• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Vusunlar / Prof. Dr. Sergei Yatsenko

Vusunların vatanı doğuda, Çin'in Doğu Türkistan eyaletinde, özellikle Turfan vahası bölgesinde yerleşmiştir. Burada eski Vusunların göçe kadarki dönemine ilişkin önemli bilgiler veren Alagau mezarlığı araştırılmıştır.1 Onlar burada Hunlar (Çin kaynaklarında Hsiung-nu) tarafından mağlup edilmiş ve M.S. 160 yılında batıya göç etmişlerdir.2 Bazı dilbilimcilere göre Çince "Wu-sun" kelimesi Yunan-Roma kaynaklarındaki "Asians" kelimesiyle aynı anlama geliyor (M.Ö. II. yüzyılın sonlarında sonuncular Hellinistic Graeco-Bactrian krallığının dağıtılmasına katılmışlar. Bundan sonra "As'lar Toharların sahipleri oldular." Toharlar aynı dönemde Batı Çin'den gelen Yüeçilerin bir koluydu: Strabon, Pompeus Trogus).

Bazı bilim adamları Vusunların Türkdilli, bazıları ise İrandilli olduğunu kabul etmektedir. Avrupa İrandilli Alanların-As'ların kökeninin Vusunlara bağlanması ikinci ihtimali kuvvetlendirmektedir. Çin kaynakları (Han-shu, 95) ise onların giysileri ve gelenekleriyle yerli İran dilli Sak (Hiu-siung) kabilelerine daha yakın olduğunu belirtmektedirler. Vusunlar, Han-shu'nun anlattıklarına göre İrandilli Soğudlulara yakın olmuşlar. Onların kızıl sakalı ve mavi gözleri vardı. Arkeolojik kaynaklara dayanarak bunların tipik beyaz ırka mensup olduğunu söyleyebiliriz. Sadece nüfusun %10'unda Moğol ırkı karışımı bulunuyordu. Komşu Hunlarla uzun süre bir arada yaşamaları sonucu onların birçok geleneklerini benimsemişlerdi.

Vusun devletinin yıkılmasından sonra eski gelenekler daha sonralar kentsel yaşam tarzında, kökene ilişkin rivayetlerde ve bozkır destanlarında korunup saklanmıştır. Vusun bölgesinin adı Çin kaynaklarında daha sonraki dönemlerde de geçmektedir. Bu dönemde bölge çoktan Türklerin egemenliği altına girmişti (M.S. 938). Vusun adı daha sonralar bu bölgede göçebe hayat sürdüren Kazak kabilelerinden Uisyn'ların (Uysun) adında da varlığını devam ettirmiştir.

Siyasi Tarihi

Çin transkripsiyonunda adı Wu-sun/Hu-sung olarak geçen büyük devlet M.Ö. II. yüzyılın ortalarında şimdiki Kazakistan'ın güneyinde, yani Vusunların yeni vatanında ortaya çıkmıştır. Onun merkezi Balkaş gölünden güneye doğru ve kısmen de Çin'in Cungarya bölgesinin topraklarını kapsıyordu.3 Vusunlar, M.S. V. yüzyıla kadar varlığını sürdüren (yani 5.5 asırdan fazla) ve İpek Yolunun hatları üzerinde önemli bir konuma sahip olan hayli uzun ömürlü bir devlet kurmuşlar. Dahası, İpek Yolu önemli ölçüde Çin ve Vusun ittifakının oluşması sonucu ortaya çıkmıştır.

Batıya göç etmeden önce Vusunlar uzun süre Hunlara haraç ödemişler. Ancak I. Büyük k'un-mo döneminde, onlar vasallarını bir araya toplayarak haraç ödememe konusunda anlaştılar. Bu, onların yenilmesine ve göç etmesine neden oldu.

Ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu bir asırdan fazla güçlü Hunların egemenliği altında bulunan ve onlara haraç ödeyen göçebeler oluşturuyordu. İlk Rus sinologu papaz ve misyoner N. Y. Biçurin (Yakinef) (1777-1853) tarafından toplanmış Çin Han-shu, Hou Han-shu, Chih chi vakayinameleri bu devletin tarihinin araştırılmasında büyük öneme sahiptirler.4 Son dönemlerde Çin kaynakları üzerinden bu konuyu Y. A. Zuyev ve L. A. Borovkova araştırmıştır.

M.Ö. II-I yüzyıllarda Vusun Batı Türkistan'da en büyük devlet, Çin tarihçilerinin tabirince "güçlü devlet" olmuştur. Bu devlet birkaç asır Hunlara ve K'ang-chülere karşı Çin'in istikrarlı bir müttefiki olmuştur. O, büyük ve "savaşlarda cesur olan bir orduya" sahipti (gerektiğinde ordudaki asker sayısı 188.000'e çıkarılabiliyordu). Bu ittifak M.Ö. 107 yılında hanedanlar arasındaki nikahla daha da pekiştirildi. Vusunlar Yedisu bölgesine geldiklerinde burada eski nüfusun, yani yerli Sakların bir kısmı yaşamaktaydı. Ayrıca, Vusunların gelişinden hemen önce (Vusunlar gibi Hunların egemenliğinden kaçan) Yüeçi kabilesinin bir bölümü buraya yerleşmişti. Her iki halk yeni devletin tebaası oldular. Ne yazık ki, biz Vusunların tarihinin sadece M.Ö. 125 yılından (Çin diplomatı ve batıya giden ilk ünlü seyyah Chang Ch'ien bu ülkeye geldiğinde) M.Ö. 3 yılına (Pi-kuang-chi K'ang-chü'ye göç ettiğinde) kadar olan küçük bir kesitini ve sadece Çin tarihçilerinin verdiği bilgiler sayesinde biliyoruz.

Varlığının ilk yüzyıllarında bu ülkenin tek kenti, Tiyanşan dağlarının eteğindeki tepelik bölgede yerleşen başkent Ch'ih-ku (Kırmızı Vadinin Kenti) idi (bu kent, muhtemelen, ya Issık-kul gölünün güneydoğu bölgesinde, ya da İli nehrinin sol sahilinde yerleşmiştir). Daha sonraki dönemde (M.S. IV. yy.), Hsien-pi ile savaşan k'un-mi'nin konağı çok daha doğuda, Hangai dağlarında bulunuyordu.

M.Ö. II -I. yüzyıllarda Çin, Vusunlar konusunda faal diplomasi yürütmeye başladı. Çinliler, Vusunların "Çin mallarına düşkün olduklarını" çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden, onların soylularına çok büyük miktarda ipek, zanaatkarlık ürünleri ve güzel çadırlar hediye ettiler. Bazen komşu Çin soyluları (örneğin, prens Hou-mo-ni) altın heykeller de hediye ediyorlardı.

Chang Ch'ien Vusun kralının daveti üzerine M.Ö. 115 yılında ikinci kez Vusun'u ziyaret etti. İlk ziyareti sırasında, devlet konseyi üyesi soylular Çin'in, Hunlara savaş ilan etmek ve bir müttefik olarak Çin sınırlarına daha yakın olmak için doğuya, yani vatanlarına geri dönmek önerilerini geri çevirmişlerdi. Ancak, daha sora ülkede parçalanma başladı. Çin elçiliklerinden hediyeler artık gelmiyordu (artık batıya daha güneydeki yoldan gidiyorlardı). Hunlar ile istikrarlı bir barış ise bir türlü sağlanamıyordu. Bu yüzden, yaşlı Lien-gao-mi k'un-mo kendisi Çin prensesi ile evlenme teklifi ile Çin'e elçi gönderdi. İmparator buna izin verdi ve onun akrabalarından biri K'un-monun hareminde İkinci Hatun oldu (Chih chi. 123). Onunla birlikte hizmetçi, memur ve zanaatkarlardan oluşan yüzlerce maiyeti de ülkeye geldi. (Sonraki kral Un-kui-mi evlenmek amacıyla M.Ö. 64 yılında Çin'e 300 kişiden oluşan bir heyet gönderdi ve İmparator saray mensuplarının itirazına rağmen onu Çin prensesi ile evlendirdi).

Prenses Vusun'a M.Ö. 107 yılında geldi; fakat sadece İkinci Hatun oldu. Zira, Birinci Hatun Hun shan-yü'sünün kızıydı. Bu yüzden, k'un-mo onun yanına sadece 3 ayda bir gidiyordu ve prenses vatanından uzaktaki gurbet hayatına ilişkin gamlı şiirler yazarak avunuyordu. Bununla birlikte, Çinli hatun kralın kendisi ve âyanları için ziyafetler düzenliyor ve her defasında onlara kendisiyle getirdiği büyük miktardaki Çin mallarından hediyeler veriyordu. O, muhtemelen Çin mimarisi geleneklerine göre inşa edilmiş sarayda yaşıyordu.

M.Ö. I. yüzyılın 80'li yıllarında prenses, Hunların saldırısını önlemek için Çin'den askeri yardım sağlanması ricasında bulundu. Zira, Hunlar Çin'le ilişkileri derhal kesmek talebi ile elçiler göndermişti. Sonuçta, İmparator M.Ö. 72 yılında 150.000 süvariden oluşan büyük bir ordu ayırdı. Vusunların ordusuna Çin'in danışmanları gönderildi. Bu savaşta Vusunların Hunlara karşı gerçekleştirdikleri askeri harekâtlar çok başarılı oldu. Çok sayıda esir, çok miktarda büyükbaş hayvan, en önemlisi-Shan-yünün birkaç akrabası ele geçirildi. M.Ö. 69 yılında K'un-mi bir oğlunu Yarkend'e yönetici olarak tayin etti ve kızlarından birini de Kuça prensiyle evlendirdi.

Ancak çok geçmeden, Çin prensesi ile Çin danışmanının entrikası sonucu K'un-mi'ye suikast düzenlendi; fakat başarısız oldu. Ortaya çıkan ihtilaf nedeniyle Çin istikrarı korumak için Vusun'a 15.000 kişilik ordu göndermek zorunda kaldı. İstenilen sonuca ulaşılamayınca Ch'ih-ku'nun başkentinde istikrarı sağlamak amacıyla askeri yerleşimcilerden oluşan 3 tim yerleştirildi. Savaşan prenslerin toprakları arasında ise sınır taşları koyuldu. Onlara, yetkilerinin onaylanmasına ilişkin İmparator tarafından erguvani renkli kurdeleli altın mühürler verildi. Birinci Çin prensesine vatana dönme izni verildi.

Tsi-Li-mi k'un-mi (M.Ö. 45-14) yönetimi döneminde devlet altın dönemini yaşamıştı. Han-shu'nun yazdığına göre o, "iktidarı sıkı bir şekilde elinde tutuyordu" ve Vusun'da "derin bir huzur ve barış hakimdi." Bunda Çin'in askeri yardımının da etkisi vardı. Fakat, taht-tacın muhtemel varisleri arasındaki çatışmalar tamamen sona ermedi. Çinliler de çoğu zaman bu savaşlarda hakemlik yapıyorlardı. Aslında Vusun'da Çin yanlıları ve Hunlarla barış yapılması tarfatarları arasında bir mücadele sürüyordu. Önceki K'un-mi'nin öldürülmesine iştirak etmiş Pi-kuang-chi, Çin'li feodalin kendisini cezalandıracağı endişesiyle M.Ö. 11 yılında 80.000 yandaşıyla birlikte ülkeyi terk ederek iktidar mücadelesinde destek almak amacıyla komşu K'ang-chü'ye yerleşti. M.Ö. 3 yılında Pi-kuang-chi güçlenerek diğer iki prensi sıkıştırmaya başladı ve Çinli feodal tarafından öldürüldü. Vusun'un politik yaşamına ilişkin bilgilerimiz burada sona ermektedir.

Vusun'un geleneksel olarak üç kısma ayrılması (her birinin kendi ordusu vardı), Çin'in ve Hunların sürekli devam eden politik entrikaları, haremde çok sayıda erkek çocuklarının doğması M.Ö. 64 yılından başlayarak devamlı iç çatışmalara ve sonuçta devletin ikiye parçalanmasına getirip çıkardı. Bu, kendi müttefiklerinin askeri gücünü koruyup sağlamak isteyen Çinliler için devamlı sorunlara neden oldu. ("İmparator sarayı büyük kaygılar içindeydi ve bir yıl bile huzurla geçmedi": Han-shu. 95).

Biz M.S. V-VI. yüzyıllarda Vusun'un yıkılmasının nedenlerine ilişkin çok az bilgiye sahibiz.

Muhtemelen, iç parçalanmalar ve Hionitler ve Eftalitler gibi yeni göçebelerin saldırıları Vusun'un yıkılmasına getirip çıkarmıştır. Son Vusun elçisi Çine M.S. 436 yılında gitmiştir.

Ekonomisi ve Yaşam Şekli5

Vusun ülkesi Tiyanşan ve Tanrı dağları eteklerindeki güzel otlakların yanı sıra Balkaş gölü bölgesindeki (Yedisu) bozkır otlaklarından oluşuyordu. Dağ ormanlarında çok sayıda meşe (Tiyanşan çamı) bulunuyordu. Kaplandan suda yüzen kuşlara kadar çeşitli kuş ve hayvanlarla zengin olan sık ormanlar ve kamışlıklar ırmaklar boyunca uzuyordu. Çinli yazarlara göre, burası yağmur ve kar yağışının bol olduğu çok nemli iklime sahiptir. İlkel usulle çiftçilikle uğraşmak için dağ etekleri son derece müsaitti. Zira, dağlardaki su kaynaklarından suyu basit arklarla yamaç boyunca yöneltmek mümkündü. Hatta yer altındaki sulardan kaynaklanan doğal nem de yetiyordu. Tüm bunlar mevsimlere göre göç eden Vusunlarda yarı göçebe ekonominin oluşumuna neden olmuştur. Muhtemelen, toprağın ortak mülkiyette bulunmasına rağmen, belli durumlarda sulanan toprakların pahalı bölümü özel şahıslara mensuptu. Hayvanlar da özel mülkiyette bulunuyordu.

Safkan atlar yüce boylu, kocaman, büyük başlı olup, yeleleri kesiliyordu. Vusunların sürülerinde koyunların (sayıları en çok olan) ve atların (zenginlik ölçütü olan) dışında çok sayıda inek, eşek, katır, keçiler ve develer de bulunuyordu. Yüklerin taşınması için eşekler gerekiyordu. M.Ö. 72 yılında Hunlardan getirilen 700.000 hayvan arasında eşeklerin özellikle vurgulanması bir tesadüf değildi. Tarım havzasına sınırda bulunan Yedisu'nun batısındaki bölgelerde büyükbaş hayvanların sayı daha fazladır. Yazın sürüleri dağlardaki otlaklara çıkarıyorlardı. Otlaklardan kullanım için Hükümdar özel vergi alıyordu. Hayvanlara (küçük değerli eşyalarda olduğu gibi) özel damga-aile mührü vuruluyordu.

Kısa bir süre sonra Vusun'da arpa ve akdarı ekilmesi nedeniyle sulama ve çapa çiftçiliği, bağcılık ortaya çıkmış, "şehirle ve şehir civarı kasabalar" meydana gelmiştir.6 Henüz M.Ö. I. yüzyılın başlarında kraliçe şehre yakın bölgelerde yaşayan yerleşik güçlü feodallere başkent civarında topraklar hediye etmiştir. Toprağı çapalarla işliyor, ürünü tunç oraklarla topluyor ve buğdayı taş levhalar üzerinde dövüyorlardı. Sebze, kavun ve karpuz yetiştirilen ve yüzölçümü 150 metrekareye kadar olan sulanan küçük araziler vardı. Tarım arazileri, genelde, kanallar aracılığıyla dağlardan suyun kolaylıkla getirilebileceği yerlerdeydi. Aynı zamanda Çinlilerin özellikle vurguladığı bağcılık da mevcuttu.

Küçük mevsimlik (kışlık) kasabalarda dik dörtgen şekilli çiğ tuğladan ve levha taşlardan yapılmış kil döşemeli tek odalı evler vardı. Bu tür dört-beş tane aile evi kışlağı oluşturuyordu. Bunun hemen yakınında mezarlık bulunuyordu. Aktas kasabasında evler dört odadan (içinde kare şekilli taş ocağı bulunan) ve birkaç müştemilattan oluşuyordu. Evin merkezinde, ocağı bulunan 126 metre karelik salonla birleşik kare şekilli oda bulunuyordu. Tüm bölümler birbiriyle bağlantılıydı. Odalarda ocağın çevresinde yiyecek dolu kaplar ve taş el değirmenleri bulunuyordu.

Sosyal Yapı7

Kral (k'un-mi/k'un-mo) bu unvanı (ikinci en eski şekli) eski hükümdarın adından alıyordu. Kral başkentinde keçe çadırda yaşıyor, süt ve etle besleniyordu. O, büyük şahsi mülklere-otlaklara (muhtemelen kışlık) sahipti. Bu otlaklara diğer şahısların hayvanlarının girmesi onun iznine bağlıydı. Daha ilk hükümdarlardan birisi kendi topraklarında hayvanların otlatılması için bedel talep etmiştir. K'un-mi'nin güvenliği 10.000 muhafız tarafından sağlanıyordu. Onun haremi vardı. Soylu bir gelin için başlık parası olarak k'un-mi 1000 at ve 1000 katır vermişti. K'un-mi yabancı diplomatları Hun kralı (Şanyü) gibi tantanalı bir şekilde kabul ediyordu. Han-shu'nun verdiği bilgiye göre, İmparatora tabi olma konusunda Çin elçisinin getirdiği talebi geri çevirmiş ve sadece bir saygı göstergesi olarak elçinin bizzat kendisine baş eğmiştir. Yaşlanan hükümdar cinsel ve savaş yeteneklerini kaybetmesi nedeniyle toplum içindeki saygınlığını kaybediyor, yönetim gücü azalıyordu. Tahtın varisini özel hoca eğitiyordu.

İktidardaki sülalenin ortaya çıkmasına ilişkin bir rivayet mevcuttur. Bu rivayete göre Vusunların ilk büyük hükümdarı çocukken babası Hunlar tarafından öldürüldükten sonra bozkıra bırakılmış ve dişi bir kurt tarafından emzirilmiştir. Kuşlar da ona yiyecek getirmişler. Bu çocuğu bir ruh zannetmeye başlamışlar. Daha sonra onu Hunların kralı (Şan-yü) eğitmiştir (Chih chi. 123). Bu rivayetle eski Türklerin kökene ilişkin rivayetleri arasında ortak unsurlar bulunmaktadır (düşmanların hücumu, çocuğun hayatta kalması, dişi kurt tarafından emzirilmesi); fakat önemli farklılıklar da vardır.

Devlet k'un-mi'nin oğulları tarafından yönetilen üç eyalete bölünüyordu. K'un-mi bunları sıkı denetim altında tutuyordu. Büyük bir savaş çıkması durumunda ordunun yarısını Vusunlar oluşturuyordu. Sefere k'un-mi'nin kendisi önderlik ediyordu.

Yönetim işlerinde K'un-mi'ye 15 üst düzey yönetici yardım ediyordu. Bunların birisi hükümete başkanlık ediyordu (K'un-mi'nin oğullarından birisi). K'un-mi gibi onun da daimi özel ordusu (10.000 süvari) vardı. Onun dışında Konseye değişik rütbelerden sekiz kişi daha dahildi. Bunlardan birisi muhtemelen K'un-mi'nin özel sekreteriydi. Diğeri Hunlarla sınırı oluşturan bölgeye atanıyordu. Önemli sorunların hallinde kral üst düzey yöneticilerin görüşlerini dikkate almak ve onların isteklerine karşı gelmemek zorundaydı. Onların görevleri Hunlarda olduğu gibi sağlara ve sollara ayrılıyordu. Yöneticilerin yüksek statüsünün sembolü, altından veya bronzdan yapılan ve kemere takılan özel damgaydı.

Soyluların yeni K'un-mi seçme ve ona unvanlar verme hakkı vardı. Soylular safkan at sürüleriyle övünüyorlardı. Onların her birine 4000-5000 kadar ata sahip olmaya müsaade ediliyordu. Çinliler bu hayvanları elde etmek için özel askeri seferler düzenliyor (örneğin, komşu Fergana'ya) ve bunları "kan terleyen sema atları" olarak adlandırıyorlardı. Soylular Çin elçilerinin hediyelerinden özellikle de ipek ürünlerinden pay alıyorlardı. Soyluların türbelerinin yüksekliği 8-12 m., çapı ise 50-80 m. oluyordu. Bunların her birinde genelde 2-3 erkek ve kadın mezarı bulunuyordu.

Çin kaynakları soyluların yanı sıra zengin kişilerden de bahsetmektedir. Bunlar muhtemelen birkaç yüz ata sahip olma izni bulunan kişilerdi. Bu zümreden olanların türbelerinin yüksekliği 1 m., çapı ise 15-20 m. oluyordu. Mezara 3-4 kap, demir kılıç ve hançerler, demir ok uçlukları ve yaylar, bronz veya altından yapılmış giysi aksesuarları konuluyordu. Genelde M.Ö. I. yüzyılda Vusun Devleti daimi profesyonel ordu kurdu. Bu ordunun birlikleri sadece başkentte değil, eyaletlerin merkezlerinde ve sınırda da bulunduruluyordu. Ordu sadece süvarilerden oluşuyordu. Büyük savaş çıkması durumunda (M.Ö. 72 yılında Hunlarla olan savaş gibi) Vusun Devleti Çinlilerle birlikte hareket ediyordu. Çinliler de savaşa her birinde 30.000 süvari bulunan birkaç birlik gönderiyordu.

Rütbesiz göçebelerin barış dönemlerinde silah bulundurması yasaklanmıştı. Çünkü kral onların ayaklanmasından korkuyordu. Bazen bunların mezarlarında da damgalara rastlanılmaktır. Ancak bu damgalar kilden yapılmıştır. Bunları Vusun'da en yaygın olan 30-50 sm yüksekliğinde ve 5-10 m. çapındaki türbelerde gömüyorlardı.8 Bunların daha sonraki dönemlere ait mezarlarında gittikçe daha çok kaba rastlanmaktadır (özellikle, Tarım Havzasıyla komşu bölgeler için karakteriktir). Rütbesiz göçebeler sade bir avam kitle değildiler. Çin kaynakları M.Ö. I. yüzyılın 50-40'lı yıllarında halkın hükümdar Ni-mi'nin istibdadına karşı hoşnutsuzluğundan bahsediyor. Bir çokları ona tabi olmaktan imtina ederek hoşnutsuzluklarını sözle dile getirmiş ve onun ülkesini terk etmişlerdi.

Çok sayıda esir köleler bulunmaktaydı (örneğin, sadec k'un-mi'nin Hunlar üzerine seferi zamanı 40.000 kişi esir alınmıştır). Onlar genelde soyluların hizmetçisi oluyordu. Onların bir kısmı ise muhtemelen tarımda ve zanaatkarlıkta çalıştırılıyorlardı.

Din

Ne yazık ki, Çin tarihçileri Vusunların dini konusunda hiç bir bilgi vermemişler. Mezar yapılarına göre, bazı dini görüşlere ilişkin fikir yürütülebilir.

Soylu bir kadının Alma-Ata civarında Kargali dağ geçidinde 2300 m. yükseklikte tesadüfen bulunmuş mezarı büyük önem taşımaktadır. Muhtemelen bu, bir gizli mezar olmuştur. Altın taç üzerindeki resimler birçok araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu resimler başından beri A. N. Barnştam tarafından kadının bir şaman olmasına bağlanmıştır. Hatta bu kadının katıldığı ayinlerin Yunan Dionysos dramlarına benzediği ihtimali ortaya atılmıştır.9 Ancak gerçeği söylemek gerekirse, Vusunlarda Şamanizmin ya da benzer dramların mevcut olduğunun kesin bir kanıtı yoktur.

Zanaat

Vusunlar kilden çömlek ve kalıp usulüyle (kumla doldurulmuş kumaş kalıp yardımıyla) kaplar hazırlıyorlardı. Bu kaplar helezon veya "dalların" yatay sıraları şeklinde yazı desenleriyle süslenmiştir. Kil kapların esas türleri yarı küresel kaseler, armut şekilli sürahiler, kalın duvarlı kazanlardır. Zaman zaman silindir şekilli küçük kaplar ve günümüzdeki kulplu ve ağızlıklı çaydanlıklara benzeyen kaplar da kullanılmıştır. Kapların çoğu göçebe yaşamı açısından elverişli olan yuvarlak dip kısmına sahiptir. Ağaç kapların da kullanıldığı bilinmektedir (beyaz kayın ağacından oyularak yapılmış kadehler ve ayaklı masalar). Soyluların tahta sandıkları kısmen demir şeritlerle kaplanıyordu. Metalürji bir hayli gelişmiştir. İş aletleri ve silahlar dışında bronz altarlar (bunlara diğer bronz ayin mamulleriyle birlikte eski tapınakların bulunduğu yerlerde rastlanmaktadır),10 üzerinde kuş resimleri bulunan mil tokalar sanatsal açıdan çok ilgi çekicidirler. Örgü işinde 4 deliği bulunan kemik levha şeklinde basit aletler kullanılıyordu. Vusunlarda kumaşlar çok basit şekilde örülüyordu.

Sanat

Vusunların kültürüne ilişkin henüz çok az bilginin olmasına rağmen bu kültür gerek Avrupa göçebelerini, gerekse de Asya'daki göçebe komşularını etkilemiştir ve dikkatle incelenmesi gerekir.

Vusunların musalla taşı benzeri ölülerin yatırıldığı taş yüzeyleri eski Sakalarınkinden farklı olarak, kesiği kare şekilli olan ayaklık/altlık ve kare şekilli masaüstü levhadan oluşuyordu. Bunların dizaynında Çin bronz sanatı stilinin ve desenlerinin etkileri hissedilmektedir. Masaüstü levhalardan birinin üzerinde 4 adet kanatlı panter, diğerinin köşelerinde kulelerdekine benzer merdiven şekilli diş gibi çıkıntı bulunmaktadır. Ayaklık ise çok ince geometrik desenlerle süslenmiştir. Vusunların vatanında, Turfan vahası yakınlarında Alagou'daki türbede de benzer taşlar bulunmuştur. Bunlardan birinin üzerinde ortada 2 adet kanatlı panter bulunuyor. Issık-Kul'da bulunmuş taşın "Atlant pozundaki" tanrıça figürleri şeklinde üç adet ayaklığı bulunuyor. Daha büyük olan başlar ilkel usulle dökülmüş, küçük şekildeki el ve ayaklar orantısızdır. Bununla birlikte bacaklar ve saç düzümü gibi "mahrem yerleri" tamamen örten elbisenin ayrı ayrı detayları titizlikle işlenmiştir.

Vusunlarda kuyumculuk sanatı yerel altın madenlerine dayanıyordu.11 Bu sanat ürünleri Alma-Ata yakınlarında Kargalı geçidinde bulunmuş soylu kadın mezarı (M.Ö. II -I. yy.) sayesinde ortaya çıkmıştır. Burada yaklaşık 300 altın eşya içinde yerli "altın-turkuvaz hayvan stilinde" birkaç mamul bulunmuştur. Bunların içinde büyük ve özgün olanı, 25x4.7 sm. ebadında, üzerinde çok sayıda firuze ve granit bulunan uzun dik dörtgen şeklindeki ince işlenmiş taçtır (Şek. 1). Bazı figürlerin ikonografisi ve kısmen de onların tasvirindeki anlamlar (elinde dal tutmuş ve kanatlı kaplan, ejderha ve keçi gibi çeşitli hayvanlara binmiş kanatlı yarı-insan ifritler tasvir edilmiştir) Çin sanatına özgüdür. Muhtemelen eşya yerlilerin siparişi üzerine Çinli usta tarafından yapılmıştır.12 İfritin başı üzerinde kaz veya ördek tasvir edilmiştir. Ağaç ve çalılıklar ve bunlar arasında gizlenmiş hayvanlar fonunda fantastik süvariler tasvir edilmiştir. Resmin en önemli unsuru İran motifi olan kantlı atın özel altlık üzerindeki figürleridir. Bu mamulün orta kısmı bulunamamıştır (sadece iki parçası bulunmuştur). Genelde bu eşyanın taç olduğu düşünülmektedir. Ancak Sarmatya'dan bulunmuş benzerleri (özellikle Kobyokovo'dan bulunan M.S. I. yy. ait ince işlemeli sarmal şekilli kolyede de birtakım yarı insan tasvirleri bulunmaktadır) bu eşyanın sarmal şekilli kolye olduğunu söylemeye imkan verir.

Bu mezardaki kabartma rölyef üzerine yapılmış diğer "altın-turkuvaz hayvan stili" mamulleri kesinlikle yerli üretimdir ve özgün motiflere sahiptir (oturmuş deve figürü tasvir olunmuş yüzük, küçük bir insanı kemiren büyük bir fare tasvir olunmuş küpeler). Küpeler alacalı şekildeki çok sayıda eğreti taşla süslenmiştir. İnsanın saç şekli, gözleri ve onu ısıranı büyük farenin gözleri kırmızı bir taş ile işlenmiştir. Mücadeleyi daha iyi şekilde anlatmak amacıyla usta her iki yaratığı perpendiküler düzlemlerde vermiştir; farenin eğilmiş kuyruğu küpelerin kavisini oluşturuyor. Son döneme ait (Alakol gölü bölgesi) küpeler büyük halka üzerine sarılmış ve altın "saç örgüsüyle" süslenmiş, sonu paralel yüzlü ile biten altın şeritten oluşuyor (paralel yüzlünün yüzleri üçgen şeklindeki firuze taşlarla kaplanmıştır).

Tenlik höyüğündeki diğer bir zengin kadın mezarından bulunmuş altın mamuller çok ilgi çekicidir. Giysiyi süsleyen levhalar üzerinde atını sola doğru koşturan süvari tasvir edilmiştir. O kısa kaftan ve tozluk giymiş, üzerinde kısa kloş cepken vardır. Bu resmin batıda Sarmatya'ya kadar İran dünyasında birçok ikonografik benzerleri bulunmaktadır. Altın saç tokası küre şeklinde uçluğu bulunan bir mildir. Genelde asil Vusunların giysilerinin kenarları çok sayıda altın levhalarla süsleniyordu. Bu levhalar değişik biçimlere sahiptir. Bunların üzerinde firuzeyle kaplanmış gül rozeti, fidan veya grifon (eski mitolojide kartal başlı, aslan gövdeli ve kanatlı hayali hayvan-A.A) başı resimlerine rastlanmaktadır. Levhaların kenarı boyunca buğday taneleri şeklinde çember vardır. Diğer yaygın motifler belli biçimlerdeki toynaklı hayvan kulakları, helezon, içinde şekilli çıkıntı bulunan çember, üzerinde çiçekleri olan dal ve keçi figürleridir.

Daha önceleri güneyde yerleşen Bactirya'daki motiflerin tekrar işlenmesi olan M.Ö. II-I. yüzyıllara ait insana benzer tasvirlere Betkaynar höyüğünde de rastlanılmaktadır.13 Özellikle deseninin mezarın kil duvarlarının birinin ortasındaki herhangi bir mamulden alınmış, baş giysisi bulunan alçak kabartmalı adam başı tasviri büyük önem taşımaktadır (Şek.2). Etli, dairevi hafif Moğol ırkı izi bulunan yüz tasvirinde yukarıya doğru çekilmiş kalın kaşlı küçük gözler ve ince sarkık bıyıklar öne çıkarılmıştır. Gümüş yüzüğün altın levhası üzerinde Baktirya kralı Eucratides'in (M.Ö. 171-145), muhtemelen altın bir madalyona dayanarak yapılmış resmi bulunmaktadır. Resimde baş kısmı yandan, beden kısmı önden verilmiştir. Hükümdar, elinde iki nilüfer çiçeği goncası tutmuştur. Üst gömleği yerli desenlerle süslenmiştir. Geniş göğsü ve omuzları, siperi acemice tutan ince elleri ile uyumludur. Büyük ağır çenesi bulunan etli yüzde ecdattan sadece düzgün ve büyük "Yunan" burnu kalmıştır. Bu mezardaki seramik kaplar Greko-Baktırya'daki benzerlerine çok yakındır.

Kısa bir süre önce Çin arkeologları Sincan'da Kazakistan sınırlarına yakın bir yerde bulunan Boma höyüğünde 2 soylu mezarı buldular. Bunlar erken ortaçağa ait olarak gösterilmiştir. Ancak bunların daha önceki döneme-M.S. III-IV. yüzyıllara ait edilebileceği düşünülmektedir. Burada altın ve akik taşından fevkalade güzel kaplar, altınla süslenmiş silahlar bulunmuştur. Eşyaların çoğunda yakut eklemeler mevcuttur. Bu, Vusunların son dönemlerdeki sanatlarına ilişkin fikir yürütmemize olanak sağlıyor.

Günümüzde Yedisu'nun çok sayıda taş kitabeleri bulunmuş ve neşredilmiştir.14 Fakat bunlarda Vusun dönemine ait izlerin ortaya çıkarılması sorunu henüz çözümlenememiştir.

Vusun Abidelerinin Araştırılması Tarihi

Bu bölgelerde arkeolojik araştırmalar XX. yüzyılın 30'lu yıllarından itibaren Maddi Kültür Tarihi Enstitüsü'nün (Leningrad/St. Petesburg) A. N. Bernştam başkanlığındaki bir keşif heyeti tarafından başlamıştır. Sonraki arkeolojik kazılar ve elde edilen maddi kaynakların analizinde K. A. Akişev faal rol oynamıştır. Yedisu kitabeleri A. N. Maryaşev ve P. İ. Marikovski tarafından araştırılmıştır. Günümüzde Vusun kültürünün araştırıldığı esas merkez Kazakistan Cumhuriyeti Arkeoloji Enstitüsü'dür. Vusun kültürünün derin bir şekilde öğrenilmesine henüz yeni başlanılmıştır. Yedisu'nun eskiçağa ait harabelerindeki (çoğu zaman erken ortaçağa ait üst tabakalar öğrenilmiştir) Vusun tabakalarının ciddi bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Kazakistan'da uzun süredir devam eden ekonomik kriz bu araştırmaların yapılmasına engel oluşturmaktadır.


1 "Zaosu xian gudai muzang shijue jianbao", Wenwu, 1962. No. 7/8; Ma Yong, Wang Binghua, Xinjiang lishi wenwu, Bejing, 1978; Wang Binhua, "Xinjiang Alagou shukeng muguo mu fajue jianbao', Wenwu, 1981 , No. 2.
2 Pulleyblank E. G., "The Wu-sun and Sakas and Yuech-chih migrations", Bulletin of the School of Oriental and African Studies (BSOAS), Vol. XXXIII/1, London 1970.
3 Borovkova L. A., Zapad Tsentralnoy Azii vo II do n. e. -VII v. n. e. (istoriko-geografiçeskiy obzor po drevnekitayskim istochnikam), Moskva 1989.
4 Bichurin N. Ya., Sobraniye svedeniy o narodah, obitavşih v Sredney Azii v drevnie vremena, Vol. 1-2, Moskva 1950.
5 Akişev K. A., Kuşaev G. A., Drevnyaya kultura sakov i usuney dolinı reki İli, Alma-Ata 1963.
6 Akişev K. A., "Zimovki-poseleniya i jilişa drevnih usuney", İzvestiya Akademii nauk Kazahskoy SSR. Seriya obşestvennıh nauk, 1966, No. 2, Alma-Ata; Akişev K. A., "Gosudarstva hunnu i usuney", İstoriya Kazahstana. s drevneyşih vremen do nasih dney, Vol. 1 (Chapter Almatı 1996.
7 Kıçanov E. İ., Koçevıe gosudarstva ot hunnov do mançurov, Moskva 1997 (Chapter "Vusun'").
8 Akişev K. A., Kuşaev G. A., Drevnyaya kultura...; Zadneprovskiy Y. A., "The nomads of Northern Central Asia after the invasion of Alaxander", History of civilizations of Central Asia, Vol. II (Ed. J. Harmatta), Paris 1994, pp. 458-462: Zadneprovskiy Y. A., Drevniye nomady Tsentralnoy Azii, S. Peterburg 1997.
9 Kuzmina E. E., "Dionis u usuney", Tsentralnaya Aziya: Novıe pamyatniki pismennosti i iskusstva (pod. red. B. A. Litvinsky), Moskva 1987.
10 Djumabekova G. S., "O "kladah" metalliçeskih izdeliy v Semireçye", İzvestiya Ministerstva nauki Akademii nauk Respubliki Kazahstan, 1996, No. 2.
11 Akishev K. A., The ancient gold of Kazakhstan, Alma-Ata 1983; L'Uomo d'Oro, La cultura delle steppe del Kazakhstan dall'et ba del bronzo alle grande migrazioni (Gur. G. A. Popescu, C. X. Antonini, K. Baipakov), Milano 1998.
12 Bernştam A. N., "Zolotaya diadema iz şamanskogo pogrebeniya na r. Kargalinke", Kratkiye soobşeniya İnstituta istorii materialnoy kulturı (KSİİMK), Vol. 5, Moskva-Leningrad 1940.
13 Baypakov K. M., İsmagil R., Kasenov M. S., "Raskopki mogilnika Betkaynar na Kurdayskom perevale", İzvestiya Ministerstva nauki-Akademii nauk Respubliki Kazahstan, 1997, No.1.
14 Maryaşev A. N., Goryaçev A. A., Naskalnıe izobrajeniya Semireçya, Almatı 1998.

  
2251 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın