• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
İslam Öncesi Devrede Orta Asya'da Yaşayan Türk Boyları / Prof. Dr. Ahmet Taşağıl

Boylar ve onların meydana getirdiği tarihi hadiseler, Türklerin İslamiyete girmeden önceki devrelerinde adeta bir ağacın köklerinden çıkarak gövdesini oluşturması sonra dallara ayrılmasına benzemektedir. Hun, Göktürk, Uygur gibi büyük devletleri arka planında olup onların alt yapısını şekillendiren boylar, tarihimizin eski devrinin bir başka cephesidir. Onları iyi analiz edip tarihlerini tam ortaya koymadan Orta Asya tarihinin özellikle eski devirlerini anlamak mümkün değildir. Böyle önemli bir konuda burada tarihin derinliklerinden X. asra kadar yaşamış olan Eski Türk boyları ele alınacaktır.

İslam öncesi devrede ilk gözümüze çarpan boy Baykal Gölü'nden geniş Kazakistan bozkırlarının batısına kadar geniş sahada yaşayan Ting-ling'ler idi. Bunun yanında Orta Asya'nın diğer alanlarında bulunan küçük boylar dikkat çekiyordu. Vusun'lar, Tanrı Dağları'nda yaşayan ve kaynaklarda oldukça fazla yer alan bir başka gruptur. M.S. III-IV asırlara kadar bu durum devam ederken, bir kısım Türk kitleleri İtil (Volga) ırmağını geçip Orta Avrupa'ya doğru ilerlemiştir. Hun devletleri de tarih sahnesinden çekilince Orhun bölgesinde Juan-juan'ların, Batı Türkistan-Afganistan havalisinde Akhunların, Çin'de Tabgaçların kurduğu devletler ortaya çıktı.

Aynı devirlerde kuzeyde yani Kazakistan bozkırları ağırlıklı olmak üzere bütün Orta Asya'da Kao-ch'e boyları Ting-ling'lerin yerini almışlardı.

Onlar da yüzyıllarca varlıklarını devam ettirdiler. Ancak, hiç bir zaman bir araya gelerek kuvvetli bir devlet kuramadılar. VI. asırda Göktürkler tarih sahnesine çıkarken, Orta Asya'da yaşayan boyların genel adı Töles olarak beliriyordu. Yani Kao-ch'e'ların yerini Tölesler almıştı. Çok kalabalık oldukları kaynaklar tarafından açıkça bildirilen Tölesler, Göktürklerin bağımsızlıkları yolunda önemli bir basamak meydana getirmişler, daha sonra onlar bütün Orta Asya'yı kapladığında hepsi esas halk kitlesini meydana getirmişlerdi. 627 yılından sonraki tarihi olaylar onların Türk milletinin ana unsuru olduğunu göstermektedir. Bu arada kuzeyde Kırgız, Kurıkan gibi Töles grubuna girmeyen başka boylar da vardı.

Göktürklerin zamanla zayıflaması çok sayıda Töles boyunun işine yaradı. Ancak artık Töles adıyla anılmıyorlardı. Her boy kendi adıyla tarih sahnesinde yer almaya başlamıştı. 627 tarihi bu açıdan bir dönüm noktasıdır. Önce Tola-Kerulen havalisinde yaşayan boylar isyan ettiğinde liderlik Sir Tarduş boyunda idi. Bundan sonra dahi Töles adı çok küçük bir gruba şamil olarak yaşamaya başlamıştır.

Bundan sonra Göktürk yazıtlarına göre Ötüken'in doğusunda yaşayanlar Dokuz Oğuz, batısında yaşayanlar ise Tarduşlar idi. 627-647 arasında bağımsız kağanlıklarını kuran Sir Tarduşlar, yıkıldıktan sonra varlıklarını boy halinde devam ettirmeyi başardılar. II. Göktürk Devleti döneminde bu devlete bağlanmak istemeyen boylarla kıyasıya mücadeleler olmuştur.

Dokuz Oğuzlar, Karluklar, Bayırkular, Türgişler, Kırgızlar isyanlarda ön plandadır. Nihayet 723 civarında bütün boylar Bilge Kağan tarafindan itaate alındı ve ülke huzura kavuştu. Onun 734'te ölümü üzerine tahta geçen idarecilerin başarısız idaresi devleti zayıflatınca, 742'den sonra Uygur, Karluk, Basmıl gibi boylar ön plana çıktılar ve hep beraber Göktürkleri yıktılar. Dokuz Oğuzlar, Uygur Kağanlığı'nın esas kitlesini meydana getirirken, Karluklar batıya doğru kaydılar. Issık Göl-Tanrı Dağları havalisine hatta Talas'a kadar uzandılar. Kırgızlar ise 840 yılında Uygurların devletini yıkınca önem kazandılarsa da 50-60 yıl sonra kendi esas bölgeleri olan Yenisey'e dönmek zorunda kaldılar. Ötüken bölgesi artık Kıtayların (Kitan-Liao) eline geçmişti.

Batı Göktürk ükesi de 630'lara doğru Kağan T'ung Yabgu'nun idaresine karşı boyları başkaldırmalarına sahne oldu. Adı geçen kağanın amcası tarafından öldürülmesinin ardından ülke tam karışıklığa sürüklendi. Başa geçen hiç bir kağan kontrolu sağlayamayınca Batı Göktürk ülkesindeki boylar kendi aralarında teşkilatlandılar. Teşkilatlanma on boy halinde oldu ve bu yüzden kaynaklarda On Ok şeklinde kaydedildiler. Bir grup İli ırmağı civarında yerini alırken, diğer bir grup Çu ırmağının kenarını seçmişti. Daha sonraları hanedan üyelerinin birbiri ardına başarısız olup gidip Çin'e teslim olmaları üzerine On Ok boylarından biri olan Türgişler temayüz ettiler. Geniş bir alana hakim oldular. İslam kuvvetleriyle Sir Derya boyunda şiddetli mücadelelere girerken doğudaki II. Göktürk Devleti'ne karşı bağımsızlıkları için direndilerse de başarılı olamadılar. 766'lı yıllarda İli havalisindeki yerlerini terk edip kuzeye ve batıya doğru kaydılar. Sir Derya havzası onların yeni yurdu idi. Derken Türgiş adı aniden kayboldu ve yerlerine aynı sahada Oğuzlar çıktı. Kışın Sir Derya civarında kışlayan Oğuzlar, yazın Kuzey Kazakistan bozkırlarına göç ediyorlardı. X. asra doğru Oğuz yurdu Hazar Denizi'ne (Mangışlak) Cim-Emba nehirlerine ulaşıyordu. En doğu uçları ise Sayram (İsficab)'dan başlamaktaydı. Aslında Türgişlerden ve Karluklardan çok sayıda boy çıkmıştır. Bunların adını İslam kaynaklarından ve Türkçenin en eski sözlüğü Divan-u Lugat-it Türk'ten öğrenebiliyoruz

Ting-lingler

Mo-tun tarafindan Büyük Hun İmparatorluğu M.Ö. 209 (206) yılından sonra Orhun havalisi merkezli geliştirilmeye başlanıp etrafındakı farklı boy ve kavimleri teker teker hakimiyeti altına aldığında karşımıza Baykal Gölü'nün batısından Güney Sibirya'ya, Yenisey havzasına kadar uzanan sahada en eski Türk boylarından Ting-ling'ler çıkmaktadır. Onların batı grubu İrtiş ırmağı güney grubu ise Gobi çölünden Çin'e doğru yayıldı. Kuzey grubunu ise Baykal-Yenisey civarında yaşayanlar oluşturuyordu. Batı grubu önce Güney Kazakistan'a sonra Avrupa'ya, güney grubu Sarı ırmağın doğduğu yere doğru yayıldı. Her ne kadar onlar hakkındaki ilk bilgiler Mo-tun'la (M.Ö. 209-174) başlasa da onları bir evveliyatı olmalı, tarihin bilinmeyen devirlerinden gelmelilerdi. Fakat, kaynakların azlığı bize bu konuda fazla yorum yapma imkanı vermemektedir.

Tarihi kaynakların ifadesine göre Ting-ling'ler Hunların kuzeyinde bulunuyorlardı. Daha sonraları Maveraünnehrin kuzeyine kadar yayıldıkları anlaşılmaktadır.1 Neticede Ting-ling boylarının Baykal Gölü'nün batısından Yenisey nehrinin kaynakları, Güney Sibirya ve Batı Kazakistan bozkırlarına yayılmaları söz konusudur. Diğer taraftan arkeolojik araştırmaların sonucuna göre M.Ö. XII-VII. asırlar arasında varlığını sürdüren Karasu kültürünün Ting-ling'lerin atalarına ait olduğu söylenmektedir.2

Muhtemelen M.Ö. 206-201 yılları arasında Mo-tun'a bağlanan Ting-ling'lerin adına yaklaşık bir yüzyıl kaynaklarda rastlanmamaktadır. Bunun sebebi Hun İmparatorluğu içinde yer alarak herhangi bir isyan hareketinde bulunmamalarıdır.3 Dolayısıyla kaynaklarda adlarının zikredilmesine gerek görülmemiştir. M.Ö. 101 yılında Hun hükümdarının Baykal Gölü tarafina sürgüne gönderdiği Çin elçisi Su Wu, hükümdarın kardeşi ile birlikte Ting-ling'ler arasında yaşayarak, avcılıkta ustalaşmış, ok ve yay yapımını öğrenmiştir. Yine Hunlara sığınan Wei Lüe adlı devlet adamı ise Ting-ling'ler üzerinde on yıl idarecilik yapmış, ve M.Ö. 79 yılında ölmüştür.4

M.Ö. 72 yılında Çinliler Vusun'larla işbirliği yaparak Hunları ağır bozguna uğratınca, Ting-ling'ler tarih sahnesinde seslerini duyurmaya başladılar. Hunların zor durumda olmasından faydalanarak atlarını, koyunlarını ve sığırlarını yağmaladılar. Bundan sekiz yıl sonra aynı akını bir daha tekrarladılar. Hunlar onların hücumlarına karşı bır ordu gönderdilerse de Ting-ling'ler kuzeyin karlı ve buzlu dağları arasında çabuk kaybolduklarından yakalayamadılar. Bu hadiseler dolayısıyla M.Ö. 71­51 arasında Ting-ling'lerin bağımsız yaşadıkları söylenebilir.

Hun devlet meclisinde ağabeyi Hu-han-ye ile anlaşmazlığa düşen Chih-chi Shan-yü kendisine bağlı kuvvetlerle birlikte batıya doğru ilerlerken önce Kırgızları, sonra da Ting-ling'leri mağlubiyete uğrattı. Onları yenen Chih-chi'nin M.Ö. 36 yılında öldürülmesinden sonra bir süre bağımsız kaldılarsa da daha sonra doğudaki Hun hükümdarı Hu-han-ye'ye bağlandıkları düşünülmektedir. Bu arada M.S. 6-23 yıllarında ihtilal yapan Wang Mang, Çin İmparatoru olduktan sonra Hunlara karşı savaşmak üzere bazı boyları T'ai-ch'üan'de yerleştirdiğinde aralarında Ting-ling boyları da vardı. Neticede adı geçen Çinlinin onlara yiyecek ve yerleşecek yer vermemesi üzerine isyan ederek etrafı yağmalamışlar ve daha sonra kaçarak Hunlara bağlanmışlardı.5

V. yüzyıldan sonra kuzeyde yaşayan Türk boyları artık Töles adıyla anılıyordu. Yine bazı Kao-ch'e boylarının Juan-juan'lara saldırmaları dolayısıyla kaydedilen tarihi olaylarda adlarının Ting-ling olarak geçtiği görülmektedir.6 Zaten Tabgaç Devri'nde bazen Kao-ch'e Ting-ling tabirine rastlanmaktadır.7 Hunlar yıkıldıktan sonra bir kısım Ting-ling gidip Çin'in Kansu eyaletine yerleşmişti. Bunlar 447 yılına kadar çeşitli tarihi olaylara karışarak varlıklarını devam ettirdiler.

M.S. 350'li yıllarda Çin kaynakları Ting-ling'leri üç ayrı noktada göstermektedir. Biri Gobi çölünde, ikincisi Baykal Gölü'nün güneyinde diğeri Kazakistan bozkırlarında bulunmaktaydı.

Hunlar Orta Avrupa'ya doğru hareketlenince onlardan doğan boşluğu Ting-ling'lerin batı grubu doldurdu. Sir Derya'nın kuzey sahalarına yerleşen bu grup daha sonraları Doğu Avrupa'ya doğru ilerleyerek (M.S. 460) Ogurları oluşturacaktır.8

Gobi çölündeki grup Çinlilerle doğrudan temasa geçtiği gibi daha sonra Töles adını alacak ve yüzyıllarca Çin kaynaklarında bu adla anılacaktır.

Büyük Hun İmparatorluğu döneminde ayrıca Pamirlerin kuzeyinde yaşayan Hu-te, Baykal Gölü'nün batısında Kırgızların ataları Chien-k'un, Hunların kuzeyinde Hun-yü, güney batılarında Ch'ü-she, Tanrı Dağlarının batı kısmından İli ülkesine doğru uzanan sahada Hu-chie gibi boylar da yaşamakta idi.9

Ogurlar

Tarihi kaynakların ışığında Ting-ling'lerin batı grubundan çıktıkları anlaşılan Ogurlar, Doğu Avrupa'ya göç etmeden önce üç ayrı grup halinde yaşıyorlardı. Birinci kitle Sir Derya-Çu arasında, ikinci kitle Emba havzası yani Batı Kazakistan bozkırlarında, üçüncü kitle ise Yayık ırmağı civarında yaşıyordu. Büyük ihtimalle birinci grup On Ogurları, ikinci grup Otuz Ogurları, üçüncü grup ise Dokuz Ogurları meydana getiriyordu. Ogurlar daha sonra Sarogur (Sarı-Ak Ogur), Bitte (Beş Ogur), Ultingur-Altziagir (Altı Ogur), Kutrigur-Kuturgur (Tukurgur-Dokuz Ogur), Ungur, Hunugur (On Ogur), Utirgur-Uturgur (Otuz Ogur) gibi boy birlikleri halinde görülmektedirler.10 Sabarlar tarafından 461-465 tarihlerinde Ural dağlarının doğusundan batısına itilmişlerdi.

Ogurlar meşhur oldukları avcılık ve kürkçülük yanında yaşadıkları sahanın gereği ziraatle de uğraşıyorlar, tarımın her türlüsünü yapıyorlardı.

Karadenizin kuzeyine geldikten sonra devletleri parçalanıp yıkılan Avrupa Hunlarının bakiyelerini idare eden İrnek idaresine katılan Ogurlar bundan sonra Bulgar adıyla anılmaya başlanmıştır. Yeni geldikleri sahada da üç ayrı grup halinde yaşamaya başladılar. Kafkasların kuzeyinde Azak denizinin doğusunda On-Ogurlar, Don-Volga arasında yani daha kuzeyde Otuz Ogurlar, batıda Dnyeper'e doğru Dokuz Ogurlar bulunuyordu. Daha sonraki devirlerde doğudaki grup önce Sabarların daha sonra Göktürklerin hakimiyetine girdi. Batıdaki grup ise Avarlara bağlandı. Doğudaki grup 630'lara doğru kısa ömürlü Büyük Bulgarya (Magna Bulgarya) adı verilen devleti kurdu.11

Sabarlar

Sabarlar hakkında kaynaklarda oldukça az bilgi vardır. Bizans kaynaklarında Sabar, Sabeir, Saber, Ermeni Süryani ve İslam kaynaklarında Sabir, Sebir gibi isimlerle anılmışlardır. Tarih sahnesine ilk çıktıkları yıl kesin bilinmemekle birlikte, onlara ait ilk haberin 461 -465 yılları dolayısıyla olması sebebiyle bu tarihin kabul edilmesi gerekmektedir. İli ırmağı ile Tanrı Dağları havalisinde yaşayan Sabarlar, Juan-juan'ların baskısı sonucu kuzeybatı Kazakistan'a gelerek Tobol ve İşim ırmakları dolaylarına yerleştiler ve burada yaşayan Ogurları batıya ittiler. Aynı Sabarlar, bu sefer Avarların sıkıştırması yüzünden 506 yılını takiben Avrupa'ya yöneldiler. Nihayet 558 tarihinde Kafkasya çevresini ele geçirdiler. Sasani ve Bizans ile ilişkiler kuran Sabarların özellikle Kuban ırmağı civarında yoğunlaştıkları anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Sasanilerle işbirliği yaparak Ermeniyye bölgesine ilerledikleri, hatta Anadolu'ya girip Kayseri, Konya ve Ankara dolaylarına kadar akınlar yaptıkları bilinmektedir. Bu esnada Balak (Belek) adlı hükümdara sahiptiler ve onun 520'de ölümünden sonra eşi Boarık (Bu[arık) tarafından idare edildilerse de 557'de Avarlardan ağır bir darbe yediler. Arkasından Göktürklere bağlandılar.

Aynı bölgede VII. asrın ortalarından itibaren ortaya çıkan Hazar kağanlığının temelini oluşturdular. Özellikle Semender ve Belencer kabileleri bunda büyük rol oynamıştır.

Her ne kadar tarihi kaynaklarda varlıklarını kısa ve az bir şekilde gösterseler de Sabarların kültürel alanda önemli etkileri olmuştur. Özellikle XIX. yüzyıl sonlarında Batı Sibirya'daki Vogul, Ostiyak ve İrtiş Tatarları üzerinde yapılan incelemelerde Sabarların yerli halkı kalıcı bir şekilde etkiledikleri ortaya çıkmıştır. Tobolsk dolaylarında Ob, Tura ve İrtiş boylarında çok sayıda sabar, saber, soper, savri, sabrei, sibir gibi kale ve yer adları tesbit edilmiştir. Ayrıca Ay Sabar ve Gün Sabar gibi kullanılan şahıs isimlerinde Sabar adı yaşamaktadır. Diğer taraftan Tobolsk halkı o bölgenin eski halkını sybyr-syvyr diye anmakta, ayrıca mitolojilerinde geniş yer vermektedir. Rusların XVI. asırda kurulan İsker (Sibir) şehrini aldıktan sonra bu bölgeye verdikler Sibirya adı gittikçe daha geniş alanlara yayılarak günümüze kadar gelmiştir. 12

Vusunlar

Vusun'lar, Büyük Hun İmparatorluğu döneminde varlığını sürdüren en önemli boylardan biridir. Yerleştikleri Tanrı Dağları havalisinde onların tarihi de asırlarca devam etmiş, Hunların siyasi tarihi ile iç içe gelişmiştir. 6-7 asır sonra Göktürklerin ortaya çıkışında olduğu gibi Vusun'ların da menşeyi efsanelerle karışık anlatılmıştır. Kısaca bir göz atarsak Hunlar ya da Yüeçi'ler Vusun'ların ülkesine hücum etmişler ve meşhur hükümdarları K'un-mo'nun babasını öldürmüşlerdi. Ancak, K'un-mo'nun yaşı küçük olduğu için öldürmeye kıyamamışlar, otların içine atmışlardı. Sonra kara bir kuş gelip çocuğun üzerinde uçarak ona et verirken, dişi bir kurt onu emzirmişti. Bu olayları uzaktan izleyen Hun hükümdarı hayran kalıp çocuğun kutsandığını düşünerek otlar arasından aldırıp, büyüttü ve ordusunda kumandan yaptı. Akabinde Hun ordusunda büyük başarılar kazanması üzerine, eski halkı ve ülkesi kendisine idare edilmek için geri verildi.

Böylece Vusun'ların başına geçen K'un-mo eski halkını toparlayıp geliştirdi. Neticede bir kaç on bin kişilik okçu askerine sahip oldu. Söz konusu Hun hükümdarı ölünce bağımsızlığını ilan etti. Üzerine gönderilen orduları yenince Hunlar tarafından, Tanrının onu koruduğu düşünülmeye başlandı. Aslında Vusun'lar Ch'i-lien ile Tun-huang arasında Yüeçi'lerle birlikte otururlarken, onlar tarafından

mağlup edildikten sonra Hunlara sığınmışlardı. İşte adı geçen K'un-mo, o sırada yeni doğmuştu ve Pu-chiou Yabgu adlı birisi kollarına alarak onu kaçırdı. Sonrası yine efsanelerle karışık anlatılmaktadır. Dolayısıyla Vusun'ları yenenlerin Hunlar değil Yüeçi'ler olduğu kanaatine varmak da mümkündür. Bundan sonra güçlenen K'un-mo, Hun hükümdarının izniyle Yüeçi'lere hücum ederek onları yendi ve Toharistan'a göç etmek zorunda bıraktı.13 Onların boşalttığı alanlara Vusun'lar oturdu. Arkasından Hun sarayında yapılan kurultaylara artık katılmayan Vusun hükümdarı daha da büyüyerek komşularını itaat altına almıştı. Doğularında Hunlar, kuzeybatılarında K'ang-chü krallığı, batılarında Fergana, güneylerinde ise surlarla çevrili Doğu Türkistan'ın eski şehir devletleri ile komşu oldular.14 Genel olarak ülkelerinin İli ırmağı-Tanrı Dağları havalisi olduğu söylenebilir.

Hun hükümdarı Lao-shang (M.Ö. 174-161), K'un-mo'ya yardım ederek Yüeçi'lere bir darbe daha vurmayı başardı. Bundan sonra Doğu Türkistan'daki Narın ırmağının yukarı tarafında Ch'i-ku adlı kale onların başkenti oldu. Nihayet M.Ö. 161'de Hun hükümdarı Lao-shang Shan-yü ölünce Vusun'lar gerçek anlamda bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Bu arada batıya göç eden Yüeçi'lerin ve Sai'ların bazı kalıntılarının Vusun'ların arasında kaldığı bildirilmiştir. 15

M.Ö. 121 yılı dolaylarında Çinli elçi Chang Ch'ien, imparatoruna sunduğu raporda Hunların zor durumda bırakılması için Vusun'lara bir Çin prensesinin gönderilerek ittifak yapılmasını tavsiye etti. Bunu kabul eden imparator, Chang Ch'ien'i üç yüz adam, her birine iki at sığır ve koyunlardan on binlerce, bir milyondan fazla altın, kağıt, kumaş ve başka eşyalarla Vusun'lara göndererek, Hunlara saldırmaya ikna etti. Ancak, bu sırada Vusun ülkesinde karışıklık çıktığı için Hunlara karşı harekat yapılamadı. K'un-mo ihtiyarladığından dolayı oğulları arasındaki taht mücadelesi ülkeyi sarstı.

Yine bu arada adı geçen Çinli elçi ile Çin'e giden Vusun elçileri, bu ülkenin zenginliğine hayran kalmışlar, döndüklerinde hükümdarlarına anlatarak Çin'deki Han hanedanına daha çok önem verilmesini sağlamışlardı.16 Hunlar, Vusun'ların Çinle ilişki kurduklarını duyunca kızdılar. Bu yüzden çok korkan Vusun'lar, Çin'deki Han hanedanına ardı ardına elçiler göndererek yardım istediler. Onların teklifi Fergana bölgesinde yetişen meşhur kan terleyen atlardan elde etmeyi hesaplayan Çinliler tarafından kabul edildi.17

Çin'e Batı Türkistan'ın kapılarını açan meşhur elçi Chang Ch'ien M.Ö. 115 yılında tekrar Vusun'ları Hunlara karşı savaşa ikna etmek istedi ise de başarılı olamadı. Ancak, Vusun-Han ilişkileri daha da gelişti. Ülkeye Çin elçileri gelmeye devam ediyordu. Hunlar da eski güçlerinde olmadıklarından Vusun'lara fazla baskı yapamadılar. Bir prenseslerini gönderip Vusun hükümdarı ile evlendirdiler. Vusun'lar bu prensesi doğu kanat prensesi tayin ederek batı prensesi tayin edilen Çinli hatundan üstün tuttuklarını gösterdiler. Fakat daha sonraları sürekli gönderdikleri hediyelerle Vusun'lar üzerinde etkili olunca Çinli prensese saray yaptılar. Çin kültürü Vusun'lar arasında yayılmaya başladı. Çinliler devamında bir başka prenses dahi yollamışlardı. Neticede gelişen Çin-Vusun ittifakına karşı Hunlar M.Ö. 74 yılında Vusun'lara bir taarruzda bulundu. Yenilen Vusun'lar yardım istediklerinde, Çinliler iki yüz bin kişilik orduyu göndermişlerdi. Neticede Hunlar çok ağır bir bozguna uğradılar. M.Ö. 64 yılında Hunlar, Vusun'lar üzerine yeni bir ordu çıkardıklarında yine Han hanedanından yardım talebinde bulundular. Bu arada taht mücadelesi başladı. Arkasından batı yönüne doğru ilerleyen Chih-chi önce Vusun'larla müttefik olmak istemiş, ancak onların bunu reddedip Çin'den yardım talepleri üzerine, Semerkand krallığı ile birlikte onların üzerine yürüyüp mağlup etmişti. Issık Göl'ün kenarındaki merkezleri Ch'ih-ku (Kızıl Kale)'ye kadar gitti. Halklarının bir kısmını öldürdüğü gibi hayvanlarını ele geçirdi. M.Ö. 44'te Chih-chi, Vusun'lara bir darbe daha indirim, onların müttefiki Çinliler hiç bir şey yapamamıştı.

Böylece zayıflayan Vusun'lar bir daha asla eski günlerine dönemediler. M.S. 177 yılına kadar az da olsa Çinlilerle ilişkileri dolayısıyla kaynaklarda zikredilirler. Tabgaç Dönemi'nde Juan-juan'larınn akınlarına maruz kalan Vusun'lara onların imparatoru Tun Wan elçi göndermişti. Bundan sonra sayıları iyice azalan Vusun'lar hakkında kayıtlar kaybolmaktadır. Sadece 938 yılında Liao hanedanının imparatoru Tai-tsu'ya elçi yolladıkları kaydı vardır.18

Vusun'ların esas işi hayvancılık ve avcılık olup tarımla uğraşmazlardı. Özellikle at yetiştiriciliği gelişmişti. İnsan başına dört-beş bin yılkı düşerdi. Keçeden mamül evlerde oturup, et ve süt ile beslenirlerdi.19 Her ne kadar Çin kaynakları bu bilgileri verse de onların yaşadığı Yedisu, Çu, Talas ırmakları etrafında yapılan arkeolojik kazılarda tarımla uğraştıkları, yerleşim yerleri kurdukları açığa çıkmıştır. Sulama kanallarının bulunması ve sulu ziraat yapıldığının ortaya çıkması enteresandır.20 Yine Çin kaynağı Wei Shu'da kültürleri ilginç bir şekilde kaydedilmiştir. Buna göre başkentleri Ch'ih-ku kalesidir. Toprakları otlu ve düzlüktür, çok yağmur ve kar yağar, dağlarında çok çam ağacı vardır. Yeşil göz ve kırmızı saçları vardır. Al renkte bir çeşit şarapları olup yağa benzer ve kemiklere güzel koku verirdi.21 Yine Çin'in Chao-su eyaletinde bulunan bir Vusun mezarının yanında demir saban ve ağaç tabutun dışındaki metal izler onların demir madenini iyi kullandıklarını göstermektedir.22

Kao-ch'elar (Kanglılar)

Orta Asya'da Ting-ling'lerin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra onların yerini Kao-ch'e boyları alarak yaklaşık iki asırdan fazla varlıklarını sürdürdüler. Dağınık vaziyette doğuda Moğol asıllı Juan-juan'ların güney doğularında Tabgaçların güney ve güney batılarında Akhunların arasında varlıklarını sürdürdüler. Hiç bir zaman bir araya gelip devlet kuramadılarsa da bazen bazı boylar kuvvetlenerek ön plana çıktılar ve önemli roller oynadılar. VI. asrın ortalarında yerlerini Töles adına bırakarak tarih sahnesinden çekildiler. Daha doğrusu tarihi gelişim sürecinde Kao-ch'e adı Töles'e dönüştü.

Kao-ch'e adının anlamı Yüksek Arabalılar demektir. Bunun da bilindiği gibi Türkçe karşılığı kağnılı yani eski söylenişiyle Kanglı (Kanklı) olup tarihte ve günümüzde yaygın şekliyle kullanımı vardır. Eğer Kao-ch'e sözünün anlamından hareket edersek XI. asırda Aral Gölü'nün kuzeyinde ortaya çıkan Kanglı (Kanklı) boyunun söz konusu Kao-ch'e'ların devamı ya da başka bir ifade ile onların kalıntısı olduğu sonucuna varmak mümküm olabilir. Öyleyse Çinliler Kanglı (kanklı) kelimesini Kao-ch'e yüksek arabalılar diye tercüme ederek, onlara bu ismi vermişlerdi. Genelde olduğu gibi Türkçe isimleri kendi sesleriyle transkripte etmemişlerdi.

Kanglılar (Kao-ch'e'lar) her ne kadar büyük bir devlet kuramasalar da yine de Çin kaynaklarında önemli yer tutmuşlardır. Menşeyleri Hunların ataları döneminde geçen en eski kabile gruplarından Kızıl Ti' (Ch'ih Ti) lere dayandırılmaktadır. Aslında onların köklerinin çok eskilere dayandırılması ilginçtir. Çünkü herhangi büyük bir siyasi kuruluş meydana getirememişlerdi. Diğer yandan Hunlarla aynı dili konuştukları bildirilmiştir. Yine bazı kaynakların bildirdiğine göre onların atası Hun hükümdarının yeğeni idi.23

Büyük Hun İmparatorluğu'nun parçalanıp yıkılmasından sonra III. asrın başında Moğolistan coğrafyasında ortaya çıkan Hsien-pi devletine Kao-ch'e (Kanglılar) da bağlanmak zorunda kaldılar. Daha sonra kurulan Juan-juan Devleti V. asrın ilk yıllarında Kao-ch'e'ların doğu bölgesini ele geçirdi. Onlara mağlup olan Pei-hu-li, Çin'deki Tabgaç (T'o-pa) Devleti'ne kaçarak kendisini kurtarabildi.

Aslında Tabgaçlar 389 yılında onları ağır bir bozguna uğratmıştı. Bu esnada onların kabile sayısı otuz yedi idi. Juan-juan'ların baskınından sonra doğudaki Kao-ch'e siyasi birliği dağıldı. Bu yüzden Tabgaç hükümdarı Juan-juan'lara biri 429'da olmak üzere üç önemli sefer tertip etmiş, onları yenmişti. Neticede Juan-juan'lar zayıflayınca Kao-ch'e boylarının bir kısmı Tabgaçlara tâbi olurken Kuzey Moğolistan'daki Fu-fu-lo kabilesi ile birlikte bazı kabileler batıya doğru harekete geçti. 481'de Tanrı Dağları'nın güneydoğu etekleri ve Turfan'a geldiler. Bundan sonra kuvvetlenen Fu-fu-lo kabilesi A-fu-chih-lo idaresinde 485-486 yıllarında Tanrı-Altay dağları arası Tarbagatay-Cungarya havalisinde bir devlet kurmayı başardı. Fakat, Akhunlar bu devleti yıktılar.

Böyle ana hatlarıyla açıkladığımız Kao-ch'e tarihiyle ilgili dağınık bilgileri biraz açarsak şu bilgiler gözümüze çarpmaktadır. Yukarıda da söylediğimiz gibi Kao-ch'e'lar çok sayıda boydan müteşekkil idiler. Ancak bazı boy adları ön plana çıkıyordu. Temayüz eden öemli boy adları Ti, Yüan-ho, Hu-lü, Chie-pi, Hu-ku, İ-ch'i-chih idi. Kao-ch'e boylarının toplandığı ağırlıklı bölge Turfan olup burada kuvvetlendikleri için Tabgaç hükümdarı T'ai-wu onlar üzerine sefere çıkmak zorunda kalmıştır. Aralarında kuvvetli bir birlik olmadığı için Kao-ch'e'lar yenildiler. Çin'e bağlananların kolayca avlanabilmeri için bir av sahası tahsis edilmişti.24

Ön plana çıkan kabileler arasında Hu-lü kabilesi de vardı. Reisleri Pei-hu-li, Juan-juan'ların Tabgaçlar tarafından mağlup edilmesi üzerine devreye girdi ve Juan-juan memleketine girip kolay zaferler elde etti. Ancak çabuk rehavete kapılmışlardı. Yendikleri Juan-juan'ların kızlarını kadınlarını alarak uykuya daldılar. Juan-juan reisi She-lun dağılan askerlerini toplayıp sabah ani bir hucumla baskın yaptığında Hu-lü boyunun sadece onda ikisi üçü kurtulabilmişti. Bunun üzerine reisleri Pei-ho-li de gidip Tabgaçların hizmetine girdi. Çinde çok meşhur olan bu şahıs dürüst karakterli olduğu gibi savaş atlarına bindiğinde özellikle heybetiyle bütün insanlardan farklı görüntü çizdiği vurgulanmıştır.

Bundan sonra Yüan Ho adlı kabile ön plana çıkmaktadır. Adı geçen boyun Uygurların V. asırdaki ataları olduğu iddia edilmiştir.25 413 yılında Ch'ih-lo-hou adlı bir Kao-ch'e beyi Juan-juan'lara sığınmış, hatta onların hükümdarına rehberlik ederek kendi halkı Kao-ch'e'lara saldırtmıştır. Kendi halkına bu ihanetine rağmen Ch'ih-lo-hou, Juan-juan'lar tarafından desteklenmeyip öldürülmüştür.

424'lü yıllarda Tabgaç-Juan-juan savaşları hızla devam ediyordu. Neticede Tabgaçlar galip geldi ve ülkelerine geri dönerken Kao-ch'e boylarını teslim aldı. Çin tabiyetine giren Kao-ch'e'ların yüzbinlercesi Gobi çölünün güneyine yerleştirildi. Ekin ekmeyi yani tarımla uğraşmayı öğrendikleri gibi hayvanlarının sayısı çok artmıştı. Bundan sonra Juan-juan'larla meydana gelen savaşlarında (430'lu yıllar) Tabgaçlar, bu Kao-ch'e'ları kullanmışlardır. Ancak, onların daha da ileri giderek güney yönündeki seferlerine katılmak istediklerinde kabul etmeyen Kao-ch'e'lar kendi içlerinde Yüan-ho ailesinden Shu-che'yı reis seçerek kuzeye çekildiler. Ancak başarısız olup Çin'e geri döndüler.

471'den sonra Fu-fu-lo kabilesi yükselmeye başladı. Önce Juan-juan'lara vassal olan bu boy ikiye bölünerek halklarını idare ediyorlardı. A-fu-chih-lo ve onun amcasının oğlu Ch'iung-ch'i'nin önderliklerinde yüz bin kişi Tabgaçlara sığındılar. Kendilerine saldıran Juan-juan'ları yendiler. Akabinde 487'den sonra A-fu-chih-lo kendine bağlı olanlarla birlikte batıya giderek bağımsızlığını ilan etti. Artık Kao-ch'e'ların bu grubu ekonomik açıdan kalkınmaya da başlamıştı. Bunda ipek yolu üzerinde hakim olmanın ve Turfan civarında ekinciliğe başlamanın rolü vardır. Hatta daha da ileri giderek Tabgaçlarla birlikte Juan-juan'lara saldırma teklifinde bulundular. Ancak, onların kuvvetlenmeleri Batı Türkistan'daki Akhunların menfaatine dokunmuştu. Bu sebepten onlar Kao-ch'e'ların güney kanadının idarecisi Ch'iung-chi'ye hücum edip öldürdüler. Oğlu esir düştüğü gibi dağılan boyların bir kısmı da Juan-juan'lara sığındı (491-500).

Kuzeydeki A-fu-chih-lo idaresi ise kendi içinde karıştı. İsyanların birinde öldürülüp yerine başka biri geçirildi. Fakat, yine de Kao-ch'e ülkesinde huzur sağlanamayınca, bu sefer yerine A-fu-chih-lo'nun oğlu Mi-wu-t'u reis seçildi. Bu hükümdar Juan-juan'ları yenmeyi başardı. 516 yılına gelindiğinde Juan-juan'lar Mi-wu-t'u'nun ordusunu yenerek, kendisini feci bir şekilde öldürdüler. Onun ölümü üzerine Kao-ch'e'ların hepsi kaçarak Akhunlara sığındılar. Mi-wu-t'u'nun küçük kardeşi İ-fu yeniden hükümdar oldu. İ-fu, düşmanları Juan-juan'ları yeniden bozguna uğrattı ve 552'de Çin'e elçi gönderdi. Ancak Juan-juan'larla yapılan ikinci savaşı kaybeden İ-fu, geri döndüğünde kendi küçük kardeşi Yüe-chü tarafından öldürülmüştür. Fakat oğlu intikamını alarak başa geçti. 536 yılında Juan-juan'lar onları tekrar yenerek tamamen ortadan kaldırdılar. Bu tarih Kao-ch'e adının tarih sahnesinde göründüğü son yıldır. Yukarıda da söylediğimiz gibi artık onlar Töles adıyla anılacaklardır.26

Çin kaynaklarında Kao-ch'e'lar hakkında enteresan kayıtlar tutulmuştur. Belirli bir hükümdarlarının olmadığı vurgulandıktan sonra at ve koyun, sığır gibi hayvanların vergi veya düğün hediyesi olarak verildiği, ölülerin silahları ile mezara konulduğu, düğünlerinde çiğ et yenilip, kısrak sütü içildiği, arabalarının tekerleklerinin büyük olduğu, çadırlarda oturup at besiciliğiyle uğraştıkları, kurttan türeme gibi mitolojiye sahip bulundukları anlatılmıştır. Bu arada 429'dan sonra bir çok Kao-ch'e boyunun göçebeliği terkedip ziraate geçtiği, 450 yılındaki büyük törende beş büyük boylarının göğe kurban sundukları kaydı geçilmiştir.27

Töles Boyları

627 yılına kadar Baykal Gölü'nün doğusundan Karadeniz'in kuzeyine kadar ulaşan geniş sahada yaşayan diğer Türk boylarının genel adı Töles olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Orta Asya'da çok geniş bir coğrafyaya dağılmış vaziyette yaşayan Tölesler, Çin'in diğer komşularına göre en fazla boy sayısına sahip idiler. Töleslerin IV. ve V. yüzyıllarda yaşayan boyların genel ismi olan Kao-ch'e'larla aynı oldukları bilinmektedir.28

Orta Asya Türk tarihi hakkında bilgi veren Çin kaynakları, öncelikle çok fazla münasebet tesis ettikleri büyük devletlerden veya devlet haline gelememiş olmasına rağmen belirli bir siyasi güce sahip olan topluluklardan bahsetmektedir. Bunun yanında daima mümkün olduğu kadar, o zamanki büyük güce bağlı küçük kavimlere hasredilmiş epey teferruatlı bilgiler de bulunmaktadır.

Çin kaynakları dikkatlice incelendiğinde Büyük Hun İmparatorluğu'nun kuruluşundan itibaren I. Göktürk Devleti yıkılana (630) kadar bilinen kesin tarihi devrede Orta Asya'da hakim olan devletin yanında ona bağlı boyların da kendilerine ait bölümleri olduğu görülmektedir. Ancak önemli olan husus yıllıklarda devlete bağlı olan boyların önce genel bir ad altında toplanması sonra buna dahil küçük boyların isimlerinin verilmiş olmasıdır. Diğer önemli bir nokta da söz konusu bu boyların, daha çok devletin batı tarafında belirli coğrafi bölgelere ayrılarak yaşamış bulunmalarıdır.

630 yılında Doğu ve Batı Göktürklerinin Çin hakimiyetine girmeleriyle beraber bu boyların durumu çok değişik bir manzara arz etmeye başlayacaktır. Özellikle 627 yılında başlayan ve Çin kaynaklarının Töles diye adlandırdığı Türk boylarının isyanına kadar olan dönem burada değerlendirilecektir.29

Töles boyları önemli bir şekilde ilk defa kaynaklarda Juan-juan'lara saldıracak iken Göktürklerin, onları yenerek 50 bin ailesini kendilerine bağlamaları dolayısıyla geçmektedirler. Töles'lerin katılmasıyla sayılarının artması üzerine kendilerini Juan-juan'larla aynı seviyede görmeye başlamışlardı. Bunun neticesinde Juan-juan'lara evlilik teklifinde bulundular. Teklifin reddedilmesi ve kendilerine hakaret edilmesi neticesinde onlara hücum edip, büyük bir bozguna uğratarak, bu Moğol devletini ortadan kaldırmışladır.30 552 yılında meydana gelen bu hadiseden sonra Göktürkler bağımsızlıklarını ilan edip devletlerinin kurmuşlardı. Görüldüğü gibi Töleslerin, Göktürklerin devletinin kurulmasıyla çok sıkı bir münasebeti vardır.31

Henüz devletin kuruluş safhasında bile önemli rol oynayan Göktürklerin yaklaşık iki yüz yıl süren tarihleri boyunca, Töles boylarının faaliyetleri çok sık ve farklı durumlarda ortaya çıkacaktır. Göktürk tarihi boyunca Töles adıyla zikredilen bu Türk boyları hakkında Orhun Abideleri32 ve Çin kaynaklarında epey bilgi vardır. Aslında I. Göktürk Devleti döneminde Töles boyları hakkında verilen malumatın, ikincisine devreye (630-744) göre daha az olduğunu belirtmek gerekmektedir. Kaynaklar içerisinde Suei Shu, Pei Shih ve Chiou T'ang Shu'da33 müstakil Töles bölümleri vardır.

Kaynak metinlerinde de görüldüğü üzere Töles (T'ie-lo) diye adlandırılan Türk boyları grubu, Hunların neslinden geliyordu. Aslında Hunların neslinden geliyordu ifadesi çok geniş açıklamaya muhtaçtır. Çünkü, Çin'in kuzeyinde büyük bir imparatorluk kuran Hunlar, bünyelerinde Orta Asya'daki hemen bütün kavimleri toplamıştır. Bu daha sonra Çinlilerin hafızasında derin yer edinmelerine sebep olmuş ve yüzyıllar sonra dahi kurulan devletleri ve boyları Hunlara bağlamışlardır.

Tölesler kendi bölümlerinde de belirtildiği gibi, Göktürklere benzer şekilde yaşıyorlardı. Belirli bir yerde ikamet etmediklerinin yanında, dağları vadileri takip ederek yaşadıkları bildirilmiştir. Diğer taraftan bu serbest hayat tarzları neticesinde ağır ve vahşi hayat şartlarına karşı dayanıklı oldukları vurgulanmıştır. Yine Orta Asya'da yaşamış bütün Türk topluluklarının ortak özelliği olan atın üstünde ok atmada usta olduklarının söylenmesi dikkat çekici bir noktadır.

Çok kısa açıklanmış olmasına rağmen Çin'in batı sınırlarına yakın yerlerde, yani Turfan civarında yaşayan Töles gruplarının bitki yetiştirme, tarım yapma gibi işlerle uğraşmaları da Türklerin İslâmiyeti kabullerinden önce Orta Asya'da tarım yaptıklarını, bitki yetiştirdiklerini göstermesi açısından hayli enteresandır. Tarımla ve bahçecilikle uğraşmaları sonucu daha çok sığır yetiştiriyorlardı, dolayısıyla ata ihtiyaçları azdı.

Tölesler'in Göktürk tarihi içinde oynadığı rol henüz kuruluşunda bildirilmişti. Daha sonra Göktürk Devleti hızla yükselip Orta Asya'yı tamamen hakimiyeti altına aldığında yine kaynağın ifadesine göre topluca doğu ve batı kısımlarına bölünerek bağlandılar. Bu Töles kitlelerin doğudan batıya bütün Göktürk Devleti içinde yerlerini almış olduklarını göstermektedir.

Bunu Göktürk Devleti'nin kuruluşunda tamamen devletin içinde yer almalarına ve en önemli unsurlarından biri olmalarına bağlıyoruz. Bumın Kağan'ın Tölesleri 551 yılından önce mağlup edip devlete bağlayışından 600'lü yılların başlangıcına kadar Çin kaynaklarının Tölesler hakkında herhangi bir malumat verdiğine rastlamıyoruz.

603 yılında Batı Göktürklerinin kağanı Tardu'nun yenilgiye uğratılması sonucunda Töles boylarının dağılması kaydı, bunların çoğunun özellikle Altayların batısında Tanrı Dağları havalisinde yaşayanların Batı Göktürklerine bağlı olduğu fikrini ortaya çıkarmaktadır. Zaten bu tarihten sonra Töles boylarının tarihleri büyük çoklukla Batı Göktürkleri içinde gelişecektir. Ancak, Sir Tarduş, Bayırku ve benzeri boyların bunlara dahil olmadığı anlaşılmaktadır. Doğuda kalanların hepsinin 627 ve takip eden yıllarda birer müstakil siyasi güç olarak ortaya çıktıkları, Chiou T'ang Shu'daki Töles bölümünden anlaşılmaktadır.34 Söz konusu boylar aşağıda ayrı başlıklar altında incelenecek olduğundan burada sadece coğrafi dağılımlarına yer veriyoruz. Bir başka dikkat çekici husus bazı Töles boylarının ise çok küçük hatta urug35 seviyesinde olduğunun görülmesidir.

Töles boylarının coğrafi dağılımına gelince: Genel olarak baktığımızda beş ayrı bölgeye ayrıldıkları anlaşılmaktadır.36 Dolayısıyla beş farklı bölgede mütalaa etmek gerekmektedir.

Birinci bölge olarak Tola Irmağı'nın kuzeyine işaret edilmekte ve burada P'u-ku (Bugut)37 T'ung-lo (Tongra), Wei-ho,38 Bayırku (Pa-ye-ku),39 Fu-lo boylarının bulunduğu bildirilmektedir. Bu beş boy bir erkinde40 birleşmişlerdi. 648'i takiben her biri güçlenmeye başlayacaklar ve her biri müstakil erkinliklere sahip olacaklardı. Diğer taraftan bu bölge Meng-ch'en, T'u-jo-ho, Ssu-chie (İzgil)41, Hun, Hu-hsie gibi küçük kabileler (urug) de bu bölgede yaşıyorlardı ve toplam yirmi bin yetişmiş askere sahiptiler.

Metinde ikinci bölge olarak Hami (İ-wu)'nin batısı, Karaşar (Yen-ch'i)'ın kuzeyi, Pai-shan (Ak dağ)'ın etekleri42 gösterilmektedir. Burada Ch'i-pi, P'u-lo-chih, İ-shih, Su-p'o, Na-ho, Wu-kuan, Ye-shih, Yü-hi-huan ve diğer küçük kabileler oturuyorlardı ve yirmi iyi yetişmiş askere sahiptiler. Bunların 603 yılına kadar Batı Göktürklerine bağlı olduklarını tahmin ediyoruz. Tarımla ve ağaç yetiştirmekle uğraşan Töles boylarının bunlar olması da kuvvetle muhtemeldir. Coğrafi dağılımlarına bakıldığında bu grubun Çin'in batı sınırlarına en yakın olduğu anlaşılmaktadır.

Üçüncü bölge biraz daha kuzeyde Altay Dağları'nın güney batısında idi. Sir Tarduş (Hsie-yen-t'uo), Shih-p'an, Ta-ch'i ve diğerlerinin on binden fazla askerleri vardı.

Dördüncü bölge olarak Semerkand'ın kuzeyi Sır Derya (A-te Suyu-Arıs ırmağı)'nın yanında, Ho-shih, Ho-chie, Po-hu, Pi-kan, Chü-hai, Ho-pi-hsi, Ho-ts'o-su, Pa-ye-wei ve Ho-ta gibi kabileler yaşıyordu. Bunlarında otuz bin asker çıkarabilecek güçleri vardı.

Beşinci grup Töles boyları kitlesi, Hazar Denizi (Te-i Hai)'nin doğusunda yaşıyordu. San-suo-yen, Mie-ts'u, Lung-hu gibi kabileler bulunuyor ise de bunların hepsini Töles olarak saymanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Aynı devrelerde Karadeniz'in ve Hazar Denizi'nin kuzeyinde Türklerin batı gruplarına dahil Ogur boyları yaşıyordu.43

Altıncı grup Töles boyları, Bizans (Fu-lin)'ın doğusunda En-chü, A-lan, Pei-ju, Chiou-li, Fu-wen-hun ve diğerleri bulunmaktaydı. Bunların sayısı yirmi bine yakındır. Hepsinin Türk olduğu söylenememekle birlikte (mesela İran asıllı Alanlar gibi) büyük çoğunluğunun Türk olduğu ifade edilebilir. Çünkü Orhun Abidelerinde belirtildiği üzere Fu-lin (Aparum-Apa rum)44, Bizans'ın adıdır. Aynı tarihlerde Bizans'ın doğusunda Sabar Türkleri yaşıyorlardı. Bu devlet 576 yılına kadar siyasi varlığını devam ettirebilmişti.45 Bilindiği gibi bu bölgede daha sonra onların yerini Hazarlar alarak çok uzun süre varlıklarını sürdürmüşlerdi.

Ch'u-lo'nun güçten düşüp Töles boylarının temayüz etmelerine Çin karşı çıkmış ve P'ei Chü adlı devlet adamı vasıtasıyla duruma müdahale etmiştir.46 Tölesler, Göktürk Devleti'nin zayıflaması ve Tardu'nun istiklal mücadelesini kaybedişi (603) üzerine tekrar siyasi sahnede rol oynamaya başladılar. Tardu'nun mağlubiyeti ile bir ara dağılan Töles boylarının orta grubu, yani Altay Dağlarının güney-batısı ile Tanrı Dağlarının kuzeyinde yaşayanlarının, Batı Göktürk kağanı Ch'u-lo tarafından itaate alındığını söylemek mümkündür. Töleslerin güçlenip kuvvetlenmelerinden endişelenen Ch'u-lo Kağan, ağır vergilerle onların mallarını topladı. Arkasından Sir Tarduşların kendisine itaatten vazgeçeceklerini zannederek onların kabile liderlerinden yüzden fazlasını öldürttü.

Bu ağır baskılara dayanamayan Ch'i-pi'ler, erkinleri Ke-leng liderliğinde bir defasında Ch'u-lo'yu mağlup etmeyi başarabildiler. Bunun üzerine halkı tarafından "İ-wu-chen Mo-ho (Baga) Kağan" ilan edilen Ke-leng, T'an-han Dağında (Tanrı Dağlarının doğu ucu) oturmaya başladı. Sir Tarduşlar da İç erkinleri Ye-shih'yı "Küçük Kağan unvanıyla" tahta geçirdiler. Diğer taraftan Ch'u-lo'yu mağlup ettikten sonra büyümeye başlayan Baga cesarette eşsiz olduğu için halkının kalbini aşırı derecede kazanmıştı.

Neticede onun gücünden korkuya kapılan Hami, Koço, Karaşar gibi küçük devletçikler de ona bağlandı. Bu erkinin asıl ismi İ-shih-chin idi. Sonra Yen-mo dağında oturmaya başladı.

Aniden bağımsız kalan iki Töles boyu bunu uzun süre devam ettiremedi. Ch'u-lo'nun Çin'e gidip kağanlığı terk etmesinden sonra Batı Göktürklerden kağanlığını ilan eden Tardu'nun torunu She-kuei, gücünü iyice artırınca Baga ve Ye-shih, kağanlıktan vazgeçerek ona bağlandılar. Uygurların da aralarında bulunduğu altı boy ise Hsien-shu Dağı'nda oturarak Doğu Göktürk kağanı Shih-pi'ye itaat ettiler. Altay Dağlarında bulunan bütün boylar ise bunların arasında daha önce kağanlığını ilan eden İ-shih-po da vardı. En sonunda hepsi T'ung Yabgu'nun hakimiyeti altına girdiler (621'den sonra).

Genel olarak Göktürk Devleti'nin tekrar Shih-pi Kağan sayesinde eski kuvvetine kavuşmasıyla pasifize olup Doğu Göktürk Devleti'ne bağlanan Töles boylarının Tola, Kerulen ırmakları civarında oturanları, 627 yılından sonra Çin desteği ile47 isyan ettiler. Doğu Göktürk Devleti, bu isyan neticesinde iyice zayıfladı ve arkasından da kıtlık çıkınca tamamen dağıldı.48

Doğu ve Batı Göktürk Devletlerinin Çin esaretine girmesi üzerine başıboş kalan Töles boylarının çoğu Çin ile münasebet tesis ederek bağımsız denebilecek bir şekilde yaşamaya devam ettiler. En kuvvetlileri Sir Tarduşlar, Bayırku'lar, Uygurlar idi. Fakat, onların güçlenip tekrar Çin'e rakip olmaları, söz konusu boyların hareketlerini yakından dikkatlice takip eden T'ang hanedanı imparatoru T'ai-tsung tarafından önlenmiştir.

II. Göktürk Devleti'nin kuruluşuna katılılıp bağlananlar arasında da Töles adı geçmektedir. Buna göre Tölesler o zamanki merkezin doğusunda idiler.49 Burada Töles adı yukarıda işaret edildiği gibi genel bir ad değil belirli bir kabilenin adı olarak düşünülmelidir. Bu yüzden ayrı başlık altına aldık. Bilge Kağan'ın idaresine göre II. Göktürk Devleti tam anlamıyla teşekkül ettikten sonra Töles ve Tarduş halkları düzenlenmiş, yabgular onların üzerine idareci olarak gönderilmiştir.50

Uygur Devleti'nin her alanda gerçek yükselticisi olan Bayan Çor, Şine Usu Yazıtı'nda kendi ağzından hakim olduğu boyları sayarken Töleslerden başlamaktadır51

Moğolların Gizli Tarihi'nde Adargin boyu zikredilirken Baykal Gölü'nün batısında yaşayan Tooles adlı kabilenin Töles isminin devamı olduğu zannedilmektedir52

VI-X. Asırlar Arasında Orta Asya'da Yaşayan Boylar Apar (Avar)lar

Apar boyu, Orhun Yazıtlarında sadece bir yerde geçmektedir. Onda da 572 yılında Mukan Kağan öldüğünde cenazesine katılan kavimler arasında adları bildirilmektedir.53 Bunları Juan-juan'lardan farklı bir kavim oldukları ve Avrupa'da yaklaşık üç yüz yıl hüküm süren Avar İmparatorluğu'nun kaydedildiği anlaşılmaktadır. Bu boy aslında War ve Gun adlı iki Hun kabilesinden oluşuyordu.54

War-Gunların (Uar-Hun) tarih sahnesine çıkışları M.S. 350 dolaylarındadır. Juan-juan Devleti V. asrın ortalarına doğru kuvvetlenip Tanrı Dağları bölgesini tehdit eder hale gelmişti. Onların önünden çekilen Uar-Hunlar, Toharistan ve Kuşan bölgesini, Sogdiya'yı ele geçirdiler. Hatta buradan Çin'e dahi elçi gönderdiler.55 Onlara ait sikkeler de bulunmuştur. Akhun Devleti'nin kuruluşu 358'den sonra olmalıdır.

Uar-Hunlara Çinliler, Hua (Uar) diyorlardı. Kurdukları devlet Akhun, Eftalit (Heftalit) gibi isimler taşıyordu. Cürcan'daki Çol (Çöl) boyu ve Batı Göktürkleri zamanındaki Askiller, Akhun Devleti boylarından idi. Bir başka Akhun grubu Kızıl Hun (Karmir Hyon, Kermichion, Hermichion) adıyla anılmıştır. Onların Zavul adlı bir boyu orta ve güney Afganistan'da ayrı bir yerde beylik kurmuştur. Bu boy ya da boylar grubu daha sonra Kuzey Hindistan'ın ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır. Hint kaynakları onları Huna diye kaydetmiştir.56

Neticede Akhun Devleti ağılık merkezi Soğdiya, Baktriya ve Toharistan olmak üzere 558 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. Bu yılda I. Göktürk Devleti'nin batı kanadının idarecisi İstemi Yabgu ile Sasanî hükümdarı Anuşirvan'ın ortak hareketi neticesinde yıkılmıştır.57

Uar-Hun (War-Gun)'lardan bir kol ayrılıp önce Kafkaslara sonra Karadenizin kuzeyinden Orta Avrupa'ya gimişler ve orada 805 yılına kadar varlığını sürdürecek olan bir devlet kurmuşlardır. Bu devletin adı Bizans kaynaklarında açıkça yazıldığı gibi Avar idi.

Aramutlar

Haklarında fazla bilgi bulunmayan Aramutlar da Uygurlara yakın bir topluluk olarak gösterilmektedir.58

A-tie (Ediz)ler

Ediz boyunun Çin kaynaklarındaki yazılışı A-tie şeklindedir. Adı geçen boy ilk önce Töles boylarının arasında zikredilmez. Ancak, sadece bir kaynakta Semerkand'ın kuzeyinde belirtilen He-shih boyu ile A-tie'ler aynileştirilmektedir.59 Bu metinde Pei Shih ve Suei Shu vesair yerlerde gösterilen Töles Boyları listesinde kaydedilmeyen bir bilgi ile He-shih A-tie bağlantısı ortaya konulmaktadır. Bu bilgiden hareketle 603 yılından önce Ediz (A-tie) boyunun Sir Derya ırmağının kuzeyinde yaşadığı sonucuna varılabilinir. Dolayısıyla Batı Göktürk ülkesi sınırları içinde yaşıyorlardı. Fakat, bu durum oldukça enteresandır. Çünkü daha sonra Baykal Gölü'nün güneydoğusunda Tola ırmağının civarında yaşayan boylar arasında gösterilirler.60 Bu esnada yani 626 yılından önce yetişmiş asker sayıları 1700 idi.61 627 yılında aynı bölgede beraber yaşadıkları Bayırku'lar Çin ile temasa geçtiklerinde onlar da Çin'e bağlılıklarını bildirdiler. 648'den sonra onların topraklarının adı Çinliler tarafından değiştirilerek "Chi-t'ien eyaleti (chou)" oldu.62

711 yılından sonra reisleri Chia-t'ie-ssu-t'ai idaresinde tâbi olduğu II. Göktürk Devleti hükümdarı Kapgan (Mo-ch'o)'dan kaçarak Çin'deki T'ang imparatorluğuna sığındılar.63 Muhtemelen onun oğulları olan Kuang-yen ve Kuang-chin Çin imparatoru adına başarılı savaşlarda bulundu. Bu sebepten Çin imparatoru onları yüksek makamlara getirdiği gibi kendi tabiiyetine aldı.64 T'ang hanedanı adına başarılı hizmetler gördükleri için ölümlerinden sonra onlar adına Çin tarihlerinde biyografiler yazılmıştır.65

Kül Tegin, Oğuzlarla Togu Balık şehrinde savaştıktan sonra Koşulgak'ta Ediz boyu ile çarpışmıştır. Kül Tegin bu savaşta az yağız atına binerek sabırsızca hücum etmiş ve bir eri mızraklayıp, dokuz eri de kuşatarak dövmüştür. Neticede Ediz boyu halkının Koşulgak Savaşı'nda öldüğü bildirilmektedir.66 Ancak, her halde arta kalanlar olmuştur ki, 716'da Bilge kağanlık tahtına oturduğunda hakim olduğu boyların adlarını sayarken onların da adlarını zikretmektedir.67 Kemçik ırmağının Cirgak mevkiinde bulunmuş olan yazıtta da Ediz boyunun adı geçmektedir. Yazıtta söz konusu bey, Ediz urugunu, Kabay boyunu hazineci olarak almıştır.68

Azlar

697 yılında Çinliler, Türgişler ve Kırgızlar kendi aralarında II. Göktürk Devleti'ne karşı hücuma geçmek üzere anlaştıkları zaman Kırgızlar üzerine sefer tertiplenmişti. Bu seferden önce Tonyukuk, o toprakları daha iyi tanıyan bir rehber aramış ve Az boyundan birini bulmuştur. Kılavuzdan Az ülkesinin yolunun Anı ırmağı kenarında olduğunu öğrendi. Ancak yolu bir atın geçebileceği kadar dar idi. Kendisi o yoldan bir kez geçtiğini söyleyince Tonyukuk "bir atlı gitmiş olduğuna göre o yoldan yürüyebiliriz" dedi. Göktürk ordusu yürüdü ve Ak Termel ırmağını geçerek zaman kazandı. Arkasından son derece zorlu bir yolculuktan sonra Kırgızları uykuda bastılar. Bu arada kılavuz yanıldığı ya da yanlış bilgi verdiği için boğazlanarak öldürülmüştür.69

711 yılında Türgişler mağlup edildikten sonra Az halkı da düzene sokulmuştu. Onların ve Türgişlerin kağanı tayin edilen Bars Bey, Bilge ve Kül Tegin'in kız kardeşleriyle evlenmesine rağmen isyan edince üzerine ordu gönderilmiş ve hükümdarları öldürülmüştür. Kögmen ülkesi sahipsiz kalmasın diye Az ve Kırgız boyları yeniden teşkilatlandırılmıştı.70 Azların Türgişlerin kuzeyinde, Kırgızların aralarında olduğunu tahmin ediyoruz. Bolçu Savaşı'ndan sonra Türgişlerin içinde Az valisi ki, o esnada Türgiş kağanının kumandanlığını yapıyordu ve Kül Tegin tarafından yakalanmıştı (711).71

715 yılında Azlar, II. Göktürk Devleti'ne karşı isyan etmişlerdi, Kül Tegin otuz bir yaşında olduğu sırada cereyan eden savaşlarda Karlukları mağlup ettikten sonra Az boyunun üzerine yürüdü. Kara Göl'de yapılan savaşta Alp Şalçı Kır atına binen Kül Tegin, hızla Azlara saldırmış ve onların reisi İlteber'i yakaladığı halkını da mahvetmişti.72

Bayırkular

Bayırkular tarih sahnesinde ilk görüldüklerinde Tola ırmağının kuzeyinde yaşıyorlardı.73

(P'u-ku) Bugu boyunun doğu sınırlarında bulunan Bayırkular, aynı zamanda Mo-ho'ların batı komşusu olarak, Gobi çölünün kuzeyinde yeşil bozkırlarda ikamet ediyorlardı.74

Doğu Göktürk Devleti'nin 625 yılından sonra zayıflamaya yüz tutması üzerine başıboş kalan Bayırkular, P'u-ku, T'ung-lo, Hsi ve K'u-mo-hsi gibi boylarla birlikte 629 yılında Çin sarayına gelip bağlılıklarını bildirdiler.75 Ancak, bundan sonra 647 yılına kadar yaklaşık on sekiz yıl adlarından bahsedilmemektedir. Bu esnada Doğu Göktürk hakimiyeti ellerinde tutan Sir Tarduşlara bağlanmış olmalılardı.

Bu yılda yani 647'de reisleri Ch'ü-li-shih İlteber bütün boy halkıyla birlikte T'ang imparatoruna itaat etti.76 Bunun üzerine imparator onun boyunu You-ling askeri valiliği ilan etti.77 Böylece İzgil, Bugu, Tongra gibi boylarla Çin hakimiyetine girmişlerdi. Ancak, adı geçen boyların halkları 656 yılını takiben Çin idaresine karşı isyan etmişlerdi. Bunun üzerine Çin'deki T'ang imparatoru, Chang Jen-t'ai adlı generali onların yaşadıkları yere göndermiş ve reislerinin başını kesip öldürmüş, neticede kanlı bir şekilde bu ayaklanmayı bastırmıştı.78

682 yılında İlteriş Kutlug liderliğinde bağımsızlığını kazanan Göktürkler, devletlerini kurduklarında Bayırku gibi çok sayıda boy da onlara tâbi oldu.79 700'lü yılların başına gelindiğinde iktidarda bulunan Kapgan'ın sert ve acımasız idaresi yüzünden diğer Türk boyları sık sık ayaklanıyordu. 711'den sonra çıkan isyanlarda Bayırkular da görülmektedir. 710 yılında Türgi Yargun Göl'de Bayırku'lar ile Bilge ve Kül Tegin kardeşler savaştılar. İsyan eden diğer boylar gibi Bayırku'lar da Kapgan'ın zalimce idaresine karşı başkaldırmışlardı. Reisleri Ulug Erkin mağlup olunca yanındaki az sayıdaki askerle kaçıp gitmişti.80 716 yılında Kapgan Kağan, bastırdığı bir Bayırku ayaklanmasından geri dönerken söğüt ormanında onlar tarafından kurulan bir pusuya düştü ve öldürüldü.81 Onların yanında bulunan bir Çinli devlet adamı (ajan) Ho Ling-ch'üan, Kapgan'n kesik başını Çin başkentine getirmişti.82

716 yılında Bilge Kağan, kuzeyde Yir Bayırku ülkesine kadar sefer tertiplediğini bildirmektedir.83

Bütün bu faaliyetlerine rağmen Bayırkular her hangi bir siyasi kuruluş oluşturacak güç bulamadılar. Ancak, 742 yılında II. Göktürk Devleti'nin zayıflaması üzerine bağımsız kalıp tekrar Çin'le temas kurabildiler.84

Bayırkuların yaşadığı yerler güzel otlarla kaplı çayırlıklar idi. Asker sayılarının on binden fazla olduğu bildirilen bu boyun insan sayısı altmış bin çadır ile ifade edilmiştir.85 Bunun yanında iyi atlar yetiştirdikleri ve kaliteli cins demir madeni çıkardıkları belirtilmiştir. Bayırkuların yaşadığı yerden K'ang-kan deresi (ırmağı) geçiyordu. Onlar çam ağacını keserek adı geçen ırmağa atarlar üç sene86 beklettikten sonra ağaç taşlaşıp yeşilimsi bir renk alır ve bunun bulundukları yere dikerlerdi. Ataları buna ırmağın adından dolayı K'ang-kan taşı derlerdi. Bazı devlet adamları taşın yakınında ikamet ederler, çam taşlaştıktan sonra onlar için abide olurdu. İnsanları ağaç ayak (kabı) takarlar ve buz üzerine koyarak geyik avlarlar. Ekin ekme işine az oranda yapan Bayırkuların gelenekleri büyük oranda Töles boyları ile aynı idi. Ancak, dillerinde çok az farklılıklar bulunuyordu.87

Basmılların Çince transkripsiyonu Pa-hsi-mi'dir. Yaşadıkları toprakların bir diğer adı Pi-la Ülkesi idi. 603 yılı dolaylarında bildirilen Töles boyları arasında gösterilmezler.88 Buna rağmen yine de Suei hanedanı devrinde (581-617) Turfan'ın kuzeyi, Baykal Gölü'nün güneyi Kırgızların güneydoğusunda dağınık halde yaşadıkları ifade edilmişti. Tun-huang'a 9 bin li (yaklaşık 4500 km) mesafede oldukları da vurgulanmıştır. O sıralarda hane sayıları iki binden fazla idi.89

Çin ile ancak 649 yılında ilk siyasi temaslarını kurabildiler. Herhalde bundan önce Sir Tarduşlara bağlı idiler. Bulundukları yere göre bu karara varabiliyoruz. Bu esnada başlarında Tou-mao Tarkan Fei-lo-ch'a bulunuyordu.90 Ondan da önce Göktürk kağanlığına tâbi olarak yaşıyorlardı. Bilge Kağan yirmi yaşında iken yani 703 yılında Basmılların üzerine bir sefer düzenlediğini bildirmektedir. Basmılların reisi Iduk Kut, vergisini ödememiş, bunun üzerine Bilge onları yenip yeniden devlete olan yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamıştı.91

Enteresan olan bir başka nokta Çin kaynaklarının 742 yılına kadar bir daha adlarından bahsetmemeleridir. Bu durum fazla askeri güce sahip olmadıkları ve Çin'e nazaran uzakta bulundukları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu yılda iyice kuvvetlenmişlerdi ki, bu yüzden Uygurlar ile ittifak yaparak Göktürk kağanı Ozmış'ı öldürdüler.92 Bundan sonra onların reisi A-shih-na Ho-la Bilge Kağan oldu.93 Yardım talebinde bulunmak için Çin'e elçi gönderip teşekkür etti. Karşılığında Çin imparatoru Hsüan-tsung ona mor sivil elbise, altın süslerle işlemeli kemer ve balık heybesi sundu. Ancak, aradan üç sene geçmeden Karluklar ve Uygurlar tarafından mağlup edildi. Yenilgiden sonra Turfan'a kaçan Basmıl reisi sonra Çin başkenti Ch'ang-an'a sığındı. T'ang hanedanı imparatoru ona sol muhafızları generalliği unvanını tevcih etti. Geride kalan insanları ise Uygur Kağanlığı'na tâbi oldu.94

Basmılların adı Şine Usu Yazıtı'nda da beş yerde taşa kazınmıştır. 747'de Uygurların kağanı olan Bayan Çor (Mo-yen Ch'o), diğer unvanı Tengride Bolmış İl-etmiş Bilge Kağan kuzeydeki ve batıdaki kavimlerle savaşırken, Basmıllar düşman olup onun merkezine doğru hareket etmişler, kağan onları ilk etapta durduramamıştı.95

Çünkü, o sırada Karluk ve Türgişlerle savaşıyordu.96 Daha sonra muhtemelen 9. ayda mağlup etmiştir.97 Bundan sonra ikinci kez onlarla savaşan Bayan Çor, güçlerini tamamen azaltmıştır.98

Basmılların adı XI. yüzyılda yeniden tarih sahnesinde görülmektedir. Özellikle Doğu Karahanlılar zamanında iki defa adlarından bahsedilir. Adı açıklanmayan Doğu Karahanlı hükümdarı Basmıl ve Çomullar üzerine sefer düzenleyip onları mağlup etmiştir.99

Yine Kaşgarlının zikrettiği ikinci Basmıl seferi yine aynı asrın ikinci yarısında Müslümanların yardım çağrısı üzerine Karahanlı ileri gelenlerinden Arslan Tegin tarafından kırk bin kişilik ordu ile önce İli ırmağını arkasından Yamar (Emil) ırmağını geçerek Yabaku reislerinden Büge Budraç kumandasındaki yedi yüzbin gayrimüslim askere karşı tertiplenmiştir. Yedi yüzbin sayısı abartılı olmalıdır. Fakat, neticede Arslan Tegin, Yabaku ve Basmıllara karşı büyük bir zafer kazanmıştır.100 Yine aynı asırda Çin'in kuzey batısındaki Ordos-Alaşan bölgesinde Basmıl boyunun adı geçmektedir.101

Basmıllar sağlam yapılı sağlıklı enerjik insanlar idi. Ayrıca cesur oldukları vurgulanmıştır. Avcılık ve nişancılıkta çok usta idiler. Ülkeleri çok karlı olduğu için tahtadan at yaparlar, karların üzerinde hızla kayarak geyikleri takip ederlerdi. Onun elbisesi zırha (kalkan) benzer ve başı yüksektir; altına at derisinden kıl elbise (parça) koyarlar (yapıştırırlar); karın üzerine koyarlar. ağaç ayakkabı gibi ayaklarının altına bağlarlardı.

Eğer bayır aşağı ise üzerinde ilerleyerek geyikleri takip ederler, şayet düz arazide ise geyiğe doğru sopaların yardımıyla ilerlerler; aynı kayık gibi, yokuş yukarı ise elleri ile tırmanırlardı. Her avda yakalanan geyikler eve götürülüp yenilir. Sonra yerlerini değiştirirler. Başka bir yere göç ederler. Huş (kayın) ağacının kabuklarından yapılmış evlerde otururlar. Kocalar saçlarını keserler ve kayın ağacı kabuğundan şapka yaparlardı.102

Bulaklar

Kaynaklarda Bulakların menşei konusunda farklı kayıtlar bulunmaktadır. Yağmalardan bir kol olup sonradan Dokuz Oğuzlarla karıştıkları bildirilirken103 diğer taraftan Mervezî'de Karlukların bir boyu olduğuna işaret edilmiştir. 104 Divan-u Lugat-it Türk'te de Bulaklar hakkında bilgi bulunmaktadır. Bu eserde verilen bilgiye göre onların bir başka adı Elke Bulak'tır. Kıpçaklar tarafından esir alındılarsa da Ulu Tanrı onları Kıpçaklardan kurtarmıştır.105 Bulakların menşeyini tayin etmek zor ise XI yy. ortalarından Yukarı Çu boylarında ve Balkaş'ın batısında yaşadıkları tahmin edilebilir. 106

Çaruklar

Kaşgarlı Mahmud'a göre bu boy Kaşgar'ın doğusundaki Uygur sınırında oturuyordu. Oturdukları yerin adı Barçuk (Maral Başı) idi.107
Diğer taraftan Çaruklug adlı bir kabilenin de mevcut olup bunun Oğuzlara mensup olduğu bildirilmektedir108

Ch'i-piler

Bu boy ilk defa 603 yılı dolaylarında tarih sahnesinde belirmektedir. Söz konusu Ch'i-pi boyu o esnada Hami'nin güneybatısında, Karaşar'ın kuzeyinde Tanrı Dağlarının Aktag denen bölgesindeki eteklere yakın yerde oturuyorlardı. Aynı bölgelerde P'u-lo-chih, İ-shih, Su-po, Na-ho, Wu-hu, Ye-shih ve Yü-ni-hu gibi boylar da vardı. Hepsi birlikte yirmi bin asker çıkarabilecek güce sahiptiler. 109

598 yılından sonra gelişen olaylar ve Göktürk-Çin savaşlarının uzun sürmesi, Doğu Göktürk Devleti idarecilerinin eski kuvvetlerini toplama yönünde önemli adımlar atmaları, Suei İmparatorluğu'nu Töles boylarını isyana teşvike sevk etmişti. Neticede Doğu ve Batı Göktürk Devletleri zayıflayarak hükümdarlarını kaybettiler. Batı Göktürk Devleti'nin başında Ch'u-lo, kağan olarak göründü.110 Adı geçen kağanın zalimce idaresi ağır vergiler toplaması sakinleşen Töles boylarının baş kaldırmasına yol açtı. Özellikle boy reislerinin birkaç yüzünün sebepsiz yere öldürülmesi isyanın patlak vermesine sebep oldu (604). İşte söz konusu bu boylar arasında Ch'i-pi'ler önde geliyordu. İlteber unvanlı onların reisi Ko-leng, Ch'u-lo'yu mağlup edip T'an-han (Tafgan) dağında Baga Kağan unvanıyla ikamete başladı. Adı geçen kağan cesarette emsalsiz olduğu için halkının kalbini fevkalade kazanmıştı. Üstelik Karaşar, Hami, Turfan gibi şehir devletçiklerinin hepsi ona itaat etti.111

O ölünce yerine oğlu He-li saltanatı devam ettirdi. 632 yılında Doğu Göktürk Devleti yıkılıp Batı Göktürkleri de iç karışıklıklarına sürüklenince ortaya çıkan boşluktan istifade eden Ch'i-pi'ler, Çin ile temas siyasi kurdular. T'ang hanedanı imparatoru onları Kansu'daki Kan ile Liang arasında bir bölgeye yerleştirdi ve topraklarına Yü-hsi eyaleti adı verildi.

653 yılında Çinliler, onları siyasi olarak kendi imparatorluk sınırlarından dışarı tutarak, Doğu Göktürk ülkesinde kurulan Yen-jan, büyük genel askerî valiliğine dahil edip, Ho-lan askeri valiliği yaptılar. Reisleri Ho-li, Çin adına bir çok savaşta başarı kazandı. Onun soyunun oturduğu yerlere 701 yılında Chen-wu bölgesi de ilave edilmiştir. 112 Geyiğin derisinden elbise yaparlar. Topraklarındaki yosunları yerlerdi. Ağaçlardan ev yaparlar, asil olan olmayan hepsi bu evlerin içinde otururdu.113

Çigiller

X. asırdan önce Karlukların bir boyu iken bu asırda müstakil bir boy olarak görülen Çigiller, Issık Göl'ün kuzeyinde yaşıyorlardı. Bir kısmı da Taraz'a bir bağırım mesafede Çigil adlı şehirde yaşıyordu. Aslında onların şehri hakkında Karluk-Çigil arasında olduğu, mamur ve zengin, İslam sınırına yakın tacirlerinin de bulunduğu şeklinde kayıt bulunmaktadır.

Bazılarının güneşe ve yıldızlara taptığına işaret edilmiştir. 114 985'te yazılan Mukaddesî'nin eserine göre ise Çigil surları olan küçük bir şehirdi ayrıca camisi ve de çarşısı mevcuttur.115

Daha sonraları Çiğiller üç kola ayrılmışlardı. Eski hayat tarzını devam ettirenler, Kuyaş'ta, bir kolu Toroz (Tolos) yakınındaki kasabada yaşarken, diğer bir grup da İli civarında oturuyordu.116 Oğuzlarla Çiğiller sürekli savaşırlardı.

XI. yüzyılın ikinci yarısında da Maveraünnehir'de yaşayan Çiğiller vardı. Bu Çiğiller Karahanlı ordusunun esas nüvesini teşkil ediyordu.
Daha sonra onların reisi Aynud-devle Selçuklu tabiyetine girmiş ise de umduğunu bulamadığı için ayrılmış, aynı yılda Semerkand'a çağırdığı Karahanlı prensi Yakub tarafından öldürülmüştür.117

Kaynaklarda kalabalık ve varlıklı bir boy olarak gösterilen Çiğillerin iyi huylu, cana yakın, iyilik seven insanlar oldukları anlatılmıştır. Hatta İran edebiyatında dahi bu meziyetleri ile tanınmışlardı.118

DLT'de Oğuzlar ile Çiğiller arasında sürekli bir düşmanlıktan bahis vardır.119

Diğer taraftan Şine Usu Yazıtı'nın güney cephesinin 11. satırında Çiğil Tutuk adlı bir devlet adamının adı geçmektedir.120

Çikler

Kitabelerde 709 yılında ilk defa adlarından bahsedilen Çikler, Kırgızlarla yakın bölgede Yenisey civarında yaşıyorlardı. Bilge Kağan, onlar üzerine sefer tertiplemiş ve Örpen adlı mevkide savaşmıştı. Neticede devlete bağlanmışlardır.121

II. Göktürk Devleti'nin yerine kurulan Uygur Kaganlığının da hükümdarı olan Bayan Çor (Mo-yen Çor) 750 yılında Çiklerin üzerine yürüdü. İkinci ayın on dördünde Kem Irmağı'nın kenarında onlarla savaşmıştır.122 751 ve takip eden zaman sürecinde bu sefer bir tutuku kumandasında bir ordu gönderdi.123 Neticede Çiklerin ülkesinde ileri karakollar kuran Bayan Çor, bu bölgeyi tamamen kendine bağlamayı başarmıştır. Hatta onların üzerine tutuk, ışbara, tarkanlar tayin etmiştir.124 Diğer yandan X. asırda ortaya çıkan İrtiş Irmağı civarındaki Kimeklerin, Çiklerin devamı olduğu düşünülmüştür125

Ezgişler

On Oklara mensup olan topluluklardan gösterilen bu boy Fergana bölgesinde yaşıyordu. X. yüzyılda Balasagun'un batısındaki ordu-kasaba ve yöresinde yaşayan Türkmenler, Issık Göl'ün güneybatısında oturan Barsganlar ve Fergana ile Özkend'de yerleşmiş bulunan Ezgişlerin de On Oklardan olduğu düşünülebilir.126 Ancak, haklarında fazla bilgi yoktur.

Halaçlar

Halaç adı tarih sahnesinde 886 yılından önce çıkmıştır. Daha doğrusu bu onların ilk görünüşleridir. Taraz'dan Yukarı Barshan'a giden yolun üzerindeki konaklar hakkında bilgi verilirken Cermiyye (Keşra Bas) denilen yerde Karlukların kışladıklarını, Halaçların da Karlukların yakınında bulunduğu İbn Hurdadbih tarafından bildirilmiştir. Daha sonra yine Türk illerinden söz edilirken artık Halaçların Ceyhun ırmağının Horasan tarafında olduklarından bahsedilir.127 Demek ki, bir kısım Halaç, Taraz'da kalırken önemli bir kitle Horasan'a geçmiştir. Horasan'dan güneye doğru ilerleyen Halaçlar, Sistan'a inerek orada yurt tuttular. Gazneliler ve Gorluların tabiyetine girdikten sonra Türk Delhi Sultanlığı devrinde de mühim roller oynadılar. 1290 yılında bu devletin 1320 yılına kadar parlak bir devir yaşamasına sebep oldular. 128

Hu-hsieler

Hun'lar gibi doğudaki Töles boyları grubu içinde yer alan Hu-hsie'ler, yirmi bin asker çıkaran birliğin içinde yer alıyordu.129 627'den sonra Hu-hsie'ler ise Tongra boyunun kuzeyinde bulunup on bin yetişmiş askerleri mevcut olduğu bildirilmiştir. 130 Halbuki iki kabileden müteşekkil olup birlikte oturdukları ve yetişmiş asker sayılarının yedi bin olduğu ifade edilmiştir.131

En doğudaki Töles boylarının küçükleri olan Hunlar, 603 yılı dolaylarında Tola ırmağı civarında bulunuyorlardı. Yanlarında Meng-ch'en, T'u-ju-ho, İzgil (Ssu-chie), Hu-hsie gibi yine küçük boylar yaşıyorlardı.132 Töles boylarının en güneyinde olanı Hunlar idi. Bunlar 630 yılında reisleri ilteber unvanlı A-t'an-chih liderliğinde Çin İmparatoruna bağlılığını sundu. 647'de Sir Tarduşlar tamamen Çin'e itaat etti. Onların toprakları Kao-lan askerî valiliği adını aldı. Daha sonra doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.133

Kanglılar

Kanglıların adı 1200'lü yıllarda açıkça tarih sahnesinde görülmektedir. Anlaşıldığına göre bunlar Kıpçakların bir kolu idi. Kao-ch'e bahsinde konuyu detayı ile ele almıştık Aral Gölü'nün kuzeyinde yaşıyorlardı.134 Kaşgarlı Mahmud, Kanglı adlı bir Kıpçak başbuğundan bahsetmektedir135

Karluklar

Tarih sahnesinde ilk göründükleri sırada Karlukların, Altay Dağlarının batısında Pu-ku-chen suyu kenarında bulunduklar gösterilmektedir.136 Burası onların ilk yurtları olmayabilir. Ancak, 630 yılından önce Karlukların yaşadığı bölge konusunda bize fikir vermektedir.

Bilindiği gibi 627 yılını takiben Doğu Göktürk ülkesinde büyük bir boylar kalkışması hareketi oldu. O sırada Batı Göktürk ülkesi hükümdarı T'ung Yabgu'ya bağlı olan Sir Tarduşlar en kuvvetli boy idi. T'ung Yabgu ile anlaşamayan Sir Tarduşlar, Doğu Göktürk ülkesine göç ederek İl Kagan'a tâbi olunca,137 Tanrı Dağlarının kuzeyi boşaldı. Belki de bu yüzden daha kuzeyde Altayların güney eteklerinde yaşayan Karluklar, ortaya çıkan fırsatı değerlendirip kuvvetlendiler.

Karluklar için bir dikkat çekici özellik, 605 yılı dolaylarına ait Töles boyları listesinde adlarından bahsedilmemesidir. Yani Karluklar, Töles grubuna dahil edilmemiş olup, Göktürk hanedanına yakın boylardan biri şeklinde gösterilmiştir. Altay Dağlarının güney etekleri Göktürklerin tarih sahnesine kesin olarak ilk çıktıkları yerdir. Karlukların da ilk zikredildikleri bölge orasıdır. Dolayısıyla Karluklar, Göktürklere yakın, en azından akraba bir boydur. Üstelik, Karluklar, Töles boyları arasında değil, Türgişler gibi Göktürk hanedanından gösterilirler.138 Neticede Karlukların Göktürklerin bir kolu olduğunu söylemek de mümkündür.

Bu sırada üç kabileye ayrılıyorlardı: Mou-ts'e (Mou-luo), ikincisi Ch'ih-ssu (P'o-fu), üçüncüsü T'a-shih-li idi. Yukarıda belirttiğimiz gibi Altayların batısı Beşbalık'ın kuzeybatısı, Pu-ku-chen Suyu'nun kenarında To-ta-ling'de yaşıyorlardı.139

Karluklar, 627 yılından sonra bağlı oldukları Batı Göktürk Devleti'nin hükümdarı T'ung Yabgu'ya isyan ettiler.140 Bu esnada Batı Göktürklerinin önemli boylarından biri olduğuna işaret edilen Karlukların baş kaldırması çok kuvvetli bir durumda olan T'ung Yabgu'nun gücünü sarstığı zayıflamasına yol açtığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır.141

Kaynaklarda Karluk adına bundan sonra 648 yılına kadar rastlanmaz. Doğu Göktürk ülkesine Sir Tarduşların 646'ya kadar hakim olmaları, Batı Göktürk ülkesinde hanedandan gelen beylerin birbirleriyle taht için mücadele etmeleri, Karlukları Çin'in dikkatinden kaçırmıştır. 648 yılından sonra Göktürk hanedanından gelen Ch'e-pi sığındığı Altay dağlarının kuzeyinden kuvvetlenerek çıkmış ve etrafındaki boyları kendine bağlamaya başlamıştı. Daha sonra Çinliler Orta Asya'da hiçbir gücün büyüyüp, kendilerine rakip olmalarına izin vermek istemediklerinden harekete geçtiler. Ch'e-pi'nin kendilerine bağlanmasını reddedince gönderdikleri elçilerden Han Hua, Karlukları kendi tarafına çekerek onu ortadan kaldırmak istedi. Arkasından Karlukların reisi Ni-shu Kül İlteber ve Ch'u-mu-k'un'ların erkini Bagatur da Ch'e-pi'yi terkedip, Çin ordusunun tarafına geçtiler. Çin, Uygur, Bugu, Karluk ve Ch'u-mu-k'un'lardan müteşekkil ordu A-hsi Dağına ulaştı. Rakiplerinden korkmayan Ch'e-pi, kendisine bağlı olan bütün halkı savaşa davet etti. Ancak, hiç kimse savaşmak istemeyince yanına hatununu ve birkaç yüz süvari alarak Altay Dağlarına kaçtı. Fakat, Çinliler onu takip ederek yakaladılar. Başkent Ch'ang-an'a getirerek imparatora sundular; ancak öldürülmeyip hayatı bağışlandı.142

Arkasından Çin bu ülke coğrafyasında yaşayan bütün boylarla doğrudan temasa geçti. Boy idarecilerine Çince unvanlar verildiğinde boyların yaşadığı yerlerde de askerî valilikler kurulduğunda143 Karluklar da teşekkül halinde bulundukları üç boy ile Çin'deki T'ang İmparatoruna bağlandılar. Akabinde 657 yılında Çinliler Mou-luo kabilesine Yin-shan askerî valiliği, Ch'i-ssu kabilesine ise Hsüan-ch'ih askerî valiliği adı verildi. Sonradan Ch'ih-ssu boyu bölündü ve Chin-fu eyaleti kuruldu. Adı geçen Karluk boylarının reisleri ise askerî vali (Tu-tu) tayin edildiler. Daha sonra söz konusu kabilelerin üçü de güneye doğru hareket etti. Vardıkları yer muhtemelen Tanrı Dağları silsileleri idi. Epey kuvvetli hale gelmiş olmalılardı ki; onlar hakkında "Batı Göktürk ve diğer küçük devletler onlardan korkar hale gelmişti" ifadesi vardır.144 Bundan sonra "Üç Kabile Yabguluğu" unvanını aldılar. Bu unvan onların siyasî ve askerî bakımdan oldukça kuvvetlendiklerini göstermektedir.

Her ne kadar Karluklar, Ch'e-pi ihanet edip Çinlilerin tarafına geçtiler ve daha sonra onlardan unvanlar aldılarsa da bazı gruplarının ayrı hareket ettiği müşahede edilmektedir. Şöyle ki, 650'den sonra Çin'e karşı isyan eden Batı Göktürk beyi A-shih-na Ho-lu'ya bağlı boylar arasında Karlukları görmemiz mümkündür.145

Ch'u-yüe, Ch'u-mi, Ku-su ve Nu-shih-pi'ler gibi Karluklar da Batı Göktürk Devleti'nin doğu tarafında yer almışlardı. A-shih-na Ho-lu, 652'de Karluk ve benzeri boylarla Turfan'ı işgal etmişti.146 Bu boylar 654 yılında Çin ordusu kumandanı Liang Chien-fang ve Uygurlar tarafından mağlup edildiler.147 Az önce de belirttiğimiz gibi 657 yılı Karlukların tam olarak Çin'e itaat ettiği tarihtir. Belki de artık en az dört ayrı kola bölündükten sonra bir daha birleşemeyip, güçlenmediler.148

Çin İmparatoru Kao Tsung, 666 yılında kendi ülkesindeki kutsal T'ai Dağına ibadet etmeye gittiği sırada Karlukların reisi Ch'i-li Tudun ve otuzdan fazla boy reisi de yanında bulunuyordu.

Bu boy reislerinin hepsinin törene katılması Çin imparatoru tarafından memnuniyetle karşılanmış, bundan dolayı tören yazıtına isimleri yazılmıştı.149

Bu tarihten sonra çok uzun sayılabilecek bir süre Karlukların adına Çin kaynaklarında rastlanmaz. Ancak, 711 yılında Çin'e elçi göndermelerinden bahsedilir. Yaklaşık 46 yıllık devrede Karluklar nerede oldu ve ne yaptı şeklindeki bir soruya herhalde onların 682'de kurulan II. Göktürk Devleti'ne itaat ettikleri yönünde cevap vermek mümkündür.

708 yılından sonra Çinlilerin tahriki ve özellikle Kapgan Kagan'ın zalimce idaresi yüzünden çok sayıda boy bağlı oldukları II. Göktürk Devleti'ne karşı isyan etmeye başlamışlardı. İşte bunlardan birinde 711 yılında hem Kapgan'a başkaldırdıkları gibi hem de Çin ile temas ettiler. 714 yılının 7. ayında bazı Türgiş kabileleri (On Ok-On Kabile)150 ile birlikte Karluklar da Çin'e bağlılıklarını bildirmişlerdi.

Chiou-pi-she She-po-lo başkanlığındaki 12 kişilik heyet Liang-chou'da Çin imparatoruna vassal olmuşlardı.151 Bu olaya kızan Kapgan Kagan, onların yaşadığı bölgeleri yağmaladı.152 715 yılının 1. ayında Karluklar, Pei Ta-kan (Tarkan) adlı önemli bir devlet adamlarını göndermişlerdi. Karşılığında Çin imparatoru da ona "gerçekten cesur ve Ko bölgesi prensliği" gibi unvanlar verdikten sonra sarı ve mor renkteki balık şeklinde bir para çantasını hediye olarak verdi. Bütün dostça gelişen Karluk-Çin münasebetlerinin neticesinde üç ay sonra üç Karluk boyunun bir grubu bütün ahalisiyle T'ang imparatoruna iltica etti.153 Tabii ki, Çinliler kendilerine sığınanları menfaatleri doğrultusunda kullanacaktı. Karlukları A-shih-na Hsien isimli bir Göktürk beyi kumandasında Türgişlerin üzerine gönderdiler. Ancak, Türgişler kendilerini başarı ile savundu (719'a kadar). Sonra Karluklar, Kapgan Kagan'ın Azların üzerine tertip ettiği sefer sırasında Karagöl'de ona karşı hücumda bulundular. 715 yılında Tamıg Iduk Baş'ta yine Göktürklere saldırdılar. Kül Tegin'in üstün başarılar gösterdiği savaşta Karluklar ağır bir bozguna uğradılar154 ve bu yüzden 4. ayda tekrar gidip Çin'e bağlandılar.155 Ağır darbeler alan Karluklara, T'ang hanedanı ve onlara sığınan Göktürk beyi A-shih-na Hsien yardım etmeye çalıştılar. 156 Karlukların, II. Göktürk Devleti'ne karşı ayaklanmaları durmak bilmiyordu. 716'da Kül Tegin bir defa daha Karagöl'de Karlukları mağlup etti.

Kapgan'ın 716 yılında ölümü üzerine onun idaresi de son bulmasına rağmen Çinlilerin tahrikleri neticesinde isyanlar sürüyordu. 720'de yapıldığı tahmin edilen savaşta Karluklarla Göktürkler arasında Çin'e yakın yerlerde çarpışmalar meydana geldiğinde Tudun Yamtar'ın idare ettiği Göktürk ordusu Karlukları bir kez daha yendi.157 Bu hadiseden 742'ye kadar Göktürklerle Karluklar arasında bir çatışma olduğu ifade edilmemektedir. Çin hesabına başka varlık gösteremeyen Karluklar'dan İ-nan-ch'u Pei, 728 yılının 9. ayında Türgişlerden yüksek düzeyde bir memurla Çin sarayına gitmişlerdi. Sarayda Karlukların reisine de generallik unvanı verildiği gibi, mor elbiseler ve gümüş süslü kemerler hediye edildi.158

Bilindiği gibi 734'te Bilge Kagan'ın ölümünden sonra II. Göktürk Devleti gerilemeye yüz tutmuş, kısa zamanda başa geçen kağanların yetersizliği sebebiyle devlet idaresi çatırdamıştı. Dolayısıyla sayı ve nüfuz bakımından kuvvetli olan boylar hareketlenmeye başladı. Bunlardan biri Karluklar, diğer ikisi Basmıllar ve Uygurlar idi. Üç boy devlet adamlarının birbiri ile mücadele ettiği II. Göktürk Devleti'ne karşı isyan edip kağan Ku-tuo'yu öldürdüler. Zafer kazanıldıktan sonra ittifakla Basmılların reisi Hsie-hsie-chih'yı kağanlık makamına oturttular. Uygurlar, doğu (Sol) kanat yabguluğunu alırken, Karluklar (Sağ) batı yabgusu olmuşlardı. Uğradıkları bozguna rağmen Göktürkler tamamen yok olmamışlar ve Wu-su-mi-shih'yı kağan seçmişlerdi. Çinliler Wang Chung-ssu'yı göndererek, Göktürklerin arta kalanlarını yok etmeye çalıştılar. Adı geçen Çinli general, Karluklar, Uygurlar ve Basmılları saldırtarak, 744'te tamamen Göktürkleri ortadan kaldırttı.159

Bu arada Uygurlar, Çinlilerle özel (gizli) olarak temasa geçmiş ve ardından Karluklarla birleşerek Basmıl Kagan'ı Hsie-hsie-chih'yı öldürmüşlerdi. Neticede Karluklar Sol Yabguluğu yani daha yüksek mertebe olan kesimi teşkil ettiler.160 Üstelik Uygur Devleti'nin öncü kuvvetini meydana getiriyorlardı.161

Uygur-Karluk dostluğu daha fazla devam etmedi. Altaylarda oturan Karluk grubu, Uygurlara saldırmaya niyetlenince 746-747 yılında mağlup edildiler ve batıda Türgişlerin bölgesine kaçtılar.162 751 yılında Bolçu'da bir kere daha Uygurların hükümdarı Bayan Çor'un baskınına maruz kaldılar.163 Arkasından Basmıllarla anlaşan Karluklar, yine Uygurlara savaş açtılarsa da netice alamadılar.164 Daha sonra Türgişler ve Karluklar tekrar hücuma kalktılar. Fakat, Bayan Çor Kagan, Basmıl ve Karlukları Yogra Yarış'ta yenmeyi başardı.165 Buna rağmen bazı kişiler kaçıp Karluklara sığınınca166 bir savaş daha olmuş, nihayet başsız kalanlar Türgişlere sığınmışlardı.167

Bunun sonrasında Uygurlarla Karluklar arasında son bir savaş daha cereyan etmiş, Karluklar bir daha onların karşısına çıkamamışlardı.168 Bahsettiğimiz son savaşların kesin tarihini tesbit etmek mümkün değil ise de bunların 751-759 arasında olduğunu söylemek imkanımız vardır. Çünkü bilindiği gibi Şine Usu Yazıtı Bayan Çor adına 759 yılında dikilmiştir.

Her ne kadar Uygur Devleti'ne itaat etseler de daha başlangıçta 746 yılının 10. ayında Tun-a-pao-i-chien Çor'u elçi göndererek, Çin'le ilişkilerini sürdüyordu.169 751 yılının 3. ve 11. aylarında yine elçi gönderdiler.170 Dolayısıyla Karluklar, Uygurlarla mücadele ederken Çinle bağımsız ilişkilerini koruyorlardı.

Belki T'ang hanedanıyla olan dostluklarını göstermek için 753 yılı Tun Bilge, 9. ayda, T'ang imparatoruna karşı isyan edip kendilerine sığınan Göktürk lideri olan A-pu-ssu'yu yakalayıp Çin sarayına sundu. Karşılığında İmparator da onlara bir fermanla yüksek Çin unvanlarını takdim etti. Aynı yılın 12. ayında Karluklar kendi memleketlerinin mahsullerini sunmak için elçi göndermişler, karşılığında Çinliler de 754 yılının 5. ayında bir mektup yollamışlardır.171

Bundan sonra ancak, 791 yılında Çin kaynaklarında Karluklara ait bilgi vardır. Bu kayda göre Tibetlilerle ittifak yapan Karluklar, birlikte Kagan Stupa (Beşbalık'ın kuzeyi)'yı aldılar. Zaten artık Onların Çinlilerle komşuluğu kalmamıştır.172 11. ve 12. asırlarda Kuku Nor civarında görülen Karluk bakiyelerinin bunlar olduğu sanılmaktadır.173

Türgişlerin, batıda zayıflayıp yıkılışa gitmeleri üzerine onların bıraktığı boşluğu Karluklar doldurmaya başladı. 712 yılında Kapgan, Batı Göktürk ülkesine doğru yaptığı seferde Sarı Türgiş siyasî birliğine ağır bir darbe vurmuştur. Altayların güneyindeki Karluklar da yavaş yavaş güneye doğru kaydılar. Bu arada 716'da Karagöl'de Kül Tegin'in hücumuna maruz kalmışlardı. Karluklar, buna rağmen Tokmak civarına yerleştiler ve Türgişlerle işbirliğine gittiler. Neticede iki Türgiş devleti ortaya çıktı. Biri Tokmak'ta diğeri 717'de Talas'ta kurulan Kara Türgiş devleti idi.174

Taşkent'te idarecisi Batı Göktürk hanedanından gelen ve Tudun unvanını taşıyan devlet kuzeyde Sır Derya kıyısındaki Kara Türgiş devletiyle 740'tan sonra çatışmaya başladığında doğudaki Karlukları kendine müttefik yaptı ve üstünlük sağladı. Neticede Taşkent'te İ-nai-t'ou-tu-ch'iu-le idaresinde yeni bir siyasî birlik kuruldu. Yeni kurulan devlette Karluklar da görev almışlar ve Yabgu olmuşlardı. Ancak, çok geçmeden Taşkent şehir devletçiği Çin'in vassalı olduğunu kabul etti. 175

751 senesinde Orta Asya tarihinin akışını değiştirecek bir hadise meydana geldi. T'ang imparatoru adına Doğu Türkistan'ı idare eden Kao Hsien-ch'ih, Taşkent Tudununu hapse attı. Tudun oğlu batıdaki diğer devletçiklere kaçarak durumu anlattı. Bunun üzerine Doğu Türkistan'ı Çin'in elinden kurtarmak için Arap kuvvetlerini ikna ettiler. Akabinde adı geçen Çinli vali yaklaşık 350 km.lik bir yürüyüşten sonra Talas şehrine yaklaştı. Atlah denilen mevkide Arap ordularıyla Çin ordusu beş gün süren bir savaş yaptılar (temmuz 751). İşte bu çarpışmaların şiddetli anında Issık Göl Karlukları, Arapların tarafını tutarak Çin'e karşı cephe aldılar. Neticede önden ve arkadan saldırıya maruz kalan Çin ordusu yenilip geri çekildi. 176

Bundan sonra serbest kalan Tanrı Dağlarının kuzey silsileleri Issık Göl tarafları ardından Talas Seyhun boylarına doğru Karluk grupları yayıldı. Ağırlık merkezleri artık Batı Türkistan idi. Tokmak, Evliya-ata ve diğer şehirleri ele geçirdiler. 766'ya doğru bir Karluk Devleti kuruldu.177

Bu arada Toharistan'da 710 yılından itibaren Karluk ismi İslâm kaynaklarında görülür. Söz konusu tarihte Bedehşan'da oturup Kuteybe tarafından öldürülen Eftalit Tarkan'ı Neyzek'in emrinde bir Karluk yabgusundan söz edilmektedir. 737'de de Arap kumandanı Esed'in faaliyetleri dolayısıyla bir Karluk yabgusundan bahis vardır. Ona mağlup olan Türgiş kağanı Su-lu, Toharistan'a giderek Karluk yabgusunun yanına sığındı. 809 yılında Feyzabad yakınındaki Vascirt adlı yerde Karlukların varlığı bilinmektedir. X. asırda İbn Rüsteh, Amu Derya'nın kollarından Vahşab civarında Karlukların yaşadığını zikretmektedir. Hududül-alem'de ise Karlukların Hilend ve Belh'e kadar yayıldıkları bildirilmektedir. XII. asırdaki olaylarda Buhara Karlukları, Karahanlı Devleti adları geçer ve Çağaniyan ile Tirmiz, Nahşab, Kiş'de Karluklar Batı Karahanlı hükümdaları ile savaştılar. Celaleddin Harezmşah, Gazne'ye geldiğinde karşısında yine Karlukları bulmuştur. Onların reisi Seyfeddin Hasan kendisine itaat etmişti. O Moğollardan kaçarken topraklarının bir kısmını Seyfeddin Hasan'a bıraktı. Aynı asrın sonunda onların Belh ve Tirmiz'e kaydıkları anlaşılmaktadır.178

Çin'in Tanrı Dağları civarından elini çekmesi, bu havalide ve kuzeyde yaşayan boyların işine yaradı. Bundan sonra Tokmak (Suyab) ve Talas bölgesine gelen Karluklar, Türgişlerin Nu-shih-pi boyunun bulunduğu sahaları ve Batı Göktürklerinin eski merkezlerini ele geçirmişlerdi ve başkentleri Balasagun idi.179 Tuo-lu ve diğer Türgiş boyları onlara tâbi olurken 766-775 yılları arasında Kaşgar'ı aldılar. Fergana'yı da Abbasîlerin elinden alıp, Oğuzlarla ittifak ederek, Peçenekleri yendiler. Tibetlilerle işbirliği yaparak Beşbalık'ın kuzeyindeki Kagan Stupa şehrini işgal ettiler. Kısacası 766'yı takip eden yıllarda müstakil bir Karluk Devleti söz konusudur180

Aslan İl Türgig bu esnada onların hükümdarı idi ve Kaşgar, Yarkent ve Talas bölgelerini yönetiyordu (780 sıraları). Adı geçen hükümdarın bir unvanı da Burguçan idi. 181 791 yılında Karlukların Tibetlilerle işbirliği yapıp Kagan Stupa'yı almasından sonra Karlukların Uygurlarla çarpışması görülmemekle beraber 821 yılına ait Kara Balasagun Yazıtı'nın Çince kısmında 791-812 tarihleri arasında Uygurlara mağlup oldukları bildirilmektedir. Uygurlar, topraklarının taciz edilmesine karşı 791'de Karlukları bozguna uğrattılar. 812 muhtemel tarihli hadisede ise ülkesine tecavüz eden Karlukları, Uygur hükümdarı Fergana'ya kadar hükümdarlarını ülkesini terk etmeye mecbur etmiştir. Neticede çok sayıda esir yakalayan Uygur hükümdarı ganimetle ülkesine dönmüştür. Bundan sonra Uygur kağanı Chin-chu-chi-huei'i bir kısım Karlukların üzerine yabgu tayin etti.

840 yılındaki Kırgız baskını sonrasında bir kısım Uygur, Hsi-shih-pang-t'e-le liderliğinde Karluklara sığındı. Diğer yandan IX. asrın ikinci yarısından sonra Tanrı Dağlarının doğu kısmına gelen Uygurlar da Karlukları tehdide başladı. Hudud'ül-Alem'e göre İli ve Issık Göl havalisindeki savaşlarda kesin netice elde eden taraf olmadı.182 Aynı devirde Kırgızlar da kuzeyden sürekli Karlukları taciz ettiler. Onların Bancul kasabası Kırgızların eline geçmişti.183 Tibetlilerle 791'de ortak hareket ederek Kagan Stupa'yı ele geçirmişlerdi. 817-836 arasında kralları Ralpa-can devrinde bir Karluk elçisi Tibet kralını ziyarete gitti. Genelde ilişkileri dostça gelişti.184

Batı yönünde Karluklar tabii ki Abbasîlerle münasebete girişecekti. Fergana'yı ele geçiren Karluklar bir süre sonra buralarını kaybettilerse de 772'de tekrar işgal ettiler. 775'te Halife Mehdi'nin üstünlüğünü tanıyanlar arasında Karluk Yabgusu da vardı. Aynı yabgu 792-793'te Fergana'yı ele geçirince üzerine gelen Amr b. Cemil'i yenmeyi başarmış, ancak Yahya el-Bermekî'yi durduramamıştı. Daha sonra patlak veren Rafi b. Leys isyanına Karluklar da katıldılar. 809'da Karluklar ve diğer Türk boyları Rafi'yi terketti. Halife Memun zamanında da bu şekilde mücadeleler devam etti. Abbasîler Karluk yabgusuna arazisi üzerinde mülkiyet tanımak zorunda kaldılar (811). 816'da Otrar'da Karluklar, vezir Fadl b. Sahl'a karşı ağır bir hezimet aldılar. Karısı ve çocuklarını esir olarak veren Karluk yabgusunun kendisi Kimek ülkesine kaçtı. 822'de Fergana Karluklar tarafından bir kez daha işgal edildi ise de Horasan valisi tarafından geri alındı. Karluklar IX. asrın ikinci yarısında zayıflamaya başladılar. Kendi içlerinde karışıklığa sürüklendikleri gibi doğudan gelen Uygurların hücumları da onları sarsmış, nihayet Samanî Devleti'nden İsmail b. Ahmed'in 893 yılında Sır Derya'nın doğusuna yaptığı seferde 10 bin Karluk öldürerek ağır bir darbe vurmuştur. Talas şehri dahi Samanîlerin eline geçerken Tunguz adlı Karluk hükümdarının hatunu dahil on beş bin kişi elde etti.185

893'ten sonra, Karluklara bir başka darbe Oğuzlar tarafından vurulmaya başlandı. Bu arada Oğuz Yabgusunun dahi öldüğü savaşlar yapıldı. Kaşgar şehri tarafında da Yağmalarla savaş devam etmekte idi. 943'e doğru Kaşgar'dan hareket eden Karahanlı hükümdarları Çu vadisine girerek Karluklara son verdiler.186

Hudud'ül-alem 'de Karluklara ait on beş yer ismi gösterilmiştir. Karluk ülkesinin doğusunda Tibet'in bazı kısımları, Yağma ve Dokuz Oğuz sınırları, güneyinde Yağmaların bazı kısımları ile Maveraünnehir ülkesi, batısında Oğuz sınırları ile, kuzeyinde Tuhsi, Çigil, Dokuz Oğuz ülkeleri vardı. Burası mamur, mutedil iklimi olan bir yerdi. Karlukların kendisi hoş ahlaklı ve medeni insanlardı. Eski zamanlarda Karluk hükümdarları Cabguy veya Yabgu unvanını alıyorlardı. Onların bir kısmı avcı, bir kısmı çiftçi, bir kısmı çobandı. Zenginlikleri koyun at ve çeşitli kürklerdi.187 X. asırda Çırçık ırmağının, Narın Irmağının kenarında Karlukların Basham bölgesi bulunuyordu.188 Yine aynı asırda Karluk hükümdarları Atasagun unvanını taşıyordu189

Büyük Uygur Kağanlığı yıkılınca (840) Karlukların siyasi nüfuzu artmış, neticede bu bölgede kurulan Karahanlı Devleti'nin esas kitlesini meydana getirmişlerdir. 190 Hatta Pendname'nin bildirdiğine göre Gazneli Devleti'nin kurucusu Sebük Tegin, bir Karluk şehri olan Barshan'dan çıkmıştır.191 Karluklar zamanla Karahanlı devletine cephe almışlardı. Bu durum doğudan gelen Karahıtayların işini kolaylaştırmıştır.192 Özellikle Katavan (Katvan) savaşında olumsuz etki yaptıkları ve 1137 yılından sonra onların Horasana kadar sokulmalarına sebep oldukları bilinmektedir.193

Kıpçaklar

Kıpçak ismi ilk defa Tobol-İşim ırmakları çevresinde tarih sahnesinde görülmektedir. O sırada İrtiş Irmağı civarında Kimekler yaşıyorlardı. Peçeneklerin de kuzeyinde idiler. 194 Kunlar ise Çin'in Kansu-Ordos bölgesinin kuzeyinde bulunuyorlardı. Kunlar doğudan gelerek Kıpçaklarla ve Kimeklerle karıştılar. 300 bin çadırlık bir halk grubu kuzey batı Çin'den çıkarak Karahanlı ülkesine saldırmak istemiş, ancak Karahanlı hükümdarı Togan tarafından geri püskürtülmüşlerdi (1017/1018).195 Kıpçakların Türklerden bir cins olduğu Kaşgarlı Mahmud tarafından bildirilmiştir.196

Kıpçaklar aslında XI. asırdan sonra İrtiş Irmağından Tuna nehrine Orta Avrupaya kadar uzanan geniş bir sahada önem kazanmışlardı. Bu önemleri bundan sonra üç kıtada asırlarca devam etmiştir. Ancak burada konumuzu ilgilendiren kısmı onların tarih sahnesine çıkışlarıdır. Kıpçaklar kaynaklarda bilindiği gibi Kıpçak (Kıfşak) (İslâm), Kun (Macar), Khartes (Ermeni), Polvets ve Polovtsı (Rus), Falben, Falones, Valani, Valwen, Pallidi (Alman ve diğer) Kumanos, Kumanoi, Cumanus, Komani (Bizanslılar ve Latinler) gibi adlarla anılmışlardır.197

Bununla birlikte en yaygın kullanılan isimleri Kıpçak ve Kuman'dır. Esasında Kuman-Kıpçak birliği X. asrın sonunda Kimek, Kıpçak ve kuzeybatı Çin'den gelen Kunların (Sarılara) birleşmesiyle meydana gelmiştir. Zaten Kuman ismi Kunların, Kıpçaklara dahil olmasından sonra başlamaktadır (1012-1013).198 Diğer taraftan Kuman ismine199 Ermenice, Rusça ve Almanca kaynaklarda sarı, aman renginde olan sarı saç anlamları verilmiştir.

Kıpçaklar, IX. ve XI. asırlarda İrtiş ırmağı, Balkaş gölü civarından kuzey Sir Derya ve Orta batı Kazakistan bozkırlarında yaşıyorlardı.200 XI. asrın başlarında (1030'larda) İtil ırmağına geldiler201

Kırgızlar

Kırgızların eski yurdu yani esas anayurtları Kögmen Dağlarının kuzeyi, Yenisey Nehri'nin kollarından Kem havzası idi.

Etimolojik çalışmalarla etüd edilen Kırgız adı hakkında202 günümüze kadar kesin neticelere hala varılamadığı görülmektedir. Kelime anlamı olarak Kırgız adının kır-gezmek'ten veya Kırk Oğuz'dan geldiği konusunda önemli fikirler olduğunu söyleyebiliriz. Çince metinlerde ise Kırgız ismi ilk defa Ke-k'un olarak kaydedilmiştir.203 Bu Kırgız isminin tarihte bilinen ilk transkripsiyonudur. Daha sonra Chien-k'un şeklinde zikredildiğine rastlıyoruz.204 Göktürklerin ilk zamanlarında (555'lerde) Ch'i-ku205, 648 yılı dolaylarında Chie-ku206, Büyük Uygur Kaganlığı döneminde (744-840) Chie-ku, Hsia-chia-ssu, Chia-chia-ssu207 ve Ho-ke-ssu208 gibi isimlerle yazılmışlardır. Bunların hepsi Kırgız isminin değişik transkripsiyonlarıdır. Fakat, WHTK'da209 verilen Ho-ke-ssu okununuşu Kırgız ismine en yakın olanıdır. 603 yılı dolaylarında Töles boyları için verilen listede geçen He-ku'ların ki, bunlar Tanrı Dağlarındaki Pai-shan'ın (Aktağ) kuzey eteklerinde yaşıyorlardı.210

Kırgız isminin son transkripsiyonu He-ke-ssu'ya yakınlığından dolayı söz konusu tarihte bu adla anıldıkları sonucunu ortaya koymaktadır.211 Bu durum Kırgız ismi konusunda yeni bir fikir verdiği gibi aslında aşağıda bahsedilen onların Türk kökenli olmadıkları konusundaki iddialara en iyi cevaptır. Bunun yanında Kırgız adının yüzyıllar boyu devamlılığını göstermesi bir başka enteresan noktadır.

Kırgızların aslında Türk olmayıp VI. asırda Türkleştiklerine dair ileri sürülen fikirlere kesinlikle katılmıyoruz.212 Onların fikri esasında Kırgızların "yeşil gözlü sarışın veya kızıl saçlı olduklarına ve de kurttan türeyen kimselerden değildir" şeklindeki kayıtlara dayanmaktadır. Bunlardan başka diğer eski Türk boylarıyla kültürel açıdan herhangi farklı bir tarafları olduğu konusunda kayıt yoktur. Üstelik kurttan türeme rivayeti ile ilgili bilgiler sadece Göktürklere değil, Kao-ch'e'lara ve Vusun'lara aittir. Göktürk döneminde kurt yani A-shih-na'ya bağlananlar yalnız hanedandır.213 Bunun yanında çok sayıda diğer Türk boylarının kurt efsanesiyle ilgisi bulunmamaktadır (Töles boyları, Türgişler, Sir Tarduşlar, Bayırkular, Oğuzlar, Uygurlar, Karluklar ve benzeri küçük boylarda). Dolayısıyla kurttan türeme rivayeti yok diye Kırgızları Türk asıllı saymamak kanaatimizce doğru değildir; ayrıca Eberhard "Türklerden değildir demekle"214 sadece Göktürk hanedanlığının bağlı olduğu kabileden gelmediğine işaret etmiştir. Renk açısından farklı olduklarının bildirilmesi de Kırgızların başka bir etnik kökenden geldiklerini göstermez. Çünkü Hazarlar, Bulgarlar, Kuman-Kıpçaklar tarihî kaynaklarda sarışın ve mavi gözlü tasvir edilmişlerdir. Diğer taraftan Türk adını taşıyan I. Göktürk Devleti'nin meşhur kağanı Mukan (553-572) dahi Çin kaynaklarında "kızıl yüzlü, renkli gözlü (donuk cam gibi)" ifadesiyle anlatılmıştır.215 Bizim görüşümüzü destekleyen en önemli delil Kırgızların ortaya çıktığı bölgenin yapılan arkeolojik kazılar neticesinde en eski Türk yurdu olarak belirlenmesidir.216 M.Ö. 2500-1700 arası Afanesyevo sonra 1700-1200 arası Andronovo kültürlerinin temsilcilerinin Türk soyunun proto­tipi olduğu anlaşılmıştır.217

Kırgızlar, bilinen tarihte ilk defa Büyük Hun İmparatorluğunun Shan-yü'sü Mo-tun zamanında zikredilmişlerdir.218 Buna göre Hunların kuzeyinde bulunan Kırgızlar, Ting-ling, Ch'ü-she, Hun-yü, Hsin-li gibi boylar arasında yaşıyorlar ve Ke-k'un ismiyle adlandırılıyorlardı. Muhtemelen M.Ö. 203 yılı dolaylarında adını saydığımız diğer kabilelerle bağlanan Kırgızlardan bundan sonra bahis yoktur. Bu esnada Altay Dağlarının kuzeyinde Kem ırmağı civarında yaşıyorlardı.219

M.Ö. 46 yılında Chih-chih Shan-yü tarafından mağlup edilen Kırgızlar, bu hükümdara itaat etmek zorunda kamışlardı. Bu sefer Chien-k'un adıyla zikredilen Kırgızlar, Chih-chih tarafından yenilince devletin doğusundaki asıl merkezine 7 bin li (3710 km) mesafede bir yere çekilmişlerdi. Güneydeki Kuca (Ch'ü-she)'ya ise beş in li (2650 km) uzaklıkta idiler.220 Söz konusu bölge Altay dağlarının kuzeyine ve Tannu-ola (Sayan) dağlarının batısına düşmektedir. Kırgızlardan haber alamadığımız bunun öncesi devirde Vusun'ların yaşadığı Issık Gölü'nün kuzeyine doğru yayıldıkları ve Chih-chih Shan-yü tarafından mağlup edilince tekrar eski yerlerine döndükleri anlaşılmaktadır.

M.Ö. 99'da iki Çinli general Li Ling ve Wei Lü, Çin'deki Han hanedanından kaçıp Hunlara sığındıkları zaman, Hunlar, bu generallerden Wei Lü'yü Ting-ling'ler üzerine, Li Ling'i ise Kırgızlar üzerine idareci tayin ettiler.221 Bunlardan başka Hun döneminde Kırgızlarla ilgili kayıt yoktur. Hiçbir yerde ve olayda adlarından bahsedilmemektedir.

Kırgızların, Göktürk Devleti'nin kuruluşundan itibaren tarihî metinlerde yer almaya başladığı görülmektedir. Aslında Kırgızların Göktürk Devleti kurulmadan önce menşei efsanelerinde adlarına tesadüf edilmektedir. Göktürklerin ikinci menşei efsanesinde Abakan nehri ile kem nehrinin arasında yaşadıklarından bahis vardır. Buna göre: "Göktürklerin atalarından Ni-shih-tou'nun oğullarından birisi değişip, beyaz ördek olmuştur. Unvanları Ch'i-ku idi. Ve Abakan (A-fu) suyu ile Kem (Chien) suyu arasında yaşıyorlardı".222 Efsanevî kayıt olması sebebiyle fazla ilmi değeri bulunmayan bu bilgiden yine de Kırgızların 552 yılından önceki dönemde Kem nehri ile Abakan ırmağı arasında yaşadıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Ayrıca bu bilgi Kırgızların Türk olmadıkları ileri sürenlere karşı, Göktürklere olan yakınlığını göstermesi açısından son derece mühimdir.

552 yılı dolaylarında Göktürk Devleti'nin kuruluşu esnasında Kırgızların adı tarihi kayıtlarda geçmemektedir. Ancak, 553 yılında Göktürk Devleti'nin başına geçen Mukan Kagan, 555 yılında devletini hızla büyütmeye başlamıştı. Bu yılda doğudaki Ch'i-tan (Kıtan) kavminin yenilmesinden sonra Mukan'a kuzeylerindeki Kırgızlar itaat etmişlerdi. Aynı sırada Kırgızlar Baykal Gölü civarında yaşıyorlardı. Kaynaklarda Kırgızlar üzerine herhangi bir seferden bahsedilmemesi ve Mukan Kagan'ın diğer zaferlerinden farklı olarak "itaat altına alındı" ifadesinin kullanılması223 onların kendiliğinden hızla yükselen Göktürk Devleti'ne bağlandığı fikrini ortaya çıkarmaktadır.

568 yılında Bizans elçisi Zemerkhos, Batı Göktürklerini idare eden İstemi Yabgu'nun yanına Tanrı Dağlarının kuzeyindeki Aktağ'a gittiğinde kendisine bir Kırgız kızı sunulmuştu.224

572 yılında Mukan Kagan ölünce onun yas törenine katılan kavimler arasında Kırgızlar da vardı. Çin kaynaklarının haber vermediği bu hadiseyi Orhun Abidelerinde bulabiliyoruz.225

630 yılında Batı ve Doğu Göktürk Devletleri yıkılarak Çin'deki T'ang hanedanına bağlanmışlardı. Neticede Orta Asya'da yaşayan Türk boyları bağımsız hareket etmeye başladılar. Sir Tarduşlar bunların en kuvvetlisi idi. 627 yılını takip eden zaman sürecinde Sir Tarduşlara bağlandığı anlaşılan Kırgızlar onlar tarafından gönderilen bir ilteber tarafından idare ediliyorlardı. Ayrıca Ch'i-hsi-pei, Chü-sha-p'o-pei ve A-mi-pei adlarında üç Kırgız idareci de yönetimde söz sahibi idi. Diğer boyların çoğu onlara itaat etmişti. Bu arada Göktürk hanedanından Ch'e-pi Tegin, Karluk ve Kırgız (Chie-ku) gibi Türk boylarını kendine bağlayarak kuvvetlendi.226 Daha sonra kendini kağan ilân eden söz konusu tegin Çin'deki T'ang İmparatorluğu'nun entrikaları neticesinde pasifize edilmişti. 648 yılında cereyan eden bu hadiseler neticesine Karluk, Sir Tarduş, Bugut (P'u-ku) ve benzeri Türk boylarını elçi gönderip Çin imparatoruna hediyeler sunmuşlardı. Kırgızlar da bu esnada elçi göndererek Çin imparatoruna kendi ülkelerinde yetişen mallardan hediye verdiler. Arkasından reisleri ilteber unvanlı Shih-po-ch'ü A-chan adlı şahıs T'ang sarayına geldi. İmparator T'ai-tsung onun şerefine eğlence tertip etti. 650 yılını takiben Göktürk ülkesi askerî valiliklere bölündüğü zaman Kırgız (Chien-k'un) askerî valiliği de ihdas edildi. Kırgız reisi ilteber, askeri vali ve sol istihkam (savunma) generali ve de Li-yen-jan Tu-hu olarak tayin edildi. Bundan sonra imparator Kao-tsung zamanında (650-683) tekrar Çin sarayına elçi gönderdiler.227

708 yılında Kırgızlar tekrar Çin'e elçi göndererek kendi ülke mallarından sundular. Arkasından 713-755 yılları arasında tam dört kere daha Çin sarayına elçiler yollayarak hediye verdiler. 758'de Uygurlar tarafından yenilerek itaat altına alındılar. Bundan sonra Büyük Uygur Kaganlığına dahil olduklarından Çin ile resmî temas kuramamışlardır. Uygur hakimiyeti altında Kırgızların adı Chia-chia-ssu şeklinde değişti.

Anlamı sarı-kızıl yüzlü demek idi. Bu esnada Kırgızlar, yine de Karluk, Tibet, İran (Ta-shih) gibi boy ve devletlerle münasebetlerini devam ettirdiler. Uygurlar, onların reisi A-je'ya makam ve unvanlar vermişlerdi. Zamanla Uygurlar kuvvetten düşünce A-je kağanlığını ilan etti.

Bunun üzerine Uygurlar bazı kumandanlarını göndererek isyanı bastırmak istedilerse de Uygur kumandanları kuvvetli Kırgız ordularıyla baş edemediler. Üstelik Uygur kumandanlarından Küllüg Baga (Chü-lü Mo-ho), Kırgız kağanı A-je'ya rehberlik ederek Uygur kağanının merkezini bastırttı. Yenilen Uygur kağanı Ho-sa öldürüldü (840).

Diğer bütün Uygur kumandanları ve teginleri de mağlup olmuştu. Uygurların altından otağı ve Çin asıllı T'ai-ho prensesleri Kırgızların eline geçti. Daha sonra Kırgız kağanı kendi merkezini Uygur kağanının merkezine on beş günlük mesafede olan Lao dağının güneyine nakletti.228 840 yılının Eylül ayında Kırgızların ani hücumuna maruz kalan Uygurların bir kısmı güneye doğru ilerlemiş, 60 li genişliğindeki bir alana yayılan kitleden Çin halkı çok korkup, kendi ülkelerinin içlerine kaçmaya başlamıştı.

Mağlup Uygurlardan Üge, 841 yılının baharında kağanlığını ilan ederek ordugahını Ts'o-tzu-shan'da kurdu. Bu sırada Çinli devlet adamı Li Te-yü devreye girmiş ve Uygurların eskiden Çin'e yaptığı yardımları hatırlatarak onların himaye edilmesini sağlamıştı.

Kırgızlar, elde ettikleri büyük zaferden bir yıl sonra on tarkandan oluşan bir elçi heyetini Çin'e gönderdiler. Heyetin gayesi Kırgızlarla Çin arasında iyi ilişkiler tesis etmek ve Uygurların elinden alınan T'ai-ho prensesi iade etmek idi. Ancak, Uygur kağanı Üge, Kırgız elçilik heyetini yolda bastı ve tarkanların hepsini öldürerek, adı geçen prensesi ele geçirdi.229

Bu arada Çin imparatoru yiyecek sıkıntısı çeken Uygurlara yirmi bin ölçek tahıl vermiş, fakat yerleşmeleri için Çin'in içlerine girmelerine müsaade etmemişti. Akabinde Uygurlar arasında anlaşmazlıklar çıktı ve istikrarlı bir devlet kuramadılar.230

Kırgızlar, yaklaşık bir asır süren Büyük Uygur Kaganlığına son vererek Ötüken bölgesini ele geçirmişlerdi. Akabinde bağımsızlıklarını ilerletmek ve sağlam bir devlet kurmak için harekete geçtiler. Çin'deki T'ang hanedanıyla iyi ilişkiler kurma teşebbüsleri, arta kalan Uygurların kağanı Üge tarafından elçileri öldürülmek suretiyle başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine 842 yılının sonbaharında Kırgızlar, T'ang hanedanına bir elçi daha göndererek, T'ai-ho prensesin durumunu sordular ve öldürülen tarkanların intikamı için Uygurlara saldırmak üzere izin istediler.231 Çünkü Uygurlar, o sırada Çin'in himayesinde idi. Neticede çeşitli entrikalarla Üge Kagan'ı zor duruma düşüren Çinliler, Sha-t'o ve Ch'i-pi gibi kendi idareleri altındaki boylarla harekete geçerek Üge Kagan'a baskın düzenlediler. Çarpışmalar sırasında yaralanan Üge, T'ai-ho prensesi ve diğer ağırlıklarını savaş meydanında bırakarak Hei-ch'e-tzu (Kara Arabalı Oğulları) kabilesinin yanına sığındı. Çinli prenses de kendi ülkesine teslim edildi.

843 senesinin başlarında Kırgızlar, Chu-wu-he-suo başkanlığında bir elçilik heyetini daha T'ang hanedanına yollayarak yeni kurdukları devletin tanınmasını istediler.232 Adı geçen elçi üç sene sonra T'ang hanedanı başkentine varabildi. İmparator onun gelişinden çok memnun olmuştu. Hemen teşrifat işlerinden sorumlu vezir Chao Fan'a Kırgız ülkesine gitmesini emrettiği gibi, Li Te-yü'ye Kırgızlar hakkında teferruatlı bir rapor hazırlamasını emretti. Chao Fan'ın götürmesi için imparator tarafından Li Te-yü'e bir ferman hazırlatıldı. Fermanda imparator Kırgız kağanının sağlık başarı ve mutluluk içinde olmasını diledikten sonra Kırgız-Çin ilişkilerini geliştirmek istiyordu. Bundan sonra Kırgızları, mağlup Uygur Üge Kagan'ın sığındığı Hei-ch'e-tzu kabilesine karşı hücuma davet etti.233 Bu yılın Haziran ayında ise Wen-wu-ho adlı Kırgız elçisi Çin sarayına gelmiş, imparatordan eğer Uygurlar ile Hei-ch'e-tzu'lara saldırırlarsa kağanlıklarının tanınacağı konusunda bir cevap almışlardı.234 Aynı yılın başında Çinli devlet adamı Chao Fan'ın imparatoruna sunduğu rapordan Uygurların An-hsi (Kuca) ve Beşbalık (Pei-t'ing)'a taarruz ettiklerini anlıyoruz.235 Birkaç ay sonra Kırgızlar aynı teklifte bulunduklarında Çin imparatoru da aynı cevabı verdi ve ancak, onların cezalandırılması karşılığında Kırgız Kaganlığını tanıyacağını bildirdi. Kırgızların Çin'in karşı teklifini uzun süre kabul etmediği anlaşılıyor.

844 yılının Martı'nda nihayet Çinliler, Kırgızlarla, Uygurlar ve Hei-ch'e-tzu kabilesini cezalandırma konusunda bir anlaşma yapabildiler. Kırgızların elçi Tirek İnanç (Ti-te i-ssu-nan-chu) iki beyaz atla ve mektupla T'ang sarayına gelmişti. Elçiye son derece hürmetle muamele edilmiş şerefine eğlenceler düzenlenmişti.236 Yapılan anlaşmaya göre o yılın sonbaharında Kırgızlar, hücuma geçecekler, Çin orduları ise You-chou, T'ai-yüan, Chen-wu, T'ien-te bölgelerinin birlikleri halinde hareket edip önemli geçitler üzerinde onları bekleyeceklerdi. Neticede Uygurlar ve Hei-ch'e-tzu'ların etrafa dağılan insanlarını yakalayacaklardı.

Kırgız kağanı A-je sonbaharda atların güçlenmesini fırsat bilerek Uygurlar ve Hei-ch'e-tzu kabilesine saldıracağını, bunun için Çin imparatorundan sefer tarihinin kendisine bildirilmesini istedi. Bir yıl sonra Kırgız Kaganına, yeni Çince unvanlar verileceği sırada Çin imparatorunun kendisi yani Wu-tsung öldü. Yeni imparator Hsüan-tsung, kuzey komşularına karşı aynı politikayı devam ettirmek niyetinde idi. 845 yılının Nisan ayında Li Shih adlı bir elçi Kırgızlara doğru yola çıkmak üzere hazırlattırılmıştı.237

Aslında imparator öldükten sonra Kırgızların kağan olarak tanındığı belgeyi götürecek olan elçi Li Shih, Kırgızların çok uzakta olduğunu, artık Çin'le baş edemeyeceklerini ileri sürerek yeni imparatorun vazgeçmesini sağladı (846).238 Ancak, 847 yılında Li Ye başkanlığında bir elçilik heyeti Kırgızların yanına giderek kağanlarına Ying-wu ch'eng-ming Kagan unvanını tevcih etti.239

Uygurlar kağanları Üge öldürülüp iyice zayıfladıkları halde Çinliler peşlerini bırakmıyordu. Bu yüzden Moğol Shih-wei'lere sığındılar. Bu arada Kırgızlar kendi başbakanları Apa'yı 70 bin kişilik kuvvetle Shih-wei'lerin üzerine yolladı. Shih-wei'ler yenildi ve Uygurlar, Kırgızlar tarafından alınıp Gobi çölünün kuzey taraflarına götürüldüler. Dağlara ve ormanlara kaçan Uygurlar ise Doğu Türkistan istikametinde ilerleyip Kuca civarındaki Uygurları idare eden Menlig Tegin'e bağlandılar.240

863 yılında Ağustos ayında Kırgızlar, Ho-i-nan-chih (Alp İnanç) adlı bir devlet adamlarını Çin'e göndererek Budizmi kabul etmek istediklerini, ayrıca T'ang hanedanına bağlanmayı teklif ettilerse de artık Uygur tehlikesi ortadan kalktığı için olumlu karşılanmadı.241 866 yılının sonunda Kırgızlar, İ-chih-lien-chih adlı bir elçi göndererek aynı tekliflerini yineledilerse de yine reddedildi.242 860-873 yılları arasında Kırgızlar Çin'e üç defa elçi göndermişler ve hediye sunmuşlardı. Fakat, en sonuna kadar Uygurları kendi idareleri altına alamadılar. Bu vakitten sonra hediye vermek, karşılığında unvan almak gibi konuları Çin tarihçi memurlar bir daha yazmadılar.243

Buraya kadar bahsettiğimiz Çin kaynaklarının dışında Türkçe yazılı kitabelerde de Kırgız adı defalarca kaydedilmiştir.244 İlteriş Kagan'ın 692 yılında ölümünden sonra yerine geçen kardeşi Kapgan devletini her alanda güçlendirmeye başlamıştı. Tonyukuk kitabesinden anladığımız kadarıyla Çinliler, On-Ok ve Kırgızlarla anlaştılar. On-Ok ve Kırgızlar Altay dağlarında oturacaklar, Çinlilerle anlaşıp Göktürk kağanı Kapgan'a saldıracaklardı. Ancak, Kapgan ve Tonyukuk idarelerindeki Göktürk ordusu 696-697 kışında Kögmen dağlarını aşarak, Yenisey nehri kollarından Anı Irmağı kıyısında Kırgızları çok ağır bir bozguna uğrattı. Kırgızların hanı dahi orada öldürülmüştü.245 Ölen Kırgız kağanına atfen 716 yılında Kapgan Kagan, Bayırku'lar tarafından öldürüldüğü zaman yeni kağan Bilge tarafından onun adına balbal dikildi.246

Kırgızlar, 708 yılında Çin'deki T'ang imparatorluğu ile temasa geçmişlerdi. Bunun neticesinde isyan etmiş olmalılar ki; 710 yılında Bilge ve Kül Tegin kardeşler tarafından yeniden mağlup edildiler.247 731 yılında Kül Tegin öldüğü zaman cenazesine Kırgızlardan Tarduş İnançu Çor gelmişti.248

Göktürk Devleti yıkılıp yerini Uygurlara bırakınca ilk kağan Bayan Çor (745-759) devletin birliğini sağlamak maksadıyla Kırgızlarla savaşmıştı.249 779 yılından önce Bögü Kagan tarafından mağlup edilen Kırgızlar, onu öldürüp yerine geçen Tun Baga Tarkan (779-789)'dan da ağır bir darbe yediler.250

800'lü yılların başında Kırgızların yine Uygurlarla savaşıp yenildiklerini görüyoruz. Uygurlardan Kutlug Bilge Kagan, Kırgızlar üzerine çıktığı seferde, onların reisini öldürdüğü gibi çok sayıda at ve sığır ele geçirmişti. Ayrıca Kırgızların Orta Asya'daki diğer boy ve şehirlerle yaptığı demir ticareti Uygurların eline geçti.251

İslâm kaynaklarında Kırgızlar hakkında çok az malumat vardır. Sadece Yenisey nehrinin doğduğu kollardan söz ederler. İki yılda bir Maveraünnehir'e Kırgız ülkesinden kervan gelirmiş. Gelen mallar değerli kürkler, misk ve özellikle ok yapımında kullanılan ağaçlar (kayın) ve benzeri idi. Oradan Kırgız ülkesine başta dokuma ürünleri ve bir çok ticaret malı giderdi. Kırgız kağanı Kemcikeş adlı şehirde otururdu. Bundan başka şehirleri yoktu. Ölülerini yakan tek Türk kavmi olarak gösterilirler, çadırlarda keçeden kulübelerde otururlar, öldürücü oyunludurlar, ateşe taparlar. Onlara bağlı Furî isimli bir kabile vardı. Kırgız Hakan'ının oturduğu Kemekâs kasabası bulunuyordu. Küseym adlı bir Kırgız boyu daha vardı. Kürk, misk ve hutüvv (boynuz) elde etmek için avlanırlardı.252 Divan-ı Lugat-it Türk'de de Kırgızların Türklerden bir cins olduğu vurgulanmıştır.253 Kırgızların en kuvvetli olduğu zamanda seksen bin iyi yetişmiş asker çıkarabildiklerini öğreniyoruz.254 O sırada doğularında Kurıkan'lar, güneylerinde Tibetliler, güneybatılarında ise Karluklar bulunuyordu. Geleneklerinin büyük oranda Göktürklerle aynı olduğu açıkça yazılmıştır.255

Onlar hakkında başka şu ilgi çekici bilgiler verilebilir: Kırgızların yaşadığı topraklar yazın çok sulu, rutubetli ve bataklık idi. Kışın kar yığılırdı; yani çok yağardı. İnsanların hepsi uzun boylu ve iri yarıdır. Kızıl Saçlı, açık tenli yeşil gözlüdürler. Söz gelimi bir yıla kaplan derler. İklimleri çok soğuktur. Büyük ırmakların yarısı dahi donar. Darı, buğday ve benzerlerini ekerler. Ezme suretiyle un yaparlar. Üçüncü ayda ekip, dokuzuncu ayda toplarlar. Yemek ve içki yaparlar. Ayrıca sebze ve meyvaları yoktur. Atları kuvvetli ve iridir. Mükemmel savaşanlar at başı (reis) olurlar. Develeri, sığırları koyunları çokça vardır. Zengin çiftçilerde birkaç bin hayvan olabilir. Her yağmurdan sonra demir elde edilir. Chia-sha adlı iyi cins demirden keskin silahlar yapılır ve bunlar Göktürklere ulaştırılırdı. Silah olarak okları, yayları ve sancakları (mızrakları) bulunmaktadır. Süvarileri kendilerine ağaçtan kalkan yapıp, ayak ve bacaklarını korurlar. Bir de omuzlarına koydukları yuvarlak kalkanları imâl ederler ve bu şekilde kendilerini mızraklardan korurlar.

Onların reislerinin unvanı A-je idi. Bundan dolayı A-je soyadını taşıdıkları bilinmektedir. Bir sancak dikerek etrafında toplanırlar ve kızıl renge değer verirlerdi. Diğerleri ise kendi kabilelerine göre unvan almışlardı. Elbiseleri değerli samur ve kunduzdandır. A-je, kışın samurdan yazın altından başlık takardı ki, ucu sivri süslü alttarafı bükülmüştür.

Halkının (maiyetinin) hepsi beyaz keçeden başlık takarlar, yanlarında bıçak ve bileği taşı taşımayı severlerdi. Milletin giydiği elbise deridendir. Başlık takmazlar, kadınların elbiseleri yün ve ipekten imâl edilir. Elbiselerde kullanılan ipek, Beşbalık, Fergana ve İran'dan getirilirdi.

A-je, Yeşil Dağ'da (Ch'ing-shan) konaklar. Etrafında duvar yerine çit vardır. Keçeler birleştirilmek suretiyle yapılan Mi-t'e Ch'ih-t'o adlı çadırı vardır. Kabile reisleri küçük çadırlarda otururlar. Askerler vazifeye çağrıldığında hepsi harekete geçerler. Samur ve yeşil fare kürkünü vergi olarak sunarlardı.

Devlet yönetiminde Kırgız hükümdarından başka altı makam vardır. Bunlar, başbakan (hsin-hsiang), tudun (T'u-tu), ch'ang-shih (sivil memur), general (chiang-chün), takan (Ta-kan) gibi atı makam bulunuyordu. Yedi başbakan, üç tudun, on subayın hepsi askeri makamdırlar. Aynı zamanda, on beş yüksek memur bulunur. General ve tarkan olarak kimse tayin olunmamıştı. Kabilelerin hepsi at kımızı içer, et yerler. Sadece A-je etli pide gibi bir şey yerdi.

Onların yazı dilleri tamamen Uygurlarla aynıdır. Kanunları çok serttir. Savaştan kaçanlar, memuriyetlerini iyi yapamayanlar, vatana ihanet edenler, hırsızlık yapanlar gibi suçluların cezası başlarının uçurulmasıydı. Hırsızlık yapan çocuğun başı babasının boynuna asılır ve ölünceye kadar bunu taşırdı.

Kimekler

Kimeklerin ortaya çıkışı 656 yılına bağlanabilir. Onların idarecisi Şad Tutık unvanı taşıyordu.256 840'ta Uygur Kağanlığı yıkılınca Eynür, Bayandur, Tatar gibi boylar Kimeklere katıldı. Bundan sonra Kimek idarecisine Baygu (Yabgu) denmeye başladı.257 X. ve XI. asırlara ait bir eserden faydalanan İdrisî bu sefer onların hükümdarını Canaq İbn Hakan el-Kimekî diye bildirmektedir. Ebu Dülef'in kaydına göre ise onlarda kamış yetişiyordu ve onunla yazıyorlardı.258 İrtiş ve Tarbagatay'da IX-X. asırlara ait ele geçen taş aynaların üzerinde eski Türk yazıları vardır.259

Kimeklerin yurtları Yukarı İrtiş boylarıdır. Kimek adının İki İmek (İki Yimek)'ten geldiği şeklindeki fikir ilim aleminde kabul edilmektedir.260 Göktürkler ve Uygurlar zamanındaki Çiklerin devamı oldukları da sanılmaktadır.261 Kimek ülkesinin doğusunda Kırgızların bir kolu yaşıyordu. Güneyinde Artuş ve Etil nehirleri, batısında Kıpçakların bir kısmı, kuzeyinde ise gayr-i meskun sahanın bir kısmı bulunuyordu.262

Kimeklerin bazı alt kabilelere ayrıldıkları anlaşılmaktadır. Mesela Gerdizî, Kimekleri yedi boy halinde göstermektedir. Bu boyların adları İmi, İmâk, Tatar, Balandur, Hıpçak, Ankaz ve Eclâd idi.263 Ayrıca İmi boyunun Bayavut adlı bir küçük kabilesi vardı ki; bu kabile daha sonra Moğollar arasında görülecektir.264 Ancak, Hudud'ül Alem'de Kimeklerin 11 boy halinde yaşadıkları belirtilmiştir.265 Fakat, boyların hepsinin adı yazılmamıştır. Sadece Hıfçak (Ifçak), Karkara, Han, Yagsun ve Yâsû gibi boyların adlarından bahsedilmektedir. Bu eserde Kimeklerin Yemekiye adlı şehirlerinin olduğu kayıtlı ise de diğer kaynaklarca bu bilgi teyid edilmemiş (Taraz'dan bu şehre seksen günde gidilirmiş), aksine köylerinin dahi olmadığından bahsedilmiştir.266

Kimeklerin yazın süt içtikleri kışın kurutulmuş et (kak) yedikleri bildirilmektedir. Yine Hudud'ül Alem'de onların hükümdarının hakan unvanı taşıdığı söylense267 de Mücmelüt-tevarih'e göre reisleri Tutug unvanı taşıyordu.268

Samur, kunduz, kakım ve tilki kürkleri önemli servetlerini teşkil eden Kimekler özellikle kışın bu hayvanları avlarlardı. Maveraünnehirli tacirler Kimek ve Kırgızlara giderler, onlardan değerli kürkler satın alırlardı.269

916 yılında Çin'in kuzeyinde Liao (Karahıtay) devleti kurulunca kuzey batı Çin yani Ordos'taki Kunlar (sarılar) Tarbagatay havalisine gelip Kimekleri batıya ittiler ve daha sonra onlarla karıştılar.270

XI. yüzyılda Kimek adının yerini Kıpçak ve Yimek almıştır. Bu asırda Yimekler hala İrtiş civarında oturuyorlardı. İrtiş Irmağı, Kimeklere göre kutsal idi.271 Hatta Gerdizî'ye göre ilâh idi.

XII. yüzyılda bilhassa Bayavutlar olmak üzere Yemekler, Harezmşah ordusunda yer aldılar.272

Diğer taraftan Yimâk (Kimâk) Türklerden bir sınıf olup, Kıpçaklara mensup idiler.273

Kuei-kuolar

Haklarında fazla bilgi bulunmayan ve herhangi bir siyasi olaya ya da savaşa karıştıkları görülmeyen Kuei-kuo'ların hakkında bilgi oldukça azdır. Yine de aşağıdaki gibi bir değerlendirme yapmak mümkündür.

Kuei-kuo, Po-ma'ların (Benekli Atlıların) batısında altmış günlük yoldadır. O ülkenin insanları gece vücutlarını gizleyerek seyahat ederler. Geyik derisinden elbise giyerler. Gözleri kulakları, burunları Çinlilerle aynıdır. Ağızları boyunlarındadır. Yukarıdan aletler kullanarak birbirlerini beslerler. Topraklarında darı, pirinç yoktur. Yalnız domuz, geyik ve yılan vardır. Güneylerinde Po-ma'ların ülkesine otuz günlük, Türgişlerin ülkesine yirmi günlük mesafedirler.274

Kurıkanlar

Kurıkanların (Ku-li-kan) Baykal Gölü'nün (Han-hai) kuzeyinde oturdukları ifade edilirken275 bazı kaynaklar tarafından Uygurların ve Baykal'ın kuzeyine işaret edilmiştir.276 Beş bin yetişmiş asker çıkaracak kadar güçleri vardı.277 Sadece bir kaynakta ise iki erkinlik halinde bir arada oturdukları kaydedilmiştir.278

Topraklarında çok zambak soğanı (lily-bulb) bulunmaktadır. Çok güzel at yetiştirirlerdi. Başları develerinkine benzer, kasları kemikleri çok iri, kuvvetli idi ve gün içinde bir kaç yüz kilometre hızla koşabilirlerdi.

Onların toprakları denize mesafelidir. Başkente en uzak olanlar onlardır. Ayrıca kuzeye gittikçe gece uzun veya kısa olur. Gündüz koyun omuzuna girer gibi dururdu. Sıcakta doğu tarafı parlak kalır yani güneş çıktığı yerdedir.

647 yılında Çin sarayına elçi gönderdi ve güzel atlardan on tane sundu.279

Onun elçisine çok iyi muamelede bulunuldu. Onların on değişik isimleri vardı ki, imparatorun ilgisini çekti. Hepsi güzel isimlerdi. Sıçrayan kırağ (kar) beyazı, Beyaz kar mavimsi atı, Donmuş çiğli at, asılı ışık at, Uçan renkli bulut Sarımsı at, elektrik akım kızılı, akan altın atı, yükselen efsanevi hayvan kahve rengi (mor), Hızla giden gökkuşağı.280

Bundan sonra Çin'deki T'ang İmparatorluğu'nun idaresi altında yaşayan 662 yılında Hsüan-chou ile Yü-wu chou olarak iki eyaletle Han-hai (Baykal Gölü) askeri valiliğine dahil edildiler. 694 yılında tekrar Çin sarayına geldiler.281

Kurıkanlar, herhalde Baykal Gölü'nün kuzeyinde çok uzakta olduklarından dolayı kaynaklarda fazla yer almamışlardı. Ancak, 572'de Mukan Kagan'ın cenazesine onlar da elçi göndererek taziyetlerini sundular. Orhun Yazıtlarında bu konu anlatılırken Üç Kurıkan ifadesinin kullanılması bize o sırada onların üç ayrı kabile halinde yaşadıkları fikrini vermektedir.282

Ku-mo-nienler

K'u-mo-nien'lere Tou-liou (lu) boyundan kuzeye sekiz gün yürünmek suretiyle varılır. K'e-shih-yen boyu, Po-ma, K'u-mo beraber aynı yerdedir. Sığır ve koyun gibi sürü hayvanlarından yoktur. Evlenme gelenekleri Göktürklerle aynıdır. Topraklarında çok çam (sun-hua) vardır. Her yıl samur, fare derisinden kürk getirirler. Yeşil ve beyaz derisi olanlar reis seçilirler.283

Oğraklar

Ograk (Oğraklar)'ın Uygur sınırında oturdukları biliniyor. Yiğitlikleri ile tanınmışlardı. Onlara Kara Yıgaç da deniliyordu. Uğrak: Kara Yagaç sınırında oturan Türklerden bir cinstir.284

Oğuzlar

İlteriş, Kagan olduktan sonra güneyde Çinlileri, doğuda Kıtanları, kuzeyde ise Oğuzları pek çok öldürmüştü.285 Daha sonra ise İlteriş'e karşı kurulan Kıtan, Çin, Dokuz Oğuz ittifakına diğer Oğuzların da katıldığı anlaşılıyor.286 Herhalde bütün Oğuzlar Karakum'da oturan Kutlug ile Tonyukuk'un üzerine yürüyeceklerdi. Neticede Tonyukuk, Kutlug'dan "orduyu gönlünce sevk et" talimatına aldıktan sonra Kök Öng Irmağını geçmiş, Ötüken Dağlarına doğru ordu sevk etmişti. İngek Gölü ile Tola Irmağından Oğuzlar saldırıya geçtiler. İki bin kişilik Göktürk ordusu altı bin kişilik Oğuz ordusunu yendi ve bundan sonra Oğuzların hepsi gelip, II. Göktürk Devleti'ne tâbi oldu. Bundan sonra II. Göktürk Devleti'nin merkezi Ötüken'e taşındı.287 Kutlug Kagan, 682-691 arasında Oğuzlarla beş defa savaşmıştı.288

Kapgan Dönemi'nde 696'yı takip eden yıllarda ona karşı kurulan Kırgız, Çin, Türgiş ittifakınaOğuzların katılmamalarına rağmen huzursuz oldukları anlaşılıyor.289

715 yılında Kül Tegin ve Bilge, II. Göktürk Devleti'ne karşı büyük isyanlar çıktığında sırasıyla Karlukları (714), 715'te Azları, İzgilleri, Dokuz Oğuzları, Edizleri mağlup ettikten sonra Bolçu'da Oğuzlarla savaşmışlardı. Bu Oğuzlar da bozguna uğratıldı.290 Söz konusu savaşta Kül Tegin kır atına binip hücum ederek mızraklamıştı. Askerlerini mızraklayıp, ülkelerini aldılar. Dördüncü çarpışmasını Çuş Başında yaptıktan sonra Göktürk halkı çok zor durumda kalmıştı. Beşinci savaş Ezgenti Kadız'da meydana gelmiş, yine Kül Tegin ve Bilge Kagan galip gelmişlerdi. Zaferden sonra Ötüken'e dönmeyen Bilge ve Kül Tegin kardeşler, Amga Korugan'da kışladılar ve o yılın ilk baharında Oğuzların karargahını bir daha bastılar. Hep beraber o kadar zor durumda kaldılar ki; Bilge, "eğer kardeşim olmasaydı, annem hatun başta olmak üzere, annelerim, ablalarım, prenseslerim, bunca hayatta kalanlar cariye olacaktı" demek suretiyle bu savaşların önemine işaret etmektedir.291

Oğuzlar, bu seferler sırasında Göktürk ordularını epey hırpalamışlardı. Hatta onlar Amga Korugan'da kışlarken kıtlık dahi olmuştu. Bahardaki sefer sırasında üç Oğuz ordusu aynı anda bastırdığında, Oğuzlar aynı anda iki hedef seçmişlerdi. Biri Bilge ve Kül Tegin'in ordularını bozguna uğratmak, diğeri onların evlerini, barklarını yağmalamak idi. İçine düştükleri zor şartlara rağmen Bilge ve Kül Tegin Oğuzları dağıtmayı başardılar. Mağlup Oğuzlar, Dokuz Tatarlarla birleşip yeniden geldilerse de Bilge, Ağu'da büyük bir savaş daha yaparak galip geldi.292 717 yılında bir grup Oğuz kaçıp Çin'e gittiği için üzülen Bilge, onların çocuklarını ve kadınlarını ele geçirmişti.293

Oğuzları, Bilge Kagan zamanında (716-734) Ötüken'e göre kuzeyde bulunuyorlardı.294 Ongin kitabesi dahi bunu bildirmektedir.295

Bilge zamanında Oğuzlara Kıtay, Tatabı ve Çin'e karşı on iki kez sefer tertip edilmişti.296 751 yılında Çin'deki Oğuzlar Çin'den dışarı çıkmışlardı.297 Barlık yazıtının I.sinde de Oğuz ismi geçmektedir.298

Oğuz adı üzerine çok çeşitli açıklamalar yapılmışsa da artık kabileler anlamına geldiği yani ok+u+z olduğu genellikle kabul edilmektedir.299 Zaten Batı Göktürk Devleti'nde 634 yılını takip eden hadiselerde On Okların ortaya çıkması ve Türgişlerin meydana gelmesi300 hadiseleri Oğuzlar konusunda filolojik delilleri desteklemektedir. Göktürk tarihinin 627 yılına kadar olan kısmında hiç Oğuz isminin geçmemesi, her şeyden önce Töleslerin, Oğuz öncesi fonksiyonunu icra ettiklerini göstermektedir. Bir başka ifade ile 627 yılından sonra Töles adı ve terimi önemini kaybetmiş, Orta Asya'da yeni boy dalgalanmaları ve yapılanmaları meydana gelmişti.

Batı Oğuzları: Her ne kadar Oğuzların Seyhun (Sir Derya) boylarına 775-785 (Halife el Mehdi zamanı) dolaylarında geldikleri tahmin edilse301 de onların Türgişlerin devamı olduğu tarihi süreç açısından daha doğrudur.302 Bilindiği gibi 766 yılından sonra Uygurların baskısıyla Tanrı Dağları Issık Göl-Yedisi-Çu-Talas havalisine gelen Karlukların sıkıştırmasıyla Türgişler daha da batıya Sır Derya boylarına ve kuzeybatıya doğru kaymışlardır.

Bu bölge zaten Türgiş, onunda öncesinde Batı Göktürk ülkesi toprakları idi. Muhtemelen 603 dolaylarında verilen Töles boyları daha sonra On Okları yani Seyhun Oğuzlarını oluşturdular. IX. asırda Oğuzların varlığı artık İslâm kaynaklarında iyice belirginleşmektedir.303 Artık İsficâb şehrinden Hazar denizine uzanan Mangışlak dahil geniş bir alan Oğuzların yurdu olarak ortaya çıkmaktadır. Mangışlak'ta güney sınır Gürgenç (Curcan) idi. Siyah-kûh (Karadağ) yarımadası tamamen Oğuzlar tarafından işgal edilmişti. Özellikle Gürgenç sınırındaki Jit kasabasından sınır başlıyordu.304 Doğuya doğru gittikçe Aral gölünün güneyindeki Baratekin kasabasına varıyordu. Buhara'nın kuzey sınırlarına kadar yayılan Oğuzların esas ağırlık merkezi Seyhun (Sir Derya) boylarıydı. Karaçuk adıyla kaynaklarda geçen Karadağların (Karatav) kuzeyindeki Sozak, Oğuzların en doğudaki şehirleri olmalıdır. Kuzeyde sınırlar İtil ve Cim-Emba ırmağının kuzeyine ulaşıyordu. Sir Derya boyundaki diğer Oğuz şehirleri Yenikent, Cend, Barçınlıg-kend, Sığnak, Karnak, Süt-kent, Savran (Sabran), Aşnas, Otrar (Farab), İkan, Özkend, Sayram-İsficab belli başlı Oğuz şehirleri idi.305 Zaten Dede Korkut ve Oğuz Destanlarının konuları bu bölgede yani Sir Derya boyundaki Karadağlar'da geçmektedir.306
Diğer yandan Talas'ta bulunan ağaç yazıtta da İç Oğuz tabiri geçmektedir.307 Yine Şine Usu Yazıtı'nda Sekiz Oğuz ifadesi vardır308

X. asrın başlarına gelindiğinde Oğuzların kışlık merkezi Yeni-kent olan bir devlet kurdukları görülmektedir. Hükümdarın unvanı Yabgu olup, ona naiplik eden ise Kül Erkin idi. Orduya ise Sübaşı kumanda ediyordu. Yınal Tarkan gibi unvanlarda vardı.

Abbasilerin Horasan valisi Abdullah b. Tahir zamanında (828-844) ilk hadiselerde Oğuzların adı geçer ve 838-840 yıllarında mağlup edilip bin esir verirler. Peçeneklerin bir kısmı da Avrupa'ya gitmeyip Oğuzların yanında kaldılar.

Oğuzlar, doğudaki Karluklar, kuzeyde Kıpçak ve Kimekler, Hazarlar ve Kuzeybatıdaki Peçeneklerle sürekli mücadele halinde idiler. Karluklarla Oğuzlar arasında yapılan savaşların birinde Oğuz Yabgusu ölmüştü. Son Samanî şehzadesi Ebu İbrahim (Muntasır) Mavareünnehir'i Karahanlılardan geri almak için bir ara Oğuz Yabgu'sunun yanına gitmiş, onunla ittifak kurmuştu.

Neticede Yabgu Müslüman oldu (1001-1002).309 Aslında yardım istenilen kişinin Selçuk Bey'in oğlu Arslan Yabgu olduğu da bildirilmiştir310

Oğuz Yabgu Devleti'nin yıkılış tarihi belli değildir. Yalnız Reşideddin'in destanî vasıfta verdiği bilgiye göre Ali Han adında bir yabgu onların son hükümdarıdır.311 1000'li yıllara doğru Oğuz Yabgu Devleti yıkıldı. Yıkılış sebebi olarak Selçuklu ailesinin kendilerine bağlı büyük kitlelerle ayrılmaları (985'ten sonra) ve kuzeyden Kıpçakların baskısıdır.312

Oğuzlar bu devirde Üç Ok ve Boz Ok olmak üzere ikili teşkilat halinde idiler. DLT'de 22, Camiüt-tevarih'de 24 boyun adı kaydedilmiştir. Boz Oklar: Kayı, Bayat, Alka-evli (Alka Bölük), Kara-evli (kara Bölük) Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı (DLT'de yok), Afşar, Kızık (DLT'de yok), Beğdili, Karkın; Üç Oklar: Bayındır, Peçene, Çavuldur, Çepni, Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva (ıva), Kınık.313

Oğuzlardan bir grup Uz diye anılmak suretiyle 870'lerden sonra Karadeniz'in kuzeyine geldi ve Rus kaynaklarında (965'te) Tork olarak kaydedildiler. 1055'te Özü (Dnyeper)'e, 1065'te Tuna'ya ulaşmışlardı. Ancak, salgın hastalıklar, açlık korkunç soğuklara Peçenek saldırıları eklenince siyasî birliklerini koruyamadılar. Arta kalanlar Bizans'ın ve Rusların himayesine girdiler.314

Po-malar (Alaca Atlılar)

Türkçe karşılığı "Alaca Atlılar" ya da "Benekli Atlılar" anlamına gelen Po-maların kaynaklarda bazen Pi-ts'u, bazen E-lo-chih şeklinde adlandırıldığı da bildirilmiştir.315 Tam Göktürklerin kuzeyindedirler. Baykal Gölü'nün yakınında oturduklarına işaret edilirken Çin başkenti Ch'ang-an'a mesafeleri on dört bin li idi (yaklaşık 7 bin km). Bir kaynakta Kırgızların kuzeyinde bulundukları kaydedilmiştir.316 Onların bulunduğu yere Göktürklerin büyük beş boylarının bulunduğu yerden geçerek varılır.317 Suları, otları takip ederler, çoğunlukla dağda oturmaktan hoşlanırlar. Otuz bin yetişmiş asker çıkardıkları kaydından onların diğer boylara nazar çok kuvvetli oldukları sonucuna varıyoruz. Atlarının sayısı otuz bin baş idi. Ülkeleri erkin tarafından idare ediliyordu. Göktürklerden farklı değillerdi. Yayları, okları kılıçları ile müfreze oluştururlar. Gece bekçileri yada bir başka ifade ile muhafız kıtaları yoktur. Hediye bağışlamazlar. Topraklarında genellikle kar yığılır. Ağaç kesilmez. At ile tarlaları sürerler. Atların rengi alacalı olduğu için bu sebeple ülkenin ismi olmuştur. Atları iyi değildir, ama sütünden kımız yaparlar. Kuzeylerinde en uçta deniz vardır ifadesinden Sibirya'nın derinliklerine doğru uzandıklarını anlamak mümkündür. Her ne kadar at ve sığırlardan binek hayvanı olarak faydalanıyorlarsa da etinden ve sütünden de yararlanırlar.

Kırgızlarla sürekli mücadele ederler ve iyi savaşırlar. İnsanlarının görüntüsü Kırgızlar gibidir. Fakat, dilleri tamamen aynı değildir. Hepsi saçlarını uzatırlar. Huş ağacının kabuğundan şapka yaparlar. Ağacı kullanma suretiyle gövde yaparlar. Huş ağacı ile örterek oda yaparlar. Her kabilenin küçük reisleri olup birbirlerine itaat etmezler.318

T'ang hanedanıyla 650-656 yılları arasında temas kurdular ve vergi verdiler. Göktürkler, Po-ma'lara Ko-ts'e derler onların ülkesine Ko-ts'e ülkesi adını verirler. Onların topraklarında doğudan batıya bir ayda güneyden kuzeye elli günde gidilir.319

Pu-kular (Bugu/Bugut)

Töles listesinde gösterilip 603 yılı dolaylarında Tola Irmağı civarında görülen Bugu'lar,320 To-lan-ke'ların doğusunda yaşıyorlardı. Tongra'larla aynı yerde barınıyorlar ve on bin asker çıkarıyorlardı. Toprakları en kuzeyde olanlar bunlardı. İl Kagan'a bağlı iken Doğu Göktürk Devleti'nin 626 yılından sonra zayıflaması üzerine hakimiyeti ele geçiren Sir Tarduşlara tâbi oldular. Yaklaşık yirmi yıl onlara bağlı kalan Pu-ku'lar 647'den sonra bağımsızlıklarını çok kısa bir süre için elde ettilerse de, hemen arasından Çin'e itaat ettiler. Çinliler kendilerine tabiyetlerini bildiren Suo-fu İlteber Ko-lan-pa-yen'e Chin-wei eyaletinin askeri valiliğinin başına da bu şahıs getirilmişti. 713 yılında P'u-ku boyunun halkı bağlı oldukları reisi öldürüp Shuo-fang şehrine ulaşarak Çin'e teslim oldu. Çinliler reislerini öldürenleri cezalandırdıkları gibi ölen reisin oğlunu Shuo-fang'da Chie-tu'luk görevine getirildi. 756 yılına kadar bu görevini başarıyla sürdürdü.321 P'u-ku adının ilk defa M.S. 300'de Chin Shu'da görüldüğü de ifade edilmiştir.322

Otuz bin çadır ahaliden oluşan Pu-ku'ların asker sayısının on bin civarında bulunduğu bildirilmişti. Diğer taraftan P'u-ku insanların çok zor itaat altına alındığı ifade edildiği gibi başlıca hayat tarzlarının at yetiştiriciliği olduğu vurgulanmıştır.323

Pai-hsiler (Beyaz Kaylar)

Pai-hsiler Hsien-pilerin eski topraklarında otururlar. Başkentten kuzey doğuya beş bin li uzaktadırlar. T'ung-lo ve P'u-ku'larla yan yanadırlar (bağlantılıdırlar). Sir Tarduşlardan sakınırlar (çekinirler). Bu yüzden Ao-chih suyu ile Ling-hsing dağında (saklanırlar) korunurlar. Güneylerinde Ch'i-tan'lar, kuzeylerinde Wu-lo-hunlar, doğularında Mo-ho'ler, batılarında Bayırku'lar vardır. Toprakları kuzeyden güneye iki bin lidir. Dağın etrafında dönerler. On bin yetişmiş askerleri mevcuttur. Askerliği meslek edinmişlerdir. Kızıl deriden elbise yaparlar, evli kadınları bakır bilezik takmaya önem verirler; oğulları çıngırakları yakalarına asarlardı.

Onların üç boyu vardır; birine Chü-yen, birine Wu-juo-mo (mei), birine Huang-shuei derler. Onların reisi Göktürk Hsie-li Kagan tarafından erkin yapıldı. 626-648 yılları arasında Çin'le temas kurdular. Sonradan onun toprakları Chih-yen chou ilan edildiği için onların erkini askeri vali (Ts'e-shih) tayin edilerek onları idare etti.324

Peçenekler

Peçenekler, Orta Kazakistan'da tarih sahnesine çıkmış Türk boylarından biridir.325 Büyük ihtimalle Batı Göktürklerinden Işbara Kagan'ın 634 yılından sonra yaptığı yeni boy teşkilatlanmasının akabinde ortaya çıkan bir boydur.326 Bu sırada Issık Göl-Balkaş arasından ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Çünkü Peçenek kabilelerinden biri Çor, bir başkası da Çopan adını taşıyordu. Aslında Peçenekler sekiz ana boy ve kırk küçük kabile (oba) den oluşan bir topluluk idi. Sekiz ana boyun adı şunlar idi: İrtim, Çor, Yula, Kulpey (Köl Beg), Karı Bay, Talmat, Kopun, Çopan. Bunların ilk üçünün diğerlerine göre daha soylu sayıldığı ve dolayısıyal onlara Kangar denildiği bilinmektedir.327

Karlukların, Uygurların baskısı yüzünden batıya hareketleri, Peçeneklerin de Balkaş Gölü'nün güneyinden Sir Derya kıyılarına gelmelerine sebep olmuştur. Diğer taraftan Bizans kaynağı Konstantin Porphyrogennetos'a göre "Oğuz baskısı sonucunda daha da batıya çekilen Peçeneklerin bir grubu Oğuzların yanında kalmıştır. Dolayısıyla Kaşgarlıdaki Oğuz listesinde yer alan Peçenekler bunlar olmalıdır.328 Daha sonra Peçenekler, Aral gölünün kuzeyinden Hazar Denizi'nin kuzeyine kadar geniş sahaya yayıldılar.329

860-880 sıralarında Don-Kuban havzasına kadar uzandılar. Tabii ki Hazar Devleti bundan büyük zarar gördü. Peçenekler, Macarları Orta Avrupa'ya sürdükleri gibi kendileri de Karadeniz'in kuzeyindeki geniş düzlüklere, hatta Balkanlara kadar ilerlediler. Bu arada Ruslarla uzun mücadeleler yaptılar. Hakim oldukları topraklar sekiz bölge halinde düzenlendi. 1049'da Uzların saldırısı sonucu Aşağı Tuna'ya göçtüler (1049). Bizans'ı epey uğraştırdılarsa da 1091 yılında Bizans-Kuman (Kıpçak) ortak hareketi neticesinde dağıldılar. Bir kısmı Macaristan topraklarına giderken diğer bir grup Tuna boyunda kaldı. Bunlar XII. yüzyılın sonuna kadar varlıklarını koruyabildiler.

İslâm kaynaklarında Peçenekler hakkında az sayılmayacak kadar malumat vardır. Özellikle İslâm tacirlerinin Peçenekler arasından getirdiği bilgiler İslâm tacirlerinin Peçenekler arasından getirdiği bilgiler İslâm tarih ve coğrafyacılarınca kaydedilmiştir. Genellikle varlıklı bir topluluk olduğu bildirilen Peçeneklerin sayısız yılkı ve koyun sürüsüne sahip oldukları anlatılmıştır. Ancak, herhangi bir köyleri mevcut değildi.330 Bunun çok ayıda altın ve gümüş eşyalar, hatta bunların üzerindeki yazılar günümüze gelmiştir.331 Becânek (Peçenek)'lerin, Türklerden bir sınıf olup Oğuzların yakınında yaşadıkları da bildirilmiştir.332

Sha-t'olar

Sha-t'o'lar, Batı Göktürk ülkesi içinde doğan boylardan biridir. Batı Göktürk Devleti 630 yılında T'ung Yabgu'nun ölümü üzerine iç karışıklığa sürüklenmişti. Bu esnada Tanrı Dağları havalisinde ömür sürüyorlardı ki, Ch'u-yüe boyu onların ataları olarak gösterilmektedir. Yani Ch'u-yüe'ler, Sha-t'o gruplarının ilk adı idi. Ch'u-yüe'ler, Ch'u-mi'lerle Sir Tarduşlar gibi karışık bir vaziyette yaşıyorlardı.

633 yılında T'ang hanedanı imparatoru Batı Göktürk beylerinden Li-pi-tuo-lu'ya davul ve sancak sunup kağan olarak tanıyınca, kabilenin insanları Pu-chen'ın sert (zalim) olması sebebiyle onun kardeşi Mi-she'yı kağan seçmeyi planladılar. Mi-she bundan korkarak Ch'u-yüe'lere liderlik edip, Çin'e gitti. Gücü zayıflayan Pu-chen da Çin ülkesine döndü. Onlardan kalanlar Batı Göktürk kağanı Ho-lu'nun idaresine girdiler.

Batı Göktürk ülkesinde iç karışıklıklar ve savaşlar durmuyordu. Onların beylerinden İ-pi-tuo-lu Kagan, Chin-sha dağının batısında Pei-t'ing (Turfan) adıyla merkezini kurduğu zaman Ch'u-yüe'ler, ona itaat etti. Bu sırada Ch'u-yüe'lerin sınırları Urumçi'nin kuzeyindeki Chin-sha dağından güneye doğru uzanan ve Barköl'ün doğusunda bulunan geniş kumluk sahada oturdukları için onların adı bundan sonra "kum yığını" anlamına gelen Sha-t'o adıyla anılmaya başladı. Bu arada Sha-t'o Göktürkleri olarak da adlandırıldılar. Yukarıda adı geçen Tuo-lu Kagan Hami'ye saldırıp iki grup askeriyle Tanrı Dağlarını sarınca, Kuca'nın Çinli valisi Kuo Hsiao-k'o onun üzerine hücum etti ve Ch'u-yüe'lerin erkinin kalesini ele geçirdi. Sonradan yenilen adı geçen Kagan, Toharistan'a kaçtı. Ho-lu'nun da gidip Çin'e teslim olması üzerine Çin imparatoru Yao-ch'ih kurulmasını emretti. Ch'u-yüe'ler, Turfan T'ing-chou'daki Mo-ho (Baga) kalesine nakledildi.

Bundan sonra Ch'u-yüe'lerin erkini Chu-ye A-ch'üe'nin kendisi Çin'e bağlanmak için teklifte bulundu. Batı Göktürk ülkesinde hakimiyet mücadeleleri T'ang hanedanın bütün entrika ve baskılarına rağmen devam ediyordu. A-shih-na Ho-lu, 650-651'de Batı Göktürk lerinin bağımsızlığı için isyan edince Sha-t'o'ların reisi yanında bulunan Çinli teslim alma memurunu öldürerek askerlerini alıp Lao Dağı'nda mevzilenip destek vermişti. Neticede She-p'i Erkin, Sha-t'o Na-su onu Çin adına takip etmek istemediler. Çin İmparatoru Kao-tsung, Ho-lu'yu 659 yılında yakaladıktan sonra Liang Chien-fang ve Ch'i-pi Ho-li sayesinde asi Sha-t'o reisi Chu-ye-ku-chu'nun öldürülmesini sağladı. Çin ordusu ayrıca 9 bin kişilik bir Sha-t'o kitlesini esir almıştı. Yine ertesi yılda Yao-ch'ih askeri valiliğini lağveden Çinliler, eskiden beri Ch'u-yüe'lerin oturdukları toprakları Chin-man ve Sha-t'o olmak üzere iki eyalete ayırdılar ve hepsini askeri valilerin emrine verdiler.

A-shih-na Ho-lu 659'da tamamen ortadan kaldırılınca, daha önce Çin'e sığınan Mi-she, İli Irmağının yakınında oturdu. Bunun üzerine Ch'u-yüe'ler gidip Çin'e itaat ettiler.

Bu tarihten sonra onları Çin hizmetinde diğer Türk boylarına karşı savaşırken görüyoruz. 661 yılında Ch'u-yüe'ler liderleri Sha-t'o Chin-shan'la Çinli kumandan Hsie Jen-t'ai'ı takip ederek Töles boylarının bulunduğu yere (Tola ırmağı civarına) baskın düzenlediler.

702 yılında liderleri Chin-man eyaletinin askeri valiliğine getirildiği gibi akabinde Ch'ang-ye bölgesinin düklüğü tevcih edildi. Liderleri Chin-shan ölünce yerine oğlu Fu-kuo geçti.

712'de Tibetlilerin baskınlarından kurtulmak için bütün boylarıyla Beşbalık (Pei-t'ing)'a kaçtılar. Reisleri akabinde kendi maiyetiyle Çin sarayına geldi. Aynı şahıs 714 yılında yeniden Chin-man eyaleti askeri valiliğine getirilerek buraya gönderildi. En son Yung-shuo bölgesi prensi unvanını da aldıktan sonra öldü. Yerine oğlu Ku-tuo-chih o göreve oturdu.

742 yılında, II. Göktürk Devleti'nin zayıflaması üzerine Uygur, Karluk, Basmıl gibi boylar güçlenmişti. Göktürk devletine ağır darbe indiren Uygurlar Çin ile temas kurduklarında, Çinliler Sha-t'o'ların reisi Ku-tuo-chih'yı onlara yardımcı genel askerî vali tayin ettiler. Daha sonra An-lu-shan'ın isyanı bastırıldığında başarılı vazifelerinden dolayı ona yüksek kumandanlık rütbelerinden biri daha
tevcih edildi. Ölünce yerine oğlu Chin-chung geçti ve Chiou-ch'üan dükü tayin edildi. 756-762 yılları arasında Çin'de iç karışıklıklar hüküm sürdüğü için Beşbalık ve Turfan'a giden yol kapalı olduğundan Sha-t'o'larla ilişki kesildi. Çünkü Uygurlar sırada çok güçlü idi ve onların Çin ile ilişkiye girmelerini engelliyordu. Aynı Uygurlar onları sık sık yağmaladığı için oldukça zor şartlarda yaşamak zorunda kaldılar. Her ne kadar Beşbalık'a sığındılar ise de yine ellerindeki malları zorla alındı ve fakirlik içinde yaşadılar. Bu durum Büyük Uygur Kağanlığının nisbeten zayıfladığı 785-805 yıllarına kadar devam etti. Bu devrede yedi bin çadırlık ahali ile gidip Tibetlilere teslim oldular. Arkasından onlarla birleşerek Beşbalık şehrini yağmalayıp yıktılar. Sonra Tibetliler, onları Kansu'ya götürdüler. Reisleri Chin-chung Çinlilerle tekrar anlaştı. Bundan sonra Tibetliler, ne zaman Çin'e saldırsalar öncüleri Sha-t'o'lar oluyordu.

Aradan uzun zaman geçtikten sonra Uygurlar, Kansu'daki Liang-chou'yu aldılar. Bunun üzerine Sha-t'oların taraf değiştirmesinden şüphelenen Tibetliler, onları nehrin dışına nakletmeyi teklif ettiler. Sha-t'o'lar kokuya kapıldı. Reisleri Chin-chung ve Chih-i aralarında anlaşarak bu durumdan kurtulmaya çalıştılar. Onlara göre en iyi çare T'ang hanedanına vassal olmak idi.

808 yılında 30 bin kişilik halk kitlesiyle Ötüken Dağlarının doğusuna kaçtılar. Tibetliler onları takip ettiler. Savaşarak Yao Suyunun kenarına kadar geldiler. Shih-men'a kadar ilerleyip, sürekli çarpıştılar, fakat, sonuca ulaşamadılar. Sha-t'o'ların boy ahalisi yavaş yavaş azalmıştı.

Chin-chung çarpışmalar sırasında öldürüldü. Chih-i yaralıları topladı, 2 bin piyade, 7 yüz süvari, bin kadar deve, sığırla Ling-chou'nun yanına sığınmıştı. Adı geçen eyaletin idarecisi (Chie-tu-shih) bunu duydu. İmparatorun emriyle Yen-chou'da ikamet ettirildiler. Yin-shan-fu'luk ihdas edilerek Chih-i, at ve asker işleri memuru oldu. Çinli idareci onlara sığır ve koyun vererek besledi. Onların çocuk ve yaşlıları Feng-hsiang, Hsin-yüan ve T'ai-yüan'e gitmişlerdi. Onlar da dönüp kendi boylarına katıldılar. Chin-chung'un kardeşi Ke-le A-p'o arta kalan 7 yüz kişilik zayıf kuvvetiyle Chen-wu'ya gidip teslim olarak Sol Muhafızları generali unvanını aldı. Sonra yeni ihdas edilen Yin-shan valiliğinin genel askeri valiliğine tayin edildi.

Sha-t'o'ların liderleri Chih-i bundan sonra Çinliler tarafından tam anlamıyla hediyelere boğuldu. Tibetlilere karşı kullanılmak üzere Ling-chou'da yerleştirileceklerdi. Onların değişmesinden korkulduğu için yeni tertibat alındı ve sınırlara dağıtıldılar. Arkasından ling-chou'nun valisi Fan Hsi-ch'ao, Sha-t'o'lardan oluşan bir ordu kurdu ve adına Sha-t'o ordusu denmeye başlandı. Bundan sonra Sha-t'o'lar ve onların ileri gelen kumandanları T'ang hanedanı lehine çok sayıda askerî başarı kazandı. Chih-i ölüp yerine geçen oğlu Uygurlara karşı başarı kazanınca ona iyice yakınlık duyan T'ang hanedanının imparatoru kendi ailesinin adı Li'yi vermişti. Onun da oğlu Li K'e-yung da aynı hizmetlere devam etti. Bir taraftan da T'ang hanedanı çatırdıyordu. 876'daki büyük isyanı, 880'de Sha-t'o'lar bastırmıştı. Tam bu sırada Huang Ch'ao isyanı patlak verdiğinde yine Sha-t'o'lar, Tang hanedanını korumak vazifesi düşmüştü. 885 yılında söz konusu isyan bastırıldı. Fakat, karışıklıklar durmuyordu.

Neticede asilerden Chu-wen, 907 yılında T'ang hanedanını devirip kendi sonraki Liang Devleti'ni ilân etti. Böylece Çin tarihinde "Beş Hanedan" denilen dönem başlamış oluyo/Erdu.333 927 yılında tatarlar ile Sha-t'o'lar arasında çıkan savaş sonucunda yenilen Tatarlar, Sha-t'o'lar tarafından kuzey sınırlarına yerleştirildiler.334


Bundan sonra Sha-t'olar Çin'de T'ang hanedanının varisçisi oldular ve arka arkaya üç sülale kurdular. İlk Sha-t'o hanedanı 923 yılında Li K'e-yung'un oğlu tarafından kuruldu ve Sonraki T'ang adını aldı. Daha çok askerî hükümete sahip olan bu devlet nüfus olarak sayıca azlığından dolayı fazla bir varlık gösteremedi ve 936 yılında yıkıldı.

İkinci Sh'a-to devleti 937'de kuruldu ve Sonraki Chin adını aldı. Fakat, O da 946'da Kıtanların şiddetli taarruzları neticesinde yıkıldı ve imparatorları esir edildi. Liou Chih-yüan adlı bir general 947'de hemen yeni bir devlet kurarak Sonraki Han adını aldı ise de üç sene sonra bu da yıkıldı. Dolayısıyla 950 tarihi Sha-t'o'ların Çin'de son bulduğu yıldır.335

Sir (Altı Sir)'ler

Sir Tarduşların meydana gelmesi Hsie boyunun Yen-t'o'ları hakimiyetine alması ile karışmaları sonucu olmuştu. Bu boy 627'den sonra kuvvelenip Çin tarafından da tanınan bir kağanlık kurunca çok sayıda boy onlara bağlandı. Bu boy birliği 647'de Sir Tarduşların Çinliler ve diğer boylar tarafından bozguna uğratılması ile dağıldı. II. Göktürk Devleti döneminde hala özellikle Tola Irmağı tarafında oturan boy grubu için bu ad kullanılmış olmalıdır.

Bilge Kagan tahta çıktığında tebasını sayarken "Altı Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz" gibi boy gruplarının adlarından bahsetmektedir.336 Tonyukuk yazıtında ise beş yerde geçen Sir kelimesi hepsinde Türk Sir, Bodun, Oğuz grubu gibi Tola ırmağı havalisinde yaşayan Sir grubu sonucunu ortaya çıkarmaktadır.337

Ssu-chie (İzgiller)

İzgiller (Ssu-chie), 603 yılı dolaylarında Tola Irmağı civarında yaşayan Töles boylarının urug olanlarındandır. O esnada Meng-ch'en, T'u-ju-ho, Hun ve Hu-hsie gibi boylarla birlikte oturuyorlar ve genel toplamda yirmi asker çıkarabiliyorlardı.338 647 yılından sonra Çin'e bağlandılar.

Bundan sonra İzgiller, Sir Tarduşların yerinde görülürler. Çok sayıda diğer Türk boyu gibi onlar da Çin ile temas kurabildiler ve Çin eyalet teşkilatı tarzında teşkilatlandılar.339

715 yılında Kapgan Kagan'ın ülkesi isyanlarla sarsıldığı sırada İzgiller de isyan etmişlerdi. Kül Tegin, Alp Salçı Kır atına binip savaşa çıkmıştı. Bilge ve Kül Tegin neticede onları orada mağlup etti. Kül Tegin'in atı orada öldü (düştü).340

Sir Tarduşlar

Sir Tarduşlar, Göktürk coğrafyasında 647 yılından önce varlığını en çok hissettiren boydur. Özellikle Doğu Göktürk Devleti'nin 630 yılında yıkılmasından sonra büyük bir güç olarak ortaya çıkıp, bağımsızlıklarını kazandıkları 628'den 647'e kadar bir devlet gibi rol oynadılar.

Onların menşei bütün kaynaklarda Töles boylarının içinde gösterilmektedir. Batı Göktürk kağanı Ch'u-lo'nun ağır baskılarına ve vergilerine boyun eğmeyen Sir Tarduşlar için ona karşı başlattıkları isyan kendileri için bir dönüm noktası olmuştur. Dolayısıyla Türk boylarının 603'ten 647'ye kadar en kuvvetlisi olarak görünen Sir Tarduşlar, kaynakların bildirdiğine göre Sir ve Tarduş kabilelerinin birleşmesi ile meydana gelmişlerdi. Buna rağmen "karışık otururlardı" ifadesinden de sadece iki boydan müteşekkil olmayıp, çok sayıda boydan meydana geldiğini tahmin ediyoruz. Bilhassa Sir (hsie) kabilesi Tarduş (Yen-t'o) kabilesini mağlup edip, onun halkına sahip olmuştu. Bundan sonra Sir Tarduş (Hsie-yen-t'o) adıyla anılmaya başladılar. Yönetici ailenin kabile adları ise İ-li-hsi (belki ilci) idi.341 Diğer taraftan bazı kaynaklarda hanedanın kabile adlarının İ-li-t'u olduğu bildirilmiştir.342 Ayrıca kaynaklarda bu boyun geleneklerinin Göktürklerle aynı olduğu ifade edilmektedir. 603 yılına kadar Sir Tarduşlar, Altay ve Tanrı Dağlarının doğu kısımlarında varlıklarını sürdürüyorlardı.

552 yılından önce Göktürk Devleti'nin kurucusu Bumın, daha devletini kurmadan Töles boylarını mağlup etmiş ve hepsini kendine bağlayarak kuvvetini artırmış, neticede bu hadise ona bağımsızlığını elde etme yolunda büyük aşama kazandırmıştı.343 Söz konusu Töles boylarının içinde açıkça zikredilmemiş olmalarına rağmen (zaten hiçbir boyun adından bahsedilmemiş) Sir Tarduşların da bulunduğu kabul edilmelidir. 603 yılında Batı Göktürk kağanı Tardu, mağlup olup T'u-yü-hun'lara sığındığında Töles boyları, Batı Göktürk idaresinden ayrılarak dağıldılar ise de onun yerine alan Ch'u-lo, bütün Töles boylarına yeniden saldırmış, hatta yüksek vergilerle onların mallarının çoğunu ellerinden almıştı.344 Arkasından boyların ileri gelen reislerinden birkaç yüzünü toplayıp idam ettirdi. Bunun üzerine Ch'u-lo'ya karşı isyan etmeye başlayan Töles boyları iki boy etrafında toplanmaya başladılar.

Bu iki boyun biri Ch'i-pi, diğeri ise Sir Tarduşlar idi. Ch'i-pi boyu bugünkü Karaşar'ın kuzeyinde Tanrı Dağlarının eteklerinde P'u-lo-chih, İ-shih, Su-po, Na-ho, Wu-hu, Ho-ku, Ye-shih, Yü-ni-hu gibi boylarla birlikte oturuyordu. Chi'pi'lerin etrafında toplanan diğer boylar onların erkini Ko-leng'ı, İ-wu-chen Baga Kagan ilan etmişlerdi. Bunlar Tanrı Dağlarının doğu ucundaki T'an-han, İslam kaynaklarındaki adıyla Tafgan dağında oturarak hüküm sürmeye başladılar.345

Sir Tarduşlar ise reisleri İ-hsi-po (işbara) ya Ye-hsi Kagan unvanını verdiler.346 Töles boylarına ağır darbeler indiren Ch'u-lo, 611'den sonra Çin'deki Sui hanedanı hizmetine girince, Batı Göktürk ülkesinde hakimiyeti ele geçiren She-kui Kagan kuvvetlendiği zaman söz konusu iki boy da ona itaat etti.

Bu esnada doğuda bulunan Uygur, Bayırku, Ediz (A-tie), T'ung-lo (Tongra, P'u-ku (Bugut) gibi boylar doğuda Ötüken'de oturan Doğu Göktürk Kaganı Shih-pi'nin idaresine girmişlerdi.347 She-kui'den sonra (619) Sir Tarduşların batıdaki Yabgu Kagan'a (T'ung Yabgu) bağlandıkları anlaşılmaktadır.348

628 yılında T'ung Yabgu idaresindeki Batı Göktürk ülkesi karışmıştı. Bu kargaşalık içinde kalmak istemeyen İ-shih-po'nun torunu İ-nan yetmiş bin çadırlık ahalisi ile doğudaki İl Kagan'a bağlılığını bildirdi.349 Bu şekilde Doğu Göktürk ülkesine gelmiş oluyordu. Fakat, çok geçmeden Doğu Göktürk ülkesi de karışıklığa sürüklendi. Bu fırsattan faydalanan İ-nan, İl Kagan'a baş kaldırdı ve üzerine gönderilen Göktürk ordularını yendi. Onun galibiyetinden sonra çok sayıda boy ve kabile gelip, Sir Tarduşlara itaatini bildirirken Ötüken bölgesinin kontrolü de tamamen Sir Tarduşların eline geçti. Bütün boylar Sir Tarduş reisi İ-nan'a kendini kağan ilân etmesi için ısrar ediyordu. Ancak, o henüz kendini kağan olarak görmüyordu. Doğu Göktürk Devleti'nin büyük zaafa uğramasını fırsat bilen T'ang hanedanının imparatoru T'ai-tsung, İ-nan'la yakınlaşmak istedi. Onunla kuracağı ittifak sayesinde İl Kagan ve Doğu Göktürklerini kuzeyden de vurabilirdi. Bu maksadını gerçekleştirmek için general Ch'iao Shih-wang'ı gizli yoldan davul ve sancakla Sir Tarduş reisine gönderdi. Onun Chen-chu (Yincü?) Bilge Kagan olarak tanındığını bildirdi. Bunu kabul eden yani kağan olduğunu ilan eden İ­nan, karşılığında Çin'e elçi gönderip kendi ülke mallarından sunmuş ve teşekkür etmişti. Merkezi Ötüken dağında bulunuyordu, Çin'in başkenti Ch'ang-an'dan kuzeybatıya altı bin li mesafede olduğu belirtilen Ötüken merkezleri idi; ancak, doğularında Moğol asıllı kabile Mo-ho'lara kadar uzanan sınırları batıda Batı Göktürk ülkesine yani Tanrı dağlarının kuzeyine kadar ulaşıyordu. Güneylerinde Gobi çölü Çin ile aralarında hudut iken Kerulen nehri kuzeylerini çevrelemişti.350 Bu arada kardeşi T'ung Tegin, Çin sarayına geldi. Göktürklerden Çin'e gelen elçilerin çoğu tegin unvanını taşıyorlardı. Sir Tarduşlar da artık kendilerini bağımsız bir devlet olarak gördüklerinden hanedanlarından bir tegini göndermişlerdi. İmparator, T'ung Tegin'e bir Çin kırbacı (süslü) ve keskin bıçak sundu. Ayrıca eğer gelecekte Sir Tarduşlar Çin'e saldırırlarsa onları kırbaçla cezalandıracağının söyledi. İ-nan, Çin imparatorunun dediklerini kabul etti. Böylece siyasi alanda onların üstünlüğünü tanımış oluyordu. Az sonra İl Kagan, Çin'e mağlup olup Doğu Göktürk Devleti'ni tamamen ortadan kalkınca İ-nan boyunu yavaş yavaş doğuya kaydırıp Tola ırmağının güneyindeki Tu-wei-chien dağına (Togu Balık) ulaştı.351 Tola Irmağı'nın yanına merkezine kurdu. Ondan sonra Çin başkentine mesafeleri üç bin li' (yaklaşık 1500 km) ye inmişti. Şimdiki mevkileri daha iyi şartlara sahip idi. Baykal Gölü'ne ulaşmışlar, daha doğudaki Shih-wei kabilesine kadar otoritelerini genişletmişlerdi. Yani Gobi çölünün güneyi hariç hemen Doğu Göktürk Devleti'nin kapladığı sahayı kontrollerine almışlardı. Ordularındaki yetişmiş asker sayısı iki yüz bine ulaşınca askerî güçleri arttı. İki oğlu Tardu ve T'u-li-shih, kuzey ve güney boyu olmak üzere iki kısımda devleti yönetmeye başladılar. Merkezde İ-nan oturuyordu. 633 yılının başında Çin sarayına elçi yolladılar.352

Bundan sonra aradan geçen yedi yıl içinde Çin sarayına sekiz defa elçi göndermişlerdi. İmparator T'ai-tsung, onların kuvvetlenip büyümelerini endişe içinde izliyordu. Bir gün Çin'e hücum edeceklerini düşünüyor ve yıkılmalarını arzu ediyordu. Hatta onları parçalamak istemiş, bu yüzden iki oğlunun da küçük kağan olarak tanındığını ilân etmişti.

Sir Tarduşların asıl korkusu ise Göktürklerin yeniden kuvvetlenmesi idi. Çünkü, onlar Çin'den geri gelirlerse kendilerine bağlı boyların çoğu ayrılıp, Göktürkler etrafında toplanabilirlerdi. 641 yılında Ssu-mo Kagan idaresinde Çin sınırları içindeki Göktürkler kuzeye gönderilince önce ses çıkarmamışlar, sadece askerlerini hazırlayarak Gobi çölünün kuzeyinde beklemişlerdi. Zaten Çin'deki T'ang hanedanı imparatoru da Ssu-mo Kagan ve beraberindekilerin Gobi çölünün güneyine yerleşmelerini istiyordu. Kısacası Çinlilerin planına göre Göktürkler ve Sir Tarduşlar birlikte komşu olarak yaşayacaklardı.

Çin imparatoru T'ai-tsung, doğudaki T'ai dağına ziyarete gidecek idi. Bunu fırsat bilen Bilge Kagan, bütün Çin askerlerinin oraya imparatorla beraber gittiğini, sınırlarının boşaldığını, hatta Çin'e vassal olan kavimlerin askerlerinin dahi adı geçen dağa gittiğini dolayısıyla Ssu-mo'nun kolayca yakalanabileceğinin maiyetindekilere söyleyerek harekete geçti. Önce oğlu Tardu Şad'ı iki yüz bin askerle çölün güneyini kesmesi için gönderdi. O da Pai-tao-ch'uan'da kamp kurdu ve arkasından bir askere dört at vermek suretiyle aniden Ssu-mo'ya hücum etti. Ssu-mo, Tardu Şad karşısında hiçbir şey yapamayacağını biliyordu, derhal geri çekilerek Shuo-chou'ya geldi. Askeri vali Chang Chien, Moğol boyları Hsi, K'u-mo-hsi, Kıtan gibi boylarla, Li Chi ise emrine altmış bin piyade üç bin süvari alarak Shu-chou'da mevzilendi. Diğer generaller Chang Shih-hui ve Li Hsi-yü onlarla savaşmak üzere yola çıktılar.

İmparator ziyaretinden geri döndükten sonra bütün generallerine bir ferman yayınladı. Fermana göre Sir Tarduşların artık gölün güneyine geçtiklerini, atlarının bitkin olduğunu, dolayısıyla derhal hücuma geçilerek bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini vurguluyordu. Sir Tarduşlar, Çinlilerin büyük bir seferberlik ilan etmesi ve üzerlerine birkaç ordunun birlikte gönderilmesi neticesinde bir şey yapamayacaklarını anlamışlardı. Tardu Şad elçi göndererek, Göktürklerle barış yapmak isteklerini bildirdi.

Fakat, imparator daha önce kendisinin Sir Tarduşların çölün kuzeyini, Ssu-mo idaresindeki Göktürklerin güneyini kontrol edeceğini tayin ettiğini ancak Sir Tarduşların anlaşmayı bozduğunu bu yüzden cezalandırılacaklarını ve asla barış yapılmayacağını bildirdi.

Tardu Şad'ın bu cevap üzerine daha da güneye doğru ilerlediğini, hatta biraz kendini toparladığını anlayabiliyoruz. Ssu-mo, daha önce kaçıp Çin Seddinin güneyine sakladığı için yakalayamayacağını anlayan Tardu Şad, elçi göndererek ona hakaret etti. Çinli kumandan Li Chi onunla savaşmak üzere yola çıkmıştı, Ch'ing-shan'ı geçtikten sonra seçme askerlerini yanına alarak La-ho'ya ulaştı. Tardu Şad bir yerde sabit kalmıyordu. Juo-chen suyunu geçerek ordusunu düzenledi ve beklemeye başladı. Çinliler, daha önce Sir Tarduş Işbara ile A-shih-na She-er'ın süvarilerle hareketli savaş yaptıklarını hatırlayarak piyade savaşı yapmaya karar verdiler. Ancak, Sir Tarduşların mağlup olduktan sonra kaçmalarını engellemek için yeni bir yönteme başvurdular. Beş kişilik ekipler oluşturuldu. Bunların biri at tutacak diğer dördü savaşacaktı. Eğer galip gelirlerse kaçmalarını önlemek için atlara atlayıp onları takip edeceklerdi. Neticede savaş başlamıştı. Çin ordusundaki Göktürk askerleri acele ileri atılmışlar, fakat, Sir Tarduşlar onları geri püskürtmüşlerdi. Aynı anda Sir Tarduş okçuları hazırlanan ekiplerin atlarını öldürmüşlerdi. Li Shih-chi, Göktürkleri kurtardığı gibi Sir Tarduşların tam zayıf yerine hücum ederek onları dağıtmayı başardı.353 Üstelik Çinli kumandan Hsie-ch'e daha enerjik askerlere kumanda ederek önce onların atlarını ele geçirmişti. Mağlup olan Tardu Şad kuzeye doğru çekilirken diğer Çinli kumandan Wan Chie onu takibe çıkmıştı. Çölün kuzeyine ulaşıldığında Çin ordusu aşırı derecede karla karşılaştı. Zaten Çinliler çok soğuğa alışık değillerdi. Sir Tarduşlar da soğuktan nasiplerini almışlar epey zayiat vermişlerdi. 641-642 kışında cereyan eden bu hadiselerden sonra Çinli kumandan Ting-hsiang'a dönmüş ve imparatoruna rapor sunmuştu.

Sir Tarduşlar, Çin sarayına elçi gönderdiler ve barış yapmak istediklerini bildirdiler. Tardu Şad'ın amcası Işbara üç bin at sunmuş ve bir prensesle evlenme teklifinde bulunmuştu. İmparator ise hala onlara çok kızgındı. Sir Tarduşların aslında bir erkin tarafından idare edilecek kadar küçük bir boy iken kendi sayesinde kağan olduklarını ve güçlerinin Doğu Göktürk Devleti'ni geçtiğini, dolayısıyla Çin sınırlarını tehdit ettiğini söyleyerek evlilik teklifini kabul etmediğini açıkladı. Ancak; Sir Tarduş kağanı ertesi yıl yine elçi göndererek daha önce sunduğu at ve koyunların sayısını artırmış evlilik teklifinde ısrarını sürdürmüştü. Bu sefer endişeye kapılan imparator, büyük veziri ile istişareye oturdu.

Onun düşündüğü iki planı vardı: Birincisi Sir Tarduşlara saldırmak, ancak o zaman Sir Tarduşlar ortadan kalkacak ve Çinlilerin Göktürk ülkesini yönetmek için daha önce hazırladıkları uzun vadeli plan bozulacaktı. İkincisi evlilik teklifinin reddedilmesi halinde sınırlara saldıracaklardı. O halde daha büyük problemler ortaya çıkacak idi. Büyük vezir Fang Hsüan-ling ise imparatora Göktürklerin yıkılmalarının daha bitmediğini dolayısıyla en iyi yolun Sir Tarduşlarla iyi geçinmek olduğunu ve evlilik ittifakının yapılmasının faydalı göründüğünü açıkladı. Bu sırada Sir Tarduş kağanı Bilge'nin ağabeyinin oğlu T'u-li Şad elli bin at, on bin deve ve sığır, yüz bin koyun sundu. Onun şerefine düzenlenen eğlencede bütün vezirler dizildi, kıymetli hazineler, eşyalar düzenlendi, ch'ing-shan, P'o-chen müzikleri ve on makamdan oluşan müzikleri çalındı. Bu eğlence çok hoşuna giden T'u-li Şad başını eğdi ve imparatora on milyon yıl uzun ömür diledi.354

Bu hadiseden sonra imparator, Bilge Kagan'a yakınlık göstermeye başlamıştı. Ling-chou'yu ziyaret ettikten sonra evlilik işini tamamlayacaktı. Gelişen durumdan gayet memnun kalan kağan Bilge, öğünerek etrafındakilere, kendilerinin Töles boyu olduklarını imparatorun onu kağan yaptığını, prenses dahi verdiğini, üstelik arabasıyla ziyarete geldiğini, kendisinin en şerefli kişi olduğunu söylüyordu. Arkasından vergiler artırmasıyla koyun ve atları çoğaldı, Bazı devlet adamları onu tahrik ederek Sir Tarduşlar ile T'ang'ın aynı seviyede olduklarını dolayısıyla saraya gitmemesi gerektiğini, eğer malların çoğunun çeyiz için verilmesi halinde halkının üzüleceğini söylüyorlardı. Bilge ise buna karşı çıkıyor ve T'ang imparatoruna karşı gelemeyeceğini ileri sürüyordu.

Bundan sonra imparator T'ai-tsung'a yabancı kavimler vergi sunduğu sırada Sir Tarduşlar bir şey sunmadılar. Çünkü at ve koyunlarının çoğu ölmüştü. Onlardan vergi gelmeyişine kızan imparator seyahatini durdurmuş ve yeni müzakerelere koyulmuşlardı. Devlet adamları onların vergi getirmemesinin Çin için bir hafiflik sayılacağını ve bundan sonra diğer kavimlere kötü örnek olacağının ileri sürerek imparatora evliliğin reddedilmesini tavsiye ettiler. O da tavsiyeleri kabul ederek evlilik işinden vazgeçti.

Çinli prensesle evliliğin gerçekleşmemesi üzerine, Sir Tarduşlar düşmanca tavır takındılar. T'u-li Şad, Ting-hsiang'a hücum ettirildi. Daha sonra gelişecek olaylardan bunun sadece ufak bir tehdit olduğunu anlıyoruz. Çünkü arkasından elçi gönderen Bilge Kagan, Korelilerle Çin arasında yapılan savaşta yardımcı olmak istediklerini bildirdi. İmparator onun bu teşebbüsünü şüphe ile karşıladı. Kendilerinin doğuda bulunmalarından faydalanarak tekrar Çin sınırlarına hücum edeceklerini tahmin ediyordu. Bu arada Koreliler, kendilerine tabi Mo-ho adlı Moğol boyu vasıtasıyla Sir Tarduşlarla ittifak yapmak için teklifte bulundular. Fakat, Bilge Kagan, Çin'e yaklaşmak istiyordu. Bunun için Korelilerle herhangi bir ittifaka yanaşmadı. Aynı sırada hastalanan Bilge Kagan, fazla yaşamadı ve öldü. İmparator T'ai-tsung, kurban keserek onun yas törenlerine uydu (645).355

Sir Tarduşlar onun ölümü üzerine ülkelerini ikiye böldüler. Bilge'nin kadınlarından birinin oğlu Ye-mang'ın T'u-li-shih unvanıyla ülkelerinin doğu tarafını, onun yeğeninin oğlu Pa-chuo'nun Lü Yabgu Kagan olarak batı tarafını idare etmesine karar vermişlerdi. Ye-mang Pai-tao bölgesine gelerek Çin'in askeri hizmetine girdiğini bildirdi ise de diğer devlet adamları onu Lü Yabgu'ya şikayet ettiler. Onun yaptığı sürpriz saldırı sonrası Ye-mang öldürüldü ve ülkenin tek hakimi olarak Lü Yabgu, Hsie-li-chü-li-shih-hsie-shao-to-mi (il küllüg Şad shao-to-mi) unvanını aldı. Bu sırada Çin ordusunun çoğu kuzey doğuda Liao bölgesinde savaşta iken fırsattan yararlanmak isteyerek, Çin sınırlarına hücum etti. Çin imparatoru yine savunma savaşı için önlemler aldı. Tao Tsung, Shuo-chou'ya, Hsie Wan-ch'e ile A-shih-na She-er, Sheng-chou'ya, Sa-hu Wu-jen, Ling-chou'ya mevzilenmeleri için gönderdiler. Chih-ssu-shih-li ile Çin idaresindeki Göktürkler Çin Seddinin dışında kanatlara ayrılarak boynuz gibi olmuşlardı. Bu hazırlıkların büyüklüğünü öğrenen Sir Tarduşlar geri çekildiler.

Sir Tarduş ülkesinde tek başına hakim olan ve Çin'e dahi en kuvvetli zamanlarında akın yapabilen Lü Yabgu Kagan, ülkesinde huzurlu bir idareyi tesis edemedi. Bunun sebebi kendisinin ihtiras sahibi olması idi. Babası zamanındaki değerli vezirlerin çoğunu öldürttü. Arta kalanları da bundan huzursuz idiler. Ayrıca şadlardan A-p'o ile Çinlilerin gönderdiği elçi doğudaki Mo-ho'ların bölgesinde buluştular. Arkasından aralarından çıkan iç savaşta netice alınamadı. Bazı devlet adamları Çinlilerin A-p'o'nun tarafını tutması yüzünden onların askerlerinin geldiğini zannetmeleri üzerine halk endişeye kapıldı ve Lü Yabgu'yu terketmeye başladı. Neticede asker sayısı iyice azalan Lü Yabgu, on kadar süvariyle A-shih-na Shih-chien'e sığınmak üzere yola çıktı. Fakat yolda Uygurlar tarafından öldürüldü. Ailesi tamamen katledildi. Elli altmış bin kadar ahalisi Doğu Türkistan'da küçük devletçiklere sığındı. Bilge Kagan'ın ağabeyinin oğlu Tuo-mo-chih geride kalanlar tarafında İ-t'e-wu-shih Kagan unvanıyla hükümdar yapıldı. Bu arada Çin İmparatoruna elçi göndererek aslında Ötüken'de yerleşmek istediklerini bildirdiler. Çin İmparatoru Ts'ui Tun-li ile Li Shih-chi'ye onları güvenli ve pasif bir halde yerleştirme görevi verdi. Böylece onların ülkeleri yeniden tesis edildi. Tuo-mo-chih, Sir Tarduşların başına geçince eskisi gibi çok sayıda küçük Töles boyu gelip ona itaat ediyorlardı.

Bu durum Çinlileri yeniden endişeye sevketti. Özellikle imparator ani bir Sir Tarduş saldırısından korkuyordu. Li Shih-chi onların üzerine gönderildi. Kendisine verilen emre göre teslim olanlara bir şey yapılamayacak, karşı gelenler ise öldürülecek idi. O, Tuo-mo-chih'nin bulunduğu yere vardığında Sir Tarduş hükümdarı çok şaşırmıştı. Tuo-mo-chih teslim olacağının söyledi ise de gizlice Çinlilere baksın yapmayı düşünüyordu. Fakat, Çinli kumandan onun asıl niyetini öğrenince hücuma geçti ve beş-altı bin kişiyi öldürdü. Yaşlı genç otuz bin kişiyi de yakalamıştı. Bu arada Hsiao Ssu-ye adlı bir elçinin Uygurlara gönderildiğini duyan Tuo-mo-chih, gidip adı geçen elçiye teslim oldu. Çin başkentine gitti, orada Sağ muhafızları generali tayin edildi. Ayrıca orada ikamet etmesi için tarla sunulmuştu.

Sir Tarduşlar yıkıldıktan sonra Chi'pi, Uygur gibi on bir Töles boyu Çin İmparatoruyla temasa geçerek itaatlerini bildirdiler. Sir Tarduşlardan arta kalan A-p'o Ta-kan (tarkan-tarhan)'ı yendi ve binden fazla baş kestikten sonra iki yüz li kuzeye sürdü. 650 yılında Sir Tarduşlardan arta kalan bir kısım Çinli kumandan tarafından Çin'e getirildi ve Ch'i-t'an Chou'da yerleştirildiler.356

669 yılında Sir Tarduşlardan arta kalanlar Çin hakimiyetine karşı isyan ettiler. Ötüken bölgesindeki bu ayaklanmayı T'ang hanedanı imparatoru Kao-tsung, Göktürklere bir ferman gönderip, onlara hücum ettirmek suretiyle bastırdı.357

Ta-hanlar

Ta-han'lar, Chü'lerin kuzeyinde otururlardı. Çok koyun ve ata sahip oldukları vurgulanmıştır. İnsanları iri ve uzundur. Chü'lerle birlikte Kırgızlarla, Chien-hai'ın (Kem Irmağı olabilir) kenarında otururlar. Bunların hepsi eskiden gelmemişlerdi. 649-650'li yıllarda Çin sarayına samur ve at sundular. Bazen bir kere tekrar Çin sarayına gittikleri ifade edilmiştir.358

Tarduşlar

II. Göktürk Devleti'nin kuruluşu esnasında millet düzenlenirken Töles ve Tarduşların adından bahsedilmektedir.359 Milletin yeniden bir araya getirilip teşkilatlanması anlatılırken Taruş ve Töles adlarının zikredilmesi onların 552-630 yılları arasında oynadıkları tarihî rolün öneminden dolayıdır. II. Göktürk Devleti Dönemi'nde 682'den sonra Tölesler doğuda Tarduşlar batıdadır. Dolayısıyla İrtiş Irmağı taraflarında olduklarını tahmin ediyoruz.360

692'de Kapgan Kagan olduktan sonraki teşkilatlanmada ise Bilge, Tarduşların üzerine şad olarak tayin edildi.361 732 yılında Kül Tegin'in cenaze törenine katılanlardan birinin adı da Tarduş İnançu Çor idi.362

Tarduş boyunun adı yazıtlarda dolaylı olarak kaydedilmiştir. 696-97 yıllarında Kırgızların bulunduğu yere baskın yapan Tonyukuk daha sonra hanımının ölümü üzerine Kapgan geri dönünce tek komutan kalmıştı. 698'de İnel ve Bilge'nin katılımıyla Yarış ovasına doğru ilerlemiştir. İşte Kapgan'ın yeni yaptığı bu tayin sırasında Tarduş Şad'ın adı geçmektedir.363 Söz konusu Tarduş Şad'ın Bilge olduğu bilinmektedir. Daha sonra savaş kazanılınca On Oklar (Türgişler), Tarduş Şad'a doğru kovalanılmıştır (699)364

Kül Çor adlı bir Türk beyinin adına dikilen ve 716 tarihli olduğu tahmin edilen İhe Hüşotu Yazıtı'nda da Tarduşların adı geçmektedir. Buna göre Kül Çor veya Kül İç Çor, tarduş halkını idare ediyordu.365

Bayan Çor, kağan olduktan sonra sıklıkla diğer boylarla kendine bağlamak için savaşıyordu. 749'lu yıllarda Tatarlarla savaştıktan sora iki oğluna yabgu ve şad unvanlarını verip Tarduşların üzerine idare için göndermişti.366 Hoytu Tamır Yazıtlarının Tarduşlara ait olduğu sanılmaktadır. Yine Kül Çor unvanlı Tarduş idarecisinin Beşbalık'a karşı düzenlenen seferde kazandığı başarılar anlatılmaktadır.367

Tokuz Oguzlar (Dokuz Oğuz-Chiou-hsing)

Dokuz Oğuz kavramı, 626 yılını takiben Doğu Göktürk Devleti'nin zayıflaması üzerine yukarıda açıklamaya çalıştığımız Töles boyları grubunun Tola Irmağı civarı ve Kerulen'e doğru yani Doğu Göktürk ülkesinin doğu kısmında yaşayanların kaynaklarda zikrediliş şeklidir. Genelde Dokuz Oğuz boyları şu isimleri taşıyorlardı: P'u-ku (Bugu), Hun (Qun), Bayırku (Pa-ye-ku), Tonra (T'ung-lo), Ssu-chie, Ch'i-pi, A-pu-sse. Ku-lun-wu-ku, Ediz (A-tie).368

Söz konusu bu boylar adlarının başlığı altında kaynakların bilgi verdiği ölçüde eserimizde incelenmiştir. Özellikle Doğu Göktürk Devleti'nin yıkılışı sonucu Çin ile temas kurmuşlar ve çeşitli askerî valilik unvanları almışlardır.369

679 yılında Çin'deki T'ang hanedanına karşı başlayan Göktürk istiklâl hareketinin başarıya ulaştıktan sonra öncelikle Dokuz Oğuz boylarıyla çarpışacağı tabii idi. Bu yüzden Orhun Yazıtlarında da çok sık bahsedilen Dokuz Oğuz-Göktürk mücadeleleri çok sıklıkla meydana gelmiştir.370

Uygur Devleti'nin 742'den itibaren Ötüken merkezli olarak yükselmesi Dokuz Oğuzların onlara bağlanmasına sebep olmuştur. Bundan sonra Uygurların bir parçası durumunda hayatlarına devam edeceklerdir.371 Nitekim Uygur Devleti bu yüzden İslâm kaynaklarında Dokuz Oğuzlar (Tokuz Guz) şeklinde kaydedilmiştir.372

II. Göktürk Devleti'nin kuruluşu sırasında Dokuz Oğuzların kağanı Kutlug ve Tonyukuk'a karşı Çinliler, Kıtanlarla irtibata geçerek az sayıdaki Göktürk halkının geliştiğini, kağanlarının cesur olduğunu, sözcülerinin cesur olduğunu, onların var oldukça Çinlileri ve Kıtanları öldüreceklerini söyledi. Sonra ittifak teklif etti. Ancak, daha önce harekete geçen Tonyukuk, Kök Öng Irmağını aştıktan sonra orduyu Ötüken Dağlarına doğru sevk etti. İngek Gölü ile Tola Irmağı'ndan Oğuzlar altı bin kişilik ordu ile üzerlerine geldi. Tonyukuk'un asker sayısı iki bin idi. Neticede Dokuz Oğuzlar büyük bir bozguna uğradılar.373 Bundan sonra Oğuzların hepsi gidip, Kutlug Kagan'a bağlandı.

Bilge Kagan'ın milletine hitabında kendi sözünü işitmesi gerekenler arasında Dokuz Oğuz beyleri ve halkının da adı zikredilmektedir.374 Onun ifadesine göre Dokuz Oğuzlar, Göktürk Devleti'nin önemli unsurlarından biridir. Daha sonra II. Göktürk Devleti'nin kuruluşu ve gelişmesinde Kutlug Kagan'ın mücadele ettiği boylar arasında görülürler. Bu kez de Baz Kagan'ı, Kırgızlar, Kurıkanlar, Otuz Tatarlar, Kıtanlar ve Tatabılarla birlikte adları geçmektedir. Ancak, dikkat çekici nokta ilk zikredilişlerinde olduğu gibi bodun kavramıyla birlikte anılmalarıdır.375 Bu da Dokuz Oğuzların tek bir boydan oluşmadıklarını kalabalık bir kitle halinde yaşadıklarını göstermektedir.376

714 yılında Karluklar ve Basmılların isyanı, Bilge Kagan tarafından bastırıldıktan sonra onun kendinden gördüğü Dokuz Oğuzlar da düşman olmuşlardı. Bilge Kagan, bunu "Gök ile yer arasındaki karışıklık sebebiyle ödlerine hased girdiği için düşman oldular" şeklinde açıklamaktadır. Onlarla bir yılda dört kez savaşan Bilge, Togu Balık'ta, Antargu'da, Çuş Irmağı başında ve Ezgenti Kadız'da çarpışıp, hepsini hezimete uğratmıştır.377 716 yılında Dokuz Oğuzlar yerlerine yurtlarını bırakıp Çin'e doğru gittiler.378

Taçam adlı bir Türk beyine ait olduğu sanılan Ongin Yazıtında da Dokuz Oğuzlardan bahis vardır.379 Yine onlarla savaşılmış devlete tâbi olmaları sağlanmıştır.

716'lı yıllarda Kül Çor isimli bir Türk beyi adına dikilen İhe Hüşotu Yazıtı'nda da Dokuz Oğuzlar anlatılmaktadır. Buna göre Dokuz Oğuzlarla yedi kez savaşmıştı.380

Dokuz Oğuzların, Bayan Çor Kagan ile de mücadeleleri söz konusudur. Şine Usu Yazıtı'nda, Dokuz Oğuzlar üzerinde yüz yıl hakim olunup idare edildikleri yazılmaktadır.381 Bayan Çor Kagan'ın kendisi de Uygur Devleti'nin yükselişi sırasında Dokuz Oğuzların hepsini toplamıştır.382 Bayan Çor'un 751 yılında da Dokuz Oğuzlarla mücadele ettiğini görüyoruz.383 Bu esnada Dokuz Oğuzlar, Anı Irmağı kıyısında oturup Kırgızlarla ve Çiklerle ittifak yapmışlardı.

İslâm kaynaklarında da Dokuz Oğuzlar hakkında bilgiler vardır. Mesela Hududül-alem'e göre kuzeylerinde Kırgızlarla komşu olup nüfus bakımından en kalabalık Türk ülkesi idi. Yazları ve kışları kendilerine uygun topraklara göç ederlerdi. Ülkelerinden güzel misk, siyah, kırmızı ve çizgili tilki kürkleri, gri sincap, samur, kakum, fenek, sabica kürkleri, hutüv boynuzları, yak öküzü derileri gelirdi. En önemli hayvanları koyun, at ve sığır idi. Türklerin en zenginleri bunlardı. Ayrıca onlara ait on yedi yer isminden bahsedilmektedir384

To-lan-kelar

Bu boy 647 yılından önce tarihî kaynaklarda görülmez. Söz konusu tarihte Sir Tarduşların kurduğu siyasi gücün yıkılması üzerine ortaya çıktı. Tola Irmağının kenarında yaşıyorlardı. On bin iyi yetişmiş asker çıkarabiliyorlardı. Hiç Çin ile temas kurmadıkları halde bahsettiğimiz tarihten sonra T'ang imparatorluğu tarafından tanındılar. Onların idarecisi (erkin) Mo (bey?) Uygurlarla birlikte Çin sarayına gitmiştir. 650 yılından sonra Doğu Göktürk ülkesinde yapılan teşkilatlanmada Yen-jan askeri valiliği sınırları içinde yer aldılar. Onların reisinin unvanı sağ büyük generali idi. O ölünce Sai-fu, büyük ilteber unvanıyla askeri valiliği devam ettirdi.385

Tu-polar

Tu-po'lara aynı zamanda Tu-p'o da derler. Onların toprakları kuzeyde Hsiao-hai ile, batıda Kırgızlar ile güneyde Uygurlar ile sınırlıdır. Üç boya ayrılmışlardır. Her biri kendini idare eder. Onların geleneğinde yıl zaman yoktur. Kendileri hakkında başka şu bilgiler kayıtlıdır: Otları toplayıp kulübe yaparlar. Ziraati bilmezler. Topraklarında yüzlerce ot vardır. Bunların kökünü toplayarak yemek yaparlar. Kuş, balık, yabani hayvan yakalayıp yiyecek yaparlar. Samur kürk ve geyik derisi elbiseleri vardır.

Yoksullar yakaladıkları kuşların tüyünü elbise yaparlar. Evlenirken zenginler at sunar. Fakirler ise geyik derisi ile ot kökü verirler. Ölüleri ağaç kutu ile dağın içine ya da ağaçların üzerine koyarlar. Gömerken ağlayıp inlerler, Göktürklerle aynıdır.

Cezalandırma yoktur. Mal çalanlar çaldıkları malın iki katını geri öderler. 648 yılında Kurıkanların saraya gelmesi sebebiyle onlar da elçi gönderip, Çin ile ilişki kurdular.386

Tongralar (T'ung-lo)

Tonra boyu, 603 yılı dolaylarına ait verilen listelerde adlarına rastlanan önemli boylardandır. Tola Irmağı civarında P'u-ku, Wei-ho, Bayırku, Fu-lo gibi sayıca kuvvetli boylar arasında idiler.387 Ancak, daha sonra Sir Tarduşlara bağlanmışlardı. Tonra'ların Göktürklerle aynı geleneklere sahip oldukları bildirilmiştir. Sir Tarduşların kuzeyinde To-lan-ko'ların doğusunda bulunuyorlardı. Çin başkentine mesafeleri on yedi bin beş yüz li olup, durumları iyi idi. Otuz bin asker çıkarıyor durumda gösterilmeleri onların kuvvetine işaret etmektedir. 628 yılında Doğu Göktürk Devleti'nin zayıflayıp yıkılmaya yüz tutması üzerine serbest kalıp Çin sarayına elçi gönderdiler. Bundan uzun zaman sonra kendiliklerinden Çin'e tâbi olmayı rica ettiler. Onların ikametleri için Kuei-lin askerî valiliği ihdas edildi. Reisleri ilteber Shih-chien Çor'a Sol ling büyük generalliği tevcih edilip, askerî vali makamına tayin edildi.

682 yılında II. Göktürk Devleti kurulduğunda Tonyukuk'a Oğuzlardan bir kaçak (kürâg) gelip, Dokuz Oğuzların üzerine yeni bir kağanın çıktığını ve söz konusu kağanın Çin'e General Ku'yu gönderirken, Kıtanların üzerine Tongra Eşim adlı bir elçiyi Göktürklere karşı ittifak için yollamıştır.388 Buradan hareketle Tongraların bu sırada kesinlikle Dokuz Oğuzların içinde bulunduğunu anlayabiliriz.

716 yılında II. Göktürk kağanlığına kaşı başlayan seri isyanlarda Tongraların adı geçmektedir. Kül Tegin, Karluklar, Azlar, İzgiller, Dokuz Oğuzlar, Edizler, Oğuzlarla savaşıp, her birinin isyanını teker teker bastırdıktan sonra Tonga Tegin'in cenaze töreni sırasında Tongralardan bir grup yiğit on eri öldürmüşlerdi.389

742 yılında reisleri A-pu-sse on binden fazla çadır ahalisiyle gidip Çin'e teslim oldu. Shuo-fang'da ikamet ettirildiler, Sarı Irmağın güneyindeki topraklar onların ihtiyaçlarını karşılamak üzere verildiği gibi on binlerce top kumaş bağışlandı. Onların yüzünden He-ch'ü'deki topraklar boşaldı.

On sene sonra isyan ettiler Bütün kabile boyları nehirden geçirttirilerek çölün kuzeyine döndüler. Arkasından Uygurlar tarafından yıkıldılar ve haklı etrafa dağıldı. A-pu-sse, sonradan Karluklara sığındı. Pei-t'ing özel idarecisi Ch'eng-ch'ien-li onunla konuşup Çin'e teslim olması için ikna etti. Neticede götürüldüğü Çin başkentinde öldürüldü.

Aradan zaman geçip An-lu-shan isyan ettiğinde onun askerlerini yağmalayıp kullandı. Unvanı Ye-luo-ho olan birisi onların bir grubun başında görülmektedir. Ye-luo-ho konuşması becerikli biri olarak tanınmıştı.390

Tuhsiler

Tuhsiler, Çigillerin batısında İli Irmağı kıyılarında yaşıyorlardı. Batı sınırları Çu ırmağının ağzına kadar olan bölgeye uzanıyordu. Suyâb, Biglilig, Urkeş, Lâzine ve Ferahiye adlı şehir ve köyleri bulunuyordu.391

Karlukların bir alt boyu olarak görülen Tuhsiler, Hududül-alem'de Tuhs, Kaşgarlı ve Mervezî'de Tuhsî şeklinde geçmektedir.392 Bu devirde Tuhsîlere ait olduğu bildirilen Suyâb, Batı Göktürkleri ve Türgişlerin de önemli bir merkezi idi. Tuhsîler vaktinde Suyâb'dan yirmi bin süvarî çıktığı bildirilmiştir.393 Biglilig adlı köyden ise oranın beyinin Yınal Tigin unvanını taşıdığı, üç bin atlıya kumanda ettiğine dair kayıt vardır.394 Daha sonra Tohsılar (Tuhsiler) hakkında bilgi veren Kaşgarlı ise Tohsıların sadece İli Irmağı kıyısındaki Kubaş'ta oturduklarını yazmaktadır. Ona göre en doğru dili Yağmalarla birlikte Tohsılar konuşmaktadır. Buna da Hakaniye Türkçesi adı verilmektedir.395 Kaşgarlı'dan sonra kaynaklarda Tohsı ya da Tuhsî adı görülmemektedir.

Türgişler

Türgişler, Batı Göktürk ülkesinde 635 yılını takip eden yıllarda muhtelif siyasî olaylarda yeni boy teşkilatlanmaları sırasında tarih sahnesine çıkmış bir boydur. Daha sonraki gelişmelerden, onların Batı Göktürk hanedanından geldiği anlaşılmaktadır. 634 yılında kağan olan Işbara ülkesini on boya bölmüş, her boya birer ok verilmiş, bundan sonra unvanları On Şad ve On Ok şeklinde söylenmeye başlamıştı.396 Akabinde beş boya Beş Tuo-lu, diğer beşine ise Nu-shih-pi adları verildi. Beş Tuo-lu, çorluklar halinde tesis edilmiş ve Tokmak (suei-ye)'ın doğusunda oturmuştu. Sağ yani batı grubu oluşturan Nu-shih-pi'ler ise erkinlikler halinde teşkilatlandırılıp Tokmak'ın batısında ikamet edeceklerdi. Bu teşkilatlanmadan sonra genel olarak ortaya çıkan boylar On Ok (On Boy) adıyla zikredildiler.397

A-shih-na Ho-lu, 651'den sonra Batı Göktürk ülkesinde yeniden hakim olmuş, akabinde merkezini Ming-bulak'a naklederek, 15 sene önce yeni teşkilatlanmayla oluşan Beş Tuo-lu ve Nu-shih-pi boylarını idare altına almıştı. İşte bu sırada Beş Tuo-lu boyu arasında ilk defa Türgiş adından bahsedilmektedir. Buna göre Tuo-lu boyu grubunun içinde Türgiş Ho-lo-shih Çor tarafından idare edilen bir boy vardı ve Ebinor'a dökülen Borotala ırmağı civarında bulunuyordu. Diğer On Ok boyları ise Tuo-lu'lardan Ch'u-mu-k'un Çor, Imıl Irmağı civarında, Hu-lu-wu Chü Çor, Ayar Göl'ün güneyinde, She-she-t'i-tun Çor, Ebinor yakınlarında Shu-ni-shih Ch'u-pan Çor, Yıldız vadisinde oturuyordu. Çu ırmağının batısında yaşan Beş Nu-shih-pi boyu ise A-hsi-chie Ch'üe Erkin, Ke-shu Ch'üe Erkin, Pa-sai-kan shao-po Erkin, A-hsi-chie Ni-shu Erkin ve Ke-shu-ch'u-pan Erkin idi.398

659 yılında Batı Göktürk ülkesinde A-shih-na Ho-lu'nun uzun süren bağımsızlık mücadelesini kaybetmesinden sonra Çinliler tam anlamıyla Tanrı Dağlarının kuzey ve güneyindeki sahalara hakim olmuşlardı. Bu sırada Ch'u-mu-k'un boyu Fu-yen Askerî valiliği olurken Türgişlerin Suo-ho-mo-he boyu Wen-lu askerî valiliği adını aldı. Yine Türgişlerin A-li-shih boyu Ch'i-shan askerî valiliği adını aldı.399 Batı Göktürklerinin siyasî olarak tam anlamıyla tarih sahnesinden kalkmasıyla meydana gelen otorite boşluğunda yavaş yavaş Türgişler ön plana çıkıyordu.

Sonraki zamanlarda Batı Kabileleri (On Ok) gittikçe zayıflıyorlardı. Tuo-lu ve Nu-shih-pi gibi iki ana boy grubunun insanları dağıldı. Batı Göktürk hanedanından gelen A-shih-na She-er ve A-shih-na Pu-chen'ın oğulları Yüan-ch'ing ve Börü Şad Çinliler tarafından generallik unvanları ile ödüllendirildiler. Bunlar kendi aralarında kağan olabilmek için mücadele ediyorlardı. 686 yılında kağan tayin edilen Börü Şad Hu-se-lo'ya karşılık Yüan-ch'ing'e işten el çektirilmişti. Börü Şad'ın unvanı Chie-chung-shih-chu Kagan idi.

692 yılında Batı Göktürk boyları A-shih-na Suei-tsu adında birini kağan ilân ettiler. Bu hükümdar Tibetlilerle ve Çinli general Wu-wei-tao idarecisi Wang Hsiao-chie ile Ling-ch'üan (soğuk pınar)'da Ta-ling-ku (Büyük tepe vadisi)'da savaştı ve bozguna uğrattı. Bu arada Tokmak'ın idarecisi Han Ssu-chung Ni-shu Erkin, Göktürk Shih-chih-han ve Hu-lu gibileri bozguna uğrattı. Arkasından Tibetlilerin Ni-shu-mei-ssu kalesini işgal etti.

696 yılında II. Göktürk Devleti'ni kudretinin zirvesine çıkaran Kapgan Kagan'a karşı Kırgızlar, Çinliler ve Türgişler ittifak yapmışlardı. Kırgızlar, 696-697 kışında mağlup edilirek, devlete bağlandıktan sonra Türgişlerin üzerine büyük bir sefer tertip edildi. Ancak, bu sırada hatunu öldüğü için Kapgan, onun cenaze törenine katılmak üzere geri döndü. Yapılan yeni tayine göre orduya Tonyukuk, İnel Kagan ve Tarduşların şadı Bilge kumanda edecekti. Dolayısıyla Göktürkler Türgiş-On Ok ülkesine doğru büyük bir sefere hazırlanıyorlardı. Ordu Altayları aşıp Yarış ovasına ilerledi ve Bolçu'da400 Türgişleri ağır bir hezimete uğrattı. Önce Altaylarda mevzilenen ordunun kumandanları gerekli savaş planlarını yaptılar. Yarış ovasında toplanan Türgiş ordusunun sayısının yüz bin civarında olduğu bildirilmektedir. Göktürk ordusundan kat kat daha fazla oldukları halde yenildiler.

Savaşı Tonyukuk ve İnel idare etmiş, Tarduş Şad'ı Bilge başka bir mevkide mevzilenmişti. Türgişlerin kağanı esir düştüğü gibi yabgu ve şadları öldürülmüştü. Yakalanan elli asker On Ok beylerinin bulunduğu yere gönderilmiş ve halklarının büyük kısmının teslim olmaları sağlanmıştı. Az bir grup ise batıya doğru kaçmayı başarmıştı. Bundan sonra Göktürk ordusu On Ok ordusu ile Demir Kapı'ya kadar yapılan sefere katıldı.401 Türgiş halkı Bilge tarafından kendi halkı olarak gösterilmiş ve hatalı hareket ettiği için çok ızdırab çektikleri vurgulanmıştı.402 Bundan sonra Maveraünnehir'e kadar (Kengü Tarban) her taraf Göktürk hakimiyetine girmiştir.403

699 yılında Börü Şad Hu-se-lo batı orduları baş kumandanı olup bu bölgeleri pasifize etmekle görevlendirildi. Aynı sıralarda Wu-chih-le liderliğindeki Türgişler çok kuvvetlenince, Hu-se-le, Çin'den ülkesine geri dönmeye cesaret edememişti. Kendisi Ch'ang-an'da öldüğü gibi yanındaki 60-70 bin kişi Çin'in içlerine nakledilmişti. Oğlu Huai-tao Sağ muhafızları generali tayin edildi.404

702 yılında Batı Göktürkleri neslinden gelen A-shih-na Hsien, Sağ cesur muhafızları generali ve Hsing-hsi-wang Kaganın yerine On Okları idare etmek ve Çin kontrolünde tutmakla vazifelendirildi. Beşbalık Büyük Valisi de olmuştu. 704 yılında Huai-tao, Meng-ch'ih genel valisi tayin edildi. Bu arada Hsien, Chi-hsi (çölün batısı) özel idarecisi olmuştu. On Ok boylarından Tou-tan isyan etti. Hsien, ona saldırıp bozguna uğratıp, kesik başını Çin sarayına ulaştırdı. Tokmak'ın batısındaki otuz bin kişiden müteşekkil boyları kendine itaat ettirdi ve Çin sarayı tarafından bir mektupla kutlandı. Karluk, Shu-ni ve Hu-wu gibi üç boy da Çin'e itaat ettiler. Bunun üzerine Kapgan Kagan tarafından yağmalandılar, Çin'in Orta Asya'daki tayinli memuru olan A-shih-na Hsien ve Beşbalık genel valisi T'ang Chia-huei ve diğerleri Kapgan'a boynuz gibi saldırdılar. En sonunda Türgişler gizlice sınırlara gelip, Çin sarayına kabullerini Hsien'den rica ettiler. Ancak, imparator Hsüan-tsung buna müsaade etmedi. Çinli generallerden Wang Huei, onları itaate alma özel memuru tayin edildi. Türgiş valisi Ch'e-pi-shih Çor Su-lu, devlete sadık dük unvanıyla ödüllendirildi. Sonra Türgişler, Po-han (Yaka Arık) ve Ta-shih-ch'eng'ı (Aksu) kuşattılar. Dört garnizonu ele geçirmeye niyetli idiler. Çinli general T'ang Chia-huei ve Kuca genel askeri valisi olarak Üç Kabile Karluklarla ve A-shih-na Hsien'le onlara saldırdılar. İmparator, Türgişleri tamamen sıkı bir kontrol altına almak için plan yapılmasın emredeceği sırada Ying ve Ting isimli vezirler "Türgişlerle Karlukların savaştıklarını kuzeyin yabancılarının karşılıklı savaşarak zayıfladıklarını ve Çin'den oraya gidilmesine gerek olmadığını büyük olanın yaralanacağını küçük olanın yıkılacağını her durumun Çin'in menfaatine olduğunu, Wang Huei'in sefere çıkıp onları askeri işlerle çözülemeyeceğini" söylediler. A-shih-na Hsien, Suo-ke'nın kuvvetlenmesi üzerine ülkesinde kontrolü kaybetti ve Ch'ang-an'a dönüp orada öldü.

Türgişlerden T'u-huo-hsien yenilince Huai-tao'nın oğlu On Ok Kaganı oldu. Kendisine Meng-ch'ih askeri valiliği ve Çin yüksek makamlarından üç tane sunuldu. Hanımına Liang-kuo Fu-jen'lık ve Chiao-he Prensesliği tevcih edildi. Hsin, Suei-ye'deki Chü-lang şehrine vardığında Türgiş Baga Tarkan tarafından öldürüldü. Chiao-ho prensesi ve onun oğlu Chung-hsiao perişan olup döndüler. Neticede Batı Göktürk hanedanının varlığı tamamen ortadan kalktı.

Wu-chih-le, Batı Göktürklerinden temayüz eden bir başka Türgiş lideri idi. 659'dan sonra Batı Göktürklerinde mevcut iki kağan gidip Çin'in hizmetine girince başsız kalan ülkede Wu-chih-le, önce Hu-se-lo'ya bağlı olarak Baga Tarkan unvanını aldı. Fakat, onun kötü idaresine karşı halkın hoşnutsuzluğu üzerine boylar Wu-chih-le'nın yanında toplanmaya başladı. Neticede Türgişler çok kuvvetlendi. Her birine 7 bin asker verdiği gibi yirmi valilik kurdu Suei-ye'nin kuzeybatısında mevzilendi. Arkasından Suei-ye'yi alarak merkezini ortaya taşıdı ve Suei-ye Çayına büyük merkez adını verdi. İli Irmağı kenarındaki Ying-yüe'yi küçük merkez yaptı.

Kuzey toprakları Doğu Göktürk ülkesine kadar uzanıyor, bütün Soğd'lular ve Beşbalık'ı kaplıyordu. Kısacası Hu-se-lo'nun idare ettiği Batı Göktürk topraklarına hükmediyordu. 699 yılında oğlu Che-nu'yu Çin sarayına gönderdi. O sırada Kapgan Kagan idaresindeki II. Göktürk Devleti'ne karşı çok zor durumda kalan T'ang hanedanı İmparatoriçesi Wu, Türgiş elçisine gayet iyi davranmış ve derin hürmette bulunmuştu. 706 yılında Wu-chih-le'ya Huai-te bölgesi prensliği gibi yüksek bir Çin unvanı sundu. Aynı yılın sonunda Wu-chih-le öldü.405

Yerine oğlu Suo-ke geçti. Suo-ke daha önce Wen-lu-chou askeri valiliği yapmış ve Çinlilerden Sol cesur muhafızlar generalliği ve bazı asalet unvanları almıştı. Askerlerinin sayısı üç yüz bine ulaştığında Çinliler On Ok kağanı A-shih-na Huai-tao özel elçi olarak gönderdi ve çin sarayındaki kızlardan dört tane gönderdi. 708 yılında Çin sarayına elçi gönderdiğinde imparator Chung-tsung, sarayın önünde Türgiş elçisini karşıladı.

On bin kişiden oluşan iki süvari birliği ile refakat ettirerek huzuruna kabul ettirdi ve olağanüstü ihsanlarda bulundu. Aniden kumandanlarından Kül Çor Chung-chie ile arası açılmış askerleri karşılıklı savaşmışlardı. Aralarındaki savaşlardan netice alınamayınca, Suo-ke Çin sarayına Kül Çor Chung-chie'nin suçunu bildirdi ve Çin sarayına girilmesine müsaade etti. Chung-chie, bin altın ile başbakan Tsung Ch'u-k'o ve diğerlerine hediye vererek ve Tibetlilerin saldırtılarak Suo-ke'nın cezalandırılmasını rapor ettiler. Bundan sonra Chung-chie, Feng Chia-pin ile işbirliği yaparak Suo-ke'ya karşı isyan etti. Suo-ke, onları yendi ve Feng Chia-pin'i öldürdü. Ayrıca Suo-ke'nın kardeşi Che-nu, ordularını harekete geçirip Çin sınırlarına akın yaptı.

Türgişleri her yönden güçlendiren Suo-ko'nın başı bunun akabinde kardeşi Che-nu ile derde girdi. Che-nu, kendi idare ettiği boyların sayısının azlığı üzerine doğudaki II. Göktürk Devleti hükümdarı Kapgan'a itaat etti. Üstelik ona ağabeyine karşı yapılacak bir seferde rehberlik edeceğini bildirdi. Kapgan Kagan, Che-nu'nun teklifini kabul etti. Onu arkada bırakıp yirmi bin askerle Suo-ke'ya hücum etti ve yakaladı. Kagan dönüşte her iki kardeşe "siz ağabey kardeş birlikte idare edemediniz. Nasıl bana sadakatla bağlı kalırsınız?" diyerek ikisini de öldürdü (710).

Kapgan Kagan'ın aşırı sert zalimce idaresine karşı patlak veren isyanlara Türgişler de katılmışlardı. 711'de Yine Altay Dağlarını aşarak, İrtiş Irmağını geçerek, Bolçu'da Türgiş ordusunu Bilge ve Kül Tegin kardeşler bastılar. Kaganları orada ölürken, yine halkı Göktürklere teslim oldu. Hatta, Kül Tegin onların içindeki Az valisini kendi eli ile yakalamıştı. Teslim olan Türgiş halkı Tabar'da yerleştirildi.406 Bundan sonra Göktürk ordusu ileri harekata devam etmiş Seyhun boylarına çekilen Kara Türgişler Kül Tegin tarafından mağlup edilmişti.407

Türgişlerin hakim olduğu sahada 715 yılında bir başka bey ortaya çıkıyordu. Ch'e-pi-shih-su-lu adındaki bu bey arta kalan Türgiş kitlelerinin etrafında toplamış ve kendini kağan ilan etmişti. Onun insanları idaresindeki olağanüstü yeteneği sayesinde kendisine bağlananların sayısı hızla arttı ve kısa zamanda iki yüz bin kişiye ulaştı. Batı ülkelerinin kahramanı (hakimi) oldu. 717 yılında Çin sarayıyla temas kurdu. Çinliler kendisine Sağ Muhafızları Generalliği ve Türgiş Askerî valisi gibi unvanlar verdiler. Arkasından Wang Huei isimli bir elçi Su-lu'ya bazı Çin unvanları ve nakış işlemeli bir gömlek ile altın işlemeli bir kemer ve balık şeklinde 7 kese vermekle görevlendirildi. Ertesi yıl Çinliler yine ona İtaatkâr ve Sadık Kagan unvanlarını tevcih etti. İmparator, daha önce Çin'e sığınmış eski batı Göktürklerden Ashih-na Huai-tao'nın kızı ile Su-lu'yu evlendirdi.

721 yılında Türgiş ordu kumandanlarından birinin adı İslâm kaynaklarında Kür-Sûl (Kül Çor) olarak yazılmıştır.408

Bilge Kagan kızını Türgiş kağanının kızına vermiş, onun kızını kendi oğluna eş olarak almıştı.409 Böylece akrabalık ilişkilerini güçlendirerek onları kendine yakınlaştırmıştı. 732 yılında tertiplenen Kül Tegin'in cenaze törenine Bilge'nin oğlu (damadı) Türgiş kağanından Makaraç Tamgacı gelmişti.410 Ayrıca Bilge Kül Tegin Yazıtı'nda yazdırdıklarının On Ok oğullarının (Türgiş) tarafından da görülmesini özellikle istemektedir.411

719 yılında Su-lu Kagan, Tokmak'ı Çinlilerin elinde kurtardı. Aynı yılın sonunda Türgişler genç atları satmak üzere Kuca'ya girdiler. Gelini götüren elçiler Genel Askerî Vali Tu Hsien'in yanında söz konusu prensesin teklifleri iletince Tu Hsien kızarak "A-shih-na kızına bana kuralları öğretme cesaretini kim verdi" dedi. Onun elçileri cevap veremedi. Su-lu kızdı. Tibetlilerle gizlice anlaşarak askerleriyle dört garnizonu yağmaladı412 ve Kuca'yı kuşattı. Tu Hsien, Çin'e gitti. Chao İ-cheng, aynı Kuca'ya genel askeri vali olarak gönderildi. Uzun süre orada kalan yeni vali ilk çıkışı yaptı fakat, yine mağlup oldu. Su-lu insanların hayvanlarına el koydu ve tahıl ambarlarını talan etti. Tu Hsien'in Çin'e geri döndüğünü duyunca geri çekildi.

Bundan sonra Ye-chih-a-pu-ssu isimli bir elçiyi Çin'e göndermişti. Aynı sırada II. Göktürk Devleti'nin elçisi de T'ang merkezinde idi. İmparator Hsüan-tsung, Türgişlerin küçük ülke olduğunu ayrıca Göktürklere vassal durumda bulunduklarını bu yüzden birinci mevkide oturamayacaklarını söyledi. Su-lu'nun elçisi dedi ki "eğlence benim için tertip edildi, ikinci sırada oturmam mümkün değil". Sonra doğuda ve batıda iki çadır kuruldu ve Su-lu'nun elçisi batındakinde ikamet edip eğlenebildi.

Su-lu, önceleri adil temiz karakterinden ötürü savaşlarda kazandığı ganimetleri halkına dağıtıyordu. Dolayısıyla herkes ve bütün kabileler memnuniyetlerinden gidip ona itaat ediyorlardı.

Neticede güçlerini birleştiriyorlardı. Aynı zamanda Tibetlilerin ve Göktürklerin kızı ile evlenmiş, böylece üç devletin kızı aynı anda Hatun olmuş, çok sayıda çocuk Yabgu olmuştu. Sonra yıllarında iyice yıpranmış ve yorgun düşmüştü. Bu yüzden ganimetleri halkı arasında adil bir şekilde dağıtamıyordu. Dolayısıyla halkı hoşnutsuz oldu. Ayrıca hastalanmış bir eli felç olup iş göremez olmuştu. Neticede büyük şeflerden Baga Tarkan ve To-mo-chih'nın boyları kuvvetlenip zenginleşti. Ayrıca bu boyların insanları Suo-ko'dan gelenler Sarı kabileler, Su-lu'dan gelenler Kara kabileler diye adlandırılıyorlardı. Kendi aralarında çekememezlik vardı.

Aniden bir gece Baga Tarkan ve Tou-mo-chih Su-lu Kagan'a saldırıp öldürdüler. Tou-mo-chih tekrar Baga Tarkan'a karşı gelip Su-lu'nun oğlu T'u-huo-hsien-ku Çor'u kağan olarak tahta geçirdi. Yeni kağan Suei-ye'de oturmaya başladı. Kara kabilelerin kağanı Er-wei ise Talas Kalesi'nde yerine aldı beraberce Baga Tarkan'a karşı savaştılar.

Çinliler fırsattan istifade derhal devreye girdiler ve imparator, Kai Chia-yün adlı bir devlet adamını Fergana ve Türgişlerin bölgesine gönderdi. Baga Tarkan ile Çinli kumandan, Taşkent hakimi Bagatur Tudun, Keş hakimi Se-chin-t'i birlikte Su-lu'nun oğlu T'u-huo-hsien Kagan'a saldırdılar (739 yılı).413 Tokmak'taki bu savaşta Türgiş kağanı ağır bir darbe yedi. Kagan T'u-huo-hsien ve kardeşi Tun Apa Yabgu savaş meydanından kaçtılarsa da neticede yakalandılar. Başka bir ordu Kaşgar hakimi ve Fergana hakimi Arslan idaresinde, Talas'a hücum edip Kara Kabile kağanının kardeşi Po-se'yı öldürdüler. Ye-chien kalesine girdiler. Burada Su-lu'nun hatununu ve Er-wei'in hatununu yakaladılar ve döndüler. Savaşlarda perişan olan on binlerce insana yiyecek verildiği gibi hepsi Fergana'ya bağlandı. Bütün ülkeler Çin'e tâbi olmuşlardı.

Bundan sonra Ch'u-mu-k'un'ların reisi Fu-yen Kül Çor gibi boylar Çin imparatoruna mektup göndererek teşekkür ettiler. 740 yılında esir kağan, Kai Chia-yün tarafından Çin'e götürülmüş ve imparator tarafından idam edilmeyip affedildi. Üstelik kendisine ve kardeşine çeşitli Çin unvanları tevcih edildi.

Bütün entrikaları çevirerek Türgiş Devleti'nin çatırdamasına yol açan Baga Tarkan, kağan olamamıştı. Çinliler A-shih-na Huai-tao'nın oğlu Hsin'i On Ok Kagan'ı tayin ettiler. Buna kızan Baga Tarkan "Su-lu'nun öldürülmesi benim başarım, şimdi Hsin kağan oldu neden?" diyor ve boylarıyla isyana hazırlanıyordu. Bunun üzerine imparator tekrar Kai Chia-yün'ü vaziyeti tetkik etmekle vazifelendirmişti. Baga Tarkan imparatorun gözüne girebilmek için karısını ve çocuklarını, idarecilerini, önde gelen adamlarını yanına alarak gelip Çin imparatoruna bağlılığını bildirdi. Bunun üzerine halkını idare etmesi emredildi.

Birkaç yıl sonra Hsin yeniden kağan tayin edildi ve korunmasına Çinliler tarafından asker gönderilirdi. Askerleriyle gönderildi. Ancak, Chü-lang'a varırken Bagatur tarafından öldürüldü. Bagatur kendini kağan ilân etti. Kuca özel idarecisi Fu-meng-ling-ch'a ona saldırıp öldürdü. Büyük sancak Tou-mo-chih Kül Erkin Üç Kabile Yabgu'su oldu.

742 yılında Türgiş boyu Kara Kabile'den İl Etmiş Kutlug Bilge kağan oldu. Defalarca Çin'e elçi gönderip vergi sundu. On iki yıl sonra Kara kabile'nin başında Teng-li İ-lo-mi-shih isminde biri kağan oldu. Ona da Çinliler unvan verdiler.

Şine Usu Yazıtı'na göre 747 yılından önce Üç Karlukları mağlup eden Bayan Çor, onların batıda On Oklar, yani Türgişlere sığınmasına yol açmıştı.414 Daha sonra yine Karluk ve Türgişler onun tarafından mağlup edilmişlerdir.415

756 yılından sonra Türgişler zayıfladı. Sarı ve kara Kabileler kendi kağanlarını tahtlara geçirip karşılıklı savaştılar. Çin'de çok problemler olduğu için idare edilemediler. 759'da Kara Kabile kağanı A-to Pei-lo Çin sarayına adam gönderebildi. 766'dan sonra Karluklar çok kuvvetlendiğinde batıya doğru hareket edip Suei-ye Çayında ikamet ettiler.

Her iki kabile de azaldı. Karluklara ve Hu-se-lo'nun geride akalan boyları Uygurlara bağlandı. T'e-p'ang-le Karaşar'da ikamete başladı ve yabguluğunu ilân etti. Geride kalan başka boylar Chin-so Tepesine sığındılar ve iki yüz bin bin kişiye ulaştılar.416

Hoytu Tamır Yazıtlarında da Türgiş adı iki yerde geçmektedir. Herhalde Türgişlerin üzerine yapılan seferler anlatılmaktadır.417

Tuba Yazıtı'nın (III) 3. satırında da Türgiş adı zikredilmiştir. Buna göre Türgiş ilinin içinde Ezgene 26 yaşında iken öldürülmüştür.418

702-756 yıllları arasında Türgişlerin batı sınırı Sir Derya'ya kadar uzanmıştır.419

Türgişler hakkında Tibet kaynakları da bilgi vermektedir.420
Türkmenler

Eserini 985'te yazan El-Mukaddesî'de Oğuz ve Karluklardan tamamen ayrı bir Türkmen grubundan söz edilmektedir. Buna göre Türkmenler İsficâb ile Balasagun arasında yaşıyorlardı. İsficâb'ın doğusundaki Berûket ve Bulaç adlı kasabalar Türkmenlere karşı uç şehirleridir. Aynı müellife göre Türkmenler korkularından Müslüman olmuşlardı ve melikleri İsficâb hakimine hediyeler gönderiyorlardı.421 Sayılarının az önemsiz olduğu görülüyor.

Türkmen meliki ordu adlı kasabada oturuyordu. Kaşgarlıda Ordu şehri hakkında bilgi verip onun Balasagun yakınında olduğunu söylemektedir.422 İbn Hurdadbih'deki konaklarla ilgili listede Ordu şehri 13. Konak olarak geçmektedir. 15. Konak Suyab, 16. Konak Barshan'dır. Medinetü Hakanı Türgişi (Türgiş Hakanının şehri) olarak da gösterilmiştir.423

Yağmalar

İlk defa Kaşgar ile kuzeyindeki Narın Irmağı arasındaki bölgede yaşadıkları sırada tarih sahnesinde görünen Yağmalar, kalabalık bir topluluk olarak nitelendirilmiştir. Bin yedi yüz oymakları olduğu dahi bildirilmiştir. Doğusunda Dokuz Oğuz ülkesi, güneyinde Kuça nehrine karışan Huland nehri ve batısında Karluk sınırları bulunurdu. Silahları mükemmel idi ve güçlü savaşçı insanlar şeklinde tanınıyorlardı. Hükümdarları Toquz Guz (Dokuz Oğuz) oğullarından idi. Kaşgar ile birlikte Artuç ve Hirgilî adlı köyleri bulunuyordu.424

Yağmalar, bağlı oldukları Toquz Guzlardan kaçıp Karluklara sığındılar. Fakat, Karluklar onlara yardım konusunda bir şey yapamadı.425

Uygurlara ait Taryat Terhin kitabesinde Yağmalar bir topluluk adı olarak gösterilmektedir.426 Bu kitabede (753-756 arasında dikildiği tahmin edilmektedir), Uygur hükümdarı Bayan Çor'un kumandanı Bilge Kutlug tarkan Sengün sefere katılmıştır. Yağmalar, Lumçişi ile birlikte Uygurlara bağlanmıştır Mücmelüt-tevarih'te ise yağmaların hükümdarlarına Buğra Han denildiği kaydedilmiştir.427

Kaşgarlı Mahmud ise Türklerden bir topluluk olarak gösterdiği Yağmaları Kara Yağma şeklinde yazmıştır.428 Başka bir yerde Tohsılarla Yağmaların dillerinin en doğru Türkçe olduğundan bahsetmiştir.429 Karahanlıların kurucularının Yağmalar olduğu belirtilmiştir (Kara Yağma-Kara Han).430




1 SC 110 s/2893; HS 94A, s. 3753; B. Ogel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1981, s. 75; Aynı müel., İlk Töles Boyları, Belleten 48, 1948, s. 795; W. Eberhard, Çin'in Şimal Komşuları, Ankara 1942, s. 70-71; K. Czegledy, Turan Kavimlerinin Göçü (terc/G/Karaagaç), İstanbul 1999, s. 19.
2 W. M. McGovern, The Early Empires of Central Asia, Newyork 1939, s. 118-120; Tuan L'en-ch'en, Siung-nu Memleketi Tusındakı Dinglingder, Tanım Tarmaqtarı, Almatı 1988. s. 121 vd.
3 SC 110, s. 2894; HS 94A, s. 3754 vd.
4 HS 74, s. 3003; HS 94A, s. 3781; Ogel, Büyük Hun İmp, ...I, s. 384, II, s. 5-76.
5 HHS 89, s. 2950.
6 Nan Ch'i Shu 59, 1a-b.
7 Maenchen-Helfen, The Ting-ling, HJAS, 1939, s. 83.
8 K. Czegledy, 19-21, 48, 49, 56, 57.
9 SC 110, s. 2893; SKC 30, s. 862, 863; 10 Gy. Moravcsik, Byzantino-Turcica, s. 89, 152, 189 vd. 196, 198, 228.
11 A. N. Kurat, Karadenizin Kuzeyindeki Türk Kavim ve Devletleri, Ankara 1992, s. 110-118; Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 189.
12 Sabarlar için ayrıca bkz. Gy. Moravcsik, aynı eser, I, s. 39 vd, II, s. 223 vd.; Kafesoğlu, s. 148 vd.; L. Rasonyi, Tarihte Türklük, s. 63, 65; Czegledy, s. 21; Ş. Baştav, Sabir Türkleri, Belleten, 17-18, 1942, s. 59 vd.
13 Ogel, Büyük Hun İmparatorluğu, I, s. 491-493.
14 K. Enoki, The Yüe-chih-Scythians İdentity A hypothesis, Studia Asiatica, s, 25; Ogel, Çin Kaynaklarına Göre Wu-sun'lar ve Siyasi Sınırları Hakkında Bazı Problemler, DTCF, VI-4 1948, s. 259­278.
15 HS 96B, s. 3901; Ling Han, U-sun jane onın Batıs Han Patşalığımen karımkatınası, Tanım Tarmaqtarı, Almatı 1998, s. 97-98.
16 SC 123, s. 3169; HS 96B, s. 3902.
17 SC 123, s. 3170; HS 96B, s. 3903.
18 HS 96B, s. 2904; Ling Han, s. 102; McGovern, 188-189.
19 SC 123, s. 3172.
20 K. A. Akişev, K Probleme Proishojdeniya Nomadizma v Aridnoy zone Drevnego Kazahstana, Poiski i roskopki v Kazahstane, Almatı 1972, s. 42-43, S. İ., Rudenko, Kultura Naseleniya Sentralnogo Altaya v Skifskoe Vremya, Moskva-Leningrad 1960, s. 176-177; Qazaqstan Tarihi, Almatı 1996, I, 250-257, 260-264.
21 Wei Shu, 2259-2260, 2267.
22 Ma Yong and Sunyutang, The Western Regions under the Hsiung-nu and the Han, History of Civilisation of Central Asia, Paris 1994, s. 233.
23 WS 103, s. 2307; PS 98, s. 3270.
24 WS 103, s. 2308; PS 98, 3271-3272.
25 B. Ogel, İlk Töles Boyları, s. 818.
26 WS 103, 2311-2312; PS 98 s. 3275.
27 Bütün bu bilgilerin bulunduğu metinler PS 98'de ve WS 103'te kaydedilmiştir. Ayrıca bkz. K. Salgarulı, Dunhu-Kaoçı, Almatı 1999, s. 78-82.
28 Bkz. W. Eberhard, Çinin Şimal Komşuları, Ankara 1942, s. 79; İstoriya Sibiri, I, Moskova 1968, s. 266; Czegledy, aynı eser, s. 57 vd.; Hsüe Tsung-cheng, aynı eser, s. 372-273; D. Christian, aynı eser, s. 250-251.
29 Töles boylarını anlatan diğer kaynaklardan T'ung Tien 199-1080; Wen-hsien T'ung-k'ao 344-2698 a, b; Ts'e-fu-Yüan-kuei 956-33-34'da ve Suei Shu 84 ile Pei Shih 99'da müstakil Töles bölümleri vardır.
30 Chou Shu 50, s. 907.
31 A. Taşağıl, Gök-Türkler, Ankara 1995, s. 16-18.
32 Töles adı, Orhun Abidelerinde sadece Bilge Kagan kitabesinde iki yerde zikredilmiştir. "Halkı atalarımın dedelerimin töresince (yeniden) yaratmış (ve eğitmiş) Töles ve Tardus halklarını o vakit düzenlemiş (doğu satır 12); babam Türk Bilge Kagan tahta oturduğunda şimdiki Türk beyleri batıdaki Tarduş beyleri, Kül Çor başta olmak üzere Şadapıt beyler, Apa tarkan (Güney satır 13), bkz. T. Tegin, Orhun Yazıtları, Ankara 1988, s. 41-55.
33 Chiou T'ang Shu 194'de kaydedilmiş olan Töles bölümü, Suei Shu ve Pei Shih'ya göre farklıdır. Burada boyların adı zikredildikten sonra onların kuvvetlenmesi anlatılmaktadır. Bu Doğu ve Batı Gök-Türk devletlerinin zayıflayıp, Çin nüfuzuna girdiği devreye tesadüf etmektedir.
34 Chiou T'ang Shu 199, s. 5343-5345.
35 Urug, aileler birliği anlamına gelmektedir, Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 202; A. Donuk, Eski Türk Devletlerinde Askeri-İdari Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s. 89-90.
36 Töleslerin en önemli bölgesinin Kerulen nehri havzası ile Baykal Gölü'nün güneyinin gösterilmesini (Yao Ta-chung, Ku-tai pei-hsi Chung-kuo, Tai-pei 1981, s. 170 vd. ) pek isabetli bulmuyoruz. Çünkü kaynaklardan anlaşıldığı üzere doğuda Kerulen nehrinden batıda Hazar Denizi'ne kadar çok geniş bir alana yayılan Töles boylarının Çin'e yakın olanlarından daha fazla ve önemle bahsedilmesi normal karşılanmalıdır. Ayrıca yine metinlerden anlaşılacağı üzere batı taraflarında daha çok boy bulunmakta idi.
37 Bu boy daha sonra Uygur Devleti'nin kurulmasında büyük rol oynayacaktır. Tafsilatlı bilgi için bkz. G. Çandarlıoğlu, Otüken Bölgesindeki Büyük Uygur Kağanlığı, (İ. Ü. Ed. Fak. yayınlanmamış doçentlik tezi, 1972), s. 2, 15 vd.
38 Kabile isimlerinin bazılarının Türkçelerinin açıklanması için bkz. M. Mori, On Chi-li-fa (Eltabar/eltebir and Chi-chin (İrkin) of the T'ie-le Tribes, Acta Asiatica, 9, 1965, s. 31-36.
39 Bayırku boyu özellikle II. Gök-Türk Devleti döneminde önemli rol oynayacaktır, bkz. E. Chavannes, Documents sur les Tou-kioue Occidentaux, Paris 1941, s. 74, 89.
40 Erkin unvanının tarihi gelişimi için bkz. A. Donuk, aynı eser, s. 15.
41 İzgil=Ssu-chie için bkz. Mori, aynı eser, s. 43; Ayrıca Eberhard, Ssu-chie'nin Türkçesinin Sikari olduğunu söylemektedir (bkz. s. 154).
42 Bu bölge yani Tanrı Dağlarının kuzey silsileleri Batı Gök-Türklerinin merkezliğini yapmıştır, Altındağ, Ektag vb. isimlerle zikredilmiştir.
43 Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 90; Czegledy, aynı yer.
44 KT, doğu 4; BK, doğu 5; ayrıca bkz. B. Ogel, "Gök-Türk Yazıtlarının Apurımları ve Fu-lin Problemi", Belleten, 33, 195, s. 70.
45 Ş. Baştav, Sabir Türkleri, Belleten, 17-18, 1942, s. 59 vd.
46 Bu olayın tafsilatı için bkz. Suei Shu 67; ayrıca A. Taşağıl, Gök-Türk Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk-Çin İlişkileri (552-630), (İ. Ü. Sos Bil. Ens. Yayınlanmamış Yüksek Lisans tezi, 1989), s. 79-80; aynı müel. Töles Boylarının Coğrafi dağılımına Bir bakış, MSÜ Fen-Ed. Fak. Dergisi, sayı 1, 1991.
47 Çin imparatoru T'ai-tsung, bir mektupla Ch'iao Shih-wang'ı kurt başlı sancakla elçilik vazifesiyle Sir Tarduşlardan İ-nan'a elçi olarak gönderip onu kagan olarak tanıdığını bildirmişti, CTS 194, s. 5344.
48 Taşağıl, Gök-Türkler, s. 70-85.
49 BK, G, 13.
50 BK, D, 12.
51 Şine Usu, K, 1.
52 A. Temir, Moğolların Gizli Tarihi, Ankara 1986, s. 139, 160.
53 BK D5; KT D4.
54 K. Czegledy, s. 48-75; B. Ogel, Gök-Türk Yazıtlarının Apurımları ve Fu-lin Problemi, s. 71 vd.; L. Rasony, Tarihte Türklük, s. 79 vd. Kafesoğlu, s. 152-154; A. N. Kurat, Karadenizin Kuzeyindeki Türk Kavim ve Devletleri, Ankara 1992, s. 25.
55 Wei Shu 102.
56 Czegledy, aynı eser, s. 48-57; Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 81.
57 Czegledy, s. 70; Kafesoğlu, aynı eser, s. 84.
58 TPHYC 198, s. 743.
59 TT 1081a; WHTK 2699b; TPHYC 198, 743.
60 not 30.
61 HTS 217B, s. 6143; TT, aynı yer.
62 Taşağıl, Kapgan, Belleten, 218, s. 67, 68.
63 TT, aynı yer ve de HTS 217B, aynı yer.
64 HTS 217B, aynı yer.
65 KT K 5, 6.
66 BK D1.
67 Bkz. H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1987, s. 490, 491.
68 T, 23, 24.
69 KT D, 19, 20; BK D, 16, 17.
70 KT D, 38; BK D, 26.
71 KT K, 2, 3.
72 TT 1081a; WHTK 2699a; TPHYC 198, 737.
73 not 36 ve 37.
74 Bu bilgi sadece HTS 217B, s. 6140'da bulunmaktadır.
75 TT 1081a; WHTK 2699a; HTS 217B, s. 6140; TPHYC 198, s. 737; Hsüe Tsung-cheng, s. 228.
77 Tu-tu-fu.
78 HTS 217B, s. 6140.
79 Taşağıl, Kutlug Kagan ve II. Gök-Türk Devleti'nin Kuruluşu, Bir Dergisi, s. 232 vd.
80 KT D, 34; L. Bazin, Les Calendriers., s. 226; Kafesoğlu, s. 113.
81 Liu, aynı eser, I, s. 171, 223; L. Bazin, s. 234.
82 Taşağıl, Kapgan..., s. 70.
83 KT G 4; BK K, 3.
84 HTS aynı yer; WHTK 2699a.
85 TPHYC 198, s. 737'de ise altmış bin insan olarak bildirilmiştir. Bu rakam daha doğru olabilir.
86 Bekletilen yıl sayısı HTS 217B'de üç yıl, WHTK ve TT'de iki yıl olarak belirtilmiştir.
87 TPHYC 198, s. 738; HTS 217B, s. 6140.
88 Bkz. SS 84, s. 1879, 1880; PS 99, s. 3203-4. Ayrıca bkz. Taşağıl, Töles..., s. 234-244.
89 TT 1083; WHTK 2717c.
90 Chavannes, Additionalles., s. 19; Salman, Basmıllar ve Beşbalık bölgesinin Diğer
kabileleri, Marmara Üniv. Türklük Araştırmaları Dergisi, sayı 6, 1991, s. 166.
91 BK D, 25; ayrıca bkz. H. Salman, "Basmıllar ve Beşbalık Bölgesinin Diğer Türk Kabileleri", s. 165 vd.
92 Tafsilatlı bilgi için bkz. Taşağıl, "Gök-Türklerin Sonu ve Belgeleri", Belleten, 236, s. 26-29; D. Sinor, The Cambridge History of İnner Asia, Cambridge 1990, s. 313.
93 A-shih-na adının burada kullanıması çok ilginçtir. Bu durum bize Basmılların Gök-Türk hanedanlığı ile olan yakınlığını sorusunu akla getirmektedir.
94 HTS 217B, 6143-44; WHTK 2717c.
95 Şine Usu, G, 4.
96 Şine Usu G, 5.
97 Şine Usu G, 7.
98 Şine Usu, G 12, 13, B, 2.
99 DLT, I, s. 459.
100 DLT, II, s. 312, III, s. 356; O. Pritsak, Karahanlılar mad., İA, VI, s. 260; Salman, aynı eser, s. 177, 178.

101 Z. V. Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1980, s. 144.
102 TT aynı yer; WHTK 2717c.
103 Hudud'ül-Alem, s. 96; Sümer, Oğuzlar, s. 38.
104 Sümer, aynı yer.
105 DLT, I, s. 379; Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 27.
106 Sümer, aynı eser, s. 38.
107 DLT, I, s. 28, 30, 381; Şeşen, s. 27.
108 DLT, I, s. 497, Şeşen, s. 28.
109 not 37 ve ayrıca TPHYC 198, s. 742' sadece Ch'i-pi'lerin asker sayısının 2 bin olduğu bildirilmiş, TT 1081b'de ise üç bin şeklinde ifade edilmiştir.
110 Taşağıl, Gök-Türkler, s. 88-92.
111 PS aynı yer; SS aynı yer.
112 HTS 217B, s. 6142; WHTK 2699b.
113 HTS 217B, s. 6146; WHTK 2699b; TT 1081b.
114 Hududül-alem, s. 98-99; Şeşen, s. 66.
115 Mukaddesî, 274, 275'ten naklen Sümer, s. 36.
116 DLT, I, s. 393-394; Şeşen, s. 27.
117 İbnül-Esir, İslam Tarihi (terc. A. Özaydın), X, İstanbul, s. 155; Sümer, s. 36.
118 F. Köprülü, "Kay Kabilesi hakkında Yeni notlar", Belleten, VIII, 31 (1944), s. 444-452; Sümer, s. 37;.
119 DLT, I, s. 294.
120 Şine Usu, G, 11.
121 BK, D, 26.
122 Şine Usu, D, 7.
123 Şine Usu, D, 10, 11.
124 Şine Usu, G, 2.
125 Kafesoğlu, aynı eser, s. 177.
126 Sümer, aynı eser, s. 22.
127 Sümer, s. 40.
128 F. Köprülü, Halaç mad, İA, V/1, s. 112-113; Sümer, aynı yer.
129 PS 99 aynı yer; SS aynı yer.
130 HTS 217B, s. 6145.
131 TT 1081a; WHTK 2699b.
132 PS 99 s. 3303; SS 84, s. 1879.
133 HTS 217B s. 6141.
134 Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1984, s. 7, 40-42, 52, 53, 130, 131 vs.; Barthold, Moğol İstilasına kadar T ürkistan (terc. H. D. Yıldız), İstanbul 1981, s. 510.
135 DLT, III, s. 379; Kanglıların 13. yüzyıldaki durumu hakkında ayrıca bkz. Cuveynî, s. 36,
145, 188, 305, 315, 337, 341, 381.
136 HTS 217B, s. 6143.
137 TFYK 964, 1b; CTS 199B, s. 5344, ayrıca bkz. Taşağıl, Gök-Türkler, s. 80.
138 WHTK 22725a; HTS 217B, s. 6143.
139 WHTK 2725a.
140 CTS 194B, s. 5181; HTS 215B, s. 6057; TT 1077b; Liu İ-t'ang, Hsin T'ang Shu Hsi T'u-
chüe Chüan K'ao-chu, PC, 14 1983, s. 177; Salman, VII. ve X. Asırlar Arasında Önemli Türk Boylarından Karluklar ve Karluk Devleti, Türk Dünyası Araştırmaları, 15, Aralık, 1981, s. 170.
141 TT 1077a.
142 TT 1073c; CTS 194A, s. 5165; HTS 215A, s. 6040, 6041; TFYK 986, 1a; TCTC 198, s. 6250; 199, s. 6262, 6265, 6271, 6272; WHTK 2691; Liu, I, s. 155, 207, 210; Chang Jen-t'ang, s. 116­118; Liu İ-t'ang, "T'u-chüe Chüan Shih-hsi-k'ao", PC, s. 49-50.
143 J. Hamilton, "Toquz Oğuz et On Uighur", Journal Asiatique, 1962, s. 33-54; M. Mori, "On Chi-li-fa (Eltâbar/eltabir) and (İrkin) of the T'ie-le Tribes", Acta Asiatica, 9, Tokyo 1965, s. 53 vd. Taşağıl, Gök-Türkler II, s. 41-47.
144 HTS 217B, s. 6143; WHTK 2725b; Chavannes, 33, 67n2; Salman, s.173.
145 Chavannes., Documents., s. 62; Salman, Karluk, s. 73; Taşağıl, Gök-Türkler II, s. 70.
146 CTS 109, s. 3293.
147 HTS 215B, s. 6060; Taşağıl, Gök-Türkler II, s. 72.
148 Salman, s. 175.
149 TT 198, 1073a; WHTK 2691b; HTS 215A, s. 6042.
150 Tu-lu'lardan Hu-lu-wu, Shu-ni-she kabileleri.
151 TFYK; Chavannes, notes, s. 29.
152 Taşağıl, Kapgan, s. 69.
153 Liu Mau-tsai, I, s. 258; Chavannes, Notes, s. 30-31.
154 KT, K, 2-4.
155 TFYK 964, 11b, 12a.
156 Chavannes, Documents, s. 284.
157 BK, D; 38.
158 TFYK 975, 8b; Chavannes, Notes, s. 48; Salman, s. 184.
159 Lin En-hsien, s. 10, 29; Taşağıl, "Gök-Türklerin Sonu ve Belgeleri", Belleten, sayı 236, 1999, s. 24-29.
160 HTS 215B, s. 6054 vd.; TCTC 215, s. 6809 vd.
161 Karabalasagun Yazıtı, 5; B. Ögel, Şine Usu Yazıtın Tarihi Önemi, s. 363.
162 Şine Usu Yazıtı, G, 2; Ögel, aynı eser, s. 373.
163 Şine Usu Yazıtı, G, 1, 2.
164 Şine Usu Yazıtı, G, 3.
165 Şine Usu Yazıtı, G, 7.
166 Şine Usu, G, 10, 12.
167 Şine Usu, B, 1.
168 Şine Usu, B, 2.
169 TFYK 971, 15b; Chavannes, Notes, s. 76.
170 TFYK 971, 18a; Chavannes, Notes, s. 84.
171 TFYK; Chavannes, Notes, s. 90.
172 Chavannes, s. 305; Lin En-hsien, s. 302.
173 Z. V. Togan, "Eftalitlerin Menşeî Meselesi, "İTED, IV, 1-2, 1964, s. 58; Salman, "Karluk...",s. 189.
174 Bu konuda ayrıca bkz. Qazaqstan Tarihı, Almatı, s. 307.
175 Chavannes, Documents, s. 142.
176 V. Barthold, Türkistan, s. 252; H. D. Yıldız, "Talas Savaşı Hakkında Bazı Düşünceler, s. 71-82; D. M. Dunlop, "A New Source of İnformation on the Battle of Talas or Atlakh", UAJbhr, 36, 3-
4s. 326-330.
177 İbn el-Esir, V, 365; H. A. R. Gibb, Orta Asyada Arap Fütuhatı (türk. terc. ) İstanbul 1930, s. 80; Salman, "Karluk. ", s. 191; Qazaqstan Tarihı, s. 307; P. B. Golden, "The Turkic Steppe in Early Samanid Times", The Cambridge. s. 343, 348.
178 Hudud'ül-Alem, s. 288; Togan, Eftalitlerin Menşeî Meselesi, s. 60; Pritsak, Karahanlılar mad., İA, s. 268; Salman, Karluk., s. 192-193.
179 Kafesoğlu, aynı eser, s. 138-139.
180 Ayrıca bkz. Chavannes, Documents., s. 85; O. Pritsak, Von den Karluk den Karachaniden, s. 270; Salman, s. 194, 195.
181 Donuk, aynı eser, s. 11.
182 Hudud'ül-Alem, s. 287.
183 aynı eser, s. 98.
184 H. Hoffmann, Die Qarluq in der Tibetischen Literatur, Oriens, sayı 3 (1950) s. 199 vd.; P. B. Golden, the Turkic steps., s. 350; Salman, Karluk...s, 200, 201.
185 V. Bucher, Samaniler mad. İA, s. 140; Barthold, Türkistan, s. 285; R. R. Arat, Karluk mad., İA; Smagulov, Grigoryev, İtenov, Oçerk po istorii srednevekogo Turkestana, Almatı s. 9-12; K. M. Baypakov, Srednevekovie goroda Kazahstana, Almatı, 1998, s. 84.
186 Salman, s. 199.
187 Hudud'ül-Alem, s. 97, 98; Gerdizî, s. 256, 257'den Şeşen, s. 63, 64.
188 G. Le. Strange, The Lands of Eastern Caliphate, Cambridge, 1905, s.482.
189 Donuk, s. 32.
190 Pritsak, Karahanlılar mad., İA; Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 139.
191 E. Merçil, "Sebük Tegin'in Pendnamesi", İTED, VI, 1-2, 1975, s. 222-227.
192 İbnül-Esir, XI, s. 80-84; Atamelik Cuveynî, Tarih-i Cihan-guşa (terc. M. Öztürk), Ankara 1999, s. 305; Kafesoğlu aynı eser, s. 140; R. R. Arat, Karluk mad; İA, VI, s. 351 vd.
193 Kafesoğlu, Harezmşahlar, s. 52 vd.; Köymen, Büyük Selçuklu Devleti, II, Ankara 1954 s. 326-329; E. Merçil, İlk Müslüman Türk Devletleri, s. 69.
194 Hudud'ül Alem, s. 101.
195 İbn'ül Esir, IX, s. 232-233; O. Pritsak, Karahanlı mad's İA, VI, s. 256; L. Rasony, Tarihte Türklük, s. 137; R. R. Arat, Kıpçak mad'. İA, VI, s. 714.
196 DLT, I, s. 494; Şeşen, s. 28; P. B. Golden, s. 277 vd.
197 G. Moravcsik, Byzantino-Turcica, II, s. 148 vd. Kafesoğlu, s. 175; Kurat, Peçenek Tarihi, s. 183; L. Rasony, Tarihte Türklük, s. 136, 137; S. M. Ahincanov, Kıpçaki, Almatı 1995, s. 4 vd.
198 J. Marquart, Über das volkstum der Komanen, Berlin 1914; L. Rasony, aynı eser, s. 138.
199 Kurat, Karadenizin Kuzeyindeki Türk Kavim ve Devletleri, s. 70.
200 Ahincanov, s. s. 155, 156.
201 Kurat, aynı eser, s. 73.
202 Mesela bkz. L. Ligeti, Kırgız İsminin Menşei, Türkiyat Mecmuası, I, 1925, s. 231-249; L. Bazin, Les Calendriers Turc Ancien et Mediavaux, Lille 1974, s. 103; E. G. Pulleyblank, The Name of the Kirghiz, Central Asiatic Journal, 34, 1990, s. 98-109.

203 SC 110, s. 2893 HS 94A, s. 3753.
204 HS 94B, s. 3800; HTS 215B, 6149; WHTK 2724a; TC 6729c.
205 CS 50, s. 909.
206 CTS 194A, s. 5165; HTS 215A, s. 6041.
207 WHTK 2724a, b; TC aynı yer; HTS 217Bs. 6149-6159.
208 WHTK 2724b.
209 2724a, b.
210 SS 84, s. 1879; PS 99, s. 3303.
211 TFYK 996, 6a.
212 W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, İstanbul 1927, s. vd; Eberhard, aynı eser, s. 67-70; A. P. Okladnikov, Ancient Population of Siberia and its Cultures, Massachusetts 1959, s. 41.
213 CS 50, 907 vd.; SS 84, s. 1864; PS 99, s. 3285 vd.
214 aynı yer.
215 CS 50, s. 909; TT 1068a; WHTK 1867b; TFYK 997, 2a; ayrıca bkz. Liu, I, s. 15 vd.; A. Taşağıl, Gök-Türkler, s. 26.
216 Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. B. Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s. 7-28.
217 Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 47-48.
218 SC 110, s. 2893; HS 94A, s. 3753.
219 HS 94B, s. 3800.
220 HTS 217B, s. 6149; TC 6729c; WHTK 2687a.
221 Li Ling'in biyografisi HS 54, s. 2450-58'de bulunmaktadır.
222 CS 50 s. 908; PS 99, s. 3285; TT 1067c.
223 TCTC 166, s. 5140; CS 50, s. 908; PS 99, s. 3285; TT 1067c.
224 L. Ligeti, Bilinmeyen İç Asya (trc. S. Karatay), Ankara 1986, s. 66.
225 KT, doğu, 4 ve BK, doğu, 5.
226 CTS 194A, s. 5165; HTS 215A, s. 6041.
227 HTS 217B, s. 6149; TC 6729c; WHTK 2724c.
228 HTS 217B, s. 6149-50; WHTK 2724c.
229 TFYK 997, 14a; TCTC 246.
230 Bu hadiselerin teferruatı için bkz. Li Te-yü, s. 47 vd.
231 TCTC 246: gönderilen elçinin adı T'a-pu-he-tsu idi ve bu elçi Çinlilere şöyle dedi: "Daha önce T'ai-he prensesi size teslim etmek için Tu-lü-shih-he ve diğerlerini göndermiştik. Fakat, şimdiye kadar onlardan hiç haber gelmedi. Onlar sarayınıza kadar varabildi mi? Yoksa kötü adamlar tarafından yakalandılar mı? Bunun hakkında hiçbir şay bilmiyoruz. Şimdi biz ordularımızı göndererek aramaya çalışıyoruz. İster göğe çıkmış olsunlar, isterse yerin dibine girmiş olsunlar, biz onları muhakkak arayıp bulacağız. Bundan başka Kara Irmak (He-le ch'uan)'a göçüp Uygurların eski memleketlerinde oturacağız. Ayrıca onların hakimiyetleri altında bulunan Kuca, Beşbalık Ta-tan gibi beş kabilenin yerlerini elde edeceğiz".
232 CTS 18A; HTS 217B, s. 6150. Bu arada HTS göst. yer de Chu-wu'nun kabile adı (soyadı), He-su'nun ise He-cesur, Suo'nun-sol olduğu şeklinde ve tam olarak çok cesur ve sol tarafından ok atan bir şahsiyet şeklinde enteresan bir açıklama vardır.
233 Bu konuda bkz. Tsai Wen-shen, 155-159; TCTC 247.
234 TCTC 247.
235 TFYK 994, 1b.
236 TFYK 980, 19b; Tsai Wen-shen, s. 164-172; TCTC 247; CTS 18B; HTS 217B, s. 6150.
237 HTS 217B, 6150; TCTC 248.
238 HTS 217B, s. 6150; TCTC 248.
239 TFYK 965, 15a; TCTC 248; CTS 18B; HTS 217, s. 6150.
240 CTS 195A; TCTC 248; HTS 217B, s. 6150.
241 TCTC 250.
242 TCTC 250.
243 HTS 217B, s. 6150, 6151.
244 KT, D, 4, 14, 15, 17, 18, 21, 24, 25, 36, K, 13; BK, D, 5, 12, 15, 17, 20, 26; T, I, 2, 4, 5, 6,
Suci 1-11; Şine Usu 10.
245 KT, D, 17-18; BK, D, 15, 17; T, I, 3, 4, 6, 5.
246 KT, D, 25; BK, D, 20.
247 KT, D, 35, 36; BK, D, 26, 27. Ayrıca bkz. R. Giraud, L'empire Des Turcs Celestes, Paris 1960, s. 175; L. Bazin, aynı eser, s. 226.
248 KT, K, 13.
249 Şine Usu, doğu, 10; ayrıca bkz. Ögel, Şine Usu Yazıtı'nın Tarihi Önemi, Belleten, sayı 59, 1951, s. 361-379; G. Çandarlıoğlu, Ötüken Bölgesindeki Büyük Uygur Kağanlığı (İ. Ü. yayınlanmamış doç. Tezi) İstanbul 1972, s. 26.
250 Suci, 1-11.
251 Orkun, s. 234 vd.; Çandarlıoğlu, aynı eser, s. 126.
252 Hudud'ül-Alem, s. 96-97; Gerdizî, Zeynül ahbarı; s. 260-261; Avfî, Camii ül Hikâyât, s.
488'tan Şeşen, 63, 64, 75, 91.
253 DLT, I, 381; Şeşen, s. 28.
254 TT 200.
255 TT aynı yer; TPHYC 199, s. 727.
256 Qazaqstan Tarihı, s. 322.
257 Gerdizî, Zeyn'ül-ahbar'dan naklen, Şeşen, s. 73.
258 R. Şeşen, İbn Fazlan Seyahatname, s. 90, 91.
259 Arslonva F. H. -Klaştorny S. G., "Runiçeskaya nadpis na zerkale iz verhnego priirtişya", Tyurkologiçeskii Sbornik, 1972, Moskova 1973, s. 306-315.
260 J. Marquart, Über das volkstum Der Komanen, Berlin 1914; A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul s. 191.
261 Bilge, D, 26; Şine Usu, D, 7, 11; Kafesoğlu. s. 177.
262 Şeşen, s. 66; Ahincanov, Qıpçaki, s. 154 vd.
263 Gerdizi'den naklen, Şeşen, s. 73; ayrıca F. Sümer, Kimek mad., İA, VI, s. 809-810; E. Buharalı, Kimek Hakanlığı, Tarihte Türk Devletleri, I, Ankara 1987, s. 263.
264 Moğolların Gizli Tarihi, s. 54, 55, 143.
265 Hudud'ül Alem, s. 100.
266 Mervezî'den naklen Sümer, s. 42; Şeşen, İbn Fazlan, s. 104-105.
267 Hudud'ül-Alem, s. 100; Şeşen, s. 67.
268 Mücmelüt-Tevarih'ten Buharalı, aynı eser, s. 264.
269 Mervezî, 'den Şeşen, aynı eser, s. 104.
270 V. Minorsky, Sharaf al-zaman Tahir Marvazî on China, The Turks and İndia, London 1942, s. 18; P. B: Golden, s. 279; G. Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri, Tai-pei 1967,s. 43,
271 DLT, I, s. 325.
272 Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti, s. 40, 131; Köprülü, Harizmşahlar, İA, V/1, s. 265-296.
273 DLT, III, s. 29; Şeşen, s. 28.
274 WHTK 2725c.
275 HTS 217B, s. 6144; WHTK 2724a.
276 TT 108?; TPHYC 200, s. 748.
277 Asker sayısı TPHYC 200, 748'de 4 bin 500 olarak belirtilmiştir.
278 TT 1080.
279 TT 1080; TPHYC, s. 748.
280 HTS 217B, s. 6144-45.
281 HTS 217B, s. 6144, 6145; WHTK 2724a.
282 KT, D4; BK, D5.
283 WHTK 2725c.
284 DLT, III, s. 183; Sümer, s. 39; Şeşen, s. 27.
285 T, 9-10, 12, 15.
286 T, 15-18.
287 T, 49.
288 T, 22.
289 KT, K, 6; BK, D, 32.
290 KT, K, 6-13; BK D, D, 29-31.
291 BK, D, 32-34; KT, K, 8.
292 BK, D, 23; KT, D, 28.
293 KT, D, 28; BK, D, 23.
294 Ongin, 5.
295 BK, D, 23; KT, D, 28.
296 Şine Usu, G, 8.
297 Barlık, I, 2; Orkun, s. 471.
298 Sümer, s. 14; Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 141; ayrıca DLT, I, s. 37, 48; A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi, I, s. 134. Diğer görüşleri ileri sürenler P. Pelliot, T'oung Pao, 1930, s. 256-257 (uguz, oguz, agız-ilk süt; J. Marquart, Über das volkstum der komanen, Berlin 1914, s. 37, 201 (oq+u+z= oklu adam); P. A. Boodberg, 1939, (ugur>oguz= boynuz); D. Sinor, OğuzDestanı üzerine Bazı mülahazalar, TDED, IV, 1-2, s. 1-14 (Oguz=öküz=ögüz); L. Bazin, Notes sur les Mots Ogu et Turk, Oriens, 1953, VI, s. 315; J. Hamilton, JA, 1962, s. 23-25 (klan-oguş).
299 TT 1078c; Chavannes, Documents, s. 67, 68, 271; Taşağıl, Gök-Türkler, II, s. 71 vd.; Salman, Türgişler, Ankara 1998, s. 12, 13 vd.
300 Kafesoğlu, s. 143; Sümer, s. 49.
301 Bkz. Salman, Türgişler, s. 12-94; ayrıca Barthold, Türkistan, s. 258.
302 İbn Hurdadbih'ten naklen Şeşen, s. 154, 184; Sümer, s. 46; Kafesoğlu, s. 144.
303 İstahrî'den naklen Şeşen, s. 155; Sümer, s. 46.
304 Oğuz şehirlerinin kalıntıları vesair eserleri için bkz. T. Qongıratbaev, Ertedegi Eskertişter, Almatı 1996, s. 68-155.
305 Dede Korkut destanları için bkz. B. Ögel, Türk Mitolojisi, I, Ankara, 1993; II, Ankara 1995; Korkut Ata, Almatı 1999; M. Ergin, Dede Korkut Kitabı, İstanbul 1981.
306 Bkz. H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, s. 623.
307 Şine, D, 1, 3, B, 8.
308 Gerdizî'den naklen Sümer, s. 60.
309 İbn'ül-Esir, IX, s. 362; ayrıca bkz. Barthold, Türkistan, s. 339-340.
310 F. Sümer, Oğuzlara Ait Destanî Mahiyette Eserler, s. 381.
311 O. Pritsak, Der untergang des Reiches des Oguzischen Yabgu'dan naklen Kafesoğlu, s. 145; Sümer, Oğuzlar, s. 65, s. 145; P. B: Golden, aynı eser, s. 361-362.
312 24 Oğuz boyunun listeleri ve değerlendirilmeleri için bkz. Sümer, aynı eser, s. 163-267 ve de Ögel, Türk Mitolojisi, I, s. 327, 354.
313 K. Bela, XI-XII. Asırlarda Uzlar ve komanların tarihine Dair (terc. H. Z. Koşay), Belleten 1944, sayı 29, s. 119-136; A. N. Kurat, Karadenizin Kuzeyindeki., s. 65-68; aynı müel., Peçenek Tarihi, s. 155-188; Kafesoğlu, s. 173; Sümer, s. 67; P. B. Golden, "The Oguz (Torki) in the South Russian Steppes", The Cambridge History of Early inner Asia, s. 275.
314 HTS 217B, s. 6146.
315 TPHYC 200, 763.
316 WHTK 2725b; TPHYC 200, 763; TT 1081.
317 TT 200; TPHYC 200, s. 763; HTS 217B, s. 6146; WHTK 2725b.
318 TT 1081; WHTK 2725b; TPHYC 200, 763, 764; HTS 217B, s. 6146.
319 PS 99 aynı yer; SS 84, 1880.
320 HTS 217B, s. 6140; WHTK 2698c; TT 1080c; TPHYC 198, s. 734; ayrıca J. Hamilton, aynı eser, s. 27, 54 n. 19. n20; E. Pulleyblank, Some Remarks on the Toquzoghuz Problem, s. 39 vd; Liu, II, s. 592.
322 W. Eberhard, Birkaç Eski Türk Unvanı Hakkında, s. 337; Donuk, s. 10.
323 HTS 217B, s. 6140; WHTK 2725c.
324 TT 1081b; HTS 217B, s. 6145; WHTK 2699b.
325 A. N. Kurat, Peçenek Tarihi, s. 30; Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 169; F. Sümer Oğuzlar, s. 44; Şeşen, s. 67.
326 Taşağıl, Gök-Türkler II, s. 65-66.
327 Kurat, Peçenek., s. 32. 33. 43-44; F. Sümer, Oğuzlar, s. 44.
328 DLT, I; s. 488; Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 169.
329 Şeşen, İbn Fadlan, s. 45.
330 Hudud'ül Alem, s. 101; Gerdizî, Zeyn ül ahbar, s. 272'den ve Avf î, Camii ül Hikâyât'tan Şeşen, s. 81, 93.
331 Nagy Szent-Miklos hazinesi hakkında bkz. H. N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1987, s. 375-399.
332 DLT, I, s. 488; Şeşen, s. 28.
333 Sha-t'o'ların burada ele aldığımız devresi hakkında Çin kaynaklarındaki bilgiler, HTS 218,
s. 6153-6155 ve de WHTK 2723, a, b, c, /2724a'da bulunmaktadır.
334 G. Çandarlıoğlu, Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri., 14, 76, 77 vd.
335 Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. W. Eberhard, Çin Tarihi, Ankara 1987, s. 230-231; Wu Hsing-tung, Beş Sülale Çağında Sha-t'o'ların Çin Toplumuna Etkileri, Taipei 1970, s. 20-27; Hou Lin-po, T'ang Tai i-ti Pien-huan shih-lüe, s. 191 -194.
336 BK, D, 1.
337 T, 3, 11, 60, 61, 62.
338 PS 99, s. 3303; SS 84, s. 1879.
339 HTS 217B, s. 6146; Hsüe Tsung-cheng, T'u-chüe Shih, Pekin 1992, s. 227, 371-377.
340 KT, K, 3, 4.
341 HTS 217B, s. 6134; Hsüe Tsung-cheng, aynı eser, s. 404 vd.
342 TT 1080b; TPHYC, 198, s. 697; WHTK 2698b.
343 CS 50, s. 908; SS 84, s. 1879-80; PS 99, s. 33030; Liu, I, s. 127-128; Taşağıl, Gök-Türkler, s. 16 vd.; Lin En-hsien, T'u-chüe Yen-chiou., Tai-pei 1988, s. 1 vd.
344 SS 84, s. 1876-77; PS 99, s. 3300.
345 CS 50, s. 908; SS 1879-1880; PS 99, s. 3303 ve de CTS 199B, s. 5343-44.
346 CS 50, s. 908; SS 1879-1880; PS 99, s. 3303 ve de CTS 199B, s. 5343-44.
347 HTS 217B, s. 6134.
348 HTS aynı yer.
349 B. Ögel, Uygur Devletinin Teşekkülü ve Yükseliş Devri, Belleten, 75, 1955, s. 336. Fakat, Ögel, bu konuyla ilgili HTS'deki metinlere müracaat etmemiştir.
350 CTS 199B, s. 5344; HTS 217B, s. 6135. ayrıca bkz. Ögel, Uygur Devletinin., s. 337, Hou Lin-po, aynı eser, s. 85, 86 vd.
351 Tu-wei-chien Dağındaki merkezin Togu Balık şehri olduğu konusunda bkz. Ögel, Uygurların Menşe Efsanesi, DTCF, VI, 1-2, 1948, s. 19; unvan açıklamaları için bkz. Mori, aynı makale, 32-40. CTS 3, s. 43.
352 CTS 3, s. 43; TT 1080b; TPHYC 198, s. 697; WHTK 2698b.
353 CTS 3, s. 53; HTS 2, s. 41; HTS 217B, s. 6136; CTS 199B, s. 5345; TCTC 196, s. 6171, 6172.
354 CTS 3, s. 55; HTS 217B, s. 5137; Liu, I, 153, 155, 204, 206.
355 CTS 3, s. 58; HTS 217B, s. 6137, 6138; TT 1080b, c; TPYC 198, s. 697-699; WHTK 2698b, c.
356 Bu bilgilerin en teferruatlı bulundukları metinler HTS 217B, s. 6134-6139 ve CTS 199B, s. 5345-5349'da kayıtlıdır. HTS'deki Sir Tarduş bölümünün kısmen tercümesi için bkz. Chavannes, s. 94-96.
357 TPHYC 198, s. 699.
358 HTS 217B, s. 6146.
359 KT, D, 13; BK, D, 12.
360 BK, G, 13.
361 KT, D, 17; BK, D, 15.
362 KT, K, 13.
363 T, 41.
364 İhe Hüşotu, D, 14.
365 Şine Usu, D, 6, 7.
366 Hoytu Tamır, 3.
367 Liu, II, s. 592; J. Hamilton, "Toquz Oguz.", s. 23-63; M. Mori, aynı eser; Kafesoğlu, s. 123, 124; Ö. İzgi, Uygurların Siyasî ve Kültürel Tarihi, 1987, s. 13; Taşağıl, Gök-Türkler II; aynı müel, Töles Boylarının Coğrafi Dağılımına Bir Bakış, s. 234-243.
368 Liu, II, s. 592; J. Hamilton, "Toquz Oguz", s. 23-63; M. Mori, aynı eser; Ö. İzgi, Uygurların Siyasî ve Kültürel Tarihi, 1987, s. 13; Taşağıl, Gök-Türkler II, s. 41-47.
369 Taşağıl, II. Gök-Türk Devleti'nin Kuruluşu, s. 227-243.
370 Bu konuda tafsilen bkz. E. G. Puleyblank, "Some Remarks on the Tokuzoghuz Problem", UAJbr, 1956, 28, 35; J. Hamilton, aynı eser, s. 13-63; C. Mackerras, The Uighurs, The Cambridge Earl History of İnner Asia, s. 320.
371 V. Minorsky, Tamim İbn Bahr's Journey to the Uyghurs, BSOAS, 1948, s. 281 vd.; diğer İslâm kaynakları için bkz. Şeşen, s. 17, 19, 20-23, 42-45, 58, 60, 61-65 vs., 72 vd. 100 vd. 134 vd. 143 vd., 163.
372 T, 9; ayrıca kz. Taşağıl, Kutlug Kagan ve II. Gök-Türk Devleti'nin Kuruluşu, s. 234-236.
373 KT, G, 2; BK, D, 1.
374 Tokuz Oguz Budun, ayrıca bkz. Hsüe Tsung-cheng, T'u-chüe Shih, s.226.
375 KT, D, 14; BK, D, 12.
376 BK, D, 29-31; KT, K, 4.
377 BK, D, 35.
378 Ongin, G, 6; H. N. Orkun, 128, 129.
379 İhe Hüşotu, D, 16.
380 Şine Usu, K, 3.
382 Şine Usu, K, 5.
383 Şine Usu, D, 10 vd.

384 Hudud'ül-Alem, s. 94, 95; Şeşen, s. 61, 62.
385 TT 1081a; WHTK 2699b; HTS 217B, s. 6142.
386 TT 1081a; HTS 217B, s. 6144; WHTK 2699a.
387 PS 99, s. 3303; SS 84 1879.
388 T, 8, 9.
389 KT, K, 7; BK, D, 31.
390 TT 1080c; HTS 217B, s. 6140-41; WHTK 2699a; TPHYC 198, s. 736.
391 F. Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 15-17, 75, 81, 82.
392 Sümer, s. 37; Şeşen, 28.
393 Hudud'ül-Alem, s. 99.
394 Aynı eser.
395 DLT I, s. 32.
396 CTS 194B, s. 5184; HTS 215B, s. 6059; Chavannes, Documents., s. 21, 24, 47; Salman, Türgiş., s. 4 vd.; Taşağıl, Gök-Türkler, II, s. 66 vd.
397 Taşağıl, aynı eser, s. 67; Chavannes, aynı yer; Liou İ-t'ang, Hsin T'ang Shu T'u-chüe chüan k'ao-chu, PC, sayı 14, s. 206, 207 vd.
398 Chavannes, s. 34, 60; Salman, Türgiş. s. 8; Taşağıl, Gök-Türkler, II, s. 71.
399 Bu sırada diğer Türk boyların valiliklere ayrılması konusunda bkz. Taşağıl, Gök-Türkler, II, s. 75; Hsüe Tsung-cheng, aynı eser, s. 404-414.
400 Urungu Gölünün güneybatısında Tokoi kasabası.
401 T, 29-43.
402 KT, D, 18, 19; BK, D, 16.
403 KT, D, 21; BK, D, 18; ayrıca bkz. Klyaştorny, Orhon Abidelerinde Kengü Kavmi Yer Adı, s. 92-96; Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 111; R. Giraud, s. 45.
404 HTS 215B, s. 6065; WHTK 2697c.; Hsüe Tsung-cheng, s. 629 vd.

405 Liou İ-t'ang, T'u-chüe K'o-han Shih-hsi-k'ao, PC 7, s. 81.
406 KT, D, 36-38; BK D, 27, 28.
407 KT, D, 39-40; L. Bazin, Calendriers, s. 228; Hsüe Tsung-cheng, aynı eser, s. 650 vd.
408 Kafeoğlu, s. 213; Donuk, s. 14.
409 BK, K, 9, 10.
410 KT, K, 13.
411 BK, K, 15.
412 Dört garnizon Kuca, Hoten, Kaşgar, Tokmak kale-şehirleri bu konuda ayrıca bkz. Chavannes, s. 114; H. Salman, Çin İmparatorluğu'nun Batı ülkelerine Karşı Tesis Ettiği Askerî Hat (Dört Garnizon), Belleten, 211, 1991s. 921.
413 Liou İ-t'ang, aynı eser, s. 82; D. Christian, aynı eser, s. 262.
414 Şine Usu, K, 11.
415 Şine Usu, G, 5.
416 HTS 215B, s. 6066-6069.
417 Hoytu Tamır, III, 2, IV, 3.
418 Tuba, III, 3.
419 S: G: Klyaştorny, Drevnetyurksie Runiçeskie pamyatniki kak istoçnik po istorii sredney Azii, Moskova 1964, s. 139-140; E. Smagulov, F. Grigorev, A. İtenov, Oçerki srednevekogo Turkestana, Almatı, 1999, s. 8.
420G. Uray, "The Old Tibetan Sources of History of Central Asia up to 751 A: D: A survey,", Proglemena to the Sources on the History of Pre-İslamic Central Asia, Budapest 1979, s. 275-303.
421 Sümer, s. 39.
422 DLT, I, s. 124.
423 İbn Hurdadbih'ten naklen F. Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 72-75.
424 Hudud'ül-Alem, s. 95; Sümer, s. 38; Şeşen, 63.
425 Gerdizî' s. 260'tan, Sümer, s. 38.
426 T. Tekin, aynı makale, s. 807-811; S. G. Klyaştorny, Doğu Türkistan ve Ordubalık Kaganları, (terc. B. Atsız), Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı 103, 1996, s. 15, 16.
427 Sümer, s. 38.
428 DLT, III, s. 34.
429 DLT, I, s. 30.
430 Sümer, s. 38.

Ahincanov, S. M., Kıpçaki, Almatı 1995.

Ahmetbeyoğlu, A., Grek Seyyahı Priskos'a Göre (V. asır) Avrupa Hunları, İstanbul 1995.

Akişev, K. A, " K Probleme Proishojdeniya Nomadizma v Aridnoy zone drevnego Kazahstana", Poiski i roskopki v Kazahstane, Almatı 1972.

Akişev, K. A, Kuşaev, G. A., Drevnyaya Kultura Sakov i Usuney Dolinı reki İli, Almatı 1963.

Arat, R. R., Karluk mad., İA, VI.

Arat, R. R., Kıpçak mad., İA, VI.

Arslanova, F. H. Klyaştorny, S. G., Runiçeskaya nadpis na zekrale iz verhnego priirtişya", Tyurkologiçeskii Sbornik, 1972 (Moskova 1973).

Atamelik Cuveynî, Tarih-i Cihan-guşa (terc. M. Öztürk), Ankara 1999.

Barthold, W., Moğol İstilasına Kadar Türkistan (terc. H. D. Yıldız), İstanbul 1981.

Barthold, W, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, İstanbul 1927.

Baştav, Ş., "Sabir Türkleri", Belleten, 17-18, 1942.

Baypakov, K. M., Srednevekovie goroda Kazakstana, Almatı 1998.

Bazin, L., "Notes sur les mots Oguz et Türk", Oriens, VI. 2, 1953.

Bazin, L., Les Calendriers Turcs anciens et medievaux, Lille 1974.

Bela, K., "X-XII Asırlarda Uzlar ve Komanların Tarihine Dair" (terc. H. Z. Koşay), Belleten, 29,


Bucher, V. F., "Samanîler Mad.", İA,

Buharalı, E., "Kimek Hakanlığı", Tarihte Türk Devletleri, I, Ankara 1987.

Caferoğlu, A., Türk Dili Tarihi, I, İstanbul 1958.

Chavannes, E., Documents sur les Tou-kiue Occidentaux, Paris 1941.

Chavannes, E., Notes Additional sur les Tou-kiue (turc) Occidentaux, Paris 1941.

Christian, D., A History of Russia, Central Asia and Mongolia, Oxford 1998.

Czegledy, K., Turan Kavimlerinin Göçü (terc. G. Karaağaç), İstanbul 1999.

Czegledy, K., "On the Numerical composition of Ancient Turkish Tribal Confedaration", Acta Orientalia, 25, 1972.

Çandarlıoğlu, G., Ötüken Bölgesindeki Büyük Uygur Kağanlığı (İst. Ed. Fak. yayınlanmamış doçentlik tezi), İstanbul 1972.

Çandarlıoğlu, G., Sarı Uygurlar ve Kansu Bölgesi Kabileleri, Tai-pei 1967.

De Groot, M., Die Hunnen der vorchristlichen Zeit, Berlin Leipzig, 1921.

Donuk, A., Eski Türk Devletlerinde Askerî İdarî Unvan ve Terimler, İstanbul 1988.

Dunlop, "A New Source of İnformation on the Battle of Talas or Atlakh", UAJhb, 3-4, 36.

Eberhard, W., Çin'in Şimal Komşuları, Ankara 1942.

Eberhard, W., "Birkaç Eski Türk Unvanı Hakkında", Belleten, 35, 1945.

Eberhard, W., "Çin Kaynaklarına Göre Orta ve Garbî Asya Halklarının Medeniyeti", Türkiyat Mecmuası, VII-VIII, 1942.

Eberhard, W., Çin Tarihi, Ankara 1987.

Eberhard, W., "Şato Türklerinin Kültür Tarihine Dair", Belleten 41, 1947.

Enoki, K., "On the Nationality of the Ephtalites", Studia Asiatica, Tokyo 1998.

Ergin, M., Dede Korkut Kitabı, İstanbul 1981.

Esin, E., İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi ve İslama Giriş, İstanbul 1978.

Fan Kuo-chien, Pei Wei Yü Juan-juan Kuan-hsi Yen-chiou, T'ai-pei 1988.

Franke, O., Geschichte des chinesischen Reiches, Berlin 1930, II, 1936.

Giraud, R., L'empire des Turc Celestes, Paris 1960.

Gibb, H. A. R., Orta Asyada Arap Fütuhatı (Türkçe terc. ), İstanbul 1930.

Golden, P. B., "The Turkic Steppe in Early Samanid Times" The Cambridge History of Early İnner Asia, Cambridge 1990.

Golden, P: B: Golden, "The Oguz (Torki) in the South Russian Steppes", The Cambridge History of Early İnner Asia, Cambridge 1990.

Gökalp, C., Göktürk Devleti'nin kuruluşundan Cengiz'in zuhuruna kadar Altaylarda ve İç Moğolistan'da ki Kabilelerı (Ank. Univ. DTCF yayınlanmamış doktora tezi), Ankara 1967.

Hamilton, J., "Toquz Oghuz et On Uygur", JA, CCL, 1, 1962.

Hamilton, J., Les Ouighours a L'epoque des Cinq Dynasties d'apres les documents chinois, Paris 1955.

Hirth, F., "The Story of Chang Kien, China's Pioneer in Western Asia", Journal of the American Oriental Society, vol. 37, 1917.

Hoffman, H., Die Qarluq in der Tibetischen Literatür, Oriens, 3, 1950.

Hou Lin-po, T'ang Tai İ-ti Pien-huan Shih-lüe, Tai-pei 1979.

Hsüe Tsung-cheng, T'u-chüe Shih, Pekin 1992.

Hudud'ül-Alem (ing. terc. V. Minorsky), London 1937.

İbn'ül-Esir, İslam Tarihi (terc. A. Özaydın), İstanbul 199.

İstoriya Sibiri (komisyon), I. Leningrad 1968.

İzgi, Ö., Uygurların Siyasî ve Kültürel Tarihi, Ankara 1987.

Kafesoğlu, İ, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1987.

Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1987.

Kaşgarlı Mahmud, Divân-u Lugat-it Türk. (Besim Atalay Tercümesi) Ankara, 1939-1943.

Klyaştorny, S. G., "Orhun Abidelerinde Kengü Kavmi Yer Adı", Belleten, 69, 1954.

Klyaştorny, A propos des nots Sogd Bârçâkâr Buqaraq ulys de l'inscription de kul Teghin, CAJ, III, 4, 1958.

Klyaştorny, S. G., "Orhun Yazıtlarına Göre Orta Asya Milletlerinin Araplara karşı Mücadelelerine Dair", Belleten, 104, 1962.

Klyaştorny, S. G., Drevnetyurksie Rinçeskie Pamyatniki kak İstoçnik po istorii sredney azii, Moskova 1964.

Klyaştorny, S. G., "Doğu Türkistan ve Ordubalık Kaganları (terc. B. Atsız), Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 103, 1996.

Korkut Ata (komisyon), Almatı 1999.

Köprülü, F., "Kay Kabilesi Hakkında Yeni Notlar", Belleten, VII, 31, 1944.
Köprülü, F., Halaç mad., İA, V/1, s. 112-113.

Köprülü, F., Harizmşahlar, İA, V/I.

Köymen, M. A., Büyük Selçuklu Devleti, II, Ankara 1954.

Kurat, A. N., Karadenizin Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Ankara 1972.

Kurat, A. N., Peçenek Tarihi, İstanbul 1937.

Kyunar, N. V., Kitayskie İzvestiya o Narodah Yujnoy sibiri, Tsentralnoy Azzii İ Dalnego Vostoka, Moskova 1961.

LeStange, G., The Lands of Eastern Caliphate, Cambridge 1905. Ligeti, L., Bilinmeyen İç Asya (terc. S. Karatay), Ankara 1986.

Ligeti, L., "Kırgız İsminin Menşei", Türkiyat Mecmuası, I, 1925. Lin En-hsien, T'u-chüe Yen-chiou, T'ai-pei 1988.

Ling Han, " U-sun Jane onın Batıs Han Patşalıgımen karım-katnası", Tanım Tarmaqtarı, Almatı 1998.

Liou İ-t'ang, "Huei-ho Ko-le K'o-han Yen-chiou", PC, 16, 1985.

Liou İ-t'ang, "Hsin T'ang Shu Hsi T'u-chüe Chüan K'ao-chu," PC, 14, 1983.

Liou İ-t'ang, "T'u-chü Chüan Shih-hsi-k'ao", PC, 12, 1981.

Liu Mau-tsai, Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken, I-II, Wiesbaden

Mackerras, C., "The Uighurs", The Cambridge History of Early İnner Asia, Cambridge 1990.

Maenchen-Helfen, O., "The Ting-ling", HJAS, 4, 1939.

Malov, S. E., Eniseyskaya pismennost Tyurkov, Mosk. Len. 1952,

Marquart, J., Über das volkstum Der Komanen, Berlin 1914.

Ma Yong and Sun Yutang, "The Western Regions Under the Hsiung-nu and the Han", History of Civilations of Central Asia, Paris 1994.

McGovern, W. M., The Early Empires of Central Asia, Newyork 1939.

Merçil, E., "Sebük Tegin'in Pendnamesi", İTED, VI, 1-2, 1975.

Merçil, E., İlk Müslüman Türk Devletleri, Ankara 19.

Minorsky, V., Sharaf al-zaman Tahir Marvazî on China, The Turks and İndia, London 1942.

Minorsky, V., "Tamim ibn Bahr's Journey to the Uighurs", BSOAS, 1948. Moğolların Gizli Tarihi (terc. A. temir), Ankara 1986.

Moravscik, Gy., Byzantino-Turcica, I, II, Budapest 1958.

Mori, M., "The Account of the Tingling in His-jung-chuan of the Weilio", Toyo Gakuho, sayı 30 (1950).

Mori, M., "On Chi-li-fa (eltâber/eltebir) and Chi-chin (İrkin) of T'ie-le Tribes, Acta Asiatica 9, 1965.

Okladnikov, A. P., Ancient Population of Siberia and its Cultures, Massachusetts, 1959.

Onat, A., "Çin Türkistan İlişkilerinin Başlangıcı Hakkında Bazı Bilgiler", Belleten, 211.

Orkun, H. N., Eski Türk Yazıtları, Ankara 1987.

Ögel, B., Büyük Hun İmparatorluğu, Ankara 1981.

Ögel, B., "İlk Töles Boyları", Belleten, sayı 48, 1948.

Ögel, B., "Gök-Türk Yazıtlarının Apurımları ve Fu-lin Problemi", Belleten, 33, 1945.

Ögel, B., "Çin kaynaklarına Göre Wu-sun'lar ve Siyasî Sınırları Hakkında Problemler" DTCF, IV, 4, 1948.

Ögel, B., "Doğu Gök-Türkleri Hakkında Vesikalar ve Notlar", Belleten, 81, 1957.

Ögel, B., İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara 1962.

Ögel, B., Türk Mitolojisi, I, Ankara 1987.

Ögel, B., "Şine Usu Yazıtı'nın Tarihi Önemi", Belleten, 59, 1951.

Ögel, B., "Uygur Devleti'nin Teşekkülü ve Yükseliş Devri", Belleten, 75, 1955.

Ögel, B., "Uygurların Menşe Efsanesi", DTCF, VI, 1-2, 1948.

Patkanoff, "Über das Volk der Sabiren", Keleti Szemle, I, 1900.

Pritsak, O., Von den Karluk den Karachaniden, Zeitschrift der Morgenlândischen Gesellscaft, 101, 1951.

Pritsak, O., Karluk mad; İA, IV.

Pritsak, O., Der Untergang des Reiches des Oguzischen Yabgu, M. F. Köprülü Armağanı, İstanbul 1953.

Pulleyblank, E. G., "The Name of the Kirghiz", Central Asiatic Journal, 34, 1990.

Pulleyblank, E. G., "Some Remarks on the Toquzoghuz Problem", UAJhb., XXVIII, 1-2, 1956.

Pulleyblank, E. G., "The Wu-sun and Sakas and the Yüe-chih Migration", BSOAS, 33, 1970.

Qazaqstan Tarihi (komisyon), Almatı 1996.

Qongratbaev, T., Ertedegi Eskertişter, Almatı 1996.

Rasony, L., Tarihte Türklük, Ankara 1971.

Rudenko, S. İ., Kultura Naseleniya Sentralnogo Altaya v Skifskoe Vremya, Mosk., Len. 1960.

Salgarulı, K., Dunhu-Kaoçı, Almatı 1999.

Salman, H., "Çin İmparatorluğunun Batı Ülkelerine karşı Tesis Ettiği Askerî Hat (Dört Garnizon), Belleten, 211, 1991.

Salman, H., "VII-X. Asırlar Arasında Önemli Türk Boylarından Karluklar ve Karluk Devleti", Türk Dünyası Araştırmaları, 15, Aralık, 1981.

Salman, H., Türgişler, Ankara 1998.

Salman, H., "Basmıllar ve Beşbalık Bölgesinin Diğer Türk Boyları", Marmara Üniversitesi, Türklük Araştırmaları Dergisi, 6, 1990.

Sinor, D., The Cambridge History of Early İnner Asia, Cambridge 1990.

Smagulov, E., Grigoryev, F., İtenov, A., Oçerk po istorii srednevekogo Turkestana, Almatı 1999.

Su Pei-hai, "Han Patşalıgı Devirindegi U-sundardın köne Mekeni Turalı", Tanım Tarmaqtarı, Almatı 1998.

Sümer, F., Oğuzlar, İstanbul 1992.

Sümer, F., Kimek mad, İA, VI.

Sümer, F., "Oğuzlara Ait Destanı Mahiyette Eserler", DTCF Dergisi, XVIII, 3-4 1961. Sümer, F., Eski Türklerde Şehircilik, Ankara, 1994.

Şeşen, R., İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara 1985.

Şeşen, R., İbn Fazlan Seyahatname, İstanbul 1995.

T'ang Ch'i, "Preliminary İnterpretation of terms from the Toba (Tabgaç) Language Recorded in the Nan Ch'i Shu", Pien-cheng, IV, 1973.

Taşağıl, A., Gök-Türk Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gök-Türk.

Çin ilişkileri (552-630), (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) İstanbul, 1989.

Taşağıl, A., Gök-Türkler, Ankara 1995.

Taşağıl, A, Gök-Türkler II, Ankara 1999.

Taşağıl, A., "Kapgan Kagan" Belleten, 217, 1995.

Taşağıl, A., "Kutlug Kagan ve II. Gök-Türk Devleti'nin Kuruluşu", Bir Dergisi, 4, 1995.

Taşağıl, A., "552-627 Yılları Arasında Töles Boylarının Coğrafi Dağılımına bir Bakış", Mimar Sinan Üniv., Fen-Ed. Fak. Dergisi, 1, İstanbul 1992.

Taşağıl, A., "Gök-Türklerin Sonu ve Belgeleri", Belleten, 236, 1999.

Tekin, T., Orhon Yazıtları, Ankara 1988.

Tekin, T., Tunyukuk Yazıtı, Ankara 1994.

Togan, Z. V., "Eftalitlerin Menşei Meselesi", İTED, IV, 1-2, 1964.

Tsai Wen-shen, Li Te-yü'nün Mektuplarına Göre Uygurlar, Tai-pei 1967.

Tuan Lien-ch'en, "Siung-nu Memleketi Tusındagı Dinglingder", Tanım Tarmaqtarı, Almatı 1998.

Türkeli, C., Çin Kaynaklarına Göre Hunların Ataları (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Ensititüsü yayınlanmamış doktora tezi), İstanbul 1990.

Uray, G., "The Old Tibetan Sources of History of Central Asia up to 751 A. D: A Survey", Proglemena to the Sources on the History of Pre-İslamic central Asia, Budapest 1979.

Wu Hsing-tung, Beş Sülale Çağında Sha-t'o'ların Çin Toplumuna Etkileri, Tai-pei 1970.

Yao Ta-chung, Ku-tai pei-si Chung-kuo, T'ai-pei 1981.

Yıldız, H. D., "Talas Savaşı Hakkında Bazı Düşünceler", Edb. Fak. 50. yıl Armağanı, İstanbul 1979.

Zuev, Yu. A., "K Voprosu o vzaimootneşeniyah Usuney i Kantszumi s gunnami i Kitaem" İzv. AN. Kaz. SSR, ser. obşestv. Nauk vıp. 2, 1957.

Zuev, Yu A., "K Etniçeskoy istorii Usuney," Trudı İİAE AN. Ka. SSR, Almatı 1960. T. 8.


ÇİN KAYNAKLARI


Shih Chi =SC (Ting-wen Shu Chü yayınevi, Tai-pei 1979 baskısı).

Han Shu =HS (Ting-wen Shu Chü yayınevi, Tai-pei 1979 baskısı).

Hou Han Shu=HHS (Ting-wen Shu Chü yayınevi, Tai-pei 1979 baskısı).

San Kuo Chih=SKC (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei 1979 baskısı).

Liang Shu=LS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei 1978 baskısı).

Wei Shu = WS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei 1975 baskısı).

Chou Shu=CS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1987).

Pei Shih=PS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1987).

Suei Shu= SS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1987).

Pei Ch'i Shu=PCS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1987).

Chiou T'ang Shu=CTS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1985).

Hsin T'ang Shu=HTS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1985).

Wu Tai Shih= WTS (Ting-wen Shu-chü yayınevi, Tai-pei, 1985).

T'ung Tien=TT (Shang-wu baskısı, Shang-hai, 1935).

Tsu-chih T'ung-chien=TCTC (Hua-shih yayınevi, T'ai-pei 1987).

Ts'e-fu Yüan-kuei= TFYK (Chung-hua Shu-chü yayın evi, T'ai-pei, 1981).

Wen-hsien T'ung-k'ao=WHTK (Shang-wu yayınevi 1935, Shang-hai baskısı).

T'ung Chih=TC (Shang-wu yayınevi 1935, Shang-hai baskısı).

T'ai-p'ing Huan-yü Chi=TPHYC (Ts'un Ch'en-mien yayını Pekin, 1955).

  
5517 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın