• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Bulgaristan Türklerinin Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapısı / Prof. Dr. Hüseyin Memişoğlu

Bulgaristan Türkleri, XIX. yüzyıl Türkiyesi'nin Tuna ve Edirne vilâyetleri Türkleridir. Beş yüzyıl Türk toprağı olan bu iki önemli vilâyette Türk nüfusu büyük bir çoğunluğu teşkil ediyordu. Rusçuk Fransız Viskonsolosu Aubaret'in 6 Ekim 1876 tarihli raporuna göre yalnız Tuna vilâyetinde (Niş sancağı hariç) 1.130.000'i Bulgar olmak üzere 1.233.500 gayrimüslime karşılık 1.120.000 Türk bulunuyordu. Berlin Antlaşması'yla Doğu Rumeli adını alan Filibe ve İslimiye sancaklarında ise, yine 1876'da 483 bin Bulgar'a karşılık 681 bin Türk yaşıyordu.1 Yani 1876 yılında sözü geçen bu iki vilâyette yaşayan nüfusun yüzde 52.7'sini Türkler oluşturuyordu.

Yine Berlin Antlaşması'ndan önce 1877 yılında Rus diplomatı V. Teplow'un yayınladığı istatistiki bir incelemede Tuna ve Edirne vilâyetlerinde 1 milyon 633 bin 695 Bulgar'a karşılık, 2 milyon 132 bin 254 Bulgar olmayan nüfusun bulunduğu belirtilmektedir.2 Teplow'un istatistiki incelemesinde nüfus dağılım bilinçli olarak Bulgar ve Bulgar olmayan şeklinde ayrılmış ve Türk-Müslüman nüfusu ayrıca gösterilmemiştir. Fakat Tuna vilâyetinde Bulgar olmayan nüfusun içinde pek az miktarda Rum, Ermeni, Eflak ve Yahudi vardı. Geri kalanını ise Türk-Müslüman nüfusu oluşturuyordu. Bilhassa Tuna vilâyetinin doğu kısımlarında bulunan Rusçuk, Hezargrad, Osmanpazarı, Şumnu, Eskicuma, Silistre, Varna ve Tulça kazalarında Türk-Müslüman nüfusu ahalinin yüzde 80'ini oluşturuyordu.3

"Daily News" gazetesinin muhabiri 1878 yılında Tuna vilâyetinin bir çok bölgelerini gezdikten sonra Eskicuma kasabasında konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: "Dospat Dağı (Rodoplar) ve sair bölgelerden başka Yantra ve Karadeniz arasındaki bölgenin bütün kazalarında ve Dobruca bölgesinde oturanların dörtte üçü Türk, kalanı Rum ve Eflak olup Bulgar pek azdır... Osmanpazarı kazasında bulunan 70 köyden yalnız ikisinde, yani vırbiçe ve Konak köylerinde Hıristiyan ahali olup, diğerlerinin tümü İslâm'dır. Eskicuma kazasında 28 İslâm, yalnız 7 Bulgar köyü vardır. Tuna, Karadeniz ve Yantra nehri boyunda olan ahalinin çoğu Türktür."4

Edirne vilâyetinin Rodop bölgesinde, İslimye ve Filibe sancaklarında yaşayan az sayıda Rum'un yanısıra, bu bölgelerde de nüfusun çoğunluğunu Türkler teşkil ediyordu. Yani XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Bulgaristan'da Türk-Müslüman nüfusu ezici çoğunluğu oluşturuyordu. İşlenebilen tarım topraklarının ve ormanların yüzde 60-70 kadarı da Türklerin elindeydi. Bulgar bilim adamları tarafından yapılan araştırmalara göre, 1874 yılında Kuzeydoğu Bulgaristan'da Türklerin toplam olarak toprak mülkiyeti içerisindeki durumları şöyle verilmektedir.

Tablo 1: Kuzeydoğu Bulgaristan'da Türklere Ait Toprak Miktarı ve
Oranı.5

S. Dimitrov'a S. Draganova'ya Toprak Mülkiyet Türü6 göre göre

150 Dönümden fazla Türk mülkleri 37 455 150 399
150 Dönüme kadar Türk köylüleri 261 894 265 316
Türklerin ellerindekitoplam topraklar (dönüm) 299 349 415 715
Sayılan toplam toprak mülkiyeti 541 860 692 797
Türklerin sahip olduğu toprak oranı%55%60

Buradaki verilere göre, Kuzeydoğu Bulgaristan'daki toprakların Straşimir Dimitrov'a göre yüzde 55'i, Slavka Dimitrova'ya göre yüzde 60'ı Türk nüfusuna ait olduğu görülmektedir. Yalnız tarımda değil, aynı zamanda-zanaatta ve ticarette Türkler üstün durumda idiler. Nikolay Todorov'un verdiği tahminlere göre, Tuna vilâyetinde ticaretin yüzde 52.6'sı, zanaatçı esnafın yüzde 57'si Türklerin elinde bulunuyor­du. Memur kısmının da yüzde 71.7'sini Türkler teşkil ediyordu. Ancak ücretli çalışan işçilerin yüzde 54.1'ini Bulgarlar, yüzde 42.7'sini ise Türkler oluşturuyordu.7 Türklerin iktisaden üstünlüğü Kocabalkan'ın güneyinde bulunan Filibe ve İslimiye sancaklarında, Rodop ve Pirin Makedonyası bölgelerinde de görülmektedir. Buradaki çiftlik sahiplerinin çoğunluğunu yine Türkler oluşturuyordu. Hatta Petriç-Menlik bölgesinde toprağın yüzde 75'i Türklerindi.8 1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşı bu durumu Türkler zararına alt üst etti. Tuna cephesinde yedi ay süren bu savaşta 600 binden fazla Türk çok kanlı biçimde yerlerinden sökülüp göçe zorlandı, 350 binden fazla Türk ise katliamdan, açlıktan, soğuktan, salgın hastalıklardan kırıldı.9 Bu savaş esnasında Türklerin tarlaları, bağları, bahçeleri, hayvanları, evleri, dükkanları ve öteki malları Ruslar ve Bulgarlar tarafından geniş ölçüde yağma edildi. İlk safha olarak Türk mallarının Rus ordusunun ihtiyaçları için kullanılması kararlaştırıldı. Daha 28 Mayıs 1877 günü Prens Çerkaski bu fikrini Çar İkinci Alexandre'a açtı ve "harp içinde Bulgaristan'ın bütün kaynakları ordunun (Rus ordusunun) ihtiyaçlarını sağlamak için kullanılması" istendi. Çar da bu fikri uygun bularak "ben de zaten bunu arzu ediyorum" yanıtını verdi.10 Bu fikir Başkumandanlıkça da kabul edildi ve 8 Eylül 1877 günü Başkumandanlık karargâhında yapılan önemli bir toplantı sonunda, Türklere ait bütün hayvanların, zahirelerin, ot ve saman stoklarının Rus ordusunun ihtiyaçları için müsaderesi plânı onaylandı. Bu karar 13-15 Eylül 1877 tarihlerinde ordu birliklerine tamim edildi.11 Bunun üzerine önce Tuna ve ardından Edirne vilâyetlerinde, Türk mallarının gaspı için geniş bir seferberliğe gidildi. Türklere ait hayvanlar, sürüler toplandı, tarlalardan ve ambarlardan zahireler, ot ve saman yığınları müsadere edildi. Rus orduları, iki yıla yakın işgal süresince, Tuna ve Edirne vilâyetlerinde Türklere ait mallardan tahmini olarak 600 bin ton saman ve ot, bir buçuk milyon ton zahire, 800 bin büyük baş ve 15 milyon küçük baş hayvan gasp ettiler.12

Bu plânlı, programlı gasp politikasının ardından, doğrudan doğruya Türk topraklarını Bulgarlara mal etme, yani "toprak ihtilâli" hareketi başlatıldı. Türk emlâkının Bulgarlara devredilip mal edilmesi hareketi demek olan "Toprak ihtilâli", terim olarak, ilk defa 1953 yılında Sovyet Akademisyeni Levintov tarafından yayınlanan bir yazısıyla ortaya atıldı.13 O tarihten sonra Bulgar yazarlarından G. D. Todorov,14 Lüben Berov.15 Jak Natan16 ve diğerleri tarafından "toprak ihtilâli" konusunda çeşitli etütler yayınlandı. Bütün bu yayınlarda, 1877-1879 yıllarında bir "toprak ihtilâli"nin yapıldığı, bunun çok kanlı olduğu ve geniş bölgeleri kapsadığı belirtildi. Sovyet ve Bulgar Marksist yazarları bu hareketin bir "sınıf mücadelesi" olduğunu, topraksız halkın, toprak ağalarının çiftliklerini kanlı bir şekilde yağmaladıkları iddiasını ileri sürdüler. Burada hemen belirtmek gerekir ki, "toprak ihtilâli" bir sınıf hareketi değil, Bulgarların Türklere karşı yürüttükleri milli bir hareketdir. Çünkü bu hareket esnasında, toprakları yağma edilen bir tek Bulgar çorbacısının (ağısının) adına rastlanılmamıştır. Aksine Bulgar çorbacıları da Türk topraklarının yağma edilmesi hareketine köylüler gibi katılmışlardır.

Aynı şekilde "ağalık" ile ilgisi dahi olmayan Türk köylülerinin toprakları da yağma edilmekten kurtulamamıştır. Yani Bulgarların zengini fakiri toptan yağma hareketine katılmış, Türklerin de zengini fakiri toptan yağma hareketine maruz kalmıştır. Bunun ağalıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. 30-40 dönümlük tarlası olan Türk köylüleri dahi bu yağma hareketinden kurtulamamışlardır. Bulgarları Türk mallarını gasp hareketine iştirak ettirme, önce bunları Türk mahsullerini toplama işinde kullanmakla başlamıştır. Çünkü tarlaların sahipleri Türk halk kitleleri yerlerinden kovulunca mahsullerin toplanması işi Rus ordusuyla Bulgarlara kalmıştır.

Arkasından bu toprakların Bulgarlar tarafından ekilmesi talimatı verilmiştir. Böylece Bulgarların "geçici işgalleri" kesinleşmiş, yani Türk toprakları nihaî olarak Bulgarlara mal edilmiştir.17 Aynı zamanda bu hareket sınırlı bir toprak hareketi olarak kalmamış, Türk halkının toprağı ile birlikte taşınır ve taşınmaz bütün malları, evleri ve hayvanları da gasp edilmiştir. On binlerce Bulgar ailesi Balkan bölgelerinden ovalara inerek, sistematik bir şekilde zorla boşaltılan Türk evlerine yerleşmişlerdir. Türk halkına ait emlâkle birlikte vakıfların emlâkı ve Türk Devleti'ne ait gayri menkuller de Bulgar köylüleri ve kentlilerince zapt edilmiştir.

Bu maddi kaynaklara el koyma hareketi 1878-1879 yıllarında büyük bir yoğunluk kazanmıştır.18 Geçici Rus askeri yönetimi Bulgarların Türk mülklerini ele geçirmelerine göz yummuş, hatta Bulgar köylülerinin daha fazla toprak zaptetmelerini teşvik edici hareketlerde bulunmuş, kararnameler, nizamnameler çıkararak bu hareketi meşrulaştırmaya çalışmıştır. Bu amaçla 1878'de acele olarak her kazada yeni Bulgar mahkemeleri oluşturulmaya, toprak mülkiyet iddiaları ele alınmaya ve bu davaların seri mahkeme usulüyle kitlesel olarak hükme bağlanmasına başlanmıştır. Davalar yerel gazetelerle ilan edilerek altı hafta içinde tarafların mahkemeye gelmeleri ve mülkiyet iddialarının bulunması güç olan kesin ve belirli kanıtlarla ispatlanması istenmiş ve gelmeyen Türklerin gıyabında aleyhte seri kararlar verilmiştir. Zorunlu göçe tâbi tutulan Türklerin Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarında geri dönebilmeleri konusunda olumlu hükümlerin bulunmasına rağmen, ayrıca dönmelerini güçleştiren uygulamalara ve gerçek dışı suçlamalara gidilmiştir. Mesela Rus Askeri Yönetiminin 2 Ağustos 1878 tarihli kararnamesiyle "yağma ve yerli halk üzerinde çirkin olaylara karışmış kaçan Türklerin dönmeleri durumunda hemen tutuklanacakları ve askeri mahkemeye verilecekleri" ilan edilmiştir.19 Bu gibi tehditlerle Ruslar ve Bulgarlar savaş esnasında zorla göçe tuttukları yüzbinlerce Türk'ün geri dönmelerini engellemişlerdir. Yerlerinde kalan Türkler ise, nüfusça bir azınlık durumuna düşürüldükleri gibi, ekonomik bakımdan da yoksul ve zor durumda bırakılmışlardır. Bulgaristan Prensliği kurulduktan sonra, 1880 yılında Bulgarlarla emlâk meselesini görüşmek üzere Sofya'ya gönderilen Türkiye Komiseri Nihat Paşa, yanında 100 sandık dolusu tapuyu da götürerek çetin müzakerelere başlamış, fakat Türk emlâkını Bulgarlardan kurtarmak mümkün olmamıştır.20

Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sonunda Bulgaristan'ın ekonomik hayatında meydana gelen değişiklikler, Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını daha da kötüleştirmiştir. Bu ahalinin büyük kısmı daha da fakirleşmiştir. Bulgaristan Türklerinin bu ağır sosyo-ekonomik durumu 31.12.1920 tarihli sayım sonuçlarından yaklaşık olarak görülmektedir.21 Sayım verilerinden görüldüğü gibi, çalışan Türk nüfusunun büyük bir kısmı, 248.787 kişi, yani yüzde 90'a yakını, geçimini tarımdan sağlamıştır.22 Bunlar başlıca fakir ve orta halli köylülerdi ve küçük toprağından kendi alın teri ile geçinenlerdi. Aynı zamanda 14.803 kişi, yani yüzde 10.25'i sanayide ve başlıca imalât endüstrisinde ve zanaatçılıkta çalışmıştır. Diğer yandan, tarım sektöründe çalışanların önemli bir kısmı toprak sahibi değildi, ırgatlık ederler, gündelikçi veya yarıcı olarak çalışırlardı. Gezgin zümre denilen bu geçici ücretli işçiler bu ve sonraki dönemlerde Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısında önemli bir yer almıştır. Çünkü harp sonrası dönemde toprak mülkiyetinin küçük parçalara bölünmesi az topraklı ailelerin sayısını artırmış ve çalışabilen aile fertlerinin bir kısmına bu topraklarda iş kalmamıştır. Bu kesim ücretli işçi olarak başka yerlerde iş arayıp geçimlerini sağlamak zorunda kalmıştır. Bu yüzden sezon işçilerin sayısı hızla artmış ve 31.12.1920 yılı sayımlarının resmi verilerine göre Türk asıllı tarım işçilerin sayısı 35.285 kişiye ulaşmıştır. 

Eğer endüstri, zanaatçı ve tarım işçileri kategorisine ulaşımda ve taşıtta çalışan ücretli işçiler (2660 kişi) ve devlet ve özel sektördeki memurlar, öğretmenler, ticaret kantoralarındaki hademeler, evlerdeki hizmetçiler vs. de katılırsa, savaş sonrası dönemde Bulgaristan Türkleri arasında işçi kesiminin sayısı 51.103 kişiyi bulmuştur.

Toplumda bunlara yakın bir de kent ve köylerde müstakil küçük ve orta mal üreticiler vardı ki, bunlardan büyük bir kısmının durumu, ücretli işçilerin, zanaatçıların, öğretmenlerin, fakir ve orta halli köylülerin durumlarından farklı değildi. Bu vesileyle Birinci Dünya Savaşı sonunda "Çiftçi Bilgisi" gazetesi "Türk ahalisi tefeci keneler ve politikacı sömürücüler tarafından reaya haline getirildi" diye yazmıştır.23

Maddi yoksullukla birlikte büyük bir kültürel geri kalmışlık da kendini göstermiştir. 31.12.1920 resmi nüfus sayımı sonuçlarına göre, Türk asıllı ahalinin (6 yaş üzerinde) yüzde 91.31'i okuma yazmadan mahrum kalmıştır.24 Sofya'da yayınlanan "Rehber" gazetesi Türklerin 1930 yılı başlarına kadarki dönemde vaziyetini şöyle özetlemektedir: "Bulgaristan'ın geçirdiği yarım asırlık devresini gözden geçirecek olursak ilk teşkil devrelerinde bizim ticaret ve sanayi itibariyle kuvvetli olduğumuzu., memleketin umum serveti olan arazi ve emlakının büyük bir kısmının elimizde bulunduğunu, az bir uyanıkla memleketin iktisadisine de hakim olmak vesaitine malik bulunduğumuzu görürüz. Aradan geçen elli sene gibi kısa bir müddet zarfında elimizdeki bu servet yıldırım sürati ile uçtu, eridi. Bugün, maalesef görüyoruz ki, şehirlerde ekseriyetle bir amele sınıfı teşkil ediyoruz. Arada kiraz beni gibi görünen tek tük esnaflarımız, nüfusumuza, kalabalığımıza nispetle hiç sayılacak kadar azdır. Köylerde arazi ve servetimizi elden çıkarmamış isek te bu sahada da vaziyetimiz memnuniyet ve iftihar verici değildir. Epeyce tetkik olunursa köylerde de servetimiz erimekte, iktisadi hakimiyet diğer unsurun eline geçmektedir."25 Bu durum 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra yıllarca böyle sürüp gitmiş ve Bulgaristan Türkü bir daha sosyo-ekonomik durumunu diriltememiştir. Diriltmesine de imkan verilmemiştir. 1879-1945 yılları arasında Bulgaristan Türklerinin yaklaşık yüzde 90 kadarı küçük çiftçi olarak kalmıştır. 31 Aralık 1934 tarihinde yapılan sayımlara göre Bulgaristan Türk çiftçi ailelerin durumu Tablo 2'de açıklanmaktadır.26

Tablo 2'den görülüyor ki, Türk asıllı çiftçi ailelerinin büyük çoğunluğu 50 dekara kadar toprağa sahiptiler. 10 dekara ve 10-20 dekara kadar toprağa sahip çiftçi aileleri en fakirdiler ve yoksul köylü kitlesini oluşturuyorlardı.

20 dekara kadar toprağa sahip köylü ailelerin büyük bir çoğunluğu ve 20-50 dekara kadar toprağı olanların da bir kısmı bu topraklardan geçimlerini tamamiyle sağlayamıyorlar ve giderek sanayi işlerine ve özellikle tütün ve diğer sanayi dallarında iş aramak zorunda kalıyorlardı. 1934 yılı sayımlarına göre fakir çiftçi ailelerin sayısı Türk asıllı çiftçi aile sayısının yüzde 78.71'ni, yani 3/4'ünden fazlasını oluşturuyordu ve Türklere ait olan toprağın yüzde 48.71'ine, yani 1/2'inden daha azına sahiptiler.

50-100 dekara kadar toprağa sahip orta halli köylüler, Türk asıllı çiftçi ailelerin yüzde 17.02'sini, yani yaklaşık olarak 1/6'ini oluşturuyorlardı ve Türk çiftçi ailelerine ait olan tüm toprağın yüzde 33.52'sine, yani 1/3'ine sahiptiler. Genellikle bu kategorideki aileler kendi toprağı ile daha rahat geçiniyorlardı. Hatta bu kategoriden V5 kadarını oluşturan ve toprağın V3 kadarına sahip bulunan 80 ve 100 dekarlı aileler, özellikle verimli tarım bölgelerinde, varlıklı çiftçiler düzeyine yakınlaşıyorlardı.

100 dekarın üstünde toprağa sahip çiftçi aile kategorileri ise zengin tabakayı teşkil ediyorlardı. Sayıları itibariyle bu son iki kategori 1934 yılında Türk asıllı çiftçi ailelerin yüzde 4.27'sini, yani V25 gibi küçük bir azınlığını oluşturuyorlar ve Türklere ait toprağın yüzde 17.77'sine sahiptiler.

Çiftçi ailesi için en önemlisi işlediği toprak olmakla beraber, ailelerin ekonomik durumlarını en doğru bir biçimde belirtmek için tek bir gösterge değildir. Çiftçi ailelerin ekonomik durumlarını tam olarak belirtmek için sahip oldukları hizmet (iş) hayvanı, makine ve taşıt araçlarını da dikkate almak lazımdır. Çünkü bu üretim araçları olmadan tarım üretimi gerçekleştirilemez. Ancak tüm Bulgaristan Türklerinin sahip olduğu üretim araçlarını gösteren istatistik veriler bulunmadığı için bu hususta ahalisinin yüzde 95'i Türk asıllı olan Kırcaali, Mestanlı ve Koşukavak ilçelerine ait verilerden belirli bir fikir edinebiliriz.

Tablo 3'teki veriler gösteriyor ki, 10 dekara kadar toprağa sahip ailelerin yaklaşık yarısında hizmet hayvanı ve makine yoktu. Toprağın 38.48'ine sahip olan bu aileler üretim araçları olmadığından dolayı topraklarını başkalarına veriyorlardı. Bunlar başlı başına çiftçilikle geçinemedikleri için bir kısmı zengin çiftçilere ırgatlık, çobanlık ederek, yani ücretli tarım işçisi olarak geçimlerini sağlıyorlardı. Diğer kısmı ücretli işçi olarak taş ocaklarında, maden ocaklarında, zanaatçı ve sanayi işletmelerinde çalışıyorlardı. 10 dekara kadar toprağa sahip olan köylülerin ancak yüzde 10-12'si kendilerinde olmadığı veya yetersiz olduğu için üretim araçları ve toprak kiralıyorlardı.27

Bu kategoriye yakın çiftçi aileleri 10-50 dekar toprağı olan çiftçilerdi ve bunların da kimisinde hizmet hayvanı, makine ve taşıt yoktu. Tabloda anlaşılacağı üzere, gösterilen üç ilçede 1934 yılında bu kategorideki çiftçi ailelerinin yüzde 7.50'sinde üretim aracı yoktu ve bunların yüzde 75'i 10-20 dekar toprağa sahiptiler. Ve yine 10-50 dekara kadar toprağı olanların yüzde 10 kadarının da hizmet hayvanı yoktu ve bunların yüzde 75'i yine 10-20 dekar toprağa sahiptiler.

Verilerden görüldüğüne göre 10 dekardan 50 dekara kadar toprağa sahip çiftçi ailelerinden çoğunun ekonomik durumu pek iyi değildi. Onun için bu kategoriden de pek çok sayıda köylü başka iş alanında veya büyük çiftlik sahiplerinde çalışmak zorunda idiler.

50-100 dekar topraklı ailelerin ancak az bir kısmında, yüzde üç kadarında, iş hayvanı yoktu ve yüzde 1.57'si makine ve taşıttan yoksundu, diğer kısmında, daha varlıklı, zenginlere yakın orta halli çiftçilerde ise fazla üretim aracı vardı ve bunları kiraya verirlerdi. Son kategorideki çiftçilerin az bir kısmında da hizmet hayvanı ve makine yoktu. Bu aileler toprağının hepsini veya bir kısmını kiraya verirler, kalanını da başkalarından kirayla üretim aracı alıp ücretli işçilerle işletirlerdi. Yani büyük toprak sahipleri çiftliklerinde bir hayli ücretli işçi çalıştırmak zorundaydılar. Gezgin zümre denilen bu geçici ücretli tarım işçilerinin bu yıllarda Bulgaristan Türklerinin sosyal yapısında önemli yeri vardı. Onların sayısı tarım dışında çalışan Türk işçi sayısından çok daha yüksekti. Mesela 31 Aralık 1934 yılı sayımlarına göre, Bulgaristan'da Türk asıllı 40459 işçi vardı. Bunlardan 24070 kişi, yani yüzde 60 kadarı tarımda çoban (3675 kişi) ve gündelikçi olarak (20395 kişi) geçimini sağlarlardı. Geri kalan 16389 kişi tütün sanayinde, inşaatta, ulaştırma, ticaret vs. sektörlerde çalışırdı.

Bulgaristan Türklerinden küçük dükkan sahibi bir hayli zanaatçı da vardı. Bunların çoğu terzi, kunduracı, saraç, demirci, berber vs. idi ve 31 Aralık 1934'te bunların sayısı 4942 dolayında idi. Bu işyerlerinde 5695 kalfa ve çırak çalışıyordu. Türk asıllı memurların sayısı ise 1721 kişi idi.28 Resmi verilere göre 31.12.1934'te Türkler arasında okur yazar kesimin nispi payı sadece yüzde 14, erkekler arasında yüzde 19.4, kadınlar asında ise yüzde 9.4 idi. Bu oran kentliler arasında yüzde 25.5, köylüler arasında ise yüzde 12.7 idi.29

Bulgaristan Türkleri arasında sanayici ve tüccar gibi işadamları da bulunmaktaydı, fakat onların sayısı ve nispi payı daha düşüktü. 1934 yılında Türk asıllı sanayicilerin sayısı tahminen 292 civarındadır. Bunlar tütün mağazaları, deri, değirmen, tekstil vs. küçük sanayi müesseselerin sahipleridir. 1934 yılında zahire tüccarı, cambaz, tütün tüccarı ve aracıları gibi büyük ve küçük tüccar Türklerin sayısı 2288 idi.30

Görüldüğü gibi, 1877/1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Bulgaristan Türklerinin sosyo­ekonomik yapısında sanayici, tüccar vs. işadamı olabilen Türklerin sayısı çok azdı. Çünkü şehirlerde oturan Türklerin nispi payı çok düşüktü. Bu pay 1920'de yüzde 7.3, 1926'da yüzde 6.2, 1934'te ise yüzde 5.8 idi.31 Türklerin yüzde 93-94'ü köylerde yaşıyordu ve çalışan kısmının da yüzde 90'ı tarımla uğraşıyordu.32 Tarımda çalışan Türklerin de yüzde 90'ı küçük çiftlik sahipleriydi. Cetvelde de (Tablo 2'de) görüldüğü gibi, 50 dekara kadar toprağa sahip fakir köylülerle 50'den 100 dekara kadar toprağı olan orta halli çiftçiler Türk ahalisinin yüzde 95.73'ünü oluşturuyordu. Onlar başlıca ihtiyaçlarını karşılayan tarım ürünlerini kendi alın terleriyle üretiyorlardı, devlete ve bankalara olan borçlarını ödeyebilmek için de ürettikleri ürünün pek az bir kısmını pazara çıkarıyorlardı. Yani küçük çiftçi zümresi kendi kendine yeterli sayılabilecek bir durumda idi.

Komünist rejimde bu durum kökten değiştirildi. 1944 yılında komünistlerin iktidara gelmesiyle Bulgaristan özel mülkiyete dayalı ekonomik sistemden devletçi sosyalist ekonomik sisteme doğru yöneldi. Tabii bu değişiklik 9 Eylül 1944'te iktidar değişikliği olur olmaz ve Vatan Cephesi Hükümeti kurulur kurulmaz olmadı, çünkü bu hükümetin içinde komünistler önemli bir ağırlığa sahip olmakla birlikte, diğer siyasi güçler de bulunmaktaydı. Bu nedenle, ekonominin kamulaştırılması için komünistlerin iktidarda mutlak egemenliklerini sağlamaları gerekmekteydi. Bu da 1946 seçimleriyle gerçekleştirildi. Seçimlerden sonra ekonominin kamulaştırılmasına hız verildi. Kamulaştırma, sanayide, ticarette ve bankacılıkta çok daha kısa sürede gerçekleştirildi, tarımda ise nispeten biraz daha uzun sürdü. Bu farklılık iki kesimin özelliklerinden dolayı böyle gelişti. Fakat Bulgar ekonomisindeki kamulaştırma hareketi öteki sosyalist ülkelere kıyasla daha hızlı gelişerek kısa sürede tamamlandı. Bu olayda 1947 yılında Bulgar parlamentosu tarafından sanayi müesseseleri ve bankaların millileştirilmesi ile ilgili kabul edilen yasanın büyük rolü oldu. Yasanın kabul edilmesi ile sanayi işletmeleri, yanı sıra bir çok zanaat işletmesi ve banka millileştirildi.

Bunların arkasından iç ve dış ticaret ve ulaştırma devletin eline geçti. Özel dış alım ve dış satım kuruluşları ortadan kaldırıldı ve özel kesimin toptan ticaretine son verilerek kamulaştırma işi tamamlanmış oldu. 1949 yılı sonu ve 1950 yılının başında özel kesimin perakende ticaret yapma hakkı da kaldırıldı, bu işleri devlet işletmeleri ve tüketim kooperatifleri üstlendiler. Böylece endüstri ve ticaret alanında sosyalist sektör egemen duruma sokuldu ve 1956'da artık sanayi üretiminin yüzde 97.7'si, perakende ticarette de yüzde 99.5'i burada toplandı.

Tarımda da örgütlenmeye gidildi. Bu örgütlenmenin ağırlık payları farklı olmakla birlikte birinci aşamada kolektif tarım işletmeleri olan Emek Kooperatif Tarım İşletmeleri (TKZS) ve Devlet Tarım İşletmeleri (DZS), İkinci aşamada ise (1970'lerden sonra) Tarım Sanayi Kompleksleri (APK) oluşturuldu. Emek Kooperatif Tarım İşletmelerinin kurulması düşüncesi daha 1945'te ortaya atıldı ve uygulama sınırlı çevrelerde rağbet gördü. Türk köylüsünün büyük kısmı küçük işletmelerinde güç durumda da olsa bu uygulamaya hiç de sempati duymadı. Türk köylüsünü Tarım Kooperatif İşletmelerine celbetmek ve sosyo-ekonomik sorunlarının çözülmesi için
yoğun çalışmalar yapıldı ve önemli kararlar alındı.33 Bakanlar Kurulu, bu nüfusun yoğun olduğu yörelerde il belediyelerin çalışmalarını yönlendiren bir dizi kararlar aldı. Şumnu ili için 25 Temmuz 1951 tarih ve 865 sayılı, Hasköy ili için 6 Eylül 1951 tarih ve 1096 sayılı, Varna ili için 19 Aralık 1951 tarih ve 1526 sayılı ve Rusçuk ili için 8 Nisan1952 tarih ve 309 sayılı kararnamelerle, Bulgaristan, Tüklerinin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik geri kalmışlığın giderilmesi, kültür ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için bir dizi önlem alındı.34 Bulgaristan Türk köylülerin kooperatifçiliğin avantajları konusunda ikna edilmesi için, Bakanlar Kurulunun 20 Temmuz 1951 tarihli kararıyla Tarım Bakanlığı Bulgaristan Türklerinin yaşadığı yörelerde Tarım Kooperatif İşletmeleri'nden birini her şeyi ile örnek kooperatif durumuna getirmekle görevlendirildi.35 Koşukavak'ta Vransko, Mestanlı'da Penkovtsi, Kırcaali'de Maslinovo, Balpınar'da Glojevo, Dulovo'da Pravda, Kemallar'da Zdravets, Rusçuk'ta Semercievo, Razgrad'da Ostrovo, Silistre'de Profesör İşirkovo, Bela'da Pomen, Şumnu'da İzgrev köylerindeki tarım kooperatifleri örnek kooperatif ilan edildiler.36 Bu tarım kooperatiflerine devlet karşılıksız yardımda bulundu.37 Ayrıca Tarım Bakanlığı, Bulgaristan Türklerinin yaşadığı yörelerde mevcut Tarım Kooperatiflerinin geliştirilmesi için kredi verilmesi, Türk gençlerinin muhasebe, yöneticilik, traktör, kamyon kullanma kursları gibi kurslara gönderilerek Tarım Kooperatiflerinde istihdam edilecek personelin yetiştirilmesi gibi önlemler belirledi.38 Ancak Bulgaristan Türk köylülerin büyük çoğunluğu Tarım Kooperatiflerine girmeyi reddetti. 1950 yılı sonlarında kooperatifler işlenebilir toprağın yüzde 51.1'i ve ülkedeki köy hanelerinin yüzde 47.9'unu kapsamışken, bunlara dahil olan Bulgaristan Türk köylüsünün oranı yüzde 5-6'da kaldı.39 Kooperatiflere girenler ancak fakir köylüler oldu. Orta halli Türk köylüleri, kooperatiflere girmede tereddütlü davrandı. Bu durum birkaç yıl böyle sürdü. Komünist Partisi'nin Beşinci Kongresi (1948) kararları doğrultusunda bundan sadece 2-3 yıl sonra kaba güç kullanılarak kooperatifleştirmede "kitleleştirme" hareketi başlatıldı ve bunun neticesinde 1959 yılında toprağın yüzde 96'sı kooperatifleştirildi. Kooperatifleştirme politikası en çok Bulgaristan Türklerini etkiledi, çünkü yüzde 90'ı tarımla uğraşıyordu. Türklerin özel mülkiyeti kolektifleştirilince kendi tarlalarından, bağlarından, bahçelerinden, şehirdeki Türkler ise kendi özel dükkanlarından, atölyelerinden, işletme yerlerinden yoksun kaldılar. Türklerle Bulgarlar aynı kooperatiflerin üyesi ve işçisi oldular. Tarım ve meslek kooperatiflerinden artakalan Türk nüfusu, özellikle gençler, başka sektörlere yöneltildi. Bu da kırsal alanlardan kentlere doğru, Türk bölgelerinden başka bölgelere doğru sürekli bir göçe neden oldu. 1956-1965 döneminde göç 108.828 Bulgaristan Türkünü kapsadı. Bunlardan 10.718'i kentlerden, 98.110'u köylerden başka yere göç ettiler. 1965-1975 döneminde ise 13.277'si kentlerden, 96.422'si köylerden olmak üzere 109.699 Türk bir yerden başka yere göç etti. Dolayısıyla 1956-1975 yılları arasında Bulgaristan'da toplam 218.527 Türk yer değiştirdi. Bunlardan 144.431'i bulunduğu ilin hudutları içindeki kentlere ve köylere, 74.096'ı ise değişik illerin köy ve kentlerine göç ettiler.40 Yaşanan bu iç göçü sonucu pek çok Bulgaristan Türkü sanayi, ulaştırma, inşaat ve diğer sektörlerde çalışmaya başladı, fakat bu kitlenin de belirli yerlerdeki nüfus yoğunluğu bir ölçüde kırıldı. 1956-1975 döneminde çalışan Türk nüfusu sektörlere göre Tablo 4'teki gibi bir gelişme gösterdi.

Tablo 4'ten görüldüğü gibi, bu göç dalgası tarım sektöründe çalışan Türk nüfusunda bir azalma ortaya çıkardı. 1956-1975 döneminde bu sektörde istihdam edilen Türklerin aktif nüfusunda üçte bir düşüş oldu ki, bu nispi payın yüzde 84.3'ten yüzde 56.1'e düşmesi sonucunu doğurdu. Aynı zamanda sanayi sektöründe istihdam edilen işçilerin hem mutlak sayısında, hem de nispi payında artış oldu. 1956'da sanayi sektöründe Türk işçi yüzdesi 6.8 iken 1975'te 3 kat artarak yüzde 20.9'a yükseldi. Böylece 1975 yılında Bulgaristan Türk aktif nüfusun beşte biri değişik sanayi dallarında çalışma imkanı buldu. Ayrıca Bulgaristan Türklerinin işçi kesiminde ortaya çıkan yeni bir olumlu gelişme de, bu işçilerin, üretim araçları üretiminde, elektronik, haberleşme, gemi inşaatı gibi önemli ve gelecek vaat eden dallarda çalışmasıdır. Böylece Bulgaristan Türk işçilerin meslek yapısında da değişiklik oldu.

Bunun nedeni, üretimin mekanizasyonu ve otomasyonu yanı sıra Türk işçilerin eğitim düzeyinin artmasıdır. Buna bağlı olarak özel uzmanlık gerektiren işlerde istihdam edilen Bulgaristan Türk işçi sayısında da hızlı artış oldu.

Sanayi sektöründe en fazla Türk işçisi makine imal ve metal işletme sektöründe istihdam edildi. Bu işçilerin 1956 yılında sayıları 3162 iken 1975'te 5.5 kat artarak 17.423'e çıktı. Gıda sanayide çalışanların sayısı 1956'da 4594 iken 1975'te 3 misli artış göstererek 13.284'e yükseldi, tekstil sanayide rakamlar 1929 iken 5.5 misli artışla 10.541 oldu. Kimya sanayide 199'dan 3.147'ye yükseldi. Metalürjide 1.785'den 1.5 kat artarak 2.368'e ulaştı.

Kimya sanayiinin gelişmesi, kimyasal maddelerin tarımda yaygın biçimde kullanılması, kimya, kauçuk ve petrol sanayiinde çalışan Türk işçilerinin sayısının artmasına neden oldu. 1965-1975 döneminde bu sektörde istihdam edilen Türk işçilerin sayısı 5 kat arttı. Hafif sanayi sektöründe çalışan Türklerin sayısı da artış eğilimi gösterdi. Tekstil dalında 1965'te 2.262 kişi çalışırken 1975'te 3.5 misli bir artışla 7.974 kişiye ulaştı.

Terzilerde artış 5 misli, ayakkabıcılarda 2 misli, gıda sanayiinde çalışanlarda 1.5 misli oldu. Diğer hafif sanayi dallarında istihdam edilen Türk işçilerin sayısı da benzer şekilde artış eğilimi gösterdi. Türk işçilerin ağır ve hafif sanayi dallarına yönelmesi, onların teknik bilgilerinin ve özgüvenlerinin artmasına neden oldu.

Binlerce Bulgaristan Türk kadını da erkeklerle birlikte sanayi sektöründe çalışmaya başladı. 1975'te sayıları 1956'ya göre 10 kat, 1965'e göre 3 kat arttı. 1975'te tekstil sanayiinde 8.481, gıda sanayiinde 7.384, makine imalâtı ve metal işletme sanayiinde 3.588, kimya sanayiinde 1.538 vs. Türk kadını çalışıyordu. 1975'te sanayide istihdam edilen Türk işçilerinin 33.019'u, yani yaklaşık yüzde 44'ü Türk kadınlarından oluşmaktaydı.

İnşaat sektöründeki Türk işçilerin sayısında da bir hayli artış oldu. 1975'te bu sektördeki Türk işçilerin sayısı 1956'ya oranla 7 kat ve 1965'e oranla 1.5 kat arttı. Bilhassa armaturistci (demir-beton inşaatı mütehassısı), sıvacı, betoncu (beton işleriyle uğraşan kimse), mozaik işçisi, boyacı, marangoz vs. işçilerin sayısı çok arttı. 1956'da bu gibi inşaat işçilerin toplamı birkaç bini aşmaz iken 1965'te onların sayısı 21.545'e, 1975'te 26.731 kişiye ulaştı.

Değişik sektörlerdeki olumlu gelişmeler ulaştırma sektöründe de görüldü. Kara ve demiryolu taşımacılığında çalışanların sayısı 1956'da 173 iken 1965'te 2.903'e, 1975'te 11.431'e yükseldi. Sadece şoför sayısı 1956'da yüz civarında iken 1965'te 2.526'ya, 1975'te 9.980'e ulaştı. Deniz ulaşımında çalışanların sayısı da az değildir. Ticaret ve hizmet sektöründe çalışanların sayısında da artış oldu. 1965 yılında bu sektörde istihdam edilen Türklerin sayısı 4.407 iken 1975 yılında iki kat artarak 9.297'ye ulaştı.

Bulgaristan Türklerinin yaşadığı yörelerdeki sosyo-ekonomik değişiklikler, tarım sektöründe çalışan Türklerin sayısında ve dağılımında da bazı değişikliklere neden oldu.

Tablo 5:Tarım Sektöründe İstihdam Edilen Aktif Türk Nüfusunun Uğraş Türlerine Göre Dağılımı*

UĞRAŞ TÜRLERİ 1965 1975

1. Tarımsal bitki yetiştirme

birim başkanları 843978
2. Traktör birimleri başkanları 6370
3. Hayvan yetiştirme birim
başkanları 248281
4. Grup başkanları 1133 563
5. Traktör sürücüleri 4466 10996
6. Eker biçer sürücüleri 145560
7.Tarım makinaları kullananlar 1311 563
8. Bitki yetiştirenler 232188 153430
9. Hayvan yetiştirenler 18800 17874
10. Belirgin olmayan tarımsal
uğraşı olanlar 143315 4553

TOPLAM 273512 189957

Kaynak: düzenlenmiştir. Tablo,1.12.1965 ve 2.12.1975 nüfus sayımı sonuçlarına göre Veriler, 1975'te tarım sektöründe istihdam edilen Bulgaristan Türklerinin sayısının yüzde 56.1 olduğunu ortaya koymaktadır. Yani Bulgaristan Türklerinin yine büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır. Tabi 1975 yılında 1956 yılına kıyasla bu sektörde çalışan Türklerin yüzde 31 oranında azaldığı da görülmektedir. Bu azalma son yıllarda tarımda makinalaşmanın hızlı olduğu bitki ve hayvan yetiştirme dallarını kapsamaktadır. Bulgaristan Türklerinin yaşadığı köylerde de tarımda makinalaşmanın etkili olması, işlerin bölünmesini ve daha gelişmiş mesleki yapının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu da tarım sektöründe çalışanların uzmanlaşması sonucunu doğurmuştur. Tarım sektöründe çalışan Bulgaristan Türklerinin sayısında azalma gözlenirken, örneğin traktör kullananların sayısı %246 oranında, eker-biçer kullananların sayısı da %386 oranında artmıştır. Böylece bu kesim, sanayi tipi üretim kültürünü köye taşımıştır.

Bulgaristan Türkleri üretim alanı yanısıra sosyal hizmetler alanında da yer almıştır. Fakat bu pay onların sosyo-ekonomik yapısında çok düşük nispeti teşkil etmektedir. Verilere göre 1956-1965 döneminde aktif Türk nüfusunun yüzde 96'sı üretim alanında istihdam edilirken 1975'te bu oran yüzde 93.7'e düşmüştür. Sosyal hizmetler alanında ise bu kitlenin aktif nüfusunun payı yüzde 4'ten sadece yüzde 6.3'e yükselebilmiştir. Ülke ortalamasına göre bu pay çok düşük olmakla birlikte gelişmesi için özen gösterilmemiştir.

Genel olarak 1980 yılların sonuna kadar Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik yapısı işçi ve kooperatif üyesi köylüler şeklinde iki grupta yoğunlaşmaktadır. Bu iki grup çalışan toplam Türk nüfusun yüzde 94'ünü oluşturmaktadır. Bu da Türklerin Bulgaristan için ne kadar büyük bir işgücü teşkil ettiğini kanıtlamaktadır. Bulgaristan Türklerinin sosyal yapısındaki değişiklikler Tablo 6'da daha açık bir şekilde görülmektedir.

Verilere göre, aktif nüfus arasında işçi sosyal grubuna dahil olanların sayısı daimi bir artış göstermiştir. 1956'da sayıları yüzde 14.6 iken 1975'te yüzde 64.4'e çıkmıştır. Bu aşırı artışın nedeni son sayımda Tarım-Sanayi Kompleksi (APK) şeklinde örgütlenmiş birliklere üye olanların da işçi grubuna dahil edilmesinden kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Türklerin aktif nüfusu içinde işçi sosyal grubunun nispi payı artmaktadır. Diğer sosyal grupların gelişmesi ise farklı eğilim göstermektedir. Onların mutlak sayısı ve nispi payı daimi olarak azalma göstermektedir. Mesela Türk kooperatif üyesi köylülerin nispi payı 1965'te 68.1 iken 1975'te 29'a düşmüştür. Bu da Bulgaristan'ın sosyo-ekonomik gelişmesinden kaynaklanan tabii ve kaçınılmaz bir eğilimdir.

1956-1975 döneminde Bulgaristan Türkleri arasında aydınlar grubunda da gelişme kaydedilmiştir. Bu gelişme, 1960'lı yılların sonuna doğru 8 yıllık temel eğitimini bitiren Bulgaristan Türk öğrencilerin büyük kısmının üst dereceli eğitim kurumlarına devam etmelerinden kaynaklanmaktadır.41 Temel eğitimi bitirenlerin çoğu meslek okullarına, üniversiteye devam etmek isteyenler ise teknik ve iktisadi eğitim kurumlarına yöneltilmişlerdir.42 Amaç, bu kitlenin içinden üretimde yerini alacak aydınların yetiştirilmesidir.

1970'li yıllarda eğitim öğretim alanında Bulgaristan Türklerini ilgilendiren daha da köklü değişiklikler yapılmıştır. 1975 yılında, 8 yıllık temel eğitimi bitiren Bulgaristan Türk çocukların Kırcaali ilinde yüzde 92'si, Eskicuma, Razgrad ve Şumnu illerinde yüzde 95'i tahsillerine üst dereceli eğitim kurumlarında devam etmişlerdir. 1957-1958 ders yılında, 3371 'i liselerde, 1436'sı pedagoji okullarında olmak üzere toplam 110.291 Türk öğrencisi eğitim görürken, 1962-1963 yılında bu rakam 152.203'e çıkmıştır. Bunlardan 2268 genç orta dereceli teknik okullarında, 2953 öğrenci sanayi-meslek okullarında ve 2000'den fazla öğrenci ise liselerde eğitimini sürdürmüşlerdir.

1970-1971 ders yılında ilk, orta ve yüksek eğitim kurumlarında öğrenim yapan Bulgaristan Türk öğrencilerin toplam sayısı 181.279, anaokuluna giden Türk çocukların sayısı da 50.554'dür. Lise, meslek lisesi ve teknik okullara devam eden Türk öğrenci sayısında da önemli artış olmuştur. 1957­1958 ders yılında bu okullara giden Bulgaristan Türk öğrenci sayısı 6 bin dolayında iken, 1970-1971 öğretim yılında 3 kat artarak 21.617'ye çıkmıştır. Bunlardan 8178'i eğitimini meslek okullarında, 5031'i meslek-teknik okullarında, 4654'ü teknik okullarında ve 3754'ü politeknik (lise) okullarında eğitimine devam etmişlerdir. Aynı ders yılında yüksek okullarda ve ön lisans düzeyindeki okullarda da 795 öğrenci eğitimini sürdürmüşlerdir.43 Bütün bu gelişmeler, Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyinin artmasını sağlamıştır.

1956, 1965 ve 1975 yıllarında 8 ve daha büyük yaşlardaki Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyine göre dağılımı: (Tablo 7'de verilmiştir)44

Veriler, Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyinin ağır da olsa yükseldiğini göstermektedir. Bu gelişimin bir sonucu olarak Türkler arasında bir aydın kesimi de oluşmuştur. 1965 yılında 10.265 öğretmen, mühendis, tekniker, ziraat mühendisi, doktor ve diğer uzmanlar ekonominin değişik sektörleri ile eğitim ve kültür alanında görev almışlardır. 1966 yılı sonunda 14 bin olan Bulgaristan Türk aydınların sayısı 1975 yılı sonunda 31.961'e ulaşmıştır. Özellikle üretimi doğrudan doğruya yöneten, ekonomide yenilik yaratan aydınların sayısı

hızlı artış göstermiştir. Örneğin 1975 yılında, Bulgaristan Türkleri arasında yetişen mühendis ve teknik eleman sayısı 1965'e göre 3 kat, ziraat mühendisi, zoomühendis, veteriner sayısı 2 kat, bilim ve sosyal hizmetler uzmanların sayısı 1.5 kat, doktor, diş hekimi, eczacı, hemşire, ebe ve sağlık memuru sayısı 3 kat, muhasebeci sayısı 3 kat artmıştır.45 Bu aydın kesimin Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısında önemli yeri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bulgaristan Türklerinin genel kültür gelişiminde okuma evlerin, tiyatro, sinema, müze ve kütüphane gibi kültürel kuruluşların da önemli yeri olmuştur. Bilhassa Bulgaristan Türklerinin kitaba bakış açısı değişmiş, kitap iş ve toplum yaşantısında değerli yardımcı olarak görülmeye başlanmıştır.

Amatör sanat etkinliklerine katılım da, Bulgaristan Türklerinin kültürel yaşantısında gelişmenin bir başka göstergesidir. 1958'de değişik sanat etkinliklerinde bulunanların sayısı 10 bin iken, 1962'de 13.200'e, 1966 yılında ise sadece Kırcaali ve Şumnu illerinde bu rakam 25.350'ye çıkmıştır.46 Kırcaali, Razgrad ve Şumnu'daki Türk tiyatroları ve özellikle bu tiyatrolara bağlı hafif müzik toplulukları etkinlikleri ile Bulgaristan Türklerinin kültür hayatında önemli katkıda bulunmuşlardır. Bulgaristan Türkleri, okuma evleri ve kütüphanelerce düzenlenen konferans, resital ve yarışma gibi organizasyonlara da katılmışlardır. Onlar bu manevi değerlere sadece ilgi göstermekle kalmayıp, bu değerleri yaratan kişiler olarak toplumda yerini almışlardır.47

Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik ve kültürel hayatında bütün bu gelişmeler, onların sosyal yaşamında da büyük değişimlere neden olmuştur. Daha önce Türkler Bulgarlardan her bakımdan ayrı ve uzak, kendi içine kapalı bir topluluktu. İki halk arasındaki ilişkiler asgari düzeydeydi. Türkler, çoğunlukla ayrı bölgelerde, ayrı köylerde, ayrı mahallelerde yaşıyordu. Türklerle Bulgarların karışık olduğu yerlerde de Türklerin iş yerleri, eğlenme-dinlenme yerleri, eğitim-öğretim kurumları Bulgarların kurumlarından ayrıydı. Türkler kendi yaşayış biçimini titizlikle korudukları gibi, Bulgarlardan uzak durmak konusunda da pek duyarlıydılar. Ancak kentlerde Türklerle Bulgarlar arasında bir ölçüde iş ilişkisi vardı. Fakat komünist rejimi Bulgaristan Türklerinin bu içe dönük, kapalı yaşamını da alt üst etti. Ekonomik kaynaştırma veya erime yoluyla, karşılıklı sosyal ilişkiler en ıssız köylere kadar genişletilip derinleştirildi. Kentlerde bulunan zanaat ve meslek sahipleri kooperatifler içinde kaynaştırıldı. Tarım ve meslek kooperatifleri içinde kaynaştırılamayan Türk nüfusu ise başka bölgelere, başka sektörlere kaydırılarak Bulgar çoğunluğu içine serpiştirildi. Bununla Türklerin Bulgar çoğunluğu içinde asimile edilmesi istendi. Bu politika 1980'li yılların sonuna kadar böyle devam etti.

1989 yılının son aylarından itibaren Bulgaristan hızlı bir siyasi değişim süreci yaşamaya başladı. Bu değişim 10 Kasım 1989'da diktatör Todor Jivkof rejimine son verilmesi ve iktidarın reformcu güçler tarafından ele geçirilmesi ile mümkün oldu. O günden bu yana Bulgaristan'ın sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi hayatında bir çok değişiklik oldu. İlk önce Bulgar Komünist Partisi'nin iktidar tekeline son verildi ve çoğulcu parti sistemine geçildi. Bununla birlikte ülkenin içinde bulunduğu ağır ekonomik durumdan kurtarılması için sosyalist ekonomik sisteminden, serbest piyasa ekonomik sistemine, kamulaştırmadan özelleştirmeye geçildi. Ayrıca Jivkof yönetiminin Bulgaristan Türklerine uyguladığı soykırımı politikasının sonucu olarak Mayıs 1989-Mayıs 1990 tarihleri arasında vizeli ve vizesiz 345.960 Bulgaristan Türkü zorunlu göçe tabi tutuldu. Bunlardan 133.272'si aynı dönemde geri dönüş yaparken 212.688'i Türkiye'ye yerleşti. Bunların yüzde 31.7'si işçi, 10.6'sı memur, kalanları ise diğer sosyal

gruplara mensup kişilerdi. Buna rağmen Bulgaristan'da 1992 sayımlarına göre 800.052 Türk nüfusu kaldı. Bunların yüzde 31.6'ı şehirlerde, yüzde 68.4'ü köylerde oturmaktadır. Toplam nüfusun yüzde 51.4'ünü 30 yaşın altındaki grup, yüzde 37'sini 31-59 yaşındaki grup, yüzde 11.6'nı ise 60 yaşın üzerindeki grup oluşturmaktadır.48 Bu dönemde Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyinde de önemli değişiklikler oldu. 1975 yılı sayımlarından yedi yıl sonra, 1992'de yapılan sayımlara göre, ilkokulu bitiren Türklerin nispi payı yüzde 24.2'ye, 8 yıllık temel eğitimi bitirenlerin nispi papayı yüzde 40.6'ya, orta eğitimi (lise, meslek teknik okullarını) bitirenlerin nispi payı yüzde 15.8'e, önlisans ve lisans eğitimi görenlerin nispi payı yüzde 1.2'ye ulaştı. İlkokulu bitiremeyenlerin ve eğitim seviyesini belirtmeyenlerin nispi payı 10.7'ye, okur yazar olmayanların nispi payı ise 7.4'e geriledi.49 Bütün bu gelişmeler, 1990 yılı başlarından itibaren Bulgaristan'ın ve Bulgaristan Türklerinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısında yeni bir yapılanma döneminin başlangıcı oldu.


1 Bilâl. N. Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Ankara, 1986, s. 18.
2 Bilâl. N. Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri, Belgeler, 1970, Cilt II, s. CLXVIII; Vakit Gazetesi,sayı 970, 4.07.1878.
3 Vakit Gazetesi, s. 945, 9.06.1878, s. 966, 30.06.1878.
4 Vakit Gazetesi, sayı 966, 30.06.1878.
5 100 Godini Bılgarska İkonomika (Yüzyıl Bulgar Ekonomisi), Sofya, 1978, s. 29, Tablo 5.
6 Tatar ve Çerkez köylerinin dahil olduğu belirtiliyor.
7 Nikolay Todorov, Balkanskiyat grad XV-XIX vek. (XV-XIX. Asırda Balkan Şehri), Sofya, 1972, s. 376-377.
8 İstoriya na Bılgariya (Bulgaristan'ın Tarihi), Sofya, 1987, Cilt 6, s. 41-42, 48.
9 Tevfik Bıyıklıoğlu, Trakya'da Milli Mücadele, Ankara, 1987, Cilt 1, s. 28.
10 Russkaya Starina, Ağustos 1895, T. LXXXIV, s. 56-57.
11 Russkaya Starina, Ocak 1896, T. LXXXV, s. 68-69; Bu görüşmenin protokolleri için bz, Sbornik ofitsialnih rasporâjeniy i dokumentov po Bılgarskomu krayu,Vıpusk IV, s. 3 - 9.
12 Bilâl. N. Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri. s. CLXXV.
13 N. G. Levintov, Agrarnie Otnoşeniya v Bolgarii Nakanune Osvobojdeniya i Agrarniy perevorot 1877-1879 Godov, Osvobojdenie Bolgarii ot Turetskogo İga. Sbornik Statey, AN SSSR, 1953, s. 134 - 221.
14 G. D. Todorov, Vremennoto Rusko Upravlenie v Bılgariya prez 1877-1878 g., Sofiya, 1958.
15 L. Berov, İkonomiçeskite Posleditsi ot Ruska-Turskata Voyna
prez 1877 - 1878 g., Osvobojdenieto na Bılgariya ot Turskoto İgo, 1878-1958, Sbornik Statii, Sofiya,1958.
16 J. Natan, Stopanska İstoriya na Bılgariya, Sofiya, 1958.
17 Bilâl. N. Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri. s. CLXXIII -CLXXIV, CLXXVII, CLXXVIII.
18 J. Natan, Stopanska İstoriya na Bılgariya (Bulgaristan'ın İktisadi Tarihi), Sofya, 1981, s. 220, İstoriya na Bılgariya, 1987, Cilt 6, s. 454-455.
19 J. Natan, Stopanska İstoriya na Bılgariya..., s. 222.
20 Bilâl. N. Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri..., s. CLXXVIII.
21 SDİA (Merkez Devlet Tarih Arşivi), fond. 453, opis. 2, a.e. 12.
22 1920 yılı sayımlarına göre, 520. 339 kişiden oluşan Türk nüfusunun 450. 013'ü köylerde, 70. 326'sı şehirlerde oturmaktaydı.
23 Çiftçi Bilgisi, sayı 1, 23. 01. 1919.
24 Statistiçeski Godişnik na Bılgarskoto Tsarstvo, Sofiya, 1933, s. 34.
25 Rehber, sayı 55, 3.01.1930.
26 Tablodaki rakamlara Güney Dobruca'daki Türkler ve toprakları dahil değildir. Onlar 1913'ten 1940 yılına kadar Romanya sınırları içindeydi.
27 SDİA, (Merkez Devlet Tarih Arşivi), fond. 210, opis. 1, a.e. 2199.
28 SDİA, (Merkez Devlet Tarih Arşivi), fond 453, opis. 2, a.e. 225,s. 1-17.
28 29 Statistiçeski Godişnik na Tsarstvo Bılgariya, Sofiya,1938,
30 SDİA, (Merkez Devlet Tarih Arşivi), fond. 453, opis. 2, a.e. 225, s. 1-17.
31 Rezultati ot Prebroyavaneto na Naselenieto. T. I. Demgrafski Harakteristiki, 1994, s. 106, tabl. 9.
32 1934 sayımlarına göre Bulgaristan Türklerinin nüfusu (Güney Dobruca hariç) 618. 268 kişi olarak gösterilmektedir. Bu rakama Müslüman Pomak Türkleri, Müslüman Çingeneler, Tatarlar, vs. dahil değildir. (SDİA, fond, 453, opis. 2, a.e. 225, s. 1-17).
33 SDA na NRB (Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Merkez Devlet Arşivi), fond. 89, opis. 51, a.e. 68, s. 3-4.
34 SDA na NRB, fond. 136, opis. 7, a.e. 435, s. 18-21; a.e. 547, s. 14-15; a.e. 741, s. 25-28.
35 SDA na NRB, fond. 136, opis. 7, a.e. 435, s. 21.
36 OPA-Haskovo, fond. 1, op. s. 1, a.e. 92, s. 82; SDA na NRB, f ond. 89, opis. 51, a.e. 68, s. 5.
37 OPA-Ruse (Sancak Parti Arşivi), fond. 2, opis. 1, a.e. 582, s. 51; a.e. 681, s. 38.
38 SDA na NRB, fond. 89, opis. 51, a.e. 68, s. 3-4.
39 SDA na NRB, fond. 28, opis. 6, a.e. 14, s. 1-3.
40 Veriler Bulgaristan'da 1.12.1965 ve 2.12.1975'te yapılan nüfus sayımı sonuçlarından alınmıştır.
41 SPA, (Merkez Parti Arşivi), fond. 254, opis. 6, a.e. 164 - a; Halk Gençliği, 9.06.1967.
42 Bületin na Ministerstvoto na Narodnata Prosveta, 1969, sayı 8-9, s. 42-48.
43 Hüseyin Memişev, Zadrujno v Sotsialistiçeskoto
Stroitelstvo na Rodinata, Sofiya, 1984, s. 188-189.
44 Tablo 1.12.1956,1.12.1965 ve 2.12.1975 resmi nüfus sayımlarına göre düzenlenmiştir.
45 Hüseyin Memişev, Zadrujno v Sotsialitiçeskoto Stroitelstvo..., s. 190-191.
46 Hüseyin Memişev, Zadrujno v Sotsialistiçeskoto Stroitelstvo. , s. 192-193.
47 A.g.e., s. 194-195.
48 Rezultati ot Prebroyavaneto na Naselenieto. Demografski Harekteristiki, Tom I, s. 108, 194, Tom II, s. 106. Sofya, 1994.
49 A.g.e., T. I, s. 303, tablo. 36.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2527 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın