• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Göktürk Yazısı / Yrd. Doç. Dr. İsmail Doğan

I. Göktürk Yazısının Gelişimi ve Gelişim Coğrafyası

Düşünen insan, fikirlerini, duygu ve isteklerini ses ve mimik dışında da ifade etme ihtiyacı duymuştur. İnsanoğlu ilk önce kaya ve mağara duvarlarına düşüncesini yansıtan şekiller çizmeye başlamıştır. İşte bu ilk devre, yazının ideogram aşamasıdır. İdeogram yazının gelişen şekli Mısır, Maya, Luwi yazısında da görülen resim yazısı döneminde görülür. Yazının bu devri piktogram olarak adlandırılmaktadır.

Maya yazısı örneği

Luwi yazısı örneği

Yaklaşık 3500 yıllık gelişim süresinde Jiagu wan, Da ahuan, Niao Zhuan ve Li shu versiyonlarından Jurchen, Xiu gibi yazılar çıkaran Çin ve M.Ö. XIIVIII. yy.'a kadar götürülen Tibet yazıları, yazının piktogramdan sonraki aşaması olan hece yazısının örneğini gösterir.Çin yazısına örnek Sümer ve Akad çivi yazılarının dışında; M.Ö. 500'de kullanılan Eski Fars çivi yazısı ve hece yazısından sonraki aşamayı gösteren İrlanda ve Galler bölgesindeki M.S. V. yy.'dan itibaren kullanılan Ogham yazısı, yarı hece döneminin örnekleridir.

İçinde ligatürler ve piktografik özellikler bulunan yarı hece yazısına ProtoKanaaite yazısının versiyonları olan Fenike, Etopya, Güney Arap, Eski İbrani ve Eski Grek yazılarını da örnek gösterebiliriz.

Yarı heceden alfabeye geçiş dönemine en iyi örnek Hindistan'daki Hindu ve Sanskrit dillerinin kullandığı BrahmiDvanagri ile Tibet yazılarıdır.

Brahmi yazısına örnek

Alfabe durumuna gelen bir yazının gelişimi uzun zaman alır. Meselâ, Roma alfabesi, yaklaşık 4000 yıllık bir gelişimin sonucudur. İçinde ligatürler ve piktografik özellikler taşıyan Göktürk yazısı, yarı hece ile alfabe arasındaki aşamaya kadar gelebilmiş bir yazı çeşididir.

Yazı sistemleri üzerine çalışan uzmanların bir kısmı, yazıları da dil ailelerinde olduğu gibi muhtelif tasniflere tâbi tutmuşlar, işaretlerin göstermiş olduğu ses değerlerini dikkate alarak gruplandırıp, muhtelif teoriler ileri sürmüşlerdir. Bunlardan başka 'yazı aileleri' teorileri de bulunmaktadır. Runik (Göktürk) yazının gelişimiyle ilgili de bazı teoriler bulunmaktadır. Bunlardan biri Jennifer Smith'e aittir. Runik yazı, Etrüsk yazısı yolu ile Grek yazısına kadar götürülmektedir.

Ancak, bu tür görüşler, Runik yazının gelişim sürecini takip etmeden, gelişim coğrafyasını dikkate almadan ileri sürülmektedir.

ProtoBulgar ve Göktürk devirlerinde yarı hece ile alfabe aşamasına gelen Göktürk yazısının, ideogram ve piktogram devirlerinin hangi coğrafyada geliştiği konusu şimdiye kadar pek işlenmemiş, çoğu zaman kaynağı bilinmeyen bir yazı türü olarak kayıtlara geçirilmiştir.

"Sır, giz, esrar" manasına gelen runik kelimesi, okur yazar insanların çok az olduğu dönemlerde eski İskandinav alfabesini ifade etmektedir. Kelime İskandinav sahası üzerine yapılan araştırmaların Türkoloji çalışmalarından önce başlaması sebebiyle ilmî terim haline gelmiştir. 1800'lü yıllarda Göktürk işaretli yazılarla karşılaşan ilim âlemi, benzerliği sebebiyle, bu yazı sistemini de Runik yazı olarak adlandırmıştır. Önceleri bu tür eserleri İskandinav yazı sistemine göre okuma denemeleri yapılmıştır. İskandinav yazı sistemiyle olan benzerliği yüzünden, bazı ilim adamları, Göktürk yazısının kaynağı olarak İskandinav yazısını düşünmüşlerdir. Hatta bir kısım Batılı ilim adamı, ısrarla bu yazının SlavGerman (Viking) ırkına ait olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte soldan sağa doğru Viking yazısı şeklinde okumada da başarılı olamamışlardır.1

Bu yazının menşei hakkında Otto Donner, V. Thomsen, Anstov, Mallittskiy, Polivanov ve Ahmet Cevat Emre değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Yazılar okunmadan önce O. Donner, Göktürk yazısının İskandinav bölgesinde kullanılan runik yazıyla benzerliğine dikkat çekerek Likya ve Karya işaretleriyle ilgisi olduğunu da iddia etmiştir. V. Thomsen, Göktürk yazısının İran veya Sâmi (Arami) yazısından Türk tasarrufuyla doğmuş olduğunu söyler. Anstov, Mallittskiy ve Polivanov bu yazının Türk soy damgalarından gelişmiş olduğu fikrinde birleşmişlerdir. A. C. Emre ise içerisinde ligatür ve piktogramlar bulunan bu yazının tamamen Türk mahreçli olduğunu, henüz alfabeleşmemiş yarı hece aşamasında bir yazı olduğunu ifade eder.2 A. C. Emre, alfabelerin ideogram Ş piktogram Ş hece yazısı Ş yarı hece Ş alfabe olarak şekillendiğini de belirtir.

Göktürk yazısının Türk soy damgalarından gelişmiş, İskandinav yazı sisteminden farklı, Türk kaynaklı bir yazı sistemi olduğu görüşü daha gerçekçidir. İçinde, aşağıdaki örneklerde olduğu gibi, ligatür ve piktografik özellikler taşıyan Göktürk yazısı, yarı hece ile alfabe arasındaki gelişime kadar gelebilmiş bir yazı çeşididir.

A. von Gabain'e göre Göktürk "runik" yazısı, önce Talas'ta meydana gelmiş, sonra Yenisey ve Orhun bölgelerinde yayılmıştır.3 Türk Runik yazısının menşeini Güney Sibirya veya Orta Asya (Talas) olarak kabul eden Türkologlar mevcuttur.4 Ancak, bu görüşte olan Türkologların Avrupa, Avrupa'nın doğusu ve özellikle Kuzey Kafkasya'daki Göktürk "runik" eserlerini dikkate almadıklarını veya bunları başka bir yazıymış gibi addettiklerini görüyoruz. Orta Asya, Doğu Avrupa ve Kuzey Avrupa'da bulunan eserlere baktığımızda, Runik yazının daha çok yarı hece ve alfabeleşmiş döneme ait olduğunu görürüz.

Göktürk yazısının Talas versiyonu olarak "Talas Kazığı" adıyla bilinen, tahta üzerine Göktürk işaretleriyle kazılarak yazılmış eser gösterilir.5 Talas yazısı üzerine muhtelif okuma denemeleri bulunmaktadır.6

Ligatürler

Piktogramlar

İ. R. Aspelin'in 18871888 yılındaki araştırma gezilerinde ortaya çıkardığı Selek yazı grubu da Göktürk yazısının Sayan Altay bölgesine kadar yayıldığını gösterir. Sayan Altay Türklerinin Runik yazısı hakkında Lionid R. Kızlasovİgor L. Kızlasov, teferruatlı bilgiler vermektedir.7

ProtoBulgar ve Göktürk devirlerinde yarı hece ile alfabe aşamasına gelen Göktürk yazısının ideogram ve piktogram devirlerinin hangi coğrafyada geliştiği konusu düşündürücüdür.

Kuzey Kafkasya ve Karadeniz'in kuzeyinde bulunan (Kırım gibi) Hazar Dönemi kaya mezarlarında tespit edilen yazılardaki Runik yazı örneklerinin ideogramdan hemen sonraki dönem olan damga dönemine ait olması dikkat çekicidir.8

Runik yazı olarak adlandırdığımız yazının damga dönemine ait birçok örneğine bu bölgedeki ProtoBulgar, Hazar ya da Kuman eserleri üzerinde rastlıyoruz.

Kuzey'de İdil, doğuda Hazar, batıda Karadeniz ve Doğu Anadolu ile güneyde Mezopotamya sınır olarak çizildiğinde, bölgede bulunan eserleri Runik yazının menşei açısından değerlendirdiğimiz zaman karşımıza ilginç gelişmeler çıkmaktadır.

Burada özellikle Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Kafkasya buluntularını Kazakistan ve Sibirya buluntularıyla mukayese ederek konuyu ele almak istiyoruz.

Anadolu'nun birçok yerinde, tarih öncesi çağlara ait kaya ve mağara resimlerinin bulunduğu bilinmektedir.9 Bunlardan özellikle Adıyaman, Malatya, Kars, Van ve Hakkari bölgesindekiler dikkat çekicidir.

Oktay Belli'nin Van bölgesinde, Muvaffak Uyanık'ın Hakkari Gevaruk ve Tirişin yaylasında tespit etmiş olduğu resimler, Azerbaycan Gobustan Yazıtlarının benzerleridir.10 Gobustan kaya resimlerinin Kazakistan buluntuları ve Kuzey Kafkasya'daki Teşikle ve ZelençükKrayda kaya mezarlarındaki resimlerle benzerlikleri ve Doğu Anadolu kaya resimleriyle ilgisi açıkça görülmektedir. Resimler şekil ve muhteva yönünden birbirinin benzeridir.

Arkeologlar, Doğu Anadolu'daki mağara duvarlarında bulunan insan, tanrı, tanrıça, güneş ve hayvan resimlerinin günümüzden 15.000 yıl öncesine ait11 olduğunu ifade etmektedirler. Yüksekova Gevaruk köyünde bulunan koç heykeli üzerindeki kabartma resim ve Erzurum Cunni Mağaralarındaki yazıt, Kuzey Kafkas buluntularıyla benzerdir.

Üzerinde kabartmalar Tirişin Yaylası bnan Gevaruk Koç heykeli Çilgiri Yazıtı Piktogramlar

Azerbaycan Gobustan kayalıklarında bulunan resim yazısı dönemine ait kalıntılardaki bazı motiflerin, ZelencükKrayda Hazar kaya mezarları, Teşikle mevkii kaya mezarları ve Kazakistan Kara Sıg (Ullu Kem'in bir kolu) Kurgan Sin taşındaki kaya resimleriyle aynı olması, bu yazıtların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi bazı Batılı ilim adamlarınca iddia edilen, Vikinglerin İskoçya'dan Kafkasya'ya, Bakü'ye ve Kazakistan'a gitmiş oldukları gibi bir düşüncenin doğru olmadığı bu yazıtların mukayesesi ile açıkça görülecektir.

Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Kafkasya'da bulunan bu kaya mağarası resimlerinin Mısır ve Mezopotamya'da bulunan hiyerografik döneme ait şekillerden muhteva ve şekil yönünden çok farklı olduğu âşikardır. Buna karşılık, bahsi geçen eserlerin kendi aralarındaki muhteva ve şekil benzerliği dikkat çekicidir.

Bu eserlerden hareketle Runik (Göktürk) yazı ideogram /E piktogram ve damga dönemlerini, Doğu Anadolu (Van, Hakkari, Trabzon, Erzurum), Azerbaycan (Gobustan Kayalıkları) ve Kuzey Kafkasya (Elbruz çevresi) merkezleri başta olmak üzere Kafkasya'da geçirmiştir diyebiliriz.

Bu tartışma, Runik yazı olarak adlandırdığımız yazıyı hayata geçiren ve yayan kavmin 'Anavatanını' da ortaya koymaktadır.

Son yıllarda yapılan antropolojik ve lingüistik araştırmalar, Türk yurdunun Altay Dağlarında değil, VolgaUral nehirleri arasında veya Azerbaycan, Kafkasya ve Doğu Anadolu dolaylarında olduğu12 hususunu da tartışmaya açmıştır.

Sümercedeki Türkçe kelimelerin varlığını ve ses denkliklerini ortaya koyan O. N. Tuna, Sümer Devri'nde, yani M.Ö. 3500 yıllarında Doğu Anadolu ve Mezopotamya'nın kuzeyinde Sümerlerle iç içe yaşayan ya da komşu bir Türk varlığının olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ifade etmektedir.13

Hakkari, Van ve Erzurum gibi Doğu Anadolu'daki kaya ve mağara resimlerinin, Azerbaycan Gobustan Yazıtları ile Kazakistan ve özellikle Kuzey Kafkasya'daki Teşikle, ZelençükKrayda ve Sutul kayamağara resimleriyle motif ve mahiyet yönünden aynı olması bir tesadüf değildir.

Bugün dahi kullanılan aile, soy damgalarının, Kuzey Kafkasya buluntuları arasında sıkça görülmesi ve Göktürk yazısının Kafkas versiyonunun Doğu Avrupa ve Orta Asya versiyonlarından daha eski özellikler göstermesi de ayrı bir husustur.

Çin'de bir müzede bulunan M.Ö. 3000'li yıllara ait bir mumyanın üzerindeki kumaşın anatomik yapısının Kafkasya Türklerine ait olduğunun ortaya çıkması M.Ö. 3000 yıllarında Kafkasya'da ileri seviyede bir medeniyete sahip Türk varlığını ortaya koyan önemli bir destektir.14

Bu bilgilerin ışığında Türklerin bugünkü Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'yı içine alan coğrafya içerisinde M.Ö. 3500'den daha önceki bin yıllarda var olduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.

Bütün bu delillerden hareketle edindiğimiz kanaat, Göktürk (Runik) yazı, bu coğrafyada ideogram ve piktogram evresini geçirmiş, yarı hece aşamasına kadar gelmiştir. Göktürk yazısı, Doğuya yani Orta Asya ve Altay bölgesine doğru olan göçler sürecinde o bölgede edebi metinleri ifade edebilecek ölçüde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır.

Doğuya olan bu göçe paralel olarak Batıya, Avrupa'nın doğusuna ve hatta bugün Futhark yazısı diye anılan yazının kullanıldığı İskoçya, Danimarka ve İsveç'e kadar yayılmış edebi metinleri ifade edebilecek işlek bir yazı haline gelmiştir. Eldeki belgeler, yazının gelişim evresi, arkeolojik buluntular ve tarihi seyir bunun açık göstergesidir.

II. Göktürk Yazısının Yayılma Sahası

Runik şekilli yazıların odaklandığı buluntu merkezleri Transilvanya, Kuzey İtalya, Fransa, Doğu Avrupa ülkeleri, Kırım, Kafkasya, İdilUral Havzası, AltaySayan Dağları, Lena nehri havzası, Gobi çölü ve çevresi, Hazar Denizi ve Baykal Gölü arasındaki Orta Asya ve Güney Sibirya bozkırlarıdır. 15

Bu bölgeler aynı zamanda, Hun, Avar, Bulgar, Suvar, Hazar, Göktürk, Peçenek, Kıpçak, Uygur, Kırgız, Karahanlı gibi Türk boy ve devletlerinin hükümran olduğu sahalardır. Türkler, Orta Asya, Güney Sibirya, Volga ve Kafkasya bölgelerine hakim olmuşlardır. Eski Türkçe anıtlar da Orhon, Yenisey, Talas, Doğu Türkistan, Kafkasya, VolgaDon, Tuna, Sekler ve Macaristan sahalarında yoğunlaşmaktadır.

En uç noktaları şu şekilde sıralayabiliriz:

Doğudan başlayacak olursak, Mançurya'da Japon savaşı sırasında bulunan ve üzerinde Göktürk yazısıyla 'Suyupin' yazılı bir damga vardır. Mançurya'da Vladivostok'un kuzeyinde XIV. yy.'da kurulan Pohai Hanlığı'nın başşehrinin adı da Suyupin'dir.

1999 yılı başlarında Harward Üniversitesi'nden Dr Richard Meadow tarafından Pakistan'ın Harappa Harabelerinde bulunan küçük bir kiremit16 üzerinde bulunan aşağıdaki yazıtı da dikkate aldığımızda güneydoğudaki uç noktayı da şimdilik kaydıyla belirleyebiliriz.

Üzerinde altı runik karakter bulunan kiremit

Kuzeyde, Baykal Gölü içindeki Olohon adasında taş kömüründen yapılmış ve üzerindeki şekilde Göktürk yazısıyla 'kadırıg agırşak' yazılı ağırşağı görmekteyiz.

Güneyde, şimdiye kadar, Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul'daki Elçi hanına hapsedilen Macar elçisinin han duvarlarına yazdığı Sekel17 yazılı metni sayılmakta idi.

Ancak, Kırşehir'de tarafımızca bulunan, üzerinde dört karakterli Göktürk (runik) yazı olan iki makas ile bir adet halı tarağının da Göktürk yazısının yayılma sahası içinde dikkate alınması güneydeki uç noktayı daha aşağılara çekmektedir.

Güneybatıda, İtalya'da Ravenna şehrinde Nikolsburg18 şatosunda bir konta ait kitaplar arasında bulunan Göktürk versiyonuyla yazılmış parçalar ile Etrüks yazıtlarını19 Göktürk yazısının yayılma sahası içerisinde saymak gerekir.

Batıda, Romanya Transilvanya'da Sekel20 yazısıyla yazılmış metinlerin yanında, NagySzent Miklos21 bölgesinde bulunan (Atilla'nın hazinesi olduğuna inanılan) definedeki bazı parçalar üzerindeki yazılar ile Macaristan'da22 bulunan eserleri belirtmeliyiz.

Kuzeybatıda ise özellikle İsveç, Norveç ve Danimarka'da yaklaşık 3500 taş üzerinde bulunan ve Futhark adıyla anılan buluntuların da Göktürk (runik) yazı ailesi içerisinde değerlendirilmesi doğru olacaktır.23 Bunların dışında Kuzeybatı'da 1599 tarihli Nagyszombati Haritasını özellikle belirtmeliyiz.24

Kızlasov, Leonid R., Kızlasov, İgor L., 'Göktürk, Yenisey, Güney Sibirya Yazıtlarıyla Doğu Avrupa'nın Don ve Kuban ve Orta Asya'nın Açıktaş ve İsfarih yazıları karşılaştırıldığında bu yazıların akraba olduğu fikri bugün yaygınlaşmıştır. Erken dönem Orta Çağ'daki bütün bu toprakları Don'dan Yenisey'e dek sadece Türk kaynaklı bir dil birleştirmiştir25 diye ifade etmektedirler. Bu ifadedeki coğrafyayı yeni buluntu ve kabulleri de dikkate alarak daha da genişletmek mümkün görünmektedir.

III. Göktürk 'Runik' Yazısının Çeşitleri

Orhun Abideleriyle edebî bir metni kaleme alacak kadar gelişmiş yarı hece yazısı diyebileceğimiz şekle gelmiş olan Göktürk yazısının çok geniş bir coğrafya ve zaman diliminde yer alması sebebiyle farklı versiyonları görülmektedir. Orhun Abidelerinden önceki dönemlere ait olan bu versiyonları, Doğu Avrupa ve Kafkasya'da Hun, Avar, ProtoBulgar, Hazar, Peçenek, Kuman, Alan, Kıpçak Türklerinden arta kalan coğrafya ve eserlerde buluyoruz. Genel itibarıyla Runik yazının çeşitlerini şu şekilde adlandırabiliriz: A. Hun B. Avar C. Etrüks Ç. Futhark D. Sekel (Macar) E. Kafkasya F. Güney Sibirya, YeniseyOrhun G. Hazar H. ProtoBulgar

A. Hun

Tarihe ilk defa adını yazdıran Türk kavmi Hunlardır. Bilinen ilk yurtları da bugünkü Moğolistan olup, Çin tarih kaynaklarında rastlanan adları Hiungnu şeklindedir. Ancak çok eski kavimlerden Tik, Cong ve diğer bazı adların kısmen Hunlarla ilgisi olduğu sanılmaktadır. Bazı geç kayıtlara ve rivayetlere göre, çok eskiden M.Ö. XXIV. ve XII. yüzyıllarda mevcudiyetleri sezilmekte ise de teferruatlı kesin haberler M.Ö. VII. yüzyılda başlamaktadır.26

Asya Hunları ya da Doğu Hunları olarak bildiğimiz Hunlardan arta kalan dil malzemesi, daha çok Çin kayıtlarından mülhemdir. Hsiungnu adıyla da bilinen Hunlar, Çin'in kuzeyinde Han Sülalesi Dönemi'nde (M.Ö. 206M.S. 220 yılları arasında) uzun süren bir imparatorluk kurmuşlardır. Hunlar hakkında muhtelif teoriler bulunmaktadır. Bunlardan biri Hunların Türk soylu bir kavim oldukları ve arkaik bir Türkçe konuştukları doğrultusundadır. Çin kaynaklarında Çince yazılmış Hun sözleri yaklaşık 190 kadardır.27

II. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa'da görülen28 Hunların, Asya Hunlarının bir kısmı ile aynı olduğu hususunda ilim âlemi birleşmektedir.29 Doğu'da Hazar Denizi ile Pasifik ve Sibirya ile Tibet arasında yaklaşık 18 milyon km2 büyüklüğünde bir imparatorluk kuran Hunlar, batıda Kazakistan'dan Ren nehrine kadar olan bir coğrafyada hüküm sürmüşlerdir.

Hun Kralı Atilla'ya Bizans elçisi olarak giden Priscus Rhetor günlüğünde, Atilla'nın kaçak Hun askerlerini Bizans elçisinden isterken çağırdığı katibin bir nottan Hun kaçakların adlarını okuduğunu ifade eder.30 Bu Hunların kayıtları tutacak bir yazıya sahip olduklarını göstermektedir. Nitekim, bugün bile Transilvanya bölgesinde kullanılan Sekel yazısının Hun yazısının devamı olduğu kabul edilmektedir. Ancak, elimizde henüz doğrudan Hunlardan kalma bir yazılı belge bulunmamaktadır.

Özellikle ilk önceleri Hindistan bölgesinde hakim olan ve Eftalitler olarak da bilinen diğer adıyla Akhunlar muhtemelen aynı yazıyı kullanmışlardır. Pakistan'ın Harappa Harabelerinde bulunan küçük bir kiremit üzerindeki yazının Akhunların hakim olduğu bölgede bulunması dikkat çekicidir.

B. Avar

Avarların dili ve yazısıyla ilgili tartışmalar bugüne kadar süregelmiştir.31 Avarlardan kaldığı kesinlik kazanan Karpat Havzası'ndaki buluntular ile Hakas bölgesi buluntuların üzerindeki yazıları mukayese ederek benzerlikleri ortaya koyan Janos Harmatta32 aralarında küçük de olsa bazı Moğol unsurlar bulunmakla beraber Avarların Türk kaynaklı olduklarını, dillerinin eski Türkçenin bir kolu ve kullandıkları yazının da OrhunYenisey Yazıtlarındaki Göktürk yazısı ile aynı olduğunu ifade eder.

Harmatta'nın yazısında konu ettiği Avar iğneliğinden başka 1200 yıllık tarihî bir şehir olan Szarvas'taki Avar Mezarlığın'da 2 Nisan 1983'te bulunan kemik iğnelik üzerindeki yazı da Avar yazısının Göktürk yazısının versiyonu olduğunu açıkça gösterir.33

Bu iğnelik, Tessedik Samuel Müzesi Arkeoloğu Juhasz İren tarafından Szarvas Avar Mezarlığının 67. mezarında bir kadın iskeleti yanında bulunmuştur. 6,5 cm. uzunluğunda, 10 cm. genişliğindeki iğnelik, koyun ayak kemiğinden yapılmıştır. VIII. yüzyılın başlarına ait olduğu tahmin edilen iğneliğin dört yüzü olup üzerinde toplam 60 işaret bulunmaktadır.

Pusztaszentlaszlo Arpad Devri Mezarlığı'nda yapılan kazı çalışmaları34 ile aynı bölgede IX.X. yüzyıla ait mezarlıklarda bulunan yüzükler üzerindeki yazılar35 da Avar Dönemi eserleri olarak addedilmektedir.

Erdelyi İstvan'ın36 tanıttığı Környe'deki Avar Mezarlığı'nda bulunan yay parçası üzerindeki yazılar da Avar yazısına örnektir. 14 işaretten oluşan bu yay parçası 210 cm. derinlikte, 3540 yaşlarında bir erkek mezarında bulunmuştur.37 Bu örnekleri de dikkate aldığımızda Avar yazısının, Göktürk yazısının bir versiyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

C. Etrüsk

Avrupa'da Etrüskler hakkındaki tartışma, İngiliz seyyah George Dennis'in 1848 yılında yayımlamış olduğu seyahatnamedeki38 kayıtlardan sonra başlar. Adile Ayda'nın Fransa'da yayımladığı39 Etrüskler hakkındaki eserini "Etrüskler Türk mü idiler?"40 adıyla yayımlamasından sonra Türkiye'de de dikkatler konuya çekilmeye başlandı. Adile Ayda'nın başlattığı Etrüsklerin Türklüğü hakkındaki41 tartışma devam etmektedir.42

M.Ö. 3000 yıllarında Kafkaslar ve Karpat bölgeleri üzerinden bugünkü Yunanistan ve İtalya Yarımadasına gelen Etrüskler kendileriyle birlikte yazı ve kültürlerini de getirdiler.43 1899'da Girit adasında İngiliz arkeolog Arthur Evans'ın başlattığı kazı çalışmalarında üzerinde yazılar bulunan bazı eserler çıktı.44 Romolo Staccioli'nin 'Etrüsk Dilinin Çözümleri' adlı45 eserinin 43 ve 62 sayfalarında Magliano'da bulunan M.Ö. V. yüzyıla ait metal levhanın fotoğrafı ve rekonstrüksiyon çizimleri bize Etrüsk yazısı hakkında bilgi vermektedir.

Bunların dışında yine İtalya'da eski Etrüsk şehirlerinden Pyrgi'de yapılan kazı çalışmalarında ele geçen altın levha üzerindeki yazılı metin ile Lausını'deki eser üzerindeki yazılar da Etrüsk yazısı hakkında bize fikir vermektedir.

Lausını'de bulunan eser üzerindeki yazı

Yukarıda verdiğimiz örnekde görüldüğü gibi, temel olarak Grek yazısına dayandırılan Etrüsk yazısının da Göktürk yazının bir versiyonu olduğu kanaatindeyiz.

Ç. Futhark

M.S. III. yy. ile XVII. yy. arasında Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan yazıdır. Yoğunlukla, İsveç ve Norveç'te olmak üzere, Avrupa'da 3500 kaya yazıtının bu yazıyla yazıldığı kabul edilmiştir. 16 ve 26 karakterli iki eski Futhark yazısı bilinmektedir. Bunlardan 16 karakterli olanına eski Futhark yazısı diyen bilim adamları bunları okuyamamaktadırlar. Bunlardan İsveçte bulunan Kylver Kayası (Stanga Gotland), Mojbro Kayası (Uppland), Istaby Kayası (Blekinge) Yazıtları ile46 İsveç ve Norveç'te değişik zamanlarda bulunan metal, ağaç ve taş üzerine yazılmış birkaç eser de eski Futhark olarak adlandırılmaktadır.47

Ancak Batılı bilim adamları ısrarla bu yazının SlavGerman (Viking) ırkına ait olduğunu söylemektedirler. Bununla birlikte soldan sağa doğru Viking yazısı şeklinde olan bu yazıyı okumada da başarılı olamamışlardır.48

D. Sekel

Eski Osmanlı tarihlerinde Erdel adıyla anılan Transilvanya'da bugün Sekel (Sicu) adıyla bilinen bir kavim yaşamaktadır. Bunlar XIII. yüzyıldan itibaren Macar tarihlerinde zikredilmeye başlanmıştır. Sekellerin, Macar, Avar ya da Hun soyundan oldukları yönünde muhtelif görüşler bulunmaktadır.49

Göktürk yazısının Sekel versiyonu "rovâs" yazısı olarak da anılmaktadır. Rovâs kelimesi Macarların runi ve ru diye telaffuz ettikleri ve röni, rödalni (oymak); rövat, rovâkka (hesap, neden) gibi birçok kelimenin geliştiği "ro" kökünden gelir. Macar bilginleri Roma rakamlarının ve Etrüsk yazısının da rovâs'dan yani Sekel (GöktürkRunik) yazısından olduğunu söylemektedirler.50 Envard Freman'ın Sicilya Tarihi (Oxford 1891) adlı eserine atıf yapan Robert Szabados Sicilya'nın Sekellerle ilgili olduğunu da ifade etmektedir.51 Sekel yazısının kaynağının Karpat havzasına Macarlardan önce gelen Avar Hunları veya Hun Eftalitleri olarak bilinen Hunlar olduğu Macar tarihlerinde geçmektedir. Macarlar Karpat havzasında görülmeye başladıklarında bu bölgede Hunlardan kalma Sekel (Göktürk) işaretli birçok kitap, kayıt ve kitabeler bulunmaktaydı.52

1488'de Jonös Thuroczi, tarihinde, Sekellerin kendi harflerini kullandıklarını ve bunları tahta parçaları üzerine oyduklarını yazdı. XV. yy. İtalyan yazarı Bonfini, Sekellerin kendi harflerini (paraflarını) küçük tahta parçalarına çenttiklerini ve birkaç işaretle pek çok bilgi ilettiklerini ifade eder.

Transilvanya'da doğmuş olan Istvan Szomasi, 1653'te Padma/İtalya'da çalışmalarından birinde Sekellerin her zaman atalarından miras kalan harfleri mürekkeple yazmadıklarını ama onları bıçak ucuyla tahta parçaları üzerinde kare şeklinde düzleştirdiklerini ve böylece harflerin sık birbirine yapışık olduğunu yazar. Eski zamanlarda meşe palamudundan yapılmış mürekkeple parşömenlere ve huş ağacının kâğıt gibi beyaz ince kabukları üstüne yazıyorlardı. Bu kağıt kadar ince mükemmel bir yazı malzemesiydi. Bu kâğıdı bugün sahip olduğumuz kitaplar gibi53 ciltlemek de mümkündür.

XVI. yy.'da Csikszentmihaly Kilisesi inşaatında çalışan işçiler, isimlerini direklerden birine çenttiler, marangoz ve tuğlacıları isimlerinin korunması konusunda tembihlediler. Bu yazıların orijinalleri XVIII. yy.'ın 2. yarısında zarar görmüş olmalarına rağmen (muhtemelen dikkatsiz tamir ya da maksatlı yıkımdan) kopyaları Imre Dezserinszky'nin 1753'teki bir çalışmasında korunmuştu.54

Sekel (RovâsGöktürk) yazısı bir de parşömen kağıt üzerine yazılmış şekilde karşımıza çıkar. Nicholsburg'daki Dietrichstein Kütüphanesi'nde55 bir konta ait kitaplar arasında bulunan bu eseri W. Thomsen kısmen okudu.56 Ayrıca, 2. Dünya Savaşı'nın bitimine kadar bozulmamış olarak Transilvaya'daki küçük Unitarian Kilisesi'nde57 korunmuş olan runik yazılı bir yazıt vardı. Rus işgali ve savaştan kurtulup kurtulmadığını bilmiyoruz, ama bu yazıtın birçok fotoğrafı mevcut. Yazıtın tarihi 1668'dir.

1515'te Macar Kralı Ulaszlo'nun Türk Sultanı Yavuz Sultan Selim'e gönderdiği bir heyette bulunan Tamâs Szekely, bugün Elçi Han olarak bilinen hanın duvarına kazarak Sekel yazısıyla kayıt düşer. Bunu 1553'te Sultan Süleyman'a gönderilen elçilik üyesi Hans Dernschwamm58 kopyalar. Bu kopya 1913'te Ferenc Babinger tarafından Fugger ailesinin arşivinde bulunmuştur.59

En ilginç runik yazılı belge, her nasılsa, Bologna/İtalya'da bulunan Rovas yazısı (SekelGöktürk) kullanılmış bir takvimdir. Bir İtalyan bilim adamı olan Wigi Fernando Marsigli, 1690'da Transilvanya'da orduda hizmet verirken bir Sekel takvimi görür. Morsigli'nin düşüncesine göre bu, yeni vaftiz edilmiş Sekeller için Rovos harfleriyle baston/tahta parçası üzerine yapılmıştı. Bilim adamı olan Morsigli, bununla çok ilgilendi ve tamamını kopyalayarak kopyayı İtalya'ya götürdü.60 Bu kopya İtalya'da 1913'te Bologna Üniversitesi Kütüphanesi'nde Endre Veress tarafından bulundu. Morsigli'nin fikri, 1690'larda bile hâlâ eski Macar dinine uyan Sekellerin olduğu yolundaydı.61

Sekel yazısı M.S. 1000'lerde Macar Kralı St. Stephan'ın62 Hıristiyan olması sebebiyle putperest devrin kalıntısı olarak görülmüş, bu yazı ve dönemin eşyaları yok ettirilmiştir.63 Papalığın baskısı ve papazların gayretiyle büyük çoğunluğu yok ettirilen bu yazıyla yazılmış eserler çok az da olsa Transilvaya'nın iç bölgeleriyle Sekel Macarlarında kalmıştır.64 Sekel (Göktürk) yazısından Latin yazısına geçiş sürecinde Macarlar dil, edebiyat ve kültür açısından büyük bir gerilemeyle karşı karşıya kaldılar.

E. Kafkasya

Don, Volga, Kuban, Terek ırmakları kenarlarında ve Sarkel, Belencer, Mayatsk, Humara, Ullu Dorbun, Hasaut, Arhız vb. bölgelerde 1800 yılların ortalarından itibaren yapılan arkeolojik kazılarda üzerinde Göktürk (Runik) yazısı bulunan eserler bulunmuştur. Bu bölgelerde 1960'lı yılların başından itibaren başlayan ikinci dönem kazılarında (ki bu kazılar 1990'lı yılların başlarına kadar devam etmiştir.) Runik yazı ya da damgalardan oluşan muhtelif eserler tespit edilmiştir.65 Bu eserlerin büyük çoğunluğu Moskova ile Leningrat müzeleri başta olmak üzere Rusya'nın muhtelif bölgelerinde bulunan müzelere gönderilmiştir. Bahsi geçen bölgelerde 1997 yılının Şubat, Haziran ve Temmuz aylarında bizzat araştırmalarda bulunduk, yaptığımız incelemelerde tarafımızdan da yeni eserler tespit edilmiştir.66 Kafkas Runiğine aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

Bu, KaraçayÇerkes Bölgesi Humara tarihi şehrinde tarafımızdan tespit edilen bir metindir.67 Metin henüz okunmamış olup, muhtemel ses değerleri tarafımızdan gösterilmiştir.

Üstte gösterilen yazı, 27 Mayıs 1998 günü Karakent'te yaptığımız araştırmada, Karakent Başı denilen mevkide kurulu Kumuş Sovhoz adıyla anılan Sovhoz'un 150 m. uzağındaki ağıl duvarında, bir taş üzerinde bulunmuştur.68 Metin henüz okunmamış olup, muhtemel ses değerleri tarafımızdan gösterilmiştir.

Karakent Kumuş Sovhoz'da bulduğumuz iki numaralı taş üzerindeki runik yazılar.69

Karakent Kumuş Sovhoz'da bulduğumuz üç numaralı taş ve üzerindeki runik yazılar. Taş üzerindeki yazıların tarafımızdan yapılan rekonstrüksiyonu ve muhtemel karşılıkları yukarıda verilmiştir.70 Bu tür örnekleri artırmamız mümkündür.71

F. Güney Sibirya, YeniseyOrhun

Yenisey Yazıtları: Yenisey nehri havalisinde bulunduğu için umumiyetle bu adla tanınan yazıtların tarihi Orhun Yazıtlarından daha eskidir. Bu yazıtların Avrupa'da tanınması XVIII. yüzyılın ilk yarısında başlar. 1721 Mayısı'nda Daniel Gottlieb Messerschmidh tarafından bulunan Uybat Yazıtları, 1847 yılında Mathias Alexander Castren tarafından bulunan Oznaçennaya ile daha sonraları Rus Coğrafya Cemiyeti tarafından oluşturulan araştırma heyetinin tespit ettiği Oya, Açura, AltunKöl, Çakul, Ullukemkulikem, Ottoktaş ve Elegeş Yazıtları Göktürk yazılı eserlerinin Yenisey Yazıtları olarak kayıtlara geçer.72

1887 yılında Fin araştırma grubunun bulduğu daha sonra 1983 yılında İ. L. Kızlasov tarafından tespit edilen Sulek, Uybat çaatası Yazıtları da Güney Yenisey Yazıtları olarak bilinmektedir.73

Orhun Yazıtları: Johann von Strahlanberg'in (Filipp Tabbert) 1730 yılında yayımladığı "Das Nord und Östliche Theil von Europa und Asia" adlı eserine kadar ilim âleminin dikkatini çekmeyen Orhun Yazıtlarından ilk kez Arap tarihçi Alaaddin Ata Melik Cüveynî, Tarihi Cihangüşa (658/1259) adlı eserinde bahseder. Strahlanberg'in yayınından sonra 1889 yılında Yenisey Yazıtlarının dışında N. M. Yadrintsev tarafından iki büyük yazıt daha bulunur. N. M. Yadrintsev bunları "Anciens caracteres trouves sur des pierres et des ornements au bord de l'Orkhon, St.Petersburg, 1890" adlı eseriyle tanıtır. Bunu müteakip A. O. Heikel başkanlığındaki Fin bilim heyeti "Inscriptions de l'Orkhon, recueilles par l'expedition finnoise 1890 et publiees par la Societe finnoougrienne, Helsingfors, 1892" adlı eserle Orhun yazıtlarının fotoğraf ve stampajlarını yayımlar. Aynı yıl W. Radloff başkanlığındaki Rus bilim heyetinin gezisi sonucu ortaya koyduğu "Atlas der Altertümer der Mongolei, St.Petersburg, 18921899" eserle Orhun Yazıtları ilim âlemince etüt edilebilecek hale gelmiştir.

W. Thomsen'in "Dechiffrement des inscriptions de l'Orkhon et de l'Lenissei, Notice preliminaire, Bulletin de l'Academie Royale des Sciences et des Lettres de Danemark, Copenhague 1894, 285299.s" adlı eseriyle çözüp ortaya koyduğu alfabe üzerine W. Radloff eserin ilk kısmını "Die Alttürkischen Inschriften der Mongelei, Erste Lieferung, St. Petersburg 1894", ikinci kısmını aynı yıl ve üçüncü kısmını da 1895'te yayımlamıştır. Orhun yazıtlarını çözebilen W. Thomsen "Inscriptions de l'Orkhon dechiffrees, Memoires de la Societe FinnoOugrienne, V.c., Helsingfors 1896" adlı eseriyle bu yazıtların yayımını yapmıştır. Türkiye'de ise ilk kez Necip Asım tarafından 1340'ta (1924) Arap harfleriyle "Orhon Âbideleri" adıyla İstanbul'da Âmire matbaasında yayımlanmıştır.

Orhun Yazıtlarından Kül Tigin (Költigin) ve Bilge Kağan Anıtları, Moğolistan'daki Orhun ırmağının eski yatağı yakınlarındaki Koço Çaydam gölü civarında 47° enlem ve 102° boylam arasında olup her iki anıt arasındaki uzaklık 1 km. kadardır. Tonyukuk Anıtı ise diğer iki anıttan biraz daha doğuda dört cepheli iki taş halindedir.

Göktürk yazısının esas versiyonu olarak da kabul edebileceğimiz bu yazıtlar, Göktürk yazısının ilim dünyasınca tanınmasını ve üzerinde yoğun araştırmalar yapılmasını sağlamıştır.

G. Hazar

Hazarlarla ilgili mevcut bilgilerin çoğu Arap, İbrani, Ermeni, Bizans ve Slav kaynaklarındandır. Çin kaynaklarında "T'u kue K'osa" şeklinde, Kuzey Asya'da On Uygur birliği içinde Hazar adına rastlanıyor. Kaynaklar farklı olunca Hazarların menşei hakkında da farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hazarların güçlü oldukları dönemlerde Gürcü ve Ermeniler üzerine akınlar yaptıklarını dikkate almadan Hazarların Gürcü ya da Ermeni soyundan olduğu gibi gayri ciddi görüşler bile vardır.74

Hazarları doğrudan As ve Alanlara bağlayan kaynaklara75 As ve Alanların Türk olmadığı yolunda itirazlar mevcuttur. Ancak, As ve Alanların Türklüğü meselesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bölgede yaptığımız araştırmalarda özellikle Hıristiyan Alanların eserlerinin Türk mahreçli olmasının şüphe götürmez bir gerçek olduğunu müşahede ettik.

Bugün Kuzey Kafkasya'da Türklüğü temsil eden boylardan KaraçayMalkarların kendilerinin As ve Alanların devamı olduklarına inandıklarını şahıs ve soy isimlerinde, damgalarında bu izleri taşıdıklarını gördük. Dolayısıyla Hazarların, As ve Alan mahreçli olmaları görüşüne bu kavimlerin Türk olmadıkları noktasındaki itirazların yanlış olduğuna inanıyoruz.

Hazarların, Göktürk, Sabir, Hun, Suvar, Ağaçeriler ve Akatzirlerin devamı ya da bir kolu olduğunu söyleyen görüşler de mevcuttur.76 Hazarlar, Orta Asya'da ortaya çıkan bir Oghurik Türk kavmidir77 şeklindeki ifadeler yanında onları doğrudan Hunlara ve ProtoBulgarlara bağlayanlar da görülür.78

Hasanlanı Nazir'in Karça adlı eserinde79 orijinalinin Arap alfabesiyle Kazak oğlu Botayın oğlu Barlı'nın Hazar Türkçesiyle olduğunu iddia ettiği 23 sayfalık eseri ve rivayetleri dikkate alarak bilinen Hazar tarihiyle mukayese ettiğimizde bazı boşlukların dolduğunu görüyoruz. Buna göre Hazarların Ku"abar (Hun), Ceti Nar, Hazar Ok, Boyrankz ve Sibilggl adıyla ifade edilen dönemlerinin olduğu anlaşılır.

Hazar Devleti, tarihi seyir içerisinde genişleyen topraklarında birçok ülkeyi almıştır. Sabirler, Bulgarlar, Slavlar, Macarlar, Peçenekler ve Kuzey Kafkasya uzun zaman Hazar yönetiminde kalmıştır. İberya, Albanya, Ermenistan, Gürcistan, Pers ve Araplarla uzun yıllar süren savaşları olmuştur. Bugün Rusça Verlehneye adı verilen BelencerCirYurt 750'ye kadar Hazarların başkenti olmuştur. 750'den sonra 200 yıl İtil şehri ve Sarkel, Hazarlara Başkent olmuştur. Hazarlar, Kiev, Çerson, Çufutkala, Feodosia, Tmutorokan (Phanagonia) ve Olbiz gibi önemli şehirlerin de kurucularıdır. IX. yy. ortalarında Kıpçaklarla birlikte Hazarlara karşı saldırılar başlar. M.S. 854'ten itibaren Kabarlar, Macarlar, Kalizler ve Bulgarlar Hazar yönetiminden ayrılırlar.

Bu dönemden itibaren Hazarlara karşı Rus saldırıları da başlamıştır. 864'te Kiev, 884'te Sarkel Rus yönetimine geçer. 965'te Hazar Devleti Ruslar tarafından tamamen yıkılır. Siyasi varlığı sona eren Hazarların bir kısmı Azak ve Kırımda beylikler kurarlar, bu beylikler de 1016'da Rus yönetimine girer. Hazarların bir kısmı da İdil ve Terek boyları ile Kuzey Kafkasya'ya çekilmişler, buralarda küçük Hazar Beylikleri kurmuşlardır. Bu beylikler 1030'da Kıpçak yönetimi altına girerler.

Dağılan Hazarlar, Kıpçak, Peçenek ve Selçuklular arasına karışırlar. 1237 yılında Hazar Devleti'nin hakim olduğu topraklar, Batu Han'ın Saray şehrini başşehir yapıp Altınordu Devleti'ni kurmasıyla Altınordu hakimiyeti altına girer. Kırım ve Azak Hazarlarının kalıntılarının bugünkü Karayları; İdil boyundakilerin bir kısmının ise Çuvaşları oluşturan etnik gruplardan olduğu farz edilmektedir.

Kuzey Kafkasya'da Hazarların devamı olan boyların kimler olduğu hususunda ise bilgiler bulunmamaktadır. Bölgede yaptığımız araştırmalar sırasında, bugün Gürcistan'ın kuzeyinde KabartıMalkar sınırında yaşayan 'Ebze'lerin Hazarların Kuzey Kafkasya'daki kalıntısı olduklarına inanıldığını müşahede ettik.

Önceleri Tanrı dinine mensup olan Hazarlar, Bizans ve Araplarla olan münasebetleri sebebiyle Hıristiyanlık ve Müslümanlığı da kabul etmişler, dinî, siyasî ve kültürel tesirler neticesinde Grek ve Arap alfabesini de kullanmışlardır. X. yy.'dan sonra Museviliğin Hazarlar arasında yayılması Hazarların İbrani dili ve alfabesini kullanmalarına sebep olmuştur.

Grek, Arap ve İbrani yazılarından önce ve zaman zaman bu yazılarla birlikte damgalardan oluşan Göktürk yazısının bir versiyonunu kullanmışlardır.

Hazarların bu yazıyla yazılmış olan eserleri Arap, Bizans, Rus ve Yahudiler tarafından neredeyse yok edilmiştir. Eski Hazar şehirlerinde yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen birkaç Hazar damgası ve yazı örneği bulunmaktadır. HaziranTemmuz 1997 yılında yaptığımız araştırmada, bilinen bu Hazar damgalarına ek olarak yenilerini tespit ettik.80 Göktürk yazısının Hazar versiyonuna Kiev Musevi Hazarlarının yazdığı mektubun altına 6 harfli 'hukurim' "ben onu okudum" kayıtlı metni ve Tmutorokan'daki (Phanagon) kazılarda bulunmuş Hazar soy damgalarını örnek olarak verebiliriz.

'hukurim', "ben onu okudum" yazılı belge

Tmutorokan'daki (Phanagon) Hazar soy damgaları

Bunların dışında Kafkasya Teşikle Bölgesinde tespit ettiğimiz aşağıdaki damgaları da örnek olarak gösterebiliriz.

Hazar soy damgaları ile ProtoBulgar ve Kaşkay Türk soy damgaları81 arasındaki paralellik, günümüz Türk boyları arasında da devam etmektedir.

H. ProtoBulgar

"ProtoBulgar" terimi, Slav kavminin bir kolu olan günümüz Bulgarlarından farklı, Hun Türklerinin devamı niteliğinde olan tarihteki Bulgar Türkleri için kullanılmaktadır. 453 yılında büyük Hun Hakanı Atilla'nın ölümünden sonra oğlu İrnek tahta geçmiş, ancak, Hun Konfederasyonu dağılmıştı. Hun Konfederasyonu'ndan ayrılan Şaragur, Ugor ve Onugur boyları Karadeniz'in kuzeyinde Tuna ve Volga nehirleri arasında yerleşmişler, yine İrnek'in yönetiminde Büyük Bulgar Devleti'ni kurmuşlardır. Bulgar adı ilk kez Bizans kaynaklarında bu devleti işaret ederek 482 yılında geçer.

İrnek'in yönetimindeki Büyük Bulgar Devleti, sınırlarını Kuzey Kafkasya'da Kuban nehri civarına kadar genişletmişti. Daha doğrusu Kuzey Kafkasya'daki başta Türk kavimleri olmak üzere yaşayan toplulukları yönetimleri altına almışlardı. Büyük Bulgar Devleti Batı Kutrigur ve Doğu Utigur federasyonlarından oluşmaktaydı. Merkezi Kuban ırmağı civarında bulunan Utigur federasyonuydu.

560 yılından itibaren her iki Hun Devleti yine bir başka Türk devleti olan Avarların yönetimi altına girer (603605). Gostun, Kutigur Bulgarlarının valiliğine geçer. Gostun'dan sonra Bizans'ta eğitim gören ve Hıristiyan olan Kobrat/Kovrat (605641) Kutigur Bulgar Türklerinin yönetimini ele alır.

Kobrat 630 yılında Avarlara baş kaldırır. Beş yıl süren savaşlar neticesinde 635 yılında bağımsız (Onogur) Büyük Bulgaristan'ı kurar. 641 yılında ölen Kobrat'ın çocuklarından BatSayan, Doğu Utigur Bulgar Hanı; Asparuh ise Batı Kutrigur Bulgar Hanı olur. Utigurlar 670'te Bayan yönetiminde Volga Bulgarları adıyla kendi devletlerini kurarlar.

VII. yüzyılda, DonKuban arası Hazar yönetimine girer. Asparuh Han'ın yönetimindeki Batı Bulgarları Kutrigurlar Hazar baskısı sebebiyle DonDnyester arasındaki yurtlarından çıkıp Dnyester ile Prut arasındaki Basarabya'ya gelirler. Bugünkü Çuvaşların ataları olan Bayan Han yönetimindeki Volga Bulgarları hakkında, VII.IX. yy. arası tarihi kayıtlarda fazla bilgiye rastlanmaz. Bugünkü Kazan yakınlarındaki bir Bulgar şehrini başkent yapan Volga Bulgarları, 921'de İslâmiyeti kabul ederler. 1237 yılında Moğolların hakimiyetine giren Volga Bulgarları Altınordu Devleti kurulduktan sonra, Bulgar Hanlığı adı altında Altınordu'nun bir eyaleti olur. Daha sonra Kazan Hanlığı'na dahil olan Volga Bulgarları 1552 yılında Rus egemenliğine girer.

Volga Bulgarlarının İslâmiyet'e girmeden önceki dönemlerine ait eserleri bilinmemektedir. Volga Bulgar kitabeleri olarak literatürde yer alan kitabeler Arap yazılı İslâmî dönem eserleridir.82

Kutrigurlar ise Basarabya'ya geldikten sonra 679'da Asparuh Han yönetiminde Tuna'yı geçip Dobrucaya geçerler. 680'de Tuna ile Balkan Dağları arasındaki bölge ile Trakya'yı ele geçirip yerleşirler. 702'de Asparuh Han'ın ölümü üzerine yerine Tervel Han (702718) geçer. Tervel, Bizans ile çeşitli anlaşmalar yapmış, daha sonra Batı Hun Türkleri Kutrigurların aleyhine işleyecek barış dönemine girmiştir.

Tervel'in ölümünden sonra, Tıvirem (718721), Sevar (721736), Kormisoş (737754), Sovineh (754760), Teleç (760763), Savinos (763765) (Savinos iç karışıklar sebebiyle Bizans'a sığınır). Umor ve Tokto (765770), Telerig (770777), Kardam (777803), Krum (803814), Omurtag (814831), Malamir (831836), Persiyan (836852) ve Boris (852669) Han olur.

Hıristiyan olan Boris tebasının da Hıristiyan olmasını ister. Bizans'tan Hıristiyanlığı öğretmesi için papazlar talep eder. Hıristiyanlık öncesi alfabe dahil kültürel değerleri yok sayar. KrilGrek alfabesine geçiş Boris Han zamanında olmuştur. 864 Mihael adını alan Boris Han, kendini dine vererek 889'da manastıra kapanır.

Boris Han'ın oğlu Vladimir (889893) babasının sağlığında tahta geçer. Ancak, Vladimir eski Türk dinine ve kültürüne yönelir. Bunun üzerine Boris Han Vladimir'i tahttan indirerek üçüncü oğlu Simeon'u (893927) tahta geçirir. Simeon Han Dönemi'nde Kutrigur Bulgar Türklerinin, Slavlaşıp Hıristiyanlaşma süreçlerinin tamamlandığı görülür.83

GrekKril alfabesinin kabulünden sonra Kutrigur Bulgarlarının önceki dönem yazılarıyla (yani Göktürk) yazılmış eserleri yok edilmiştir. Bu dönemden kalan Göktürk işaretli eserler, Nagy SzentMiklös84 eserleri arasındaki kaplar üzerindeki yazılar ile son zamanlarda Bulgaristan'da Preslav85 ve Pliska'da86 Romanya'da özellikle Murfatlar87 bölgesinde bulunan yazıtlardır.

Sonuç olarak Türklerin milli yazısı olarak adlandırdığımız Göktürk yazısı, günümüzdeki Latin yazısı kadar geniş bir coğrafyada Türk soylu ya da yabancı kavimlerle kullanılmış bir yazı sistemidir. Bu sahada yapılan çalışmalar artıkça Göktürk yazısının hem kullanım coğrafyasında hem de kavimler ve zaman derinliğinde gelişmeleri olmaktadır.


1 Bu konudaki bilgi ve fotoğraflar Turgay Kürüm, Futhark Alfabesinin Gizemi.
2 Emre, Ahmet Cevat, Eski Türk Yazısının Menşei, İstanbul 1938.
3 Şerbak, A. M., Türk 'Runik' Yazısının Yayılmasına Dair., TDAY Belleten 1990, Ankara 1994, 183. s.
4 Şerbak, A. M., a.g.e., 183. s.
5 Şerbak, A. M., Znaki na Keramike i Kirpiçah iz SarkelaBeloy Veji, Trudı VolgaDonskoy Arheologiçeskoy Ekspeditsii II, Materialı i İssledovaniya po Arheologii SSSR, No:75, MoskvaLeningrad 1959, 389. s.
6 Şerbak, A. M., Türk 'runik' yazısının yayılmasına dair., TDAY Belleten 1990, Ankara 1994, 183. s.
7 Kızlasov, Leonid R.Kızlasov, İgor L., SayanAltay Türklerinin Yeni Runik Yazısı, TDAY Belleten 1990, Ankara 1994, 85136. s.
8 Doğan, İsmail, Kafkasya'da Runik (Göktürk) İşaretli Eserler Albümü, TDK Yay., Ankara, 2000, bkz Açıklamalar Bölümü.
9 Tarcan, Haluk, ÖnTürk Tarihi, Kaynak Yayınları, 1998, İstanbul, 147. s.
10 Ergen, Akif, Doğu Anadolu ve Urartular, TTK Basımevi, 1982, Ankara.
11 Ergen, Akif, a.g.e., 14. s.
12 Geniş bilgi için bkz. Yrd. Doç. Dr. Gökdağ, B. Atsız, M.Ö. 2000'li Yıllardan Günümüze Giresun'daki Türk Varlığı, Giresun Tarihi Sempozyumu 2425 Mayıs 1996 Bildiriler, İstanbul 1997, s. 2549.
13 Tuna, Osman Nedim, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dili'nin Yaşı Meselesi, TDK Yayınları 561, Ankara 1990, s. 49.
14 Tattered Fabric that could Hold the Key to Early History, The Guardian 20 Ocak 1999, London.
15 Açıkgöz, Halil, Türklerin Kullandığı Alfabelerden Göktürk Alfabesi, Yeni Türkiye Türk Dünyası Özel Sayısı S. C, Ankara, 1997, s. 236.
16 Richard Meadow, buluntu için şu ifadeleri kullanmaktadır. (5500 yıllık olabilir.. Pakistan kazılarından çıkarılan, bilinen ilk yazılı örnek... Çömlek üzerine yazılmış bilinen diğer yazılardan daha eski.. Sümer ve Mezopotamya yazıtlarıyla aynı veya az eski döneme ait olabilir.. Ancak bazı önemli problemler var, bu semboller İndüs dilinde ne anlama geliyor, kimse bilmiyor... Harrappa (çok önceleri bulunan, Rosetta taşı) Yazıtlarıyla benzerlik göstermiyor.. Muhtemelen bu sembollerin ne anlama geldiğini hiç bir zaman bilemeyeceğiz. (Çünkü) Harappa dili ölü ve diğer dillerle esastan ilişkisi olmayan bir dildir. Harappa ve civar yerleşim bölgelerindeki insanlar, İsa'dan önce 1900'lü yıllarda (Günümüzden 3900 yıl önce), doğuya, bugün Ganj ve Hindistan olarak bilinen bölgeye göçtüler ve zamanla tükenip yok oldular. Bu keşif, yazının orjini konusundaki tartışmalara yeni bir konu ekleyecektir... Bu yazı, muhtemelen İsadan önce 3500 ile 3100 yılları arasında, en az, MısırMezopotamya ve Harrappa bölgelerindeki kadar bağımsız gelişmiş bir yazıdır, diyebiliriz.). Buluntu üzerindeki yazının runik olduğu aşikardır.
17 Doğan, İsmail, Doğu Avrapa'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, TDK Yay., 2002, Ankara, bkz. Albüm Bölümü, 322323324 numaralı resimler.
18 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm Bölümü, 231 numaralı resim.
19 Doğan, İsmail, a.g.e., geniş bilgi için bkz. Etrüks bölümü.
20 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm Bölümü, 190230 numaralar arasındaki resimler.
21 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm Bölümü, 133189 numaralar arasındaki resimler.
22 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm Bölümü, 224230 numaralar arasındaki resimler.

23 Doğan, İsmail, a.g.e., geniş bilgi için bkz Futhark bölümü.
24 Doğan, İsmail, a.g.e. bkz. Albüm Bölümü, 255 numaralı resim.
25 Kızılasov, Leonid R., Kızlasov, İgor L., SayanAltay Türklerinin Yeni Runik Yazısı, TDAY Belleten 1990, TDK Yay., Ankara 1994. 132133. s.
26 Râsonyı, Lâszlö, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 152, Ankara, 1996, 65. s.
27 Tekin, Talat, Hunların Dili, Doruk Yayınları, Ankara 1993, 9. s.
28 Râsonyı, Lâszlö, a.g.e., 68. s.
29 Râsonyı, Lâszlö, a.g.e., 68. s.
30 Robert Szabados, The Hungarian Runic Writing.
31 Harmatta, Janos, Avarların Dili Sorununa Dair, Doğu Avrupa'da Türk Oyma Yazılı Kitabeler, Atatürk Kültür Merkezi Yay., 26. S, Ankara, 1988, (Çeviren: Hicram Akın).
32 Harmatta, Janos, Turk and Avar Runıc Inscriptions on Metal BeltPlates, Erdem Aydın Sayılı Özel Sayısı I, 9. Cilt, 25. S., Ankara 1996, 255264. s.s.
33 Sândor, Forraı, Az ösı Magyar Rovâsırâs az ökortöl Napjaınkıg, Budapest 1994, 261262.
34 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm bölümü 226227 numaralı yüzükler.
35 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm bölümü 226227 numaralı yüzükler.
36 Istvan, Erdelyi, Türk rovâsirâsos avar felirat környeröl, Antik Tanulmanyok XVI. C., Budapest 1969, 209210. s.
37 Dezsö, Csallâny, Rovâsirâsos emlekek a Kârpâtmedenceben, A Nyireghâzı Jösa Andrâs Muzeum, Evkönyve XIIXIV. C, Budapest 1972, 135158. s.
38 Dennis, George, The Cities and Cemeteries of Etruria, Londra, 1848 (Romence çevirisi: Moroıanu, Ersılıa, Lumea etruscilor, 2. c, Bucureşti 1982).
39 Ayda Adile, "Les Etrusques etaientils des Turcs?", Imprimerie Dauer, Paris 1971.
40 Ayda, Adile, Etrüskler Türk mü idiler?, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1974.
41 Ayda, Adile, Türklerin İlk Ataları, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1987.
42 Diker, Selahi Anadolu'da On Bin Yıl, Türk Dili'nin Beş Bin Yılı, İzmir 2000, 124. s.
43 Sândor, Forraı, a.g.e., 9096. s.
44 Sândor, Forraı, a.g.e., 95. s.
45 Staccioli, Romolo, Il 'mistero' della Lingqua etrusca, Roma, 1978.
46 Bu yazıtları Türkçe okuma çalışmaları da bulunmaktadır. bkz. Turgay Kürüm, Futhark Alfabesinin Gizemi.
47 Jansson, Sven B. F., Runes in Sweden, Gıdlunds, Royal Academy of Letters, Hıstory and Antıquities, Central Board of Natıonal Antıquities, Stokholm, 1996.
48 Krause, Wolfgang, Runen, Berlin, 1993.
49 Orkun, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1987, 659. s.
50 Robert Szabados, Ancient Hungarian Rovâs/Runic Writing.
51 Robert Szabados, The Hungarian Runic Writing.
52 Robert Szabados, The Acient Hungaritan Alphabet.
53 Robert Szabados, a.g.e.
54 Robert Szabados, a.g.e.
55 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm bölümü 231234. resim.
56 Robert Szabados, The Hungarian Runic Writing.
57 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm bölümü 201208. resimler.
58 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm 231234. resimler.
59 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Albüm 231234. resimler.
60 Robert Szabados, a.g.e.
61 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz. Açıklamalar ve Notlar Bölümü.
62 Robert Szabados, Ancient Hungarian Rovâs/Runic Writing.
63 Doğan, İsmail, a.g.e., bkz, Albüm 190230. resimler.
64 Geniş bilgi için bkz, Bayçorov, S. Y., DrevneTurkskie Runiçeskie Pamyatniki Evropı, Stavropolskoe, 1989, 2022. s.
65 Doğan, İsmail, Kafkaya'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, Türk Dil Kurumu Yayınları: 736, Ankara, 2000.
66 Metnin fotoğrafı ve bilgi için bkz; Doğan, İsmail, a.g.e., 54.
67 Doğan, İsmail, a.g.e., 64. s.
68 Doğan, İsmail, a.g.e., 65. s.
69 Doğan, İsmail, a.g.e., 66. s.
70 Geniş bilgi için bkz. Doğan, İsmail, a.g.e.
71 Orkun, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları, TDK Yayınları 529, Ankara, 1987, 415429. s.
72 Kızılasov, Leonid R., Kızlasov, İgor L., a.g.e., 85136. s.
73 Kuzgun, Şaban, Hazar ve Karay Türkleri, 1993, Ankara, 47.
74 Kuzgun, Şaban a.g.e., 48. s.
75 Kuzgun, Şaban a.g.e., 4546. s.
76 Brovk, Kevin Alan, The Khazar Fortress of Sarkel.
77 Kuzgun, Şaban, a.g.e., 48. s.
78 Hasanlanı Nazir (Anttezli), Karça, Ömürleden Tahsala, Sibitli, Sibirlen, Hazar Ellezi, Birsil Karaçay, 1994, Çerkesk.
79 Doğan, İsmail, a.g.e., geniş bilgi için bkz. albüm ve açıklamalar bölümü.
80 Doğan, İsmail, Kaşkay Runik Soy Damgaları ile Hazar ve ProtoBulgar Damgaları, IV. Uluslararası Türk Dili Kurultayı, İzmir 2330 Eylül 2000.
81 Geniş bilgi için bkz, Tekin, Talat, Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası, TDK Yay., Ankara, 1988, 531. s.
82 Tekin, Talat, a.g.e., 530. s.
83 Doğan, İsmail, Doğu Avrupa'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar, TDK Yay., 2002 Ankara, bkz. Albüm bölümü 133189 numaralar arasındaki resimler.
84 Petkova, Ludmila Ponçeva, Znatsi Vrhu Arheologiçeski Pamyetnitsi ot Srednovekovna Blgariya VIIX vek, Sofiya 1980.
85 Beşevliyev, Veselin, PrvoBlgarski Nadpisi, (Vtoro Preraboteno i Podlneno İzdanie), Sofiya 1992.
87 bkz. Albüm Bölümü 63116 numaralar arasındaki resimler.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
5509 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın