• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Atatürk’ün Hz. Muhammed Hakkındaki Söylemleri / Nurdan Eriş

   Mustafa Kemal Atatürk’e ölümünden önce başlayan ve ölümünden sonra ayyuka çıkan saldırı niteliğinde çeşitli dini iftiralar atılmaktadır. Sosyal ve siyasi yönden de Atatürk’ün açıklarını arayan bu antikemalist zümre, insanları en hassas yönlerinden vurmanın yolunun dinden geçtiğini bilmektedirler. Bu sebeple dinin her türlü enstrümanlarını kullandıkları bilinen bir gerçektir. Tamamen iftiralardan ve yanlış anlaşılmaya bilerek sebebiyet vermekten oluşan bu saldırıların bir bölümü; Atatürk’ün, Hz. Muhammed üzerindeki sözlerinden hareketle gerçekleşmektedir. Ancak ilk elden kaynak denen güvenilir vesikalar incelendiğinde durumun sadece iftiradan ve karalama kampanyasından ibaret olduğu açıkça ortadadır. Mustafa Kemal’in, Hz. Muhammed üzerindeki sözleri son derece samimi ve içtendir.

            Tarih 1923 yılının Temmuz ayı Mustafa Kemal, Balıkesir’de halka cami minberinden şöyle seslenmektedir:

            -Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur. (1)

            Aslında bu konuşma onun inanışı hakkındaki tüm iddialara cevap niteliğindedir. Ancak emellerine ulaşmaya ve Atatürk’ü karalamaya niyetli olan insanlar onun Medeni Bilgiler Kitabı’nda peygamberimize Muhammed dediğini söylemektedirler. Bu söylemlerinin hemen ardından ise “O eğer İslam’a mensup biri olsaydı. Hazreti derdi.” Eleştirisini getirmektedir. Hazreti kelimesi genel manada yüce kabul edilen kimselerin isimlerinin başına konulan bir unvandır. Kullanılma gerekçesi saygıyı belirtmektir. Ancak şu da bilinmeli ki kullanılmadığı zaman saygısızlık edilmiş sayılmaz. Bir başka konuşmasında Atatürk tekrar peygamberden “Muhammed” diye bahsetmektedir. Lakin saygısızlık mı etmiştir? Buyurun hep birlikte inceleyelim:

            -Büyük bir İnkılap yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa tevdi etmek değil, yaratmış olduğu inkılabı emniyet altına almaktı. (2)

                O, Peygamberden “Muhammed” diye bahsetmekte ancak konuşmanın bütününde Peygamberin kişiliğine ve tebliğ ettiği dine ne kadar bağlı olduğunu belirtmiştir. Kendi bağlılığından ziyade başkalarına da bunu tavsiye etmektedir. Aynı zamanda Peygamberin kişiliğini ve dinini korumak gerektiğini dinleyenlere öğütlemiştir.

            Hafız Yaşar Okur, Atatürk’le On Beş Yıl Dini Hatıralar isimli kitabında onun Peygamber hakkında sürekli takdirle bahsettiğini zikrederdi. O devirler için hep “ Hazreti Peygamber zamanı saadetlerinde” diye saygı belirten kelimeler kullandığını belirtirdi. Ayrıca Peygamberi Efendimiz için dirayetli bir devlet adamı, iyi bir başkumandan olduğunu sık sık tekrar ettiğini de bizlere nakletmektedir. (3) 

            Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1922’de Saltanat-ı Milliye’nin tahakkukuna dair Büyük Millet Meclisi konuşmasında ise Peygamberimizden şu şekilde bahseder:

-…Cenab-ı Peygamber hatemü’l enbiya olmuştur ve kitap, kitab-ı ekmeldir. Son peygamber olan Muhammed Mustafa Sallahu Aleyhi ve Sellem, 1394 sene evvel Rumi Nisan içinde ve Arabi Rabiyülevvel ayının onikinci Pazartesi gecesi sabaha doğru tanyeri ağarırken doğdu. Yüzü nûrani, sözü rûhani, olgunluk ve görüşte benzersiz,sözünde sadık ve yumuşak ve cömertlik yönünden başkalarından üstün olan Muhammed Mustafa evvela bu özel ve üstün nitelikleriyle kabilesi içinde Muhammed’ûl Emin oldu… Fahr-ı Âlem Efendimiz, sayısız tehlikeler içinde, sonsuz sıkıntılar ve güçlükler karşısında yirmi sene çalıştı ve İslam dininin kuruluşu yolunda peygamberlik görevini yerine getirmeyi başardıktan sonra yüce Tanrı’ya kavuştu. (4)

            Bir başka konuşmasında ise Peygamberin yüceliğini şu şekilde ifade eder:

            -O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinden bugün milyonlarca Müslüman yürüyor. Benim,senin adın silinir, fakat sonuca kadar o ölümsüzdür. (5)

            Ahmet Gürtaş’ın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan “Atatürk ve Din Eğitimi” isimli kitabında (Ankara 1982) geçen bir olaylardan biri ise şöyledir. 1930’lu yıllarda, İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar eserini Atatürk’e takdim eder. Atatürk, kitabı inceledikten sonra tarihçi profesör Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkındaki fikrini sorar.Günaltay’ın cevabı:

            -Ele alınacak bir şey değil, bir facia Paşam. Olur.

            Atatürk, Günaltay’ın cevabını bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:

            -Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın. Der. (6)

            Kemal Arıburnu’da Atatürk’ün bu olaydan sonra şunları söylediğini nakleder:

            -Muhammed'i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. (7)

            Bu konuşmasında ve bahsi geçen olayda Atatürk’ün Hz. Muhammed hakkında ne kadar hassas olduğunu kavrayabiliriz. Ayrıca Peygamberin dini yönünden ziyade siyasi ve askeri kişiliğini de kendisine örnek aldığını ve takdir ettiğini anlamaktayız.

            Atatürk, ölümünden on beş gün kadar önce dünyadaki Müslümanlara Başbakanlık ve Dışişleri bakanlığı aracılığıyla şu mesajı gönderdi:

-Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (8)

Bu mesaj Ulu Önder Atatürk’ün, İslamiyet’e bağlılığını bildirir mahiyettedir. Atatürk’ün İslami olarak inanışını merak ediyorsak sadece bu son mesajından hareketle fikir ve bilgi sahibi olabiliriz. O, son mesajında insanlara dünyevi ve uhrevi hayatta bir nevi başarının anahtarını belirtmiştir.Yazımı Atatürk’ün kendi ağzından çıkan ve Büyük Nutuk’ta da geçen sözleriyle bitirmek istiyorum.

-Efendiler, Tanrı birdir ve büyüktür. Kur’an bir Kitab-ı Ekmel’dir. Cenab-ı Peygamber, Hatem’ül Enbiya’dır. (9)

Dipnot:

(1)   Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. II, s.98.

(2)   Şemsettin GÜNALTAY, Ülkü Dergisi, Cilt:9 Sayı:100,1945,s.4 Nakleden: Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün İslam’a Bakışı, Ankara 2010, s.46

(3)   Hafız Yaşar OKUR, Atatürk’le On Beş Yıl Dini Hatıralar, s.9-23

(4)   Nutuk, İstanbul 1961,s.1241

(5)   Ali Rıza ÜNAL, “Atatürk Hakkındaki Anıların” Türkiye Harp Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı:158, 1969,s.23

(6)   Ahmet GÜRTAŞ, Atatürk ve Din Eğitimi, Ankara 1982, s.35

(7)   Kemal ARIBURNU, Atatürk’ten Hatıralar, Ankara 1976, Nakleden: Ahmet Vehbi ECER, Atatürk’ün İslam Dini Hakkındaki Görüşleri, s.225

(8)   Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün İslam’a Bakışı, Ankara 2010, Fahri KAYADİBİ, Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı, s.241

(9)   Büyük Nutuk, s.1241

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
5500 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın