî (Hacı Halîfe), Keşfü'z-Zünûn an Esâmi'l-Kütübü'l- Fünûn, Beyrut, el-Mektebetü'l Fasliyye, 1990.

el-Kazvînî, Muhammed Abdulvahap, Çahâr Makâle, Neşr. muhammed Muîn, Tahran 1333.

Elibüyük, Mesut, Matematik Coğrafya Evren, Gezegenler, Dünya, Zaman, Ankara, ekol Yayınevi, 1995.

Khurshıd, Abdus Salam, "Al-Bîrûnî's Polıtıcal Role And Phılosophy", Al-Bîrûnî CommemoratıveVolume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Kösoğlu, Nevzat, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İst., Ötüken Neşr., 1990.

Köymen, Mehmet Altay, Selçuklu devri Türk Tarihi, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1963.

Küyel, Mübahat, "İbn-i Sînâ On Sorunun Karşılıklarını Beyrûnî İçin mi Yazmıştır", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, TTK yay, 1974.

Landi, Ernesto, "Niccola Machiavelli" Batı Düşüncesinde Siyaset Felsefeleri, Edit. Maurice Cranston, Çev. Nejat Mualimoğlu, İst., Marmara Üniv. İlahiyat Fak. yay., 1995.

Le Bon, Gustave, Tarih Felsefesinin Bilimsel Yasaları, Çev: Abdullah Gökçen, İstanbul, Ufuk yay., 1999.

Lorch, Richard, "Beyrûnî'nin Kavun Biçimindeki Usturlabı", Uluslararası İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî, Ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, Atatürk Kültür DTYK yay, 1990.

Machıavelli, Niccola, Hükümdar, Çeviren: Yusuf Adil Egeli, Ankara, Yıldız Matbaası, 1955.

Makdisî, Şemsüddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekir Bennai Şâmî, Ahsenü't-Tekasım, Tah. M. J. Goje, Leiden, 1906 (F. Sezgin, Frankfur, 1992).

Masumı, M. S. H., "Al-Bîrûnî's Creeds As Depıcted In Hıs Works", Al-Bîrûnî's Commemoratıve Volume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Mâverdî, Siyâset Sanatı/Nasihatü'l-Mülûk, Çev., Mustafa Sarıbıyık, İst., Kırkambar Kitaplığı,

Merçil, Erdoğan, "Sebüktegin'in Pendnâmesi", İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi", İstanbul, İÜEF yay., 1975.

Mohaghegh, M., "Notes on the Bîrûnî's Fihrist", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, Hamdart Natıonal Foundation, 1979.

, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, İstanbul, Güryay Matbaacılık, 1985.

, Gazneliler Devleti Tarihi, Ankara, TTK yay., 1989.

, "Ziyârîler", İA., Eskişehir, MEB yay, XIII, 1997.

Muhammed el-Müderris, "el-Fikrü'l-Coğrafî inde'l-Bîrûnî", Müverrihul Arabî, Bağdat, sayı, 30, 1986.

Muhammed, Nazım, "Me'mûnîler", İA., Eskişehir, MEB yay, VII, 1997.

Mutçalı, Serdar, Arapça-Türkçe Sözlük, İstanbul, Dağarcık yay, 1995.

Nashabı, Hısham, "The Attıtude of Al-Bîrûnî Towards Science And Education", Al-Bîrûnî Commemorative Volume, Karachi, Hamdard National Foundation, 1979.

Nasr, Seyid Hüseyin, İslâm Kozmoloji Öğretilerine Giriş, Çev. Nazife Şişman, İstanbul, İnsan yay, 1985.

, -Seyyid Mehdi Muhakkık, EbûReyhân Bîrûnî ve İbn Sînâ el-Esile ve'l-Ecvibe, Tahran, High Council of Culture and Art, 1352.

Nizâmî Arûzî, Ahmed b. Ömer b. Ali Semerkandî, Çahâr Makale, Tashîh Muhammed Kazvînî, Tahran, Byy, 1334.

Olgun, İbrahim, "Beyrûnî'nin Kişiye ve Topluma Bakışı", Beyruni'ye Armağan, Ankara, TTK yay., 1974.

, "Al-Bîrûnî's Outlook Of Man And Socıety", Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Özaydın, Abdülkerim, "Hârizm", İst., TDV yay., 1988.

Özbaran, Salih, Tarih Nedir (Tarihin Çağdaş Tanımı ve Alanı Üzerine Notlar), Fırat Üniv., Tarih Matodolojisi ve Türk Tarihinin Meseleleri Kollokyumu, Elezığ, Fırat Havzası Araştırma Merkezi, 1990.

Özlem, Doğan, Tarih Felsefesi, İstanbul, Anahtar Kitaplar Yayın Evi, İkinci Basım, 1996.

Paçacıoğlu, Burhan, Orta Türkçe Karahanlı Harezm Kıpçak ve Eski Anadolu Türkçesi, Sivas, Dilek Ofset Matbacılık, 1996.

Parmaksızoğlu, İsmet, Yaşar Çağlayan, Genel Tarih, Ankara, Funda yay., 1976.

er-Râvendî, Muhammed b. Ali b. Süleyman, Râhâtü's-Sudûr ve Âyetü's-Sürûr, Ankara, TTK yay. 2. Baskı, I, 1999.

Reşidüddîn Fazlullah, Camiü't-Tevârîh, Yay. Haz., Ahmet Ateş, Ankara, TTK yay., I, 2. Baskı, 1999.

Rosanthal, Franz, "Beyrûnî'nin Bilgi Kuramı ve Yöntemiyle İlgili Bazı Önvarsayımları Üzerine", Beyrûnî'ye Armağan, Çev: Mübahat Türker Küyel, Ankara TTK. yay, 1974.

Rosenthal, Ervin I. J., Orta Çağ'da İslâm Siyaset Düşüncesi, Çev., Ali Çaksu, İst., İz Yay., 1996.

Savaş, Rıza, Siyer ve Kaynakları, İzmir, Anadou Matbaası, 1995.

Sayılı, Aydın, "Doğumunun 1000'inci Yılında Beyrunî", Beyruni'ye Armağan, Ankara, TTK yay, 1974.

, "Ebû Nasr mansûr'un Sinüs Kanununun Tanıtı Üzerine Beyrûnî'nin Mektubu", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, TTK yay., 1974.

, "IX., X. Ve XI. Asırlar ve İslâm Dünyası Uygarlığında Önemli Katkısı Olan Kalburüstü Bazı Düşünürler ve Bilim Adamları", Uluslararası İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî, Ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, Atatürk Kültür DTYK yay, 1990.

, "Bilimin Tarihsel Gelişmesine Türkler'in Katkıları", Uluslararası İbn Türk, Hârezmî, Fârâbî, Beyrûnî, Ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, Ankara, Atatürk Kültür DTYK yay, 1990.

, "Beyrunî ve Bilim Tarihi", Beyruni'ye Armağan, Ankara, TTK. yay, 1974.

es-Sem'ânî, Ebî Sa'd Abdi'l-Kerîm b. Muhammed İbn Mansur et-Temîmî, el-Ensâb, Takdîm, Abdullah Ömer el-Bârûdî, Beyrut, Dâru'l-Cenan, 1988.

Severcan, Şefeattin, "Tarihin Temel Amacıyla İlgili Bir Deneme", Erciyes Üniv. İlâhiyât Fak. Dergisi, Kayseri, Erciyes Üniv. Matbaası, Sayı, 9, 1996.

, "Âlî'nin Siyaset Felsefesi", İslâmiyât, Ankara, c. II, s. 4, 1999.

Shamsı, F. A., "Abû Al-Râıhân Muhammad İbn Ahmad Al-Bayrûnî", Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Smellie, K. B., "Aristo", Batı Düşüncesinde Siyaset Felsefeleri, Edit: Maurice Cranston, Çev. Nejat Mualimoğlu, İstanbul, Marmara Üniv. İlahiyat Fak. yay., 1995.

Suter, H., "Ebû Ma'şer", İA., Eskişehir, MEB yay., IV, 1997.

Sümer, Faruk, Tarihleri-Boy Teşkilatı Destanları (Türkmenler), İst., Türk Dünyası Araştırma Vakfı, 5. Baskı, 1999.

Şadruddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Nâsır İbn Ali el Hüseynî, Ahbâr üd-Devletis-Selçukıyye, Çev., Necati Lügal, Ankara, TTK yay, 1943.

Şenel, Alâeddin, Siyasal Düşünceler Tarihi, Ankara, Bilim ve Sanat yay., 1996.

Şeşen, Ramazan, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İst., İSAR, 1998.

Şeşen, Ramazan, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yay, 1998.

Şibli, Mevlânâ, Asr-Saadet (İslâm Tarihi), Çev., Ömer Rıza Doğrul, İst., Eser Matbaası, 1977.

Taberî, Ebî Ca'fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Tarîhu'l-Ümem ve'l-Mülûk, Beyrut, Dâru'l-Fikr, 1987.

Tabrızı, G. R. Sabrı, "Al-Bîrûnî And Human Values Of The Eastern Renaıssance", Al-Bîrûnî Commemoratıve Volume, Karaçhi, Hamdard Natıonal Foundatıon, 1979.

Tancî, Muhammed, "Beyrûnî'nin İbn-i Sînâ'ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ'nın Cevapları ve Bu Cevaplara Beyrûnî'nin İtirazları", Beyrûnî'ye Armağan, Ankara, TTK yay., 1974.

Tekeli, Sevim, "Bîrûnî'de Güneş Parameterlerinin Hesabı", Belleten, Ankara, TTK yay., C. XXVII, Sayı, 105, 1963.

Ternovskiy, V. N., İbn Sina (Avitsenna), Çev: Haydar Nouruzhan, Eskişehir, Anadolu Üniv. yay, 1986.

Terzioğlu, Arslan, Gazneliler Devrinin Büyük Türk Âlimi Al-Biruni (973-1051), XII/3, Haseki Tıp Bülteni (Ayrı Baskı), Bty.

Thilly, Franky, Felsefenin Öyküsü, Çev., İbrahim Şener, İst., İzdüşüm yay., 2000.

Togan, A. Zeki Velidi, Bîrûnî's Picture of the world, Yeni Delhi, 1949.

, "el-Bîrûnî ve Hareketi arz", İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İst. Üniv. Edebiyat Fak. Dergisi, İstanbul, İst. Üniv. Edebiyat Fak. yay, I, 1953.

, "Al-Bîrûnî ve Hareket-i Arz", İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İst. Üniv. Edebiyat Fak. yay, İstanbul, I, 1953.

, "Orta Çağ İslâm Aleminde Tenkidî Tarih Telâkkîsi", İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İst. Üniv. Edebiyat Fak. yay, İstanbul, C. I, 1954.

, "Harezm", İA, Eskişehir, MEB yay., 1997.

, "Bîrûnî", İA. Eskişehir, MEB yay., 1997.

, Umumi Türk Tarihine Giriş, İst., İstanbul Üniv., Ed. Fak., yay. 3. Baskı, 1981. , Tarihte Usul, İst., Enderun yay., 1985.

Tooley, R. W., Batlamyus'a kadar Hristiyan Öncesi Dönem Coğrafyası, Çev. Murat Ağarı, Van, Yüzüncü Yıl Üniv. SBE Dergisi, S. 2, 2001.

Toparlı, Recep, Harezm Türkçesi, Sivas, Dilek Ofset Matbaacılık, 1998.

Tümer, Günay, Bîrûnî'ye Göre Dinler ve İslâm Dîni, Ankara, DİB yay., 1986.
, "Bîrûnî", DİA, İst., VI., 1999.

Uğur, Ahmet, Osmanlı Siyâset-Nâmeleri, Kayseri, Erciyes Üniv. Matbaası, 1992.

Uluçay, M. Çağatay, İlk Müslüman Türk Devletleri, İst., Millî Eğitim Basımevi, 1977.

Unat Reşit Faik, Hicrî Tarihleri Mîlâdî Tarihlere Çevirme, Ankara, TTK yay., 1984.

Ülken, Hilmi Ziya, "İbn Sînâ", İA, Eskişehir, MEB yay., V-II, 1997.

Yâkût er-Rûmî, İrşâdü'l-Erîb ile Marifeti'l Edîb/Mu'cemü'l-Üdebâ, Matbaatü Hindiyye, 1930.

Yakut el-Hamevî, Şihâbüddîn Ebî Abdullah Yâkût b. Abdullah el-Hamevî el-Bağdâdî, Mu'cemü'l-Buldân, Beyrut, Dâru's-Sadr, 1979.

Yaltkaya, Şerefeddin, Kitabüssaydele Fittıb Mukaddimesi, İst. Millî Mecmua Basım Evi, 1937.

Yazıcı, Nesimi, İlk Türk İslâm-Devletleri Tarihi, Ankara, Ankara Üniv. İlâhiyât Fak yay., 1992.

Yıldırım, Cemal, Bilim Tarihi, İst. Remzi Kitap Evi yay, 1983.

, Bilimin Öncüleri, Ankara, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2. Basım, 1995.

Yıldız, Hakkı Dursun, "Emeviler Devri", Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul, Çağ yay., 1992.

Zahîreddîn el-Beyhakî, Tetimmetü Sıvâni'l-Hikme, Tah. D. Refîkul Acem, Beyrut, Dâru'l-Fikr, 1994.

ez-Zehebî, Ebu Abdullah Şemseddin, Kitap Tezkiratü'l-Huffâz, Byy., Dâru Ahyâi Türâsil Arabî, Bty.

Zeki, Salih, Âsâr-u Bâkiye, İstanbul, Matbaai Amire, 1921. Zettersteen, "Büveyhîler", İA., Eskişehir, MEB yay., II, 1997.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3496 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın